Dumanlı: İç ve dış savaş ülkeyi felakete götürür, memleketin insanlarına yazık etmeyin! [TR724]

Youtube hesabında güncel konuları ele alan Gazeteci Yazar Ekrem Dumanlı, Afrin’de YPG’ye yönelik başlatılan operasyonu değerlendirdi. Baskıcı rejimlerin iç ve dış savaşlarla, sürekli macerelara yöneldiğini tarihte bunun çok örnekleri olduğunu anlatan Dumanlı, YPG-PYD yapısıyla yakın tarihte AKP hükümetinin kurduğu ilişkileri, silah ve lojistik destek yapılmasını, PYD Başkanı Salih Müslim’in MİT eliyle İstanbul’da ve Ankara’da ağırlandığını hatırlattı. Dumanlı, iç ve dış politikada yapılan hataları tespit edip, Kürt sorununu çözmek için başlatılan süreçten, ülkeyi savaşa sürükleme noktasına nasıl gelindiğini örnekleriyle anlattı.

İktidarın hukuksuzlukları, zulümleri, yolsuzlukları, kötü yönetimi örtmek için bütün Türkiye’yi savaşın içine sürüklediğine dikkat çeken Dumanlı, ‘Suriye’de Savaş Hangi Gerçeği Örtmek İçin?’ başlıklı paylaşımında “Ülke evlatlarına, bu ülkeye yazık etmeyin!” çağrısı yaptı. Dumanlı, ehli vicdanın demokrasi çağrısı yapmasının şart olduğunu kaydetti.

Dumanlı’nın paylaşımı şöyle:


[TR724] 21.1.2018 [TR724]

Deli Dumrul köprüsüne döndü... Vatandaşın cebinden 1.3 milyar TL çıkacak [Samanyolu Haber]

Günlük 40 bin araç garantisinin verildiği Osmangazi Köprüsü'nde hedef tutturulamayınca Hazine, sadece 1 yılda 1.3 milyar lira işletmeci firmaya ödeme ile karşı karşıya kaldı. CHP Kocaeli Milletvekili Haydar Akar, Osmangazi Köprüsü'ne ilişkin 2017 yılının bilançosunu açıkladı. 2017'de köprüden geçen araç sayısı toplam 8.5 milyon, geçmeyen araç sayısı ise, 6.1 milyon oldu. Firmayla yapılan anlaşmaya göre köprüden geçen her araç için 35 dolar + yüzde 8 KDV ödenmesi gerekiyor.
Günlük garanti edilen eş değer otomobil sayısı 40 bin adet olduğundan, 2017 yılında geçmesi gereken araç sayısı 14.6 milyon olarak gerçekleşti. Geçiş ücretinde yapılan indirim farkı da Hazine'den çıktığı için, geçen araçlar için de para ödeniyor. Hazine'nin geçen araçlar için 578 milyon lira, araç garantisi nedeniyle geçmeyen araçlar için ise ödeyeceği tutar 811 milyon 300 bin lira olacak. Toplamda Hazine'nin 2017 yılı için işletmeci firmaya ödeyeceği tutar 1 milyar 389 milyon 300 bin lira. CHP'li Akar, sözleşme gereği 35 dolar+ KDV olan geçiş ücretinin 2 Ocak 2017 itibari ile dolar kurunun 3.53 olduğunu, bunun da 133 liraya denk geldiğine işaret ederek, 2 Ocak 2018 itibari ile 3.76 olan dolar kurunun 141 lirayı bulduğunu hatırlattı. Akar, buna göre geçmeyen araçlar için Hazine'nin dolayısıyla milletin bedel ödemeye devam edeceğini söyledi.

FATURA MİLLETE

2018 yılında tablonun daha da karanlık olduğunu söyleyen Akar, sözleşmeden kaynaklanan ve garanti edilen araç sayısının yarısının yakalanmasının millete fatura edildiğini, geçen geçmeyen 80 milyon vatandaştan geçiş bedeli alındığını söyledi. İktidarın çözüm olarak bütçeden 6.2 milyar ayırdığı köprü, otoyol ve şehir hastanelerine değinen Akar, “Başbakan her yerde Yap- İşlet- Devret- projeleri için devletin cebinden 1 kuruş çıkmıyor diyor. Ödenen para belli” dedi.

DELİ DUMRUL KÖPRÜSÜ
CHP Kocaeli Milletvekili Haydar Akar, Osmangazi Köprüsü'nün karnesini açıkladı:

– Hem yapım maliyeti hem de geçiş ücreti olarak dünyanın en pahalı köprüsü.

– Dünyada eşi benzeri olmayacak şekilde ambulans, itfaiye ve kolluk güçleri bu köprüyü ücrete tabi olduğu için kullanamıyor

– Devlet otoyolu ile Osmangazi Köprüsü arasında geçen araçların tespiti konusunda iletişim bulunmadığı için devlet otoyolu
çıkışı en uzun mesafeden ücretlendiriliyor.

– Köprü geçiş ücretinin yüksekliği nedeniyle otobüs ve lojistik firmaları zam yapıp, taşıma ücretlerini artırdı.

– Kent içinden geçen D130 ve D100 (Karamürsel, Gölcük, Başiskele, İzmit, Derince ve Körfez) karayollarındaki ulaşım problemi çözülemedi.

[Samanyolu Haber] 21.1.2018

Prof. Dr. Sami Selçuk: Hukuka aykırılık aşıldı gasp suçu işleniyor [Samanyolu Haber]

Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ceza Hukuku dersleri veren Eski Yargıtay Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, Anayasa Mahkemesi’nin Şahin Alpay ve Mehmet Altan kararı için ‘yetki gaspı’ ifadesi kullanan yerel mahkeme üyelerinin hukuku, hukuk dilini bile bilmediklerini söyledi.

RS FM’de yayınlanan Yavuz Oğhan’dan Bidebunudinle programına konuk olan Eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, Mehmet Altan ve Şahin Alpay’ın Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlâli kararına rağmen tahliye edilmemesini değerlendirdi. Selçuk, “Anayasa Mahkemesi kararlarına direnemezsiniz.” derken, ortaya çıkan tablonun hukuka aykırılığı aşıp suç haline geldiğini ifade etti.

[Samanyolu Haber] 21.1.2018

Halepçe’de Enfal, Afrin’de Fetih suresi [Cem Mora]

1980 yılında başlayan ve 8 yıl süren İran-Irak Savaşı’nda iki ülke de tükenme noktasına geldi. 1 milyona yakın insanın hayatını kaybettiği savaşta ne İran ne de Irak 1 metrekare toprak kazanabildi.

Çılgınlıkların nerede duracağı belli değildi fakat hayat yine de devam ediyordu.

Irak’ın Süleymaniye kentine bağlı sınır kasabası Halepçe’de, çoğunluğu oluşturan Irak Kürtleri baharın gelişini müjdeleyen Newroz’a hazırlanıyordu.

Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin, bölgedeki peşmerge gruplarla işbirliği yaptığı iddiasıyla Kuzey Cephesi Komutanı Ali Hasan El Mecit El Tikriti’ye ölümcül bir talimat verdi. Bozguncu olarak ilan ettiği Kürtlere karşı kimyasal silah kullanılacaktı. Arapların Ali el-Kimyevi (Kimyasal Ali) dedikleri Tikriti, emri yerine getirdi.

16 Mart 1988 günü Irak savaş jetleri Halepçe ilçesini kimyasal başlıklı bombalarla vurmaya başladı. Yaşayanların “her yerde kesif bir çürük elma kokusu vardı” tanıklığı yaptığı bombardımanda genç-yaşlı, kadın-çocuk 5 binden fazla Kürt öldü.

Halepçe Katliamı, Birinci Enfal Harekâtı kapsamında gerçekleştirilmişti ama 25 Ağustos – 6 Eylül 1988 tarihleri arasında Behdinan bölgesinde gerçekleştirilen Sekizinci Enfal Harekâtı’na kadar yapılan katliamlarda 182 bin Kürt öldürülmüş, yüzbinlercesi ise sürülmüştü.

Saldırıya Irak lideri Saddam Hüseyin ‘Enfal’ harekatı adını vermişti.

‘Enfal Harekâtı’ adını Kur’anı Kerim’deki Enfal Suresi’nden alıyordu. Enfal, Kur’an-ı Kerim’in sekizinci suresiydi ve harekât da sekiz aşama olarak planlanmıştı. Enfal Harekâtı’nın özü “ihanet ve ganimet…” üzerine kurulmuş, bu kurgunun gerekleri de harekât süresince yerine getirilmişti.

Türkiyeli gazeteci Ramazan Öztürk’ün çektiği, o dönem çalıştığı Sabah Gazetesi’nin manşetten veriği ve servis ettiği fotoğraflar kıyımı dünyaya duyurmuştu.

Öztürk’ün, “Halepçe’nin üzerindeki ölüm sessizliğiydi. Kasabadan ne insan, ne araba, ne kuş, ne de böcek sesi geliyordu. Kimyasal silah nedeniyle ağaçların üzerindeki ilk tomurcuklar bile solmuştu” diyerek tanıklık yaptığı kıyıma Saddam Hüseyin meydanlarda ve ekranlarda sık sık elinden düşürmediği Kur’an-ı Kerim’i ve bir suresini alet etti.

Saddam Hüseyin bugün bile lanetle anılan Halepçe Katliamı’nı meşrulaştırmak için seçtiği sure adıyla bir anlamda Ortadoğu diktatörlerine yapacakları hukuksuzluklar için kapı aralamıştı. Evet, Mehmet Akif’in dile getirdiği gibi “İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin / Ne mezarlıklarda okunmak ne de fal bakmak için”; herhalde katliamlara ve kırımlara kılıf için hiç inmemiştir.

Türkiye’de de 16 yıllık AKP hükümetinin her fırsatta kullandığı din ‘kartı’ son birkaç yılda farklı bir işlev görüyor. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Kürtlerden oy alırken elinde ‘Kürtçe Kur’an’ meali vardı, bugün sınır ötesinde başka bir Kürt ağırlıklı siyasi oluşuma harekat düzenlerken Arapça aslından sure kıraatı var.

15 Temmuz bilmecesinde Diyanet İşleri Başkanlığı herkesten önce örgütlenip nasıl bütün camilerden ezan ve sala düzenine geçtiyse şimdi de yatsı ve sabah namazlarından sonra ‘Fetih Suresi’ silahını çekti.

Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, Türkiye geneli 90 bin camide Afrin sınır ötesi harekâtının zaferle sonuçlanması için sabah ve yatsı namazlarında dua edileceği belirtildi.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Afrin’deki terör örgütü mensuplarına yönelik “Zeytin Dalı Harekatı” adıyla saat 17.00’den itibaren başlattığı harekat nedeniyle tüm din görevlilerine bir mesaj gönderen Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, “Vatanımızı ve huzurumuzu tehdit eden terör yapılanmalarına karşı kahraman güvenlik güçlerimizin başlattığı Afrin sınır ötesi harekatının zaferle sonuçlanması için bütün camilerimizde bu akşam yatsı ve yarın sabah namazı öncesi veya sonrasında Fetih Suresi’nin okunmasını, ordumuza ve milletimize dua edilmesini” istedi.

Anlaşılan ‘Müslüman gençlik’ arasında çok ünlü “Ayet ayet, sure sure yürüdüler…” ezgileriyle cihatçı ÖSO birlikleriyle Afrin’e çıkarma yapacaklar.

Bir ülkenin sınır ötesinden bir tehdit varsa bunun için tedbir alması yadırganamaz elbette ve her egemen devletin buna hakkı vardır. Fakat birkaç yıl boyunca bütün Suriye sınırına hâkim olan ve sık sık bombalarını Kilis’e ve diğer sınır kentlerine yollayan ve onlarca insanımızın hayatına malolan katliamları yapan IŞİD çeteleri için de bunun geçerli olması lazımdı. Onlara da harekat yapmak için Kur’an fihristinden uygun sure ve ayet mi bulamadılar?

Din hizmetlerini yerine getirmek ve halkı aydınlatmaktan çok hükümetin icraatları için bütün camileri “mahalle teşkilatı” derekesine indiren Diyanet İşleri Başkanlığı’nın neden bu sureyi seçtiği ile ilgili anlamlı bir cevabı umarım vardır. Çünkü İslam tarihi boyunca bu sure gayri müslimlere karşı yapılan seferlerle özdeşleşmişti.

Müslüman Kardeşler network’ünün Türkiye kolu gibi çalışan hükümet ve yandaşları Saddam Hüseyin’den sonra Kur’an ve ayetle bir başka müslüman halkın/grubun üzerine yürüyen yönetim unvanını aldı ki, bu yabana atılacak gibi değil.

Enfal Suresi’ni de seçebilirlerdi ama belki de “Ey iman edenler. Savaş düzeninde iken kafirlerle karşılaştığınız zaman sakın onlara arkanızı dönmeyin (savaştan kaçmayın).” ayetine takıldılar. Malum bugünlerde savaş tamtamları çalanların ya askere gidecek çocuğu yok, evlatları ya asker kaçağı ya da askerlikten bir şekilde muaf.

[Cem Mora] 20.1.2018 [Kronos.News]

Afrin’de Yel Değirmenleri var mı? [Kadir Gürcan]

Öyle eski günlerdeki gibi, davul ve kös eşliğinde savaşlar olmuyor malum. Bir mehter takımı bir de cazgır reklamına bıraktığımız savaşlar, tarihin bir yerine gömüldü. Savaş dendiğinde, ekonomiye yükleyeceği mali ağırlığı düşünmek gerekiyor. Onun haricinde herkes en az sizin-bizim kadar kahraman ve ülkesi için savaşabiliyor. Mehterin ritmine kendimizi fazla kaptırmayalım.

“Bir akşam ansızın geliriz!” pervasızlığına, manzarayı karşıdan seyredip, büyük resmi iyi okuyanlar katıla katıla gülüyor. “First Blood” film serilerinin ilkinde, Vietnam Gazisi askeri köşeye sıkıştırdığını düşünen kasaba şerifine, aynı askerin emekli komutanı “Vereceğiniz zayiatlar için şimdiden ceset torbaları sipariş etmeyi unutmayın!” der. Tecrübeli komutan, zorba kasaba şerifine, yaralı askerin sebep olacağı can kaybının yanında, teçhiz ve tekvin işlemleri için de bir maliyet düşünmesi gerektiğini hatırlatır. Gerçekten, köşeye sıkışan Vietnam Gazisi, bir gecede kasabayı yaşanmaz hale getirir.

Ortadoğu diktatörlerinin ortak özelliği, silah ve mühimmata yatırım yapınca sağa-sola efelenmek için bahane ararlar. Yalnız onlar mı?  Farkında iseniz Kuzey Kore Diktatörünün basına servis edilen resimleri, genellikle toplu katliamlar için üretilmiş silahlar önünde çekiliyor. Verebildiği en fotojenik duruş bu!

Eh, o kadar parayı çarçur edince, bir kaç gürültü çıkarmak, halkın homurdanmalarını bastırabilir. Şimdilik sadece elektrik faturalarına yansıyan zamların, sınırdaki hareketlilik ile kim vurduya getirilmesi yaklaşmakta olan ekonomik kriz için tek çare. Sırada Afrin var. Yine Ortadoğu’da bir yer; düşük kaliteli gerginliklerle savaş ateşinin hiç sönmediği coğrafya. Şu anda hala yananlar yanında Afrin, yeni bir heyecan uyarmaktan çok hem de çok uzak.

Sınırın ötesinde ne olduğuna dair hiç kimsenin dişe dokunur bir malumatı ya da isabet kaydedecek tahmini yok. Ülke içindeki silahlı terör örgütüne karşı sürdürülen başarısız operasyonların hesabı sorulamadığı için o kendi haline bırakılmış durumda. Ayakkabı değiştirme kolaylığında, kullanılıp atılan İçişleri Bakanlarının, görevleri süresince meselenin ciddiyetini ne derece kavradıkları bile şüpheli. Terör örgütüne verdiklerini iddia ettikleri zararın hiçbir şekilde doğrulanma şansı yok. “Öldürdük, perişan ettik, bombaladık!” dedikleri örgüt üyeleri kedi canlı. Bir hafta sonra bir başka yerden çıkıyorlar.

ABD’nin Ortadoğu’da başta petrol olmak üzere, diğer çıkarlarını tehlikeye atabilecek hareketliliklere sessiz kalmasını beklemek boş bir avuntu. Bu konuda, Rusya gibi süper güçlerle bile yaka-paça olmayı göze alıyor. Bölgedeki hangi grupları, nasıl desteklediği ve bu desteğin sınırlarını sadece kendileri biliyor. Irak’a yaptığı askeri müdahale için yaklaşık 4 milyar dolar harcandığı konuşulmuştu. Şimdi oradan kuş uçurmuyorlar ve önümüzdeki elli yılın petrolü garantiye alınmış durumda.

Suudi Arabistan, silah harcamaları açısından dünyanın önde gelen üç ülkesinden birisi. Bu harcamalar, her türlü askeri operasyonda ABD yardımını da kapsıyor. Saddam’ın Kuveyt çılgınlığında bölgedeki asıl oyuncu ABD  değil miydi? Suudi Arabistan, kimseyle savaşma niyeti olmadığı halde silah harcamalarını hala kesmemiş. ABD’nin Saddam’a verdiği unutulmaz dersin elbette ki bir fiyatı vardı.

Rusya-Afganistan arasında yıllarca süren savaşta, galibiyetin tahta kılıçlar ve çakıl taşlarıyla falan kazanıldığını kimse düşünmesin. Seksenli yıllarda, Afgan Cihadını modern zamanların Hak-Batıl mücadelesi olarak pazarlayanlar hem kendilerine hem de Müslüman dünyaya en büyük kötülüğü ettiler. Eğer öyle olsaydı, aradan geçen otuz senenin sonunda Afganistan’ı farklı bir ülke kategorisinde görmemiz gerekiyordu. Afgan Cihadının arkasında en büyük maddi desteğin ABD’den geldiğini artık kimse inkar etmiyor.

Ortadoğu’da Türkiye’nin açtığı sayfaların hiçbirisi kapanmamışken Afrin üzerinden ABD’ye efelenmenin bir faturası olacak. 11 Milyar Dolarlık silah alımının bunu karşılayacağına ihtimal vermiyoruz. Bu kadarcık bir bütçe ile Ortadoğu’da dengeleri değiştirmeye kalkışmak Don Kişot’un Yel Değirmenleri macerası kadar gülünç olur. Şu an için, Türkiye’de dahil, Ortadoğu’da mevcut dengeleri değiştirecek hiç bir güç bulunmuyor.

Afrin’i üç günde ele geçirebileceklerini vehmeden kıt akılların, yel değirmenlerinin arkasından, tahminlerin ötesinde mekanize birlik ve ağır savaş teçhizatı çıkabileceğini hesap etmeleri gerekiyor.

[Kadir Gürcan] 20.1.2018 [Samanyolu Haber]
newkadirgurcan@gmail.com