Sana Mı Düştü Hizmeti Kurtarmak! [Doç. Dr. Mahmut Akpınar]

(Bu yazıyı Hizmet insanları ne istiyor? başlıklı yazıdan sonra veya birlikte okursanız daha anlamlı olabilir)

Geçen hafta sosyal medya üzerinden Hizmet Hareketi ve Problemleri üzerine bazı anketler yapmış, aynı zamanda insanlardan var olan problemleri yazmalarını istemiştim. Çok ciddi bir teveccüh oldu. İnsanlar oy kullanmakla kalmadılar, problemleri ve çözümlerini içeren çok sayıda yorum yazdılar. Bana ulaşan 700 civarında yorumun neredeyse tamamı konuyu ciddiye alan ve bir dertle, sancıyla yazılmış yorumlardı. Manüplatif, usul-üslup problemi olan pek az yoruma rastladım. Ayrıca bana DM’den, mailden rapor gibi uzun uzun problemler ve çözümler hakkında yazanlar oldu. Watsap’tan yazanlar oldu.

Sosyal medya üzerinden yapılan anketlerin güvenilirliği tartışılabilir. Zira maniplasyona açık. Ancak anketleri, bana gönderilen yorum, mail, mesaj, DM’ler ile karşılaştırdığımda bütünün içinde bir tutarlılık gördüm. Konuştuğum, görüştüğüm  insanların yaklaşımları da anket sonuçlarıyla önemli oranda örtüşünce anketler ve bana gönderilen yorumlar üzerinden bazı analizler yapmanın çok da yanıltıcı olmayacağı kanaatine vardım.

Gönderilen bütün mailleri, mesajları, yorumları kaydettim, tasnif edeceğim. Bu konular üzerinde “program yapmalı mıyım?” diye de bir anket düzenledim. Talep olduğunu gördüm. Nasipse Bayramdan sonra “YENİLENME CEHDİ” adı altında yapacağım bir dizi programla bana yazılan konuları You Tube üzerinden konuşmayı, paylaşmayı düşünüyorum. 

Bu programlarda usule ve üsluba dikkat etmenin yanında çözüm odaklı olmaya çalışacağım. Milyonlarca insanın hayatını adadığı, gençliğini feda ettiği, esaslarında ve ilkelerinde makuliyet, akla, bilime, Kur’an ve Sünnete uygunluk açısından problem olmayan bu Hareket’in yeni şartlara göre kendisini nasıl yenilemelesi, neler yapması gerektiği üzerinde durmaya çalışacağım. Gönderilen mesajlar, yorumlar yanında acizane tecrübelerimi, çevremden edindiğim intibaları, insanların beklentilerini de dikkate alıp Hareketin yeni şartlarda, yeni dünyada, yeni ve sağlıklı bir Yenilenme Cehdine girmesine katkı sunmaya çalışacağım. Kişiler, isimler üzerinden gitmenin, gıybete sebep olacak konulara girmenin baştan niyeti malul hale getireceğini düşünüyorum. Ama olumlu ve olumsuz bazı insan modelleri üzerinde durmak gerekebilir.

“Sana mı düştü? Sen kimsin?” diyenler olabilir; olacaktır. Ben bu konuları aidiyet hisseden, Harekete ömründen bir parça, servetinden bir miktar vermiş herkesin aklı selimle, sağduyu ile konuşma hakkının, hatta görevinin olduğunu düşünüyorum. Dahası, dışardan bakan gözlerden, analizlerden yararlanılmasını faydalı ve zaruret görüyorum.

Neden muhatabına gitmiyorsun? İlgili, yetkili insanlarla paylaşmıyorsun?

Konuları ilgililerle paylaşıp paylaşmadığım, muhataplarına bazı konuları söylemem ayrı bir konu. Ancak karar organlarında değişimle ilgili ciddi niyet ve çaba görülmüyor. Tabandan gelen talepler üzerine bir kıpırdanma var ise de yetersiz. Ayrıca değişim tabandan tavana doğru olursa sağlıklı, etkili ve kalıcı olur. Alman sosyolog Robert Michels’in: “Oligarşinin Tunç Kanunu”nda bahsettiği üzere bütün bürokratik yapılar oligarşik yapılara dönüşmeye, otoriterleşmeye müsaittir; değişime ve yeniliğe direnç gösterir. Dini, seküler, özel, kamusal bütün örgütler dışardan ciddi bir zorlama olmazsa kendini değiştirmek, alışkanlıklarını terketmek istemez. Zira değişim taşları yerinden oynatacaktır; bazı yetkiler, imkanlar, konumlar kaybedilecektir. Bu durum mevcut halde yetkisi, konumu olan insanlara cazip gelmez, karanlık ve karmaşık görünür. Büyük ufuklar vaat etse de, buna inansalar da değişimin deryasına açılmaktan korkarlar.  Kendilerinde yenilenme cehdine girecek enerjiyi, iradeyi görmezler. Yerleşik düzenlerinin bozulması ihtimali, bazı alışkanlıkları terketmek, comfort zone (güvenli bölge)dan çıkma zorunluluğu bürokrasiyi tedirgin eder. Bu nedenle değişim olması gerektiğine dair çok güçlü veriler, kanıtlar olsa dahi onlar riskleri, belirsizlikleri, tehlikeleri öne çıkarır ve riskler üzerinden var olan problemleri ötelemeyi, sıkıntıları zamana yaymayı makul göstermeye çalışırlar. Bunları kimseyi töhmete sokmak için yazmıyorum. Organizasyonların, örgütlerin sosyolojisi budur.

Tepeden değişimin imkansıza yakın derecede zor olduğunu biliyorum, görüyorum. Geçen yıl yaptığım Ziyaret ve bazı görüşmelerden sonra değişimin ancak tabanın itmesiyle ve zorladığı kadar mümkün olacağına kanaat getirdim. Kendisini Hizmet mensubu gören her birey denkleme dahil olur, haklarına sahip çıkarsa, olumsuzluklara tavır gösterirse sağlıklı bir yapıya yürümek mümkün olacaktır. Dışarda durmanın, eylemsiz ve küskün kalmanın da çözüm olmadığını düşünüyorum. Herkesin ömrünü, servetini, mesaisini verdiği Hareket kimsenin malı değil. Kenara çekilmek, alanı bazen yetersiz muhterislere, bazen art niyetlilere bırakmak anlamına gelecektir. Faaliyetlere, karar organlarına katılarak, yapıcı bir uslupla duruş göstermek, yanlışlara dur demek, güzel projelere destek olmak, duyarlı ve sorumlu davranmak Hareketi zaman içinde iyi yönde ve sağlıklı bir değişime zorlayacaktır. Geçmişe bakıldığında pek çok Hizmet alanının bu şekilde ortak akılla, müşterek çabayla, katılımla doğduğu görülecektir. Son dönemde bünye çok büyüdüğünden dolayı bürokratik yapılar öne çıktı, bünye bir miktar esnekliğini kaybetti. Ama katılımıcı, şeffaf demokratik organizasyonlarla, gerçek manada meşverete riayet ederek bu problemleri aşabiliriz. İşte tam da bu sebeplerle gıybete dedikoduya girmeden, üslubu koruyarak tabanda farkındalığı, bilinç ve katılım düzeyini artırmaya çalışıyorum. Sosyal medyada, internet ortamında yaptığım paylaşımlarda bunu önceliyorum.

Benimkisi subjektif bir ictihat ama yazdıklarımın, söylediklerimin etki ve baskıdan uzak olması, insanlarda karşılık bulması için Hizmet içinde hiyerarşik görev almamam ve ekonomik açıdan bağımlı olmamam gerektiği kanaatine vardım. Bu iki prensibime riayet etmeye çalışıyorum. Fakat buradan “Hizmette koşturan, ömrünü, mesaisini veren arkadaşlarımı küçümsediğim, önemsemediğim” gibi bir sonuç çıkarılması en başta beni yaralar. Aksine ben onlara destek olunması, işlerinin kolaylaştırılması gerektiğini savunuruyorum ve bunu yapmaya çalışıyorum. Ama artık Hizmet’in genelde ve lokalde bir kişinin herşeye karar verdiği katı hiyerarşik yapılarla yürümesi mümkün değil. Vazifeli arkadaşlara, her işi, her kararı onlara bırakarak değil, kararları ve işleri paylaşarak daha çok yardımcı olabiliriz. Bu şekilde iradi veya gayrı iradi kazaya, israfa, suiistimale, verimsizliğe sebep olmayacak sağlıklı yapılar kurabilir; daha etkili, verimli hizmet edebiliriz diye düşünüyorum.

Gelen yorumlarda üslubu koruma konusunda takdirler yanında uyarılar da vardı. İnsanlar Davalarının küçük bireysel hesaplara, kısır çatışmalara, ağız dalaşlarına çerez olmasını istemiyor. Bu nedenle de kişiselleştirilen kavgalar yerine, makul-mantıklı çözümleri, yol gösteren konuşmaları tercih ediyorlar. Ama herkes sosyal medyada Hizmet namına konuşan-yazan bir kısım trollerin olduğunun da farkında. Hizmet Konuşmaları adıyla program yapmayı düşündüğümü söyleyince: “Fikrinizi destekliyorum. Ancak bazı zorluklara hazır olmanız da gerekiyor hocam!” “Sosyal medyada dayak yemeyi goze almalisiniz hocam!” “Hazır olun: Kraliçesinin sesi, Cia ajanı, Mit devşirmesi... olmaya” “hocam şu an tam zamanı ama “hain” ilan edilmeye hazır olun” şeklinde yorumlar da aldım. Bu konuda kimin ne dediğiyle çok ilgilenmiyorum. Niyetim üzüm yemek! Vicdanımın sesini dinleyerek bazı doğruları dillendirebilmek, mağdur milyonların dertlerine bir nebze merhem olabilmek! O nedenle bu tür içinde fikir, öneri bulunmayan, itham ve iftira içeren yorumları hiç dikkate almayacağım.

Bir neslin, şiirleriyle kitaplarıyla büyüdüğü, pek çok insanın düşünce dünyasını şekillendiren Necip Fazıl’ın Gençliğe Hitabe’sinde dediği gibi: "Kim var! " diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert "ben varım! " cevabını verici, her ferdi "benim olmadığım yerde kimse yoktur! " duygusuna sahip bir dava ahlâkını pırıldatıcı..” insanlara ihtiyaç var bu günlerde.

Parçası olduğumuz Ortadoğu halklarının en büyük problemlerimizden birisi de çözümü hep başkalarından beklemek! Problem varsa sağına soluna bakmak, birileri yapsın, ortaya çıksın ben de destek olayım yaklaşımı. Veya: “bu işi düşünen vardır; bana düşmez! Koca koca abiler var!” “Ben yapsam-desem ne olur ki!” “Ben zurnanın son deliğiyim!” gibi yaklaşımlar. Çözümleri hep yukarıdan bekleme, kurtarıcı intizar etme bizi gerçeklikten koparıyor, problemlere vukufiyetten ve çözümden uzaklaştırıyor. “Birileri düşünüyordur, görüyordur” diye kendimizi kenara çekiyoruz, sonra problemler yumağı devasa ve çözülmez hale geliyor. Altında kalan yine biz oluyoruz, faturayı hep beraber ödüyoruz. Hoca Efendi’den her şeye yorum yapma, her probleme çözüm isteme dönemi de artık bitmeli. Coğrafyamız değişse de değişmese de, hicret etsek de etmesek de artık yeni bir dünyadayız. Bu dünya demokratik, katılımcı, şeffaf, çoğulcu yapıları gerektiriyor.

Hoca Efendi konuşmalarında, eserlerinde ilkeleri, prensipleri ortaya koymuş; külliyatlar halinde elimizde. Problemlerimizi başta Kur’an ve Sünnete sonra Risale-i Nurların yorumlarına bakarak çözeceğiz. Hizmetlerde Hoca Efendi’den geldiği söylenen tevatürleri değil, neşredilmiş yazılı kaynakları esas alacağız.  (Bakınız: Hizmetlerde Yazili Kaynaklar Esas Olmali!) Hoca Efendi 80 yaşını geçti. Kanatimce kendisi de insanlar kendi problemlerini çözmeye alışsın, insanların iştirak ettiiği katılımcı, yerel insiyatfilerin öne çıktığı yapılar oluşsun diye olaylara müdahil olmuyor. Kesin hükümler, talimatlar içeren çözümler önermiyor. Meşverete dayalı, Demokratik, katılımcı bir yapının gelişmesi/oluşması için kendisini geri çekiyor. Ancak bu boşluk sınırlı sayıda kişiden oluşan bürokratik bir yapı tarafından doldurulur, koca bir bünye 3-5 insanın iki dudağı arasına sıkışırsa, denge-denetim mekanizmalarıyla yetki-güç dengelenemezse Allah korusun yeni kazalara maruz kalabiliriz.

İşte bu nedenlerle Hizmet’e inanan, aidiyet hisseden, emek vermis, gelecekle ilgili beklentisi olan herkes usule uslüba dikkat ederek, vicdanı insafı elden bırakmadan, gıybete iftiraya girmeden Hizmet’e sahip çıkmalı, el atmalı!

Hizmeti kurtarmak yaşlı genç, kadın erkek, büyük küçük herkese düşer. Yapılmadığında farzı kifayede olduğu gibi sanırım herkes vebal ve sorumluluk altına girmiş olur.   

Sonraki yazıda anketleri analiz etmeye çalışacağım.

[Doç. Dr. Mahmut Akpınar] 26.5.2019 [https://www.patreon.com/mahmutakpinar]