Eski Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin Kasım Süleymani'nin öldürülmesini ve bölgedeki gelişmeleri yorumladı: Suikastlar devam edecek, savaş vekâletle sürdürecek.
İran Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin 3 Ocak 2020 tarihinde Irak’ta Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından düzenlenen bir operasyonla öldürülmesi dünyanın önemli gündem maddesi oldu.
Süleymani’nin öldürülmesi İran’da büyük bir öfkeyle karşılandı, intikam alınacağı açıklamaları peşpeşe geldi ve “kısas bayrağı” olarak bilenen kırmızı bayrağını Cemkeran Camii’nin kubbesine asıldı. İran’da “intikam” ya da “misillemeyi” sembolize eden kırmızı “kısas” bayrağın asılması “savaş ilanı” olarak yorumlandı.
Bu suikastın ardından neler olabileceği herkesin cevabını aradığı soruların başında yer alıyor. Biz de eski Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin’e sorduk. Pekin’e göre; “Suikastlar devam edecek.”
İran’ın olası ilk hamlesi, istihbarat zafiyetinin bulunup bulunmadığı, ABD’nin asker sevkiyatı, Türkiye’nin bundan sonra ABD-İran ilişkilerindeki seyrini İsmail Hakkı Pekin anlattı.
Söz İsmail Hakkı Pekin’de…
Kasım Süleymani suikastını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle zamanlamasını manidar buluyorum. Bir dönüm noktası olarak değerlendiriyorum. Olay sadece ABD aleyhine çalışan, ABD aleyhine güçler oluşturan ve bunları ABD aleyhine kullanan Kasım Süleymani adında bir generalin öldürülmesi değildir. Süleymani’nin getirdiği dengelerin bozulmasını sağlayıp, arkasından Orta Doğu’da olayların yeniden planlanması konusunda bir dönüm noktasıdır, bu hesaplanıyor diye düşünüyorum. Yoksa olay sadece ABD’nin terörist olarak addettiği grubun liderini öldürmesi değildir.
ABD yeniden bir savaş stratejisi kurdu ve uygulamaya mı geçti?
Evet. Bir dönüm noktası… Bu olay 2020’nin en önemli olaylarından bir tanesidir. Yıl bitene kadar belki biz bunlarla uğraşacağız.
Bundan sonra neler yaşanabilir?
Amerika’nın savaşma gibi bir niyeti yok. Savaş İran’la değil de daha farklı ortamlarda cereyan edecek.
Nasıl yani?
Şimdiye kadar olduğu gibi… Vekâletle sürdürecektir. ABD’nin bölgede müttefikleri var. Bölge ülkelerinin güçleri var. Bölge ülkelerini birbirine düşürerek bu işi halledebilirler. Bölgede Sünni-Şii çatışması çıkartmak istiyor. Bu da olabilir. Kendileri devreye girmeden bu suikast vasıtasıyla böyle bir ortam yaratabilir. Irak’ın, İran’ın ya da Suriye’nin parçalanmasını böyle sağlayabilir.
ABD bölgeye 3 bin 500 asker gönderdi. Bu vekâletle değil kendisinin de sahada savaşacağı anlamına gelir mi?
Gönderdikleri askerler daha çok büyükelçiliklerin güvenliğini sağlamak için, fiilen savaşmak için değil. Sanırım askerlerini Kuveyt’teki üsse gönderiyor. Lübnan’da da olaylar karışacak herhalde. Bir kısım askeri oraya da gönderecek herhalde. Savaşmak için değil ama kendi üslerinin, personelinin emniyetini sağlamak için bu sevkiyatı yapıyor. Fiilen savaşmayacaklar.
“Kasım Süleymani’nin ortadan kaldırılması bir iç hesaplaşmanın sonucu olabilir”
Peki, istihbarı açıdan değerlendirirseniz İran istihbaratında bir zafiyet olduğunu düşünür müsünüz? Eğer bir zafiyet söz konusuyla İran’ı kendi içinde nasıl bir süreç bekler?
Ne kadar güvenlik tedbiri alırsanız alın mutlaka bir yerde açık verirsiniz. ABD’nin tehdit ettiği, tansiyonun arttığı bir dönemde havaalanına geliyor ve geldiği belli, indikten sonra nereye gideceği belli, haber alınmış, onu karşılayan Ebu Mehdi el-Mühendis. Bütün bu olanlarda bir istihbarat zafiyeti var. Ya çok fazla kendine güven var ya da zafiyet. Bu suikastın olacağı daha önceden ima edildi. Bundan sonra da suikastlar devam edecek. Bu suikastlar bizzat Amerikalılara mı yapılır yoksa Amerika’nın Orta Doğu’daki müttefiklerine mi yapılır, bundan bizim payımıza ne düşer bilemiyorum. Ama şunu söylemem gerekiyor, evet bir istihbarat zafiyeti var. Bu kendine çok güvenden kaynaklanıyor olabilir. Zaten insanlar kendilerine en çok güvendikleri zaman ortadan kaldırılıyor ya da bu tip olaylar o zaman oluyor.
Kasım Süleymani’nin kendisi için mi diyorsunuz yoksa İran için mi?
Hem Kasım Süleymani’nin hem İran’ın kendisine olan güveniyle alakalı. Sonuçta Kasım Süleymani önemli bir figür.
Bu yüzden de İran’da istenmeyen biri de olabilir mi?
İran’daki bazı gruplar Kasım Süleymani’yi istemiyor olabilirler. Çünkü çok güçlü bir figür haline geldi. Hamaney’den sonra en önemli adam. Cumhurbaşkanı’nın, Dışişleri Bakanı’nın üzerinde… Hatta Dışişleri Bakanı bu yüzden istifa etmek durumunda kalmıştı. Dolayısıyla ortadan kaldırılması bir iç hesaplaşmanın da sonucu olabilir. Veyahut bölgedeki ülkelerin Irak dâhil olmak üzere dengeyi bozduğunu düşünerek ortadan kaldırmayı isteyebilirler diye düşünüyorum.
İran sürekli intikam açıklaması yaptı. Sizce bundan sonra İran’ın ilk hamlesi ne olur?
İran’da yas kültürü ve intikam alma kültürü çok gelişmiş vaziyette. Kerbela’da Hz. Hüseyin’in öldürülmesinden bu yana yas kültürü çok yerleşmiş. İnsanlar bu yas kültürüyle ve intikam hissiyle büyüyorlar. Bu önemli bir kültür… Körfez ülkelerinin hepsinin İran’dan korkusu budur; intikam alması. Bu üç günlük yas günü geçtikten sonra bir yerde intikamını alacaktır. Tansiyonu ne kadar yükseltecek, Amerika’yla arasında tansiyonu yükseltmek istiyor mu istemiyor mu seçeceği hedeflerde göreceğiz.
Bu nokta Kudüs Gücü’nün yeni komutanı olarak açıklanan İsmail Gani ismini nasıl değerlendirirsiniz?
İsmail Gani, Süleymani’nin yardımcısıydı. Fakat ikisi arasında çok fark var. Birisi artık efsane olmuş, Hamaney’in ifadesiyle “yaşayan şehit”, bu rütbenin verildiği birisi. Aynı şeyi Gani’nin sağlayacağını sanmıyorum. Daha az etkili olur diye düşünüyorum. İran’daki etkisi de az olur. Dolayısıyla İran’da Kasım Süleymani’den rahatsız olan belli kademelerin işi kolaylaşmış olur diye düşünüyorum. Bölgede yeni bir dönemin başlayacağını değerlendiriyorum.
“Türkiye’de terörle ilgili, içyapımızla ilgili sorunlar çıkabilir”
Peki, Türkiye nasıl etkilenir?
Türkiye nerede duracak, Rusya ile ilişkileri bozulacak mı, ABD ile ilişkileri daha mı iyi olacak… Türkiye’nin çok dikkatli bir diplomasi yürütmesi gerekiyor. Irak’la da Suriye’yle de, İran’la da işimiz var. Dolayısıyla bölge ülkeleriyle iyi geçinmek durumunda… Rusya’yla ilişkileri iyi bir şekilde iyi sürdürmek durumunda… Ben buna çok katmanlı dış politikan diyorum. Bölgede ABD’nin güvenebileceği ülkelerin en başında İsrail’den sonra Türkiye geliyor. Dolaysıyla ABD Türkiye’ye daha fazla yakınlaşabilir.
ABD-Türkiye yakınlaşması gerçekleştiği takdirde İran ne yapar?
İran’ın Türkiye’deki Amerikan tesislerini İncirlik ve Küvecik’i doğrudan hedef alacağını sanmıyorum. İran’ın da Türkiye’yle ilişkilerini iyi tutmak isteyeceğini düşünüyorum. İran’ın da Türkiye’ye ihtiyacı var, Türkiye’nin de İran’a ihtiyacı var. İran, Haşdi Şabi, Ketaib Hizbullah gibi paramiliter güçleri devreye sokarak bir takım faaliyetlerde bulunacaktır hatta bundan Suudi Arabistan, Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkelerinin etkileneceğini söyleyebilirim.
Peki, Türkiye’yi etkiler mi?
Büyük ihtimalle etkiler. PYD-YPG-PKK unsurlarının bir kısmı Irak-Suriye sınırında, bir kısmı Kandil’de. Dolayısıyla bizim buralarda terör unsurlarıyla mücadelemiz artar. Bence bu konuda Türkiye’yi yoğun bir şey bekliyor. Zaten Aralık ayı içerisinde okuduğum 2020 yılı değerlendirmesinde Orta Doğu’da ve Afrika’da terörün artacağı ve Türkiye’nin hem Suriye’de hem Irak’ta hem de kendi içerisinde terörle çok daha fazla meşgul olacağı yer alıyordu. Bu değerlendirme Amerikalılarındı üstelik. Maalesef Türkiye’de terörle ilgili, içyapımızla ilgili sorunlar çıkabilir.
Bir de bölge içerisinde IŞİD benzeri gruplar çıkabilir. Bu grupların ortaya çıkması da bizi etkiler. Çünkü Türkiye içerisinde de bu gruplardan var. Bu grupların hücreleri var. Türkiye bunlarla da uğraşmak zorunda kalabilir diye değerlendiriyorum.
Bu konuda siz daha önce İdlib’deki gelişmeler üzerine; “Buradaki gruplar Türkiye’den intikam almak isteyebilir” demiştiniz…
Doğru. Türkiye büyük ihtimalle gözlem noktalarından vazgeçebilir. İdlib’i tamamen rejime bırakabilir. Bu işin sonunda böyle bir şey ortaya çıkabilir.
Dışişleri Bakanlığı’nın; “Bölgede istikrarsızlığı arttıracaktır. Türkiye dış müdahalelere ve suikastlara karşıdır” açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye her iki ülkeye mesafeli görünüyor, bunu sürdürebilir mi?
Sürdürmek zorunda. Türkiye eğer Müslüman Kardeşler vesaire gibi mezhepsel anlamda bir ideolojik yaklaşıma girmezse bu politikayı sürdürebilir ve güven verebilir. Fakat mezhepsel bir yaklaşım olursa sürdüremez. Dışişlerinin bu konuda toparlanması lazım. Dış politikamızı belirleyenlerin, uygulayanların yeni baştan dizayn edilmesi ve bu politikayı devam ettirmemiz lazım. Aksi takdirde ideolojik yaklaşımlar Türkiye’yi bir taraf olmaya iter ve Türkiye çok zor durumda kalır.
Peki, bir de Türkiye’nin Libya’ya asker göndermesi planı var. Bu gerçekleştiği takdirde bölgede tansiyon yükselmişken bir güvenlik boşluğu oluşturur mu?
İyi hesaplanması lazım. Türkiye’nin oraya 10 binlerce asker gönderecek hali yok. Oraya savaşmak için değil oradakileri eğitmek için bir grup gönderiyoruz. Bu grup savaşmayacak. Ama orada muhalif bir unsur olacak. Halife Hafter’in taarruzu olabilir bunu önleyecek, caydıracak bir güç de göndermesi lazım.
Halka silahlanın çağrısı yaptı…
Yapsın. Önemli değil. Zaten kendi adamı yok. Libya’da nüfusun çok büyük bir bölümü sahilde yaşıyor. 6 buçuk milyon nüfusu var. 5 buçuk milyonu Trablus kıyılarında yaşıyor. Halkı silahlandırma konusu propagandadır. Halkın silahlanacağı filan yok. TSK doğrudan halkın arasında da olmayacak. Türkiye sadece eğitim verecek.
Peki, son soru. Bu suikastın ardından herkes “3. Dünya Savaşı başladı” yorumunu yaptı. En sık ifade edilen bu oldu. Siz bu yoruma katılır mısınız?
Hayır. Savaş zaten devam ediyor. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra da savaş devam ediyordu. Ara ara barış dönemleri var. Eğer nükleer silahlar kullanılmayacaksa böyle olacak. Tanklar kullanılmadan ekonomi, psikolojik harekât, özel kuvvetler, yerel kuvvetler, hükümet dışı silahlı gruplar, bunlarla savaş devam edecek. Bunun acısı çok daha büyük. Çok daha fazla insan ölüyor. İnsanlar birbirine kırdırılıyor, bir başka büyük bir savaş çıkacağını sanmıyorum. Nükleer silahların kullanılacağını da sanmıyorum.
[Eylem Yılmaz] 6.1.2020 [Kronos.News]