Kur’an-ı Hakîm’de şöyle buyruluyor: “Hani inkârcılar seni TUTUKLAMAK, ÖLDÜRMEK ve MEKKE’den SÜRMEK maksadıyla TUZAK KURMUŞLARDI. Onlar tuzak kurarken ALLAH da TUZAK KURUYORDU. (Tuzaklarını ayaklarına dolaştırıp başlarına geçirecekti). ALLAH tuzak kuranların en hayırlısıdır.” (Enfal Suresi, 8/30)
Bu âyetin Mekke’de nâzil olduğunu anlatan rivayetlere göre, Efendimizin (S.A.S.) amcası Ebu Talib, kendisine “Kavmin senin hakkında neler tasarlıyor?” diye sordu. Peygamberimiz (S.A.S.) “Benim elimi kolumu bağlayıp zindana atmak, veya öldürmek yahut Mekke dışına sürmek istiyorlar” dedi. Bunun üzerine Ebu Talib, “Bunları sana kim haber verdi?” dedi. Efendimiz (S.A.S.) “Rabbim;” dedi. Ebu Talib, “Ne güzel Rab, senin Rabbin. O’ndan iyilik dile” dedi. Efendimiz (S.A.S.) de “Ben O’ndan iyilik dilerim, hatta O bana iyilik diliyor.” buyurdu… Bunun üzerine Cenab-ı Hak, Efendimize (S.A.S.) Mekke’den hicret etme izni verdi.
Enfal Suresinin 36. ve 37. âyetlerde şöyle buyuruluyor: “İnkârcılar, insanları ALLAH YOLUNDAN uzaklaştırmak için mallarını harcıyorlar. Daha da harcayacaklar! Ama gayelerine ulaşamayacaklarından bu onlara yürek acısı olacak, sonra da mağlup edilecekler. İnkârlarında ısrar edenler toplanıp cehenneme sevk edilecekler, oraya sürüklenecekler. Sürüklenecekler ki, Allah murdarı temizden ayırsın ve murdarları birbiri üzerine bindirip hepsini bir araya yığsın ve topunu birden cehenneme doldursun. İşte her şeylerini kaybedenler bunlardır.” (Enfâl Suresi, 8/36-37)
“Cenab-ı Hak, insanları Allah’ın yoluna girmekten alıkoymak için mal varlıklarını ortaya koyanlara, bu mallarının yürek acısına dönüşeceği ikazında bulunuyor. Onlar sonunda bu mallarını büsbütün kaybetmek için harcıyorlar. Âhirette ise cehennemde bir araya geleceklerdir. Böylece büyük yürek acısı gerçekleşmiş olacaktır. (…)
İnkârcılar tarafından harcanan bu mallar bâtılı güçlendirip, düşmanlığa yöneltir. Hak da savaşarak ona karşı koyar. Bâtılın hareket gücü ortadan kaldırmak için harekete geçer. Bu acı sürtünmenin neticesi karakterler ortaya çıkar, hak ve bâtıl birbirinden iyice ayrılır. Aynı şekilde hak ve bâtıl taraftarları birbirlerinden ayrılırlar. Başlangıçta tecrübe ve imtihandan önce hak sancağı altında toplanan saflarda bile bu ayrılık kendini gösterir. Böylece Allah’ın yardımını hak eden sabırlı, dirençli ve fedakâr kimseler ortaya çıkar. Artık bunlar emâneti yüklenmeye, onu korumaya ehil kimselerdir. İmtihan ve sıkıntının dayanılmaz baskısıyla emanetten sapmayacaklardır. Bu noktada yüce Allah murdarları üst üste koyup cehenneme atar. Bu da hüsrana uğramanın doruk noktasıdır.
“Kur’an’ın ifade tarzı murdarı öylesine somutlaştırıyor ki, insan murdarı hacimli cisim sanıyor. Bir pislik yığını (tezek) gibi belirliyor ve ateşe atılıveriyor, değer verilmeden, önemsenmeden.” (Fî Zılâl Tefsiri)
30. ayet için şöyle bir nakil de vardır:
Mekke müşrikleri, Medine’den bir grup insanın, İslama girip Hz. Muhammed Aleyhisselam'a biat ettiklerini işitince hemen telaşa kapıldılar. Darü’n-Nedve denilen Mekke Şehir Meclisini toplayıp orada durumu müzakere ettiler. Yaşlı bir adam suretinde bir İblis de “Ben Necidliyim, toplantınızı işittim, ben de aranıza katılmak istedim. Her halde benim de söylenecek bir iki faydalı sözüm olabilir” diyerek aralarına girdi. Sonra müzakereye başladılar. Ebu’l-Buhturî “Benim görüşüm” dedi. “Onu, bağlar, bir odaya hapsedersiniz ve bütün giriş çıkışları kaparsınız, sadece bir delik bırakır, ona oradan yiyecek ve içecek uzatırsınız. Ta ölünceye kadar böyle devam edersiniz.” O ihtiyar “Ne fena fikir.” Onun kavminden size silah çekip gelenler olur, onu elinizden kurtarırlar.” dedi. Hişam b. Amir de “Benim görüşüm, onu bir deveye bindirip aranızdan uzaklaştırmak, Mekke dışına çıkarmaktır. Artık orada ne yaparsa yapsın, size bir zararı dokunmaz.” dedi. Yine o ihtiyar, o Necidliyim diyen adam, “Ne fenâ fikir! Gider başka kavimleri baştan çıkarır, sonra da onları toplayıp gelir, sizinle harb eder.” dedi. Nihayet Ebu Cehil “Ben o fikirdeyim ki, her aileden birer delikanlı alırsınız ve onlara birer kılıç verirsiniz, hepsi bir anda vurur, onu öldürürler, kanı bütün kabilelere dağılmış olur. Haşimoğulları da bütün Kureyş ile savaş yapamaz ya! Şayet diyet isterlerse onu da öderiz.” dedi. Bunun üzerine o ihtiyar, “Bu yiğidin teklifi doğru” dedi. Buna karar verip dağıldılar. Derhal Cebrail gelip, durumu haber verdi. Hz. Peygamber Efendimiz de (S.A.S.) Hz. Ali’yi yatağına yatırdı ve Hz. Ebu Bekir ile beraber gidip mağaraya sığındı. Düşmanlar hazırlıklarını tamamlamış, etrafı kuşatmıştı ve her yanı gözetliyorlardı. Sabah olunca yatağa doğru hücum ettiler, fakat karşılarında Ali’yi gördüler. Hiç beklemedikleri bir şeydi, hayret içinde donup kaldılar. Hicret böyle başladı. Düşmanlar, bilhassa Bedir’den sonra daha hınçlı davranmaya başladılar.
İçinde yaşadığımız sürece gelince, derinler M. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin Papa ile görüşeceğini öğrenince ölüm fermanını çıkarmışlardı. Ama ne olduysa silahı İnsan Hakları Derneği Başkanı Akın Birdal’a çevrilmişti. Bu işi üzerine alan daha Ak Partiyi kurmadan önce destek almak için Erdoğan, Hocaefendi'nin ziyaretine gelmişti. Fakat daha görüştüğü binadan ayrılmadan yanındakilere “İlk işimiz bunları bitirmek olacaktır.” demişti. Ama bunu orada bulunan birisi ancak 17-25 Aralık'tan sonra gelip Hocaefendi'ye söylemiştir.
Elbette onda da vardır bir hikmet… Bunun ne olduğunu da herhalde gelecek yıllarda öğreneceğiz. Yolumuz Sırat-ı Müstakim olduktan sonra, gerisi mühim değil. Onun için kendimiz ve yolumuzu bir kontrolden geçirmemiz gerekir…
[Safvet Senih] 5.7.2018 [Samanyolu Haber]
ssenih@samanyoluhaber.com
Yurt Atayün’ün kızlarından AB ve dünyaya acil çağrı: Babamızın hayatından endişeliyiz, lütfen acil harekete geçin”
Eski Emniyet Müdürü Yurt Atayün’ün kızları cezaevlerindeki şüpheli ölümlerden sonra Türkiye’deki ilgili kurumlara ve bütün dünyaya acil çağrıda bulundu: ‘Babamızın hayatından endişeliyiz, demokrasiye inanan çevreler lütfen acilen harekete geçin’
Ankara Eski Emniyet Müdürü Zeki Güven’in Sincan F Tipi Cezaevi’nde şüpheli şekilde ölümünden sonra bir uyarı ve endişe haberi de İstanbul Terörle Mücadale Eski Şube Müdürü Yurt Atayün’ün ailesinden geldi. Tutuklu emniyet müdürü Yurt Atayün ‘ün kızları Elif ve Esra Atayün babalarının can güvenliğinden endişe ettiklerini söyleyerek, “Türkiye’de demokrasiye ve insan haklarına inancını kaybetmeyen bütün çevreleri acilen harekete geçmeye çağırıyoruz” dedi.
Sosyal Medyadan bir video mesajıyla yaşadıklarını anlatan Elif Atayün, “Türkiye’de her geçen gün cezaevlerinde tutulanların şüpheli ölümleri artıyor. Binlerce kişi süresiz şekilde hücrede tutuluyor. Kaç kişinin daha cezaevinde ölmesi gerekiyor. Babamın ve masum insanların can güvenliğinden endişeliyiz. Uluslararası gözlemcileri Türkiye’deki cezaevlerini denetlemeye davet ediyoruz” çağrısında bulundu.
Atayün ailesinin mesajlarını Türkiye ve dünya kamuoyuna Elif Atayün Türkçe, Esra Atayün de İngilizce ve Almanca seslendirdi.
Yayınladığı video mesajında Elif Atayün şunları söyledi:
“Ben Elif Atayün. 4 yıldır cezaevinide tutuklu bulunan, şu anda ise hücrede olan eski terörle mücadele şube müdürü Yurt Atayün’ün kızıyım. Türkiye’de her geçen gün cezaevlerindeki şüpheli ölümlerin sayısı artıyor. Binlerce kişi süresiz bir şekilde hücrede tutuluyor. Kaç kişinin daha cezaevinde ölmesi gerekiyor. Süresiz hücre uygulamaları, işkenceler ve şüpheli ölümler kabul edilemez. Türkiye’de demokrasiye ve insan haklarına inancını kaybetmeyen bütün çevreleri acilen harekete geçmeye çağırıyoruz. Babamın ve masum insanların can güvenliğinden endişeliyiz. Uluslararası gözlemcilerin Türkiye’deki cezaevlerini denetlemeye davet ediyoruz. ”
Esra Atayün ise İngilizce yaptığı çağrısında Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve dünya insan hakları izleme örgütlerine çağrıda bulundu. Babasının 4 yıldır haksız şekilde hapiste tutulduğunu aktaran Esra Atayün, babasının son 6 aydır hücrede tutulduğunu söyledi.
1 Temmuz 2018 tarihinde eski Ankara İstihbarat Şube Müdürü Zeki Güven’in koğuşunda şüpheli bir şekilde ölü bulunması tutuklu ve hükümlü bulunan mahkum yakınlarını tedirgin etti. Mahkum yakınları sosyal medya üzerinden endişelerini dile getiren kampanya başlattı.
[TR724] 5.7.2018
Ankara Eski Emniyet Müdürü Zeki Güven’in Sincan F Tipi Cezaevi’nde şüpheli şekilde ölümünden sonra bir uyarı ve endişe haberi de İstanbul Terörle Mücadale Eski Şube Müdürü Yurt Atayün’ün ailesinden geldi. Tutuklu emniyet müdürü Yurt Atayün ‘ün kızları Elif ve Esra Atayün babalarının can güvenliğinden endişe ettiklerini söyleyerek, “Türkiye’de demokrasiye ve insan haklarına inancını kaybetmeyen bütün çevreleri acilen harekete geçmeye çağırıyoruz” dedi.
Sosyal Medyadan bir video mesajıyla yaşadıklarını anlatan Elif Atayün, “Türkiye’de her geçen gün cezaevlerinde tutulanların şüpheli ölümleri artıyor. Binlerce kişi süresiz şekilde hücrede tutuluyor. Kaç kişinin daha cezaevinde ölmesi gerekiyor. Babamın ve masum insanların can güvenliğinden endişeliyiz. Uluslararası gözlemcileri Türkiye’deki cezaevlerini denetlemeye davet ediyoruz” çağrısında bulundu.
Atayün ailesinin mesajlarını Türkiye ve dünya kamuoyuna Elif Atayün Türkçe, Esra Atayün de İngilizce ve Almanca seslendirdi.
Yayınladığı video mesajında Elif Atayün şunları söyledi:
“Ben Elif Atayün. 4 yıldır cezaevinide tutuklu bulunan, şu anda ise hücrede olan eski terörle mücadele şube müdürü Yurt Atayün’ün kızıyım. Türkiye’de her geçen gün cezaevlerindeki şüpheli ölümlerin sayısı artıyor. Binlerce kişi süresiz bir şekilde hücrede tutuluyor. Kaç kişinin daha cezaevinde ölmesi gerekiyor. Süresiz hücre uygulamaları, işkenceler ve şüpheli ölümler kabul edilemez. Türkiye’de demokrasiye ve insan haklarına inancını kaybetmeyen bütün çevreleri acilen harekete geçmeye çağırıyoruz. Babamın ve masum insanların can güvenliğinden endişeliyiz. Uluslararası gözlemcilerin Türkiye’deki cezaevlerini denetlemeye davet ediyoruz. ”
Esra Atayün ise İngilizce yaptığı çağrısında Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve dünya insan hakları izleme örgütlerine çağrıda bulundu. Babasının 4 yıldır haksız şekilde hapiste tutulduğunu aktaran Esra Atayün, babasının son 6 aydır hücrede tutulduğunu söyledi.
1 Temmuz 2018 tarihinde eski Ankara İstihbarat Şube Müdürü Zeki Güven’in koğuşunda şüpheli bir şekilde ölü bulunması tutuklu ve hükümlü bulunan mahkum yakınlarını tedirgin etti. Mahkum yakınları sosyal medya üzerinden endişelerini dile getiren kampanya başlattı.
[TR724] 5.7.2018
#yurtatayun #thenumberofsuspiciousdeathsinturkishprisoncells #Unitednations #europeanunion #thecouncilofeuropa @hrw @HelsinkiComm @UNHumanRights @CoE_HRightsRLaw @UN_HRC @HRC @amnesty @UNPOL @aforgutu pic.twitter.com/GLc3LJZPHS— YURT ATAYÜN (@yatayun) 3 Temmuz 2018
#yurtatayun #thenumberofsuspiciousdeathsinturkishprisoncells #Unitednations #europeanunion #thecouncilofeuropa @hrw @HelsinkiComm @UNHumanRights @CoE_HRightsRLaw @UN_HRC @HRC @amnesty @amnestyusa @UNPOL @aforgutu pic.twitter.com/1TiXZ3d0Fp
— YURT ATAYÜN (@yatayun) 3 Temmuz 2018
Kim ödeyecek bu faizleri? [Semih Ardıç]
Hazine hükûmetin ihtiyaç duyduğu kaynak kasasında varsa kullandırır, yoksa piyasadan borç alır. O borcun da bir maliyeti vardır.
4 Temmuz 2018 itibarıyla Hazine’nin iki senelik borçlanma maliyeti yüzde 19,95’e çıktı. Yuvarlak hesap yüzde 20 oldu.
Birkaç ay evvel iktisatçıların yüzde 15’i ne zaman geçeceğine dair tahmin yürüttüğü iki senelik tahvil faizinin yüzde 20’ye tırmanması tek kelime ile felakettir.
“Faiz lobisine karşıyız.” beyanı ile icraatın taban tabana zıt olduğunu anlamak için uzağa gitmeye lüzum yok.
ENFLASYON ŞAHLANINCA FAİZ DE ZIPLADI
Bütün vadelerde faiz artışı var. 10 senelik tahvillerin faizi yüzde 17,65’e, 5 senelik tahvillerin faizi yüzde 18,33’e çıktı.
Risk arttıkça paranın maliyeti de katlanıyor.
Bir gün evvel Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) enflasyon rakamlarını açıklamıştı.
Tüketici fiyatları (TÜFE) haziran sonu itibarıyla yüzde 15,39 artan Türkiye dünyanın “en yüksek enflasyon ligi”nde 16. sıraya yerleşti.
Bu başarı (!) ile Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ne kadar iftihar etse azdır.
Avrupa Birliği ortalamasına kıyasla 7,7 kat fazla enflasyona maruz kalan bir ekonomide haliyle faizler de tırmanacak. Türkiye’de enflasyon dünya ortalamasından 4,4 kat yüksek.
Hazine’nin iki yıllık borçlanma maliyeti bir yılda yüzde 10’a yakın arttı. Faiz artışının Hazine’ye maliyeti 18 milyar TL’yi bulacak.
KASADAN İKİ HAFTADA 40 MİLYAR HARCANDI
Hazine’nin kasasında ne kadar para olduğunu gösteren Hazine Nakit Dengesi’ne bakılırsa “vaziyet perişan”.
Kasadaki nakit tutarı 1-13 Haziran tarihleri arasında 49,9 milyar liradan 9 milyar 614 milyon liraya indi.
Diğer taraftan enflasyon tırmanıyorsa…
Hazine’de acil hallerde kullanılacak nakit tutarı iki haftada (seçim arefesinde) 40 milyar TL azalıyorsa…
Merkez Bankası’nın faiz artışına rağmen dolar her an 4,70 TL’yi geçmeye hazır ve nazır ise…
Döviz rezervleri mütemadiyen eriyorsa…
Dış borç toplamı 460 milyar dolar olmuşsa…
Hazine’nin borç için kapısını çaldığı bankalar hepsini alt alta yazıp parayı yüzde kaç üzerinden vereceklerini söyleyecektir.
PİYASA ALEV ALEV YANIYOR
Seçimi müteakip ikinci haftanın da ortasına gelindi ki piyasa alev alev yanıyor.
Borsa İstanbul’da (BIST) sığ bir işlem hacmi dikkat çekiyor ve 100 Endeksi 95 bin civarına sıkıştı kaldı.
Yatırımcıların öyle acele etmeye niyetleri yok. Sütten ağızları yandı. Borsa’da yukarı yönlü hamleler kısa soluklu kaldı.
Türkiye yana yakıla sıcak para arıyor.
Amma velakin döviz açığı, çift hanede tırmanışını sürdüren enflasyonu ve “yok” denecek kadar az yatırım kapasitesi ile borcu her geçen gün biraz daha pahalıya temin edebiliyor.
HAZİNE’NİN BORÇ MALİYETİ BİR SENEDE YÜZDE 10 ARTTI
Hazine’nin borçlanma maliyeti son bir senede yüzde 10’a yakın arttı. Borç ihtiyacı aynı bile kalsaydı Hazine faiz için geçen seneye kıyasla 17 milyar TL fazladan ödeme yapacaktı.
Bırakın aynı kalmasını 2018’de borçlanma tutarı 2017’ye nazaran 40 milyar TL’yi geçecek.
Faizler bu kadar hızlı yükselirken yatırımlar azalıyor, işsizlik artıyor.
Vaktinde muhtemel kıtlık günleri için ambarları doldurulmak bir tarafa hazır zahireyi yiyip bitirdik.
Doları yavaşlatmak için faizi artırmaktan başka çare kalmadı. Sıcak parayı tuttuk tuttuk, aksi takdirde bütün göstergelerden duman çıkacaktı.
Yatırımlar faiz artınca da duruyor dolar artınca da…
İki ucu keskin bıçağa mahkum olduk. O iki ucu keskin bıçak zengini zengin ederken, vatandaşın refahını zamlar, ilave vergilerle tahtada kıtır kıtır doğruyor.
ESAS FÂİL SARAY VE MERKEZ BANKASI
Bütün bu iflasın en büyük fâili Saray’a şirin görünmek adına kanunun kendisine verdiği imtiyazı kullanmaktan imtina eden Merkez Bankası’dır (TCMB).
TCMB’nin panik haliyle nisan ve mayıs aylarında haftalık repo faizini yüzde 17,75’e kadar çıkarması, “Geçti Bor’un pazarı sür eşeği Niğde’ye.” sözünü haklı çıkardı.
Faiz kararını alan Para Politikası Kurulu 24 Temmuz’da toplantı yapacak.
TCMB bu sefer de Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın ikamet ettiği bin küsur odalı Saray’dan duman vs gibi işaretler beklerse dolar yeniden 5 TL’ye doğru kanat çırpar.
3 Temmuz itibarıyla enflasyon yüzde 15,4’e fırladı ve temmuzda yüzde 17’yi bulacağı konuşuluyor.
Bunun içindir ki TCMB’nin mayısta yüzde 17,75’e çıkardığı haftalık repo faizinin hükmü kalmamıştır.
GÜNAH BİZDEN GİDER
Hazine borçlanma maliyetindeki artış mealen diyor ki: “Ey Merkez Bankası faizde yüzde 19-20 eşiğine geldin geldin, yoksa günah bizden gitti!”
Bütün göstergeleri son sürat alarm veren bir ekonomide, “Kriz mi? O da ne!” diyenler ya ballı ihalelerle sırtını Saray’a yaslamıştır ya da faiz ve dolar arttıkça banka hesapları kabarıyordur.
Enflasyon vatandaşın cebindekini eriten “gizli” vergidir.
TL’nin kıymeti azaldıkça nasıl fakirleşiyorsak faiz arttıkça da cebimizden çalınıyor.
Faizlerin bu kadar yükselmesi hükûmetin tarz-ı siyasetinin, hasseten iktisadî modelinin çoktan iflas ettiğini gösteriyor.
Başlıktaki suâlin cevabına gelince…
O faizleri ne yazık ki yine vatandaş ödeyecek.
[Semih Ardıç] 5.7.2018 [TR724]
4 Temmuz 2018 itibarıyla Hazine’nin iki senelik borçlanma maliyeti yüzde 19,95’e çıktı. Yuvarlak hesap yüzde 20 oldu.
Birkaç ay evvel iktisatçıların yüzde 15’i ne zaman geçeceğine dair tahmin yürüttüğü iki senelik tahvil faizinin yüzde 20’ye tırmanması tek kelime ile felakettir.
“Faiz lobisine karşıyız.” beyanı ile icraatın taban tabana zıt olduğunu anlamak için uzağa gitmeye lüzum yok.
ENFLASYON ŞAHLANINCA FAİZ DE ZIPLADI
Bütün vadelerde faiz artışı var. 10 senelik tahvillerin faizi yüzde 17,65’e, 5 senelik tahvillerin faizi yüzde 18,33’e çıktı.
Risk arttıkça paranın maliyeti de katlanıyor.
Bir gün evvel Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) enflasyon rakamlarını açıklamıştı.
Tüketici fiyatları (TÜFE) haziran sonu itibarıyla yüzde 15,39 artan Türkiye dünyanın “en yüksek enflasyon ligi”nde 16. sıraya yerleşti.
Bu başarı (!) ile Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ne kadar iftihar etse azdır.
Avrupa Birliği ortalamasına kıyasla 7,7 kat fazla enflasyona maruz kalan bir ekonomide haliyle faizler de tırmanacak. Türkiye’de enflasyon dünya ortalamasından 4,4 kat yüksek.
Hazine’nin iki yıllık borçlanma maliyeti bir yılda yüzde 10’a yakın arttı. Faiz artışının Hazine’ye maliyeti 18 milyar TL’yi bulacak.
KASADAN İKİ HAFTADA 40 MİLYAR HARCANDI
Hazine’nin kasasında ne kadar para olduğunu gösteren Hazine Nakit Dengesi’ne bakılırsa “vaziyet perişan”.
Kasadaki nakit tutarı 1-13 Haziran tarihleri arasında 49,9 milyar liradan 9 milyar 614 milyon liraya indi.
Diğer taraftan enflasyon tırmanıyorsa…
Hazine’de acil hallerde kullanılacak nakit tutarı iki haftada (seçim arefesinde) 40 milyar TL azalıyorsa…
Merkez Bankası’nın faiz artışına rağmen dolar her an 4,70 TL’yi geçmeye hazır ve nazır ise…
Döviz rezervleri mütemadiyen eriyorsa…
Dış borç toplamı 460 milyar dolar olmuşsa…
Hazine’nin borç için kapısını çaldığı bankalar hepsini alt alta yazıp parayı yüzde kaç üzerinden vereceklerini söyleyecektir.
PİYASA ALEV ALEV YANIYOR
Seçimi müteakip ikinci haftanın da ortasına gelindi ki piyasa alev alev yanıyor.
Borsa İstanbul’da (BIST) sığ bir işlem hacmi dikkat çekiyor ve 100 Endeksi 95 bin civarına sıkıştı kaldı.
Yatırımcıların öyle acele etmeye niyetleri yok. Sütten ağızları yandı. Borsa’da yukarı yönlü hamleler kısa soluklu kaldı.
Türkiye yana yakıla sıcak para arıyor.
Amma velakin döviz açığı, çift hanede tırmanışını sürdüren enflasyonu ve “yok” denecek kadar az yatırım kapasitesi ile borcu her geçen gün biraz daha pahalıya temin edebiliyor.
HAZİNE’NİN BORÇ MALİYETİ BİR SENEDE YÜZDE 10 ARTTI
Hazine’nin borçlanma maliyeti son bir senede yüzde 10’a yakın arttı. Borç ihtiyacı aynı bile kalsaydı Hazine faiz için geçen seneye kıyasla 17 milyar TL fazladan ödeme yapacaktı.
Bırakın aynı kalmasını 2018’de borçlanma tutarı 2017’ye nazaran 40 milyar TL’yi geçecek.
Faizler bu kadar hızlı yükselirken yatırımlar azalıyor, işsizlik artıyor.
Vaktinde muhtemel kıtlık günleri için ambarları doldurulmak bir tarafa hazır zahireyi yiyip bitirdik.
Doları yavaşlatmak için faizi artırmaktan başka çare kalmadı. Sıcak parayı tuttuk tuttuk, aksi takdirde bütün göstergelerden duman çıkacaktı.
Yatırımlar faiz artınca da duruyor dolar artınca da…
İki ucu keskin bıçağa mahkum olduk. O iki ucu keskin bıçak zengini zengin ederken, vatandaşın refahını zamlar, ilave vergilerle tahtada kıtır kıtır doğruyor.
ESAS FÂİL SARAY VE MERKEZ BANKASI
Bütün bu iflasın en büyük fâili Saray’a şirin görünmek adına kanunun kendisine verdiği imtiyazı kullanmaktan imtina eden Merkez Bankası’dır (TCMB).
TCMB’nin panik haliyle nisan ve mayıs aylarında haftalık repo faizini yüzde 17,75’e kadar çıkarması, “Geçti Bor’un pazarı sür eşeği Niğde’ye.” sözünü haklı çıkardı.
Faiz kararını alan Para Politikası Kurulu 24 Temmuz’da toplantı yapacak.
TCMB bu sefer de Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın ikamet ettiği bin küsur odalı Saray’dan duman vs gibi işaretler beklerse dolar yeniden 5 TL’ye doğru kanat çırpar.
3 Temmuz itibarıyla enflasyon yüzde 15,4’e fırladı ve temmuzda yüzde 17’yi bulacağı konuşuluyor.
Bunun içindir ki TCMB’nin mayısta yüzde 17,75’e çıkardığı haftalık repo faizinin hükmü kalmamıştır.
GÜNAH BİZDEN GİDER
Hazine borçlanma maliyetindeki artış mealen diyor ki: “Ey Merkez Bankası faizde yüzde 19-20 eşiğine geldin geldin, yoksa günah bizden gitti!”
Bütün göstergeleri son sürat alarm veren bir ekonomide, “Kriz mi? O da ne!” diyenler ya ballı ihalelerle sırtını Saray’a yaslamıştır ya da faiz ve dolar arttıkça banka hesapları kabarıyordur.
Enflasyon vatandaşın cebindekini eriten “gizli” vergidir.
TL’nin kıymeti azaldıkça nasıl fakirleşiyorsak faiz arttıkça da cebimizden çalınıyor.
Faizlerin bu kadar yükselmesi hükûmetin tarz-ı siyasetinin, hasseten iktisadî modelinin çoktan iflas ettiğini gösteriyor.
Başlıktaki suâlin cevabına gelince…
O faizleri ne yazık ki yine vatandaş ödeyecek.
[Semih Ardıç] 5.7.2018 [TR724]
Bela eşiğini aşarken… [Naci Karadağ]
Uyarı: Bu yazıda kullanılan görsellerin rahatsız edici olduğunu söylemek durumundayız. Ancak yazının içeriği gereği kullanmak zorunda kaldığımız için özür dileriz.
Birazdan yazacaklarım felaket tellallığı değil. Bir kavme, millete, devlete bühtan atmak hiç değil. Geçmişe bakarak gelecek hakkında bir kanaat bildirmek olabilir olsa olsa. Bu sebeple hiç başkasında kabahat aramaya, hele hele bu tür karamsar gelecek kurgulamalarına kimse kızmamalı. Herkes kendi şapkasını önüne koyup kendi muhasebesini yapmalı.
Son günlerde ülkede yaşanan –kusura bakılmasın- iğrençliklerin haddi hesabı yok. Belki yüz seneye sığmayacak kadar sefih ve sapkın şeyler son birkaç ayda yaşandı. Ayakları kesilen hayvanlar, kaçırılan çocuklar, canlı canlı gömülen bebeler, tecavüz edilip gömülen, gözleri oyulan köpek yavrular ve daha buraya yazamayacağım kadar bin türlü şenaat. Kadavraya tecavüz eden insanlara ses çıkarmayan bir toplumdan bahsediyoruz ne yazık ki!
Tarihte helak olan kavimlere baktığımızda günümüz kadar yekûn bir pisliğe batan yoktur sanırım.
Kur’an-ı Kerim, Meryem suresi 10. ayet şöyledir: “Biz onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Onlardan hiçbirini hissediyor yahut onların bir fısıltısını olsun işitiyor musun?”
Ad, Semud, Sebe, Sebt, Uhdûd, Tübba, Fil, Medyen, Karye, Lut, Musa, Firavun kavimleri ve daha pek çoğu…
Hepsi haddi aşmada sınır bırakmamış, fenalığın çıtasını öyle bir noktaya çekmiş ki, felaket kader olmuş, helak olup gitmişler.
Kimi cinsi sapkınlık, kimi zulüm, kimi hırsızlık, ahlaksızlık, kimi putperestlik konusunda arsızca yaşamayı tercih etmiş ve hesap gününü umursamamışlar.
Buna karşılık kimi sularda boğulmuş, kimi bir zelzele ile yerin dibine gömülmüş, kimi korkunç bir sesle perişan olmuş, kimine hayvanlar musallat olmuş, kimine ateş, kimine kan yağmış vesaire…
Geçmişte yaşamış ve helak edilmiş olan kavimler incelendiğinde, bu kavimlerin ıslah edicilerin tüm çağrılarına rağmen, kendine gelmek yerine çoğu ıslah edicileri de hedef almış, onlara da zulmetmiş…
Bu toplumların ortak karakterlerine baktığımızda hepsinin Allah’tan korkmayan, çirkin sapkınlıklarda bulunan, başkalarının haklarına tecavüz eden, utanma duygularını kaybetmiş, yalnızca kendi menfaatlerini ve dünyevi çıkarlarını düşünen insanlar oldukları görülmektedir.
Yine bu milletlerin en önemli ortak yönleri ise, başta kendilerine gönderilen peygamberler olmak üzere, tüm ıslah edicileri yalanlamaları, şeytanlaştırmaları ve onlara düşmanlık göstermiş olmalarıdır. Bu taşkınlıklarından dolayı da Allah’ın azabıyla karşılaşmışlar ve yeryüzünden bir anda silinmişler.
Şüphesiz bu konudaki en önemli kaynakların başında kutsat kitabımız gelmektedir. Kur’an-ı Kerim meseleye tarihsel perspektifiyle bakarken helake uğrayan kavimlerin temel özelliklerini de ortaya çıkarır.
Bu sapmış ve şirazesi kaymış toplulukların hepsine birer uyarıcı ve ıslah edici gönderilmesine rağmen onlar bırakınız dinlemeyi çoğu zaman yalanlamış, taşa tutmuş, ateşe atmış, kovmuş, şeytanlaştırmıştır.
Kur’an, pek çok ayetinde bu kavimlerle ilgili ayrıntılara girer ve sonunda insanları bu final üzerine düşünmeye çağırır.
Enteresandır bu kavimlere baktığımızda düşeceğimiz ilk yanılgı bu kavimlerin barbar topluluklar olduğunu zannetmek olacaktır. Tam aksine, bu kavimlerin hemen hepsi medeniyetçe gelişmiş, kendi çağının en ileri topluluklarıydı. Demek ki ilk ortak özellikleri budur. Kuran, helak olmuş kavimlerin bu özelliği vurgulanırken şöyle der: “Biz bunlardan önce nice nesiller yıkıma uğrattık ki onlar, zorbaca yakalamak (yakıp-yıkmak, baskı ve şiddetle yönetmek, sindirmek) bakımından kendilerinden daha üstündüler; şehirlerde (yerin üstünü altına getirip, sayısız kazı, inşaat ve araştırmalarla her yanı) delik-deşik etmişlerdi. (Ama) kaçacak bir yer var mı?” (Kaf Suresi, 36)
Yine Kur’an ayetlerine baktığımızda bu toplumların ve toplumu idare edenlerin en temel iki özelliğini de görüyoruz. İlki; “zorbalık”ta rakipsiz oluşları… İkinci özellik ise, bu zorbaları destekleyen kitleler. Yani kavmin kendisi…
Toplumsal miad
Kur’an-ı Kerim bu korkutucu dili kullandıktan hemen sonra, büyükçe bir parantez açıp çareyi de söyler. Kurtarıcı olan kitaba yakışan da budur zaten. “Öyle ki elçiler, umutlarını kesip de, artık onların gerçekten yalanladıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir; Biz kimi dilersek o kurtulmuştur. Haddi aşmış, azgın topluluğundan zorlu azabımız kesin olarak geri çevrilmeyecektir.” (Yusuf Suresi, 109-111)
Günümüzde içinde yaşadığımız toplumun çürümüş ve bozulmuşluğuna baktığımızda geçmişte helak olmuş kavimlerden hiç de az sayılmayacak bir bozulma ve taşkınlık içinde olduğunu görmek mümkün.
Özellikle idarecilerin yani “kavmin önde gelenlerinin” önemli bir bölümü, kıssalarda anlatılan helak olmuş kavimlerden pek farklı değil esasen. Bu kesim, büyük çoğunluğu İslam’ın hükümlerini bildiği halde, her türlü taşkınlığı ve sapkınlığı uygulamaktan çekinmemektedir. Adeta samimi inançlı insanlara olan düşmanlık ajandasını gün be gün fiiliyata dökmekteler.
Kur’an, pek çok yerde bu hadiseleri ‘masal’ olarak anlatmadığını ‘alınacak ibretler’ olduğunu söyler. Bu yönüyle bir tarih kitabı değildir zaten. Tarihi içerir ama kendi bağlamında başka bir yere ulaşmak için kullanır bu helak nakillerini.
“Bu Kur’an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir.” (İbrahim Suresi, 52)
Örneğin, bugün kendi toplumumuza baktığımızda sosyal adaletsizlik ve devleti dolandırmakta, kamu malına çökmekte, Semud Kavmi gibi bugün de sahtekâr ve dolandırıcılar azımsanmayacak sayılarda. Veya cinsel sapkınlıkta Lut Kavmi’nden hiç de aşağı kalmıyor. Yahut en az Sebe Halkı kadar Allah’ın nimetlerine nankör ve isyankâr, İrem halkı kadar şükürsüz, kavm-i Nuh gibi Allah’a gizli-açık asi ve müminlere karşı alaycı, Ad Kavmi gibi hırsız ve arsız…
“Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler. Onlar güç bakımından kendilerinden daha üstün idiler, toprağı alt üst etmişler (ekmişler, madenler, sular arayıp çıkarmışlar) ve onu, kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Peygamberleri de onlara açık delillerle gelmişti. Demek ki Allah onlara zulmetmiyordu ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.” (Rûm Suresi, 9)
Zulüm eşiği aşıldı
Her canlı gibi millet ve toplumların da dünyada belli bir ömürleri vardır; doğar, yaşar ve ölürler. Tarih sahnesinde ebedi olarak yaşayan hiç bir kavim yoktur. Tıpkı insanlarda olduğu gibi kavimler de eceli geldiği zaman tarih sahnesinden silinir giderler. Cenab-ı Hak, bu kavimlerin cezalandırılmasını bizzat birinci kaynaktan teyit eder ve tabiri caizse ilahi bir deruhte var.
Helak edilen kavimler ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruluyor:
“Helâk ettiğimiz her memleketin mutlaka bilinen bir yazısı (belli vakti) vardır. Hiçbir toplum ecelini geçemez ve ondan geri de kalamaz.” (Hicr,4-5).
Bu yazıdan sonra maddeyi silerler mi bilmiyorum ama Diyanet’in sarayın hizmetine girmeden hazırladığı metinlerde milletlerin helak oluşunun sebepleri şöyle izah ediliyor: “Kavimlerin helak edilmeleri, yapmış oldukları zulüm ve hatalar yüzündendir. Bir kavim kendisinde bulunan güzel hasletleri değiştirmedikçe Allah onları değiştirmez.” (BKZ)
Bela ve büyük felaketler öyle bir anda sebepsizce olmuyor. Hepsinin işaretleri, öncülleri ve eşikleri var. Belli başlı parametreleri var. Tıpkı Diyanet metninde denildiği gibi, toplumun iyilikten eksilip kötülüğe meyli var.
Suskunluk sonrasında çirkinliğin sıradanlaşması, kötülüğün meşrulaşması ve cezalandırılmaması, bir süre sonra toplumsal karaktere dönüşmesi gibi fazları var.
Cenabı Hak öncelikli olarak bir garanti veriyor, diyor ki; insanlar, iyi hallerini devam ettirdikleri müddetçe nimet ve huzur içerisinde bulunmaya devam ederler. Toplumların helake ve yokluğa sürüklenmeleri fitne, fesat, anarşi ve terör gibi kendi kabahatleri yüzündendir. Bir toplumda ahlaksızlık, haksızlık, zulüm ve kötülükler çoğalır, bu kötülükleri önlenmeye veya kaldırılmaya çalışan da olmazsa cezalandırılır, helâk edilir. Allah bu toplumun yerine başka bir nesil var eder.
Bu kadar açık ve net…
Bugün artık gündelik sıradan olay haline gelen gelişmelere bir bakalım…
Hayvanlara eziyet, tecavüz, öldürmek…
Çocuklara tecavüz ve ölüm…
Çete liderlerinin tehditleri…
Mafyanın gazetecilere posta koyması.
Birer zulüm haneye dönen hapishaneler.
Şüpheli ölümler, intiharlar, cinayetler…
Hapishanede yüzlerce bebek, on binlerce öğrenci, ev hanımı, genç kız..
Öğretmenler, avukatlar, akademisyenler, gazeteciler, parti temsilcileri..
Hapishanede işkence, göz altında tecavüz, darp ve türlü türlü eziyet.
Hapishanelerde yer kalmayınca serbest bırakılan tecavüzcüler, katiller, hırsızlar…
Hayatlarında tırnak makasından başka kesici alet dahi kullanmamış insanları “terörist” olarak yaftalayan ve Doğu Perinçek’in ifadesiyle “Siyasetin köpeği olmuş” yargı sistemi.
Ve tüm pisliklerin üstünü örten, “bir kereden bir şey olmaz” zihniyetiyle her araştırma teklifini reddeden bir iktidar.
Bir yanda yazlık, kışlık saraylar dikilmesi.. Diğer yandan minaresinin yüksekliğiyle övünen hilkat garibesi ibadethaneler inşa edilmesi ve diğer yanda “günah işleme özgürlüğümüz var” ya da “Cuma hutbesinde akrabanızı kollayın diyor ya” diyen bir zihniyet.
Rüşvet, adam kayırma, torpil, liyakatsizlik, ispiyonlama, fişlemenin haddi hesabı yok…
Seçimleri bile artık hırsızlık ve şaibeyle anılan bir devrin zirvesini yaşıyoruz. Bir yılda Saraydaki şahıs ile ilgili 38.500 kişi aleyhine açılan soruşturma.
Ve “Çalıyorlar ama çalışıyorlar” diyen bir toplum…
Komşusunu gammazlayanı mı ararsınız, öz evladını şikayet edeni mi, yakın akrabasına iftira atıp hayatını karartanı mı?
Tekmili birden aynı çağda, aynı coğrafyada yaşıyor…
Tavandan tabana, ayaktan başa kadar kokuşmuş, serkeş, tefessüh etmiş bir kavim görüntüsü…
Bir taraftan da bu cehennem tablosundan kaçmaya çalışan eğitimli, masum insanlar… Islah ediciler…
Sizi bilmem ama çok fazla uzak olmayan bir gelecekte bir felaket olmasını bekliyorum şahsen…
Allah masumları korusun…
[Naci Karadağ] 5.7.2018 [TR724]
Birazdan yazacaklarım felaket tellallığı değil. Bir kavme, millete, devlete bühtan atmak hiç değil. Geçmişe bakarak gelecek hakkında bir kanaat bildirmek olabilir olsa olsa. Bu sebeple hiç başkasında kabahat aramaya, hele hele bu tür karamsar gelecek kurgulamalarına kimse kızmamalı. Herkes kendi şapkasını önüne koyup kendi muhasebesini yapmalı.
Son günlerde ülkede yaşanan –kusura bakılmasın- iğrençliklerin haddi hesabı yok. Belki yüz seneye sığmayacak kadar sefih ve sapkın şeyler son birkaç ayda yaşandı. Ayakları kesilen hayvanlar, kaçırılan çocuklar, canlı canlı gömülen bebeler, tecavüz edilip gömülen, gözleri oyulan köpek yavrular ve daha buraya yazamayacağım kadar bin türlü şenaat. Kadavraya tecavüz eden insanlara ses çıkarmayan bir toplumdan bahsediyoruz ne yazık ki!
Tarihte helak olan kavimlere baktığımızda günümüz kadar yekûn bir pisliğe batan yoktur sanırım.
Kur’an-ı Kerim, Meryem suresi 10. ayet şöyledir: “Biz onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Onlardan hiçbirini hissediyor yahut onların bir fısıltısını olsun işitiyor musun?”
Ad, Semud, Sebe, Sebt, Uhdûd, Tübba, Fil, Medyen, Karye, Lut, Musa, Firavun kavimleri ve daha pek çoğu…
Hepsi haddi aşmada sınır bırakmamış, fenalığın çıtasını öyle bir noktaya çekmiş ki, felaket kader olmuş, helak olup gitmişler.
Kimi cinsi sapkınlık, kimi zulüm, kimi hırsızlık, ahlaksızlık, kimi putperestlik konusunda arsızca yaşamayı tercih etmiş ve hesap gününü umursamamışlar.
Buna karşılık kimi sularda boğulmuş, kimi bir zelzele ile yerin dibine gömülmüş, kimi korkunç bir sesle perişan olmuş, kimine hayvanlar musallat olmuş, kimine ateş, kimine kan yağmış vesaire…
Geçmişte yaşamış ve helak edilmiş olan kavimler incelendiğinde, bu kavimlerin ıslah edicilerin tüm çağrılarına rağmen, kendine gelmek yerine çoğu ıslah edicileri de hedef almış, onlara da zulmetmiş…
Bu toplumların ortak karakterlerine baktığımızda hepsinin Allah’tan korkmayan, çirkin sapkınlıklarda bulunan, başkalarının haklarına tecavüz eden, utanma duygularını kaybetmiş, yalnızca kendi menfaatlerini ve dünyevi çıkarlarını düşünen insanlar oldukları görülmektedir.
Yine bu milletlerin en önemli ortak yönleri ise, başta kendilerine gönderilen peygamberler olmak üzere, tüm ıslah edicileri yalanlamaları, şeytanlaştırmaları ve onlara düşmanlık göstermiş olmalarıdır. Bu taşkınlıklarından dolayı da Allah’ın azabıyla karşılaşmışlar ve yeryüzünden bir anda silinmişler.
Şüphesiz bu konudaki en önemli kaynakların başında kutsat kitabımız gelmektedir. Kur’an-ı Kerim meseleye tarihsel perspektifiyle bakarken helake uğrayan kavimlerin temel özelliklerini de ortaya çıkarır.
Bu sapmış ve şirazesi kaymış toplulukların hepsine birer uyarıcı ve ıslah edici gönderilmesine rağmen onlar bırakınız dinlemeyi çoğu zaman yalanlamış, taşa tutmuş, ateşe atmış, kovmuş, şeytanlaştırmıştır.
Kur’an, pek çok ayetinde bu kavimlerle ilgili ayrıntılara girer ve sonunda insanları bu final üzerine düşünmeye çağırır.
Enteresandır bu kavimlere baktığımızda düşeceğimiz ilk yanılgı bu kavimlerin barbar topluluklar olduğunu zannetmek olacaktır. Tam aksine, bu kavimlerin hemen hepsi medeniyetçe gelişmiş, kendi çağının en ileri topluluklarıydı. Demek ki ilk ortak özellikleri budur. Kuran, helak olmuş kavimlerin bu özelliği vurgulanırken şöyle der: “Biz bunlardan önce nice nesiller yıkıma uğrattık ki onlar, zorbaca yakalamak (yakıp-yıkmak, baskı ve şiddetle yönetmek, sindirmek) bakımından kendilerinden daha üstündüler; şehirlerde (yerin üstünü altına getirip, sayısız kazı, inşaat ve araştırmalarla her yanı) delik-deşik etmişlerdi. (Ama) kaçacak bir yer var mı?” (Kaf Suresi, 36)
Yine Kur’an ayetlerine baktığımızda bu toplumların ve toplumu idare edenlerin en temel iki özelliğini de görüyoruz. İlki; “zorbalık”ta rakipsiz oluşları… İkinci özellik ise, bu zorbaları destekleyen kitleler. Yani kavmin kendisi…
Toplumsal miad
Kur’an-ı Kerim bu korkutucu dili kullandıktan hemen sonra, büyükçe bir parantez açıp çareyi de söyler. Kurtarıcı olan kitaba yakışan da budur zaten. “Öyle ki elçiler, umutlarını kesip de, artık onların gerçekten yalanladıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir; Biz kimi dilersek o kurtulmuştur. Haddi aşmış, azgın topluluğundan zorlu azabımız kesin olarak geri çevrilmeyecektir.” (Yusuf Suresi, 109-111)
Günümüzde içinde yaşadığımız toplumun çürümüş ve bozulmuşluğuna baktığımızda geçmişte helak olmuş kavimlerden hiç de az sayılmayacak bir bozulma ve taşkınlık içinde olduğunu görmek mümkün.
Özellikle idarecilerin yani “kavmin önde gelenlerinin” önemli bir bölümü, kıssalarda anlatılan helak olmuş kavimlerden pek farklı değil esasen. Bu kesim, büyük çoğunluğu İslam’ın hükümlerini bildiği halde, her türlü taşkınlığı ve sapkınlığı uygulamaktan çekinmemektedir. Adeta samimi inançlı insanlara olan düşmanlık ajandasını gün be gün fiiliyata dökmekteler.
Kur’an, pek çok yerde bu hadiseleri ‘masal’ olarak anlatmadığını ‘alınacak ibretler’ olduğunu söyler. Bu yönüyle bir tarih kitabı değildir zaten. Tarihi içerir ama kendi bağlamında başka bir yere ulaşmak için kullanır bu helak nakillerini.
“Bu Kur’an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir.” (İbrahim Suresi, 52)
Örneğin, bugün kendi toplumumuza baktığımızda sosyal adaletsizlik ve devleti dolandırmakta, kamu malına çökmekte, Semud Kavmi gibi bugün de sahtekâr ve dolandırıcılar azımsanmayacak sayılarda. Veya cinsel sapkınlıkta Lut Kavmi’nden hiç de aşağı kalmıyor. Yahut en az Sebe Halkı kadar Allah’ın nimetlerine nankör ve isyankâr, İrem halkı kadar şükürsüz, kavm-i Nuh gibi Allah’a gizli-açık asi ve müminlere karşı alaycı, Ad Kavmi gibi hırsız ve arsız…
“Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler. Onlar güç bakımından kendilerinden daha üstün idiler, toprağı alt üst etmişler (ekmişler, madenler, sular arayıp çıkarmışlar) ve onu, kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Peygamberleri de onlara açık delillerle gelmişti. Demek ki Allah onlara zulmetmiyordu ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.” (Rûm Suresi, 9)
Zulüm eşiği aşıldı
Her canlı gibi millet ve toplumların da dünyada belli bir ömürleri vardır; doğar, yaşar ve ölürler. Tarih sahnesinde ebedi olarak yaşayan hiç bir kavim yoktur. Tıpkı insanlarda olduğu gibi kavimler de eceli geldiği zaman tarih sahnesinden silinir giderler. Cenab-ı Hak, bu kavimlerin cezalandırılmasını bizzat birinci kaynaktan teyit eder ve tabiri caizse ilahi bir deruhte var.
Helak edilen kavimler ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruluyor:
“Helâk ettiğimiz her memleketin mutlaka bilinen bir yazısı (belli vakti) vardır. Hiçbir toplum ecelini geçemez ve ondan geri de kalamaz.” (Hicr,4-5).
Bu yazıdan sonra maddeyi silerler mi bilmiyorum ama Diyanet’in sarayın hizmetine girmeden hazırladığı metinlerde milletlerin helak oluşunun sebepleri şöyle izah ediliyor: “Kavimlerin helak edilmeleri, yapmış oldukları zulüm ve hatalar yüzündendir. Bir kavim kendisinde bulunan güzel hasletleri değiştirmedikçe Allah onları değiştirmez.” (BKZ)
Bela ve büyük felaketler öyle bir anda sebepsizce olmuyor. Hepsinin işaretleri, öncülleri ve eşikleri var. Belli başlı parametreleri var. Tıpkı Diyanet metninde denildiği gibi, toplumun iyilikten eksilip kötülüğe meyli var.
Suskunluk sonrasında çirkinliğin sıradanlaşması, kötülüğün meşrulaşması ve cezalandırılmaması, bir süre sonra toplumsal karaktere dönüşmesi gibi fazları var.
Cenabı Hak öncelikli olarak bir garanti veriyor, diyor ki; insanlar, iyi hallerini devam ettirdikleri müddetçe nimet ve huzur içerisinde bulunmaya devam ederler. Toplumların helake ve yokluğa sürüklenmeleri fitne, fesat, anarşi ve terör gibi kendi kabahatleri yüzündendir. Bir toplumda ahlaksızlık, haksızlık, zulüm ve kötülükler çoğalır, bu kötülükleri önlenmeye veya kaldırılmaya çalışan da olmazsa cezalandırılır, helâk edilir. Allah bu toplumun yerine başka bir nesil var eder.
Bu kadar açık ve net…
Bugün artık gündelik sıradan olay haline gelen gelişmelere bir bakalım…
Hayvanlara eziyet, tecavüz, öldürmek…
Çocuklara tecavüz ve ölüm…
Çete liderlerinin tehditleri…
Mafyanın gazetecilere posta koyması.
Birer zulüm haneye dönen hapishaneler.
Şüpheli ölümler, intiharlar, cinayetler…
Hapishanede yüzlerce bebek, on binlerce öğrenci, ev hanımı, genç kız..
Öğretmenler, avukatlar, akademisyenler, gazeteciler, parti temsilcileri..
Hapishanede işkence, göz altında tecavüz, darp ve türlü türlü eziyet.
Hapishanelerde yer kalmayınca serbest bırakılan tecavüzcüler, katiller, hırsızlar…
Hayatlarında tırnak makasından başka kesici alet dahi kullanmamış insanları “terörist” olarak yaftalayan ve Doğu Perinçek’in ifadesiyle “Siyasetin köpeği olmuş” yargı sistemi.
Ve tüm pisliklerin üstünü örten, “bir kereden bir şey olmaz” zihniyetiyle her araştırma teklifini reddeden bir iktidar.
Bir yanda yazlık, kışlık saraylar dikilmesi.. Diğer yandan minaresinin yüksekliğiyle övünen hilkat garibesi ibadethaneler inşa edilmesi ve diğer yanda “günah işleme özgürlüğümüz var” ya da “Cuma hutbesinde akrabanızı kollayın diyor ya” diyen bir zihniyet.
Rüşvet, adam kayırma, torpil, liyakatsizlik, ispiyonlama, fişlemenin haddi hesabı yok…
Seçimleri bile artık hırsızlık ve şaibeyle anılan bir devrin zirvesini yaşıyoruz. Bir yılda Saraydaki şahıs ile ilgili 38.500 kişi aleyhine açılan soruşturma.
Ve “Çalıyorlar ama çalışıyorlar” diyen bir toplum…
Komşusunu gammazlayanı mı ararsınız, öz evladını şikayet edeni mi, yakın akrabasına iftira atıp hayatını karartanı mı?
Tekmili birden aynı çağda, aynı coğrafyada yaşıyor…
Tavandan tabana, ayaktan başa kadar kokuşmuş, serkeş, tefessüh etmiş bir kavim görüntüsü…
Bir taraftan da bu cehennem tablosundan kaçmaya çalışan eğitimli, masum insanlar… Islah ediciler…
Sizi bilmem ama çok fazla uzak olmayan bir gelecekte bir felaket olmasını bekliyorum şahsen…
Allah masumları korusun…
[Naci Karadağ] 5.7.2018 [TR724]
Yeni Şafak GYY’si İbrahim Karagül’e teşekkür mektubumdur! [Erkam Tufan Aytav]
Sevgili İbrahim Karagül
Uzun zamandır görüşemedik seninle.
Geçmişte, yani aramıza ‘kara kedi’ girmeden önce uzun yıllar arkadaşlığımız olmuştu halbuki.
Ne yapalım kader yollarımızı ayırdı.
İyi de oldu hani. Ben bu ayrımdan dolayı Allah’a çok şükrediyorum.
Neyse yazmak istediğim bu değil.
Sana aslında teşekkür etmek için bu mektubu yazıyorum.
Niye mi?
Yayın yönetmeni olduğun gazete benim de adımın geçtiği bir haber yayınladı geçenlerde.
Gazetenin benimle ilgili ilk haberi değil bu, bunu biliyorum.
Şahsımla karalama ve iftira kabilinde belki de yüzlerce haber çıktı başında göründüğün gazetede.
Ama hiç birinde sana bir mektup yazmadım. Yazma gereği de görmedim. Umurum da bile olmadı çünkü.
Ama bu sefer farklı.
Yayınladığın haberden dolayı sana teşekkür ediyorum.
Haber kısaca şöyle:
“F..Ö’nün kalemleri Patreon’da. F..Ö’nün firari gazetecileri, ‘Patreon’ adlı site üzerinden Türkiye aleyhine kara propaganda yapmaya başladı. Kamil Maman, Aydoğan Vatandaş, Asım Yıldırım, Fuat Baran ve Erkam Tufan gibi F..Ö’cüler site üzerinden yayınlanan haber ve makalelerden elde ettiği paraları da örgüte aktarıyor.”
Şimdi niye sana teşekkür ettiğimi anlamadın eminim.
Söyleyeyim..
Benim https://www.patreon.com/erkamtufan hesabım üzerinden elde ettiğim paraları senin tabirinle “örgüte” benim tabirim ile Hizmet’e aktardığımı iddia etmişsin.
İnan haberi okuyunca çok mahcup oldum, biraz da utandım.
Evet doğru, Yotube sitesi üzerinden yaptığım (https://www.youtube.com/erkamtufan ) 30 Dakika programlarım için izleyenlerim sağ olsunlar para yatırıyorlar sahip çıkıyorlar.
Ama ben o paraları öncelikle çoluk çocuğumun geçimine sonra da çekim için gerekli alet edevata harcıyorum.
Keşke senin hüsn-ü zan ettiğin gibi doğrudan doğruya Hizmet’e aktarabilmiş olsaydım. Gerçekten utandım, mahcup oldum. Seni hüsn-ü zannında yalancı çıkardım.
Ne var ki ayakta durabilmek ve gerçek anlamda gazetecilik yapmak adına buna mecburum. Sen bilmezsin, ellisinden sonra yurt dışında hayata sıfırdan başlayıp, ayakta kalma mücadelesi vererek gazetecilik yapmak ne demek.
Ama yayınladığın bu haber beni daha bir derin muhasebe yapmaya sevk etti bundan emin ol.
Hüsn-ü zannın için tekrar teşekkürler.
Beni bu kadar ihlaslı biri olarak görmen beni ziyadesi ile memnun etti.
Sevgili İbrahim, hakkımda hüsn-ü zanna matuf yeni haberlerini bekliyorum.
Sepet sepet yumurta
Sakın beni unutma
Unutursan küserim
Gözlerimden öperim.
Erkam
Not: Ha unutmadan haberde “Türkiye aleyhine kara propaganda” ifadesi geçiyor. Küçük bir tashih yapayım. Ona gerçekleri söylemek ve yazmak yani gerçek anlamda gazetecilik yapmak deniyor. Yağdanlıktan, havuz yani saray gazeteciliğinden farklı tabii.
[Erkam Tufan Aytav] 5.7.2018 [TR724]
Uzun zamandır görüşemedik seninle.
Geçmişte, yani aramıza ‘kara kedi’ girmeden önce uzun yıllar arkadaşlığımız olmuştu halbuki.
Ne yapalım kader yollarımızı ayırdı.
İyi de oldu hani. Ben bu ayrımdan dolayı Allah’a çok şükrediyorum.
Neyse yazmak istediğim bu değil.
Sana aslında teşekkür etmek için bu mektubu yazıyorum.
Niye mi?
Yayın yönetmeni olduğun gazete benim de adımın geçtiği bir haber yayınladı geçenlerde.
Gazetenin benimle ilgili ilk haberi değil bu, bunu biliyorum.
Şahsımla karalama ve iftira kabilinde belki de yüzlerce haber çıktı başında göründüğün gazetede.
Ama hiç birinde sana bir mektup yazmadım. Yazma gereği de görmedim. Umurum da bile olmadı çünkü.
Ama bu sefer farklı.
Yayınladığın haberden dolayı sana teşekkür ediyorum.
Haber kısaca şöyle:
“F..Ö’nün kalemleri Patreon’da. F..Ö’nün firari gazetecileri, ‘Patreon’ adlı site üzerinden Türkiye aleyhine kara propaganda yapmaya başladı. Kamil Maman, Aydoğan Vatandaş, Asım Yıldırım, Fuat Baran ve Erkam Tufan gibi F..Ö’cüler site üzerinden yayınlanan haber ve makalelerden elde ettiği paraları da örgüte aktarıyor.”
Şimdi niye sana teşekkür ettiğimi anlamadın eminim.
Söyleyeyim..
Benim https://www.patreon.com/erkamtufan hesabım üzerinden elde ettiğim paraları senin tabirinle “örgüte” benim tabirim ile Hizmet’e aktardığımı iddia etmişsin.
İnan haberi okuyunca çok mahcup oldum, biraz da utandım.
Evet doğru, Yotube sitesi üzerinden yaptığım (https://www.youtube.com/erkamtufan ) 30 Dakika programlarım için izleyenlerim sağ olsunlar para yatırıyorlar sahip çıkıyorlar.
Ama ben o paraları öncelikle çoluk çocuğumun geçimine sonra da çekim için gerekli alet edevata harcıyorum.
Keşke senin hüsn-ü zan ettiğin gibi doğrudan doğruya Hizmet’e aktarabilmiş olsaydım. Gerçekten utandım, mahcup oldum. Seni hüsn-ü zannında yalancı çıkardım.
Ne var ki ayakta durabilmek ve gerçek anlamda gazetecilik yapmak adına buna mecburum. Sen bilmezsin, ellisinden sonra yurt dışında hayata sıfırdan başlayıp, ayakta kalma mücadelesi vererek gazetecilik yapmak ne demek.
Ama yayınladığın bu haber beni daha bir derin muhasebe yapmaya sevk etti bundan emin ol.
Hüsn-ü zannın için tekrar teşekkürler.
Beni bu kadar ihlaslı biri olarak görmen beni ziyadesi ile memnun etti.
Sevgili İbrahim, hakkımda hüsn-ü zanna matuf yeni haberlerini bekliyorum.
Sepet sepet yumurta
Sakın beni unutma
Unutursan küserim
Gözlerimden öperim.
Erkam
Not: Ha unutmadan haberde “Türkiye aleyhine kara propaganda” ifadesi geçiyor. Küçük bir tashih yapayım. Ona gerçekleri söylemek ve yazmak yani gerçek anlamda gazetecilik yapmak deniyor. Yağdanlıktan, havuz yani saray gazeteciliğinden farklı tabii.
[Erkam Tufan Aytav] 5.7.2018 [TR724]
Ateşe Halil olmak! [Mahmut Akpınar]
Siyaset problemlere çözüm bulma sanatıdır. Devletin, toplumun tıkanıklıkarını açma mesleğidir. Milletin dinamiklerini, devletin imkanlarını kullanarak, aydınların düşüncelerini alarak daha adaletli, huzurlu, barış içinde bir toplum inşası için çabalamaktır. Eğer ortak akla müracaat eder, farklı görüşlerin, kesimlerin karar süreçlerine katılmasına fırsat verir ve bunları değerlendirirseniz siyaset mutlaka kabul edilebilir, makul bir çözüm bulur. Ancak siyasetçilerin bunu istemesi, koltuğunu, çıkarını değil, toplumu, ülkeyi öncelemesi gerekir.
Siyaset Türkiye’de artık çözüm üretemiyor, tıkanıklıkları açamıyor. Aksine bazı siyasetçiler problemin bizzat kaynağı. Diğer siyasetçiler ise çözüm iradesine ve gayretine sahip değiller. Toplum bölünmüş ve pek çoğu felaketin boyutlarından bihaber. “Lider” olarak ortaya çıkanların ana gündemi koltuk, kısa vadeli beklentiler, parti içi çekişmeler… Mevcut siyasetçiler çıkış yolu bulma potansiyelinden uzaklar. Millete üst perdeden vaatlerde bulunup ahkam kesen, toplumun umut bağladığı pek çok siyasetçi ilk bulduğu koltuğa kendini sattı ve vaatlerini, eleştirilerini, projelerini bir kenara koydu. Numan Kurtulmuş’un Süleyman Soylu’nun, Yalçın Topçu’nun, Mustafa Destici’nin dün Erdoğan ve iktidar için söyledikleriyle bugün yaptıklarını karşılaştırınca toplumun siyasetten ümidini kesmemesi mümkün değil. Sergilenen ilkesizlik, ahlaksızlık, tutarsızlık karşısında siyasetten ve siyasilerden iğrenen, siyaseti fahişelikten beter gören çok genç var. Bu tabloya Erdoğan korkusuyla ömrünü verdiği kariyerini sıfırlayan Arınç’ı, Gül’ü, muhalif durup her zora girdiğinde Erdoğan’ı kurtaran Baykal’ı, güce kurşun asker olan Ağar’ı ve mafyatik uzantılarını, Çiller’in, Mesut Yılmaz’ın Sarayda verdiği pozları da eklerseniz insanların, özellikle de gençlerin siyasetten neden iğrendiği anlaşılır. Türkiyede siyaset kısa yoldan ve emeksiz para, makam, şöhret kazanmak isteyenlerin, fırsatçıların, dolandırıcıların doluştuğu bir alan haline geldi. Türk siyaseti motivasyonunu nefret, intikam, çıkardan alan kirli bir çarka sahip. İktidar olmak ahlaksız ayak oyunlarının döndüğü bir zulüm ve baskı aracı.
Enseyi karartmaya gerek yok
Demokrasi, hukuk ve adalet için yılmadan, bıkmadan, usanmadan sonuna kadar mücadele edeceğiz. Hayat tekdüze değil; mücadele ve sabır istiyor. Allah’ın bize verdiği hakları, imkanları, özgürlüğü, serveti zorbalara/zalimlere teslim etmemek için, onurumuzu ve varlığımızı koruyarak, umudumuzu yitirmeden mücadele edeceğiz. Bediüzzaman: “inadı hakta sebat için kullamak lazım”, “Cesaret zalimlerle mücadale için verilmiştir” der. Korku duygusu ise hayatı korumak, Allahın verdiği canı, imkanları hoyratça ve akılsızca israf etmemek için verilmiştir. Hayatımızı, akıl ve ruh sağlığımızı kaybetmemek için tedbirli, temkinli, dikkatli olacağız; ama onurumuzu, hakkımızı, özgürlüklerimizi korumak için korkaklığa düşmeyeceğiz. Evrensel ölçülere, İslami değerlere göre Hak bildiğimiz şeyler için inatla ve sonuna kadar, yılmadan yürüyeceğiz. Umudu, enerjiyi, kararlılığı terketmeyecek, onları zalimlere çerez etmeyeceğiz. Sabırla, inatla ve cesaretle Hak yolunda olma kararlılığımız sürecek!
Kayaların üzerinde biten ve kendine hayat alanı açan ağaçlar gibi bulunduğumuz en ağır şartlarda dahi ayakta kalma, tutunma zemini bulacağız. Yapraklarımız yolunsa, dallarımız kırılsa, kökümüze baltalar indirilse dahi yaşam mücadelesinde pes etmeyecek, yeni yapraklar açacak, yeni dalları sürgün verecek, gerekirse alıp başımızı başka topraklara göçecek ve oralarda meyve verecek, ama asla Zalime teslim olmayacağız. Zulüm düzenini kabul etmeyecek ve insanımıza, insanlığa karşı görevlerimizde durağanlık göstermeyeceğiz. Yıllar önce duyduğum ve konuşmalarımda kullandığım bir söz vardı. Anladım ki o söz bugünler içinmiş: “hayatınızdan daha değerli idealleriniz, hayalleriniz yoksa, hayatınızın da değeri yoktur” Hayallerimiz, ideallerimiz için kurulu düzenimizi, imkanlarımızı, makamlarımızı hatta ülkemizi terk edecek, bazen hepislerde işkenceler altında ölecek, bazen sürgünlerde ordan oraya sığınacak, hicretlerle hayatı sıfırdan kuracak ama vazgeçmeyeceğiz. Üç günlük dünyada bir diktatörün şerrinden korktuğumuz için ideallerimizi satmayacağız. Zorba ve adamları bizler için “kaçak” diyecekler, “vatansız” diyecekler, “aç kalacaksınız” diyecekler; herşeyimizi alacaklar ve ademe mahkum etmek isteyecekler, ama onları sevindirmeyeceğiz. Aç kalsak da, herşeyimizi kaybetsek ve türlü zorluklara katlansak da Zulme ve Zalime teslim olmayacağız. Maide 54 Ayetinde denildiği gibi: “kınanmaktan, levm edilmekten korkmadan Allah yolunda çabalamaya” devam edecek kendi ajandamıza odaklanacağız.
İbrahim gibi ateşlere düşecek, yanacağız. Ama Nemrutlara teslim olmayacak, onların nakaratlarına katılmayacağız. Herkes hasım olsa, insanlar yakılacağımız ateşe odunlar taşısa, biz yanarken toplum keyif içre seyre dalsa ateşe Halil olacak, ama Nemrud’a boyun eğmeyeceğiz. Karıncanın taşıdığı suyla, bir kuşun gagasındaki damla ile teselli olacak ve umudumuz koruyacağız.
Firavun olup bizi vadiden vadiye ordularla kovalasalar, Musa gibi denizlerde sıkıştırsalar Allah’a güvenimizi yitirmeyecek, “bittik, tükendik” demeyeceğiz. Umudumuzu kesmeyecek, Adili Mutlak’ın Firavunların, Nemrudların hakkından ummadığımız bir zamanda, ummadığımız bir şekilde geleceğine dair beklentimizi sürdüreceğiz. Susuzluktan kırılsak dahi geçtiğimiz nehrin yasak suyunda içmeyecek, imtihanı kaybetmemek için direneneğiz. Açlığa, yokluğa, aşağılanmaya, sürgünlere, işkencelere, gurbetlere.. hısım akrabanın dışlamasına, anne babanın reddine kadar en ağır şeylere direneceğiz!
[Mahmut Akpınar] 5.7.2018 [TR724]
Siyaset Türkiye’de artık çözüm üretemiyor, tıkanıklıkları açamıyor. Aksine bazı siyasetçiler problemin bizzat kaynağı. Diğer siyasetçiler ise çözüm iradesine ve gayretine sahip değiller. Toplum bölünmüş ve pek çoğu felaketin boyutlarından bihaber. “Lider” olarak ortaya çıkanların ana gündemi koltuk, kısa vadeli beklentiler, parti içi çekişmeler… Mevcut siyasetçiler çıkış yolu bulma potansiyelinden uzaklar. Millete üst perdeden vaatlerde bulunup ahkam kesen, toplumun umut bağladığı pek çok siyasetçi ilk bulduğu koltuğa kendini sattı ve vaatlerini, eleştirilerini, projelerini bir kenara koydu. Numan Kurtulmuş’un Süleyman Soylu’nun, Yalçın Topçu’nun, Mustafa Destici’nin dün Erdoğan ve iktidar için söyledikleriyle bugün yaptıklarını karşılaştırınca toplumun siyasetten ümidini kesmemesi mümkün değil. Sergilenen ilkesizlik, ahlaksızlık, tutarsızlık karşısında siyasetten ve siyasilerden iğrenen, siyaseti fahişelikten beter gören çok genç var. Bu tabloya Erdoğan korkusuyla ömrünü verdiği kariyerini sıfırlayan Arınç’ı, Gül’ü, muhalif durup her zora girdiğinde Erdoğan’ı kurtaran Baykal’ı, güce kurşun asker olan Ağar’ı ve mafyatik uzantılarını, Çiller’in, Mesut Yılmaz’ın Sarayda verdiği pozları da eklerseniz insanların, özellikle de gençlerin siyasetten neden iğrendiği anlaşılır. Türkiyede siyaset kısa yoldan ve emeksiz para, makam, şöhret kazanmak isteyenlerin, fırsatçıların, dolandırıcıların doluştuğu bir alan haline geldi. Türk siyaseti motivasyonunu nefret, intikam, çıkardan alan kirli bir çarka sahip. İktidar olmak ahlaksız ayak oyunlarının döndüğü bir zulüm ve baskı aracı.
Enseyi karartmaya gerek yok
Demokrasi, hukuk ve adalet için yılmadan, bıkmadan, usanmadan sonuna kadar mücadele edeceğiz. Hayat tekdüze değil; mücadele ve sabır istiyor. Allah’ın bize verdiği hakları, imkanları, özgürlüğü, serveti zorbalara/zalimlere teslim etmemek için, onurumuzu ve varlığımızı koruyarak, umudumuzu yitirmeden mücadele edeceğiz. Bediüzzaman: “inadı hakta sebat için kullamak lazım”, “Cesaret zalimlerle mücadale için verilmiştir” der. Korku duygusu ise hayatı korumak, Allahın verdiği canı, imkanları hoyratça ve akılsızca israf etmemek için verilmiştir. Hayatımızı, akıl ve ruh sağlığımızı kaybetmemek için tedbirli, temkinli, dikkatli olacağız; ama onurumuzu, hakkımızı, özgürlüklerimizi korumak için korkaklığa düşmeyeceğiz. Evrensel ölçülere, İslami değerlere göre Hak bildiğimiz şeyler için inatla ve sonuna kadar, yılmadan yürüyeceğiz. Umudu, enerjiyi, kararlılığı terketmeyecek, onları zalimlere çerez etmeyeceğiz. Sabırla, inatla ve cesaretle Hak yolunda olma kararlılığımız sürecek!
Kayaların üzerinde biten ve kendine hayat alanı açan ağaçlar gibi bulunduğumuz en ağır şartlarda dahi ayakta kalma, tutunma zemini bulacağız. Yapraklarımız yolunsa, dallarımız kırılsa, kökümüze baltalar indirilse dahi yaşam mücadelesinde pes etmeyecek, yeni yapraklar açacak, yeni dalları sürgün verecek, gerekirse alıp başımızı başka topraklara göçecek ve oralarda meyve verecek, ama asla Zalime teslim olmayacağız. Zulüm düzenini kabul etmeyecek ve insanımıza, insanlığa karşı görevlerimizde durağanlık göstermeyeceğiz. Yıllar önce duyduğum ve konuşmalarımda kullandığım bir söz vardı. Anladım ki o söz bugünler içinmiş: “hayatınızdan daha değerli idealleriniz, hayalleriniz yoksa, hayatınızın da değeri yoktur” Hayallerimiz, ideallerimiz için kurulu düzenimizi, imkanlarımızı, makamlarımızı hatta ülkemizi terk edecek, bazen hepislerde işkenceler altında ölecek, bazen sürgünlerde ordan oraya sığınacak, hicretlerle hayatı sıfırdan kuracak ama vazgeçmeyeceğiz. Üç günlük dünyada bir diktatörün şerrinden korktuğumuz için ideallerimizi satmayacağız. Zorba ve adamları bizler için “kaçak” diyecekler, “vatansız” diyecekler, “aç kalacaksınız” diyecekler; herşeyimizi alacaklar ve ademe mahkum etmek isteyecekler, ama onları sevindirmeyeceğiz. Aç kalsak da, herşeyimizi kaybetsek ve türlü zorluklara katlansak da Zulme ve Zalime teslim olmayacağız. Maide 54 Ayetinde denildiği gibi: “kınanmaktan, levm edilmekten korkmadan Allah yolunda çabalamaya” devam edecek kendi ajandamıza odaklanacağız.
İbrahim gibi ateşlere düşecek, yanacağız. Ama Nemrutlara teslim olmayacak, onların nakaratlarına katılmayacağız. Herkes hasım olsa, insanlar yakılacağımız ateşe odunlar taşısa, biz yanarken toplum keyif içre seyre dalsa ateşe Halil olacak, ama Nemrud’a boyun eğmeyeceğiz. Karıncanın taşıdığı suyla, bir kuşun gagasındaki damla ile teselli olacak ve umudumuz koruyacağız.
Firavun olup bizi vadiden vadiye ordularla kovalasalar, Musa gibi denizlerde sıkıştırsalar Allah’a güvenimizi yitirmeyecek, “bittik, tükendik” demeyeceğiz. Umudumuzu kesmeyecek, Adili Mutlak’ın Firavunların, Nemrudların hakkından ummadığımız bir zamanda, ummadığımız bir şekilde geleceğine dair beklentimizi sürdüreceğiz. Susuzluktan kırılsak dahi geçtiğimiz nehrin yasak suyunda içmeyecek, imtihanı kaybetmemek için direneneğiz. Açlığa, yokluğa, aşağılanmaya, sürgünlere, işkencelere, gurbetlere.. hısım akrabanın dışlamasına, anne babanın reddine kadar en ağır şeylere direneceğiz!
[Mahmut Akpınar] 5.7.2018 [TR724]
Sürpriz bir kupa şampiyonu neden olmasın! [Hasan Cücük]
Dünya Kupası’nda çeyrek finale kalan ülkeler belli oldu. Son 16 turu eşleşmelerinde sürpriz sayılacak başarıya Rusya ve Uruguay imza attı. Rusya, 120 dakika defans yaptığı maçta İspanya’yı penaltılarda geçerken, Uruguay son Avrupa şampiyonu Portekiz’i Cavani’nin golleriyle safdışı bıraktı. Geriye kalan 8 takıma baktığımızda daha önce şampiyonluk yaşamış 4 ülke bulunuyor. Şimdi kafalardaki soru acaba kupa tarihinde ilk kez şampiyon olacak bir takıma Rusya’da şahit olurmuyuz?
Adını çeyrek finale yazdıran ülkelerden en başarılı şüphesiz Brezilya. Dünya Kupası’nı 5 kez kazanan Sambacıların bir diğer özelliği ise kupalara her zaman katılan tek takım olmasıdır. Avrupa topraklarında son kez kupayı 1958’de kaldıran Brezilya, Rusya’ya 4 yıl önce evinde yaşadığı hüsranı telafi için gelmişti. Neymar, Coutinho, Jesus, Casemiro gibi yıldızları bünyesinde bulunduran Brezilya, diğer favoriler Almanya, İspanya ve Arjantin’in elenmesiyle kupayı kazanma şansını oldukça arttırdı. Çeyrek finalde son dönemin en başarılı çıkışlarından birini yapan Belçika engelini aşarsa final yolunda önemli bir dönemeci geçmiş olacak.
Çeyrek finalde buluşan Uruguay ve Fransa kupa kazanmış iki ülke. Uruguay 1930 ve 54 yılında kupayı kazanırken, Fransa 1998’de mutlu sona ulaşmıştı. Bu mücadeleden kim galip çıkarsa çıksın kupa kazanmış bir ülke evine dönmüş olacak. Fransa, Kylian Mbappe, Antoine Griezmann ve Pogba gibi yıldızlarıyla Uruguay’ın bir adım önünde gözüküyor. Özellikle Arjantin maçında Mbappe’nin ortaya koyduğu futbol Fransızları kupa için umutlandırdı. Uruguay cephesinde ise iki süper forvet Suarez ve Cavani’nin varlığı kolay teslim olmayacak bir takım olduğunu gösteriyor.
Brezilya, Belçika engelini aşarsa yarı finalde Fransa – Uruguay maçının galibiyle eşleşecek. Bu rakibin Fransa olma ihtimali daha yüksek. Tabi önce Belçika’yı yenmesi şart. Belçika’nın Brezilya’yı, Uruguay’ın ise Fransa’yı eleyip yarı finale gelmes, halinde Belçika’yı finalde görmek sürpriz olmayacaktır.
Çeyrek finalin diğer 4 takımı arasında şampiyonluk yaşayan sadece İngiltere var. Kolombiya’yı penaltılarda geçen İngilizler güçlü kadto yapısını sahaya yansıtmada zorlanmaya devam ediyor. Takımı Harry Kane taşırken ne Dele Alli ne de Raheem Sterling gibi umut bağlanan genç yıldızlar beklenini veremedi. Karşılarındaki rakip ise İsveç. Takım disiplinini mükemmel uygulayan İsveç, sabırla oynarsa tıpkı İsviçre’yi geçtiği gibi İngilizleri de safdışı bırakıp adını yarı finale yazdırabilir. İngiltere elenirse çeyrek finalin bu ayağında kupa kazanmayı bırakın final görmemiş bir takım adını kupayı kazanacak son iki takım arasına yazdırabilir.
Rusya, İspanya’yı yenip çeyrek finale kalırken futbol adına sahaya hiçbir şey yansıtmamıştı. 120 dakika çakılı 5’li defansla oyunun büyük bir bölümünü kendi ceza alanı çevresinde kabul etmişti. Rusya – Hırvatistan eşleşmesinde nasıl bir oyun ortaya koyacak merak konusu. Defans oynamaya devam ederse bu kez taraftarlarından tepki alacak. Açık oynarsa Hırvatların yıldızları karşısında zor anlar yaşayacak. Hırvatlar ise Danimarka’yı penaltılarda geçip, çeyrek finale gelirken Dünya Kupası’nda pozitif futbol oynayan bir kaç takımdan biri olmaya devam ettiler. Modric, Rakitic ve Mandzukic gibi yıldızlarıyla 1998’de gelen dünya üçüncülüğünü daha ileri noktaya taşımak istiyorlar.
İsveç’in İmgiltere’yi, Hırvatistan’ın ise Rusya’yı elemesi durumunda final için Hırvatlar daha şanslı olacaktır. Tersinde ise finale yakın İngiltere olur. Ev sahibi olmasına rağmen Rusya’nın bu futbol anlayışıyla finale kadar gitmesi zor gözüküyor. Çeyrek finalin ilk 4 ayağından Belçika’nın son 4’ten ise Hırvatistan’ın adını finale yazdırdığı bir kupa sürpriz olmayacaktır. Bu ihtimal gerçek olursa Rusya’da ilk kez kupayı kaldıran bir ülkeye şahit olacağız. Bakalım Danimarka’nın 1992’de, Yunanistan’ın 2004’te Avrupa şampiyonasında yaptığı sürprizin benzerini Rusya’da Dünya Kupası’nda görecek miyiz? Bu ihtimal gerçek olursa unutulmaz bir kupa yaşamış olacağız.
[Hasan Cücük] 5.7.2018 [TR724]
Adını çeyrek finale yazdıran ülkelerden en başarılı şüphesiz Brezilya. Dünya Kupası’nı 5 kez kazanan Sambacıların bir diğer özelliği ise kupalara her zaman katılan tek takım olmasıdır. Avrupa topraklarında son kez kupayı 1958’de kaldıran Brezilya, Rusya’ya 4 yıl önce evinde yaşadığı hüsranı telafi için gelmişti. Neymar, Coutinho, Jesus, Casemiro gibi yıldızları bünyesinde bulunduran Brezilya, diğer favoriler Almanya, İspanya ve Arjantin’in elenmesiyle kupayı kazanma şansını oldukça arttırdı. Çeyrek finalde son dönemin en başarılı çıkışlarından birini yapan Belçika engelini aşarsa final yolunda önemli bir dönemeci geçmiş olacak.
Çeyrek finalde buluşan Uruguay ve Fransa kupa kazanmış iki ülke. Uruguay 1930 ve 54 yılında kupayı kazanırken, Fransa 1998’de mutlu sona ulaşmıştı. Bu mücadeleden kim galip çıkarsa çıksın kupa kazanmış bir ülke evine dönmüş olacak. Fransa, Kylian Mbappe, Antoine Griezmann ve Pogba gibi yıldızlarıyla Uruguay’ın bir adım önünde gözüküyor. Özellikle Arjantin maçında Mbappe’nin ortaya koyduğu futbol Fransızları kupa için umutlandırdı. Uruguay cephesinde ise iki süper forvet Suarez ve Cavani’nin varlığı kolay teslim olmayacak bir takım olduğunu gösteriyor.
Brezilya, Belçika engelini aşarsa yarı finalde Fransa – Uruguay maçının galibiyle eşleşecek. Bu rakibin Fransa olma ihtimali daha yüksek. Tabi önce Belçika’yı yenmesi şart. Belçika’nın Brezilya’yı, Uruguay’ın ise Fransa’yı eleyip yarı finale gelmes, halinde Belçika’yı finalde görmek sürpriz olmayacaktır.
Çeyrek finalin diğer 4 takımı arasında şampiyonluk yaşayan sadece İngiltere var. Kolombiya’yı penaltılarda geçen İngilizler güçlü kadto yapısını sahaya yansıtmada zorlanmaya devam ediyor. Takımı Harry Kane taşırken ne Dele Alli ne de Raheem Sterling gibi umut bağlanan genç yıldızlar beklenini veremedi. Karşılarındaki rakip ise İsveç. Takım disiplinini mükemmel uygulayan İsveç, sabırla oynarsa tıpkı İsviçre’yi geçtiği gibi İngilizleri de safdışı bırakıp adını yarı finale yazdırabilir. İngiltere elenirse çeyrek finalin bu ayağında kupa kazanmayı bırakın final görmemiş bir takım adını kupayı kazanacak son iki takım arasına yazdırabilir.
Rusya, İspanya’yı yenip çeyrek finale kalırken futbol adına sahaya hiçbir şey yansıtmamıştı. 120 dakika çakılı 5’li defansla oyunun büyük bir bölümünü kendi ceza alanı çevresinde kabul etmişti. Rusya – Hırvatistan eşleşmesinde nasıl bir oyun ortaya koyacak merak konusu. Defans oynamaya devam ederse bu kez taraftarlarından tepki alacak. Açık oynarsa Hırvatların yıldızları karşısında zor anlar yaşayacak. Hırvatlar ise Danimarka’yı penaltılarda geçip, çeyrek finale gelirken Dünya Kupası’nda pozitif futbol oynayan bir kaç takımdan biri olmaya devam ettiler. Modric, Rakitic ve Mandzukic gibi yıldızlarıyla 1998’de gelen dünya üçüncülüğünü daha ileri noktaya taşımak istiyorlar.
İsveç’in İmgiltere’yi, Hırvatistan’ın ise Rusya’yı elemesi durumunda final için Hırvatlar daha şanslı olacaktır. Tersinde ise finale yakın İngiltere olur. Ev sahibi olmasına rağmen Rusya’nın bu futbol anlayışıyla finale kadar gitmesi zor gözüküyor. Çeyrek finalin ilk 4 ayağından Belçika’nın son 4’ten ise Hırvatistan’ın adını finale yazdırdığı bir kupa sürpriz olmayacaktır. Bu ihtimal gerçek olursa Rusya’da ilk kez kupayı kaldıran bir ülkeye şahit olacağız. Bakalım Danimarka’nın 1992’de, Yunanistan’ın 2004’te Avrupa şampiyonasında yaptığı sürprizin benzerini Rusya’da Dünya Kupası’nda görecek miyiz? Bu ihtimal gerçek olursa unutulmaz bir kupa yaşamış olacağız.
[Hasan Cücük] 5.7.2018 [TR724]
Kavurucu sıcaklarda beslenme önerileri…
Yaz aylarında hava sıcaklıklarının artması ile birlikte her yaştan insan için vücudun temel gereksinimleri de değişiyor. Havaların ısınmasıyla artan sıvı ihtiyacı gibi genel beslenme kurallarında da değişiklik yapılması gerekiyor. Yazın, özellikle çocuk ve bebeklerde ishalin daha sık görüldüğüne işaret eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Aslıhan Altuntaş, bu problemin önüne geçmenin en iyi yolunun sıvı ve mineral ihtiyacını karşılamaktan geçtiğini söylüyor. ‘‘0-6 ay arasındaki bebeklere yalnızca anne sütü ile beslenme yeterli yapılıyorsa, su vermeye gerek yoktur. Ek gıdaya başlayan bebeklerde sıvı ihtiyacı anne sütü ve formül mamalarla desteklenmelidir.’’ diyor.
Yetişkinlerin sıvı ihtiyacı ile minimum 2 litredir. Sıcaklığın artması ile birlikte sıvı kaybı da arttığından 2,5-3 litre kadar sıvı alınmalıdır. Kahve ve çaylar sıvı tüketimi sağlarken aynı zamanda diüretik etki yapabileceğinden sıvı kaybını tetikleyebiliyor. Bu sebeple sıvı ihtiyacını karşılamak için su ile birlikte ayran, günde en fazla iki adet soda ya da taze meyve suyu tüketilmeli.
Yüksek sıcaklıklar; metabolizmayı değiştirdiği için kalp atım sayısında artış, organlara iletilen oksijenin azalması gibi metabolik olaylar, bu süreçte yüksek tansiyon, koroner kalp hastalıklarında artışa sebep olabilir. Ayrıca sıvı ve mineral kaybı için önlem alınmaması halinde bulantı, baş dönmesi, bayılma gibi durumlar da ortaya çıkabilir. Aşırı sıcaklar, besin zehirlenmesine neden olan bazı mikroorganizmaların çoğalmasına neden olduğundan, tüketilen yiyeceklere 2 kat daha fazla dikkat edilmeli. Özellikle yumurta, tavuk, et, hindi, balık gibi gıdaların saklanma sıcaklıkları bu sebepten ötürü çok önemlidir.
Kahvaltıyı atlamayın
Diyetisyen Aslıhan Altuntaş, sıcak havalarda içilebilecek yaz meyvelerinden hazırlanan şu tarifi öneriyor:
Hepsini blenderdan geçirin ve istediğiniz kadar buz katarak tüketin.
[TR724] 5.7.2018
Yetişkinlerin sıvı ihtiyacı ile minimum 2 litredir. Sıcaklığın artması ile birlikte sıvı kaybı da arttığından 2,5-3 litre kadar sıvı alınmalıdır. Kahve ve çaylar sıvı tüketimi sağlarken aynı zamanda diüretik etki yapabileceğinden sıvı kaybını tetikleyebiliyor. Bu sebeple sıvı ihtiyacını karşılamak için su ile birlikte ayran, günde en fazla iki adet soda ya da taze meyve suyu tüketilmeli.
Yüksek sıcaklıklar; metabolizmayı değiştirdiği için kalp atım sayısında artış, organlara iletilen oksijenin azalması gibi metabolik olaylar, bu süreçte yüksek tansiyon, koroner kalp hastalıklarında artışa sebep olabilir. Ayrıca sıvı ve mineral kaybı için önlem alınmaması halinde bulantı, baş dönmesi, bayılma gibi durumlar da ortaya çıkabilir. Aşırı sıcaklar, besin zehirlenmesine neden olan bazı mikroorganizmaların çoğalmasına neden olduğundan, tüketilen yiyeceklere 2 kat daha fazla dikkat edilmeli. Özellikle yumurta, tavuk, et, hindi, balık gibi gıdaların saklanma sıcaklıkları bu sebepten ötürü çok önemlidir.
Kahvaltıyı atlamayın
- Güne kahvaltı ile başlanmalıdır. Kahvaltıda, yumurta, zeytin, mevsim sebzeleri, süt, ıhlamur, kuşburnu gibi bitki çayları, tam tahıllı ekmek tüketilmelidir.
- Kızartmadan uzak durmalıdır; yemekler ızgara, sote, buharda pişirilerek yenmelidir.
- Vitamin ve mineral ihtiyacı için 5 porsiyon meyve-sebze tüketilmelidir.
- Basit karbonhidratlar yerine kuru baklagiller, tam tahıllı ekmek, müsli, yulaf ezmesi, bulgur gibi sağlıklı karbonhidratlar tercih edilmelidir.
- Et, tavuk, balık gibi protein içeriği yüksek gıdalar öğlen tüketilmelidir.
- Akşam yemeklerinde sebze, salata, çorba tercih edilebilir.
- Akşam yemekleri geç saatte bırakılmamalıdır. Acıkmayı önlemek için akşam öğünü akşam 18.30 ve 20.30 gibi saatlere bölünebilir.
- Dondurma yaz için iyi bir tatlıdır ama dozunu kaçırılmamalıdır. Hamur tatlıları ve şerbetli tatlılardan uzak durulmalıdır. Bunların yerine sütlü tatlılar ve mevsim meyveleri tercih edilebilir.
Diyetisyen Aslıhan Altuntaş, sıcak havalarda içilebilecek yaz meyvelerinden hazırlanan şu tarifi öneriyor:
- 250 gr karpuz (çekirdeksiz)
- 100 gr çilek
- Yarım lime suyu
- 1 çorba kaşığı (10 gr) chia tohumu
Hepsini blenderdan geçirin ve istediğiniz kadar buz katarak tüketin.
[TR724] 5.7.2018
Kaydol:
Yorumlar (Atom)