Türkiye İran olur mu? - [Ekrem Dumanlı]

Öteden beri Türkiye’de bir korku, bir endişe paylaşılır: Türkiye İran olur mu?
Konu aslında İran değil; İran’ının sembolize edildiği rejim değişikliği. Humeyni devriminden önceki ‘laik’ ve ‘Batıcı’ görüntünün İran’da nasıl kökten yıkıldığını, zaman içinde mollaların dar bir kafa ve bağnazlıkla nasıl bir diktatörlük kurduğunu bilenler hep Türkiye İran olur mu diye endişe taşıdı.
Bugüne kadar aydınların büyük bir kısmı bu soruya ‘Hayır, Türkiye İran olmaz’ cevabını verdi. Sebepleri saymakla bitmez bu net cevabın: Türkiye’nin acı dolu demokrasi tecrübesi ve demokratik kazanımları, coğrafi ve kültürel durumunun ona sağladığı özgürlükçü yol, çok sesli ve çok kimlikli yapısı, İslam inancının hoşgörü içinde temsil edilmesi, laiklik ilkesinin dindarların önemli bir kısmı tarafından bile benimsenmiş olması, dinin siyasete alet edilmesine halkın sıcak bakmıyor olması, radikal grupların yıllar boyunca Türkiye’de taban oluşturamaması gibi onlarca neden sayılır ve şu sonuca varılırdı: Türkiye İran olmaz; olamaz. İşin doğrusu ben de çeşitli realitelere binaen ‘Türkiye İran olmaz’ diyenler arasında yer alıyordum yıllardır. Ancak ne yazık ki meselenin hiç de o adar basit olmadığı (son bir kaç yıldır yaşananlar nedeniyle) ortaya çıkıyor. Avrupa Birliği yolunda reform üstüne reformalar yapılırken demokratikleşme sürecinin tersine çevrilemeyeceğini düşünen herkes gibi ben de yanılmışım. Manzara vahim. Bu gidişatla Türkiye en acımasız Ortadoğu rejimlerini bile geride bırakır, yobazlık devlet zırhına bürünerek herkesi esir alabilir. Hatta belli bir oranda almıştır bile.
Son yıllarda el konan gazetelere televizyonlara sesini çıkarmayanlar tek sesli Türkiye’nin bir gün herkesi rehin alacağını fark edemedi. Kayyımlar yoluyla medyaya el koyanlar şimdi aynı haydutlukla partilere, özel mülklere darbe üstüne darbe vuruyor ve bu sivil darbeye itiraz edecek sesler artık duyulamıyor. Türkiye bir günde gelinmedi bu noktaya. İtiraz eden herkes zamanla susturuldu.
Gezi olayları, 17-25 Aralık sonrası yaşananlar, açılım sürecinin çatışmayla sonlandırılması, 15 Temmuz darbe teşebbüsü gibi hadiseler, baskıcı bir rejim arayışının bahaneleri oldu. Şimdi memlekette ne demokrasi kaldı ne hukuk. Yargıya güven dibe vurdu. Toplumsal barış her geçen gün biraz daha çürütülüyor. Şımarık ve mütecaviz iktidar odakları, her gün birilerini şeytanlaştırarak ‘cadı avı’ yapmaya devam ediyor.
15 Temmuz yeltenmesi belli ki iktidar tarafından tuzaklanmış ve planlanmış bir süreçti. Darbe gibi büyük bir insanlık suçunun lanetlenmesi toplumsal bir kenetlenmeye ve demokratik bir duruşa dönüşebilirdi. Öyle olmadı. Darbe gibi feci bir hadiseyi daha ilk dakikadan bir kesime yıkarak ve daha ilk gün binlerce insanı işinden gücünden mesleğinden ederek yola çıkanlar, belli ki rejim değiştirmeye yönelik planlarını çok önceden yapmışlardı. Yüz binden fazla insanı en küçük bir delil göstermeksizin darbeci ilan edenler aslında rejim değişikliğinin karşısında duranları tasfiye ediyordu.
Türkiye’de radikal örgütlerin önünde duran bütün engeller tek tek kaldırılmaya başlandı. Cemaatler de buna dahil. Şimdi toplumun her kesimi üzerinde korkunç bir baskı var.
Peki Türkiye nereye gidiyor? Nereye götürülüyor? Hedeflenen noktaya ulaşabilmek için hangi tezgahlar kuruluyor? Polis ve istihbarat devleti olma yolunda hangi adımlar atıldı, atılıyor? Sıra kime geliyor?
Daha doğrusu kime gelmiyor ki?
Ahmet Altan ve Mehmet Altan’ı günlerdir bayram boyunca gözaltında tutan dar zihniyet, hukuk adına hukuksuzluk icra ederek gözaltı süresini uzatmış. Zulmü daha da artırabilmek için havayı kokluyor.
Şort giydi diye bir genç kıza otobüste tekme atılıyor.
‘Halkın oylarıyla’ seçilmiş belediyelere kayyım yoluyla el konuyor. Öteden beri ‘halk iradesi ve sandık’ edebiyatı yapanlar bugün ‘bal gibi’ sandığa el koyuyor. Türkiye dünyada en çok gazeteci tutuklayan ülkeler listesinin en tepesinde yer alarak akıl almaz bir utancı yaşıyor. İstihbarat fişlemeleri doğrultusunda insanlar tutuklanıyor, işkence alenen icra ediliyor, zulüm Diyanet de kullanılarak meşru hale getirilmeye çalışıyor…
Bir zamanlar sıkça tartıştığımız ‘Türkiye İran mı oluyor?’ sorusunun tekrar sorulması gerekiyor. Eminim onca yıl ‘Hayır!’ cevabı verenler bugün maalesef ‘Türkiye İran oluyor!’ demek zorunda kalacak.
Manzara ortada: Türkiye İranlaşıyor; İran Türkiyeleşiyor. Yani Türkiye içine kapanıp yolsuzluk ve baskılarla toplumu sıkboğaz ederken, İran dünyaya açılıyor ve bölgedeki boşlukları doldurmaya talip oluyor. Bu fasit çemberi kırmak halkın demokratik kazanımlara sahip çıkmasına bağlı. Asıl çetin imtihan da bu!
EKREM DUMANLI, 18.9.2016

Darbeyi kimler önceden biliyordu? - [Nazif Apak]

Kurtlar Vadisi (KV) yapımcıları 15 Temmuz’dan aylar önce ‘KV Darbe’ patentini almaya kalkışmış ya; pek çok kişinin aklına fena bir soru takılmaz mı: Darbeyi KV önceden biliyor muydu? Yapımcılardan tatmin edici bir cevap gelmedi. Benden söylemesi: Bu adres MİT’e dayanır. Bir zamanlar ‘cemaat’ ile de iyi görüşürdü bu ekip. Eşi cemaatin dershanesinde okuyan da vardı, çocuğunu cemaat okulları’na veren de. Ne var ki aralarındaki dostluk birilerini fena halde huzursuz etti.

Bir zamanlar SETA’da görev yapan ama daha sonra devlet karşıtı muhalif İslamcılıktan MİT müşavirliğine terfi eden Nuh Yılmaz devreye girdi ve KV senaryosuna katkıda (!) bulundu. Yılmaz’ın KV kadrosuna hükmetmesi Şaşmaz kardeşler arasında sıkıntıya da neden oldu.

Sizce de ilginç değil mi: 15 Temmuz akşamı pek çok işi arkadan organize eden Yılmaz idi. Basını bilgilendiriyor, Erdoğan’ı sağa sola cep telefonuyla bağlıyordu. KV aylar önce ‘darbe patenti’ almayı aklının ucundan bile geçiremez; tabi ki bir şartla: Diziye iki sezondur müdahale edip paralel safsatasını senaryoya yedirten MİT’in doğrudan müdahalesi ve gizlice bilgilendirmesi olmadığı sürece…

MİT darbe girişimi sonrası yaptığı ilk açıklama ile saat 16’yı açıkça itiraf  etti ve ‘gerekli makamları bilgilendirdiğini’ söyledi. Makam? En başta Hulusi Akar’ı bilgilendiriyorlar sonra Cumhurbaşkanlığını. Vaktiyle SETA’da hep beraber çalıştıkları İbrahim Kalın’a bilgi verilir de bu önemli istihbarat Erdoğan’a ulaşmaz mı hiç! MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile Hulusi Akar akşam saatlerine kadar darbe teşebbüsü ile ilgili durum değerlendirmesi yapıyor, sonra hiç bir tedbir almayan Akar odasında esir alınıyor(!).

Kalleş darbe baştan sona absürt işlerle dolu; TRT’ye 8 askerin gönderilmesi, Boğaziçi Köprüsü’nün tek yönlü trafiğe kapatılması, akşam saatinde darbeye kalkışılması… Amerikalılar boşuna ‘İlk başta bilgisayar oyunu sandık’ demiyor. Şaka gibiydi, çadır tiyatrosunu andırıyordu; ama siviller ölünce senaryo sahipleri endişe duymaya başladı.  Olayın şakaya sığmayan kısımları aydınlanınca bugün kahraman pozu verenler yarın adalet karşısında hesap vermeye mecbur kalabilir.

Kilit adam Hulusi Akar. O olmadan bu kadar general böyle saçma bir kalkışmanın içinde yer alamaz. Cemaat meselesi işin siyasi kumpası. Akşam gazetesi’nin nüshalarına bakın; Akar’ı açıkça paralel ilan etmişlerdi. Bu tez uzun zaman işlendi yandaş medyada. Hatta Erdoğan emekli etmeye kesinkes kararlıydı. Abdullah Gül eski arkadaşı ve hemşerisi sıfatıyla devreye girmese Akar çoktan emekli edilmişti. ‘Paralelci’ diye adı çıkmış Paşa ne olmuştu da tasfiyeden kurtarılmış, baş tacı edilmiş, nikah şahitliğinden Güney Doğu’daki hukuk dışı işlere kadar pek çok konuda Erdoğan’a yakın arkadaş olmuştu?

Bir de Perinçek Grubu var işin içinde. Aylar önce Rusya’ya giden heyetleri ‘Darbe olacak’ diyerek Putin’den Erdoğan ile barışmasını istiyor. Zaten Perinçek saklamıyor: 2 hafta önce darbe olacağını bildiklerini ifade ettik diyor. Perinçek’in bildiğini devlet yetkilileri bilmiyor muydu? Ankara’da hemen her muhabbetin ana konusu Temmuz’da darbe yapılacağı ile ilgiliydi. Beklenen her zamanki gibi Kemalist bir darbe idi. En zirvedeki bütün komutanların bu fikre sıcak baktığı söyleniyordu. Ankara kulislerini bilen gazetecilere sorun; herkes aynı şeyi söyleyecektir. Olay sanıldığı gibi gerçekleşmedi; en tepeden gizlice anlaşma yapılıp iktidara altın tepsi içinde sırlar ifşa edilince hiyerarşik eylem planı ‘Allah’ın lutfu’ olarak planlandı.

Darbe yapılacağı ilgili kişi ve birimler tarafından aylar öncesinden biliniyordu. Cemaate faturayı kesebilmek için A,B, C planları yapıldı; hepsinin de ortak özelliği cemaate sempati duyan kişileri bu kumpasın içine çekmek idi. Bu planın yürüyebilmesi için en zirvedekilerin bu işe hazır olduğu emir komuta zinciri içinde olayın gerçekleşeceği, buna karşı durmanın ülkeye daha büyük zarar vereceği pompalandı.

Plan ilk günden hazırdı: Ne yapıp edip cemaate ait kurumlara ve hareket sempati duyan insanların mallarına çökmek, on binlerce insanı hapse atmak; cemaati gözden düşürmek, itibarsızlaştırmak. Hatırlayın Fatih Altaylı’ya bir savcı gerekirse beşyüz bin kişiyi tutuklayacaklarını söylemişti ve 12 Eylül darbesini örnek vermişti. AKP-Perinçek hattı on binlerce insanın tutuklanması için darbe şartlarının gerekliliğine inanıyor ve atmosferin oluşması için senaryolar arıyorlardı.

Senaryo! Sadece Kurtlar Vadisi değildi darbeden aylar önce bilgi sahibi olan. Camilerde sala okunmasından sokaklara adam dökülmesine kadar ince bir simülasyon yapılmıştı. O subay doğru söylüyor: Erdoğan’ı güya teslim almaya gidiyorlardı ama saatlerce bekletiliyorlar, o ayrıldıktan sonra binaya saldırmaları emrediliyordu. Uçak havada dolaşıyor ama dokunulamıyordu, uçak hava alanına gelirken asker alanı terk ediyordu.

Bu mevzuun daha gizemli ayrıntıları var; onları da yavaş yavaş deşifre etmek gerekiyor.

Ha bu arada; siz siz olun, sakın işi bilen bir AKP’linin yanında ‘Darbeyi yapanın da planlayanın da göz yumanın da Allah belasını versin’ demeyin. Geçenlerde biri bir AKP yetkilisine öyle söyleyince adam dayanamadı : ‘Aman abi ne diyorsun sen; biz bunu biliyorduk hazırdık…’ deyiverdi.

Nazif Apak, 28.8.2016

Türlü türlü zulümlerden çeşit çeşit rahmetler - [Abdullah AYMAZ]

Üstad Bediüzzaman Hazretleri “İstirahatin nasıl? Halin nedir?” Sorusuna, Barla’dan şöyle cevap veriyor: “Cenab-ı Erhamürrahimin’e yüz bin şükrediyorum ki; ehl-i dünyanın bana ettiği türlü türlü zulümleri, çeşit çeşit rahmetlere çevirdi.

Şöyle ki: Siyaseti terk ve dünyadan çekilerek bir dağın (Vandaki Erek Dağı) mağarasında ahireti düşünmekte iken, ehl-i dünya zulmen beni oradan çıkarıp sürdüler. (Bir kış mevsiminde Ramazan gününde oruçlu ağız ile yayan yapıldak Korucuk Köyüne … Oradan Erzurum, İstanbul, İzmir ve Antalya üzeriden Burdur’a … Oradan Isparta’ya oradan da Barla’ya) Merhamet ve hikmet sahibi olan Cenab-ı hak, o sürgünü bana rahmete çevirdi. Emniyetsiz ve ihlası bozacak sebeplere maruz o dağdaki inzivayı; emniyetli ihlaslı Barla dağlarındaki halvete çevirdi. (Birinci Dünya Savaşında yaralanıp) Rusya’da esarette iken niyet ettim ve niyaz ettim ki ahir ömrümde bir mağaraya çekileyim. Merhametlilerin en merhametlisi olan Cenab-I Hak, bana Barla’yı mağara yaptı, mağara faydasını verdi. Fakat sıkıntılı mağara zulmetini zayıf vücuduma yüklemedi.”

“Hem ehl-i dünya bütün sürgün edilenlere vesika verdiği ve canileri hapisten çıkarıp affettikleri halde, bana –zulüm olarak- vermediler. Benim merhametli Rabbim, beni Kur’an’ın hizmetinde daha çok hizmet ettirmek, Sözler (Risale-i Nur) namıyla Kur’an nurlarını fazla yazdırmak için, dağdağasız bir surette beni şu gurbette bırakıp, bir büyük merhamete çevirdi.” (Mektubat, On Üçüncü Mektup, Birinci Sual)

Zulüm ambalajlı, ibretlik bir cebr-i lütfi. Dünyayı nurlandıracak eserler yazmaya namzet bir zat üç-beş talebesi ile inzivada iken bir dağ başından alınıp zorla bir kasabaya sürülüyor. Ama Sözler, Mektubat, Lem’alar gibi insanlığın muhtaç olduğu o müthiş şaheserleri yazıyor. Yazıyor ama kimsenin haberi yok. İlanatın yapılması, herkesin haberdar edilmesi gerekiyor. Bu reklam neyle yapılacak? Yine zalimler musallat oluyor, onu oradan alıp, gazete manşetlerinden haber vererek Eskişehir hapishanesine sürüyorlar…

Herkesin Risale-i Nurlardan haberi oluyor. Oradan alıp zulmen mecburi ikamet Kastamonu’ya sürüyorlar. Niçin? Çünkü Karadeniz bölgesinin ihtiyacı var. Mehmet Feyzi Efendi gibi seyyid, alim ve veli zatlar talebe oluyor. İnebolu kahramanları yetişiyor… Peki Ege’nin ihtiyacı yok mu?  Elbette var. Yedi sene sonra oradan alıp Denizli Hapishanesi’ne sevk ediyorlar.

Oradan da Ahmet Feyziler, Hasan Feyziler yetişip İzmir’e kadar o bölgenin insanlarına İman – Kur’an hizmeti sunuyorlar… Elhamdülillah biz bu hizmeti onlardan tanıdık. Peki Eskişehir, Afyon, Kütahya gibi vilayetlerin ihtiyacı yok mu? Elbette var. Onun için beraat etmesine rağmen zulmen Emirdağ’a mecburi ikamet olarak sürülüyor. Demokrat Parti kurulunca orada da Demokrat Partinin Emirdağ İlçe Teşkilatı Hamza Emek ağabey tarafından kurulup Menderes ile irtibat sağlanıyor.

Yani hangi olayı ele alsak bu hizmette çeşitli devirlerdeki çevirlerin hep hayır ve güzelliğe dönüştüğüne şahit oluyoruz. Ambalajı şer ama içinden hep hayır ve güzellik çıkıyor. Bir de Üstadımız bunların olmasını istiyordu, çünkü Osmanlıyı yıkıp İslam dünyasını ülkemizden koparmak isteyenler, hep “Artık Türkiye Müslümanlıktan çıktı, İslamiyet’i bıraktı” diye propaganda yapıyorlardı. Halbuki, İslamiyet için çalışan İman- Kur’an  hizmeti yapanların sürgünlere ve hapishanelere gönderilmeleri, İslam dünyasında İslamiyet’in Türkiye’de  bitmediğini, Müslümanlık için çile çekenlerin bulunduğunu gösteriyordu. Yani mahkeme haberleri devam etmeliydi … Ta ki, İslam dünyasının bundan haberi olsun.

Abdullah AYMAZ, 13.9.2016

30 Soruda Darbe Teşebbüsü – [Veysel Ayhan]

1 – Tarihte köprü kapatılarak yapılmış bir darbe yok. Darbeciler Boğaz Köprüsü’nü kapatmak yerine aynı askeri gücü yirmişer yirmişer TV kanallarına yollayıp Erdoğan ve Binali Yıldırım’ın açıklamalarına engel olabilirlerdi. Niçin yapmadılar?

2 – Dünya üstünde darbeye teşebbüs edilip de cumhurbaşkanı, başbakan ve kabine üyelerinin tekinin bile gözaltına alınmadığı bir darbe yok. Bu tuhaflığın açıklaması ne?

3 – Tüm askeri darbeler sabaha karşı yapılmışken bu teşebbüs için insanların en uyanık olduğu saatin, prime time’ın tercih edilmesi garip değil mi?

4 – Sokaklarda er–erbaş dışında rütbelilerin hemen hemen hiç görülmemesi, er ve erbaşların ne yapacakları ve neyin içinde olduklarına dair hiçbir bilgilerinin olmayışı normal mi?

5 – Erdoğan, havaalanında açıklama yaparken ‘15.00’te bir hareketlenme oldu.’ dedi. Ayrıca MİT’in 16.30’da Erdoğan’ı haberdar ettiği ortaya çıktı. Eğer o saatlerde TV’lere açıklama yapsa, halkı meydanlara çağırsa darbeye teşebbüs edilmeyecek, asker kışladan çıkamayacak ve yüzlerce insan ölmeyecekti.  Neden sustu?

6 – Halkı meydanlara çağırmak için darbe teşebbüsünü yani kendi deyimiyle “Allah’ın lütfu”nu mu bekledi. Niçin açıklamayı 6 saat geciktirdi?

7 – 16.30’da darbeyi öğrenen Erdoğan niye güvenli bir sığınağa girmeyi, oradan açıklama yapmayı düşünmedi de cunta uçaklarının fırıl fırıl döndüğü İstanbul’a gelmeye karar verdi?

8 – Darbe olurken ve Atatürk havalimanının darbeciler tarafından işgal edildiği herkesçe biliniyorken İstanbul’a iniş yapmanın mantığı ne olabilir?

9 – Erdoğan’ın uçağının Flightradar24.com’da ne zaman, nerede olduğu herkes tarafından rahatça görülebilirken başka bir uçak yerine yine ATA uçağıyla yola çıktı?

10 – Bu zaten risk iken Erdoğan, ATA uçağına eşlik eden F16’ların pilotlarına nasıl güvenebildi?

11 – Kendisine suikast yapılmasından korkan, ‘beni zehirlerler’ diye Saray’a yemek tahlil laboratuvarı kuran Erdoğan vurulma tehlikesi yüksek ve açık hedef olan Ata uçağına nasıl binebildi? Bu, ‘Buyrun beni vurun’ anlamına gelmez miydi?

12 – NTV, CNN Türk, Doğan Haber, AA gibi önde gelen haber ajanslarının, sanki öncesinde sözleşmişçesine, olayların en başında daha kimse ne olduğunu dahi anlamadan, “Darbeyi TSK içindeki FETÖ yapılanmasının yaptığını” defalarca dile getirmeleri, Erdoğan ve Yıldırım’ın  her cümleye bu sözle başlamaları normal mi?

13 – Darbecilerin hedefinin Erdoğan ve Saray’ı olması gerekirken niye TBMM bombalandı? F16’ların meclisten daha büyük bir hedef olan 450 bin metrekarelik Saray’ı ıskalaması, ancak bahçesini vurabilmelerinin açıklaması ne olabilir?

14 – Binlerce çalışanı ve yüzlerce ağır silahlı koruması olan Saray’ı 3 rütbeli 13 er toplam 16 askerin basmaya gitmesi ve onların da girişteki polislerce gözaltına alınması normal mi?

15 – 16.00’da MİT’ten darbeyi öğrenen Kuvvet Komutanları nasıl gönül rahatlığıyla düğüne gidebildi?

16 – Darbeciler 50 askerle Türksat’ı ele geçirip istediği yayını engelleyebilecekken veya Telekominikasyon İletişim Başkanlığı’nı (TİB) işgal edip internet trafiğini istedikleri gibi ayarlayabilecekken bunu neden yapmadılar?

17 – MİT darbeyi 16.00 civarı hemen her devlet yetkilisine iletmişken TRT niye korumaya alınmadı, darbecilerin bildirisi engellenmedi?

18 – TRT’nin bildiri okunur okunmaz çalışanlar tarafından geri alınması ve yayına kalındığı yerden devam edilmesi tuhaf değil mi?

19 – En küçük bir terör hadisesinde bile kapatılan Twitter ve diğer sosyal medya o gece kapatılmadı ve internet yavaşlatılmadı. Neden?

20 – En küçük bir terör hadisesinda medyaya yayın yasağı getirilirken darbe teşebbüsü gibi hadisede niye yayın yasağı getirilmedi?

21 – Gezide müthiş bir şekilde tedirgin görünen, yüzünden düşen bin parça olan Erdoğan darbe teşebbüsü gecesi çok rahattı. Ve damadı tebessümler dağıtıyordu. Yüzlerce insan canlı yayında ölürken bu nasıl olabildi?

22 – Askerde cemaate yakın ve sempati duyan 100 general olacak da bunlar 3 yıldır Fethullah Gülen’e etmedik hakaret bırakmayan Erdoğan’ın sözlerini sineye çekecek. Ve tüm cemaate yakın kurum ve şirketlere el konulmasını bekleyecek, hemen hemen hiç bir kurum kalmayınca, devlette tüm cemaate yakın personel tasfiye edildikten sonra ‘Hadi artık darbe yapalım’ diyecekler. Mümkün mü?

23 – Darbe teşebbüsünün AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli’nin kardeşi Tümgeneral Mehmet Dişli gibi bazı paşaların planlı teşviği ve sonradan desteklerini geri çekmeleri gibi bir mizansen olduğu iddiası doğru mu?

24 – Darbe teşebbüsü sonrası sivil iktidar darbecilerin yapmayacağı kadar tasfiye yaptı. Darbe teşebbüsü aşağıdaki tasfiyelerin bahanesi miydi?

25 – Darbe teşebbüsünün sabahı yasalar aleni çiğnenerek Anayasa Mahkemesi üyesi Alparslan Altan ve Erdal Tercan gözaltına alındı. 140 Yargıtay, 48 Danıştay üyesi hakkında da yakalama kararı çıkarıldı. 2.745 adli, idari hakim ve savcı hakkında gözaltı kararı çıktı. Bunların darbe teşebbüsüyle ne alakası var? Yoksa listeler elde hazır bekliyor muydu?

26 – İçişleri Bakanlığı, merkez ve taşra teşkilatlarında görevli toplam 8.777 personel görevinden uzaklaştırıldı. Darbe teşebbüsünü polisler mi yapmıştı?

27 – Milli Eğitim Bakanlığı’nda 15.200 personel açığa alındı ve özel kurumlarda görevli 21 bin öğretmenin lisansı iptal edildi. Gerekçe olarak ‘15 Temmuz darbe girişimi sonrası başlatılan soruşturma’ gösterildi. 48 saatte 50 bin insan nasıl soruşturuldu?

28 – 3 günde yüz binleri bulan tasfiyeler için anayasal olarak suç olan MİT fişlemeleri mi kullanıldı.

29 – Darbecilerin girişimi başarıya ulaşsaydı bu hacimde tasfiye yaparlar mıydı?

30 – Bu tasfiyelere TEŞEBBÜSSÜZ DARBE desek yanlış mı olur?

Veysel Ayhan, 20.07.2016