İNFAZ YASASI BİR YENİLGİ Mİ?
Av. Ömer TURANLI /
2016 yılında Alman tarihçiler dört yıllık bir araştırmanın sonuçlarını açıkladılar. Araştırma, Nazi hukukçularının 1945 sonrası adalet sistemi içindeki konumlarına odaklanmıştı ve çıkan sonuçlar şok ediciydi: Nazi döneminde yargıçlık yapan ve yüzde 77’si NSDAP (Nazi partisi) üyesi olan hukukçular, Federal Almanya’da savaş sonrasında da görev yapmaya devam etmişti. Hatta aralarında Eduard Dreher gibi Adalet Bakanlığı’nda üst düzey görevler üstlenen hukukçular da vardı.
İlk önce belirtmek gerekir ki bu bulgular çok önemli bir noktaya işaret ediyor. Nazi yargısı ile Federal Almanya Adalet Bakanlığı arasında yüksek derecede bir süreklilik ve geçişkenlik olması, toplumsal çöküş sonrası yeniden yapılanmanın ne kadar güç olduğunun bir göstergesi aslında. Dünyanın en büyük kötülükleri de işlense hesap sorulması veya gerçek anlamda adaletin yerini bulması, bütün göstergeler aleyhe de olsa o kadar da kolay olmuyor veya adaletin kısmen de olsa sağlanabilmesi bazen çok uzun zaman alabiliyor.
Alman Profesör Görtemaker, 1949’dan sonra görevlerine devam eden eski Nazi hukukçularının, Nazilerin savaş suçlarından dolayı yargılanmasını engellemek için büyük çaba gösterdiklerini belirtiyor.
Bana bu satırları yazdıran, Nazi hukukçuları ile aralarında ciddi bir benzerlik kurduğum Erdoğan hukukçuları veya daha popüler ismiyle Saray yargısı ile mücadeleye nasıl bakılması gerektiği hakkındaki görüşlerim.
İnfaz yasası adı altında bir düzenleme yapılması ve ‘terör suçlusu’ yaftasıyla cezaevinde bulunan binlerce siyasi tutuklu ve mahkumun kapsam dışı bırakılarak toplumsal tepkiye rağmen mafya babalarının, katliam sanıklarının salıverilmesi, yasanın hazırlık aşamasında beklenti içinde olan hukukçuları, tutuklu ve hükümlü yakınlarını umutsuzluğa düşürmüşe benziyor. Saray yargısı ile girişilen mücadelenin anlamsızlığına dair yorumlar yapılıyor. Her halükarda kazananın Erdoğan olduğu belirtilerek yapılan her hamlenin nihayetinde AKP’ye yaradığı söyleniyor ve bu şekildeki mücadeleden vazgeçilmesi salık veriliyor.
Bu görüşler vakıayı anlatsa da bu değerlendirmeye katılmak mümkün değil. Umutsuzluğa düşmemek gerekli. Belki rasyonel anlamda bu mücadelenin ne kadar güç olduğunun bilinciyle hareket edilmeli ve yöntemler bu net gerçekliğin üzerine bina edilmeli.
Çok organize bir suç örgütü var karşımızda. Ve şu dönemde en güçlü günlerini yaşıyorlar. İstediklerine müebbet veriyor istediklerini beraat ettiriyorlar, arzu ettiklerini içerde tutuyor, işleri bitenleri salıveriyorlar. Bu kararların neredeyse hiçbiri mahkeme salonlarında alınmıyor. Bu kadar kötülüğe neden olan hakim ve savcıların sonu nasıl olacak diye düşünüp duruyoruz. Nazi hukukçuların bile savaş sonrası görevlerine devam ettiğini görünce, AKP rejimi sona erse bile Saray yargısının hemen bir anda ortadan kalkacağını, bu dönem “katliam” sayılacak kararlara imza atanlardan derhal hesap sorulabileceğini zannetmek saflık olur. Bizde bu şekilde düşünmüyoruz.
Çünkü yıkmak kolay, yapmak, tamir etmek zordur. Bir günde yıkılan, binlerce günde ancak tamir edilebilir belki. Bu en temel önermeyi devamlı akılda tutmak gerekli. Saray yargısı yıkım için uğraştığından çok kolay netice alabiliyor. Ama tamir için çaba gösterenlerin karşısında çok büyük engeller var. Elbette olumlu sonuç almak kolay değil ve çok uzun zaman tutabilir. Mücadeleyi bıraktığımızda veya aksattığımızda bu sürenin daha da artacağını hesaba katmak lazım.
Özetle şunu söylemek istiyorum: Saray yargısı ile mücadele çok zor ve uzun soluklu bir mücadeledir. Üstelik göstergelerin büyük kısmı aleyhimizedir. Dolayısıyla mücadelede inişler çıkışlar olabilir. Bu noktada gevşemek veya umutsuzluğa düşmek Saray yargısına ve AKP rejimine zaman kazandırmaktan başka işe yaramayacaktır. Bütün kötülüklerden misliyle hesap sorulmasını da beklememek lazım. Amacımız, Nazi hukukçularının bile cezasız kaldığı bir dünya da AKP hukukçularının akıbetine odaklanmak yerine; bozulan hukuk düzenini mağdurlar lehine olacak şekilde adım adım, sabırla ve rasyonel metotlarla tamir etmeye çalışmak olmalı.
Şunu da unutmamak lazım, Saray yargısı da tıpkı Nazi yargısı gibi mahkeme salonlarında olmasa bile tarih karşısında kesinlikle yargılanacak ve suçlu bulunarak lanetlenecektir. Bunu da bize tarih öğretti.
[Av. Ömer Turanlı] 18.4.2020 [GENOTR]
İnfaz Yasası Bir Yenilgi Mi? [Av. Ömer Turanlı]
Etiketler:
Av. Ömer Turanlı
Korona affı sonrası cezaevindeki tutuklu ve hükümlüleri açlığa mahkum ediyorlar
Açık cezaevindeki hükümlülerin infaz yasası değişikliğiyle tahliye olması sonrası yemek çıkarılamadığı iddia edildi. Kandıra Cezaevi’nde 2 gündür hazır çorba verildiği belirtildi.
BOLD – HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, açık cezaevlerindeki hükümlülerin infaz yasasıyla tahliyesi sonrası yaşanan sıkıntılarla ilgili bir tutuklu yakınından gelen mesajı paylaştı.
Gergeriloğlu’nun paylaştığı mesajda Kandıra Cezaevinde kalan tutuklu ve hükümlülere 2 gündür hazır çorba verdiği belirtiliyor. Gergerlioğlu’nun paylaştığı tutuklu yakınının mesajı şöyle: “Eşim Kandıra Cezaevinde. Yemeklerini açık cezaevindeki mahkûmlar yapıyordu. Çarşamba günü hepsi tahliye olduğu için 2 gündür bizimkilere hazır paket çorba veriyorlarmış. Aftan yararlandırmadılar, bir de açlığa mahkûm ediyorlar.”
Gergerlioğlu, benzer şikayetlerin birçok cezaevinde olduğunu belirterek, “Her işleri böyle” yorumunda bulundu. Gergerlioğlu’nun paylaşımına cevap veren bir tutuklu yakını ise, “Benim de eşim bu sabah aradı, konserve yemek verdiklerini söylediler. Resmen açlığa mahkum etmişler” dedi.
10 KİŞİLİK KOĞUŞTA 33 KİŞİ KALIYOR
Ömer Faruk Gergerlioğlu, Patnos Cezaevi’nde de siyasi tutukluların boş koğuş bulunmasına rağmen 10 kişilik koğuşta 33 kişi kaldığını kaydetti. Gergerlioğlu, “10 kişilik yerde 33 kalıyorlar,yerde yatan çok aslında boş koğuş var ama özellikle hal bu! Ne traşa çıkabiliyorlar ne makine veriliyor, hastalık girse… Neden mi yasaya dahil edilmediler? Belli değil mi.!?” ifadesini kullandı.
[BoldMedya] 18.4.2020
BOLD – HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, açık cezaevlerindeki hükümlülerin infaz yasasıyla tahliyesi sonrası yaşanan sıkıntılarla ilgili bir tutuklu yakınından gelen mesajı paylaştı.
Gergeriloğlu’nun paylaştığı mesajda Kandıra Cezaevinde kalan tutuklu ve hükümlülere 2 gündür hazır çorba verdiği belirtiliyor. Gergerlioğlu’nun paylaştığı tutuklu yakınının mesajı şöyle: “Eşim Kandıra Cezaevinde. Yemeklerini açık cezaevindeki mahkûmlar yapıyordu. Çarşamba günü hepsi tahliye olduğu için 2 gündür bizimkilere hazır paket çorba veriyorlarmış. Aftan yararlandırmadılar, bir de açlığa mahkûm ediyorlar.”
Gergerlioğlu, benzer şikayetlerin birçok cezaevinde olduğunu belirterek, “Her işleri böyle” yorumunda bulundu. Gergerlioğlu’nun paylaşımına cevap veren bir tutuklu yakını ise, “Benim de eşim bu sabah aradı, konserve yemek verdiklerini söylediler. Resmen açlığa mahkum etmişler” dedi.
10 KİŞİLİK KOĞUŞTA 33 KİŞİ KALIYOR
Ömer Faruk Gergerlioğlu, Patnos Cezaevi’nde de siyasi tutukluların boş koğuş bulunmasına rağmen 10 kişilik koğuşta 33 kişi kaldığını kaydetti. Gergerlioğlu, “10 kişilik yerde 33 kalıyorlar,yerde yatan çok aslında boş koğuş var ama özellikle hal bu! Ne traşa çıkabiliyorlar ne makine veriliyor, hastalık girse… Neden mi yasaya dahil edilmediler? Belli değil mi.!?” ifadesini kullandı.
[BoldMedya] 18.4.2020
Zonguldak koronavirüsten ölümlerde zirveye çıktı
Araç ve yaya giriş çıkış yasağı uygulanan Zonguldak, Kovid-19 kaynaklı ölümlerde İstanbul’u geride bırakarak en çok ölümün görüldüğü il oldu. 30 büyükşehir ile birlikte sokağa çıkma yasağı da uygulanan kentte, bu uygulama da ölümleri geriletmeye yetmedi.
BOLD – İçişleri Bakanlığı genelgesiyle 30 büyükşehirle birlikte, koronavirüs tedbirleri kapsamına alınan Zonguldak, Kovid-19 kaynaklı ölümlerde İstanbul’u geride bırakarak en çok ölümün görüldüğü il oldu. CHP Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, vaka yoğunluğu bakımından da 6. sırada olan kent için sürekli sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi ve kente özel ekonomik paket açıklanması gerektiğini ifade etti.
SOLUNUM YOLU ÖLÜMLERİ YÜZDE 87 ARTTI
Sözcü’den Emin Özgönül’e konuşan CHP Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, demografik yapısı, büyükşehirlere olan coğrafi yakınlığının yanı sıra halkın önemli bir kısmında solunum yolu rahatsızlığı bulunduğunu belirterek, “Hiç bir ilde bu kadar risk grubu yok. 1,5 km karelik bölge içinde 3104.68 MW gücünde 7 adet termik santral ünitesi bulunuyor. Bu santraller yıllarca baca filtresiz çalıştı ve sağlığa zarar verdi. Yılların tahribatı bu salgında kendini gösterdi. Kanser nedeniyle ölen kişi sayısı son 10 yılda yüzde 54, solunum yolu ölümlerinde ise yüzde 87 artış var” dedi.
SÜREKLİ SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI İLAN EDİLMELİ
Hastanelerde Çocuk Onkoloji Servisleri açıldığını belirten Yavuzyılmaz, “Zonguldak coğrafi olarak büyük şehirlere yakın. TTK’nın küçültülmesiyle oluşan işsizliğin de etkisiyle, Zonguldaklının bir ayağı büyükşehirlerde… İnsan trafiği nedeniyle taşıyıcı ve risk artıyor. Salgına karşı ülkenin en korunmasız şehrinde, grizudan sonra şimdi de virüs öldürüyor. Sürekli sokağa çıkma yasağı ilan edilmeli ve bu ile özel ekonomik paket açıklanmalı” dedi.
[BoldMedya] 18.4.2020
BOLD – İçişleri Bakanlığı genelgesiyle 30 büyükşehirle birlikte, koronavirüs tedbirleri kapsamına alınan Zonguldak, Kovid-19 kaynaklı ölümlerde İstanbul’u geride bırakarak en çok ölümün görüldüğü il oldu. CHP Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, vaka yoğunluğu bakımından da 6. sırada olan kent için sürekli sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi ve kente özel ekonomik paket açıklanması gerektiğini ifade etti.
SOLUNUM YOLU ÖLÜMLERİ YÜZDE 87 ARTTI
Sözcü’den Emin Özgönül’e konuşan CHP Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, demografik yapısı, büyükşehirlere olan coğrafi yakınlığının yanı sıra halkın önemli bir kısmında solunum yolu rahatsızlığı bulunduğunu belirterek, “Hiç bir ilde bu kadar risk grubu yok. 1,5 km karelik bölge içinde 3104.68 MW gücünde 7 adet termik santral ünitesi bulunuyor. Bu santraller yıllarca baca filtresiz çalıştı ve sağlığa zarar verdi. Yılların tahribatı bu salgında kendini gösterdi. Kanser nedeniyle ölen kişi sayısı son 10 yılda yüzde 54, solunum yolu ölümlerinde ise yüzde 87 artış var” dedi.
SÜREKLİ SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI İLAN EDİLMELİ
Hastanelerde Çocuk Onkoloji Servisleri açıldığını belirten Yavuzyılmaz, “Zonguldak coğrafi olarak büyük şehirlere yakın. TTK’nın küçültülmesiyle oluşan işsizliğin de etkisiyle, Zonguldaklının bir ayağı büyükşehirlerde… İnsan trafiği nedeniyle taşıyıcı ve risk artıyor. Salgına karşı ülkenin en korunmasız şehrinde, grizudan sonra şimdi de virüs öldürüyor. Sürekli sokağa çıkma yasağı ilan edilmeli ve bu ile özel ekonomik paket açıklanmalı” dedi.
[BoldMedya] 18.4.2020
Av. Ömer Turanlı yazdı: Saray yargısıyla mücadele uzun soluklu, umutsuzluğa düşmeyin!
Saray yargısıyla cezaevine konulan siyasi mahpusların infaz yasasıyla kapsam dışına bırakılmasının tutuklu ve hükümlü yakınlarını umutsuzluğa ittiğine dikkat çeken Av. Ömer Turanlı, ‘‘Bu noktada gevşemek veya umutsuzluğa düşmek Saray yargısına ve AKP rejimine zaman kazandırmaktan başka işe yaramayacaktır.’’ dedi.
AKP ve MHP’nin oylarıyla kabul edilen yeni infaz yasası yürürlüğe girmesiyle hırsızlık, kapkaç, gasp, mala zarar verme, dolandırıcılık, uyuşturucu ticareti, tehdit, şantaj, cebir, göçmen kaçakçılığı, insan ticareti, bilinçli taksirle öldürme, yaralama, organize suç örgütü kurmak suçlarından hüküm giymiş 90 bin kişi tahliye edilirken terör yaftasıyla on binlerce siyasi mahpus kapsam dışı bırakıldı.
Siyasi tutukluların kapsam dışı bırakılmasının tutuklu ve hükümlü yakınlarını umutsuzluğa ittiğini belirten Av. Ömer Turanlı, Saray yargısıyla mücadelenin uzun soluklu olacağını söyledi. Nazi Partisi’ne üye hukukçuların yüzde 77’sinin savaştan sonra Federal Almanya’da görev yaptığını hatırlatan Av. Ömer Turanlı, ‘‘Umutsuzluğa düşmemek gerekli. Belki rasyonel anlamda bu mücadelenin ne kadar güç olduğunun bilinciyle hareket edilmeli ve yöntemler bu net gerçekliğin üzerine bina edilmeli. Çok organize bir suç örgütü var karşımızda. Ve şu dönemde en güçlü günlerini yaşıyorlar. İstediklerine müebbet veriyor istediklerini beraat ettiriyorlar, arzu ettiklerini içerde tutuyor, işleri bitenleri salıveriyorlar. Bu kararların neredeyse hiçbiri mahkeme salonlarında alınmıyor.’’ İfadelerini kullandı.
İşte Av. Ömer Turanlı’nın genotr’de ‘İnfaz düzenlemesi yenilgi mi?’ başlığıyla kaleme aldığı o yazı:
2016 yılında Alman tarihçiler dört yıllık bir araştırmanın sonuçlarını açıkladılar. Araştırma, Nazi hukukçularının 1945 sonrası adalet sistemi içindeki konumlarına odaklanmıştı ve çıkan sonuçlar şok ediciydi: Nazi döneminde yargıçlık yapan ve yüzde 77’si NSDAP (Nazi partisi) üyesi olan hukukçular, Federal Almanya’da savaş sonrasında da görev yapmaya devam etmişti. Hatta aralarında Eduard Dreher gibi Adalet Bakanlığı’nda üst düzey görevler üstlenen hukukçular da vardı.
İlk önce belirtmek gerekir ki bu bulgular çok önemli bir noktaya işaret ediyor. Nazi yargısı ile Federal Almanya Adalet Bakanlığı arasında yüksek derecede bir süreklilik ve geçişkenlik olması, toplumsal çöküş sonrası yeniden yapılanmanın ne kadar güç olduğunun bir göstergesi aslında. Dünyanın en büyük kötülükleri de işlense hesap sorulması veya gerçek anlamda adaletin yerini bulması, bütün göstergeler aleyhe de olsa o kadar da kolay olmuyor veya adaletin kısmen de olsa sağlanabilmesi bazen çok uzun zaman alabiliyor.
Alman Profesör Görtemaker, 1949’dan sonra görevlerine devam eden eski Nazi hukukçularının, Nazilerin savaş suçlarından dolayı yargılanmasını engellemek için büyük çaba gösterdiklerini belirtiyor.
Bana bu satırları yazdıran, Nazi hukukçuları ile aralarında ciddi bir benzerlik kurduğum Erdoğan hukukçuları veya daha popüler ismiyle Saray yargısı ile mücadeleye nasıl bakılması gerektiği hakkındaki görüşlerim.
İnfaz yasası adı altında bir düzenleme yapılması ve ‘terör suçlusu’ yaftasıyla cezaevinde bulunan binlerce siyasi tutuklu ve mahkumun kapsam dışı bırakılarak toplumsal tepkiye rağmen mafya babalarının, katliam sanıklarının salıverilmesi, yasanın hazırlık aşamasında beklenti içinde olan hukukçuları, tutuklu ve hükümlü yakınlarını umutsuzluğa düşürmüşe benziyor. Saray yargısı ile girişilen mücadelenin anlamsızlığına dair yorumlar yapılıyor. Her halükarda kazananın Erdoğan olduğu belirtilerek yapılan her hamlenin nihayetinde AKP’ye yaradığı söyleniyor ve bu şekildeki mücadeleden vazgeçilmesi salık veriliyor.
Bu görüşler vakıayı anlatsa da bu değerlendirmeye katılmak mümkün değil. Umutsuzluğa düşmemek gerekli. Belki rasyonel anlamda bu mücadelenin ne kadar güç olduğunun bilinciyle hareket edilmeli ve yöntemler bu net gerçekliğin üzerine bina edilmeli.
Çok organize bir suç örgütü var karşımızda. Ve şu dönemde en güçlü günlerini yaşıyorlar. İstediklerine müebbet veriyor istediklerini beraat ettiriyorlar, arzu ettiklerini içerde tutuyor, işleri bitenleri salıveriyorlar. Bu kararların neredeyse hiçbiri mahkeme salonlarında alınmıyor. Bu kadar kötülüğe neden olan hakim ve savcıların sonu nasıl olacak diye düşünüp duruyoruz. Nazi hukukçuların bile savaş sonrası görevlerine devam ettiğini görünce, AKP rejimi sona erse bile Saray yargısının hemen bir anda ortadan kalkacağını, bu dönem “katliam” sayılacak kararlara imza atanlardan derhal hesap sorulabileceğini zannetmek saflık olur. Bizde bu şekilde düşünmüyoruz.
Çünkü yıkmak kolay, yapmak, tamir etmek zordur. Bir günde yıkılan, binlerce günde ancak tamir edilebilir belki. Bu en temel önermeyi devamlı akılda tutmak gerekli. Saray yargısı yıkım için uğraştığından çok kolay netice alabiliyor. Ama tamir için çaba gösterenlerin karşısında çok büyük engeller var. Elbette olumlu sonuç almak kolay değil ve çok uzun zaman tutabilir. Mücadeleyi bıraktığımızda veya aksattığımızda bu sürenin daha da artacağını hesaba katmak lazım.
Özetle şunu söylemek istiyorum: Saray yargısı ile mücadele çok zor ve uzun soluklu bir mücadeledir. Üstelik göstergelerin büyük kısmı aleyhimizedir. Dolayısıyla mücadelede inişler çıkışlar olabilir. Bu noktada gevşemek veya umutsuzluğa düşmek Saray yargısına ve AKP rejimine zaman kazandırmaktan başka işe yaramayacaktır. Bütün kötülüklerden misliyle hesap sorulmasını da beklememek lazım. Amacımız, Nazi hukukçularının bile cezasız kaldığı bir dünya da AKP hukukçularının akıbetine odaklanmak yerine; bozulan hukuk düzenini mağdurlar lehine olacak şekilde adım adım, sabırla ve rasyonel metotlarla tamir etmeye çalışmak olmalı.
Şunu da unutmamak lazım, Saray yargısı da tıpkı Nazi yargısı gibi mahkeme salonlarında olmasa bile tarih karşısında kesinlikle yargılanacak ve suçlu bulunarak lanetlenecektir. Bunu da bize tarih öğretti.
[TR724] 18.4.2020
AKP ve MHP’nin oylarıyla kabul edilen yeni infaz yasası yürürlüğe girmesiyle hırsızlık, kapkaç, gasp, mala zarar verme, dolandırıcılık, uyuşturucu ticareti, tehdit, şantaj, cebir, göçmen kaçakçılığı, insan ticareti, bilinçli taksirle öldürme, yaralama, organize suç örgütü kurmak suçlarından hüküm giymiş 90 bin kişi tahliye edilirken terör yaftasıyla on binlerce siyasi mahpus kapsam dışı bırakıldı.
Siyasi tutukluların kapsam dışı bırakılmasının tutuklu ve hükümlü yakınlarını umutsuzluğa ittiğini belirten Av. Ömer Turanlı, Saray yargısıyla mücadelenin uzun soluklu olacağını söyledi. Nazi Partisi’ne üye hukukçuların yüzde 77’sinin savaştan sonra Federal Almanya’da görev yaptığını hatırlatan Av. Ömer Turanlı, ‘‘Umutsuzluğa düşmemek gerekli. Belki rasyonel anlamda bu mücadelenin ne kadar güç olduğunun bilinciyle hareket edilmeli ve yöntemler bu net gerçekliğin üzerine bina edilmeli. Çok organize bir suç örgütü var karşımızda. Ve şu dönemde en güçlü günlerini yaşıyorlar. İstediklerine müebbet veriyor istediklerini beraat ettiriyorlar, arzu ettiklerini içerde tutuyor, işleri bitenleri salıveriyorlar. Bu kararların neredeyse hiçbiri mahkeme salonlarında alınmıyor.’’ İfadelerini kullandı.
İşte Av. Ömer Turanlı’nın genotr’de ‘İnfaz düzenlemesi yenilgi mi?’ başlığıyla kaleme aldığı o yazı:
2016 yılında Alman tarihçiler dört yıllık bir araştırmanın sonuçlarını açıkladılar. Araştırma, Nazi hukukçularının 1945 sonrası adalet sistemi içindeki konumlarına odaklanmıştı ve çıkan sonuçlar şok ediciydi: Nazi döneminde yargıçlık yapan ve yüzde 77’si NSDAP (Nazi partisi) üyesi olan hukukçular, Federal Almanya’da savaş sonrasında da görev yapmaya devam etmişti. Hatta aralarında Eduard Dreher gibi Adalet Bakanlığı’nda üst düzey görevler üstlenen hukukçular da vardı.
İlk önce belirtmek gerekir ki bu bulgular çok önemli bir noktaya işaret ediyor. Nazi yargısı ile Federal Almanya Adalet Bakanlığı arasında yüksek derecede bir süreklilik ve geçişkenlik olması, toplumsal çöküş sonrası yeniden yapılanmanın ne kadar güç olduğunun bir göstergesi aslında. Dünyanın en büyük kötülükleri de işlense hesap sorulması veya gerçek anlamda adaletin yerini bulması, bütün göstergeler aleyhe de olsa o kadar da kolay olmuyor veya adaletin kısmen de olsa sağlanabilmesi bazen çok uzun zaman alabiliyor.
Alman Profesör Görtemaker, 1949’dan sonra görevlerine devam eden eski Nazi hukukçularının, Nazilerin savaş suçlarından dolayı yargılanmasını engellemek için büyük çaba gösterdiklerini belirtiyor.
Bana bu satırları yazdıran, Nazi hukukçuları ile aralarında ciddi bir benzerlik kurduğum Erdoğan hukukçuları veya daha popüler ismiyle Saray yargısı ile mücadeleye nasıl bakılması gerektiği hakkındaki görüşlerim.
İnfaz yasası adı altında bir düzenleme yapılması ve ‘terör suçlusu’ yaftasıyla cezaevinde bulunan binlerce siyasi tutuklu ve mahkumun kapsam dışı bırakılarak toplumsal tepkiye rağmen mafya babalarının, katliam sanıklarının salıverilmesi, yasanın hazırlık aşamasında beklenti içinde olan hukukçuları, tutuklu ve hükümlü yakınlarını umutsuzluğa düşürmüşe benziyor. Saray yargısı ile girişilen mücadelenin anlamsızlığına dair yorumlar yapılıyor. Her halükarda kazananın Erdoğan olduğu belirtilerek yapılan her hamlenin nihayetinde AKP’ye yaradığı söyleniyor ve bu şekildeki mücadeleden vazgeçilmesi salık veriliyor.
Bu görüşler vakıayı anlatsa da bu değerlendirmeye katılmak mümkün değil. Umutsuzluğa düşmemek gerekli. Belki rasyonel anlamda bu mücadelenin ne kadar güç olduğunun bilinciyle hareket edilmeli ve yöntemler bu net gerçekliğin üzerine bina edilmeli.
Çok organize bir suç örgütü var karşımızda. Ve şu dönemde en güçlü günlerini yaşıyorlar. İstediklerine müebbet veriyor istediklerini beraat ettiriyorlar, arzu ettiklerini içerde tutuyor, işleri bitenleri salıveriyorlar. Bu kararların neredeyse hiçbiri mahkeme salonlarında alınmıyor. Bu kadar kötülüğe neden olan hakim ve savcıların sonu nasıl olacak diye düşünüp duruyoruz. Nazi hukukçuların bile savaş sonrası görevlerine devam ettiğini görünce, AKP rejimi sona erse bile Saray yargısının hemen bir anda ortadan kalkacağını, bu dönem “katliam” sayılacak kararlara imza atanlardan derhal hesap sorulabileceğini zannetmek saflık olur. Bizde bu şekilde düşünmüyoruz.
Çünkü yıkmak kolay, yapmak, tamir etmek zordur. Bir günde yıkılan, binlerce günde ancak tamir edilebilir belki. Bu en temel önermeyi devamlı akılda tutmak gerekli. Saray yargısı yıkım için uğraştığından çok kolay netice alabiliyor. Ama tamir için çaba gösterenlerin karşısında çok büyük engeller var. Elbette olumlu sonuç almak kolay değil ve çok uzun zaman tutabilir. Mücadeleyi bıraktığımızda veya aksattığımızda bu sürenin daha da artacağını hesaba katmak lazım.
Özetle şunu söylemek istiyorum: Saray yargısı ile mücadele çok zor ve uzun soluklu bir mücadeledir. Üstelik göstergelerin büyük kısmı aleyhimizedir. Dolayısıyla mücadelede inişler çıkışlar olabilir. Bu noktada gevşemek veya umutsuzluğa düşmek Saray yargısına ve AKP rejimine zaman kazandırmaktan başka işe yaramayacaktır. Bütün kötülüklerden misliyle hesap sorulmasını da beklememek lazım. Amacımız, Nazi hukukçularının bile cezasız kaldığı bir dünya da AKP hukukçularının akıbetine odaklanmak yerine; bozulan hukuk düzenini mağdurlar lehine olacak şekilde adım adım, sabırla ve rasyonel metotlarla tamir etmeye çalışmak olmalı.
Şunu da unutmamak lazım, Saray yargısı da tıpkı Nazi yargısı gibi mahkeme salonlarında olmasa bile tarih karşısında kesinlikle yargılanacak ve suçlu bulunarak lanetlenecektir. Bunu da bize tarih öğretti.
[TR724] 18.4.2020
Yeterli kredi vermeyen özel bankalara ceza kesilecek
Hükümet tarafından uzunca bir süredir beklendiği kadar kredi vermedikleri için eleştirilen özel bankalar için düzenleme getirildi.
Yeni tanımlanan "Aktif Rasyosu" kararına göre özel bankalar yüzde 100 oranını tutturmak için topladıkları mevduata göre daha fazla kredi ya da Hazine'ye borç vermek zorunda kalacak. Bazı bankalar hali hazırda Aktif Rasyosu kuralına uyarken, bazılarının uymadığı öğrenildi. Kurala uymayanlara ise ceza kesilecek.
Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu (BDDK), bankaların daha fazla kredi vermesini zorunlu tutmak için “Aktif Rasyosu” adıyla yeni bir oran tanımladı. Aktif Rasyosu oranının aylık ortalamasının mevduat bankaları için yüzde 100’ün, katılım bankaları için de yüzde yüzde 80’in altına inmemesine karar verildi.
Aktif Rasyosu hesaplama yöntemine göre bankaların yüzde 100 oranının üzerinde kalabilmesi için topladıkları mevduatın daha fazla bir kısmını kredi olarak vermeleri gerekiyor.
Hükümet uzunca bir süredir özel bankaları kredi vermemekle eleştiriyordu. Kamu bankaları ise kredi musluklarını sonuna kadar açtı. Düzenleme 1 Mayıs 2020’den başlamak üzere geçerli olacak.
Düzenlemede, oranı tutturamayana verilecek cezalar da yer aldı. Düzenlemede “Bankacılık Kanunu’nun 148’inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca baz alınacak aykırılık oluşturan aşım tutarının, ilgili ay sonu itibariyle AR değeri yüzde 100'ün altında olan bankalar ve yüzde 80'in altında olan katılım bankaları için, rasyoyu sırasıyla yüzde 100 ve yüzde 80 düzeyine getirecek paydaki değişim tutarı olarak hesaplanmasına karar verilmiştir” dendi.
Madde 148’de “Kurul kararıyla ve gerekçesi belirtilmek suretiyle, bu Kanun kapsamındaki kuruluşlar ile ilgili gerçek ve tüzel kişilere; a) Bu Kanun veya bu Kanuna istinaden çıkarılan düzenlemelerde yer alan sınırlamalara uyulmaması hâlinde beş yüz bin Türk Lirasından az olmamak üzere aykırılık oluşturan tutarın yüzde beşine kadar ceza verilmesi” öngörülüyor
[Samanyolu Haber] 18.4.2020
Yeni tanımlanan "Aktif Rasyosu" kararına göre özel bankalar yüzde 100 oranını tutturmak için topladıkları mevduata göre daha fazla kredi ya da Hazine'ye borç vermek zorunda kalacak. Bazı bankalar hali hazırda Aktif Rasyosu kuralına uyarken, bazılarının uymadığı öğrenildi. Kurala uymayanlara ise ceza kesilecek.
Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu (BDDK), bankaların daha fazla kredi vermesini zorunlu tutmak için “Aktif Rasyosu” adıyla yeni bir oran tanımladı. Aktif Rasyosu oranının aylık ortalamasının mevduat bankaları için yüzde 100’ün, katılım bankaları için de yüzde yüzde 80’in altına inmemesine karar verildi.
Aktif Rasyosu hesaplama yöntemine göre bankaların yüzde 100 oranının üzerinde kalabilmesi için topladıkları mevduatın daha fazla bir kısmını kredi olarak vermeleri gerekiyor.
Hükümet uzunca bir süredir özel bankaları kredi vermemekle eleştiriyordu. Kamu bankaları ise kredi musluklarını sonuna kadar açtı. Düzenleme 1 Mayıs 2020’den başlamak üzere geçerli olacak.
Düzenlemede, oranı tutturamayana verilecek cezalar da yer aldı. Düzenlemede “Bankacılık Kanunu’nun 148’inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca baz alınacak aykırılık oluşturan aşım tutarının, ilgili ay sonu itibariyle AR değeri yüzde 100'ün altında olan bankalar ve yüzde 80'in altında olan katılım bankaları için, rasyoyu sırasıyla yüzde 100 ve yüzde 80 düzeyine getirecek paydaki değişim tutarı olarak hesaplanmasına karar verilmiştir” dendi.
Madde 148’de “Kurul kararıyla ve gerekçesi belirtilmek suretiyle, bu Kanun kapsamındaki kuruluşlar ile ilgili gerçek ve tüzel kişilere; a) Bu Kanun veya bu Kanuna istinaden çıkarılan düzenlemelerde yer alan sınırlamalara uyulmaması hâlinde beş yüz bin Türk Lirasından az olmamak üzere aykırılık oluşturan tutarın yüzde beşine kadar ceza verilmesi” öngörülüyor
[Samanyolu Haber] 18.4.2020
Ünlü Sufi Eva (Havva) de Vitray-Meyerovitch kimdir?
İlahiyatçı Yazar Abdullah Aymaz Nisan ayı Çağlayan Dergisine Dünyaca ünlü Sufi Eva (Havva) de Vitray-Meyerovitch'in hayatını anlatan bir yazı kaleme aldı
İlahiyatçı- Yazar Abdullah Aymaz Çağlayan Dergisi Nisan sayısı için kaleme aldığı yazıyı müzakere etti. Dünyanın birçok ülkesindeki üniversitlerde dersler ve konferanslar veren Eva De Vitray Meyerovitch, Müslüman olduktan sonra “Havva” adını aldı.
Çağlayan Dergisi You Tube kanalına 'Eva de Vitray-Meyerovitch' yazısının müzakeresi yapan Abdullah Aymaz ünlü yazarın nasıl müslüman olduğunu anlattı
Profesör Eva (Havva) de Vitray-Meyerovitch Hanımefendi, 5 Kasım 1909 tarihinde Fransa’da aristokrat ve dindar bir Hristiyan ailenin kızı olarak dünyaya gelir. Önce elit ailelere mensup öğrencilerin gönderildiği bir rahibe okuluna gider. Hukuk Fakültesini bitirir ve İslâm Felsefesi üzerine doktora çalışması yapar. Fransa’nın Millî Bilimsel Araştırma Merkezinde akademisyen ve yönetici olarak çalışır.
Dindar olan büyükannesi, onu her pazar kiliseye götürür ve ona her zaman dürüstlüğü telkin ederdi. 18 yaşında, okuduğu bazı felsefî kitapların tesirinde kalarak din ile ilgili bazı şüphelere düşer. Sorar, soruşturur ama bir türlü tatmin olmaz. Kendi kendine, “Dürüst olmam lâzım. Hem inanmayacağım hem de kiliseye devam edeceğim! Böyle dürüstlük olmaz!” diyerek kiliseyle irtibatını keser.
1999 yılında Fransa'da vefat etti. Cenazesi 2008 yılında vasiyeti gereğince Konya'ya getirilerek Üçler Mezarlığı'na defnedildi
[Samanyolu Haber] 18.4.2020
İlahiyatçı- Yazar Abdullah Aymaz Çağlayan Dergisi Nisan sayısı için kaleme aldığı yazıyı müzakere etti. Dünyanın birçok ülkesindeki üniversitlerde dersler ve konferanslar veren Eva De Vitray Meyerovitch, Müslüman olduktan sonra “Havva” adını aldı.
Çağlayan Dergisi You Tube kanalına 'Eva de Vitray-Meyerovitch' yazısının müzakeresi yapan Abdullah Aymaz ünlü yazarın nasıl müslüman olduğunu anlattı
Profesör Eva (Havva) de Vitray-Meyerovitch Hanımefendi, 5 Kasım 1909 tarihinde Fransa’da aristokrat ve dindar bir Hristiyan ailenin kızı olarak dünyaya gelir. Önce elit ailelere mensup öğrencilerin gönderildiği bir rahibe okuluna gider. Hukuk Fakültesini bitirir ve İslâm Felsefesi üzerine doktora çalışması yapar. Fransa’nın Millî Bilimsel Araştırma Merkezinde akademisyen ve yönetici olarak çalışır.
Dindar olan büyükannesi, onu her pazar kiliseye götürür ve ona her zaman dürüstlüğü telkin ederdi. 18 yaşında, okuduğu bazı felsefî kitapların tesirinde kalarak din ile ilgili bazı şüphelere düşer. Sorar, soruşturur ama bir türlü tatmin olmaz. Kendi kendine, “Dürüst olmam lâzım. Hem inanmayacağım hem de kiliseye devam edeceğim! Böyle dürüstlük olmaz!” diyerek kiliseyle irtibatını keser.
1999 yılında Fransa'da vefat etti. Cenazesi 2008 yılında vasiyeti gereğince Konya'ya getirilerek Üçler Mezarlığı'na defnedildi
[Samanyolu Haber] 18.4.2020
80 yaşında ihtiyar bile olsa...
Ankara'da Koronavirüs salgını sebebiyle evden çıkması yasak olan 80 yaşındaki bir kişi, sosyal medyada başkalarının yaptığı paylaşımı beğendiği için karakola götürüldü. Gerekçe ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Eroğan'a hakaret!
Ankara’da 80 yaşındaki bir kişi, Facebook hesabında başkalarının yaptığı paylaşımları beğendi.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek’in şahsi Twitter hesabından paylaştığı ifade tutanağına göre polis, Cumhurbaşkanı’na hakaretle suçlanan kişiyi 5 Nisan’da evinden alıp karakola götürdü.
İfadesi alınan kişi, 1940 doğumlu olduğunu belirterek şunları söyledi: “1994 yılında emekli oldum ve evde kızım ile birlikte kalmaktayım. Ben 1940 doğumluyum ve yaşlıyım. Benim evde canım sıkıldığı için kızım telefona benim kullanmam için Facebook yükledi ve telefonunu bana verdi. Ben de yaşlı olduğum ve vakit geçirmek için akrabaların resimlerini görmek için Facebook’ta açılan profili kullandım."
"İSTEMEDEN ELİM DOKUNMUŞ"
"Hesapta görülen yazıları takipçileri olsun ve şahısların memnuniyeti için ve yazının içeriğini okumadan ve manasını bakmadan beğendim." diyen aynı kişi, "Ayrıca bazılarını ise istemeden elim dokunduğundan dolayı beğenmiş olduğumda şeklinde işaretlenmiş oluyordu çünkü yaşlı olduğum ve gözümde de katarak olduğu için istemeden de beğendiklerim bulunmaktadır." ifadelerini kullandı.
MUHARREM ERKEK: ÖNEMLİ OLAN TEK ADAMIN KEYFİ
CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, skandalı Twitter hesabında duyurdu: “Şahıs devleti nasıl olur, örneği. 1940 doğumlu, 80 yaşında vatandaş. Sokağa çıkması yasak. Facebook hesabında yaptığı bir beğeniden dolayı karakola götürülüp ifadesi alınıyor. Virüs kapar mı, yaşı nedeniyle hayatı tehlikeye girer mi? önemli değil. Önemli olan tek adamın keyfi.”
Ankara’da 80 yaşındaki bir kişi, Facebook hesabında başkalarının yaptığı paylaşımları beğendi.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek’in şahsi Twitter hesabından paylaştığı ifade tutanağına göre polis, Cumhurbaşkanı’na hakaretle suçlanan kişiyi 5 Nisan’da evinden alıp karakola götürdü.
İfadesi alınan kişi, 1940 doğumlu olduğunu belirterek şunları söyledi: “1994 yılında emekli oldum ve evde kızım ile birlikte kalmaktayım. Ben 1940 doğumluyum ve yaşlıyım. Benim evde canım sıkıldığı için kızım telefona benim kullanmam için Facebook yükledi ve telefonunu bana verdi. Ben de yaşlı olduğum ve vakit geçirmek için akrabaların resimlerini görmek için Facebook’ta açılan profili kullandım."
"İSTEMEDEN ELİM DOKUNMUŞ"
"Hesapta görülen yazıları takipçileri olsun ve şahısların memnuniyeti için ve yazının içeriğini okumadan ve manasını bakmadan beğendim." diyen aynı kişi, "Ayrıca bazılarını ise istemeden elim dokunduğundan dolayı beğenmiş olduğumda şeklinde işaretlenmiş oluyordu çünkü yaşlı olduğum ve gözümde de katarak olduğu için istemeden de beğendiklerim bulunmaktadır." ifadelerini kullandı.
MUHARREM ERKEK: ÖNEMLİ OLAN TEK ADAMIN KEYFİ
CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, skandalı Twitter hesabında duyurdu: “Şahıs devleti nasıl olur, örneği. 1940 doğumlu, 80 yaşında vatandaş. Sokağa çıkması yasak. Facebook hesabında yaptığı bir beğeniden dolayı karakola götürülüp ifadesi alınıyor. Virüs kapar mı, yaşı nedeniyle hayatı tehlikeye girer mi? önemli değil. Önemli olan tek adamın keyfi.”
[Samanyolu Haber] 18.4.2020Şahıs devleti nasıl olur, örneği. 1940 doğumlu, 80 yaşında vatandaş. Sokağa çıkması yasak. Facebook hesabında yaptığı bir beğeniden dolayı karakola götürülüp ifadesi alınıyor. "Virüs kapar mı, yaşı nedeniyle yaşamı tehlikeye girer mi", önemli değil. Önemli olan tek adamın keyfi. pic.twitter.com/anpXQYqW4c— Muharrem Erkek 🇹🇷 (@MuharremErkek17) April 18, 2020
Özel bankalar Erdoğan ve Albayrak’ı BDDK’ya şikayet etti
Özel bankaların BDDK'ya Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Maliye Bakanı Albayrak'ın açıklamalarının morallerini bozduğunu söylediği iddia edildi.
KRONOS -17 Nisan 2020
Özel bankalar, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’tan gelen eleştirilerden duydukları rahatsızlığı Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’na (BDDK) iletti.
Bloomberg’in haberine göre, 14 Nisan’da telekonferans yoluyla yapılan toplantıya, Türkiye Bankalar Birliği Başkanı Hüseyin Aydın, banka genel müdürleri ve BDDK Başkanı Mehmet Ali Akben katıldı.
Toplantı notlarına göre, özel bankalar kendilerine yönelik eleştirilerin “morallerini bozduğunu” kaydetti.
Toplantı tutanaklarında “Sektörde kamu-özel ayrımı yapılmamasının daha iyi olacağı düşüncesindeyiz. Kamu bankalarına verilen özel görevler var. Özel bankalar da yapılandırma, öteleme yapıyor ve kredi veriyor” şeklinde görüşler dile getirildi.
Akben ise özel bankalara yönelik yüksek oranda şikayetler olduğunu, bunların azaltılması gerektiğini söyledi.
Tutanaklarda ayrıca bankalar varlık kalitesinde ve sermaye üzerinde baskının artmaya başladığını, bu durumun yılın ikinci yarısında daha belirgin hale geleceğini bildirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan bu hafta yaptığı açıklamada özel bankaların bu süreçte iyi bir imtihan vermediğini söylemişti. Erdoğan, şu ifadeleri kullanmıştı:
“Ülkemizin ve milletimizin içinden geçtiği bu zor dönemde özel bankaların da üzerlerine düşeni yapmasını bekliyoruz. IMF programı başta olmak üzere ülkemizi minnet altına sokacak hiçbir dayatmaya boyun eğmeyeceğiz. Türkiye’yi yeniden bu cendereye sokmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.”
Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak da, vatandaşların özel bankalarla yaşadıkları sıkıntıları bildiklerini belirterek, “Bu dönemde vatandaşlara destek olmayı geçtik, mevduatını bozdurana, kredisini yapılandırmak isteyene fahiş maliyetler çıkarıldığını duyuyoruz. Bu asla kabul edebileceğimiz bir şey değil. Bu konunun titizlikle üzerine gideceğimizin bilinmesini isteriz” açıklamasını yapmıştı.
[Kronos.News] 18.4.2020
KRONOS -17 Nisan 2020
Özel bankalar, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’tan gelen eleştirilerden duydukları rahatsızlığı Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’na (BDDK) iletti.
Bloomberg’in haberine göre, 14 Nisan’da telekonferans yoluyla yapılan toplantıya, Türkiye Bankalar Birliği Başkanı Hüseyin Aydın, banka genel müdürleri ve BDDK Başkanı Mehmet Ali Akben katıldı.
Toplantı notlarına göre, özel bankalar kendilerine yönelik eleştirilerin “morallerini bozduğunu” kaydetti.
Toplantı tutanaklarında “Sektörde kamu-özel ayrımı yapılmamasının daha iyi olacağı düşüncesindeyiz. Kamu bankalarına verilen özel görevler var. Özel bankalar da yapılandırma, öteleme yapıyor ve kredi veriyor” şeklinde görüşler dile getirildi.
Akben ise özel bankalara yönelik yüksek oranda şikayetler olduğunu, bunların azaltılması gerektiğini söyledi.
Tutanaklarda ayrıca bankalar varlık kalitesinde ve sermaye üzerinde baskının artmaya başladığını, bu durumun yılın ikinci yarısında daha belirgin hale geleceğini bildirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan bu hafta yaptığı açıklamada özel bankaların bu süreçte iyi bir imtihan vermediğini söylemişti. Erdoğan, şu ifadeleri kullanmıştı:
“Ülkemizin ve milletimizin içinden geçtiği bu zor dönemde özel bankaların da üzerlerine düşeni yapmasını bekliyoruz. IMF programı başta olmak üzere ülkemizi minnet altına sokacak hiçbir dayatmaya boyun eğmeyeceğiz. Türkiye’yi yeniden bu cendereye sokmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.”
Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak da, vatandaşların özel bankalarla yaşadıkları sıkıntıları bildiklerini belirterek, “Bu dönemde vatandaşlara destek olmayı geçtik, mevduatını bozdurana, kredisini yapılandırmak isteyene fahiş maliyetler çıkarıldığını duyuyoruz. Bu asla kabul edebileceğimiz bir şey değil. Bu konunun titizlikle üzerine gideceğimizin bilinmesini isteriz” açıklamasını yapmıştı.
[Kronos.News] 18.4.2020
BDDK’dan krediler için yeni düzenleme
1 Mayıs 2020'den başlamak üzere haftalık bazda Aktif Rasyosu (AR) hesaplamalarında kullanılan bankaların Aktif Rasyosu formülü yeniden düzenlendi.
KRONOS -18 Nisan 2020
Enerji ve inşaat sektörüne verilen krediler takip hesaplarına aktarılıyor
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’ndan (BDDK) yapılan açıklamada, kurulun 18 Nisan 2020 tarihli toplantısında, krediler için bazı kararlar alındığı belirtildi.
Koronavirüs salgını nedeniyle yaşanılan sürecin ekonomiye, piyasaya, üretime ve istihdama olumsuz etkisinin mümkün olan en az seviyeye indirmek ve bankaların ellerinde bulundurduğu kaynakların en etkin şekilde kullanılmasını sağlamak amacıyla bazı düzenlemelere gidildiği ifade edilen açıklamada, şunlar kaydedildi:
“5411 sayılı Bankacılık Kanununun (Kanun) 93’üncü ile 43’üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bankaların, 1 Mayıs 2020’den başlamak üzere haftalık bazda Aktif Rasyosu (AR) hesaplamalarında kullanılan Aktif Rasyosu (AR) = Krediler + (Menkul Kıymetler x 0,75 ) + ( TCMB Swap x 0,5 ) / TL Mevduat + ( YP Mevduat x 1,25 ) formülünde; AR’ın pay kısmında yer verilen ‘Krediler’ kaleminin, takipteki krediler hariç bankaların bireysel ve ticari müşterilere kullandırdıkları krediler tutarının toplamını, ‘Menkul Kıymetler’ kaleminin, bankalarca satın alınan yurt dışı yerleşiklerce ihraç edilmiş menkul kıymetler ve hisse senetleri hariç özel sektör tahvil ve bonoları ile Türkiye Cumhuriyeti hazinesinin ihraç ettiği her türlü borçlanma araçları, kira sertifikaları ve Eurobondların toplam değerini, ‘TCMB Swap’ kaleminin, bankaların Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına (TCMB) Swap yoluyla verdikleri yabancı paranın TCMB alış kurundan hesap edilen Türk lirası(TL) cinsinden toplam değerini ifade etmesine, AR’ın payda kısmında yer verilen ‘TL Mevduat’ kaleminin, bankalar mevduatı hariç tüm TL cinsi mevduat/katılım fonu tutarı toplamını, ‘YP Mevduat’ kaleminin, altın ve kıymetli maden hesapları da dahil olmak üzere, bankalarda tutulan yabancı para (YP) cinsinden mevduat/katılım fonu tutarı toplamını ifade etmesine karar verilmiştir.”
Açıklamada, AR’ın her ay sonu itibarıyla, o aya ilişkin aylık ortalamasının mevduat bankaları için yüzde 100’ün, katılım bankaları için yüzde 80’in altına düşmemesine, Kanunun 148’inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca baz alınacak aykırılık oluşturan aşım tutarının, ilgili ay sonu itibarıyla AR değeri yüzde 100’ün altında olan bankalar ve yüzde 80’in altında olan katılım bankaları için, rasyoyu sırasıyla yüzde 100 ve yüzde 80 düzeyine getirecek paydaki değişim tutarı olarak hesaplanmasına karar verildiği bildirildi.
[Kronos.News] 18.4.2020
KRONOS -18 Nisan 2020
Enerji ve inşaat sektörüne verilen krediler takip hesaplarına aktarılıyor
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’ndan (BDDK) yapılan açıklamada, kurulun 18 Nisan 2020 tarihli toplantısında, krediler için bazı kararlar alındığı belirtildi.
Koronavirüs salgını nedeniyle yaşanılan sürecin ekonomiye, piyasaya, üretime ve istihdama olumsuz etkisinin mümkün olan en az seviyeye indirmek ve bankaların ellerinde bulundurduğu kaynakların en etkin şekilde kullanılmasını sağlamak amacıyla bazı düzenlemelere gidildiği ifade edilen açıklamada, şunlar kaydedildi:
“5411 sayılı Bankacılık Kanununun (Kanun) 93’üncü ile 43’üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bankaların, 1 Mayıs 2020’den başlamak üzere haftalık bazda Aktif Rasyosu (AR) hesaplamalarında kullanılan Aktif Rasyosu (AR) = Krediler + (Menkul Kıymetler x 0,75 ) + ( TCMB Swap x 0,5 ) / TL Mevduat + ( YP Mevduat x 1,25 ) formülünde; AR’ın pay kısmında yer verilen ‘Krediler’ kaleminin, takipteki krediler hariç bankaların bireysel ve ticari müşterilere kullandırdıkları krediler tutarının toplamını, ‘Menkul Kıymetler’ kaleminin, bankalarca satın alınan yurt dışı yerleşiklerce ihraç edilmiş menkul kıymetler ve hisse senetleri hariç özel sektör tahvil ve bonoları ile Türkiye Cumhuriyeti hazinesinin ihraç ettiği her türlü borçlanma araçları, kira sertifikaları ve Eurobondların toplam değerini, ‘TCMB Swap’ kaleminin, bankaların Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına (TCMB) Swap yoluyla verdikleri yabancı paranın TCMB alış kurundan hesap edilen Türk lirası(TL) cinsinden toplam değerini ifade etmesine, AR’ın payda kısmında yer verilen ‘TL Mevduat’ kaleminin, bankalar mevduatı hariç tüm TL cinsi mevduat/katılım fonu tutarı toplamını, ‘YP Mevduat’ kaleminin, altın ve kıymetli maden hesapları da dahil olmak üzere, bankalarda tutulan yabancı para (YP) cinsinden mevduat/katılım fonu tutarı toplamını ifade etmesine karar verilmiştir.”
Açıklamada, AR’ın her ay sonu itibarıyla, o aya ilişkin aylık ortalamasının mevduat bankaları için yüzde 100’ün, katılım bankaları için yüzde 80’in altına düşmemesine, Kanunun 148’inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca baz alınacak aykırılık oluşturan aşım tutarının, ilgili ay sonu itibarıyla AR değeri yüzde 100’ün altında olan bankalar ve yüzde 80’in altında olan katılım bankaları için, rasyoyu sırasıyla yüzde 100 ve yüzde 80 düzeyine getirecek paydaki değişim tutarı olarak hesaplanmasına karar verildiği bildirildi.
[Kronos.News] 18.4.2020
Demirtaş’ın tahliye talebi gerekçe gösterilmeden reddedildi
3.5 yıldır cezaevinde bulunan HDP’nin önceki Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş için avukatları 2 hafta önce tahliye talebinde bulunmuştu. Avukat Mahsuni Kahraman, yaptıkları tutukluluğa itiraz ve tahliye taleplerinin gerekçesiz olarak reddedildiğini açıkladı.
KRONOS -18 Nisan 2020
HDP’nin önceki Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın avukatı Mahsuni Kahraman’ın mesajları şöyle:
Hipertansiyon, kalp ve solunum yolu hastalıkları nedeniyle korona virüs risk grubunda olan Sn. Demirtaş için yaptığımız tahliye talebi, başvurudan 2 hafta sonra HİÇBİR GEREKÇE GÖSTERİLMEDEN reddedildi.
‘ŞÜPHELİSİ OLMADIKLARI BİR DOSYADAN TUTUKLANDILAR’
İki hafta düşünüp bir gerekçe bile bulamayan Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliği, “karar, usul ve yasaya uygun olduğundan itirazın reddine” demiş. Çok haklı(!) bir gerekçe. Bir de son derece haklı(!) gerekçe dışındaki noktalara bakalım:
Şüphelisi olmadıkları bir soruşturma dosyasından tutuklanan Sn Demirtaş ve Sn Yüksekdağ ile ilgili son tutuk devam kararına; – hem ayrı ayrı itiraz edilmiş, – hem de ayrıca Sn. Demirtaş ile ilgili bir tahliye talebinde bulunulmuştur. Yani iki itiraz, bir de tahliye talebi.
DOKTORU: DEMİRTAŞ RİSK ALTINDA, TAHLİYE EDİLMELİ
Bu iki itiraz ve bir tahliye talebini birleştiren Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 5.Sulh Ceza Hakimliğinden, iki hafta sonra, bu muhteşem gerekçeli(!) red kararını aldırmış. Üstelik karar da kesinmiş!
‘GEREKÇE YAZACAK YÜZÜNÜZ YOK’
Şüphelisi bile olmadıkları bir soruşturmadan tutuklanan Sn Demirtaş ile Sn Yüksekdağ için tahliye kararı verecek cesaretiniz yok. Gerekçe yazacak yüzünüz yok. Ama hiç değilse, torba kanun tekniğinden esinlenerek verdiğiniz şu torba kararlardan vazgeçin.
Bir de, itiraz ve tahliye talebinin iki farklı usule tabi olduğunu öğrenin. İtirazın reddi kararı kesin, tahliye talebinin reddi ise itiraza tabidir. Öğrenin bunları. Yoksa torbaya koyduğunuzu çorba yapar, kendinizi rezil edersiniz. Bakın işte bu, KESİN BİLGİ.
[Kronos.News] 18.4.2020
KRONOS -18 Nisan 2020
HDP’nin önceki Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın avukatı Mahsuni Kahraman’ın mesajları şöyle:
Hipertansiyon, kalp ve solunum yolu hastalıkları nedeniyle korona virüs risk grubunda olan Sn. Demirtaş için yaptığımız tahliye talebi, başvurudan 2 hafta sonra HİÇBİR GEREKÇE GÖSTERİLMEDEN reddedildi.
‘ŞÜPHELİSİ OLMADIKLARI BİR DOSYADAN TUTUKLANDILAR’
İki hafta düşünüp bir gerekçe bile bulamayan Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliği, “karar, usul ve yasaya uygun olduğundan itirazın reddine” demiş. Çok haklı(!) bir gerekçe. Bir de son derece haklı(!) gerekçe dışındaki noktalara bakalım:
Şüphelisi olmadıkları bir soruşturma dosyasından tutuklanan Sn Demirtaş ve Sn Yüksekdağ ile ilgili son tutuk devam kararına; – hem ayrı ayrı itiraz edilmiş, – hem de ayrıca Sn. Demirtaş ile ilgili bir tahliye talebinde bulunulmuştur. Yani iki itiraz, bir de tahliye talebi.
DOKTORU: DEMİRTAŞ RİSK ALTINDA, TAHLİYE EDİLMELİ
Bu iki itiraz ve bir tahliye talebini birleştiren Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 5.Sulh Ceza Hakimliğinden, iki hafta sonra, bu muhteşem gerekçeli(!) red kararını aldırmış. Üstelik karar da kesinmiş!
‘GEREKÇE YAZACAK YÜZÜNÜZ YOK’
Şüphelisi bile olmadıkları bir soruşturmadan tutuklanan Sn Demirtaş ile Sn Yüksekdağ için tahliye kararı verecek cesaretiniz yok. Gerekçe yazacak yüzünüz yok. Ama hiç değilse, torba kanun tekniğinden esinlenerek verdiğiniz şu torba kararlardan vazgeçin.
Bir de, itiraz ve tahliye talebinin iki farklı usule tabi olduğunu öğrenin. İtirazın reddi kararı kesin, tahliye talebinin reddi ise itiraza tabidir. Öğrenin bunları. Yoksa torbaya koyduğunuzu çorba yapar, kendinizi rezil edersiniz. Bakın işte bu, KESİN BİLGİ.
[Kronos.News] 18.4.2020
AYM: ‘Tırşik İbiş’ hakaret değil, ifade özgürlüğü
Anayasa Mahkemesi, bir öğrencinin, Barış Bildirisi’ni imzalayan akademisyenleri ihraç listesine koyduğu için Rektör Erkan İbiş’e “tırşik” demesinin hakaret değil, ifade özgürlüğü olduğunu değerlendirdi. “Tırşik” bazı bölgelerde “muhbir/casus” anlamında kullanılıyor.
KRONOS -18 Nisan 2020
ANKARA – Anayasa Mahkemesi (AYM) Ankara Üniversitesi Rektörü Erkan İbiş’in barış akademisyenlerinin ihracında oynadığı rol nedeniyle bir öğrenci tarafından söylenen ““La tırşik İbiş, ben de hayır diyorum, sen de beni kovsana okuldan” sözlerinin hakaret içermediğini, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kaydederek, öğrenciye verilen para cezasının da hak ihlali olduğuna hükmetti.
Ankara Üniversitesi öğrencisi Çağrı Yılmaz, sosyal medya üzerinden Rektör İbiş’in akademisyen ihraçlarına yönelik tutumunu eleştirdi. Yılmaz, 2017 yılında sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlarda, “La tırşik İbiş, ben de hayır diyorum, sen de beni kovsana okuldan”, “Buradayız, biradayız!!! anladın sen onu ibiş” ifadelerini kullandı.
Paylaşımın ardından Rektör İbiş, öğrenciden şikâyetçi oldu. Ankara 23. Asliye Ceza Mahkemesi, Yılmaz’ın ‘hakaret’ suçundan cezalandırılmasına karar verdi. Yılmaz, 8 bin 840 TL para cezasına çarptırılırken hükmün açıklanması geriye bırakıldı. Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi de Yılmaz’ın karara yönelik yaptığı itiraz başvurusunu reddetti.
Karara ilişkin itirazı yerel mahkemeden dönen Yılmaz, AYM’ye bireysel başvuruda bulundu. Yüksek Mahkeme, AÜ Rektör’ü İbiş’e yönelik, “Tırşik” diyen Yılmaz’a verilen ceza ile ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmetti. AYM, yeniden yargılama yapılarak ifade özgürlüğü ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için dosyanın Ankara 23. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verdi.
‘Bu Suça Ortak Olmayacağız’ adlı bildiriye imza atan çok sayıda akademisyenin ihraç edildiği okullardan olan Ankara Üniversitesi’nde, 2018’de eylem yapan akademisyen ve öğrencilere polis sert müdahalede bulunmuştu.
Tırşik sözcüğü Anadolu’da, ‘ucuza kaçan’ ve sevilmeyen insanlara yönelik de kullanılır. Bazı bölgelerde de “ihbarcı/casus” anlamlarında kullanılıyor.
[Kronos.News] 18.4.2020
KRONOS -18 Nisan 2020
ANKARA – Anayasa Mahkemesi (AYM) Ankara Üniversitesi Rektörü Erkan İbiş’in barış akademisyenlerinin ihracında oynadığı rol nedeniyle bir öğrenci tarafından söylenen ““La tırşik İbiş, ben de hayır diyorum, sen de beni kovsana okuldan” sözlerinin hakaret içermediğini, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kaydederek, öğrenciye verilen para cezasının da hak ihlali olduğuna hükmetti.
Ankara Üniversitesi öğrencisi Çağrı Yılmaz, sosyal medya üzerinden Rektör İbiş’in akademisyen ihraçlarına yönelik tutumunu eleştirdi. Yılmaz, 2017 yılında sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlarda, “La tırşik İbiş, ben de hayır diyorum, sen de beni kovsana okuldan”, “Buradayız, biradayız!!! anladın sen onu ibiş” ifadelerini kullandı.
Paylaşımın ardından Rektör İbiş, öğrenciden şikâyetçi oldu. Ankara 23. Asliye Ceza Mahkemesi, Yılmaz’ın ‘hakaret’ suçundan cezalandırılmasına karar verdi. Yılmaz, 8 bin 840 TL para cezasına çarptırılırken hükmün açıklanması geriye bırakıldı. Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi de Yılmaz’ın karara yönelik yaptığı itiraz başvurusunu reddetti.
Karara ilişkin itirazı yerel mahkemeden dönen Yılmaz, AYM’ye bireysel başvuruda bulundu. Yüksek Mahkeme, AÜ Rektör’ü İbiş’e yönelik, “Tırşik” diyen Yılmaz’a verilen ceza ile ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmetti. AYM, yeniden yargılama yapılarak ifade özgürlüğü ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için dosyanın Ankara 23. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verdi.
‘Bu Suça Ortak Olmayacağız’ adlı bildiriye imza atan çok sayıda akademisyenin ihraç edildiği okullardan olan Ankara Üniversitesi’nde, 2018’de eylem yapan akademisyen ve öğrencilere polis sert müdahalede bulunmuştu.
Tırşik sözcüğü Anadolu’da, ‘ucuza kaçan’ ve sevilmeyen insanlara yönelik de kullanılır. Bazı bölgelerde de “ihbarcı/casus” anlamlarında kullanılıyor.
[Kronos.News] 18.4.2020
DEVA’dan salgının ekonomik etkileri için 42 maddelik çözüm önerisi
DEVA Partisi, hükümetin koronavirüs salgını nedeniyle açıkladığı ekonomik önlem paketlerinin yetersiz olduğunu açıkladı, 14 ana başlık altında 42 maddelik çözüm önerisi sundu.
YAVUZ GENÇ -18 Nisan 2020
ANKARA – Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) hükümetin koronavirüs salgını için aldığı ekonomik önlemlerin yetersiz olduğunu açıkladı, 14 ana madde ile 42 alt öneriden oluşan bir “ekonomik öneri” paketini açıkladı. Hükümet tarafından açıklanan ekonomi paketlerinin “yetersiz” olduğu vurgusu yapılarak, Milli gelirine oranla (yüzde 2) açıklanan ekonomik önlemlerin oldukça düşük olduğu vurgulandı. Emekli ikramiyeleri gibi zaten yapılacak ödemelerin destek kapsamında sayılmasının doğru olmadığı belirtildi. Açıklanan pakette konut alımında kredilendirme oranının artırılması, uçak biletlerindeki KDV oranın düşürülmesi gibi krizle mücadelede etkisi önemsiz veya çelişkili tedbirlerin yer alması hükümetin konuya yaklaşımına ve alınan diğer tedbirlere olan güveni sarsmıştır” denildi.
“Bu krizin ekonomi üzerindeki etkileri ile mücadelede en temel öncelik iş, istihdam ve gelir kayıplarının önüne geçmek olmalıdır” denilen açıklamada alınması gereken önerilerden öne çıkanları şöyle:
* İşsizlik Fonundan yararlanma ile kısa çalışma ödeneğinden yararlanma koşulları ve yaralanma süresi ile yararlanma miktarlarında ilave esnekliklere gidilmelidir.
* Mevcut şartları taşımayanlar ile istihdama yeni girmiş kişilerin istihdamının korunabilmesi ve çalışanların gelir kaybını önlemesi açısından kısa çalışma ödeneği yararlanma şartları işsizlik sigortası şartlarından ayrılmalıdır.
* Kısa çalışma ödeneğinde yararlanılacak miktarın alt sınırın (işçinin son on iki aylık maaş ortalamasının yüzde 60’ı) ilk üç ay için yüzde 100’e sonraki üç ay için yüzde 80’e çıkarılmalıdır.
“ASGARİ ÜCRETİN YETERSİZLİĞİ TARTIŞILIRKEN 1117 TL ÇOK YETERSİZ”
* Sağlanacak destek mevcut yoksulluk, açlık sınırı göz önüne alındığında ve kısmi çalışma ödeneği ile İşsizlik Sigortası Fonundan sağlanan destek ile karşılaştırıldığında düşüktür. Devletin ödemeyi taahhüt ettiği tutar 1.177-TL’dir. 2020 için belirlenen asgari ücret ise 2.324-TL’dir. Asgari ücretin bile yetersizliği tartışılırken 1.177-TL’nin çok yetersiz olduğu açıktır. İlave olarak, bu desteğin çalışanlara daha fazla imkân sağlayacak seçeneklerden kaçınma yolu olarak istismar edilmemesi için gerekli tedbirler alınmalıdır.
“DESTEKLER İHTİYACI OLAN FİRMALARA ULAŞMIYOR”
* Destekler gerçek ihtiyacı olan işletme ve firmalara ulaşmamaktadır. Bu sorunlar ivedilikle giderilmelidir.
* Ertelemelerin süresi yeterli değildir. Erteleme yerine bu süre zarfında vergi ve SGK primleri alınmamalıdır.
* Sanayi, ticaret ve ihracat alanlarında faaliyet gösteren meslek örgütleri sahip oldukları mali kaynakları, temsil ettikleri sektörleri en düzeyde destekleyecek şekilde kullanmalıdır.
“FATURALAR ERTELENMELİ”
* Elektrik, su ve doğalgaz faturalarının ertelenmesi uygulaması hayata geçirilmelidir. Faturaların geçen ayların ortalaması şeklinde alınmasının, açık olmayan iş yerleri için sebep olduğu zorluk ve sorunlar giderilmelidir.
* Açıklanan paketlerde nakit akışı, krediler, vergi ve diğer mali yükler konusunda tedbirler yer almaktadır. Türkiye’de çeklerin ödeme sistemindeki önemi dikkate alındığında, krizden yoğun olarak etkilenen sektörlerdeki firmaların çeklerinin ödemelerinde aksaklıkları önleyecek mekanizmaların geliştirilmesi de önem taşımaktadır.
* Üreticilerimizin bahar ve yaz dönemi için dikim yapacakları bugünlerde, Bakanlıkça Tarım Kredi Kooperatifleri ve diğer üretici birlikleri üzerinden tohum, ilaç, gübre, elektrik ve akaryakıt gibi girdiler için destekler artırılarak sürdürülmeli ve ödemeleri de geciktirilmemelidir.
MEVSİMLİK İŞÇİLER KONUSU…
* Yaklaşan meyve hasadı ve yaz dönemi üretim sezonu hazırlığının yapılması nedenleriyle acilen mevsimlik işçilerin üretim bölgelerine sorunsuz bir şekilde ulaşımı sağlanmalı, işçilerin uygun yerlerde (köy evleri, köy okulları, köy düğün salonları gibi) konaklatılması ve Kızılay’ın alt yapısından faydalanması sağlanmalı, sağlık kontrollerinin hemen il sınırına girişte yapılıp sonuçlarının işverenler üzerinden çok iyi takip edilmesi gerekmektedir.
* Tüm sektörün (otel, acente, havayolu şirketleri) mevcut borçlarının yapılandırarak minimum 36 ay olacak şekilde uzun vadeye yayılmalıdır.
“DEVLET YIL SONUNA KADAR TURİZM ÇALIŞANLARINA ÜCRET DESTEĞİ VERMELİ”
* Turizm çalışanlarının işsiz kalmaması ve kalifiye işgücünün kaybedilmemesi açısından yıl sonuna kadar devlet tarafından ücret desteği sağlanmalıdır.
* Seyahat acentalarının önceden ödemiş olduğu havayolu bilet, tren, konaklama ve benzeri ödemelerinin iptaller nedeniyle iadeleri sağlanmalıdır.
* Kriz sonrası sektörün hızlı toparlanabilmesi için reklam ve pazarlama desteği verileceği şimdiden açıklanmalıdır.
“BAĞIMSIZ TİYATROLAR DESTEKLENMELİ, SANAT ATÖLYELERİNE KİRA DESTEĞİ VERİLMELİ”
* Bağımsız tiyatroların ve sahne sanatları alanında faaliyet gösteren kurumların 2019-2020 sezonunda iptal ettikleri projelerden kaynaklı kayıplarının giderilmesi, kira ve stopaj desteği sağlanması, mevcut kredi ödemelerinin ertelenmesi ve KGF desteklerinden istifade etmeleri sağlanmalıdır.
* Edebiyat, müzik, sahne sanatları, performans sanatları, güzel sanatlar ve tasarım alanında faaliyet gösteren ve serbest çalışan sanatçı ve sanatçı atölyelerinin iş ve fırsat kayıplarının tespit edilerek kira desteği, sosyal güvenlik desteği ve asgari maddi destek imkânları seferber edilmelidir.
“İNTERNET KULLANIMI VE TEMİZLİK ÜRÜNLERİNDE KDV DÜŞÜRÜLMELİ”
* Uzaktan erişim dolaysıyla internet hizmetlerinin başta eğitim amaçlı olmak üzere yoğun olarak kullanıldığı bu dönemde internet hizmeti sağlayıcıların kotalar konusunda daha esnek olmaları sağlanmalıdır.
* İnternet kullanımı ve temizlik malzemeleri üzerindeki KDV oranı düşürülmelidir.
* Bu krizle mücadele sürecinde tedariki elzem olan malzemelerin teminini zorlaştıracak müdahalelerden kaçınılmalıdır.
“KAMU HARCAMALARI KISITLANMALI, ACİL OLMAYAN PROJELER ERTELENMELİ”
* İç kaynak bulma hususunda öncelik, acil ve zaruri olmayan kamu harcamalarının derhâl ve ciddi biçimde kısılmasına verilmelidir. Bu çerçevede, maaş, sosyal yardımlar, çiftçilere ödemeler gibi harcamaların dışında kalan yatırım, cari ve diğer transfer harcamalarında ciddi oranda kesintiye gidilmelidir. Yapımına başlanmamış, acil olmayan ve ertelenebilecek nitelikteki projeler durdurulmalıdır.
* Çok güvenilir ve tutarlı bir orta vadeli program ile desteklenmeden, kaynak temini için Merkez Bankasının kullanılması öncelikle döviz kurları, ilerleyen aşamalarda ise enasyon üzerinde ciddi baskı oluşturacaktır. Bu olumsuz etkilerin sınırlandırılması için hükümet ivedilikle böyle bir orta vadeli program ve bütçe hazırlamalı, orta vadede mali disiplinin sağlanacağı ve sorumlu politikalar uygulanacağı konusunda çok güçlü ve bağlayıcı şekilde taahhüt altına girmeli, iç ve dış yatırımcılar nezdinde güven oluşturmalıdır.
“EKONOMİYLE MÜCADELE EDİLİRKEN TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER KORUNMALI”
* Bu krizle mücadele edilirken, temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunulmaması, demokratik değerlerin korunması, içe kapanan ve korumacı yaklaşımlardan kaçınılması, sermaye hareketlerinin kısıtlanması ya da kontrolü yoluna gidilmemesi ve şeffaflığa en üst düzeyde riayet edilmesi kritik önem taşımaktadır.
* Kamu ve özel sektördeki tüm kurumlarımız, ülkemizin koronavirüs salgını sonrası oluşacak yeni ekonomik, finansal ve ticari ortama en kısa sürede ve rekabetçi bir biçimde uyumunu sağlayacak sektörel ve kurumsal yapılanma çalışmalarını süratle ele almalı ve sonuçlandırmalıdır.
Açıklamanın tamamına ulaşmak için tıklayınız.
[Kronos.News] 18.4.2020
YAVUZ GENÇ -18 Nisan 2020
ANKARA – Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) hükümetin koronavirüs salgını için aldığı ekonomik önlemlerin yetersiz olduğunu açıkladı, 14 ana madde ile 42 alt öneriden oluşan bir “ekonomik öneri” paketini açıkladı. Hükümet tarafından açıklanan ekonomi paketlerinin “yetersiz” olduğu vurgusu yapılarak, Milli gelirine oranla (yüzde 2) açıklanan ekonomik önlemlerin oldukça düşük olduğu vurgulandı. Emekli ikramiyeleri gibi zaten yapılacak ödemelerin destek kapsamında sayılmasının doğru olmadığı belirtildi. Açıklanan pakette konut alımında kredilendirme oranının artırılması, uçak biletlerindeki KDV oranın düşürülmesi gibi krizle mücadelede etkisi önemsiz veya çelişkili tedbirlerin yer alması hükümetin konuya yaklaşımına ve alınan diğer tedbirlere olan güveni sarsmıştır” denildi.
“Bu krizin ekonomi üzerindeki etkileri ile mücadelede en temel öncelik iş, istihdam ve gelir kayıplarının önüne geçmek olmalıdır” denilen açıklamada alınması gereken önerilerden öne çıkanları şöyle:
* İşsizlik Fonundan yararlanma ile kısa çalışma ödeneğinden yararlanma koşulları ve yaralanma süresi ile yararlanma miktarlarında ilave esnekliklere gidilmelidir.
* Mevcut şartları taşımayanlar ile istihdama yeni girmiş kişilerin istihdamının korunabilmesi ve çalışanların gelir kaybını önlemesi açısından kısa çalışma ödeneği yararlanma şartları işsizlik sigortası şartlarından ayrılmalıdır.
* Kısa çalışma ödeneğinde yararlanılacak miktarın alt sınırın (işçinin son on iki aylık maaş ortalamasının yüzde 60’ı) ilk üç ay için yüzde 100’e sonraki üç ay için yüzde 80’e çıkarılmalıdır.
“ASGARİ ÜCRETİN YETERSİZLİĞİ TARTIŞILIRKEN 1117 TL ÇOK YETERSİZ”
* Sağlanacak destek mevcut yoksulluk, açlık sınırı göz önüne alındığında ve kısmi çalışma ödeneği ile İşsizlik Sigortası Fonundan sağlanan destek ile karşılaştırıldığında düşüktür. Devletin ödemeyi taahhüt ettiği tutar 1.177-TL’dir. 2020 için belirlenen asgari ücret ise 2.324-TL’dir. Asgari ücretin bile yetersizliği tartışılırken 1.177-TL’nin çok yetersiz olduğu açıktır. İlave olarak, bu desteğin çalışanlara daha fazla imkân sağlayacak seçeneklerden kaçınma yolu olarak istismar edilmemesi için gerekli tedbirler alınmalıdır.
“DESTEKLER İHTİYACI OLAN FİRMALARA ULAŞMIYOR”
* Destekler gerçek ihtiyacı olan işletme ve firmalara ulaşmamaktadır. Bu sorunlar ivedilikle giderilmelidir.
* Ertelemelerin süresi yeterli değildir. Erteleme yerine bu süre zarfında vergi ve SGK primleri alınmamalıdır.
* Sanayi, ticaret ve ihracat alanlarında faaliyet gösteren meslek örgütleri sahip oldukları mali kaynakları, temsil ettikleri sektörleri en düzeyde destekleyecek şekilde kullanmalıdır.
“FATURALAR ERTELENMELİ”
* Elektrik, su ve doğalgaz faturalarının ertelenmesi uygulaması hayata geçirilmelidir. Faturaların geçen ayların ortalaması şeklinde alınmasının, açık olmayan iş yerleri için sebep olduğu zorluk ve sorunlar giderilmelidir.
* Açıklanan paketlerde nakit akışı, krediler, vergi ve diğer mali yükler konusunda tedbirler yer almaktadır. Türkiye’de çeklerin ödeme sistemindeki önemi dikkate alındığında, krizden yoğun olarak etkilenen sektörlerdeki firmaların çeklerinin ödemelerinde aksaklıkları önleyecek mekanizmaların geliştirilmesi de önem taşımaktadır.
* Üreticilerimizin bahar ve yaz dönemi için dikim yapacakları bugünlerde, Bakanlıkça Tarım Kredi Kooperatifleri ve diğer üretici birlikleri üzerinden tohum, ilaç, gübre, elektrik ve akaryakıt gibi girdiler için destekler artırılarak sürdürülmeli ve ödemeleri de geciktirilmemelidir.
MEVSİMLİK İŞÇİLER KONUSU…
* Yaklaşan meyve hasadı ve yaz dönemi üretim sezonu hazırlığının yapılması nedenleriyle acilen mevsimlik işçilerin üretim bölgelerine sorunsuz bir şekilde ulaşımı sağlanmalı, işçilerin uygun yerlerde (köy evleri, köy okulları, köy düğün salonları gibi) konaklatılması ve Kızılay’ın alt yapısından faydalanması sağlanmalı, sağlık kontrollerinin hemen il sınırına girişte yapılıp sonuçlarının işverenler üzerinden çok iyi takip edilmesi gerekmektedir.
* Tüm sektörün (otel, acente, havayolu şirketleri) mevcut borçlarının yapılandırarak minimum 36 ay olacak şekilde uzun vadeye yayılmalıdır.
“DEVLET YIL SONUNA KADAR TURİZM ÇALIŞANLARINA ÜCRET DESTEĞİ VERMELİ”
* Turizm çalışanlarının işsiz kalmaması ve kalifiye işgücünün kaybedilmemesi açısından yıl sonuna kadar devlet tarafından ücret desteği sağlanmalıdır.
* Seyahat acentalarının önceden ödemiş olduğu havayolu bilet, tren, konaklama ve benzeri ödemelerinin iptaller nedeniyle iadeleri sağlanmalıdır.
* Kriz sonrası sektörün hızlı toparlanabilmesi için reklam ve pazarlama desteği verileceği şimdiden açıklanmalıdır.
“BAĞIMSIZ TİYATROLAR DESTEKLENMELİ, SANAT ATÖLYELERİNE KİRA DESTEĞİ VERİLMELİ”
* Bağımsız tiyatroların ve sahne sanatları alanında faaliyet gösteren kurumların 2019-2020 sezonunda iptal ettikleri projelerden kaynaklı kayıplarının giderilmesi, kira ve stopaj desteği sağlanması, mevcut kredi ödemelerinin ertelenmesi ve KGF desteklerinden istifade etmeleri sağlanmalıdır.
* Edebiyat, müzik, sahne sanatları, performans sanatları, güzel sanatlar ve tasarım alanında faaliyet gösteren ve serbest çalışan sanatçı ve sanatçı atölyelerinin iş ve fırsat kayıplarının tespit edilerek kira desteği, sosyal güvenlik desteği ve asgari maddi destek imkânları seferber edilmelidir.
“İNTERNET KULLANIMI VE TEMİZLİK ÜRÜNLERİNDE KDV DÜŞÜRÜLMELİ”
* Uzaktan erişim dolaysıyla internet hizmetlerinin başta eğitim amaçlı olmak üzere yoğun olarak kullanıldığı bu dönemde internet hizmeti sağlayıcıların kotalar konusunda daha esnek olmaları sağlanmalıdır.
* İnternet kullanımı ve temizlik malzemeleri üzerindeki KDV oranı düşürülmelidir.
* Bu krizle mücadele sürecinde tedariki elzem olan malzemelerin teminini zorlaştıracak müdahalelerden kaçınılmalıdır.
“KAMU HARCAMALARI KISITLANMALI, ACİL OLMAYAN PROJELER ERTELENMELİ”
* İç kaynak bulma hususunda öncelik, acil ve zaruri olmayan kamu harcamalarının derhâl ve ciddi biçimde kısılmasına verilmelidir. Bu çerçevede, maaş, sosyal yardımlar, çiftçilere ödemeler gibi harcamaların dışında kalan yatırım, cari ve diğer transfer harcamalarında ciddi oranda kesintiye gidilmelidir. Yapımına başlanmamış, acil olmayan ve ertelenebilecek nitelikteki projeler durdurulmalıdır.
* Çok güvenilir ve tutarlı bir orta vadeli program ile desteklenmeden, kaynak temini için Merkez Bankasının kullanılması öncelikle döviz kurları, ilerleyen aşamalarda ise enasyon üzerinde ciddi baskı oluşturacaktır. Bu olumsuz etkilerin sınırlandırılması için hükümet ivedilikle böyle bir orta vadeli program ve bütçe hazırlamalı, orta vadede mali disiplinin sağlanacağı ve sorumlu politikalar uygulanacağı konusunda çok güçlü ve bağlayıcı şekilde taahhüt altına girmeli, iç ve dış yatırımcılar nezdinde güven oluşturmalıdır.
“EKONOMİYLE MÜCADELE EDİLİRKEN TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER KORUNMALI”
* Bu krizle mücadele edilirken, temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunulmaması, demokratik değerlerin korunması, içe kapanan ve korumacı yaklaşımlardan kaçınılması, sermaye hareketlerinin kısıtlanması ya da kontrolü yoluna gidilmemesi ve şeffaflığa en üst düzeyde riayet edilmesi kritik önem taşımaktadır.
* Kamu ve özel sektördeki tüm kurumlarımız, ülkemizin koronavirüs salgını sonrası oluşacak yeni ekonomik, finansal ve ticari ortama en kısa sürede ve rekabetçi bir biçimde uyumunu sağlayacak sektörel ve kurumsal yapılanma çalışmalarını süratle ele almalı ve sonuçlandırmalıdır.
Açıklamanın tamamına ulaşmak için tıklayınız.
[Kronos.News] 18.4.2020
Avrupa’da hava kirliliği yüzden 45 oranında azaldı
Koronavirüsü salgını nedeniyle karantina uygulamalarına gidilen Avrupa şehirlerinde hava kirliliği seviyeleri, 2019’a kıyasla ortalama yüzde 45 oranında azaldı.
KRONOS -18 Nisan 2020
Hollanda Kraliyet Meteoroloji Enstitüsü, yeni tip Corona virüsü salgının yayılma gösterdiği Avrupa’da hava kirliliği ile ilgili yaptığı araştırmanın sonucunu açıkladı.Araştırmaya göre, Mart ve Nisan aylarında birçok Avrupa kentinde nitrojen dioksit seviyeleri yarı yarıya düştü.
Euronews’in haberine göre, Araştırmanın verileri, Fransa’nın başkenti Paris’te hava kirliliğinde birincil faktör olan nitrojen dioksit seviyesinin bir önceki yıla göre yüzde 54 oranında azaldığını gösterdi.
Avrupa Uzay Ajansı’nın Copernicus Tropomi aracını kullanan Hollandalı araştırmacılar, 13 Mart-13 Nisan arası nitrojen dioksit konsantrasyonlarını 2019 yılının aynı dönemiyle karşılaştırdı.
Araştırmanın sonucunda İspanya’nın başkenti Madrid, İtalya’nın başkenti Roma ve Milano’daki seviyelerde yüzde 45 oranında düşüş tespit edildi.Avrupa’nın çoğu kentinde benzer eğilim görüldü.
Hesaplamalarda, değişen hava koşulları ve günlük nitrojen dioksit oranındaki büyük dalgalanmalarla açıklanabilecek yüzde 15 oranında önemli bir hata payı öngörüldü. Bu nedenle 15 günlük bir süre boyunca ortalama nitrojen dioksit konsantrasyonlar hesaplandı.
Araştırmaya ilişkin enstitüde görev alan bilim insanı Henk Eskes, şunları söylüyor:
“Uzun bir zaman aralığı verilerinin ortalamasının alınması, insan etkinliğine bağlı konsantrasyon değişikliklerini daha net görebilmemizi sağlar.
“Bu nedenle harita bir aylık süreçteki konsantrasyonları gösteriyor ve kullanılan aylık ortalamalarda hesaba katılmayan hava değişkenliğini yansıtan yüzde 15’lik bir belirsizlikle sunuldu.”
Nitrojen dioksit veya azot dioksit, havayolu ve karayolu seyahati ya da endüstriyel faaliyetlerle üretilen kirletici bir kimyasal bileşik olarak biliniyor.
Yüksek seviyelerde nitrojen dioksit insan sağlığı için son derece tehlikeli sonuçlar doğurabiliyor.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, 2016’da erken ölümlerin yüzde 7’sinden fazlasıyla hava kirliliğinden kaynaklı.
[Kronos.News] 18.4.2020
KRONOS -18 Nisan 2020
Hollanda Kraliyet Meteoroloji Enstitüsü, yeni tip Corona virüsü salgının yayılma gösterdiği Avrupa’da hava kirliliği ile ilgili yaptığı araştırmanın sonucunu açıkladı.Araştırmaya göre, Mart ve Nisan aylarında birçok Avrupa kentinde nitrojen dioksit seviyeleri yarı yarıya düştü.
Euronews’in haberine göre, Araştırmanın verileri, Fransa’nın başkenti Paris’te hava kirliliğinde birincil faktör olan nitrojen dioksit seviyesinin bir önceki yıla göre yüzde 54 oranında azaldığını gösterdi.
Avrupa Uzay Ajansı’nın Copernicus Tropomi aracını kullanan Hollandalı araştırmacılar, 13 Mart-13 Nisan arası nitrojen dioksit konsantrasyonlarını 2019 yılının aynı dönemiyle karşılaştırdı.
Araştırmanın sonucunda İspanya’nın başkenti Madrid, İtalya’nın başkenti Roma ve Milano’daki seviyelerde yüzde 45 oranında düşüş tespit edildi.Avrupa’nın çoğu kentinde benzer eğilim görüldü.
Hesaplamalarda, değişen hava koşulları ve günlük nitrojen dioksit oranındaki büyük dalgalanmalarla açıklanabilecek yüzde 15 oranında önemli bir hata payı öngörüldü. Bu nedenle 15 günlük bir süre boyunca ortalama nitrojen dioksit konsantrasyonlar hesaplandı.
Araştırmaya ilişkin enstitüde görev alan bilim insanı Henk Eskes, şunları söylüyor:
“Uzun bir zaman aralığı verilerinin ortalamasının alınması, insan etkinliğine bağlı konsantrasyon değişikliklerini daha net görebilmemizi sağlar.
“Bu nedenle harita bir aylık süreçteki konsantrasyonları gösteriyor ve kullanılan aylık ortalamalarda hesaba katılmayan hava değişkenliğini yansıtan yüzde 15’lik bir belirsizlikle sunuldu.”
Nitrojen dioksit veya azot dioksit, havayolu ve karayolu seyahati ya da endüstriyel faaliyetlerle üretilen kirletici bir kimyasal bileşik olarak biliniyor.
Yüksek seviyelerde nitrojen dioksit insan sağlığı için son derece tehlikeli sonuçlar doğurabiliyor.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, 2016’da erken ölümlerin yüzde 7’sinden fazlasıyla hava kirliliğinden kaynaklı.
[Kronos.News] 18.4.2020
Güney Kore’de iyileşenler yeniden enfekte oluyor
Güney Kore’de iyileştikten sonra taburcu edilen 7 bin 829 kişinin yüzde ikisi tekrar enfekte oldu. Bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerin vücudunda virüsün 'uykuya geçtikten sonra tekrar canlanmış olabileceğini' aktarıldı.
KRONOS -17 Nisan 2020
Güney Kore Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (KCDC), iyileşen ve taburcu edilen 163 Covid-19 hastasının korona virüsü testinin pozitif çıktığını duyurdu.
163 kişinin korona virüsü testinin neden pozitif çıktığı henüz bilinmediği ancak bu verilerin hükümet tarafından incelendiği aktarıldı.
‘TESTLER HATALI OLABİLİR’
KCDC, gözetimde olan 137 kişinin yüzde 43.9’unun hafif semptomlar gösterdiğini açıkladı. Uzmanlar, iyileştikten sonra tekrar enfekte olma riskinin düşük olduğunu söylerken, uygulanan testlerin hatalı sonuç vermesinin ihtimaller dahilinde olduğunu ifade ediyor.
‘VİRÜS TEKRAR CANLANMIŞ OLABİLİR’
İyileşen hastaların virüs testlerinin eden tekrar pozitif çıkığının araştırıldığını duyuran KCDC yetkilileri, bu durumun virüsün yeniden aktif hale gelmesinden kaynaklanabileceğini söyledi. Özellikle bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde, virüsün ‘uykuda kaldığı’ ve daha sonra canlanmış olabileceği belirtildi.
[Kronos.News] 18.4.2020
KRONOS -17 Nisan 2020
Güney Kore Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (KCDC), iyileşen ve taburcu edilen 163 Covid-19 hastasının korona virüsü testinin pozitif çıktığını duyurdu.
163 kişinin korona virüsü testinin neden pozitif çıktığı henüz bilinmediği ancak bu verilerin hükümet tarafından incelendiği aktarıldı.
‘TESTLER HATALI OLABİLİR’
KCDC, gözetimde olan 137 kişinin yüzde 43.9’unun hafif semptomlar gösterdiğini açıkladı. Uzmanlar, iyileştikten sonra tekrar enfekte olma riskinin düşük olduğunu söylerken, uygulanan testlerin hatalı sonuç vermesinin ihtimaller dahilinde olduğunu ifade ediyor.
‘VİRÜS TEKRAR CANLANMIŞ OLABİLİR’
İyileşen hastaların virüs testlerinin eden tekrar pozitif çıkığının araştırıldığını duyuran KCDC yetkilileri, bu durumun virüsün yeniden aktif hale gelmesinden kaynaklanabileceğini söyledi. Özellikle bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde, virüsün ‘uykuda kaldığı’ ve daha sonra canlanmış olabileceği belirtildi.
[Kronos.News] 18.4.2020
Cerrahpaşa Tıp: Yoğun bakımda ve serviste 160 hastamız var
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sait Gönen, hastaneye korona virüsü nedeniyle yapılan başvurularla ilgili, "Şu anda dikine gidiş plato düzeyine geldi" dedi.
KRONOS -18 Nisan 2020
Koronavirüs vakalarının en çok görüldüğü İstanbul’daki merkez hastanelerden biri olan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin Dekanı Prof. Dr. Sait Gönen sağlık çalışanlarının yaşadıklarını ve salgın sürecini anlattı.
İHA’ya demeç veren Prof. Dr. Gönen, şunları söyledi:
“Cerrahpaşa bünyesinde 17 tane servisi pandemi servisi yaptık. 60’ın üzerinde yatak yoğun bakım olarak Cerrahpaşa’da hizmet ediyor. O günlerde hızla sayı arttı ve 220 hasta yatıyordu. Polikliniklerimize de çok ciddi müracaat oluyordu. Son bir aylık sürede Cerrahpaşa Tıp Fakültesine 44 bin 675 hasta müracaat etmiş. Bunların 2 bin 100 kovidli hastalar. Son bir haftadır bir stabilleşme bir plato olduğunu bizler de gözlemledik. En azından bize müracaat eden hastalarda. Diğer yerlerde durum nasıl bilmiyorum ama bize müracaat edenlerde üniversite hastaneleri arasında en fazla pandemi hastası kabul eden merkeziz. Son bir haftadır bir stabilleşme 180’lere indi, 160’lara indi. Bugün son verileri aldım arkadaşlardan 160 civarında toplam yoğun bakımda ve serviste yatan hastamız var.”
“40 ÜZERİNDE PERSONELİMİZ TEDAVİ GÖRDÜ”
“40 üzerinde personelimiz hekim, hemşire, sağlık çalışanı, temizlik personeli kovid nedeniyle hastanemizde tedavi gördü” diyen Prof. Dr. Gönen, “Tüm hekim arkadaşlarımız branşı ne olursa olsun pandemi ile mücadelede sahadalar. Bunlardan da maalesef kovid pozitif olanlar oldu. 40 üzerinde personelimiz hekim, hemşire, sağlık çalışanı, temizlik personeli kovid nedeniyle hastanemizde tedavi gördü. Cerrahpaşa penceresinden baktığımızda bir plato görülmeye başladı diyebiliriz. Pandemi ile mücadelede en önemli iki şey tabii ki hastaların tedavisi ama onun kadar önemli iki şey izalasyon ve filyasyonun yapılması. İzalosyonla ilgili merkezi yönetim ciddi kararlar alıyor. Bununla birlikte kovid pozitif olan hastaların en az geriye dönük iki hafta kimle temas ettiği bir dedektif gibi araştırılarak onların da testi yapılarak pozitif olan vakaların da hızla izolasyonunun sağlanması bu pandemiyi kökünden kazımada çok önemli. Biz geleni tedavi ediyoruz ama bize gelmeden önce yapılacaklar bize geldiğinden daha önemli. Onların da hızla yapılması gerekiyor” diye konuştu.
“SON BİR HAFTADIR BİZDEKİ HASTA SAYILARI STABİLLEŞTİ”
Son bir haftadır hasta sayılarının stabilleştiğini vurgulayan Prof. Dr. Gönen, “Şu an Türkiye’de bir plato çizer gibi olduğunu düşünüyoruz ama önümüzdeki haftalar belirleyici olacak diye düşüyorum. Bir dik gitti. Şu anda dikine gidiş plato düzeyine geldi. Ondan sonra aşağıya inişi de 2 ay alır zaten. Belki 3 ay alır. Sağlık Bakanlığı’nda daha büyük veriler var tabi. Onlar çok daha iyi değerlendirir ama son bir haftadır bizdeki hasta sayıları stabilleşti. Önümüzde Çin tecrübesi vardı. İtalyanların tecrübesi vardı. Onlarında tecrübesinden de faydalanarak sağlık bakanlığının da önerileri ile bazı ilaçları yoğun bakım öncesinde kullanmaya başladılar. Yoğun bakım öncesinde kullanımı yoğun bakıma gidiş süresini uzattı. Yoğun bakımlarda zorlu bir süreç var” dedi.
[Kronos.News] 18.4.2020
KRONOS -18 Nisan 2020
Koronavirüs vakalarının en çok görüldüğü İstanbul’daki merkez hastanelerden biri olan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin Dekanı Prof. Dr. Sait Gönen sağlık çalışanlarının yaşadıklarını ve salgın sürecini anlattı.
İHA’ya demeç veren Prof. Dr. Gönen, şunları söyledi:
“Cerrahpaşa bünyesinde 17 tane servisi pandemi servisi yaptık. 60’ın üzerinde yatak yoğun bakım olarak Cerrahpaşa’da hizmet ediyor. O günlerde hızla sayı arttı ve 220 hasta yatıyordu. Polikliniklerimize de çok ciddi müracaat oluyordu. Son bir aylık sürede Cerrahpaşa Tıp Fakültesine 44 bin 675 hasta müracaat etmiş. Bunların 2 bin 100 kovidli hastalar. Son bir haftadır bir stabilleşme bir plato olduğunu bizler de gözlemledik. En azından bize müracaat eden hastalarda. Diğer yerlerde durum nasıl bilmiyorum ama bize müracaat edenlerde üniversite hastaneleri arasında en fazla pandemi hastası kabul eden merkeziz. Son bir haftadır bir stabilleşme 180’lere indi, 160’lara indi. Bugün son verileri aldım arkadaşlardan 160 civarında toplam yoğun bakımda ve serviste yatan hastamız var.”
“40 ÜZERİNDE PERSONELİMİZ TEDAVİ GÖRDÜ”
“40 üzerinde personelimiz hekim, hemşire, sağlık çalışanı, temizlik personeli kovid nedeniyle hastanemizde tedavi gördü” diyen Prof. Dr. Gönen, “Tüm hekim arkadaşlarımız branşı ne olursa olsun pandemi ile mücadelede sahadalar. Bunlardan da maalesef kovid pozitif olanlar oldu. 40 üzerinde personelimiz hekim, hemşire, sağlık çalışanı, temizlik personeli kovid nedeniyle hastanemizde tedavi gördü. Cerrahpaşa penceresinden baktığımızda bir plato görülmeye başladı diyebiliriz. Pandemi ile mücadelede en önemli iki şey tabii ki hastaların tedavisi ama onun kadar önemli iki şey izalasyon ve filyasyonun yapılması. İzalosyonla ilgili merkezi yönetim ciddi kararlar alıyor. Bununla birlikte kovid pozitif olan hastaların en az geriye dönük iki hafta kimle temas ettiği bir dedektif gibi araştırılarak onların da testi yapılarak pozitif olan vakaların da hızla izolasyonunun sağlanması bu pandemiyi kökünden kazımada çok önemli. Biz geleni tedavi ediyoruz ama bize gelmeden önce yapılacaklar bize geldiğinden daha önemli. Onların da hızla yapılması gerekiyor” diye konuştu.
“SON BİR HAFTADIR BİZDEKİ HASTA SAYILARI STABİLLEŞTİ”
Son bir haftadır hasta sayılarının stabilleştiğini vurgulayan Prof. Dr. Gönen, “Şu an Türkiye’de bir plato çizer gibi olduğunu düşünüyoruz ama önümüzdeki haftalar belirleyici olacak diye düşüyorum. Bir dik gitti. Şu anda dikine gidiş plato düzeyine geldi. Ondan sonra aşağıya inişi de 2 ay alır zaten. Belki 3 ay alır. Sağlık Bakanlığı’nda daha büyük veriler var tabi. Onlar çok daha iyi değerlendirir ama son bir haftadır bizdeki hasta sayıları stabilleşti. Önümüzde Çin tecrübesi vardı. İtalyanların tecrübesi vardı. Onlarında tecrübesinden de faydalanarak sağlık bakanlığının da önerileri ile bazı ilaçları yoğun bakım öncesinde kullanmaya başladılar. Yoğun bakım öncesinde kullanımı yoğun bakıma gidiş süresini uzattı. Yoğun bakımlarda zorlu bir süreç var” dedi.
[Kronos.News] 18.4.2020
YİK üyelerine çağrı: Hukukun dışına çıkılıyor, inisiyatif kullanın
Mevcut Türk Ceza Kanunu'nun mimarlarından Prof.Dr. İzzet Özgenç, Türkiye’de hukukun dışına çıkılma yönünde hızlı bir sürecin yaşadığını belirterek, Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu (YİK) üyelerini bunu toplantılarda dile getirmeye çağırdı.
KRONOS -18 Nisan 2020
ANKARA – Mevcut TCK’nın hazırlanmasında da görev olan Prof.Dr. Özgenç, “Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyelerine Çağrı” başlıklı açıklama yaptı. Prof.Dr. İstişare Kurulu üyelerinin bildiği kadarıyla tamamının hukukçu kimliği taşıdığına işaret ederek, “Ülkemizde, hukuk dışına çıkılma yönünde hızlı bir sürecin yaşanmaktadır. Normal şartlarda bir cumhuriyet savcısının soruşturma başlatmaması gereken hadiseler dolasıyla, sonuçsuz kalacağı baştan açık seçik belli olmasına rağmen, çeşitli soruşturma işlemlerinin yapılması, ibretlik bir durumdur” dedi.
Prof. Dr. Özgenç, tanıdığı ve birlikte çalışma yapma imkanına sahip olduğu kurul üyelerinin bunları farketmemelerinin ve bunları dile getirmemelerinin mümkün olmadığına işaret etti. Özgenç, Türkiye’nin hukuk devleti olma vasfının sorgulanmasına yol açan bu hukuksuzlukların devamı karşısında kurul üyelerin yanlışa işaret etmelerini ve inisiyatif almaları yönünde çağrıda bulundu.
Özgenç, infaz yasası gündeme geldiğinde uyarıda bulunmuş, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı vereceğini açıklamıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hitaben bir çağrı da yapan Özgenç, infaz yasasının mevcut haliyle hukuksuzluğa sebebiyet vereceğini belirtmişti.
[Kronos.News] 18.4.2020
KRONOS -18 Nisan 2020
ANKARA – Mevcut TCK’nın hazırlanmasında da görev olan Prof.Dr. Özgenç, “Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyelerine Çağrı” başlıklı açıklama yaptı. Prof.Dr. İstişare Kurulu üyelerinin bildiği kadarıyla tamamının hukukçu kimliği taşıdığına işaret ederek, “Ülkemizde, hukuk dışına çıkılma yönünde hızlı bir sürecin yaşanmaktadır. Normal şartlarda bir cumhuriyet savcısının soruşturma başlatmaması gereken hadiseler dolasıyla, sonuçsuz kalacağı baştan açık seçik belli olmasına rağmen, çeşitli soruşturma işlemlerinin yapılması, ibretlik bir durumdur” dedi.
Prof. Dr. Özgenç, tanıdığı ve birlikte çalışma yapma imkanına sahip olduğu kurul üyelerinin bunları farketmemelerinin ve bunları dile getirmemelerinin mümkün olmadığına işaret etti. Özgenç, Türkiye’nin hukuk devleti olma vasfının sorgulanmasına yol açan bu hukuksuzlukların devamı karşısında kurul üyelerin yanlışa işaret etmelerini ve inisiyatif almaları yönünde çağrıda bulundu.
Özgenç, infaz yasası gündeme geldiğinde uyarıda bulunmuş, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı vereceğini açıklamıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hitaben bir çağrı da yapan Özgenç, infaz yasasının mevcut haliyle hukuksuzluğa sebebiyet vereceğini belirtmişti.
[Kronos.News] 18.4.2020
Türkiye'nin kredi notunu bu kez ortağı olduğu kuruluş düşürdü
Türkiye'nin kredi notunu kendi ortağı olduğu kurumun bile düşürdüğü ortaya çıktı
Sözcü yazarı Murat Muratoğlu, bugünkü yazısında Türkiye'nin kredi notu ile ilgili dikkat çeken bir yazı kaleme aldı. Muratoğlu, hisselerinin yüzde 85’i Türkiye Bankalar Birliği’nin elinde olan, Japon kredi derecelendirme kuruluşu JCR'nin Türkiye'nin kredi notunu düşürdüğünü belirtti.
Muratoğlu'nun yazısından ilgili bölüm şu şekilde;
“Geçen hafta Japon kredi derecelendirme kuruluşu JCR, Türkiye'nin kredi notunu düşürdü. Haber bile olmadı.
Bilindik dış güçler… Faiz lobisi… Dış mihraklar… Ajanlar… Provokatörler… Diyeceğim ama…
İşin ilginci ne biliyor musunuz? Türkiye Bankalar Birliği, JCR Avrasya'nın yüzde 85 hissesini kurucu ortaklarından satın almış, JCR (Japan Credit Rating Agency) ile mevcut ortaklığın devam ettirilmesi konusunda anlaşmaya varmıştı. Yani kurum bizim ortağımızdı!
Bir anlamda bizim ortak bile ortak olduğu ülkeye güvenmeyip, ekonominin beter durumda olduğunu, hatta görünümü negatifte tutarak daha da beter hale gelebileceğini söyledi. Nankör! Hisseleri bize satıp parayı sayarken iyiydi ama değil mi?
Açık açık diyorlar ki; “uçuruma gidiyor sizin ekonomi!” Japon'un bizimle ne derdi olabilir ki?…"
[Samanyolu Haber] 18.4.2020
Sözcü yazarı Murat Muratoğlu, bugünkü yazısında Türkiye'nin kredi notu ile ilgili dikkat çeken bir yazı kaleme aldı. Muratoğlu, hisselerinin yüzde 85’i Türkiye Bankalar Birliği’nin elinde olan, Japon kredi derecelendirme kuruluşu JCR'nin Türkiye'nin kredi notunu düşürdüğünü belirtti.
Muratoğlu'nun yazısından ilgili bölüm şu şekilde;
“Geçen hafta Japon kredi derecelendirme kuruluşu JCR, Türkiye'nin kredi notunu düşürdü. Haber bile olmadı.
Bilindik dış güçler… Faiz lobisi… Dış mihraklar… Ajanlar… Provokatörler… Diyeceğim ama…
İşin ilginci ne biliyor musunuz? Türkiye Bankalar Birliği, JCR Avrasya'nın yüzde 85 hissesini kurucu ortaklarından satın almış, JCR (Japan Credit Rating Agency) ile mevcut ortaklığın devam ettirilmesi konusunda anlaşmaya varmıştı. Yani kurum bizim ortağımızdı!
Bir anlamda bizim ortak bile ortak olduğu ülkeye güvenmeyip, ekonominin beter durumda olduğunu, hatta görünümü negatifte tutarak daha da beter hale gelebileceğini söyledi. Nankör! Hisseleri bize satıp parayı sayarken iyiydi ama değil mi?
Açık açık diyorlar ki; “uçuruma gidiyor sizin ekonomi!” Japon'un bizimle ne derdi olabilir ki?…"
[Samanyolu Haber] 18.4.2020
DSÖ'den virüs açıklaması: Emin değiliz
Kanda bulunan antikorların virüsten koruduğu yönündeki inanışla ilgili bir bildirimde bulunulan Dünya Sağlık Örgütü'nden, bu konuda emin olamadıkları şeklinde bir açıklama geldi.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) koronavirüs tedavisi ile ilgili yaptığı açıklamada, kandaki antikorların insanları Kovid-19'dan koruduğu konusunda emin olmadıklarını bildirdi.
DSÖ adına açıklamalarda bulunan Mike Ryan, iyileşen koronavirüsü hastalarının kanlarında ürettikleri antikorların koronavirüsüne karşı koruyup korumadığına ilişkin kesin bir fikirleri olmadığını belirtti.
Ryan, bir süre sonra koronavirüsüne karşı sürü bağışıklığı kazanılıp kazanılamayacağı yönündeki sorulara verdiği yanıtta, antikorlar etkili olsa bile, çok sayıda insanın bunları geliştirdiğine ve daha geniş nüfusa “sürü bağışıklığı” olarak yansıyacağına dair çok az işaret bulunduğunu söyledi.
'SALGIN SORUNUNU ÇÖZMEYEBİLİR'
Şu anda bize gelen pek çok ön bilgi, nüfusun oldukça düşük bir yüzdesinin antikor ürettiğini düşündürüyor diyen Ryan, ''Toplumun büyük kesimindeki beklenti sürü bağışıklığının kazanılması yönünde olabilir ancak genel kanıtlar bunun aksini gösteriyor yani bu devletlerin salgın sorununu çözmeyebilir'' dedi.
[Samanyolu Haber] 18.4.2020
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) koronavirüs tedavisi ile ilgili yaptığı açıklamada, kandaki antikorların insanları Kovid-19'dan koruduğu konusunda emin olmadıklarını bildirdi.
DSÖ adına açıklamalarda bulunan Mike Ryan, iyileşen koronavirüsü hastalarının kanlarında ürettikleri antikorların koronavirüsüne karşı koruyup korumadığına ilişkin kesin bir fikirleri olmadığını belirtti.
Ryan, bir süre sonra koronavirüsüne karşı sürü bağışıklığı kazanılıp kazanılamayacağı yönündeki sorulara verdiği yanıtta, antikorlar etkili olsa bile, çok sayıda insanın bunları geliştirdiğine ve daha geniş nüfusa “sürü bağışıklığı” olarak yansıyacağına dair çok az işaret bulunduğunu söyledi.
'SALGIN SORUNUNU ÇÖZMEYEBİLİR'
Şu anda bize gelen pek çok ön bilgi, nüfusun oldukça düşük bir yüzdesinin antikor ürettiğini düşündürüyor diyen Ryan, ''Toplumun büyük kesimindeki beklenti sürü bağışıklığının kazanılması yönünde olabilir ancak genel kanıtlar bunun aksini gösteriyor yani bu devletlerin salgın sorununu çözmeyebilir'' dedi.
[Samanyolu Haber] 18.4.2020
'İstanbul’da 2 bin 279 işçi salgına yakalandı'
İstanbul İşçi Sendikaları Şubeler Platformu raporuna göre bu iş kollarında çalışıp testi pozitif çıkan 2 bin 279 işçiden 28’i hayatını kaybetti.
İstanbul İşçi Sendikaları Şubeler Platformu'nun 10 iş koluna ilişkin hazırladığı Covid-19 raporunu göre, kentte testi pozitif çıkan işçi sayısı 2 bin 279. Sağlık çalışanlarının büyük risk altında olduğu belirtilen raporda, devlet hastanelerinin neredeyse tamamında vakaya rastlandığı kaydedildi.
İstanbul İşçi Sendikaları Şubeler Platformu, koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle deri ve tekstil, genel-iş kolu, liman-depo-antrepo, güvenlik, gıda, mağaza, sağlık, petro kimya, taşıma ve metal olmak üzere 10 iş kolunda yaptıkları gözlem ve araştırmalar sonucunda hazırladıkları raporu yayımladı.
Rapora göre, bu iş kollarında çalışıp testi pozitif çıkan 2 bin 279 işçiden 28’i hayatını kaybetti.
Bu sektörüler içerisinde özellikle sağlık çalışanlarının büyük risk altında olduğuna dikkat çekilen raporda, devlet hastanelerinin neredeyse tamamında vakaya rastlandığı belirtildi.
Pandemi sürecinin başlangıcından bugüne kadar en ciddi tedbirlerin sendikalı işyerlerinde alındığı belirtilen raporda, sendikasız işyerlerinde ise virüs vakalarını dile getiren işçilerin işten çıkarılmak ile tehdit edildiği kaydedildi. Özellikle sağlık ve hizmet sektörü temizlik işçilerinin ekipman yetersizliği çektiği belirtilen raporda, işçilerin yaşadığı diğer sorunlar şöyle sıralandı:
“* Genel olarak yaygın test seçeneğinin zayıf olması,
* Sağlık sektöründe karantina uygulaması virüsün görüldüğü servis arkadaşlarına uygulanmakta ve 14 günlük süre sonrasında işçiler çalıştırılması,
* İşsizlik ve işten çıkarma sonucu sağlık güvencesinden mahrum olma,
* Yarı yarıya izin sistemi uygulama (1 aylık iznin yarısını işverenin yarısını işçisin karşılaması),
* Sağlık sektöründe, medikal tekstil üretiminde, sanal alışveriş çalışanlarında, taşımacılık kargo bölümlerinde fazla mesai sabahlama çalışması,
* Yıllık izni olmayanların bir sonraki yıl içinde hak edeceği izinlerin peşin olarak kullandırılması,
* Evden yemek getirme sistemi (işçilere hijyen kontrolü sağlamayacağı söylenerek kendi yemeklerini evlerinden getirmeleri istenmesi),
* Muğlak süresiz izin kullandırılması ve işçilere herhangi bir konuda bilgi verilmemesi,
* Çay molalarının yasaklanması.”
ÜCRETSİZ SAĞLIK HAKKI İSTENDİ
Yaşanan bu sorunların çalışma zorunluluğu doğmayan sektörlerde üretimin işçilerin sağlığını tehlikeye attığı ifade edilen raporda, “Rapor içeriğinden de anlaşılacağı üzerE platformumuzun daha önce etkin bir biçimde çalışmasını yürüttüğü ücretli izin, yaygın test ve ücretsiz sağlık hizmetlerine ulaşım hakkı tüm çalışanların yaşam hakkıdır ve daha fazla gecikmeden hayata geçirilmelidir” denildi.
[Samanyolu Haber] 18.4.2020
İstanbul İşçi Sendikaları Şubeler Platformu'nun 10 iş koluna ilişkin hazırladığı Covid-19 raporunu göre, kentte testi pozitif çıkan işçi sayısı 2 bin 279. Sağlık çalışanlarının büyük risk altında olduğu belirtilen raporda, devlet hastanelerinin neredeyse tamamında vakaya rastlandığı kaydedildi.
İstanbul İşçi Sendikaları Şubeler Platformu, koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle deri ve tekstil, genel-iş kolu, liman-depo-antrepo, güvenlik, gıda, mağaza, sağlık, petro kimya, taşıma ve metal olmak üzere 10 iş kolunda yaptıkları gözlem ve araştırmalar sonucunda hazırladıkları raporu yayımladı.
Rapora göre, bu iş kollarında çalışıp testi pozitif çıkan 2 bin 279 işçiden 28’i hayatını kaybetti.
Bu sektörüler içerisinde özellikle sağlık çalışanlarının büyük risk altında olduğuna dikkat çekilen raporda, devlet hastanelerinin neredeyse tamamında vakaya rastlandığı belirtildi.
Pandemi sürecinin başlangıcından bugüne kadar en ciddi tedbirlerin sendikalı işyerlerinde alındığı belirtilen raporda, sendikasız işyerlerinde ise virüs vakalarını dile getiren işçilerin işten çıkarılmak ile tehdit edildiği kaydedildi. Özellikle sağlık ve hizmet sektörü temizlik işçilerinin ekipman yetersizliği çektiği belirtilen raporda, işçilerin yaşadığı diğer sorunlar şöyle sıralandı:
“* Genel olarak yaygın test seçeneğinin zayıf olması,
* Sağlık sektöründe karantina uygulaması virüsün görüldüğü servis arkadaşlarına uygulanmakta ve 14 günlük süre sonrasında işçiler çalıştırılması,
* İşsizlik ve işten çıkarma sonucu sağlık güvencesinden mahrum olma,
* Yarı yarıya izin sistemi uygulama (1 aylık iznin yarısını işverenin yarısını işçisin karşılaması),
* Sağlık sektöründe, medikal tekstil üretiminde, sanal alışveriş çalışanlarında, taşımacılık kargo bölümlerinde fazla mesai sabahlama çalışması,
* Yıllık izni olmayanların bir sonraki yıl içinde hak edeceği izinlerin peşin olarak kullandırılması,
* Evden yemek getirme sistemi (işçilere hijyen kontrolü sağlamayacağı söylenerek kendi yemeklerini evlerinden getirmeleri istenmesi),
* Muğlak süresiz izin kullandırılması ve işçilere herhangi bir konuda bilgi verilmemesi,
* Çay molalarının yasaklanması.”
ÜCRETSİZ SAĞLIK HAKKI İSTENDİ
Yaşanan bu sorunların çalışma zorunluluğu doğmayan sektörlerde üretimin işçilerin sağlığını tehlikeye attığı ifade edilen raporda, “Rapor içeriğinden de anlaşılacağı üzerE platformumuzun daha önce etkin bir biçimde çalışmasını yürüttüğü ücretli izin, yaygın test ve ücretsiz sağlık hizmetlerine ulaşım hakkı tüm çalışanların yaşam hakkıdır ve daha fazla gecikmeden hayata geçirilmelidir” denildi.
[Samanyolu Haber] 18.4.2020
‘Sokağa çıkma yasağı’ çoğu yerde yalan çıktı : Binlerce işçi muaf tutuldu!
AKP’nin geçtiğimiz hafta büyük bir skandala dönen sokağa çıkma yasağı kararı bu hafta sonu yeniden uygulamaya konulurken, binlerce işçi yasaktan muaf tutuldu.
Kocaeli Darıca’da faaliyet gösteren Kroman Çelik ve Sarkuysan adlı fabrikaların sahiplerine Kaymakamlık tarafından özel izin verildi, fabrikaların hafta sonu da çalıştırılması kararı alındı.
Kaymakamlığın iki fabrika için verdiği izin yazısının “kopyala-yapıştır” olduğu, Kocaeli Valiliği’nin oluruna dikkat çekildiği görüldü.
Birçok ilde benzer durum var
Konuya ilişkin soL’a açıklamada bulunan Birleşik Metal-İş Sendikası Genel Sekreteri Özkan Atar, “muafiyet” kararının sadece Kocaeli’deki bu iki fabrikaya özel olmadığını, birçok ilde işçilerin benzer “özel” izinlerle çalıştırılacağını söyledi.
Manisa, Bursa ve diğer birçok ilde benzer tabloların yaşandığını, buna hızlıca itiraz ettiklerini dile getiren Atar, “Bunlar bizim olduğumuz, bilgimizin olduğu yerler. Diğer sendikaların olduğu ya da olmadığı yerlerde çok daha fazla örnekler olduğunu tahmin ediyoruz” dedi.
İşçiler yaşamsal riskle karşı karşıya
Türkiye’de 75 bini aşkın vaka tespiti yapıldığını, her gün 5 bin yeni vakayla karşı karşıya kalındığını aktaran Atar, sayının giderek arttığını, salgının kontrol edilemediğini söyledi.
Bu koşullarda fabrikalarda çalışan işçilerin de her geçen gün daha fazla yaşamsal riskle karşı karşıya geldiğini belirten Atar, bu konuda en başından beri bilim insanlarının, tabip odalarının çağrılarının dikkate alınmasını istediklerini ancak gelinen noktada bunun yapılmadığını gördüklerini ifade etti.
Fabrikalardaki işçiler de dahil olmak üzere etkili bir sokağa çıkma yasağı kararıyla salgının önce kontrol altına alınması sonra da geriletilmesinin sağlanmasının gerektiğini vurgulayan Atar, “Ancak hükümet ısrarla milyonlarca yurttaşın, emekçinin değil, patronların çıkarını düşünmeye, onların talepleri doğrultusunda hareket etmeye devam ediyor. Hükümet açık bir şekilde ekonomiyi emekçinin yaşam hakkının önüne koymuş durumda.” dedi.
Kararın amacını ortadan kaldırıyorlar
Geçen hafta iki saat kala açıklanan sokağa çıkma yasağı kararıyla binlerce kişinin paniğe kapılmasına neden olan hükümetin, bu kez de erken karar açıklayarak patronlara fabrikalarını açık tutmaları için girişimde bulunmalarına yetecek süreyi verdiğini söyleyen Atar, “Sermaye örgütlerinin baskısı sonucu bakanlıklar, valilikler ve kaymakamlıkların harekete geçtiğini gördük. Bu girişimler sonucunda neredeyse tüm işletmeler açık tutulacak, binlerce işçi sokağa çıkma yasağına rağmen çalıştırılacak” diye konuştu..
Atılan bu hukuksuz adıma karşı her türlü hukuksal ve fiili itirazı yaptıklarını belirten Atar, “Sokağa çıkma yasağı kararının amacını ortadan kaldıran bu girişim kabul edilemez. Bu konuda işçi arkadaşlarımızın sokağa çıkma yasağına uygun davranması için çabalarımızı, çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” ifadesini kullandı.
Sarkuysan’da vaka görülmüş, işçiler iş bırakmıştı
Hafta sonu Kaymakamlığın özel izni ile çalıştırılacak olan Sarkuysan’da Nisan ayı başında bir işçinin Covid-19 testi pozitif çıkmış, işçiler çalışma koşullarına tepki gösterip iş bırakmıştı.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi, Türkiye'de ilk koronavirüs vakasının açıklandığı 11 Mart’tan sonra 52 işçinin bu hastalık kaynaklı iş cinayetinde yaşamını yitirdiğini, en az 855 işçinin koronavirüs testinin de pozitif çıktığını açıkladı.
Isuzu da muafiyet istedi
Gebze’de faaliyet yürüten, hafif kamyon, kamyonet, küçük otobüs ve pick-up gibi ticari araçların üretimini gerçekleştiren Anadolu Isuzu fabrikası, sokağa çıkma yasağının uygulanacağı 18 Nisan Cumartesi günü “almayı planladığı özel izin kapsamında” fabrikanın açık olacağını, üretim yapacağını tedarikçilerine duyurmuştu.
[Samanyolu Haber] 18.4.2020
Kocaeli Darıca’da faaliyet gösteren Kroman Çelik ve Sarkuysan adlı fabrikaların sahiplerine Kaymakamlık tarafından özel izin verildi, fabrikaların hafta sonu da çalıştırılması kararı alındı.
Kaymakamlığın iki fabrika için verdiği izin yazısının “kopyala-yapıştır” olduğu, Kocaeli Valiliği’nin oluruna dikkat çekildiği görüldü.
Birçok ilde benzer durum var
Konuya ilişkin soL’a açıklamada bulunan Birleşik Metal-İş Sendikası Genel Sekreteri Özkan Atar, “muafiyet” kararının sadece Kocaeli’deki bu iki fabrikaya özel olmadığını, birçok ilde işçilerin benzer “özel” izinlerle çalıştırılacağını söyledi.
Manisa, Bursa ve diğer birçok ilde benzer tabloların yaşandığını, buna hızlıca itiraz ettiklerini dile getiren Atar, “Bunlar bizim olduğumuz, bilgimizin olduğu yerler. Diğer sendikaların olduğu ya da olmadığı yerlerde çok daha fazla örnekler olduğunu tahmin ediyoruz” dedi.
İşçiler yaşamsal riskle karşı karşıya
Türkiye’de 75 bini aşkın vaka tespiti yapıldığını, her gün 5 bin yeni vakayla karşı karşıya kalındığını aktaran Atar, sayının giderek arttığını, salgının kontrol edilemediğini söyledi.
Bu koşullarda fabrikalarda çalışan işçilerin de her geçen gün daha fazla yaşamsal riskle karşı karşıya geldiğini belirten Atar, bu konuda en başından beri bilim insanlarının, tabip odalarının çağrılarının dikkate alınmasını istediklerini ancak gelinen noktada bunun yapılmadığını gördüklerini ifade etti.
Fabrikalardaki işçiler de dahil olmak üzere etkili bir sokağa çıkma yasağı kararıyla salgının önce kontrol altına alınması sonra da geriletilmesinin sağlanmasının gerektiğini vurgulayan Atar, “Ancak hükümet ısrarla milyonlarca yurttaşın, emekçinin değil, patronların çıkarını düşünmeye, onların talepleri doğrultusunda hareket etmeye devam ediyor. Hükümet açık bir şekilde ekonomiyi emekçinin yaşam hakkının önüne koymuş durumda.” dedi.
Kararın amacını ortadan kaldırıyorlar
Geçen hafta iki saat kala açıklanan sokağa çıkma yasağı kararıyla binlerce kişinin paniğe kapılmasına neden olan hükümetin, bu kez de erken karar açıklayarak patronlara fabrikalarını açık tutmaları için girişimde bulunmalarına yetecek süreyi verdiğini söyleyen Atar, “Sermaye örgütlerinin baskısı sonucu bakanlıklar, valilikler ve kaymakamlıkların harekete geçtiğini gördük. Bu girişimler sonucunda neredeyse tüm işletmeler açık tutulacak, binlerce işçi sokağa çıkma yasağına rağmen çalıştırılacak” diye konuştu..
Atılan bu hukuksuz adıma karşı her türlü hukuksal ve fiili itirazı yaptıklarını belirten Atar, “Sokağa çıkma yasağı kararının amacını ortadan kaldıran bu girişim kabul edilemez. Bu konuda işçi arkadaşlarımızın sokağa çıkma yasağına uygun davranması için çabalarımızı, çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” ifadesini kullandı.
Sarkuysan’da vaka görülmüş, işçiler iş bırakmıştı
Hafta sonu Kaymakamlığın özel izni ile çalıştırılacak olan Sarkuysan’da Nisan ayı başında bir işçinin Covid-19 testi pozitif çıkmış, işçiler çalışma koşullarına tepki gösterip iş bırakmıştı.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi, Türkiye'de ilk koronavirüs vakasının açıklandığı 11 Mart’tan sonra 52 işçinin bu hastalık kaynaklı iş cinayetinde yaşamını yitirdiğini, en az 855 işçinin koronavirüs testinin de pozitif çıktığını açıkladı.
Isuzu da muafiyet istedi
Gebze’de faaliyet yürüten, hafif kamyon, kamyonet, küçük otobüs ve pick-up gibi ticari araçların üretimini gerçekleştiren Anadolu Isuzu fabrikası, sokağa çıkma yasağının uygulanacağı 18 Nisan Cumartesi günü “almayı planladığı özel izin kapsamında” fabrikanın açık olacağını, üretim yapacağını tedarikçilerine duyurmuştu.
[Samanyolu Haber] 18.4.2020
KHK’lılardan Yeni İnfaz Yasasına tepki
Yeni İnfaz Yasası’nın mafya liderlerini kapsamasına rağmen eline hiç silah almamış kişileri kapsamamasına KHK’lı Platformları Birliği tepki gösterdi. Bu konuyla ilgili manifesto yayınlayan Platform, Anayasa Mahkemesini tarafsız olmaya, siyasal iktidarın güdümünden çıkmaya ve anayasaya uygun davranmaya davet etti.
AKP ve MHP’nin oylarıyla TBMM’den geçen ‘Ceza İnfaz Yasası’ değişikliği Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. TBMM Genel Kurulu’nda AKP ve MHP’li vekillerin oylarıyla kabul edilen yasa, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalanarak Resmî Gazete’de yayımlandı. Yürürlüğe giren yeni infaz yasasına göre yaklaşık 90 bin mahkumun tahliye süreci başladı.
MASUMLAR KAPSAM DIŞI BIRAKILDI
Yasanın, bu kesimleri de kapsaması konusunda yoğun çaba sarf eden ve milyonluk Twitter kampanyaları düzenleyen KHK’lı Platformları Birliği, mahkum yakınları ve on binlerce vatandaş sosyal medyada yasanın “acil ve ayrım yapılmadan” olmasını talep etti. Bu taleplere ve dünyayı hızla saran korona salgınına rağmen gazeteci, akademisyen, öğretmen, iş insanları, ev kadınları, hamileler ve bebekler kapsam dışında bırakıldı. Tüm bu gelişmelerin üzerine KHK’lı Platformları Birliği manifesto yayınladı. İşte o manifesto:
MUHALİFLERE YÖNELİK CADI AVI BAŞLATILDI
“KHK’lı Platformları Birliği’nden Kamuoyuna Duyuru
Pek çok yönü hâlâ karanlık 15 Temmuz 2016 darbe girişimini “Allah’ın lütfu” gören ve bunu fırsata dönüştüren siyasi iktidar, ülkede gittikçe daha da baskıcı hale gelen otoriter bir rejim kurdu.
Darbecilere karşı mücadele gerekçesiyle 20 Temmuz’da ilan edilen Olağanüstü Hal rejiminin asıl hedefi darbeyle ilgisi bulunmayan milyonlarca insan oldu; temel insan hakları askıya alındı, hukuk iktidarın güdümüne sokuldu, medya susturuldu ve iktidara biat etmeyen muhaliflere yönelik büyük bir “cadı avı” başlatıldı.
KHK’LAR SOSYAL ÖLÜME MARUZ BIRAKILDILAR
Terörle, şiddetle en ufak ilgisi olmayan insanlar “terörist” olarak yaftalandı, hukuksuz KHK’larla işlerinden ihraç edildi, mallarına el konuldu, açlığa, yokluğa ve sosyal ölüme maruz bırakıldılar. Bununla da yetinmeyen siyasi iktidar yüz binlerce insanı tutuklayarak hapishanelere doldurdu. Ülke, muhalifler için bir cehenneme dönüştürüldü.
Şimdi de; küresel kovid-19 salgını “Allah’ın lütfu” olarak fırsata dönüştürülmeye çalışılıyor.
KRİZİN ÜSTÜNÜ ÖRTMEK İÇİN BASKI YAPILIYOR
Hükumet, Korona salgınını bir “halk sağlığı” sorunu olarak görmemektedir. Salgınla mücadele adı altında çıkarılan paketler sermaye sahiplerine hizmet etmekte, gerçek ihtiyaç sahibi olan işçiler, emekçiler, işsizler ve yoksullar için hiç bir adım atılmamaktadır. Hükumet, anayasal görevi olan sosyal devletin gereklerini yerine getirmemiş ve sadece “evde kal” diyerek milyonları salgına karşı savunmasız ortada bırakmıştır.
AKP siyasal, sosyal ve ekonomik olarak ülkeyi yönetememektedir. Ortaya çıkan yönetim krizinin üstünü örtmek için ise topluma baskı, şiddet ve faşizm politikaları uygulamaktadır.
MAFYA, TETİKÇİ, HIRSIZ VE TECAVÜZCÜYE GİZLİ AF GETİRİLDİ
Toplumsal muhalefetin hareketsiz kalmak zorunda olduğu bu salgın günlerini fırsat bilen hükumet ‘Kanal İstanbul’ gibi irrasyonel rant projelerine hız verirken, çıkardığı adaletsiz “infaz yasası” ile yandaşa, mafyaya, tetikçiye, hırsıza, dolandırıcıya, tecavüzcüye gizli af getirmiştir.
Muhalif gördüğü ve “terörist” olarak yaftaladığı, şiddette başvurmayan, eline silah almayan, “özgürlük, demokrasi, hak, hukuk, adalet” için tweet atan, yazı yazan, “savaşa hayır” diyen, yasal olup daha sonra yargının değil iktidarın irtibatlı ve iltisaklı kabul ettiği kurumlarda çalışan, eğitim için çocuğunu gönderen, yasal sendika ve derneklere üye olan, bankada hesabı olan ve para yatıran siyasi mahpusları ve düşünce suçlularını bilinçli bir tercihle hapishanelerde bırakmıştır.
SİYASİ MAHPUSLAR ÖLÜME TERK EDİLDİLER
Eşitsizliği, hukuksuzluğu, ayrımcılığı rehber edinmiş AKP+MHP koalisyonu muhalif siyasi mahpusları infaz düzenlemesinin dışında bırakarak onları ölüme terk etmiştir. Aynı zamanda, yasaya son anda eklediği maddeyle; MİT’e cezaevindeki mahpusları alıp sorgulama yetkisi vererek, işkencenin önünü açmıştır.
KHK’lı Platformları Birliği olarak, infaz yasasının bu haliyle faşist uygulamaları pekiştireceğini, tek adam diktatörlüğüne hizmet edeceğini görüyoruz.
Mücadele henüz bitmiş değil. Rejimin bütün hukuksuzluklarına rağmen Anayasa Mahkemesi de dahil hukuki bütün süreçleri sonuna kadar zorlayacağız. İnfaz yasası bu haliyle anayasadaki başta “yaşam hakkını ve eşitlik ilkesini” açıkça ihlal etmektedir.
ANAYASA MAHKEMESİ, TARAFSIZ VE ANAYASAYA UYGUN DAVRANMALI
Anayasa Mahkemesinin bugüne kadar yaptığı uygulamalarla bağımsız olmadığını, adeta siyasal iktidarın aparatı haline geldiğini biliyoruz. Ancak bunlara rağmen yine de Anayasa Mahkemesini tarafsız olmaya, siyasal iktidarın güdümünden çıkmaya ve anayasaya uygun davranmaya davet ediyoruz.
Uygulanan bu anti-demokratik, hukuksuz yöntem ve politikalar uzun süre devam edemeyecektir. Rejimin hukuksuz uygulamalarına maruz kalan bizler, örgütlü mücadelemize yılmadan, sabırla devam ettiğimiz sürece kısa zamanda zulmün bittiğini hep birlikte göreceğiz.
İnfaz yasasına karşı başta ana muhalefet partisi olmak üzere tüm muhalefet partilerini ve toplumsal kamuoyunu bu hukuksuzluğu ortadan kaldırmak için birlikte mücadeleye çağırıyor ve süreci takip edeceğimizi kamuoyuna deklare ediyoruz.
Biz birlikte güçlüyüz ve hep birlikte kazanacağız.
KHK’LI PLATFORMLARI BİRLİĞİ
[Samanyolu Haber] 18.4.2020
AKP ve MHP’nin oylarıyla TBMM’den geçen ‘Ceza İnfaz Yasası’ değişikliği Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. TBMM Genel Kurulu’nda AKP ve MHP’li vekillerin oylarıyla kabul edilen yasa, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalanarak Resmî Gazete’de yayımlandı. Yürürlüğe giren yeni infaz yasasına göre yaklaşık 90 bin mahkumun tahliye süreci başladı.
MASUMLAR KAPSAM DIŞI BIRAKILDI
Yasanın, bu kesimleri de kapsaması konusunda yoğun çaba sarf eden ve milyonluk Twitter kampanyaları düzenleyen KHK’lı Platformları Birliği, mahkum yakınları ve on binlerce vatandaş sosyal medyada yasanın “acil ve ayrım yapılmadan” olmasını talep etti. Bu taleplere ve dünyayı hızla saran korona salgınına rağmen gazeteci, akademisyen, öğretmen, iş insanları, ev kadınları, hamileler ve bebekler kapsam dışında bırakıldı. Tüm bu gelişmelerin üzerine KHK’lı Platformları Birliği manifesto yayınladı. İşte o manifesto:
MUHALİFLERE YÖNELİK CADI AVI BAŞLATILDI
“KHK’lı Platformları Birliği’nden Kamuoyuna Duyuru
Pek çok yönü hâlâ karanlık 15 Temmuz 2016 darbe girişimini “Allah’ın lütfu” gören ve bunu fırsata dönüştüren siyasi iktidar, ülkede gittikçe daha da baskıcı hale gelen otoriter bir rejim kurdu.
Darbecilere karşı mücadele gerekçesiyle 20 Temmuz’da ilan edilen Olağanüstü Hal rejiminin asıl hedefi darbeyle ilgisi bulunmayan milyonlarca insan oldu; temel insan hakları askıya alındı, hukuk iktidarın güdümüne sokuldu, medya susturuldu ve iktidara biat etmeyen muhaliflere yönelik büyük bir “cadı avı” başlatıldı.
KHK’LAR SOSYAL ÖLÜME MARUZ BIRAKILDILAR
Terörle, şiddetle en ufak ilgisi olmayan insanlar “terörist” olarak yaftalandı, hukuksuz KHK’larla işlerinden ihraç edildi, mallarına el konuldu, açlığa, yokluğa ve sosyal ölüme maruz bırakıldılar. Bununla da yetinmeyen siyasi iktidar yüz binlerce insanı tutuklayarak hapishanelere doldurdu. Ülke, muhalifler için bir cehenneme dönüştürüldü.
Şimdi de; küresel kovid-19 salgını “Allah’ın lütfu” olarak fırsata dönüştürülmeye çalışılıyor.
KRİZİN ÜSTÜNÜ ÖRTMEK İÇİN BASKI YAPILIYOR
Hükumet, Korona salgınını bir “halk sağlığı” sorunu olarak görmemektedir. Salgınla mücadele adı altında çıkarılan paketler sermaye sahiplerine hizmet etmekte, gerçek ihtiyaç sahibi olan işçiler, emekçiler, işsizler ve yoksullar için hiç bir adım atılmamaktadır. Hükumet, anayasal görevi olan sosyal devletin gereklerini yerine getirmemiş ve sadece “evde kal” diyerek milyonları salgına karşı savunmasız ortada bırakmıştır.
AKP siyasal, sosyal ve ekonomik olarak ülkeyi yönetememektedir. Ortaya çıkan yönetim krizinin üstünü örtmek için ise topluma baskı, şiddet ve faşizm politikaları uygulamaktadır.
MAFYA, TETİKÇİ, HIRSIZ VE TECAVÜZCÜYE GİZLİ AF GETİRİLDİ
Toplumsal muhalefetin hareketsiz kalmak zorunda olduğu bu salgın günlerini fırsat bilen hükumet ‘Kanal İstanbul’ gibi irrasyonel rant projelerine hız verirken, çıkardığı adaletsiz “infaz yasası” ile yandaşa, mafyaya, tetikçiye, hırsıza, dolandırıcıya, tecavüzcüye gizli af getirmiştir.
Muhalif gördüğü ve “terörist” olarak yaftaladığı, şiddette başvurmayan, eline silah almayan, “özgürlük, demokrasi, hak, hukuk, adalet” için tweet atan, yazı yazan, “savaşa hayır” diyen, yasal olup daha sonra yargının değil iktidarın irtibatlı ve iltisaklı kabul ettiği kurumlarda çalışan, eğitim için çocuğunu gönderen, yasal sendika ve derneklere üye olan, bankada hesabı olan ve para yatıran siyasi mahpusları ve düşünce suçlularını bilinçli bir tercihle hapishanelerde bırakmıştır.
SİYASİ MAHPUSLAR ÖLÜME TERK EDİLDİLER
Eşitsizliği, hukuksuzluğu, ayrımcılığı rehber edinmiş AKP+MHP koalisyonu muhalif siyasi mahpusları infaz düzenlemesinin dışında bırakarak onları ölüme terk etmiştir. Aynı zamanda, yasaya son anda eklediği maddeyle; MİT’e cezaevindeki mahpusları alıp sorgulama yetkisi vererek, işkencenin önünü açmıştır.
KHK’lı Platformları Birliği olarak, infaz yasasının bu haliyle faşist uygulamaları pekiştireceğini, tek adam diktatörlüğüne hizmet edeceğini görüyoruz.
Mücadele henüz bitmiş değil. Rejimin bütün hukuksuzluklarına rağmen Anayasa Mahkemesi de dahil hukuki bütün süreçleri sonuna kadar zorlayacağız. İnfaz yasası bu haliyle anayasadaki başta “yaşam hakkını ve eşitlik ilkesini” açıkça ihlal etmektedir.
ANAYASA MAHKEMESİ, TARAFSIZ VE ANAYASAYA UYGUN DAVRANMALI
Anayasa Mahkemesinin bugüne kadar yaptığı uygulamalarla bağımsız olmadığını, adeta siyasal iktidarın aparatı haline geldiğini biliyoruz. Ancak bunlara rağmen yine de Anayasa Mahkemesini tarafsız olmaya, siyasal iktidarın güdümünden çıkmaya ve anayasaya uygun davranmaya davet ediyoruz.
Uygulanan bu anti-demokratik, hukuksuz yöntem ve politikalar uzun süre devam edemeyecektir. Rejimin hukuksuz uygulamalarına maruz kalan bizler, örgütlü mücadelemize yılmadan, sabırla devam ettiğimiz sürece kısa zamanda zulmün bittiğini hep birlikte göreceğiz.
İnfaz yasasına karşı başta ana muhalefet partisi olmak üzere tüm muhalefet partilerini ve toplumsal kamuoyunu bu hukuksuzluğu ortadan kaldırmak için birlikte mücadeleye çağırıyor ve süreci takip edeceğimizi kamuoyuna deklare ediyoruz.
Biz birlikte güçlüyüz ve hep birlikte kazanacağız.
KHK’LI PLATFORMLARI BİRLİĞİ
[Samanyolu Haber] 18.4.2020
‘Acil’deki bomba!Kamu hastanesinde çalışan bir acil doktoru, Covid-19 deneyimlerini anlattı.
Samatya’daki İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin acil servisinde çalışan uzman doktor, salgının ilk iki haftasında hastanelerin aşırı yoğun olduğunu belirterek “Salgının ilk iki haftasında yaşadıklarımız, sokağa çıkma yasağının iki saat önce ilan edilmesiyle insanların marketlere, fırınlara akın etmesine benzer görüntüleri yaşamamıza neden oldu. Öksüren, boğazı ağrıyan herkes acile akın etti. Doktor, hemşire, güvenlikçi, sekreter birçok çalışana virüs bulaştı” dedi.
Acil servis doktoru, acile başvuran hasta profilinde ciddi bir değişim olduğunu kaydetti: “Salgından önce acil serviste günde 700 - 800 hasta bakıyorduk, bu sayı ilk başlarda çok fazla arttı, sonra azaldı, 450 - 500’lere kadar düştü. Önceden insanlar ‘göğsüm ağrıyor kalp krizi mi geçiriyorum’ diye gelirdi. Şimdi gelenlerin yüzde 90’ı ‘korona mıyım’ diye geliyor. Serviste yatan hastaların yüzde 80’i korona sebebiyle yatıyor. Şu an çalıştığım hastanede en son nöbette hastaları devralırken 20 hasta yatış için bekliyordu.”
HASTANEDEN KAÇTILAR
“İlk günlerde acilde adım atacak yer yoktu” diyen doktor, “‘Ben iyiyim gitmek istiyorum’ diyen hastalar bile oluyordu yoğunluktan, hatta vakaların birkaçı hastaneden kaçtı” dedi. Sağlık çalışanlarına rutin tarama testleri yapılması gerektiğini söyleyen doktor, hastanede çok sayıda doktor, hemşire, güvenlikçi, sekreter gibi çalışanların hastalandığını anlatarak “20-25 kişi benim bildiğim hastalanan sağlıkçı ve personel” dedi.
EVE GİDERKEN KAYGISI BÜYÜK
“Eşim de sağlıkçı. Beş yaşında bir kızım var, kayınvalidem ve kayınpederim de bizimle yaşıyor. İkisi de 65 yaş üzeri. Evde mümkün olduğu kadar onlardan uzak durmaya çalışıyorum. Her gün eve giderken aileme bulaştırır mıyım kaygısı yaşıyorum. Sağlık Bakanı alkışı önden teşvik etmişti. Açıkçası çok zor günlerde muhtaç olunan durumlardaki alkışların çok anlamlı olduğunu düşünmüyorum. Samimi de bulmuyorum. İyi niyetle dışarıda alkışlayan halkı görebiliyoruz, o ayrı durum elbet...”
[Samanyolu Haber] 18.4.2020
Acil servis doktoru, acile başvuran hasta profilinde ciddi bir değişim olduğunu kaydetti: “Salgından önce acil serviste günde 700 - 800 hasta bakıyorduk, bu sayı ilk başlarda çok fazla arttı, sonra azaldı, 450 - 500’lere kadar düştü. Önceden insanlar ‘göğsüm ağrıyor kalp krizi mi geçiriyorum’ diye gelirdi. Şimdi gelenlerin yüzde 90’ı ‘korona mıyım’ diye geliyor. Serviste yatan hastaların yüzde 80’i korona sebebiyle yatıyor. Şu an çalıştığım hastanede en son nöbette hastaları devralırken 20 hasta yatış için bekliyordu.”
HASTANEDEN KAÇTILAR
“İlk günlerde acilde adım atacak yer yoktu” diyen doktor, “‘Ben iyiyim gitmek istiyorum’ diyen hastalar bile oluyordu yoğunluktan, hatta vakaların birkaçı hastaneden kaçtı” dedi. Sağlık çalışanlarına rutin tarama testleri yapılması gerektiğini söyleyen doktor, hastanede çok sayıda doktor, hemşire, güvenlikçi, sekreter gibi çalışanların hastalandığını anlatarak “20-25 kişi benim bildiğim hastalanan sağlıkçı ve personel” dedi.
EVE GİDERKEN KAYGISI BÜYÜK
“Eşim de sağlıkçı. Beş yaşında bir kızım var, kayınvalidem ve kayınpederim de bizimle yaşıyor. İkisi de 65 yaş üzeri. Evde mümkün olduğu kadar onlardan uzak durmaya çalışıyorum. Her gün eve giderken aileme bulaştırır mıyım kaygısı yaşıyorum. Sağlık Bakanı alkışı önden teşvik etmişti. Açıkçası çok zor günlerde muhtaç olunan durumlardaki alkışların çok anlamlı olduğunu düşünmüyorum. Samimi de bulmuyorum. İyi niyetle dışarıda alkışlayan halkı görebiliyoruz, o ayrı durum elbet...”
[Samanyolu Haber] 18.4.2020
Peygamber misyonu ve varisleri
Allah (cc) dinini tebliğ adına her toplum için mutlaka bir Rasûl göndermiştir. 1 Hadisin beyanına göre 124 bin Nebi geldiği, bunların 313’ü Rasûl olduğu söylenir. Rasûl’ün Nebi’den farkı kitap veya sahife verilmesidir.
ALİ AKPINAR - YENİ ASYA
Allah (cc) dinini tebliğ adına her toplum için mutlaka bir Rasûl göndermiştir. 1 Hadisin beyanına göre 124 bin Nebi geldiği, bunların 313’ü Rasûl olduğu söylenir. Rasûl’ün Nebi’den farkı kitap veya sahife verilmesidir.
Rasûller arasından Hz. Nuh (as), Hz. İbrahim (as), Hz. Musa (as), Hz. İsa ve Hz. Muhammed (asm) şeriat verilen, Ulü’l-azm sahibi Rasûllerdir. Her gelen Rasûl kendinden önce gelen Ulü’l-azm sahibi Rasûl’ün getirdiği şeriate göre amel etmiştir. Hepsinin risalet vazifesi ve getirdiği mesaj tek olmakla birlikte zaman ve mekâna bağlı olarak değişen şartlarda hangi sahada daha çok ihtiyaç varsa o sahada hususî misyon verilmiştir. Meselâ Hz. Davud (as) Halife-Rasûl, Hz. Süleyman (as) Melik-Rasûl, Hz. İbrahim (as) İmam-Rasûl olarak tayin edilmiştir. Bununla birlikte Hz. Musa (as) ve Hz. İsa’nın (as) hususî donanımına işaret sadedinde Üstad Hazretleri: ‘’Zaman-ı Musa’da (as) sihir, zaman-ı İsa’da (as) tıp revaçta idi; mu’cizelerin mühimmi o cinsten geldiğini’’ belirtmesi bu hakikatı teyit eder.
Efendimiz (asm) hariç diğer peygamberlerin risalet vazifesi sınırlı bir zaman, belli bir mekân ve belirli bir ya da birkaç kavim ile sınırlıydı. Dolayısıyla bu peygamberler misyonlarının sınırlılığı içerisinde temsil ve tebliğ ederken Efendimiz (asm) bütün boyutlarıyla tebliğ ve temsil etmiştir. Bu itibarla Efendimiz (asm) kendinden önce gelen bütün peygamberlerin hususî misyonlarını kapsayıcı mahiyetde, bütün sahaları aydınlatmış, âlemşümûl bir keyfiyet kazanmıştır.
Âyet-i kerime de “..hiçbir toplum yoktur ki içlerinden bir uyarıcı gelmiş olmasın’’ 2 buyuruluyor. Allah (cc) hiçbir dönemi Peygambersiz bırakmamış ve yine bu âyetin ışığı altında kıyamete kadar hiçbir zaman dilimini O Nur’dan mahrum bırakmayacağını, O Nur’u temsil edecek rehberlerin bulunacağına işaret etmiştir. Tabi ki onlar hiçbir zaman bir Peygamber gibi olamaz, ancak ona varis olabilirler. Ki Efendimiz (asm) buna işaret ederek: ’’Âlimler peygamberlerin varisleridir’’ buyurur. Hiçbir peygamber miras bırakmaz, onların mirası O’nun yoludur. Bu yol Kur’ân’da ‘dosdoğru yol’ olarak çevirilen sırat-ı müstakimdir. 3 Sırât-ı Müstakîm’e ulaşmada birinci vasıta Kur’ân ve Efendimiz’dir (asm). Peygamber Efendimizin (asm) bulunmadığı zamanlarda ise sırât-ı müstakîm’e ulaşmada rehberlik eden Zat’lar Kur’ân’ı Kerîm’de açık şekilde işaret edilir; ‘’Kim Allah’a ve Rasûlüne itaat ederse işte onlar, Allah’ın nimetlerine mazhar kıldığı nebiler, sıddıklar, şehitler, salih kişilerle beraber olacaktır’’ 4 buyurur. Bu Rehber Zat’lar herzaman bulunur ve Nebi gelmeyeceğine göre onu temsilen varisi olan Âlimler bu vazifeyi belli ölçüde yerine getirir. Çünkü Efendimiz’in (asm) Risalet vazifesi o kadar engindir ki pek çok sahada zamanın ve insanların ihtiyacına göre, onun çırakları olan Rehberler bu ihtiyacı karşılar.
Misal olarak, nasıl ki maddî hastalıklar pek çoktur, Tıp’da pek çok bölümler bulunur ve farklı uzmanlık alanına sahip maddî tabibler vardır. Aynen öyle de manevî hastalıklar da pek çoktur, onlar da kendi içinde farklı birçok sahalara ayrılır. Bunun neticesinde bu manevî tabibler farklı sahaların uzmanı olarak; Âlim, Mürşid, Veli.. ünvanlarıyla anılır. Ki onlar bile kendi içinde alanlara ayrılarak: Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelâm, Tasavvuf alanlarında farklı olarak bir çok Âlim gelmiştir. Ve bir Tefsir Âlimi diğer alanları kendi sahası kadar bilemeyebilir, diğerleri de aynı şekilde diğer sahalara hakim olamayabilir. Dolayısıyla bazen oluyor ki Âlimler yetmiyor, Âlimlerin üstünde çok daha büyük Âlim olan Müceddid ve Müçtehid konumunda ki Zat’lara ihtiyaç duyuluyor. Efendimiz (asm); ’’Her bir asırda müceddid geleceğini’’ 5 söyleyerek, zamanın değişmesi ile bozulmaya yüz tutan değerler, unutulan hakikatler, dine sokulan bidatlar yeniden ihya edilerek, tecdit ve tamir gerekeceğine işaret etmiştir.
Evet nasıl ki önceki Rasûl ve Nebiler temel esaslarda aynı, fakat zaman ve mekâna ait teferruatda farklı misyonlar taşıdığı gibi, Müceddit ve Âlimler’de farklı sahalarda tecdit vazifesi ile Rasûllerin ve Nebilerin misyonunu o sahalarda onların izdüşümü olarak yerine getirmişlerdir. Misal olarak; Siyasî sahada Halife-Rasûl olan Hz. Davud’un (as) misyonunu Hz. Ömer (ra), Ömer bin Abdülaziz ve Fatih Sultan Mehmed gibi zatlar Melik - Rasûl olan Hz. Süleyman’ın (as) misyonunu Kanunî Sultan Süleyman gibi zat’lar temsil ederken, şeriat sahibi 4 büyük Rasûl’ün (Hz. Nuh-Hz. İbrahim-Hz. Musa-Hz. İsa) misyonunu da, 4 büyük mezhep imamı olan; İmam A’zam, İmam Şâfiî, İmam Malîk, İmam Hanbelî gibi zatlar onların izdüşümü mesabesinde tecdit vazifesi görmüştür denebilir.
Âhirzamana gelindiğinde ise, artık bundan önceki zamanlarda olduğu gibi bir sahadan yara almıyor, her sahadan yara alıyor. Küllî bir tahribat yaşanıyor. Adeta fetret dönemine benzeyen bu dönemi Üstad Hazretleri felâket ve helâket asrı olarak tanımlamıştı. Bir sahayı değil, bütün sahaları ihtiva eden, doğrudan merkeze; yani iman kalesine yapılan bu hücuma ancak ve ancak Hatemül Enbiya olan Efendimiz’in (asm) misyonunun büyüklüğü nisbetinde temsil eden bir Zat bu büyük tecdit vazifesini yapabilirdi. ’’Madem âdeti öyle cereyan ediyor, âhirzamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem Mehdi, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek ve o zat da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır.’’ 6 ‘’Hem her asırda gelen veliler keşfiyatlarında; ’’Birisi gelecek, şarktan bir Nur zuhur edecek’’ diye beklenen büyük Zat’ı; Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsi ve Bediüzzaman’ın şahs-ı manevisi olduğunu haber vermiş. 7 Bu büyük tahribatın tamirini; o zat ve o zatın temsil ettiği şahs-ı manevîsi bu ulvî vazifeyi yerine getirecektir. Ne mutlu bu varisleri tanıyıp anlayabilene, anlayıp yaşayabilene, yaşayıp aktarabilene…
Dipnotlar:
1) Nahl Sûresi (36). 2) Fatır Sûresi (24). 3) Fatiha Sûresi (6). 4) Nisa Sûresi (69). 5) Sünen-i Ebu Davud. 6) 29. Mektup 7. kısım, s: 499. 7) Barla Lâhikası, s: 142.
[Samanyolu Haber] 18.4.2020
ALİ AKPINAR - YENİ ASYA
Allah (cc) dinini tebliğ adına her toplum için mutlaka bir Rasûl göndermiştir. 1 Hadisin beyanına göre 124 bin Nebi geldiği, bunların 313’ü Rasûl olduğu söylenir. Rasûl’ün Nebi’den farkı kitap veya sahife verilmesidir.
Rasûller arasından Hz. Nuh (as), Hz. İbrahim (as), Hz. Musa (as), Hz. İsa ve Hz. Muhammed (asm) şeriat verilen, Ulü’l-azm sahibi Rasûllerdir. Her gelen Rasûl kendinden önce gelen Ulü’l-azm sahibi Rasûl’ün getirdiği şeriate göre amel etmiştir. Hepsinin risalet vazifesi ve getirdiği mesaj tek olmakla birlikte zaman ve mekâna bağlı olarak değişen şartlarda hangi sahada daha çok ihtiyaç varsa o sahada hususî misyon verilmiştir. Meselâ Hz. Davud (as) Halife-Rasûl, Hz. Süleyman (as) Melik-Rasûl, Hz. İbrahim (as) İmam-Rasûl olarak tayin edilmiştir. Bununla birlikte Hz. Musa (as) ve Hz. İsa’nın (as) hususî donanımına işaret sadedinde Üstad Hazretleri: ‘’Zaman-ı Musa’da (as) sihir, zaman-ı İsa’da (as) tıp revaçta idi; mu’cizelerin mühimmi o cinsten geldiğini’’ belirtmesi bu hakikatı teyit eder.
Efendimiz (asm) hariç diğer peygamberlerin risalet vazifesi sınırlı bir zaman, belli bir mekân ve belirli bir ya da birkaç kavim ile sınırlıydı. Dolayısıyla bu peygamberler misyonlarının sınırlılığı içerisinde temsil ve tebliğ ederken Efendimiz (asm) bütün boyutlarıyla tebliğ ve temsil etmiştir. Bu itibarla Efendimiz (asm) kendinden önce gelen bütün peygamberlerin hususî misyonlarını kapsayıcı mahiyetde, bütün sahaları aydınlatmış, âlemşümûl bir keyfiyet kazanmıştır.
Âyet-i kerime de “..hiçbir toplum yoktur ki içlerinden bir uyarıcı gelmiş olmasın’’ 2 buyuruluyor. Allah (cc) hiçbir dönemi Peygambersiz bırakmamış ve yine bu âyetin ışığı altında kıyamete kadar hiçbir zaman dilimini O Nur’dan mahrum bırakmayacağını, O Nur’u temsil edecek rehberlerin bulunacağına işaret etmiştir. Tabi ki onlar hiçbir zaman bir Peygamber gibi olamaz, ancak ona varis olabilirler. Ki Efendimiz (asm) buna işaret ederek: ’’Âlimler peygamberlerin varisleridir’’ buyurur. Hiçbir peygamber miras bırakmaz, onların mirası O’nun yoludur. Bu yol Kur’ân’da ‘dosdoğru yol’ olarak çevirilen sırat-ı müstakimdir. 3 Sırât-ı Müstakîm’e ulaşmada birinci vasıta Kur’ân ve Efendimiz’dir (asm). Peygamber Efendimizin (asm) bulunmadığı zamanlarda ise sırât-ı müstakîm’e ulaşmada rehberlik eden Zat’lar Kur’ân’ı Kerîm’de açık şekilde işaret edilir; ‘’Kim Allah’a ve Rasûlüne itaat ederse işte onlar, Allah’ın nimetlerine mazhar kıldığı nebiler, sıddıklar, şehitler, salih kişilerle beraber olacaktır’’ 4 buyurur. Bu Rehber Zat’lar herzaman bulunur ve Nebi gelmeyeceğine göre onu temsilen varisi olan Âlimler bu vazifeyi belli ölçüde yerine getirir. Çünkü Efendimiz’in (asm) Risalet vazifesi o kadar engindir ki pek çok sahada zamanın ve insanların ihtiyacına göre, onun çırakları olan Rehberler bu ihtiyacı karşılar.
Misal olarak, nasıl ki maddî hastalıklar pek çoktur, Tıp’da pek çok bölümler bulunur ve farklı uzmanlık alanına sahip maddî tabibler vardır. Aynen öyle de manevî hastalıklar da pek çoktur, onlar da kendi içinde farklı birçok sahalara ayrılır. Bunun neticesinde bu manevî tabibler farklı sahaların uzmanı olarak; Âlim, Mürşid, Veli.. ünvanlarıyla anılır. Ki onlar bile kendi içinde alanlara ayrılarak: Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelâm, Tasavvuf alanlarında farklı olarak bir çok Âlim gelmiştir. Ve bir Tefsir Âlimi diğer alanları kendi sahası kadar bilemeyebilir, diğerleri de aynı şekilde diğer sahalara hakim olamayabilir. Dolayısıyla bazen oluyor ki Âlimler yetmiyor, Âlimlerin üstünde çok daha büyük Âlim olan Müceddid ve Müçtehid konumunda ki Zat’lara ihtiyaç duyuluyor. Efendimiz (asm); ’’Her bir asırda müceddid geleceğini’’ 5 söyleyerek, zamanın değişmesi ile bozulmaya yüz tutan değerler, unutulan hakikatler, dine sokulan bidatlar yeniden ihya edilerek, tecdit ve tamir gerekeceğine işaret etmiştir.
Evet nasıl ki önceki Rasûl ve Nebiler temel esaslarda aynı, fakat zaman ve mekâna ait teferruatda farklı misyonlar taşıdığı gibi, Müceddit ve Âlimler’de farklı sahalarda tecdit vazifesi ile Rasûllerin ve Nebilerin misyonunu o sahalarda onların izdüşümü olarak yerine getirmişlerdir. Misal olarak; Siyasî sahada Halife-Rasûl olan Hz. Davud’un (as) misyonunu Hz. Ömer (ra), Ömer bin Abdülaziz ve Fatih Sultan Mehmed gibi zatlar Melik - Rasûl olan Hz. Süleyman’ın (as) misyonunu Kanunî Sultan Süleyman gibi zat’lar temsil ederken, şeriat sahibi 4 büyük Rasûl’ün (Hz. Nuh-Hz. İbrahim-Hz. Musa-Hz. İsa) misyonunu da, 4 büyük mezhep imamı olan; İmam A’zam, İmam Şâfiî, İmam Malîk, İmam Hanbelî gibi zatlar onların izdüşümü mesabesinde tecdit vazifesi görmüştür denebilir.
Âhirzamana gelindiğinde ise, artık bundan önceki zamanlarda olduğu gibi bir sahadan yara almıyor, her sahadan yara alıyor. Küllî bir tahribat yaşanıyor. Adeta fetret dönemine benzeyen bu dönemi Üstad Hazretleri felâket ve helâket asrı olarak tanımlamıştı. Bir sahayı değil, bütün sahaları ihtiva eden, doğrudan merkeze; yani iman kalesine yapılan bu hücuma ancak ve ancak Hatemül Enbiya olan Efendimiz’in (asm) misyonunun büyüklüğü nisbetinde temsil eden bir Zat bu büyük tecdit vazifesini yapabilirdi. ’’Madem âdeti öyle cereyan ediyor, âhirzamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem Mehdi, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek ve o zat da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır.’’ 6 ‘’Hem her asırda gelen veliler keşfiyatlarında; ’’Birisi gelecek, şarktan bir Nur zuhur edecek’’ diye beklenen büyük Zat’ı; Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsi ve Bediüzzaman’ın şahs-ı manevisi olduğunu haber vermiş. 7 Bu büyük tahribatın tamirini; o zat ve o zatın temsil ettiği şahs-ı manevîsi bu ulvî vazifeyi yerine getirecektir. Ne mutlu bu varisleri tanıyıp anlayabilene, anlayıp yaşayabilene, yaşayıp aktarabilene…
Dipnotlar:
1) Nahl Sûresi (36). 2) Fatır Sûresi (24). 3) Fatiha Sûresi (6). 4) Nisa Sûresi (69). 5) Sünen-i Ebu Davud. 6) 29. Mektup 7. kısım, s: 499. 7) Barla Lâhikası, s: 142.
[Samanyolu Haber] 18.4.2020
Tarım Bakanlığını dolandıran AKP’li TBMM Tarım Komisyonuna üye oldu
Tarım Bakanlığını dolandıran AKP Çankırı eski il başkanı Salim Çivitçioğlu’nun ilginç yükselişi dikkat çekti. Çivitçioğlu, milletvekili seçildikten sonra Meclis Tarım Komisyonu üyesi oldu.
BOLD – AKP Çankarı Milletvekili Salim Çivitcioğlu’nun 2017 yılında devletin verdiği destekleme ödemesinde Tarım Bakanlığını dolandırdığı belirlendi. Çivitçioğlu, resmi belgelere rağmen dolandırıcılık olayının ardından 2018’de milletvekili seçildi, daha sonra da Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu üyeliğine getirildi.
Çankırı’nın Şabanözü İlçe Tarım Müdürlüğü’nün kararına göre, Çivitcioğlu ve ailesinden 8 kişi ile Çivitçioğlu Tarım Ürünleri Limited Şirketi 2017 yılında devletin verdiği desteklemeler için yalan beyanda bulundu. İlçe Tahkim Komisyonu, yapılan soruşturma sonucunda Çivitçioğlu ile yakınlarının 5 yıl süre ile destekleme ödemelerinden mahrum edilmesine, haksız ödemenin de gecikme faiziyle geri alınmasına karar verdi.
ÖNCE VEKİL, SONRA TARIM KOMİSYONU ÜYESİ OLDU
Ancak Salim Çivitçioğlu, bu soruşturmadan bir yıl sonra AKP Çankırı Milletvekili seçildi. Daha sonra da Tarım Komisyonu üyeliğine getirildi. Çivitçioğlu’nun hakkındaki bu raporu hazırlayan kişinin de sürdürdüğü iddia edildi.
İTİRAFÇI OLMUŞ
Öte yandan Çivitçioğlu’nun 4 Eylül 2016’da cemaate üyelik iddiasıyla emniyet tarafından şüpheli olarak ifadesinin alındığı kaydedildi. Çivitçioğlu’nun etkin pişmanlıktan yararlanarak itirafçı olarak ifade verdiği belirtildi.
AKP’li vekil Çivitçioğlu’nun ifadesinde, “Ben örgüt üyesi değilim. Bu kapsamda olduğumu düşünmüyorum. Bu konuda bildiklerimin hepsini samimim olarak anlatmak istiyorum. Bu hususlar etkin pişmanlık olarak kabul edilecekse buna rızam vardır” dediği kaydedildi.
KUZENİNİ ÜNİVERSİTEYE DAİRE BAŞKANI YAPTI
AKP’li vekil Çivitcioğlu’nun, Çankırı Defterdarlığında çalışan kuzeni Osman Çivitçioğlu’nun, Çankırı Karatekin Üniversitesi’ne daire başkanı olarak atanmasında üniversite rektörüne telkinde bulunarak etkili olduğu öne sürüldü.
[BoldMedya] 18.4.2020
BOLD – AKP Çankarı Milletvekili Salim Çivitcioğlu’nun 2017 yılında devletin verdiği destekleme ödemesinde Tarım Bakanlığını dolandırdığı belirlendi. Çivitçioğlu, resmi belgelere rağmen dolandırıcılık olayının ardından 2018’de milletvekili seçildi, daha sonra da Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu üyeliğine getirildi.
Çankırı’nın Şabanözü İlçe Tarım Müdürlüğü’nün kararına göre, Çivitcioğlu ve ailesinden 8 kişi ile Çivitçioğlu Tarım Ürünleri Limited Şirketi 2017 yılında devletin verdiği desteklemeler için yalan beyanda bulundu. İlçe Tahkim Komisyonu, yapılan soruşturma sonucunda Çivitçioğlu ile yakınlarının 5 yıl süre ile destekleme ödemelerinden mahrum edilmesine, haksız ödemenin de gecikme faiziyle geri alınmasına karar verdi.
ÖNCE VEKİL, SONRA TARIM KOMİSYONU ÜYESİ OLDU
Ancak Salim Çivitçioğlu, bu soruşturmadan bir yıl sonra AKP Çankırı Milletvekili seçildi. Daha sonra da Tarım Komisyonu üyeliğine getirildi. Çivitçioğlu’nun hakkındaki bu raporu hazırlayan kişinin de sürdürdüğü iddia edildi.
İTİRAFÇI OLMUŞ
Öte yandan Çivitçioğlu’nun 4 Eylül 2016’da cemaate üyelik iddiasıyla emniyet tarafından şüpheli olarak ifadesinin alındığı kaydedildi. Çivitçioğlu’nun etkin pişmanlıktan yararlanarak itirafçı olarak ifade verdiği belirtildi.
AKP’li vekil Çivitçioğlu’nun ifadesinde, “Ben örgüt üyesi değilim. Bu kapsamda olduğumu düşünmüyorum. Bu konuda bildiklerimin hepsini samimim olarak anlatmak istiyorum. Bu hususlar etkin pişmanlık olarak kabul edilecekse buna rızam vardır” dediği kaydedildi.
KUZENİNİ ÜNİVERSİTEYE DAİRE BAŞKANI YAPTI
AKP’li vekil Çivitcioğlu’nun, Çankırı Defterdarlığında çalışan kuzeni Osman Çivitçioğlu’nun, Çankırı Karatekin Üniversitesi’ne daire başkanı olarak atanmasında üniversite rektörüne telkinde bulunarak etkili olduğu öne sürüldü.
[BoldMedya] 18.4.2020
Çalışmaya zorlanan işçiler koronaya yakalanıyor: Vakaları gizliyorlar
Koronavirüs nedeniyle dünyada yaşam yavaşlarken, Türkiye’de ise birçok işçi salgın riskine rağmen çalıştırılmaya devam etti. İSİG Meclisi’nin raporuna göre, salgının ilk ayında 52 işçi Kovid-19 nedeniyle can verirken 855 işçi de koronaya yakalandı.
BOLD – İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi, Kovid-19 salgını döneminde işçi sağlığı ve iş güvenliğini ele alan rapor yayımladı. İlk salgın vakasının açıklandığı 11 Mart günü ile 10 Nisan arasında yaşanan gelişmeleri içeren rapora göre, salgının ilk ayında en az 52 işçi Kovid-19 nedeniyle yaşamını yitirdi. En az 159 iş yerinden 855 işçinin Kovid-19 testi pozitif çıktı.
EN ÇOK İŞÇİ ÖLÜMÜ İSTANBUL’DA
Rapora göre, salgının ilk ayında Kovid-19 kaynaklı iş cinayetlerinde hayatını kaybeden 52 işçinin 45’i erkek, 7’si kadındı. Kovid-19 nedeniyle yaşamını yitiren işçilerin yaş ortalaması 51 olarak saptandı. ilk ayında İstanbul’da 29, İzmir’de 4, Ankara’da 3; Bursa, Kocaeli, Sakarya ve Uşak’ta 2’şer işçi can verdi. Diyarbakır, Aydın, Balıkesir, Düzce, Mardin, Muğla ve Zonguldak ile Belçika’da da birer işçi yaşamını yitirdi.
SALGIN GEREKÇESİYLE İŞLERİNDEN ATILDILAR
Rapora göre salgının ilk bir ayı hem siyasi iktidar hem de patronlar tarafından ‘fırsat’ olarak görüldü. 81 iş yerinde işten çıkarmalar yaşandı. İşten çıkarmaların en yoğun olduğu iş kolları inşaat ve konaklama oldu. Üretim/hizmetin durmasında kaynaklı fiili olarak işsiz kalan işçiler de oldukça fazla. Binlerce restoran ve turizm işçisi ile özellikle kayıt dışı istihdamın ana kitlesi olan kadın, çocuk ve göçmen işçiler işsiz ve gelirsiz kaldı.
SALGINA KARŞI ÖNLEM ALINMADI
İşsizliğin koz olarak kullanıldığı iş yerlerinde üretim baskısı ve kötü koşulları devam ederken, salgına karşı neredeyse hiçbir önlem alınmadı. İSİG Meclisi, 251 iş yerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını ve işçilerin risk altında çalışmaya zorlandığını tespit etti. Pek çok sektör ve iş yerinde işçilerin birbirine yakın biçimde, kişisel koruyucu ekipman verilmeden çalıştırıldığı; yemekhanelerde, işçi servislerinde ve yakın zamana kadar toplu taşımada sıkışık şekilde işe gidip geldiği, bireysel hijyenlerine dikkat edecek koşul ve zamanlarının olmadığı görüldü.
POZİTİF VAKALAR GİZLENDİ
Rapora göre, 11 Mart-10 Nisan arasında en az 159 iş yerinde 855 işçinin kovid-19 testi pozitif çıktı. İş yerlerinde virüse yakalanan işçi sayısı giderek artarken, bazı iş yerlerinde pozitif vakalar gizlendi ya da bilinmesine rağmen hiçbir önlem alınmadan üretime devam edildi. Başta Arçelik, Tekfen, Posco Assan, Koton, Çokaloğlu Limanı, Emaar şantiyesi gibi büyük iş yerleri olmak üzere, vaka görülen iş yerlerinin çoğunda üretim sürdürüldü, işçilerin yaşamı ile oynandı.
[BoldMedya] 18.4.2020
BOLD – İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi, Kovid-19 salgını döneminde işçi sağlığı ve iş güvenliğini ele alan rapor yayımladı. İlk salgın vakasının açıklandığı 11 Mart günü ile 10 Nisan arasında yaşanan gelişmeleri içeren rapora göre, salgının ilk ayında en az 52 işçi Kovid-19 nedeniyle yaşamını yitirdi. En az 159 iş yerinden 855 işçinin Kovid-19 testi pozitif çıktı.
EN ÇOK İŞÇİ ÖLÜMÜ İSTANBUL’DA
Rapora göre, salgının ilk ayında Kovid-19 kaynaklı iş cinayetlerinde hayatını kaybeden 52 işçinin 45’i erkek, 7’si kadındı. Kovid-19 nedeniyle yaşamını yitiren işçilerin yaş ortalaması 51 olarak saptandı. ilk ayında İstanbul’da 29, İzmir’de 4, Ankara’da 3; Bursa, Kocaeli, Sakarya ve Uşak’ta 2’şer işçi can verdi. Diyarbakır, Aydın, Balıkesir, Düzce, Mardin, Muğla ve Zonguldak ile Belçika’da da birer işçi yaşamını yitirdi.
SALGIN GEREKÇESİYLE İŞLERİNDEN ATILDILAR
Rapora göre salgının ilk bir ayı hem siyasi iktidar hem de patronlar tarafından ‘fırsat’ olarak görüldü. 81 iş yerinde işten çıkarmalar yaşandı. İşten çıkarmaların en yoğun olduğu iş kolları inşaat ve konaklama oldu. Üretim/hizmetin durmasında kaynaklı fiili olarak işsiz kalan işçiler de oldukça fazla. Binlerce restoran ve turizm işçisi ile özellikle kayıt dışı istihdamın ana kitlesi olan kadın, çocuk ve göçmen işçiler işsiz ve gelirsiz kaldı.
SALGINA KARŞI ÖNLEM ALINMADI
İşsizliğin koz olarak kullanıldığı iş yerlerinde üretim baskısı ve kötü koşulları devam ederken, salgına karşı neredeyse hiçbir önlem alınmadı. İSİG Meclisi, 251 iş yerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını ve işçilerin risk altında çalışmaya zorlandığını tespit etti. Pek çok sektör ve iş yerinde işçilerin birbirine yakın biçimde, kişisel koruyucu ekipman verilmeden çalıştırıldığı; yemekhanelerde, işçi servislerinde ve yakın zamana kadar toplu taşımada sıkışık şekilde işe gidip geldiği, bireysel hijyenlerine dikkat edecek koşul ve zamanlarının olmadığı görüldü.
POZİTİF VAKALAR GİZLENDİ
Rapora göre, 11 Mart-10 Nisan arasında en az 159 iş yerinde 855 işçinin kovid-19 testi pozitif çıktı. İş yerlerinde virüse yakalanan işçi sayısı giderek artarken, bazı iş yerlerinde pozitif vakalar gizlendi ya da bilinmesine rağmen hiçbir önlem alınmadan üretime devam edildi. Başta Arçelik, Tekfen, Posco Assan, Koton, Çokaloğlu Limanı, Emaar şantiyesi gibi büyük iş yerleri olmak üzere, vaka görülen iş yerlerinin çoğunda üretim sürdürüldü, işçilerin yaşamı ile oynandı.
[BoldMedya] 18.4.2020
DSÖ: Yeni virüslerin yüzde 70’i hayvandan insana bulaşıyor
Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Ghebreyesus, Çin Wuhan’daki hayvan pazarlarının tekrar açılacağı haberleri üzerine, bu tür yerlerin kapalı tutulması gerektiğini belirtti. Yeni virüslerin yüzde 70’inin hayvandan insana bulaştığının tahmin edildiğini de vurguladı.
BOLD – Koronavirüs (Kovid-19) çıkış merkezi Çin Wuhan’daki, hayvan pazarlarının yeniden faaliyete geçeceğine dair haberlerle ilgili Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, “Bu tür yerler kapalı tutulmalı” dedi.
HÜKUMETLER VAHŞİ HAYVAN SATIŞI VE TİCARETİ YASAĞINI UYGULAMALI
Yeni virüslerin yüzde 70’inin hayvanlardan insanlara bulaştığının öngörüldüğüne dikkat çeken DSÖ yetkilisi, “Hayvan pazarları, tüm dünyada milyonlarca insan için önemli bir ucuz gıda ve geçim kaynağıdır. Ancak hükumetlerin ‘vahşi hayvan satışı ve ticareti’ yasağına titizlikle uyması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
SOSYAL KISITLAMALARIN KADEMELİ GEVŞETİLMESİ CESARET VERİCİ
Bazı Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinde Kovid-19 sebebiyle getirilen sosyal kısıtlamaların kademeli gevşetilmesi kararını ‘cesaret verici’ diye niteleyen Ghebreyesus, şöyle devam etti:
“Daha önce kısıtlamaların kademeli gevşetilmesi gerektiğini söylemiştik. Ülkeler, bizim dile getirdiğimiz kriterleri dikkate almalı. Dün, yeni bir kılavuz yayımladık. Ülkeleri bunu okumaya ve uygulamaya teşvik ediyoruz.”
BAZI ÜLKELERDE İYİ İŞARETLER VAR AMA AFRİKA ENDİŞE VERİCİ
Salgının durdurulmasına ilişkin bazı ülkelerde ‘iyi işaretler’ görülse de Afrika’da vaka sayısı artışından artışından endişe duyduklarını dile getirdi.
Kıtada, geçen hafta hasta sayısının yüzde 51, can kaybının ise 60 arttığı bilgisini verdi.
Afrika’da test kiti sorunu yaşandığına dikkat çekerek gerçek vaka sayılarının bildirilenin çok üzerinde olabileceği ikazı yaptı.
ÇİN SORUSUNA CEVAP VERMEDİ YARDIMCILARINA HAVALE ETTİ
Kovid-19’un ilk görüldüğü Çin Wuhan idaresinin, hayatını kaybedenlerin sayısını revize etmesi ile ilgili soru üzerine sözü yardımcılarına verdi.
Örgütün koronaya karşı mücadele ekibi lideri Maria Van Kerkhove, Wuhan’da sağlık sistemi üzerine çok yük bindiğinden ölümlerin geç tespit edilmiş olabileceğini ileri sürdü.
DSÖ Acil Durumlar Programı Direktörü Mike Ryan ise ölü sayılarının zamanında bildirilmesi gerektiğini vurguladı.
HAYATINI KAYBEDEN SAYISI BİN 290 KİŞİ ARTIRILMIŞTI
Wuhan idaresi, Kovid-19 kaynaklı daha önce 2 bin 579 diye açıklanan can kaybını bin 290 artırarak 3 bin 869’a çıkarmıştı. Böylece Çin geneli Kovid-19 ölü sayısı 4 bin 632’i bulmuştu.
[BoldMedya] 18.4.2020
BOLD – Koronavirüs (Kovid-19) çıkış merkezi Çin Wuhan’daki, hayvan pazarlarının yeniden faaliyete geçeceğine dair haberlerle ilgili Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, “Bu tür yerler kapalı tutulmalı” dedi.
HÜKUMETLER VAHŞİ HAYVAN SATIŞI VE TİCARETİ YASAĞINI UYGULAMALI
Yeni virüslerin yüzde 70’inin hayvanlardan insanlara bulaştığının öngörüldüğüne dikkat çeken DSÖ yetkilisi, “Hayvan pazarları, tüm dünyada milyonlarca insan için önemli bir ucuz gıda ve geçim kaynağıdır. Ancak hükumetlerin ‘vahşi hayvan satışı ve ticareti’ yasağına titizlikle uyması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
SOSYAL KISITLAMALARIN KADEMELİ GEVŞETİLMESİ CESARET VERİCİ
Bazı Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinde Kovid-19 sebebiyle getirilen sosyal kısıtlamaların kademeli gevşetilmesi kararını ‘cesaret verici’ diye niteleyen Ghebreyesus, şöyle devam etti:
“Daha önce kısıtlamaların kademeli gevşetilmesi gerektiğini söylemiştik. Ülkeler, bizim dile getirdiğimiz kriterleri dikkate almalı. Dün, yeni bir kılavuz yayımladık. Ülkeleri bunu okumaya ve uygulamaya teşvik ediyoruz.”
BAZI ÜLKELERDE İYİ İŞARETLER VAR AMA AFRİKA ENDİŞE VERİCİ
Salgının durdurulmasına ilişkin bazı ülkelerde ‘iyi işaretler’ görülse de Afrika’da vaka sayısı artışından artışından endişe duyduklarını dile getirdi.
Kıtada, geçen hafta hasta sayısının yüzde 51, can kaybının ise 60 arttığı bilgisini verdi.
Afrika’da test kiti sorunu yaşandığına dikkat çekerek gerçek vaka sayılarının bildirilenin çok üzerinde olabileceği ikazı yaptı.
ÇİN SORUSUNA CEVAP VERMEDİ YARDIMCILARINA HAVALE ETTİ
Kovid-19’un ilk görüldüğü Çin Wuhan idaresinin, hayatını kaybedenlerin sayısını revize etmesi ile ilgili soru üzerine sözü yardımcılarına verdi.
Örgütün koronaya karşı mücadele ekibi lideri Maria Van Kerkhove, Wuhan’da sağlık sistemi üzerine çok yük bindiğinden ölümlerin geç tespit edilmiş olabileceğini ileri sürdü.
DSÖ Acil Durumlar Programı Direktörü Mike Ryan ise ölü sayılarının zamanında bildirilmesi gerektiğini vurguladı.
HAYATINI KAYBEDEN SAYISI BİN 290 KİŞİ ARTIRILMIŞTI
Wuhan idaresi, Kovid-19 kaynaklı daha önce 2 bin 579 diye açıklanan can kaybını bin 290 artırarak 3 bin 869’a çıkarmıştı. Böylece Çin geneli Kovid-19 ölü sayısı 4 bin 632’i bulmuştu.
[BoldMedya] 18.4.2020
Varlık Fonunun raporları Meclisten gizleniyor
Tayyip Erdoğan ve damadı Berat Albayrak’ın yönettiği Türkiye Varlık Fonu, denetimden kaçırılıyor. Varlık Fonunun 7 ay önce Meclise sunulması gereken 2018 denetim raporunun gizlendiği ortaya çıktı.
BOLD – Türk Telekom’dan Türk Hava Yolları’na kadar kamuya ait önemli şirketleri bünyesinde toplayan Türkiye Varlık Fonu’nun 7 ay önce Meclis’e sunulması gereken 2018 yılı denetim raporunun bir aydır gizlendiği ortaya çıktı. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’na gelen denetim raporunun bir aydır üyelere dağıtılmadığı belirlendi.
13 MART’TA MECLİSE SUNULMUŞ
Cumhuriyet’ten Mahmut Lıcalı’nın haberine göre Türkiye Varlık Fonunun denetim raporu ile ilgili TBMM Başkanlığı’na başvuran ve iki ayrı soru önergesi veren CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’e verilen yanıt, denetim raporunun gizlendiğini gösterdi. Soru önergelerine verilen yanıtta, denetim raporunun TBMM’ye gönderildiği ortaya çıktı. Raporun 13 Mart 2020’de Meclise sunulduğu, 16 Mart 2020 tarihinde de yasa gereği TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’na gönderildiği belirtildi.
SALGINDAN ETKİLENEN ŞİRKETLERİ FON KURTARACAK
Türkiye Varlık Fonunun görüşülmesi yasaya göre 7 ay geciken denetim raporunun 1 ay önce ilgili komisyon olan Plan ve Bütçe Komisyonu’na ulaşmasına karşın raporun bu süre içerisinde üyelere dağıtılmaması ve bilgi verilmemesi de akılları karıştırdı. Türkiye Varlık Fonunda denetim belirsizliği sürerken geçen hafta da fona tanınan yetkileri ve muafiyetleri artıran bir de değişiklik teklifi Meclise getirilmişti. Bu teklife göre Varlık Fonu salgın nedeniyle zora düşen ya da “stratejik” gördüğü şirkete yatırım yapabilecek, bu işlemlerden fonun yönetimi sorumlu tutulamayacak.
RAPOR GİZLENDİ, ŞİRKET KURTARMA KOMİSYONDAN GEÇİRİLDİ
CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, raporun Komisyon Başkanlığınca komisyon üyelerine bile sunulmayarak gizlendiğini açıkladı. Raporun görüşülmesinin ise salgın bahane edilerek yapılmadığını belirten Özel, “Komisyon Başkanı, şirketin denetiminin yapılması noktasında komisyonun toplanmasına ilişkin talebimizi ‘koronavirüs salgını’ bahanesiyle geri çevirdi. Ancak koronavirüs salgını gerekçesiyle denetimi yapılamayan Varlık Fonu’na muafiyetler öngören kanun teklifi apar topar, tartışılma fırsatı bile verilmeden komisyonda görüşüldü. Milletin birikimleri üzerinden yurt dışından aldığı borçlarla yandaş müteahhitleri kurtarma aracına dönüşen fon, yine milletten kaçırılıyor” dedi.
FONDA HANGİ KURUMLAR BULUNUYOR?
Türkiye Varlık Fonu bünyesinde Türk Hava Yolları, Türk Telekom, Ziraat Bankası, Halkbank, Türkiye Petrolleri, BOTAŞ, PTT, Türksat, Borsa İstanbul, Milli Piyango, TCDD, Türkiye Denizlik İşletmeleri, Eti Maden, Kayseri Şeker Fabrikası, Çaykur başta olmak üzere birçok şirket ve kurum bulunuyor.
[BoldMedya] 18.4.2020
BOLD – Türk Telekom’dan Türk Hava Yolları’na kadar kamuya ait önemli şirketleri bünyesinde toplayan Türkiye Varlık Fonu’nun 7 ay önce Meclis’e sunulması gereken 2018 yılı denetim raporunun bir aydır gizlendiği ortaya çıktı. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’na gelen denetim raporunun bir aydır üyelere dağıtılmadığı belirlendi.
13 MART’TA MECLİSE SUNULMUŞ
Cumhuriyet’ten Mahmut Lıcalı’nın haberine göre Türkiye Varlık Fonunun denetim raporu ile ilgili TBMM Başkanlığı’na başvuran ve iki ayrı soru önergesi veren CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’e verilen yanıt, denetim raporunun gizlendiğini gösterdi. Soru önergelerine verilen yanıtta, denetim raporunun TBMM’ye gönderildiği ortaya çıktı. Raporun 13 Mart 2020’de Meclise sunulduğu, 16 Mart 2020 tarihinde de yasa gereği TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’na gönderildiği belirtildi.
SALGINDAN ETKİLENEN ŞİRKETLERİ FON KURTARACAK
Türkiye Varlık Fonunun görüşülmesi yasaya göre 7 ay geciken denetim raporunun 1 ay önce ilgili komisyon olan Plan ve Bütçe Komisyonu’na ulaşmasına karşın raporun bu süre içerisinde üyelere dağıtılmaması ve bilgi verilmemesi de akılları karıştırdı. Türkiye Varlık Fonunda denetim belirsizliği sürerken geçen hafta da fona tanınan yetkileri ve muafiyetleri artıran bir de değişiklik teklifi Meclise getirilmişti. Bu teklife göre Varlık Fonu salgın nedeniyle zora düşen ya da “stratejik” gördüğü şirkete yatırım yapabilecek, bu işlemlerden fonun yönetimi sorumlu tutulamayacak.
RAPOR GİZLENDİ, ŞİRKET KURTARMA KOMİSYONDAN GEÇİRİLDİ
CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, raporun Komisyon Başkanlığınca komisyon üyelerine bile sunulmayarak gizlendiğini açıkladı. Raporun görüşülmesinin ise salgın bahane edilerek yapılmadığını belirten Özel, “Komisyon Başkanı, şirketin denetiminin yapılması noktasında komisyonun toplanmasına ilişkin talebimizi ‘koronavirüs salgını’ bahanesiyle geri çevirdi. Ancak koronavirüs salgını gerekçesiyle denetimi yapılamayan Varlık Fonu’na muafiyetler öngören kanun teklifi apar topar, tartışılma fırsatı bile verilmeden komisyonda görüşüldü. Milletin birikimleri üzerinden yurt dışından aldığı borçlarla yandaş müteahhitleri kurtarma aracına dönüşen fon, yine milletten kaçırılıyor” dedi.
FONDA HANGİ KURUMLAR BULUNUYOR?
Türkiye Varlık Fonu bünyesinde Türk Hava Yolları, Türk Telekom, Ziraat Bankası, Halkbank, Türkiye Petrolleri, BOTAŞ, PTT, Türksat, Borsa İstanbul, Milli Piyango, TCDD, Türkiye Denizlik İşletmeleri, Eti Maden, Kayseri Şeker Fabrikası, Çaykur başta olmak üzere birçok şirket ve kurum bulunuyor.
[BoldMedya] 18.4.2020
Doğmamış çocuğunu Cemaat kolejine göndermekle suçlayıp hapse attılar
Üç duruşma boyunca iddianamesinde yer alan “kızını koleje gönderdiği” iddiasını çürütmeye çalıştı. Çünkü çocuğu yoktu… Hapse girdi, hüküm aldı. İşte Cenap Tombak’ın hikayesi…
BOLD – Mustafa Cenap Tombak. İlahiyat mezunu. İki ağabeyi kamudan ihraç edildi. Bir ağabeyi yargılandı, ceza yedi; bir ağabeyi de beraat etti. 9 ay cezaevinde kaldı. O’nun yaşadıkları trajikomik…
Olmadığı çocuğunun gittiği kolej, Tombak’ın iddianamesinde yer aldı. Terörist olarak askere çağrıldı ve burada takdirname kazandı. Kendisi KHK’lı değil ancak KHK Platformlarına katılıyor. KHK TV, Mustafa Cenap Tombak’ın hayatını haberleştirdi.
OLMAYAN ÇOCUĞUNUN KOLEJE GİTMEDİĞİNİ İSPATLAMAYA ÇALIŞTI
Mahkemede birçok kez bekar olduğunu, çocuğunun olmadığını, bu yüzden koleje gitmesinin mümkün olmadığını söylese de mahkemeye her çıktığında aynı soruya muhatap oldu. 9 ay cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edildi.
ÇİFTÇİLİĞE BAŞLADI
Daha sonra ihraç olmuş ağabeyi ile köyünde baba mesleği çiftçiliğe başladı. Solucan gübresi satarak ve ekip biçerek geçimini sağlamaya çalışıyor. Yaşadıklarını anlatırken zaman zaman gülen ilahiyatçı Mustafa Cenap Tombak’ın yaşadıkları bununla da sınırlı değil.
“TERÖRİST OLARAK ASKERE ÇAĞRILDIM ASKERDE TAKDİRNAME ALDIM”
“Terörist” olarak askere çağrıldı. Askerde kendisine terörist olduğunun hatırlatıldığını belirten Tombak bu süreçte komutanlarından takdirname aldığını gülümseyerek anlattı. ” ‘Terörist’ ben askere gittim. Devlet bana silah verdi. Bu sırada takdirnamede kazandım.” diyen Tombak cezaevinde teröristlikle suçlayan insanların karıncayı bile incitmeyecek insanlar olduğunu kaydetti. Terörist olmak için şiddet ve silah olması gerektiğini belirten Tombak basit gerekçelerle insanların hayatlarının karartıldığını anlatıyor.
BAŞIMIZA BİR ŞEY GELİR DİYE KORKTUKÇA BAŞIMIZA BİR ŞEY GELİR
Kendisinin KHK’lı olmadığını belirten Tombak ” Biz korumadıkça başımıza bir şey gelmez. Biz başımıza bir şey gelir diye korktukça başımıza bir şey gelir. Beni KHK ile çiftçilikten atarlarsa bundan da şeref duyarım” dedi.
[BoldMedya] 18.4.2020
BOLD – Mustafa Cenap Tombak. İlahiyat mezunu. İki ağabeyi kamudan ihraç edildi. Bir ağabeyi yargılandı, ceza yedi; bir ağabeyi de beraat etti. 9 ay cezaevinde kaldı. O’nun yaşadıkları trajikomik…
Olmadığı çocuğunun gittiği kolej, Tombak’ın iddianamesinde yer aldı. Terörist olarak askere çağrıldı ve burada takdirname kazandı. Kendisi KHK’lı değil ancak KHK Platformlarına katılıyor. KHK TV, Mustafa Cenap Tombak’ın hayatını haberleştirdi.
OLMAYAN ÇOCUĞUNUN KOLEJE GİTMEDİĞİNİ İSPATLAMAYA ÇALIŞTI
Mahkemede birçok kez bekar olduğunu, çocuğunun olmadığını, bu yüzden koleje gitmesinin mümkün olmadığını söylese de mahkemeye her çıktığında aynı soruya muhatap oldu. 9 ay cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edildi.
ÇİFTÇİLİĞE BAŞLADI
Daha sonra ihraç olmuş ağabeyi ile köyünde baba mesleği çiftçiliğe başladı. Solucan gübresi satarak ve ekip biçerek geçimini sağlamaya çalışıyor. Yaşadıklarını anlatırken zaman zaman gülen ilahiyatçı Mustafa Cenap Tombak’ın yaşadıkları bununla da sınırlı değil.
“TERÖRİST OLARAK ASKERE ÇAĞRILDIM ASKERDE TAKDİRNAME ALDIM”
“Terörist” olarak askere çağrıldı. Askerde kendisine terörist olduğunun hatırlatıldığını belirten Tombak bu süreçte komutanlarından takdirname aldığını gülümseyerek anlattı. ” ‘Terörist’ ben askere gittim. Devlet bana silah verdi. Bu sırada takdirnamede kazandım.” diyen Tombak cezaevinde teröristlikle suçlayan insanların karıncayı bile incitmeyecek insanlar olduğunu kaydetti. Terörist olmak için şiddet ve silah olması gerektiğini belirten Tombak basit gerekçelerle insanların hayatlarının karartıldığını anlatıyor.
BAŞIMIZA BİR ŞEY GELİR DİYE KORKTUKÇA BAŞIMIZA BİR ŞEY GELİR
Kendisinin KHK’lı olmadığını belirten Tombak ” Biz korumadıkça başımıza bir şey gelmez. Biz başımıza bir şey gelir diye korktukça başımıza bir şey gelir. Beni KHK ile çiftçilikten atarlarsa bundan da şeref duyarım” dedi.
[BoldMedya] 18.4.2020
Lale Devri’nden korona zekatına kılıf buldular: Yöneticiye mal lazımsa tahsili halktan olur
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın müşaviri Ahmet Belada, Lale Devri defterdarlarından Sarı Mehmet Paşa’nın kitabından AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kampanyasına dayanak buldu: “Yöneticiye mal lazımsa tahsili halktan olur!”
BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğon’ın, koronavirüsle mücadele gerekçesiyle ‘zekat’ dahil halktan ‘maddi yardım’ talebinin tartışmaları devam ederken, kimileri de sürece tabir yerindeyse kılıf bulma gayretlerini sürdürüyor.
18’İNCİ YÜZYIL DEVLET ADAMININ ESERİNDEN TAVSİYE SUNDU
Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) Başkanlık Müşaviri Ahmet Belada, Osmanlı döneminde yazılan ‘Devlet Adamına Nasihatler’ kitabındaki tavsiyeleri paylaştı.
Birgün’den Mustafa M. Bildircin’in haberine göre Belada, Lale Devri defterdarlarından Sarı Mehmet Paşa’nın kaleme aldığı kitapta, “Yöneticiye mal lazımdır, malın tahsili halktan olur” önerisinin yer aldığını aktardı.
ALİ ERBAŞ’IN 2017’DEN BU YANA MÜŞAVİRLİĞİNİ YAPIYOR
2017’den bu yana Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın müşavirliğini yapan Ahmet Belada, kuruma yakınlığı ile bilinen ‘diyanethaber.com.tr’ sitesi için bir yazı kaleme aldı.
Yazısında, Lale Devri defterdarlarından Sarı Mehmet Paşa’nın ‘Devlet Adamlarına Nasihatler’ eserini tekrar okuduğunu ifade etti.
Aralarında, “Kötü sözlü olma, cömert ol. Toplum düzenini bozmayı adet etme. Âlemin nizamının aslı adalettir. Adaletsiz saltanat (devlet) sağlam olmaz” gibi tavsiyeler de yer alan kitaptaki 42 öneriyi paylaştı.
İKİ DÖNEM DE AYNI NOKTADA BULUŞTU YORUMLARINA YOL AÇTI
Belada’nın, tarihte ‘israf’ ile anılan Lale Devri gibi bir dönemde defterdarlık yapan Sarı Mehmet Paşa’nın önerilerini paylaşması, “O dönemde israf yüzünden para bulmak zordu, şimdi de. Demek ki o zaman da israfa karşı halktan para istenilmiş” yorumlarına yol açtı.
OTOMATİK ZEKAT HESAPLAMA SİSTEMİ HAZIRLANDI
Öte yandan 2018’de 1,3 milyar lira bağış toplayan Diyanet Vakfı da zekat hesaplama modülü hazırladı. ‘Ramazan ayında zekat vermek isteyen vatandaşlara kolaylık sağlamak’ gerekçeli sitede ‘Otomatik zekat hesaplama’ sistemi de yer aldı.
DEKONTLARIN MÜFTÜLÜKLERE GETİRİLMESİ İSTENMİŞTİ
Diyanet, Erdoğan kampanyası kapsamında personelden en az 250 lira bağış ve dekontların müftülüklere bildirmesini talep etmişti.
[BoldMedya] 18.4.2020
BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğon’ın, koronavirüsle mücadele gerekçesiyle ‘zekat’ dahil halktan ‘maddi yardım’ talebinin tartışmaları devam ederken, kimileri de sürece tabir yerindeyse kılıf bulma gayretlerini sürdürüyor.
18’İNCİ YÜZYIL DEVLET ADAMININ ESERİNDEN TAVSİYE SUNDU
Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) Başkanlık Müşaviri Ahmet Belada, Osmanlı döneminde yazılan ‘Devlet Adamına Nasihatler’ kitabındaki tavsiyeleri paylaştı.
Birgün’den Mustafa M. Bildircin’in haberine göre Belada, Lale Devri defterdarlarından Sarı Mehmet Paşa’nın kaleme aldığı kitapta, “Yöneticiye mal lazımdır, malın tahsili halktan olur” önerisinin yer aldığını aktardı.
ALİ ERBAŞ’IN 2017’DEN BU YANA MÜŞAVİRLİĞİNİ YAPIYOR
2017’den bu yana Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın müşavirliğini yapan Ahmet Belada, kuruma yakınlığı ile bilinen ‘diyanethaber.com.tr’ sitesi için bir yazı kaleme aldı.
Yazısında, Lale Devri defterdarlarından Sarı Mehmet Paşa’nın ‘Devlet Adamlarına Nasihatler’ eserini tekrar okuduğunu ifade etti.
Aralarında, “Kötü sözlü olma, cömert ol. Toplum düzenini bozmayı adet etme. Âlemin nizamının aslı adalettir. Adaletsiz saltanat (devlet) sağlam olmaz” gibi tavsiyeler de yer alan kitaptaki 42 öneriyi paylaştı.
İKİ DÖNEM DE AYNI NOKTADA BULUŞTU YORUMLARINA YOL AÇTI
Belada’nın, tarihte ‘israf’ ile anılan Lale Devri gibi bir dönemde defterdarlık yapan Sarı Mehmet Paşa’nın önerilerini paylaşması, “O dönemde israf yüzünden para bulmak zordu, şimdi de. Demek ki o zaman da israfa karşı halktan para istenilmiş” yorumlarına yol açtı.
OTOMATİK ZEKAT HESAPLAMA SİSTEMİ HAZIRLANDI
Öte yandan 2018’de 1,3 milyar lira bağış toplayan Diyanet Vakfı da zekat hesaplama modülü hazırladı. ‘Ramazan ayında zekat vermek isteyen vatandaşlara kolaylık sağlamak’ gerekçeli sitede ‘Otomatik zekat hesaplama’ sistemi de yer aldı.
DEKONTLARIN MÜFTÜLÜKLERE GETİRİLMESİ İSTENMİŞTİ
Diyanet, Erdoğan kampanyası kapsamında personelden en az 250 lira bağış ve dekontların müftülüklere bildirmesini talep etmişti.
[BoldMedya] 18.4.2020
Bir aile dramı daha: Kanserden ölen bir anne, KHK’lı hasta bir baba ve geride kalan 4 çocuk [Sevinç Özarslan]
Türkiye’de baskıdan, hak ihlallerinden çekinen birçok aile yaşadıklarını saklamak zorunda kalıyor. 2017’de kanserden hayatını kaybeden Hatice Çiçek ve ailesinin dramı yeni ortaya çıktı.
SEVİNÇ ÖZARSLAN
BOLD ÖZEL – 2,5 yıl önce hayatını kaybeden ev hanımı Hatice Çiçek’in büyük oğlu Cemil Çiçek, annesinin mezarını sosyal medyada paylaşınca yaşadıkları dram gözler önüne serildi.
2010 yılında kolon kanseri teşhisi konulan Hatice Çiçek (43), aslında hastalığı yenmiş, sağlığına kavuşmuştu. 2014’te oğlunun okuduğu Polis Koleji’nin kapatılıp eğitiminin yarıda kalması, 2016’da abisinin ihraç edilip tutuklanması, peşine eşinin ihraç edilmesi, maddi manevi sıkıntılar derken tekrar nükseden hastalığı hızlı bir şekilde ilerledi ve 6 Eylül 2017’de hayatını kaybetti.
MEKTUPLARI ÖLÜMÜNDEN SONRA BULUNDU
Dört kardeş olduklarını söyleyen Cemil Çiçek, “Annem 2015 yılından itibaren yaşanan olaylara çok üzülmeye başlamıştı. Babam polis, ben Polis Kolejinde okuyorum. O dönemde birçok polis tutuklanmıştı. Dayım memurdu, ihraç edildi, tutuklandı. Babam öyle. Bunlara çok üzüldü, ağladı, çok yıprandı.” dedi.
Annesinin ölmeden önce babasına ve kardeşlerine mektuplar yazarak evin çeşitli yerlerine sakladığını anlatan Çiçek, “Vefatından 2 hafta sonra bulduk mektupları. Kardeşlerime yazdığı mektup eşarplarının arasında ortaya çıktı. Ölümü kabullenmişti. Cümlelerinde hep bizi teselli ediyordu.” diye konuştu.
ANNENİN VASİYETİ: DÜRÜST VE ADALETLİ OLMANI İSTİYORUM
Hatice Çiçek, büyük kızı Esra’ya yazdığı mektubunda “Canım güzel kızım Esra. Öncelikle yaşamın boyunca sana çok az söylediğim şeyi söylemek istiyorum. Canım kızım seni çok seviyorum. Kesinlikle üzülme. Bu dünyanın kanunu. Seni ve kardeşlerini burada beklediğimi unutma. Bana nasıl davrandıysan daha fazlasını da kardeşlerine yap. Sakın ağlama. Ağlasan da sessiz ve az ağla. Çünkü ben gerçek evimizde sizi bekliyor olacağım. Bu dünya uzun gibi gözükse de aslında çok kısa. Senden istediğim dürüst olman, gözün açık olsun. Adaletli ve iman dolu yaşaman, namazlarınızı kardeşlerinizle birlikte kılmanızı istiyorum” diyordu.
ANNE GİTTİ, GÖZALTILAR, HASTALIKLAR BİTMEDİ
Çiçek ailesinin yaşadıkları annenin vefatından sonra bitmedi. Baba-oğul ikişer kez gözaltına alındı. Mahkemeleri hala devam ediyor. Annesini kanserden kaybeden 4 çocuk daha sonra babalarını da kaybetmenin eşiğine geldi.
Ankara Emniyet Müdürlüğünde polis olarak görev yapan baba Murat Çiçek 26 Nisan 2017’de görevinden ihraç edildi. Altı ay sonra Ekim 2017’de gözaltına alındı. 13 gün nezarette kaldı. 6. gün hastalanıp Ankara Devlet Demir Yolları Hastanesine kaldırıldı. Cemil Çiçek, o gece yarısı eve gelen telefonu ve yaşadıklarını şöyle anlattı:
BABA GÖZALTINDAYKEN HASTANEYE KALDIRILDI
“Babam hem koah hem astım hastası. Koronavirüs nedeniyle şu anda da riskli kategoride. Gözaltına aldıklarında ilk başta ilaçlarını veremedik. 6. gün gece polisler aradı. Babamı hastaneye kaldırmışlar. İlaçları ne varsa getirin, dediler. Astım hastası olduğu için nefesi kesilmiş. 5 kişilik nezarette 20 kişi kalmışlar. Annem yok, biz evdeyiz. Ben tek başına küçük çocukları evde bırakıp hastaneye gittim. Jandarmalar içeri almadılar beni. Sonra aldılar. Babamın şuuru kapalıydı. Annemi sayıklıyordu.”
“EŞİM VEFAT EDELİ 70 GÜN OLDU”
Murat Çiçek, 13 günün sonunda çıkarıldığı mahkemede, “Eşimi kaybedeli 70 gün oldu. Çocuklarım annesiz kaldı, babasız bırakmayın.” deyince serbest bırakıldı. Aradan bir ay geçmeden bu kez oğlu gözaltına alındı. Üç gün sonra bırakıldı.
YOĞUN BAKIMDA 1 AY VE HAFIZA KAYBI
Yaşadıkları onca şeyden sonra toparlanmaya çalışan aile, Ağustos 2018’de babanın beyin kanaması geçirmesiyle tekrar zor günler yaşadı. Murat Çiçek bir ay boyunca yoğun bakımda kaldı. O dönemde babalarıyla hiç görüşemediklerini söyleyen Cemil Çiçek, “Biz evde 4 kardeş kaldık. Ne akrabalar ne başka kimse… Hepimiz okuyoruz. Ben o zaman 20 yaşındayım. Benden küçük kardeşim üniversiteye gidiyordu, diğerleri 6. ve 8. sınıfa. Baba tarafı annemin hasta olduğu dönemde dahi bizimle selamı sabahı kestiler.” dedi.
Yoğun bakımdan çıktıktan sonra babasının hiç kimseyi hatırlamadığı anlatan Cemil Çiçek, “Sadece ihraç olduğunu hatırlıyordu. Annesini, babasını, bizi bilmiyordu. Düzelene kadar hastanede kaldı. Doktorlar, ilk beyin kanaması geçirdiğinde kurtulma ihtimali çok düşük dedi. Babanın durumu çok kritik, beynin iki farklı noktasında kanama var. Uyutacağız babanı, ne zaman kalkabileceği belli değil derken kendileri de ağlıyordu.” ifadelerini kullandı.
BEYİN KANAMASI GEÇİREN BABAYA 2. GÖZALTI
Hastaneden çıktıktan bir hafta sonra Kasım 2018’de babasının ikinci kez gözaltına alındığını belirten Cemil Çiçek şöyle devam etti:
“Babam kimseyi tanımıyor, hatırlamıyor, Ankara savcısı tekrar aldı. Beyin kanaması geçirmiş, hastaneden çıkmış, sabahın altısında zil çaldı. Avukatlar dedi ki, eğer gözaltında kalırsa bu adam ölür. Yanlışlıkla almışlar, savcının önceden alındığından haberi yokmuş. O zaman bıraktılar. Babamdan bir ay sonra beni gözaltına aldılar. Kardeşlerim yine yalnız kaldı.”
Murat Çiçek, artık ömür boyu ilaç kullanmak zorunda. Beyninde oluşan hasar nedeniyle anlama ve algılama konusunda davranışsal sorunlar yaşıyor. O haliyle gündelik işlere giderek çocuklarının geçimine katkıda bulunmaya çalışıyor. Ailenin bütün sorumluluğuyla Cemil Çiçek ilgileniyor.
ANKARA BAROSUNA KAYITLI GENÇ BİR AVUKAT
Sekizinci sınıfındayken SBS sınavında Bolu birincisi olan Cemil Çiçek, 2010 yılında Polis Kolejini kazandı. 2014’te, son sınıftayken okulu kapatılınca eğitimi yarım kaldı. Bir sene boşta kalan Çiçek, sınavlara tekrar hazırlanıp Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesini tam burslu olarak kazandı. Annesinin hasta yatağındayken ördüğü patikleri satarak hukuk okuyan ve geçen yıl mezun olan Cemil Çiçek, şimdi Ankara Barosu’na kayıtlı stajyer bir avukat.
Hukuk okuduğu dönemde iki kez gözaltına alınan Çiçek, “Beni hem Cemaat soruşturmaları kapsamında hem de Polis Kolejinde okuduğum için iki kez gözaltına aldılar. İlki annemin vefatından hemen sonraydı. İkincisi 6 ay önce oldu. Neden koleje gitmeyi tercih ettiğim hep soruldu. Fen Lisesini kazanmıştım. Tüm liselere girebiliyordum. Ben kendi irademle tercih ettim.” diye konuştu.
[Sevinç Özarslan] 18.4.2020 [BoldMedya]
SEVİNÇ ÖZARSLAN
BOLD ÖZEL – 2,5 yıl önce hayatını kaybeden ev hanımı Hatice Çiçek’in büyük oğlu Cemil Çiçek, annesinin mezarını sosyal medyada paylaşınca yaşadıkları dram gözler önüne serildi.
2010 yılında kolon kanseri teşhisi konulan Hatice Çiçek (43), aslında hastalığı yenmiş, sağlığına kavuşmuştu. 2014’te oğlunun okuduğu Polis Koleji’nin kapatılıp eğitiminin yarıda kalması, 2016’da abisinin ihraç edilip tutuklanması, peşine eşinin ihraç edilmesi, maddi manevi sıkıntılar derken tekrar nükseden hastalığı hızlı bir şekilde ilerledi ve 6 Eylül 2017’de hayatını kaybetti.
MEKTUPLARI ÖLÜMÜNDEN SONRA BULUNDU
Dört kardeş olduklarını söyleyen Cemil Çiçek, “Annem 2015 yılından itibaren yaşanan olaylara çok üzülmeye başlamıştı. Babam polis, ben Polis Kolejinde okuyorum. O dönemde birçok polis tutuklanmıştı. Dayım memurdu, ihraç edildi, tutuklandı. Babam öyle. Bunlara çok üzüldü, ağladı, çok yıprandı.” dedi.
Annesinin ölmeden önce babasına ve kardeşlerine mektuplar yazarak evin çeşitli yerlerine sakladığını anlatan Çiçek, “Vefatından 2 hafta sonra bulduk mektupları. Kardeşlerime yazdığı mektup eşarplarının arasında ortaya çıktı. Ölümü kabullenmişti. Cümlelerinde hep bizi teselli ediyordu.” diye konuştu.
ANNENİN VASİYETİ: DÜRÜST VE ADALETLİ OLMANI İSTİYORUM
Hatice Çiçek, büyük kızı Esra’ya yazdığı mektubunda “Canım güzel kızım Esra. Öncelikle yaşamın boyunca sana çok az söylediğim şeyi söylemek istiyorum. Canım kızım seni çok seviyorum. Kesinlikle üzülme. Bu dünyanın kanunu. Seni ve kardeşlerini burada beklediğimi unutma. Bana nasıl davrandıysan daha fazlasını da kardeşlerine yap. Sakın ağlama. Ağlasan da sessiz ve az ağla. Çünkü ben gerçek evimizde sizi bekliyor olacağım. Bu dünya uzun gibi gözükse de aslında çok kısa. Senden istediğim dürüst olman, gözün açık olsun. Adaletli ve iman dolu yaşaman, namazlarınızı kardeşlerinizle birlikte kılmanızı istiyorum” diyordu.
ANNE GİTTİ, GÖZALTILAR, HASTALIKLAR BİTMEDİ
Çiçek ailesinin yaşadıkları annenin vefatından sonra bitmedi. Baba-oğul ikişer kez gözaltına alındı. Mahkemeleri hala devam ediyor. Annesini kanserden kaybeden 4 çocuk daha sonra babalarını da kaybetmenin eşiğine geldi.
Ankara Emniyet Müdürlüğünde polis olarak görev yapan baba Murat Çiçek 26 Nisan 2017’de görevinden ihraç edildi. Altı ay sonra Ekim 2017’de gözaltına alındı. 13 gün nezarette kaldı. 6. gün hastalanıp Ankara Devlet Demir Yolları Hastanesine kaldırıldı. Cemil Çiçek, o gece yarısı eve gelen telefonu ve yaşadıklarını şöyle anlattı:
BABA GÖZALTINDAYKEN HASTANEYE KALDIRILDI
“Babam hem koah hem astım hastası. Koronavirüs nedeniyle şu anda da riskli kategoride. Gözaltına aldıklarında ilk başta ilaçlarını veremedik. 6. gün gece polisler aradı. Babamı hastaneye kaldırmışlar. İlaçları ne varsa getirin, dediler. Astım hastası olduğu için nefesi kesilmiş. 5 kişilik nezarette 20 kişi kalmışlar. Annem yok, biz evdeyiz. Ben tek başına küçük çocukları evde bırakıp hastaneye gittim. Jandarmalar içeri almadılar beni. Sonra aldılar. Babamın şuuru kapalıydı. Annemi sayıklıyordu.”
“EŞİM VEFAT EDELİ 70 GÜN OLDU”
Murat Çiçek, 13 günün sonunda çıkarıldığı mahkemede, “Eşimi kaybedeli 70 gün oldu. Çocuklarım annesiz kaldı, babasız bırakmayın.” deyince serbest bırakıldı. Aradan bir ay geçmeden bu kez oğlu gözaltına alındı. Üç gün sonra bırakıldı.
YOĞUN BAKIMDA 1 AY VE HAFIZA KAYBI
Yaşadıkları onca şeyden sonra toparlanmaya çalışan aile, Ağustos 2018’de babanın beyin kanaması geçirmesiyle tekrar zor günler yaşadı. Murat Çiçek bir ay boyunca yoğun bakımda kaldı. O dönemde babalarıyla hiç görüşemediklerini söyleyen Cemil Çiçek, “Biz evde 4 kardeş kaldık. Ne akrabalar ne başka kimse… Hepimiz okuyoruz. Ben o zaman 20 yaşındayım. Benden küçük kardeşim üniversiteye gidiyordu, diğerleri 6. ve 8. sınıfa. Baba tarafı annemin hasta olduğu dönemde dahi bizimle selamı sabahı kestiler.” dedi.
Yoğun bakımdan çıktıktan sonra babasının hiç kimseyi hatırlamadığı anlatan Cemil Çiçek, “Sadece ihraç olduğunu hatırlıyordu. Annesini, babasını, bizi bilmiyordu. Düzelene kadar hastanede kaldı. Doktorlar, ilk beyin kanaması geçirdiğinde kurtulma ihtimali çok düşük dedi. Babanın durumu çok kritik, beynin iki farklı noktasında kanama var. Uyutacağız babanı, ne zaman kalkabileceği belli değil derken kendileri de ağlıyordu.” ifadelerini kullandı.
BEYİN KANAMASI GEÇİREN BABAYA 2. GÖZALTI
Hastaneden çıktıktan bir hafta sonra Kasım 2018’de babasının ikinci kez gözaltına alındığını belirten Cemil Çiçek şöyle devam etti:
“Babam kimseyi tanımıyor, hatırlamıyor, Ankara savcısı tekrar aldı. Beyin kanaması geçirmiş, hastaneden çıkmış, sabahın altısında zil çaldı. Avukatlar dedi ki, eğer gözaltında kalırsa bu adam ölür. Yanlışlıkla almışlar, savcının önceden alındığından haberi yokmuş. O zaman bıraktılar. Babamdan bir ay sonra beni gözaltına aldılar. Kardeşlerim yine yalnız kaldı.”
Murat Çiçek, artık ömür boyu ilaç kullanmak zorunda. Beyninde oluşan hasar nedeniyle anlama ve algılama konusunda davranışsal sorunlar yaşıyor. O haliyle gündelik işlere giderek çocuklarının geçimine katkıda bulunmaya çalışıyor. Ailenin bütün sorumluluğuyla Cemil Çiçek ilgileniyor.
ANKARA BAROSUNA KAYITLI GENÇ BİR AVUKAT
Sekizinci sınıfındayken SBS sınavında Bolu birincisi olan Cemil Çiçek, 2010 yılında Polis Kolejini kazandı. 2014’te, son sınıftayken okulu kapatılınca eğitimi yarım kaldı. Bir sene boşta kalan Çiçek, sınavlara tekrar hazırlanıp Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesini tam burslu olarak kazandı. Annesinin hasta yatağındayken ördüğü patikleri satarak hukuk okuyan ve geçen yıl mezun olan Cemil Çiçek, şimdi Ankara Barosu’na kayıtlı stajyer bir avukat.
Hukuk okuduğu dönemde iki kez gözaltına alınan Çiçek, “Beni hem Cemaat soruşturmaları kapsamında hem de Polis Kolejinde okuduğum için iki kez gözaltına aldılar. İlki annemin vefatından hemen sonraydı. İkincisi 6 ay önce oldu. Neden koleje gitmeyi tercih ettiğim hep soruldu. Fen Lisesini kazanmıştım. Tüm liselere girebiliyordum. Ben kendi irademle tercih ettim.” diye konuştu.
[Sevinç Özarslan] 18.4.2020 [BoldMedya]
Etiketler:
Sevinç Özarslan
Koronavirüs salgınıyla mücadelede ön cephe: Cerrahpaşa’da bir gün
Koronavirüs salgını Türkiye’de etkisini devam ettirirken salgında mücadelenin en önemli merkezlerinden biri de İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa (İÜC), Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi.
BBC Türkçe ekibi bu mücadeleyi gözlemlemek için burada bir gün geçirdi. Bu sürede hem Covid-19 ilk başvuru merkezi, hem Covid-19 servisleri hem de Covid-19 yoğun bakım servisinde çekimler yaptı.
Bir grup doktor, hemşire, hasta bakıcı, güvenlik görevlisi ve hastayla görüştük ve koronavirüsle mücadelenin göz önünde olmayan kısmında neler yaşandığını gözlemledi.
İşte o video;
[TR724] 18.4.2020
BBC Türkçe ekibi bu mücadeleyi gözlemlemek için burada bir gün geçirdi. Bu sürede hem Covid-19 ilk başvuru merkezi, hem Covid-19 servisleri hem de Covid-19 yoğun bakım servisinde çekimler yaptı.
Bir grup doktor, hemşire, hasta bakıcı, güvenlik görevlisi ve hastayla görüştük ve koronavirüsle mücadelenin göz önünde olmayan kısmında neler yaşandığını gözlemledi.
İşte o video;
[TR724] 18.4.2020
İsveç sokağa çıkma yasağı olması halinde intiharlardan endişe ediyor
Koronavirüs salgınında birçok Avrupa ülkesinin aksine esnek bir politika izleyen İsveç’in alacağı netice merakla bekleniyor. Ülkede 17 Nisan saat 14:00 itibariyle toplam 13 bin 216 vaka, bin 400 can kaybı bulunuyor.
Can kayıpları özellikle başkent Stockholm’de en yüksek seviyede. Ülkenin başkentinde 5 bin 387 vaka bulunurken toplam ölüm ise 816 kişi olarak kayıtlara geçti. İsveç istatistiksel olarak kayıtları iyi tuttuğu için özellikle can kayıplarının eksik gösterilme durum söz konusu değil.
Diğer yandan İsveç esnek politikalarına karşı gelen eleştirilere tek tek cevap veriyor. İsveç Kamu Sağlığı Kurumu Direktörü Johan Carlson, Covid-19 salgınına karşı takındıkları tavrı savunuyor ve sokağa çıkmanın kısıtlandığı ülkelerdeki halkın fiziksel ve ruhsal sağlığı konusundaki kaygıları gündeme getiriyor. Carlson, yabancı gazetecilere düzenlediği basın toplantısında, “sosyal mesafe tavsiyeleri ve 50 kişiden fazlasının toplanmasını yasaklayan kanunların bir karışımıyla, virüsü ciddiye aldıklarını” söylüyor.
Aslında İsveç’te bu durum sıklıkla gündemde: “İnsanları evlere kapatırsak intihar vakaları ciddi manada artışa geçer” deniyor.
‘İntihar riskine karşı hükümet ve belediyeler harekete geçmeli’
İsveç geneli intiharları önlemek için kurulan bir insiyatif olan Suicide Zero Genel Sekreteri Rickard Bracken hükümeti ve belediyeleri yaklaşan intihar riskine karşı uyarıyor. Bracken, “İşsizlik, izolasyon ve keder ciddi risk faktörleridir. Psikolojik hastalıkların artması riskini azaltmak ve halihazırda hasta olanları korumak için çalışmalarını hızını artırması gerekir. Yaşadığınız kaygı hakkında konuşmak, akıl sağlığı için, ellerinizi yıkamak ve enfeksiyonun yayılmasını önlemek için mesafeli durmak kadar kadar önemli bir tavsiyedir.” diyor.
Bracken, insanları da intihar meyilli kişileri hayatta tutmak için göreve çağrıyor.
Geren olarak İsveç’te resmi bir sokağa çıkma kısıtlaması yok ve okullar, restoranlar ve alışveriş merkezleri de açık. Fakat ülkede sosyal sorumluluk üst seviyede birçok insan evlerinde kalarak dışarıya çıkıyor. Ayrıca sokağa çıkma yasağı gibi kısıtlamaları bulunmayan yaşlılar sabahın erken saatlerinde alışveriş yaparak evlerine gidiyor. Birçok ailede yaşlı akrabalarını ziyaret etmemeye büyük önem gösteriyor.
Rakamlar açıklanmasa da ölüm vakalarında İsveç dışında gelen göçmen nüfusun ağırlıkta olduğu belirtiliyor.
İsveç kamu görevlileri kendi özel stratejilerinin gerekirse 2020’ye kadar uzun vadeli tasarlandığını belirtiyor. Ancak mevcut kısıtlamaların da İsveç’te Haziran sonu başlayan yaz tatillerinden önce esnetilebileceği belirtiliyor.
İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde de, İsveç’te hayatın normal seyrinde devam ettiği fikrinin bir “efsane” olduğunu belirtiyor. Linde “Birçok insan evinde kalıyor ve seyahat etmeyi durdurdu. Birçok işletme çöküyor. İşsizliğin çok artması bekleniyor” dedi.
Linde ayrıca “İsveç de Covid-19 salgınında diğer ülkelerle aynı amacı paylaşıyor; yaşam kurtarmak ve kamu sağlığını korumak. Diğer ülkelerle aynı sorunları yaşıyoruz; virüsün boyutu ve yayılma hızı, ulusal sağlık sistemi üzerine de kurduğu baskı, ve çoğu ülkeyle aynı araçları kullanıyoruz” diye konuşuyor.
[TR724] 18.4.2020
Can kayıpları özellikle başkent Stockholm’de en yüksek seviyede. Ülkenin başkentinde 5 bin 387 vaka bulunurken toplam ölüm ise 816 kişi olarak kayıtlara geçti. İsveç istatistiksel olarak kayıtları iyi tuttuğu için özellikle can kayıplarının eksik gösterilme durum söz konusu değil.
Diğer yandan İsveç esnek politikalarına karşı gelen eleştirilere tek tek cevap veriyor. İsveç Kamu Sağlığı Kurumu Direktörü Johan Carlson, Covid-19 salgınına karşı takındıkları tavrı savunuyor ve sokağa çıkmanın kısıtlandığı ülkelerdeki halkın fiziksel ve ruhsal sağlığı konusundaki kaygıları gündeme getiriyor. Carlson, yabancı gazetecilere düzenlediği basın toplantısında, “sosyal mesafe tavsiyeleri ve 50 kişiden fazlasının toplanmasını yasaklayan kanunların bir karışımıyla, virüsü ciddiye aldıklarını” söylüyor.
Aslında İsveç’te bu durum sıklıkla gündemde: “İnsanları evlere kapatırsak intihar vakaları ciddi manada artışa geçer” deniyor.
‘İntihar riskine karşı hükümet ve belediyeler harekete geçmeli’
İsveç geneli intiharları önlemek için kurulan bir insiyatif olan Suicide Zero Genel Sekreteri Rickard Bracken hükümeti ve belediyeleri yaklaşan intihar riskine karşı uyarıyor. Bracken, “İşsizlik, izolasyon ve keder ciddi risk faktörleridir. Psikolojik hastalıkların artması riskini azaltmak ve halihazırda hasta olanları korumak için çalışmalarını hızını artırması gerekir. Yaşadığınız kaygı hakkında konuşmak, akıl sağlığı için, ellerinizi yıkamak ve enfeksiyonun yayılmasını önlemek için mesafeli durmak kadar kadar önemli bir tavsiyedir.” diyor.
Bracken, insanları da intihar meyilli kişileri hayatta tutmak için göreve çağrıyor.
Geren olarak İsveç’te resmi bir sokağa çıkma kısıtlaması yok ve okullar, restoranlar ve alışveriş merkezleri de açık. Fakat ülkede sosyal sorumluluk üst seviyede birçok insan evlerinde kalarak dışarıya çıkıyor. Ayrıca sokağa çıkma yasağı gibi kısıtlamaları bulunmayan yaşlılar sabahın erken saatlerinde alışveriş yaparak evlerine gidiyor. Birçok ailede yaşlı akrabalarını ziyaret etmemeye büyük önem gösteriyor.
Rakamlar açıklanmasa da ölüm vakalarında İsveç dışında gelen göçmen nüfusun ağırlıkta olduğu belirtiliyor.
İsveç kamu görevlileri kendi özel stratejilerinin gerekirse 2020’ye kadar uzun vadeli tasarlandığını belirtiyor. Ancak mevcut kısıtlamaların da İsveç’te Haziran sonu başlayan yaz tatillerinden önce esnetilebileceği belirtiliyor.
İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde de, İsveç’te hayatın normal seyrinde devam ettiği fikrinin bir “efsane” olduğunu belirtiyor. Linde “Birçok insan evinde kalıyor ve seyahat etmeyi durdurdu. Birçok işletme çöküyor. İşsizliğin çok artması bekleniyor” dedi.
Linde ayrıca “İsveç de Covid-19 salgınında diğer ülkelerle aynı amacı paylaşıyor; yaşam kurtarmak ve kamu sağlığını korumak. Diğer ülkelerle aynı sorunları yaşıyoruz; virüsün boyutu ve yayılma hızı, ulusal sağlık sistemi üzerine de kurduğu baskı, ve çoğu ülkeyle aynı araçları kullanıyoruz” diye konuşuyor.
[TR724] 18.4.2020
Albayrak’ın Kanal İstanbul güzergahından arazi aldığını ortaya çıkaran muhabire hapis talebi!
Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın Kanal İstanbul güzergahından arazi aldığını ortaya çıkaran muhabir hakkında 1 yıldan 2 yıla kadar hapis cezası istendi.
Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın Kanal İstanbul güzergâhında arazi aldığını ortaya çıkaran Cumhuriyet gazetesi muhabiri Hazal Ocak hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı.
BAŞSAVCI CEZADA ARTIRIM YAPILMASINI İSTEDİ
6 Mart 2020 tarihli ilk iddianamede savcı, Ocak’ın “hakaret” suçundan yargılanmasını istedi. Ancak Başsavcı vekili bu iddianameyi iade etti ve “hakaret suçunun basın yoluyla ve alenen işlendiğini” belirterek verilecek cezada artırım yapılması gerektiğini belirtti.
31 Mart tarihli bu yeni iddianamede Ocak’ın 1 yıldan az olmamak kaydıyla 1 yıldan 2 yıla kadar hapsi istendi. İddianamede, Bakan Albayrak’ın Kanal İstanbul güzergâhından arazi satın almış olması, “doğal süreçte yaşanan bir alışveriş olayı” olarak anlatıldı.
Ocak’ın, Bakan Albayrak’ın onur şeref ve saygınlığını rencide ettiği öne sürüldü. 31 Mart 2020 tarihli iddianame, İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Ocak, 18 Haziran’da yargıç karşısına çıkacak.
[TR724] 18.4.2020
Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın Kanal İstanbul güzergâhında arazi aldığını ortaya çıkaran Cumhuriyet gazetesi muhabiri Hazal Ocak hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı.
BAŞSAVCI CEZADA ARTIRIM YAPILMASINI İSTEDİ
6 Mart 2020 tarihli ilk iddianamede savcı, Ocak’ın “hakaret” suçundan yargılanmasını istedi. Ancak Başsavcı vekili bu iddianameyi iade etti ve “hakaret suçunun basın yoluyla ve alenen işlendiğini” belirterek verilecek cezada artırım yapılması gerektiğini belirtti.
31 Mart tarihli bu yeni iddianamede Ocak’ın 1 yıldan az olmamak kaydıyla 1 yıldan 2 yıla kadar hapsi istendi. İddianamede, Bakan Albayrak’ın Kanal İstanbul güzergâhından arazi satın almış olması, “doğal süreçte yaşanan bir alışveriş olayı” olarak anlatıldı.
Ocak’ın, Bakan Albayrak’ın onur şeref ve saygınlığını rencide ettiği öne sürüldü. 31 Mart 2020 tarihli iddianame, İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Ocak, 18 Haziran’da yargıç karşısına çıkacak.
[TR724] 18.4.2020
Siyasi tutsaklar ölüme terk edildi! Rize’de 26 tutukluya koronavirüs bulaştı
Rize Kalkandere L Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan 26 tutukluya koronavirüs bulaştığı öğrenildi.
Rize Kalkandere L Tipi Kapalı Cezaevi‘nde kalan Umut Savaş Koçyiğit, haftalık telefon görüşmesinde babası Ali Koçyiğit‘e uğradıkları hak ihlallerini anlattı. Koçyiğit, kendilerinde koronavirüs belirtileri olmasına rağmen tedavi edilmediklerini aktardı.
Haftalık telefon görüşmesinde babası Ali Koçyiğit’e “Grip mi olduk yoksa virüse mi yakalandık bilmiyoruz” diyen Koçyiğit, bir koğuşta 26 kişi kaldıklarını ve tümünde virüs belirtilerinin olduğunu dile getirdi. Koçyiğit, “Geçen hafta grip olan iki arkadaşımızın halen boğazları ağrıyor. Ben 3 gündür hastayım, bazı arkadaşlarımız 4, 5, 6 ve 7 gündür hastadır. 7 gündür hasta olan arkadaşımızı revire gönderdik. Ona, soğuk algınlığı demişler. Hiçbir şey yapmamışlar. Sürekli balgam atıyoruz. Balgamda kan da var. Ateş ve titremede var. Bilmiyoruz bize ne olduğunu, hastaneye gidip ne yapacağız. Burada bizle ilgilenmediler. Her gün sayım amaçlı 4 ila 5 gardiyan koğuşumuza giriyor.” diye konuştu.
SİYASİ TUTSAKLAR ÖLÜME TERK EDİLDİ
Oğlunun ve tutukluların hayatlarından endişe duyduklarını söyleyen baba Ali Koçyiğit, tutukluların; kanlı balgam atması, ateş ve öksürüğün kendilerini korkuttuğunu kaydetti. Koçyiğit, “Çok ihmal var cezaevinde. Siyasi tutsakları resmen ölüme terk ediyorlar.” dedi.
[TR724] 18.4.2020
Rize Kalkandere L Tipi Kapalı Cezaevi‘nde kalan Umut Savaş Koçyiğit, haftalık telefon görüşmesinde babası Ali Koçyiğit‘e uğradıkları hak ihlallerini anlattı. Koçyiğit, kendilerinde koronavirüs belirtileri olmasına rağmen tedavi edilmediklerini aktardı.
Haftalık telefon görüşmesinde babası Ali Koçyiğit’e “Grip mi olduk yoksa virüse mi yakalandık bilmiyoruz” diyen Koçyiğit, bir koğuşta 26 kişi kaldıklarını ve tümünde virüs belirtilerinin olduğunu dile getirdi. Koçyiğit, “Geçen hafta grip olan iki arkadaşımızın halen boğazları ağrıyor. Ben 3 gündür hastayım, bazı arkadaşlarımız 4, 5, 6 ve 7 gündür hastadır. 7 gündür hasta olan arkadaşımızı revire gönderdik. Ona, soğuk algınlığı demişler. Hiçbir şey yapmamışlar. Sürekli balgam atıyoruz. Balgamda kan da var. Ateş ve titremede var. Bilmiyoruz bize ne olduğunu, hastaneye gidip ne yapacağız. Burada bizle ilgilenmediler. Her gün sayım amaçlı 4 ila 5 gardiyan koğuşumuza giriyor.” diye konuştu.
SİYASİ TUTSAKLAR ÖLÜME TERK EDİLDİ
Oğlunun ve tutukluların hayatlarından endişe duyduklarını söyleyen baba Ali Koçyiğit, tutukluların; kanlı balgam atması, ateş ve öksürüğün kendilerini korkuttuğunu kaydetti. Koçyiğit, “Çok ihmal var cezaevinde. Siyasi tutsakları resmen ölüme terk ediyorlar.” dedi.
[TR724] 18.4.2020
Haluk Levent, Türkiye’de korku imparatorluğunu gözler önüne serdi!
Haber Global ekranlarında Jülide Ateş’in sunumuyla ekrana gelen 40 programına Ahbap Platformu Başkanı ve sanatçı Haluk Levent konuk oldu. Haluk Levent, Jülide Ateş’in infaz yasası ile ilgili soruya verdiği cevapla Türkiye’de yaşanan korku imparatorluğunu gözler önüne serdi.
Bir dönem şiir okuduğu için cezaevine giren dönemin belediye başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve söylemlerinden dolayı cezaevine atılan Eşber Yağmurdereli için ‘Hakim bey’ şarkısını yazan Haluk Levent’in düşüncelerini Ahbab’a zarar verebileceği için özgürce ifade edememesi Türkiye’deki korku imparatorluğunun boyutunu gösterdi.
İşte Jülide Ateş’in sorusu ve Haluk Levent’in verdiği cevap:
‘‘Erdoğan cezaevine girdiğinde onun için bir şarkı yapmıştın, şarkıyı da Eşber Yağmurdereli ile birlikte Erdoğan’a adadığını söylemiştin. Hakim amca şarkısı. Düşünmekle yıkılmaz kale duvarları, Ülkeme yakışmıyor trajediler…ile başlayan şarkı Hakim savcı amca açın kapıları, Bırakın düşünen insanları…ile devam eden şarkı. Sen infaz yasasını onaylıyor musun?
*O soruyu cevaplamadan önce şunu söylemek istiyorum; yanlış algılanmasın. Şu an ki Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan o dönemde belediye başkanıydı. Ve o dönemde de Eşber Yağmurdereli çok önemli etkinliklere imza atan bir düşünürdü. İkisi aynı anda cezaevine girdi, ben öyle hatırlıyorum belki biri biraz daha önce olabilir. Ben bu iki insanla aynı fikirde olmayabilirim, ama bu iki insan biri şiir okuduğu biri birşeyler söylediği için giriyorsa içeri ve bu kadar uzun süreli burada bir düşünce özgürlüğü eksikliği vardır.
Peki bunu bugüne getir?
*O düşünce özgürlüğü eksikliği konusunda herkese eşit muamele olması için o şarkıyı yazmıştım. Bunu bir partizanlık ya da yalakalık veya başka bir şekilde kimse görmesin lütfen. Ben hala bugün de aynı çizgideyim.
Bugün ki infaz yasasına baktığımızda burada söyleyeceğim cümlenin sonuçları ve yankıları gerçekten Ahbab’a zarar verebilir. Ama düşüncelerimin ne olduğunu muhakkak ki insanlar tahmin edebilirler. Beni tatmin etti mi? Bir şey diyemem. Çünkü dedim ya buradan söylenecek cümle yarın herhangi bir gazetenin başlığında ‘Haluk Levent infaz yasasına karşı’ denildiği zaman Ahbab’a zarar verir.
Ahbab’a nasıl bir zarar verir?
*Ahbab her kesime şunu söyledik; biz günlük politik kararları eleştirme yeri değiliz. Ancak ve ancak çevre, kadına şiddet gibi konularında. Ama hükümetlerin sadece bu hükümetten bahsetmiyorum; ben diğer hükümetleri de gördüm. Bu infaz yasalarında Ecevit dönemini de gördüm. Aynısı yapıldı ve ben aynılarının yapılmasına bir şey söyleyemiyorum.’’
Haluk Levent 26 Ekim 2007 yılında yaptığı bir açıklamada, ‘’Tayyip Erdoğan ve Eşber Yağmurdereli ile her ne kadar aynı düşünceyi paylaşmasam da insanların düşünce ve şiir okuma suçlarından cezaevine girmesine karşıyım tepkimi dile getirmek içinde ‘Hakim amca’ şarkısını yaptım.’’ şeklinde konuşmuştu.
[TR724] 18.4.2020
Bir dönem şiir okuduğu için cezaevine giren dönemin belediye başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve söylemlerinden dolayı cezaevine atılan Eşber Yağmurdereli için ‘Hakim bey’ şarkısını yazan Haluk Levent’in düşüncelerini Ahbab’a zarar verebileceği için özgürce ifade edememesi Türkiye’deki korku imparatorluğunun boyutunu gösterdi.
İşte Jülide Ateş’in sorusu ve Haluk Levent’in verdiği cevap:
‘‘Erdoğan cezaevine girdiğinde onun için bir şarkı yapmıştın, şarkıyı da Eşber Yağmurdereli ile birlikte Erdoğan’a adadığını söylemiştin. Hakim amca şarkısı. Düşünmekle yıkılmaz kale duvarları, Ülkeme yakışmıyor trajediler…ile başlayan şarkı Hakim savcı amca açın kapıları, Bırakın düşünen insanları…ile devam eden şarkı. Sen infaz yasasını onaylıyor musun?
*O soruyu cevaplamadan önce şunu söylemek istiyorum; yanlış algılanmasın. Şu an ki Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan o dönemde belediye başkanıydı. Ve o dönemde de Eşber Yağmurdereli çok önemli etkinliklere imza atan bir düşünürdü. İkisi aynı anda cezaevine girdi, ben öyle hatırlıyorum belki biri biraz daha önce olabilir. Ben bu iki insanla aynı fikirde olmayabilirim, ama bu iki insan biri şiir okuduğu biri birşeyler söylediği için giriyorsa içeri ve bu kadar uzun süreli burada bir düşünce özgürlüğü eksikliği vardır.
Peki bunu bugüne getir?
*O düşünce özgürlüğü eksikliği konusunda herkese eşit muamele olması için o şarkıyı yazmıştım. Bunu bir partizanlık ya da yalakalık veya başka bir şekilde kimse görmesin lütfen. Ben hala bugün de aynı çizgideyim.
Bugün ki infaz yasasına baktığımızda burada söyleyeceğim cümlenin sonuçları ve yankıları gerçekten Ahbab’a zarar verebilir. Ama düşüncelerimin ne olduğunu muhakkak ki insanlar tahmin edebilirler. Beni tatmin etti mi? Bir şey diyemem. Çünkü dedim ya buradan söylenecek cümle yarın herhangi bir gazetenin başlığında ‘Haluk Levent infaz yasasına karşı’ denildiği zaman Ahbab’a zarar verir.
Ahbab’a nasıl bir zarar verir?
*Ahbab her kesime şunu söyledik; biz günlük politik kararları eleştirme yeri değiliz. Ancak ve ancak çevre, kadına şiddet gibi konularında. Ama hükümetlerin sadece bu hükümetten bahsetmiyorum; ben diğer hükümetleri de gördüm. Bu infaz yasalarında Ecevit dönemini de gördüm. Aynısı yapıldı ve ben aynılarının yapılmasına bir şey söyleyemiyorum.’’
Haluk Levent 26 Ekim 2007 yılında yaptığı bir açıklamada, ‘’Tayyip Erdoğan ve Eşber Yağmurdereli ile her ne kadar aynı düşünceyi paylaşmasam da insanların düşünce ve şiir okuma suçlarından cezaevine girmesine karşıyım tepkimi dile getirmek içinde ‘Hakim amca’ şarkısını yaptım.’’ şeklinde konuşmuştu.
[TR724] 18.4.2020
Kaydol:
Yorumlar (Atom)