Nijerya, koronavirüs salgınının ülkede yol açtığı zararları kapatması için Çin’den 200 milyar dolar tazminat talep edileceğini duyurdu. Bu arada Kovid-19’la ilgili uluslararası soruşturma isteyen Avustralya ile Çin arasında gerilim tırmanıyor.
BOLD – Nijeryalı savcılar Çin Halk Cumhuriyeti’ni dava ederek koronavirüs salgınının ülkede yol açtığı zararları kapatması için 200 milyar dolar tazminat talep edeceğini duyurdu.
Nijeryalı savcılar “Kovid-19’un yol açtığı can kayıpları, ekonomik sıkışıklık, travma, sosyal oryantasyon bozukluğu, ruh sağlığında yaşanan zorluklar ve günlük hayattaki aksaklıklar için” bu tazminatı talep edeceklerini söyledi.
Başsavcı Prof. Epiphany Azinge, “Hukuk konusunda uzman olan bilirkişiler iki aşamalı bir plan hazırladı: Öncelikle Nijerya Yüksek Mahkemesi’ne gidip hükümete uluslararası adım atma hakkı tanımak, ardından da Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’na giderek devlet olarak adım atmak” ifadelerini kullandı.
Başsavcı Azinge, şu an İngiltere’nin başkenti Londra’daki İngiliz Devletler Topluluğu Tahkim Kurulu’nun Nijerya ve Afrika’yı temsil eden üyesi.
ÇİN’DEN ULUSLARARASI SORUŞTURMA İSTEYEN AVUSTRALYA’YA TEHDİT
Çin’in Canberra Büyükelçisi Cheng Jingye, Avustralya’nın ABD ile birlikte koronavirüsün yayılması ile ilgili soruşturma çağrısında bulunmasına tepki gösterdi.
Jingye, böyle bir isteğin boykota yol açabileceğini belirtip Avustralya’yı üstü kapalı tehdit etti. Büyükelçi Jingye, Çinli turistlerin Avustralya’ya seyahat etmeden önce başka alternatifleri düşünebileceğini söyledi.
AVUSTRALYA’DAN ÇİN’E ‘EKONOMİK BASKI’ UYARISI
Avustralya Dışişleri Bakanı Marise Payne, Avustralya’nın Çin’in koronavirüs yanıtına yönelik uluslararası bir soruşturma başlatılması girişimleri karşısında Pekin’in ekonomik baskı uygulama girişiminde bulunmaması uyarısı yaptı.
Avustralya Başbakanı Scott Morrison, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada koronavirüs salgını ile ilgili uluslararası soruşturma talep etmişti.
Avustralya, geçen hafta Dünya Sağlık Örgütü’nün tüm üyelerine koronavirüsün çıkışı ve yayılması konusunda uluslararası bir soruşturma başlatılması için çağrı yapmıştı. Avustralya bu konudaki lobi faaliyetlerini sürdürüyor.
[BoldMedya] 27.4.2020
Yüzbaşının infaz anı! ve Cezaevinde 23 Nisan! Adem Yavuz Arslan yorumladı
16 Temmuz sabahı emrindeki askerlerle beraber Jandarma Genel Komutanlığı’ndaki binadan yarı çıplak ve elleri başlarında çıkan Yüzbaşı Yasin Özdemir’in infaz edildiği anların görüntüleri 15 Temmuz’da yaşanan karanlık sürecin bir parçası olarak ortaya çıktı.
BOLD – Yüzbaşı Özdemir’in zırhlı polis aracından otomatik silahla infaz edildiğini gösteren görüntüleri Gazeteci Adem Yavuz Arslan, BOLD Medya YouTube kanalında yorumladı. Fatih Akalan’ın sunumuyla gerçekleşen canlı yayında Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun 23 Nisan’da paylaştığı cezaevlerindeki çocukların görüntüsü gündem oldu. Pankreas kanseri olduğu ortaya çıkan tutuklu gazeteci Mevlüt Öztaş’ın tahliye edilmemesi ve yaşadığı sağlık sorunları ve Türkiye başta olmak üzere dünya genelindeki güncel gelişmeler değerlendirildi.
[BoldMedya] 27.4.2020
BOLD – Yüzbaşı Özdemir’in zırhlı polis aracından otomatik silahla infaz edildiğini gösteren görüntüleri Gazeteci Adem Yavuz Arslan, BOLD Medya YouTube kanalında yorumladı. Fatih Akalan’ın sunumuyla gerçekleşen canlı yayında Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun 23 Nisan’da paylaştığı cezaevlerindeki çocukların görüntüsü gündem oldu. Pankreas kanseri olduğu ortaya çıkan tutuklu gazeteci Mevlüt Öztaş’ın tahliye edilmemesi ve yaşadığı sağlık sorunları ve Türkiye başta olmak üzere dünya genelindeki güncel gelişmeler değerlendirildi.
[BoldMedya] 27.4.2020
TİHV Başkanı Fincancı: Cumhurbaşkanından randevu istedim,cevap bekliyorum
Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, “Geçmişte yapılan açlık grevi eylemlerinde en azından müzakereler yürütülüyordu ancak şimdi hiçbir iletişim kanalı yok” dedi.
Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerini, konser yasaklarının kaldırılması için ölüm orucundaki Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek'in durumunu değerlendiren Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, “Geçmişte yapılan açlık grevi eylemlerinde en azından müzakereler yürütülüyordu ancak şimdi hiçbir iletişim kanalı yok” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerini konuşmak için randevu istediğini ifade eden Fincancı, kendisinden yanıt beklediğini söyledi.
TİHV Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, gündemdeki ölüm oruçlarını, Koronavirüs salgını nedeniyle cezaevlerindeki durumu T24.com'dan Şirin Payzın’a anlattı.
Fincancı 100 bine yakın hükümlünün cezaevlerinden tahliye edilmesini sağlayan infaz düzenlemesi için “İnfaz yasası aslında salgın nedeniyle yapılmış bir düzenleme değil. Çetelere yönelik af kapsamında değerlendirilebilecek bir süreç” ifadelerini kullandı.
Türkiye’deki cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin sayısının 294 bin olarak açıklandığını belirten Fincancı, infaz yasasından yararlanan hükümlülerin tahliyesinden sonra bile cezaevlerinin kapasitesinin hâlâ yüksek olduğunu söyledi. Fincancı, “İnfaz yasası ile salıverilenlerin tam sayısını bilmiyoruz ama 60 bin ile 90 bin arası olduğu söyleniyor. Cezaevlerinin zaten arttırılmış kapasitesi 220 bindi bu da sıkışık koşullarda arttırılmış bir kapasite. Dolayısıyla 220 binin altına düşmemiş görünüyor” diye konuştu.
Yaşam hakkının korunmasının devletin yükümlülüğünde olduğunu dile getiren Fincancı, kültürel faaliyetleri üzerindeki baskıların kaldırılması nedeniyle ölüm orucuna devam Grup Yorum üyeleri ile adil yargılanma talebiyle ölüm orucunu sürdürenlerin taleplerine ilişkin herhangi bir girişim olmadığını söyledi. Birçok davada gizli tanık ifadeleri üzerine kararlar alındığını, soruşturmalara gizlilik kararı getirildiğini ve avukatların kimin ne ifade verdiğini dahi öğrenemediğini belirten Financı, “Grup Yorum’un çok basit bir talebi var; konser izninin verilmesi" diye konuştu.
Adil yargılanma hakkı için ölüm orucu eyleminde hayatını kaybeden 28 yaşındaki Mustafa Koçak'ı hatırlatan Fincancı, " Koçak, katledilen savcı Kiraz’ın ölümünde kullanılan silahı temin etmekten yargılanmıştı. Ortada gizli bir tanık vardı. Pek çok insan hakkında tanıklık yapan bu kişinin ifadeleri dosyaya girmişti. İşkence altında iddia edilen ifadeler, gizli tanık ifadeleri var. Talepleri adil yargılanma. Yargıtay bunu değerlendirecekti ancak herhangi bir gelişme olmadı” dedi.
[Samanyolu Haber] 27.4.2020
Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerini, konser yasaklarının kaldırılması için ölüm orucundaki Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek'in durumunu değerlendiren Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, “Geçmişte yapılan açlık grevi eylemlerinde en azından müzakereler yürütülüyordu ancak şimdi hiçbir iletişim kanalı yok” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerini konuşmak için randevu istediğini ifade eden Fincancı, kendisinden yanıt beklediğini söyledi.
TİHV Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, gündemdeki ölüm oruçlarını, Koronavirüs salgını nedeniyle cezaevlerindeki durumu T24.com'dan Şirin Payzın’a anlattı.
Fincancı 100 bine yakın hükümlünün cezaevlerinden tahliye edilmesini sağlayan infaz düzenlemesi için “İnfaz yasası aslında salgın nedeniyle yapılmış bir düzenleme değil. Çetelere yönelik af kapsamında değerlendirilebilecek bir süreç” ifadelerini kullandı.
Türkiye’deki cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin sayısının 294 bin olarak açıklandığını belirten Fincancı, infaz yasasından yararlanan hükümlülerin tahliyesinden sonra bile cezaevlerinin kapasitesinin hâlâ yüksek olduğunu söyledi. Fincancı, “İnfaz yasası ile salıverilenlerin tam sayısını bilmiyoruz ama 60 bin ile 90 bin arası olduğu söyleniyor. Cezaevlerinin zaten arttırılmış kapasitesi 220 bindi bu da sıkışık koşullarda arttırılmış bir kapasite. Dolayısıyla 220 binin altına düşmemiş görünüyor” diye konuştu.
Yaşam hakkının korunmasının devletin yükümlülüğünde olduğunu dile getiren Fincancı, kültürel faaliyetleri üzerindeki baskıların kaldırılması nedeniyle ölüm orucuna devam Grup Yorum üyeleri ile adil yargılanma talebiyle ölüm orucunu sürdürenlerin taleplerine ilişkin herhangi bir girişim olmadığını söyledi. Birçok davada gizli tanık ifadeleri üzerine kararlar alındığını, soruşturmalara gizlilik kararı getirildiğini ve avukatların kimin ne ifade verdiğini dahi öğrenemediğini belirten Financı, “Grup Yorum’un çok basit bir talebi var; konser izninin verilmesi" diye konuştu.
Adil yargılanma hakkı için ölüm orucu eyleminde hayatını kaybeden 28 yaşındaki Mustafa Koçak'ı hatırlatan Fincancı, " Koçak, katledilen savcı Kiraz’ın ölümünde kullanılan silahı temin etmekten yargılanmıştı. Ortada gizli bir tanık vardı. Pek çok insan hakkında tanıklık yapan bu kişinin ifadeleri dosyaya girmişti. İşkence altında iddia edilen ifadeler, gizli tanık ifadeleri var. Talepleri adil yargılanma. Yargıtay bunu değerlendirecekti ancak herhangi bir gelişme olmadı” dedi.
[Samanyolu Haber] 27.4.2020
Emrullah Gülüşken hakkında ilginç iddialar
Korona virüse yakalanan Türk vatandaşı Emrullah Gülüşken, İsveç’te tedavi göremedi iddiasıyla Sağlık Bakanlığına ait özel jet ile alınarak Türkiye’ye getirildi. Gülüşken’in Leyla’nın sosyal medyadan çağrısı ile başlayan süreç ‘şov’ tartışmalarını da beraberinde getirdi.
Türkiye ve dünyada etkili olan korona virüs salgını yavaş yavaş gücünü kaybetmeye devam ederken, geçtiğimiz gün İsveç’ten getirilen bir Türk vatandaşı tartışmaları da beraberinde getirdi.İsveç’te koronaya yakalanan ve evde tedavi edildiği belirtilen Emrullah Gülüşken, kızı Leyla’nın sosyal medya üzerinden yaptığı çağrı ile Türkiye’ye getirildi.
Leyla’nın çağrısına bizzat Sağlık Bakanı Fahrettin Koca yanıt verirken, bakanlığın ambulans jeti ile alınan baba Gülüşken ve çocukları Türkiye’de gözetim altına alındı. Emrullah Gülüşken’in sağlık durumunun ise iyi olduğu öğrenildi.
TÜRKİYE İSVEÇ BASINININ GÜNDEMİNE OTURDU
Türk vatandaşının İsveç’ten getirilmesi İsveç’te de basının gündemindeydi. Gülüşken'in alınmadığı hastanenin bulunduğu yerel yönetimin basın sekreteri Jimm Gottfridsson ise gazeteye yaptığı açıklamada, "Covid-19 hastalığı için belirlenmiş bir rutin var. Tıbbi değerlendirme her bir vakaya özel olarak belirleniyor.
Şu aşamada, Covid-19 hastalarının çoğunluğunun hastanede tedavi altına alınmadığının altını çizmek gerekiyor." dedi.Öyle ki Türkiye’de de bazı hastaların, hastaneler yerine evlerinde tedavisine devam edildiği biliniyor.
İDDİALAR BERABERİNDE GELDİ
Öte yandan Gülüşken ailesiyle ilgili çeşitli iddialar da sosyal medyada gündem oldu. Emrullah Gülüşken’in AKP paylaşımları ortaya çıkarken Gülüşken’in parti üyesi olduğu iddia edildi.Ayrıca Gülüşken’in maddi durumunun da iyi olduğu ifade edildi.
[Samanyolu Haber] 27.4.2020
Türkiye ve dünyada etkili olan korona virüs salgını yavaş yavaş gücünü kaybetmeye devam ederken, geçtiğimiz gün İsveç’ten getirilen bir Türk vatandaşı tartışmaları da beraberinde getirdi.İsveç’te koronaya yakalanan ve evde tedavi edildiği belirtilen Emrullah Gülüşken, kızı Leyla’nın sosyal medya üzerinden yaptığı çağrı ile Türkiye’ye getirildi.
Leyla’nın çağrısına bizzat Sağlık Bakanı Fahrettin Koca yanıt verirken, bakanlığın ambulans jeti ile alınan baba Gülüşken ve çocukları Türkiye’de gözetim altına alındı. Emrullah Gülüşken’in sağlık durumunun ise iyi olduğu öğrenildi.
TÜRKİYE İSVEÇ BASINININ GÜNDEMİNE OTURDU
Türk vatandaşının İsveç’ten getirilmesi İsveç’te de basının gündemindeydi. Gülüşken'in alınmadığı hastanenin bulunduğu yerel yönetimin basın sekreteri Jimm Gottfridsson ise gazeteye yaptığı açıklamada, "Covid-19 hastalığı için belirlenmiş bir rutin var. Tıbbi değerlendirme her bir vakaya özel olarak belirleniyor.
Şu aşamada, Covid-19 hastalarının çoğunluğunun hastanede tedavi altına alınmadığının altını çizmek gerekiyor." dedi.Öyle ki Türkiye’de de bazı hastaların, hastaneler yerine evlerinde tedavisine devam edildiği biliniyor.
İDDİALAR BERABERİNDE GELDİ
Öte yandan Gülüşken ailesiyle ilgili çeşitli iddialar da sosyal medyada gündem oldu. Emrullah Gülüşken’in AKP paylaşımları ortaya çıkarken Gülüşken’in parti üyesi olduğu iddia edildi.Ayrıca Gülüşken’in maddi durumunun da iyi olduğu ifade edildi.
[Samanyolu Haber] 27.4.2020
Avusturya'dan salgın sonrası örnek olacak ekonomik adım
Koronavirüs salgını sonrasında hazırlanan Avusturya'da yeni ekonomik adımların da gündeme geldiği ifade ediliyor.
Koronavirüs'e karşı evde kalma önlemlerini gevşetmeye başlayan Avusturya hükümeti, ekonomiyi yeniden hareketlendirme kapsamında emekçilerden aldığı vergileri azaltacağı, çok uluslu şirketlerden aldığı vergileri artıracağını duyurdu.
Sputnik'in haberine göre muhafazakar eğilimli Avusturya Halk Partisi'nin (ÖVP) lideri, ÖVP-Yeşiller koalisyon hükümetinin Başbakanı Sebastian Kurz, geçen yılın ekonomik hasılasının yüzde 10'una tekabül eden 38 milyar euroluk kurtarma paketi sunması sonrası, yeni mali önlemler açıkladı.
"İç tüketimi teşvik etmek de lazım"
İkinci Cumhuriyet'in kuruluşunun 75. yıldönümü vesilesiyle konuşan Başbakan Kurz, 38 milyar euroluk paketin 14 milyar eurosunu ödediklerini aktararak şunları söyledi:
"İster sağlık çalışanları ister güvenlik güçleri mensupları isterse süpermarket çalışanları veya diğerleri olsun, ağır işlerde çok çalışanların gelecekte cepleri daha dolu olmalı. Bu bir sosyal adalet meselesidir ama aynı zamanda böylesi zor zamanlarda iç tüketimi teşvik etmek de gerekmektedir."
"Büyük şirketlerin adil olmayan vergi pratikleriyle mücadele edeceğiz"
Düşük ve orta gelirlilerin vergilerini düşürmeyi vadeden Kurz, çok uluslu şirketlere de daha fazla vergi ödemeleri için baskı yapacaklarından söz ederek şöyle devam etti:
"Ulusal ve Avrupa düzeyinde vergi kaçırmanın her türüyle ve büyük şirketlerin adil olmayan vergi pratikleriyle mücadele edeceğiz, çünkü herkes bilhassa da böyle zamanlarda payına düşen adil vergiyi ödemeli."
Avusturya'da özellikle ABD merkezli çok uluslu teknoloji devleri Google ve Facebook gibi şirketlerin dijital reklam gelirlerinden yüzde 5 vergi alınıyor.
Hükümetin kurtarma paketi işten çıkarmaları önlemeye yönelik kısa çalışma ödeneğini de içerirken, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 1.1 milyon çalışan için yapılan başvuruyu onayladı. Avusturya'nın toplam işgücü 4.6 milyon.
Önlemler kalkmaya başladı
Avrupa'da Koronavirüs'e karşı erken harekete geçen ülkelerden olan Avusturya, 6 hafta öne okullar, barlar, restoranlar, tiyatrolar, elzem olmayan dükkanlar ve diğer toplanma yerlerini kapatmıştı. Bu sayede günlük enfeksiyon oranının yüzde 1'in altında ve şimdilik ölü sayısının 542'de kalması üzerine, hükümet ekonominin aşamalı olarak kısmen açılmasına karar verdi.
Gelecek hafta itibariyle anaokulları da yeniden açılacak. Sınıflarda öğrenci sınırlamasına gidilecek okullarda, öncelik çalışan ebeveynlerin çocuklarına verilirken, gelecek yıl ilkokula başlayacak çocuklar da her gün düzenli olarak kreşe gidebilecek. Diğer çocukların ise haftada 2-3 gün gelmelerine izin verilecek.
[Samanyolu Haber] 27.4.2020
Koronavirüs'e karşı evde kalma önlemlerini gevşetmeye başlayan Avusturya hükümeti, ekonomiyi yeniden hareketlendirme kapsamında emekçilerden aldığı vergileri azaltacağı, çok uluslu şirketlerden aldığı vergileri artıracağını duyurdu.
Sputnik'in haberine göre muhafazakar eğilimli Avusturya Halk Partisi'nin (ÖVP) lideri, ÖVP-Yeşiller koalisyon hükümetinin Başbakanı Sebastian Kurz, geçen yılın ekonomik hasılasının yüzde 10'una tekabül eden 38 milyar euroluk kurtarma paketi sunması sonrası, yeni mali önlemler açıkladı.
"İç tüketimi teşvik etmek de lazım"
İkinci Cumhuriyet'in kuruluşunun 75. yıldönümü vesilesiyle konuşan Başbakan Kurz, 38 milyar euroluk paketin 14 milyar eurosunu ödediklerini aktararak şunları söyledi:
"İster sağlık çalışanları ister güvenlik güçleri mensupları isterse süpermarket çalışanları veya diğerleri olsun, ağır işlerde çok çalışanların gelecekte cepleri daha dolu olmalı. Bu bir sosyal adalet meselesidir ama aynı zamanda böylesi zor zamanlarda iç tüketimi teşvik etmek de gerekmektedir."
"Büyük şirketlerin adil olmayan vergi pratikleriyle mücadele edeceğiz"
Düşük ve orta gelirlilerin vergilerini düşürmeyi vadeden Kurz, çok uluslu şirketlere de daha fazla vergi ödemeleri için baskı yapacaklarından söz ederek şöyle devam etti:
"Ulusal ve Avrupa düzeyinde vergi kaçırmanın her türüyle ve büyük şirketlerin adil olmayan vergi pratikleriyle mücadele edeceğiz, çünkü herkes bilhassa da böyle zamanlarda payına düşen adil vergiyi ödemeli."
Avusturya'da özellikle ABD merkezli çok uluslu teknoloji devleri Google ve Facebook gibi şirketlerin dijital reklam gelirlerinden yüzde 5 vergi alınıyor.
Hükümetin kurtarma paketi işten çıkarmaları önlemeye yönelik kısa çalışma ödeneğini de içerirken, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 1.1 milyon çalışan için yapılan başvuruyu onayladı. Avusturya'nın toplam işgücü 4.6 milyon.
Önlemler kalkmaya başladı
Avrupa'da Koronavirüs'e karşı erken harekete geçen ülkelerden olan Avusturya, 6 hafta öne okullar, barlar, restoranlar, tiyatrolar, elzem olmayan dükkanlar ve diğer toplanma yerlerini kapatmıştı. Bu sayede günlük enfeksiyon oranının yüzde 1'in altında ve şimdilik ölü sayısının 542'de kalması üzerine, hükümet ekonominin aşamalı olarak kısmen açılmasına karar verdi.
Gelecek hafta itibariyle anaokulları da yeniden açılacak. Sınıflarda öğrenci sınırlamasına gidilecek okullarda, öncelik çalışan ebeveynlerin çocuklarına verilirken, gelecek yıl ilkokula başlayacak çocuklar da her gün düzenli olarak kreşe gidebilecek. Diğer çocukların ise haftada 2-3 gün gelmelerine izin verilecek.
[Samanyolu Haber] 27.4.2020
El kesesinden yiyin efendiler yiyin!
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) Başkan Muhiddin Gülal, Hizmet Hareketi'ne mensup işadamlarına ait 804 şirketin kaynaklarını har vurup harman savuruyor.
TURHAN BOZKURT | ANALİZ- Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükûmetinin keyfi kararla el koyduğu ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na (TMSF) devrettiği 804 şirketin kaynaklarının nasıl peşkeş çekildiğini TMSF tarafından yayımlanan faaliyet raporu gözler önüne serdi.
Buna göre TMSF'nin seyahat, konaklama, ikram ve hediye harcamalarını ifade eden "temsil ve tanıtım harcamaları" 2019 yılında yüzde 3 bin 538 artarak 1,8 milyon liraya yükseldi.
2016-2019 arası harcamaları 45 bin ile 56 bin TL arasında değişiyordu.
Şu ana kadar yüzlerce davada TMSF'nin el koyduğu 804 şirketin 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü ile irtibatı olduğuna dair tek delil bulunamadı.
Buna rağmen şirketler asıl sahiplerine iade edilmediği gibi şirketlerin içi boşaltılıyor.
KAYYIM, BOYDAK'IN 20 MİLYON EUROSUNU ZİMMETİNE GEÇİRDİ
Boydak, Koza İpek, Kaynak, Naksan, Abalıoğlu (Lezita Piliç) ve Alfemo gibi sektörlerinin devi gruplara AKP’li isimler yüksek ücretlerle kayyım olarak tayin edildi.
Kayyımların yolsuzluklarına göz yumulurken, şirketlere ait mal varlıkları piyasa rayicinin altında AKP yandaşlarına peşkeş çekiliyor.
Sadece Boydak'ta genel müdür olarak görev yapan kayyım Ertunç Laçinel'in 20 milyon euro (175 milyon TL) Slovenya'da kendi kurduğu şirkete aktararak zimmetine geçirdiği ortaya çıkmıştı.
TMSF Başkanı Muhiddin Gülal, AKP'den iki dönem İstanbul Beyoğlu ilçe belediye meclisi üyesi olarak seçilmişti.
Hırsızlığın ortaya çıkması üzerine TMSF Başkanı Muhiddin Gülal, Laçinel'i görevden alsa da herhangi bir suç duyurusunda bulunmamıştı. Zira hırsızlığa kılıf olarak hazırlanan paravan şirketin kuruluş kararında Gülal'ın kendi imzası da var.
2016 yılında 45 bin 787 TL, 2017’de 56 bin 538 TL, 2018’de 52 bin 127 TL’lik temsil ve tanıtma harcaması yapan TMSF'nin aynı kalemde harcama tutarı 2019’da 1 milyon 896 bin TL’ye fırladı.
El koyduğu menkul ve gayrimenkullerle Türkiye’nin en büyük holdingleri ile boy ölçüşecek büyüklüğe ulaşan TMSF, 2019 sonu itibarıyla 3 bin 949’u bankalardan, 1.966’sı fona borçlu gruplardan, 166’sı da diğer kaynaklardan olmak üzere 6 bin 81 gayrimenkul devraldı.
Bunlardan 5 bin 817’sini sattı ya da iade etti, 1 milyar 576 milyon Dolar tahsilat sağlandı.
“MUAZZAM ZARAR”IN İNŞAATI
TMSF raporunda AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan’ın imam-hatip lisesinden arkadaşı Burak Aksüs’e ihalesiz olarak kat karşılığı inşaat yapımı için ihalesiz verilen İstanbul Ataşehir’deki 4 adet parselde toplam 35 bin 788 metrekarelik arsadaki inşaat projesinin sürdüğü ifade edildi.
Devir işlemine Sayıştay raporunda “muazzam zarar” şeklinde atıf yapılmıştı.
TMSF’nin işgalci konumunda bulunduğu 804 şirketin aktif büyüklüğü 2019 yılı sonunda 59,7 milyar TL, özkaynakları ise 25,37 milyar TL.
40 bin 667 kişinin çalıştığı şirketlerin ciro toplamı ise yaklaşık 33,54 milyar TL oldu.
AKP'nin servet transferi için sopa olarak kullandığı ve başında tescilli AKP'li Muhittin Gülal'ın bulunduğu TMSF'nin "temsil ve konaklama giderleri" Türkiye'deki ahbap-çavuş Kapitalizminin suda görünen kısmı.
[Samanyolu Haber] 27.4.2020
TURHAN BOZKURT | ANALİZ- Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükûmetinin keyfi kararla el koyduğu ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na (TMSF) devrettiği 804 şirketin kaynaklarının nasıl peşkeş çekildiğini TMSF tarafından yayımlanan faaliyet raporu gözler önüne serdi.
Buna göre TMSF'nin seyahat, konaklama, ikram ve hediye harcamalarını ifade eden "temsil ve tanıtım harcamaları" 2019 yılında yüzde 3 bin 538 artarak 1,8 milyon liraya yükseldi.
2016-2019 arası harcamaları 45 bin ile 56 bin TL arasında değişiyordu.
Şu ana kadar yüzlerce davada TMSF'nin el koyduğu 804 şirketin 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü ile irtibatı olduğuna dair tek delil bulunamadı.
Buna rağmen şirketler asıl sahiplerine iade edilmediği gibi şirketlerin içi boşaltılıyor.
KAYYIM, BOYDAK'IN 20 MİLYON EUROSUNU ZİMMETİNE GEÇİRDİ
Boydak, Koza İpek, Kaynak, Naksan, Abalıoğlu (Lezita Piliç) ve Alfemo gibi sektörlerinin devi gruplara AKP’li isimler yüksek ücretlerle kayyım olarak tayin edildi.
Kayyımların yolsuzluklarına göz yumulurken, şirketlere ait mal varlıkları piyasa rayicinin altında AKP yandaşlarına peşkeş çekiliyor.
Sadece Boydak'ta genel müdür olarak görev yapan kayyım Ertunç Laçinel'in 20 milyon euro (175 milyon TL) Slovenya'da kendi kurduğu şirkete aktararak zimmetine geçirdiği ortaya çıkmıştı.
TMSF Başkanı Muhiddin Gülal, AKP'den iki dönem İstanbul Beyoğlu ilçe belediye meclisi üyesi olarak seçilmişti.
Hırsızlığın ortaya çıkması üzerine TMSF Başkanı Muhiddin Gülal, Laçinel'i görevden alsa da herhangi bir suç duyurusunda bulunmamıştı. Zira hırsızlığa kılıf olarak hazırlanan paravan şirketin kuruluş kararında Gülal'ın kendi imzası da var.
2016 yılında 45 bin 787 TL, 2017’de 56 bin 538 TL, 2018’de 52 bin 127 TL’lik temsil ve tanıtma harcaması yapan TMSF'nin aynı kalemde harcama tutarı 2019’da 1 milyon 896 bin TL’ye fırladı.
El koyduğu menkul ve gayrimenkullerle Türkiye’nin en büyük holdingleri ile boy ölçüşecek büyüklüğe ulaşan TMSF, 2019 sonu itibarıyla 3 bin 949’u bankalardan, 1.966’sı fona borçlu gruplardan, 166’sı da diğer kaynaklardan olmak üzere 6 bin 81 gayrimenkul devraldı.
Bunlardan 5 bin 817’sini sattı ya da iade etti, 1 milyar 576 milyon Dolar tahsilat sağlandı.
“MUAZZAM ZARAR”IN İNŞAATI
TMSF raporunda AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan’ın imam-hatip lisesinden arkadaşı Burak Aksüs’e ihalesiz olarak kat karşılığı inşaat yapımı için ihalesiz verilen İstanbul Ataşehir’deki 4 adet parselde toplam 35 bin 788 metrekarelik arsadaki inşaat projesinin sürdüğü ifade edildi.
Devir işlemine Sayıştay raporunda “muazzam zarar” şeklinde atıf yapılmıştı.
TMSF’nin işgalci konumunda bulunduğu 804 şirketin aktif büyüklüğü 2019 yılı sonunda 59,7 milyar TL, özkaynakları ise 25,37 milyar TL.
40 bin 667 kişinin çalıştığı şirketlerin ciro toplamı ise yaklaşık 33,54 milyar TL oldu.
AKP'nin servet transferi için sopa olarak kullandığı ve başında tescilli AKP'li Muhittin Gülal'ın bulunduğu TMSF'nin "temsil ve konaklama giderleri" Türkiye'deki ahbap-çavuş Kapitalizminin suda görünen kısmı.
[Samanyolu Haber] 27.4.2020
MazlumDer’den ‘Cezaevinde Büyüyen Çocuklar’ raporu: Toplumun geleceği hapsediliyor
Anneleriyle birlikte cezaevinde kalan çocuklar, toplumun en önemli sorunlarından biri. Türkiye özelinde bu sorun, özellikle 2016 yılındaki OHAL döneminde ve takip eden süreçte daha can yakıcı bir hal aldı. MazlumDer İstanbul Şubesi, anneleriyle birlikte cezaevinde bulunan 800’den fazla çocukla ilgili bir rapor hazırladı. Cezaevlerinde çok ciddi hak ihlalleri yaşandığına değinilen raporda, geçmişten bugüne anneleriyle birlikte cezaevinde kalan 0-6 yaş çocukların fiziksel ve psikolojik gelişmelerinde ciddi sorunlar görüldüğü hatırlatıldı.
ÖNCELİK ÇOCUĞUN ÜSTÜN YARARI OLMALIDIR
“Çocuklu kadınların tutuklanması veya hapis cezasıyla cezalandırılması ilk tercih olmamalı, öncelikle alternatif yolların imkânı değerlendirilmelidir.” denilen raporda, “Bu ifadeler; “çocuğu olan hiçbir kadın tutuklanmasın yahut hapis cezasına mahkûm edilmesin” demek değildir. Önceliğin “çocuğun üstün yararı”na verilmesi gerektiğini hatırlatan haklı serzenişlerdir.” ifadeleri kullanıldı.
TOPLUMUN GELECEĞİ HAPSEDİLİYOR
Cezaevlerinin yetişkinler için bile ıslah aracı olup olmadığının tartışmalı olduğu belirtilen raporda, “Cezaevinde çocuklara yer olmadığını, çocukların ciddi mağduriyetlere maruz kaldıklarını söylemek mümkündür. Ancak, cezaevi sistemi içerisinde çocuklara maddi ve manevi yer bulunamıyorsa tek çözüm annesini çocuktan ayırmak yolu olmamalıdır. Zira bu yolu seçmek kolay ve insani değerler göz ardı edilerek yapılmış bir seçimdir. Bununla birlikte uzun vadede toplumsal dönüşümde onarılamaz yaralar açacak bir çözümdür, uygulamadaki kolaycı ve yüzeysel çözümlerin tartışılması sorunun çözümü açısından önemlidir. Geçmişten günümüze anneleri ile cezaevinde kalan 0-6 yaş grubu çocukların cezaevi koşullarında fizyolojik ve psikolojik olarak zarar gördüğü, suçlu gibi cezalandırıldıkları, temel haklarından dahi mahrum bırakıldıkları üzülerek şahit olduğumuz durumlardır. Cezaevinin yetişkinler için dahi ıslah aracı olup olmadığı tartışmalıdır; daha çok zarara sebep olduğu, topluma kazandırmak yerine toplumdan soyutladığı ve büyük ihtimalle suça yönlendirdiği görülmektedir. Hal böyle olunca çocukların bu sistem içine suçlu gibi dahil edilmeleri, toplumun geleceğinin cezaevi şartlarına mahkûm edilmesi anlamına gelmektedir.” denildi.
RAPORUN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ
İKİ ÇOCUĞUMLA HÜCREDE KALIYORUM
Raporda, cezaevinde çocuklarıyla birlikte kalan annelerin ifadelerine de yer verilmiş. İşte onlardan bazıları:
“S.P.; “2 senedir tutuklu olduğunu, 2 kişi ile birlikte hücrede kaldığını, infaz koruma memurlarının zaman zaman kötü söz ve muamelelerine maruz kaldığını, çocuklarının Çocuk Esirgeme Kurumunda olduğunu ve 2 yıldır telefonla dahi görüştürülmediğini” belirtmiştir.
H.Y.; “2 senedir tutuklu bulunduğunu, çocuğunu yalnızca 1,5 ay yanında tutabildiğini, 6 yaşına girer girmez ailesine teslim etmek zorunda kaldığını, çölyak hastası olmasına rağmen sağlığına uygun yiyeceklerin kendisine verilmediğini” belirtmiştir.
S.D.; “15 aydır tutuklu bulunduğunu, 4,5 ve 2,5 yaşında iki çocuğu ile hücrede kaldığını, infaz koruma memurlarının kötü söz ve muamelesine, çocuklarını yurda gönderme tehditlerine maruz kaldığını; cezaevine ilk geldiği günlerde küçük çocuğuna mama yapabilmek için sıcak su istediğini, ancak vermediklerini; günlük 1 saat olan bahçe izinlerine soğuk havalarda çocukların hasta olmasına rağmen zorla çıkarıldıklarını, çıkarıldıklarında çocukların tuvaleti geldiğinde süre bitmeden içeri almadıklarını; 4,5 yaşındaki oğlunun kreşe gittiğini, 2,5 yaşındaki çocuğunun ise kreşe gitmeyip yalnızca haftada 1 saat oyun odasına gidebildiğini” belirtmiştir.
GARDİYAN: AL ŞU ÇOCUĞU, GERİ ZEKALI KADIN!
S.Ö.; “4,5 aydır terör örgütü üyeliği isnadıyla tutuklu bulunduğunu, 2 yaşındaki kızı ile birlikte hücrede kaldığını, cezaevinde verilen mamanın tek marka olduğunu, çocuğunun bu mamayı yemediğini başka markaların kantine getirilmesini ve ücret karşılığında almak istediklerini cezaevi yönetimine söylediğini, yazılı dilekçe ile de başvurduğunu ancak 2 ay sonra kantine farklı markaların mamalarının geldiğini, cezaevine kesinlikle oyuncak alınmadığını, şu anda hiçbir oyuncağın verilmediğini, kızının elinden düşürmediği bez bebeği ise 2016 yılından beri tutuklu olan bir kadının verdiğini, kızının kreşe haftada 1 gün gittiğini, bahçeye çıkınca çocuğun tuvaleti geldiğinde içeriye almadıklarını, butona basmalarından yarım saat sonra gardiyanın geldiğini, çocuğu koridorda kedi görüp sevmek için koşmaya başlaması üzerine çocuğu gören gardiyanın bağırarak “al şu çocuğunu geri zekalı kadın, biz senin çocuğunu mu bekleyeceğiz!” şeklinde hakaret ettiğini, çocuğunun parmağını demir kapıya sıkıştırmasına rağmen ancak 15 gün sonra cezaevi doktoruna götürüldüğünü, tedavisinin yapılmadığını” iddia etmiştir.”
[TR724] 27.4.2020
ÖNCELİK ÇOCUĞUN ÜSTÜN YARARI OLMALIDIR
“Çocuklu kadınların tutuklanması veya hapis cezasıyla cezalandırılması ilk tercih olmamalı, öncelikle alternatif yolların imkânı değerlendirilmelidir.” denilen raporda, “Bu ifadeler; “çocuğu olan hiçbir kadın tutuklanmasın yahut hapis cezasına mahkûm edilmesin” demek değildir. Önceliğin “çocuğun üstün yararı”na verilmesi gerektiğini hatırlatan haklı serzenişlerdir.” ifadeleri kullanıldı.
TOPLUMUN GELECEĞİ HAPSEDİLİYOR
Cezaevlerinin yetişkinler için bile ıslah aracı olup olmadığının tartışmalı olduğu belirtilen raporda, “Cezaevinde çocuklara yer olmadığını, çocukların ciddi mağduriyetlere maruz kaldıklarını söylemek mümkündür. Ancak, cezaevi sistemi içerisinde çocuklara maddi ve manevi yer bulunamıyorsa tek çözüm annesini çocuktan ayırmak yolu olmamalıdır. Zira bu yolu seçmek kolay ve insani değerler göz ardı edilerek yapılmış bir seçimdir. Bununla birlikte uzun vadede toplumsal dönüşümde onarılamaz yaralar açacak bir çözümdür, uygulamadaki kolaycı ve yüzeysel çözümlerin tartışılması sorunun çözümü açısından önemlidir. Geçmişten günümüze anneleri ile cezaevinde kalan 0-6 yaş grubu çocukların cezaevi koşullarında fizyolojik ve psikolojik olarak zarar gördüğü, suçlu gibi cezalandırıldıkları, temel haklarından dahi mahrum bırakıldıkları üzülerek şahit olduğumuz durumlardır. Cezaevinin yetişkinler için dahi ıslah aracı olup olmadığı tartışmalıdır; daha çok zarara sebep olduğu, topluma kazandırmak yerine toplumdan soyutladığı ve büyük ihtimalle suça yönlendirdiği görülmektedir. Hal böyle olunca çocukların bu sistem içine suçlu gibi dahil edilmeleri, toplumun geleceğinin cezaevi şartlarına mahkûm edilmesi anlamına gelmektedir.” denildi.
RAPORUN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ
İKİ ÇOCUĞUMLA HÜCREDE KALIYORUM
Raporda, cezaevinde çocuklarıyla birlikte kalan annelerin ifadelerine de yer verilmiş. İşte onlardan bazıları:
“S.P.; “2 senedir tutuklu olduğunu, 2 kişi ile birlikte hücrede kaldığını, infaz koruma memurlarının zaman zaman kötü söz ve muamelelerine maruz kaldığını, çocuklarının Çocuk Esirgeme Kurumunda olduğunu ve 2 yıldır telefonla dahi görüştürülmediğini” belirtmiştir.
H.Y.; “2 senedir tutuklu bulunduğunu, çocuğunu yalnızca 1,5 ay yanında tutabildiğini, 6 yaşına girer girmez ailesine teslim etmek zorunda kaldığını, çölyak hastası olmasına rağmen sağlığına uygun yiyeceklerin kendisine verilmediğini” belirtmiştir.
S.D.; “15 aydır tutuklu bulunduğunu, 4,5 ve 2,5 yaşında iki çocuğu ile hücrede kaldığını, infaz koruma memurlarının kötü söz ve muamelesine, çocuklarını yurda gönderme tehditlerine maruz kaldığını; cezaevine ilk geldiği günlerde küçük çocuğuna mama yapabilmek için sıcak su istediğini, ancak vermediklerini; günlük 1 saat olan bahçe izinlerine soğuk havalarda çocukların hasta olmasına rağmen zorla çıkarıldıklarını, çıkarıldıklarında çocukların tuvaleti geldiğinde süre bitmeden içeri almadıklarını; 4,5 yaşındaki oğlunun kreşe gittiğini, 2,5 yaşındaki çocuğunun ise kreşe gitmeyip yalnızca haftada 1 saat oyun odasına gidebildiğini” belirtmiştir.
GARDİYAN: AL ŞU ÇOCUĞU, GERİ ZEKALI KADIN!
S.Ö.; “4,5 aydır terör örgütü üyeliği isnadıyla tutuklu bulunduğunu, 2 yaşındaki kızı ile birlikte hücrede kaldığını, cezaevinde verilen mamanın tek marka olduğunu, çocuğunun bu mamayı yemediğini başka markaların kantine getirilmesini ve ücret karşılığında almak istediklerini cezaevi yönetimine söylediğini, yazılı dilekçe ile de başvurduğunu ancak 2 ay sonra kantine farklı markaların mamalarının geldiğini, cezaevine kesinlikle oyuncak alınmadığını, şu anda hiçbir oyuncağın verilmediğini, kızının elinden düşürmediği bez bebeği ise 2016 yılından beri tutuklu olan bir kadının verdiğini, kızının kreşe haftada 1 gün gittiğini, bahçeye çıkınca çocuğun tuvaleti geldiğinde içeriye almadıklarını, butona basmalarından yarım saat sonra gardiyanın geldiğini, çocuğu koridorda kedi görüp sevmek için koşmaya başlaması üzerine çocuğu gören gardiyanın bağırarak “al şu çocuğunu geri zekalı kadın, biz senin çocuğunu mu bekleyeceğiz!” şeklinde hakaret ettiğini, çocuğunun parmağını demir kapıya sıkıştırmasına rağmen ancak 15 gün sonra cezaevi doktoruna götürüldüğünü, tedavisinin yapılmadığını” iddia etmiştir.”
[TR724] 27.4.2020
Ankara Barosu’ndan ‘Ali Erbaş soruşturması’ açıklaması!
Ankara Barosu’nun Diyanet İşleri Bakanı Ali Erbaş’ı eleştirmesi üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmaya ilişkin Ankara Barosu açıklama yaptı. Yapılan açıklamada “Ankara Barosu tarihinde hiçbir zaman dini değerleri aşağılamadığı gibi, görevi gereği Anayasa ile güvence altına alınan din ve vicdan hürriyetinin her zaman savunucusu olmuştur.” İfadeleri kullanıldı.
Ankara Barosu’ndan yapılan yazılı açıklamada, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın konuşmasındaki ifadelere ilişkin yapılan değerlendirmenin, Avukatlık Kanunu’nun barolara yüklediği insan haklarını koruma görevi ile laik ve sosyal hukuk devletinde yaşamanın gereği olduğu bildirildi.
ORGANİZE BİR ŞEKİLDE ÇARPITILDI
Bir cümlenin alınarak sosyal medyada organize bir şekilde çarpıtıldığı belirten Ankara Barosu şu ifadelere yer verdi:
‘‘Bu çerçevede, anılan yazı içeriğindeki ‘çağlar öncesine ait’ söylemi, İslam temelinde dini değerleri değil coğrafyadan ve tüm dinlerden bağımsız olarak dünya tarihinde çağlar boyunca yaşanan trajedilere vücut veren ayrımcı ve ötekileştirici zihniyeti ifade etmektedir.
Uluslararası ve ulusal düzenlemelerle yasal güvence altına alınmış bulunan en temel insan haklarını savunmaya dönük ve hiçbir suç unsuru içermeyen bu açıklamamız nedeniyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hakkımızda soruşturma başlatıldığını öğrenmiş bulunuyoruz.
Ankara Barosu tarihinde hiçbir zaman dini değerleri aşağılamadığı gibi, görevi gereği Anayasa ile güvence altına alınan din ve vicdan hürriyetinin her zaman savunucusu olmuştur.’’
[TR724] 27.4.2020
Ankara Barosu’ndan yapılan yazılı açıklamada, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın konuşmasındaki ifadelere ilişkin yapılan değerlendirmenin, Avukatlık Kanunu’nun barolara yüklediği insan haklarını koruma görevi ile laik ve sosyal hukuk devletinde yaşamanın gereği olduğu bildirildi.
ORGANİZE BİR ŞEKİLDE ÇARPITILDI
Bir cümlenin alınarak sosyal medyada organize bir şekilde çarpıtıldığı belirten Ankara Barosu şu ifadelere yer verdi:
‘‘Bu çerçevede, anılan yazı içeriğindeki ‘çağlar öncesine ait’ söylemi, İslam temelinde dini değerleri değil coğrafyadan ve tüm dinlerden bağımsız olarak dünya tarihinde çağlar boyunca yaşanan trajedilere vücut veren ayrımcı ve ötekileştirici zihniyeti ifade etmektedir.
Uluslararası ve ulusal düzenlemelerle yasal güvence altına alınmış bulunan en temel insan haklarını savunmaya dönük ve hiçbir suç unsuru içermeyen bu açıklamamız nedeniyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hakkımızda soruşturma başlatıldığını öğrenmiş bulunuyoruz.
Ankara Barosu tarihinde hiçbir zaman dini değerleri aşağılamadığı gibi, görevi gereği Anayasa ile güvence altına alınan din ve vicdan hürriyetinin her zaman savunucusu olmuştur.’’
[TR724] 27.4.2020
Açlık sınırı 2 bin 374 liraya yükseldi
Türk-İş, nisan ayı açlık ve yoksulluk sınırı rakamlarını açıkladı. Buna göre, dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 2 bin 374 lira, yoksulluk sınırı ise 7 bin 732 lira olarak belirlendi. Mart ayında açlık sınırı 2 bin 345 lira, yoksulluk sınırı ise 7 bin 639 lira düzeyindeydi.
Yazılı açıklamaya göre, nisan ayında gıda fiyatlarının aylık bazda yüzde 1.23, yıllık bazda ise yüzde 12.68 arttı. Açıklamada, küresel salgın koronavirüsün olumsuz etkilerinin Türkiye’de de görüldüğü, yaygınlaşan işsizlik ve yetersiz gelirin yoksul kesimlerin geçim koşullarını daha da kötüleştirdiği belirtildi. Salgının görülmeye başlamasından itibaren Türkiye’de bazı önlemlerin alındığı hatırlatılan açıklamada, şu değerlendirmelere yer verildi:
“Alınan önlemlerin pek çok ekonomik faaliyeti durdurması, işten çıkarmaların artması, ücretsiz izine çıkarılan işçilere verilen ücret desteğinin asgari ücretin yarısı tutarında kalması, kayıt dışı istihdamın da yaygınlığıyla birlikte koronavirüsün ekonomiye etkisi, vereceği zararın özellikle düşük ücretli ve yoksul kesimlerde giderek artacağını ortaya koymaktadır. Bu salgın döneminde ücretlerin korunması ve ihtiyacı olanlara gelir destekleri sağlanması giderek önem kazanmaktadır. Özellikle son dönemde giderek artış gösteren gıda fiyatları ve diğer temel ihtiyaçlar için yapılması gereken harcamalar elde edilen ücret gelirleriyle karşılanamamaktadır. İşçi kesimi, 2020 yılında geçerli olacak asgari ücretin insana yakışır bir düzeyde olmadığını daha yürürlüğe girmeden dile getirmiş, ancak işveren-hükümet kesiminin kararı geçerli olmuştu. Gelinen aşamada asgari ücretin ve genel olarak ücret gelirlerinin yetersizliği görünür olmuştur.”
Açıklamaya göre, mutfak enflasyonundaki değişim nisan ayı için şöyle: “Ankara’da yaşayan 4 kişilik bir ailenin gıda için yapması gereken asgari harcama tutarı bir önceki aya göre yüzde 1,23 oranında arttı. Yılın ilk 4 ayı itibarıyla fiyatlardaki artış yüzde 9,77 oranında oldu. Gıda enflasyonunda son 12 ay itibarıyla artış oranı yüzde 12,68 oldu. Yıllık ortalama artış oranı ise yüzde 13,61 olarak hesaplandı.”
[TR724] 27.4.2020
Yazılı açıklamaya göre, nisan ayında gıda fiyatlarının aylık bazda yüzde 1.23, yıllık bazda ise yüzde 12.68 arttı. Açıklamada, küresel salgın koronavirüsün olumsuz etkilerinin Türkiye’de de görüldüğü, yaygınlaşan işsizlik ve yetersiz gelirin yoksul kesimlerin geçim koşullarını daha da kötüleştirdiği belirtildi. Salgının görülmeye başlamasından itibaren Türkiye’de bazı önlemlerin alındığı hatırlatılan açıklamada, şu değerlendirmelere yer verildi:
“Alınan önlemlerin pek çok ekonomik faaliyeti durdurması, işten çıkarmaların artması, ücretsiz izine çıkarılan işçilere verilen ücret desteğinin asgari ücretin yarısı tutarında kalması, kayıt dışı istihdamın da yaygınlığıyla birlikte koronavirüsün ekonomiye etkisi, vereceği zararın özellikle düşük ücretli ve yoksul kesimlerde giderek artacağını ortaya koymaktadır. Bu salgın döneminde ücretlerin korunması ve ihtiyacı olanlara gelir destekleri sağlanması giderek önem kazanmaktadır. Özellikle son dönemde giderek artış gösteren gıda fiyatları ve diğer temel ihtiyaçlar için yapılması gereken harcamalar elde edilen ücret gelirleriyle karşılanamamaktadır. İşçi kesimi, 2020 yılında geçerli olacak asgari ücretin insana yakışır bir düzeyde olmadığını daha yürürlüğe girmeden dile getirmiş, ancak işveren-hükümet kesiminin kararı geçerli olmuştu. Gelinen aşamada asgari ücretin ve genel olarak ücret gelirlerinin yetersizliği görünür olmuştur.”
Açıklamaya göre, mutfak enflasyonundaki değişim nisan ayı için şöyle: “Ankara’da yaşayan 4 kişilik bir ailenin gıda için yapması gereken asgari harcama tutarı bir önceki aya göre yüzde 1,23 oranında arttı. Yılın ilk 4 ayı itibarıyla fiyatlardaki artış yüzde 9,77 oranında oldu. Gıda enflasyonunda son 12 ay itibarıyla artış oranı yüzde 12,68 oldu. Yıllık ortalama artış oranı ise yüzde 13,61 olarak hesaplandı.”
[TR724] 27.4.2020
Af yasası İsveç medyasında: ‘Türkiye’de hapse girmek için eleştirmeniz yeterli ama çıkmanız zor’
Son af düzenlemesi sonrası siyasi suçluları cezaevinde bırakarak tepki toplayan AKP iktidarına yönelik eleştiriler devam ediyor. İsveç’in saygın gazetesi Dagens Nyheter dünya genelinde Koravirüsü’ne karşı cezaevlerinde tedbir alan ülkeleri haberleştirdi. Haberde Türkiye’nin salgının etkisiyle hızlandırdığı son af düzenlemesine de geniş yer verildi.
Gazetenin haberinde, Türkiye’nin 90 bin civarında mahkumu serbest bıraktığını ama binlerce siyasi suçluyu demir parmaklıklar arkasında tutmaya devam ettiği vurgulandı. Türkiye’nin, Avrupa ve ABD dışındaki en çok Korona vakasının bulunduğu ülke olduğunu belirtildiği yazıda, “Enfekte olan kişi sayısı hem Çin’i hem de İran’ı geçti.” ifadelerine yer verildi. Haberde konuşan ve Türkiye’de cezaevinde bulunan eğitimci İsmet Özçelik’in oğlu olan Suheyl Özçelik, babası için endişe duyduğunu belirtti.
Haberde Türkiye’deki af düzenlemesinin insan hakları dernekleri tarafından eleştirildiği vurgulandı ve şu ifadelere yer verildi: “Çünkü düzenleme ülkenin tartışmalı terörle mücadele yasalarını ihlal ettiği için hapis cezasına çarptırılan mahkumları içermiyor. Bu yasalar belirsiz bir şekilde ifade ediliyor ve süresiz olarak uygulanıyor. Uzun bir hapis cezasına çarptırılmak için şifreli bir mobil uygulama indirmeniz veya sosyal medyada eleştirel bir makaleyi paylaşmanız yeterli olabilir. Şu anda bu ceza on yıl hapis cezasına çarptırılan 61 yaşındaki öğretmen İsmet Özçelik’i vurdu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 15 Temmuz 2016’da Türkiye’deki darbe girişiminden sonra tetiklediği büyük tutuklama dalgasının kurbanlarından biri oldu.”
Haberde konuşan Süheyl Özçelik babasının kaldığı Denizli Cezaevi için, “Aşırı kalabalık hücreleri ve çorak dinlenme alanları ile hiç hoş bir yer değil. Yedi kişi için tasarlanmış bir hücrede yaşayan 27 mahkum olduğu için hapishane içinde sosyal mesafeyi korumak tamamen imkansız. Bazı durumlarda durumlarda ellerinizi sabun ve suyla yıkamanız bile mümkün olmuyor” dedi.
Süheyl Özçelik
Haberde Süheyl Özçelik, ailesiyle birlikte yaklaşık üç yıldır İsveç’te yaşadığı ve BM tarafından özellikle korunmaya değer olarak seçilen mülteciler arasında yer aldığı aktarılıyor. Babası İsmet Özçelik’in de Mayıs 2017’de Türkiye’nin istihbarat servisi tarafından Malezya’dan Türkiye’ye kaçırıldığı aktarılıyor.
Dagens Nyheter’in yazısında Süheyl Özçelik’in Hizmet Hareketi’ne bağlı bir okulda çalıştığı, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hareketin destekçilerini darbe planlarının arkasında olduğu için suçladığı aktarıldı. Haberde, Özcelik’in Hizmet Hareketi’nin faaliyetlerinin ‘şiddet içermediğini belirttiği aktarıldı. Hizmet Hareketi’nin eğitim ve sosyal faaliyetleri desteklemeye odaklandığı ifade edildi.
Yazıda eski HDP EŞ Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın da terör yasaları yüzünden hapsedildiği aktarıldı.
HABERİN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN
[TR724] 27.4.2020
Gazetenin haberinde, Türkiye’nin 90 bin civarında mahkumu serbest bıraktığını ama binlerce siyasi suçluyu demir parmaklıklar arkasında tutmaya devam ettiği vurgulandı. Türkiye’nin, Avrupa ve ABD dışındaki en çok Korona vakasının bulunduğu ülke olduğunu belirtildiği yazıda, “Enfekte olan kişi sayısı hem Çin’i hem de İran’ı geçti.” ifadelerine yer verildi. Haberde konuşan ve Türkiye’de cezaevinde bulunan eğitimci İsmet Özçelik’in oğlu olan Suheyl Özçelik, babası için endişe duyduğunu belirtti.
Haberde Türkiye’deki af düzenlemesinin insan hakları dernekleri tarafından eleştirildiği vurgulandı ve şu ifadelere yer verildi: “Çünkü düzenleme ülkenin tartışmalı terörle mücadele yasalarını ihlal ettiği için hapis cezasına çarptırılan mahkumları içermiyor. Bu yasalar belirsiz bir şekilde ifade ediliyor ve süresiz olarak uygulanıyor. Uzun bir hapis cezasına çarptırılmak için şifreli bir mobil uygulama indirmeniz veya sosyal medyada eleştirel bir makaleyi paylaşmanız yeterli olabilir. Şu anda bu ceza on yıl hapis cezasına çarptırılan 61 yaşındaki öğretmen İsmet Özçelik’i vurdu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 15 Temmuz 2016’da Türkiye’deki darbe girişiminden sonra tetiklediği büyük tutuklama dalgasının kurbanlarından biri oldu.”
Haberde konuşan Süheyl Özçelik babasının kaldığı Denizli Cezaevi için, “Aşırı kalabalık hücreleri ve çorak dinlenme alanları ile hiç hoş bir yer değil. Yedi kişi için tasarlanmış bir hücrede yaşayan 27 mahkum olduğu için hapishane içinde sosyal mesafeyi korumak tamamen imkansız. Bazı durumlarda durumlarda ellerinizi sabun ve suyla yıkamanız bile mümkün olmuyor” dedi.
Süheyl Özçelik
Haberde Süheyl Özçelik, ailesiyle birlikte yaklaşık üç yıldır İsveç’te yaşadığı ve BM tarafından özellikle korunmaya değer olarak seçilen mülteciler arasında yer aldığı aktarılıyor. Babası İsmet Özçelik’in de Mayıs 2017’de Türkiye’nin istihbarat servisi tarafından Malezya’dan Türkiye’ye kaçırıldığı aktarılıyor.
Dagens Nyheter’in yazısında Süheyl Özçelik’in Hizmet Hareketi’ne bağlı bir okulda çalıştığı, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hareketin destekçilerini darbe planlarının arkasında olduğu için suçladığı aktarıldı. Haberde, Özcelik’in Hizmet Hareketi’nin faaliyetlerinin ‘şiddet içermediğini belirttiği aktarıldı. Hizmet Hareketi’nin eğitim ve sosyal faaliyetleri desteklemeye odaklandığı ifade edildi.
Yazıda eski HDP EŞ Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın da terör yasaları yüzünden hapsedildiği aktarıldı.
HABERİN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN
[TR724] 27.4.2020
Mahkemenin kararı ‘ne alakası var’ dedirtti!
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un 258 liraya Kuzguncuk’ta Vakıflar’a ait arazi kiralaması haberine engelleme getiren mahkeme, ”salgın hastalıkla mücadeledeki başarının itibarsızlaştırılmaya çalışıldığını” ifade etti.
Cumhuriyet gazetesinin, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un Vakıflar’a ait araziye yaptırdığı çardak ve şöminenin İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından yıkıldığına ilişkin haberine getirilen erişim engeli kararında, “Salgınla mücadeledeki başarı itibarsızlaştırılmaya çalışıyor. Haberde kamu yararı yok. Haberi yapanlar suç duyurusunda bulunabilirdi.” denildi.
273 LİNKE ERİŞİM ENGELİ GETİRİLDİ
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un avukatı aracılığıyla İstanbul Anadolu Sulh Ceza Hakimliği’ne yaptığı erişim engeli başvurusunda karar veren hakimlik, 273 linke erişim engeli getirildi.
“SALGINLA MÜCADELEDEKİ BAŞARININ SEKTEYE UĞRATILMAYA ÇALIŞILDIĞI ANLAŞILMAKLA”
Hakimlik kararında, haberde koronavirüs salgınında birçok Avrupa ülkesinin başarısız olmasına rağmen, Türkiye’nin başarısını ve mücadelesini sekteye uğratmaya çalışıldığını ifade etti.
Yıkıma yönelik haberin teyitsiz olduğunu belirten hakimlik, haberde kamu yararının bulunmadığını, suç içeren bir durumun varlığı halinde haberi yapanların suç duyurusunda bulunma hakkının olduğuna dikkat çekti.
Hakimliğin kararında, “Milletimizin, devletimizin ve onun temsilcilerinin dünyayı saran salgın hastalıkla mücadelesinin de birlik-dirlik ve başarısının sekteye uğratılmaya ve gerçek dışı haberlerle yönlendirilmeye çalışıldığı anlaşılmakla itirazın kabulüne karar vermek gerekmiştir.” de ifadelerine yer verildi.
Hakimliğin kararında şunlar kaydedildi:
‘‘Talebe konu yayınlar incelendiğinde ise talebe konu URL adreslerinde yapılan yayınlarda talepte bulunan hakkında doğruluğu teyit edilmemiş iddialarla kamuoyunu asılsız haber ve yorumlarla yönetmeye ve yönlendirilmeye çalışıldığı tüm dünyanın içinde bulunduğu salgın bir hastalık olan korana virüsle mücadelede bir çok Avrupa ülkesinin başarısız olmasına rağmen ülkemizin mücadeledeki başarısını sekteye uğratmak yada gizlemek için sıradan bir olayı sırf milletimizin ve devletimizin mücadeledeki başarısını göstermemek için dikkatleri başka yönlere çekerek itibarsızlaştırılmaya çalışıldığı bu amaçla Yargıtay’ın haber alma ve verme hakkının sınırlarını belirleyen ilkelerin ihlal edilmiş olduğu mevcut haber ve yorumlarda haberin hiç bir şekilde teyit edilmediği ve doğruluğunun saptanmadığından haberin gerçek olmadığı, dünyanın ve ülkemizin doğal gündeminin salgınla mücadele olduğu için haberin güncellik değeri taşımadığı, haberin yapılmasında kamunun hiç bir yararının olmadığı, yasal olmayan ve suç içeren bir durum var ise haberi yapanların bunun için suç duyurunda bulunma haklarının olduğu, haberin veriliş biçimi ile özü arasında bir dengenin kurulmadığı bu nedenle yapılan haberlerin haber alma verme, yorum ve eleştiri ile ifadeyi açıklama hürriyetleri kapsamında kalamayacağı, haberin amaçlarından birinin de talep edenin toplum nezdindeki itibarını ve saygınlığını zedelemeye yönelik matuf olduğu, toplumun birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğu bir dönemde suni kutuplaşma, kamplaşma ve gerilim üretilerek milletimizin, devletimizin ve onun temsilcilerinin dünyayı saran salgın hastalıkla mücadelesinin de birlik-dirlik ve başarısının sekteye uğratılmaya ve gerçek dışı haberlerle yönlendirilmeye çalışıldığı anlaşılmakla itirazın kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.’’
Cumhuriyet’te yayınlanan Hazal Ocak imzalı haberde, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un Boğaziçi Öngörünüm Bölgesi’ndeki Vakıflar’a ait araziyi aylık 258 lira kira bedeli karşılığında 10 yıl süreyle kiraladığı belirtilmişti.
Arazide, Altun’un yaptırdığı çardak ve şöminenin İBB ekiplerince yıkıldığı bilgisi de haberde yer almıştı.
14 Nisan’da yayınlanan haberden 3 gün sonra, 273 farklı linke erişim engeli getirilmişti.
[TR724] 27.4.2020
Cumhuriyet gazetesinin, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un Vakıflar’a ait araziye yaptırdığı çardak ve şöminenin İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından yıkıldığına ilişkin haberine getirilen erişim engeli kararında, “Salgınla mücadeledeki başarı itibarsızlaştırılmaya çalışıyor. Haberde kamu yararı yok. Haberi yapanlar suç duyurusunda bulunabilirdi.” denildi.
273 LİNKE ERİŞİM ENGELİ GETİRİLDİ
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un avukatı aracılığıyla İstanbul Anadolu Sulh Ceza Hakimliği’ne yaptığı erişim engeli başvurusunda karar veren hakimlik, 273 linke erişim engeli getirildi.
“SALGINLA MÜCADELEDEKİ BAŞARININ SEKTEYE UĞRATILMAYA ÇALIŞILDIĞI ANLAŞILMAKLA”
Hakimlik kararında, haberde koronavirüs salgınında birçok Avrupa ülkesinin başarısız olmasına rağmen, Türkiye’nin başarısını ve mücadelesini sekteye uğratmaya çalışıldığını ifade etti.
Yıkıma yönelik haberin teyitsiz olduğunu belirten hakimlik, haberde kamu yararının bulunmadığını, suç içeren bir durumun varlığı halinde haberi yapanların suç duyurusunda bulunma hakkının olduğuna dikkat çekti.
Hakimliğin kararında, “Milletimizin, devletimizin ve onun temsilcilerinin dünyayı saran salgın hastalıkla mücadelesinin de birlik-dirlik ve başarısının sekteye uğratılmaya ve gerçek dışı haberlerle yönlendirilmeye çalışıldığı anlaşılmakla itirazın kabulüne karar vermek gerekmiştir.” de ifadelerine yer verildi.
Hakimliğin kararında şunlar kaydedildi:
‘‘Talebe konu yayınlar incelendiğinde ise talebe konu URL adreslerinde yapılan yayınlarda talepte bulunan hakkında doğruluğu teyit edilmemiş iddialarla kamuoyunu asılsız haber ve yorumlarla yönetmeye ve yönlendirilmeye çalışıldığı tüm dünyanın içinde bulunduğu salgın bir hastalık olan korana virüsle mücadelede bir çok Avrupa ülkesinin başarısız olmasına rağmen ülkemizin mücadeledeki başarısını sekteye uğratmak yada gizlemek için sıradan bir olayı sırf milletimizin ve devletimizin mücadeledeki başarısını göstermemek için dikkatleri başka yönlere çekerek itibarsızlaştırılmaya çalışıldığı bu amaçla Yargıtay’ın haber alma ve verme hakkının sınırlarını belirleyen ilkelerin ihlal edilmiş olduğu mevcut haber ve yorumlarda haberin hiç bir şekilde teyit edilmediği ve doğruluğunun saptanmadığından haberin gerçek olmadığı, dünyanın ve ülkemizin doğal gündeminin salgınla mücadele olduğu için haberin güncellik değeri taşımadığı, haberin yapılmasında kamunun hiç bir yararının olmadığı, yasal olmayan ve suç içeren bir durum var ise haberi yapanların bunun için suç duyurunda bulunma haklarının olduğu, haberin veriliş biçimi ile özü arasında bir dengenin kurulmadığı bu nedenle yapılan haberlerin haber alma verme, yorum ve eleştiri ile ifadeyi açıklama hürriyetleri kapsamında kalamayacağı, haberin amaçlarından birinin de talep edenin toplum nezdindeki itibarını ve saygınlığını zedelemeye yönelik matuf olduğu, toplumun birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğu bir dönemde suni kutuplaşma, kamplaşma ve gerilim üretilerek milletimizin, devletimizin ve onun temsilcilerinin dünyayı saran salgın hastalıkla mücadelesinin de birlik-dirlik ve başarısının sekteye uğratılmaya ve gerçek dışı haberlerle yönlendirilmeye çalışıldığı anlaşılmakla itirazın kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.’’
Cumhuriyet’te yayınlanan Hazal Ocak imzalı haberde, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un Boğaziçi Öngörünüm Bölgesi’ndeki Vakıflar’a ait araziyi aylık 258 lira kira bedeli karşılığında 10 yıl süreyle kiraladığı belirtilmişti.
Arazide, Altun’un yaptırdığı çardak ve şöminenin İBB ekiplerince yıkıldığı bilgisi de haberde yer almıştı.
14 Nisan’da yayınlanan haberden 3 gün sonra, 273 farklı linke erişim engeli getirilmişti.
[TR724] 27.4.2020
İşsizlik ve yoksulluk kuyruğu
Dört günlük sokağa çıkma yasağının akabinde İstanbul'de işsizlik maaşı almak için sıraya girenler kilometrelerce uzunluğunda kuyrukta saatlerce bekledi.
İstanbul'da dört günlük sokağa çıkma yasağının sona ermesinin ardından marketler, bankamatikler ve PTT'lerde uzun kuyruklar oluştu.
Avcılar'da e-devlet şifresi almak ve bazı işlemlerini yaptırmak isteyen vatandaşlar ucu bucağı görünmeyen bir kuyruk oluşturdu.
SOSYAL MESAFE DEVRİYESİ UYARDI
Sokakları aşan kalabalıkta polis ekipleri sık sık incelemelerde ve müdahalelerde bulundu.
PTT şubesinin önünde e-devlet şifresi ve bazı işlemlerini yaptırmak isteyen vatandaşlar kuyruğa girdi.
Polisler PTT önünden başlayan, Fatih Caddesi ve Reşitpaşa Caddesi'ne dönen, neredeyse Merkez Camii'ne kadar uzanan kuyrukta sosyal mesafeye uyulması için sürekli ikazda bulundu.
"Sosyal mesafe devriyesi" evli çiftlere de "Birbirinizden en az 1 metre uzak durun." dedi.
İstanbul Avcılar'da işsizlik maaşı kuyruğunun ucu bucağı görünmedi.
[Samanyolu Haber] 27.4.2020
İstanbul'da dört günlük sokağa çıkma yasağının sona ermesinin ardından marketler, bankamatikler ve PTT'lerde uzun kuyruklar oluştu.
Avcılar'da e-devlet şifresi almak ve bazı işlemlerini yaptırmak isteyen vatandaşlar ucu bucağı görünmeyen bir kuyruk oluşturdu.
SOSYAL MESAFE DEVRİYESİ UYARDI
Sokakları aşan kalabalıkta polis ekipleri sık sık incelemelerde ve müdahalelerde bulundu.
PTT şubesinin önünde e-devlet şifresi ve bazı işlemlerini yaptırmak isteyen vatandaşlar kuyruğa girdi.
Polisler PTT önünden başlayan, Fatih Caddesi ve Reşitpaşa Caddesi'ne dönen, neredeyse Merkez Camii'ne kadar uzanan kuyrukta sosyal mesafeye uyulması için sürekli ikazda bulundu.
"Sosyal mesafe devriyesi" evli çiftlere de "Birbirinizden en az 1 metre uzak durun." dedi.
İstanbul Avcılar'da işsizlik maaşı kuyruğunun ucu bucağı görünmedi.
[Samanyolu Haber] 27.4.2020
BM’den Türkiye ve BAE’ye sert eleştiri: Libya’yı yeni silahlar için “deney alanına” çevirdiler
Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL) silah ambargosunun ciddi şekilde ihlal edildiğine dikkat çekerek, Kuzey Afrika ülkesinin son dönemde yeni silahlar için bir “deney alanına” dönüştüğü uyarısını yaptı.
BOLD – Birleşmiş Milletler Libya Özel Temsilcisi Stephanie Williams, Libya’da silah ambargosunun ciddi şekilde ihlal edildiğine dikkat çekerek, Kuzey Afrika ülkesinin son dönemde yeni silahlar için bir “deney alanına” dönüştüğü uyarısını yaptı.
SİLAH AMBARGOSU AÇIKÇA İHLAL EDİLİYOR
Williams, Alman haber ajansı dpa’ya verdiği demeçte, “Bölgede yangını körükleyenleri biliyoruz, bunlar öncelikle Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)” diye konuştu. “Ülkeye her gün silah girişi tespit ediyoruz” diyen Williams, Ocak ayı ortasında Berlin’de yapılan Libya Konferansı’nda alınan kararlara rağmen, silah ambargosunun bazı ülkeler tarafından açıkça ihlal edildiğini belirtti.
Williams, Türkiye’den Mısrata ve Trablus’a gemiler geldiğini, buna ek olarak Birleşik Arap Emirlikleri’nden de yüzlerce kargo uçağı ulaştığını kaydetti.
Birleşik Arap Emirlikleri, Libya’nın doğusunun kontrolünü elinde bulunduran General Halife Hafter’i destekliyor. Türkiye ise Trablus’u elinde bulunduran ve uluslararası alanda tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne silah desteği sağlıyor.
[BoldMedya] 27.4.2020
BOLD – Birleşmiş Milletler Libya Özel Temsilcisi Stephanie Williams, Libya’da silah ambargosunun ciddi şekilde ihlal edildiğine dikkat çekerek, Kuzey Afrika ülkesinin son dönemde yeni silahlar için bir “deney alanına” dönüştüğü uyarısını yaptı.
SİLAH AMBARGOSU AÇIKÇA İHLAL EDİLİYOR
Williams, Alman haber ajansı dpa’ya verdiği demeçte, “Bölgede yangını körükleyenleri biliyoruz, bunlar öncelikle Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)” diye konuştu. “Ülkeye her gün silah girişi tespit ediyoruz” diyen Williams, Ocak ayı ortasında Berlin’de yapılan Libya Konferansı’nda alınan kararlara rağmen, silah ambargosunun bazı ülkeler tarafından açıkça ihlal edildiğini belirtti.
Williams, Türkiye’den Mısrata ve Trablus’a gemiler geldiğini, buna ek olarak Birleşik Arap Emirlikleri’nden de yüzlerce kargo uçağı ulaştığını kaydetti.
Birleşik Arap Emirlikleri, Libya’nın doğusunun kontrolünü elinde bulunduran General Halife Hafter’i destekliyor. Türkiye ise Trablus’u elinde bulunduran ve uluslararası alanda tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne silah desteği sağlıyor.
[BoldMedya] 27.4.2020
İbrahim Kaboğlu: Ortaya çıkacak yeni olaylar infaz yasasının derin devlet projesi olup olmadığını ortaya koyacak
CHP İstanbul Milletvekili İbrahim Kaboğlu, infaz yasasıyla Alaattin Çakıcı gibi isimlerin tahliyesi ile ilgili konuştu. “Esasen bir anayasal rejimden çok fiili yönetim söz konusu. Haliyle derin devletin nerede başladığı belirsizleşiyor” dedi.
BOLD – İnfaz Yasasının anayasaya aykırı olduğunu belirten Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, “İnfaz adı altında af düzenlemesidir. Afta bütün hukuk sistemlerinin suç saydığı suçlar, eylemler affedilmez. Esasen siyasal suçlar ancak affedilir. Bunun yerine tam tersi yapılmıştır ve adi suçlular affedilmiştir. İnfaz yasası bir af düzenlemesidir. Çelişkilerle doludur. Eşitlik ilkesini ihlal etmektedir. Haliyle anayasaya aykırıdır” dedi.
Gazete Duvar’dan Filiz Gazi’ye konuşan Kaboğlu, İnfaz Yasası değişikliğiyle ilgili şunları söyledi:
SANAL SUÇLULAR
“Üç çelişki var. Bu tür bir afta ya da infazda öncelikli olarak yararlanması gereken kesim tutuklular olmalıydı. Çünkü tutuklular, tutuksuz yargılanma hakkının ihlali sonucunda hapishanede tutulan kişilerdir. Tutuklular yerine hükümlülere öncelik verilmiş olması birinci ana çelişkisidir bu infaz yasasının. İkinci çelişki ise böyle bir affın ‘infaz’ adı altında af düzenlemesidir. Afta bütün hukuk sistemlerinin suç saydığı suçlar, eylemler affedilmez. Esasen siyasal suçlar ancak affedilir. Bunun yerine tam tersi yapılmıştır ve adi suçlular affedilmiştir. Üçüncü ise esasen ‘siyasal suçlular’ dediğimiz suçlu kategorisi düşünce suçlularıdır. Siyasal suçlu denen kişi düşüncesi nedeniyle içerde tutulan gazeteciler, avukatlar, öğretim üyeleri, seçilmişledir. Siyasal suçlarla düşünce suçu arasında bir bitişiklik söz konusu. Bunlar benim adlandırmamla ‘sanal’ suçlular.
İNFAZ YASASI ÇELİŞKİLERLE DOLU BİR AF DÜZENLEMESİ
Son ayrım ise terör suçlarına ilişkin… Bu da torbaya koydu. Oysa bu konuda bir ayrım yapmak gerekiyor. Şiddete bulaşmayan suçlular esas itibariyle siyasal suçlu veya düşünce suçluları kategorisinde yer alır. Bunlar seçilmiş kişilerdir, insan hakları savunucularıdır, sivil toplum örgütü temsilcileridir. İşte bu nedenlerle infaz yasası bir af düzenlemesidir. Çelişkilerle doludur. Eşitlik ilkesini ihlal etmektedir. Haliyle anayasaya aykırıdır. Şöyle bir ayrım yapılır. Çıktığı takdirde ailesine, yakınlarına, topluma zarar verebilecek kişiler içeride tutulur. Onun dışında olanlar yaşam hakkı açısından devletin koruması altında olduğundan bu tertip karşısında eşit düzenlemeden yararlanması gereken kişilerdir.”
DERİN DEVLETİN BAŞLADIĞI YER BELİRSİZLEŞİYOR
Kaboğlu, “İnfaz yasası derin devletle bağlantılı kişilerin çıkartılması maksadıyla yapılmış bir düzenleme olabilir mi? sorusuna ise şu yanıtı verdi:
“Tartışmaya değer bir konu. Yaklaşık bir yıl öncesinde MHP zaten ad vererek bu yönde bir hazırlık yapıyordu. Benim ‘Monokratik İttifak’ dediğim, kendilerinin ‘Cumhur İttifakı’ adını verdikleri ittifak kanadında böyle bir eğilim zaten vardı. Beri tarafta Ensar’ından TÜRGEV’ine kadar Menzilcilerden bilmem ne cemaatine kadar yeni bir kanal açma, paralel devlet oluşturma söz konusu. Öbüründe zaten böyle bir irade vardı. Covid-19 salgınıyla her iki tarafın hedeflerine uygun olarak bu düzenlemeyi yaptılar. Bundan böyle ortaya çıkabilecek yeni durumlar, olaylar değindiğiniz derin devlet projesinin ne ölçüde geçerli olduğunu ortaya koyacak. Bir hukukçu olarak şöyle tanımlamak uygun olabilir: Esasen bir anayasal rejimden çok fiili yönetim söz konusu. Haliyle derin devletin nerede başladığı belirsizleşiyor. Hatırlarsınız, üç yıl kadar önce Devlet Bahçeli ‘Başkanlık sistemine geçme arzusu taşıyanlar bir fiili durum yaratmışlardır. Bu fiili durum, bu şekliyle devam ederse Türkiye kaos ortamına sürüklenebilir’ demişti. 6 ay sonra anayasa değiştirildi. Buna bile uyulmama söz konusu. Bu açıklamam somut bir bilgi vermiştir diye düşünüyorum.”
[BoldMedya] 27.4.2020
BOLD – İnfaz Yasasının anayasaya aykırı olduğunu belirten Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, “İnfaz adı altında af düzenlemesidir. Afta bütün hukuk sistemlerinin suç saydığı suçlar, eylemler affedilmez. Esasen siyasal suçlar ancak affedilir. Bunun yerine tam tersi yapılmıştır ve adi suçlular affedilmiştir. İnfaz yasası bir af düzenlemesidir. Çelişkilerle doludur. Eşitlik ilkesini ihlal etmektedir. Haliyle anayasaya aykırıdır” dedi.
Gazete Duvar’dan Filiz Gazi’ye konuşan Kaboğlu, İnfaz Yasası değişikliğiyle ilgili şunları söyledi:
SANAL SUÇLULAR
“Üç çelişki var. Bu tür bir afta ya da infazda öncelikli olarak yararlanması gereken kesim tutuklular olmalıydı. Çünkü tutuklular, tutuksuz yargılanma hakkının ihlali sonucunda hapishanede tutulan kişilerdir. Tutuklular yerine hükümlülere öncelik verilmiş olması birinci ana çelişkisidir bu infaz yasasının. İkinci çelişki ise böyle bir affın ‘infaz’ adı altında af düzenlemesidir. Afta bütün hukuk sistemlerinin suç saydığı suçlar, eylemler affedilmez. Esasen siyasal suçlar ancak affedilir. Bunun yerine tam tersi yapılmıştır ve adi suçlular affedilmiştir. Üçüncü ise esasen ‘siyasal suçlular’ dediğimiz suçlu kategorisi düşünce suçlularıdır. Siyasal suçlu denen kişi düşüncesi nedeniyle içerde tutulan gazeteciler, avukatlar, öğretim üyeleri, seçilmişledir. Siyasal suçlarla düşünce suçu arasında bir bitişiklik söz konusu. Bunlar benim adlandırmamla ‘sanal’ suçlular.
İNFAZ YASASI ÇELİŞKİLERLE DOLU BİR AF DÜZENLEMESİ
Son ayrım ise terör suçlarına ilişkin… Bu da torbaya koydu. Oysa bu konuda bir ayrım yapmak gerekiyor. Şiddete bulaşmayan suçlular esas itibariyle siyasal suçlu veya düşünce suçluları kategorisinde yer alır. Bunlar seçilmiş kişilerdir, insan hakları savunucularıdır, sivil toplum örgütü temsilcileridir. İşte bu nedenlerle infaz yasası bir af düzenlemesidir. Çelişkilerle doludur. Eşitlik ilkesini ihlal etmektedir. Haliyle anayasaya aykırıdır. Şöyle bir ayrım yapılır. Çıktığı takdirde ailesine, yakınlarına, topluma zarar verebilecek kişiler içeride tutulur. Onun dışında olanlar yaşam hakkı açısından devletin koruması altında olduğundan bu tertip karşısında eşit düzenlemeden yararlanması gereken kişilerdir.”
DERİN DEVLETİN BAŞLADIĞI YER BELİRSİZLEŞİYOR
Kaboğlu, “İnfaz yasası derin devletle bağlantılı kişilerin çıkartılması maksadıyla yapılmış bir düzenleme olabilir mi? sorusuna ise şu yanıtı verdi:
“Tartışmaya değer bir konu. Yaklaşık bir yıl öncesinde MHP zaten ad vererek bu yönde bir hazırlık yapıyordu. Benim ‘Monokratik İttifak’ dediğim, kendilerinin ‘Cumhur İttifakı’ adını verdikleri ittifak kanadında böyle bir eğilim zaten vardı. Beri tarafta Ensar’ından TÜRGEV’ine kadar Menzilcilerden bilmem ne cemaatine kadar yeni bir kanal açma, paralel devlet oluşturma söz konusu. Öbüründe zaten böyle bir irade vardı. Covid-19 salgınıyla her iki tarafın hedeflerine uygun olarak bu düzenlemeyi yaptılar. Bundan böyle ortaya çıkabilecek yeni durumlar, olaylar değindiğiniz derin devlet projesinin ne ölçüde geçerli olduğunu ortaya koyacak. Bir hukukçu olarak şöyle tanımlamak uygun olabilir: Esasen bir anayasal rejimden çok fiili yönetim söz konusu. Haliyle derin devletin nerede başladığı belirsizleşiyor. Hatırlarsınız, üç yıl kadar önce Devlet Bahçeli ‘Başkanlık sistemine geçme arzusu taşıyanlar bir fiili durum yaratmışlardır. Bu fiili durum, bu şekliyle devam ederse Türkiye kaos ortamına sürüklenebilir’ demişti. 6 ay sonra anayasa değiştirildi. Buna bile uyulmama söz konusu. Bu açıklamam somut bir bilgi vermiştir diye düşünüyorum.”
[BoldMedya] 27.4.2020
Bedava kolonya için teşekkür videosu yayınlayan Melih Gökçek, Erdoğan’la dalga mı geçiyor?
Cumhurbaşkanlığı tarafından kendisine gönderilen bedava kolonya ve maske için Erdoğan’a teşekkür videosu çeken Melih Gökçek’in, Erdoğan’la ironi yoluyla dalga geçtiği yorumları yapıldı.
BOLD- Koronavirüs salgını sonrası AKP hükumeti adına Erdoğan’ın açıkladığı, 65 yaş ve üzeri vatandaşlara bedava kolonya ve maske içeren, yardım paketi tartışmalara neden olmuştu. Muhalefet, Avrupa, ABD ve Japonya’da açıklanan devasa bütçeli yardım paketlerini örnek göstererek, sadece bedava kolonya dağıtan AKP’yi sert bir dille eleştirmişti.
TEŞEKKÜR VİDEOSU YAYINLADI
Cumhurbaşkanlığı forsu taşıyan çantalarla vatandaşlara dağıtılan kolonya ve maskelerden biri de Ankara Büyükşehir Belediye Başkanıyken, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından azledilen Melih Gökçek’e ulaştı. Gökçek bedava kolonya ve maske için, Erdoğan’a görüntülü teşekkür videosu yayınladı
BAŞKA BİR LİDER YOK
Gökçek paylaşımında, ”Sayın Cumhurbaşkanım kolonya ve maske göndermiş. Çok teşekkür ediyorum. Dünyada kendi tebaasını bu kadar düşünen ikinci bir lider şu anda yok. Allah sizden razı olsun, size uzun ömür versin ve başımızdan eksik etmesin” dedi.
Gökçek’in paylaşımı sosyal medyada da gündem oldu. Teşekkür videosunun ironi içerdiğini ileri süren sosyal medya kullanıcıları Gökçek’in Erdoğan’la dalga geçtiğini iddia etti.
[BoldMedya] 27.4.2020
BOLD- Koronavirüs salgını sonrası AKP hükumeti adına Erdoğan’ın açıkladığı, 65 yaş ve üzeri vatandaşlara bedava kolonya ve maske içeren, yardım paketi tartışmalara neden olmuştu. Muhalefet, Avrupa, ABD ve Japonya’da açıklanan devasa bütçeli yardım paketlerini örnek göstererek, sadece bedava kolonya dağıtan AKP’yi sert bir dille eleştirmişti.
TEŞEKKÜR VİDEOSU YAYINLADI
Cumhurbaşkanlığı forsu taşıyan çantalarla vatandaşlara dağıtılan kolonya ve maskelerden biri de Ankara Büyükşehir Belediye Başkanıyken, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından azledilen Melih Gökçek’e ulaştı. Gökçek bedava kolonya ve maske için, Erdoğan’a görüntülü teşekkür videosu yayınladı
BAŞKA BİR LİDER YOK
Gökçek paylaşımında, ”Sayın Cumhurbaşkanım kolonya ve maske göndermiş. Çok teşekkür ediyorum. Dünyada kendi tebaasını bu kadar düşünen ikinci bir lider şu anda yok. Allah sizden razı olsun, size uzun ömür versin ve başımızdan eksik etmesin” dedi.
Gökçek’in paylaşımı sosyal medyada da gündem oldu. Teşekkür videosunun ironi içerdiğini ileri süren sosyal medya kullanıcıları Gökçek’in Erdoğan’la dalga geçtiğini iddia etti.
[BoldMedya] 27.4.2020
23 Nisan’ın en çok konuşulan fotoğrafının hikayesi: Koğuştaki çocuklar [Sevinç Özarslan]
Sekiz çocuğun hapishane koğuşunda çekilmiş fotoğrafı 23 Nisan’ın en çok konuşulan karesiydi. O çocuklardan Bahar’ın yaşadıklarıyla 13 çocuklu koğuşun hikayesi…
SEVİNÇ ÖZARSLAN
BOLD ÖZEL – Cezaevlerindeki hak ihlallerini sık sık dile getiren HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun sosyal medya hesabından paylaştığı hapisteki çocuklar fotoğrafı birkaç gündür sosyal medyanın gündeminde. Fotoğrafta yaşları 1 ile 5 arasında değişen 8 çocuk var. Hepsi en güzel kıyafetlerini giymiş, ellerinde, üflenerek oynanan kaynana dili adlı oyuncakla oynuyorlar.
ANNESİ TUTUKLANINCA HASTALIĞI ORTAYA ÇIKTI
Fotoğraftaki çocuklardan biri de annesi tutuklandığında alerjik astım hastalığı ortaya çıkan Bahar Güler. Bahar, 2 yıldır anneannesi Halime Teyze ile Adana’dan İzmir’e gide gele yollarda hastalanmış, perişan olmuş bir çocuk. 12-13 saat süren otobüsle yolculuklarında 3-4 vasıta değiştiriyorlar. Sürekli in bin yaptıkları için her yolculuktan sonra rahatsızlanıyor. Öksürük, nefes darlığı baş gösteriyor. Annesi Pınar Güler bu yüzden bir buhar makinesi satın almış. Bahar ne zaman tıkansa bu makineyi kullanıyor.
3 AYDIR ANNESİNDEN AYRILMAK İSTEMİYOR
5 yaşındaki Bahar son 3 aydır ise annesinin yanından hiç ayrılmıyor. Ayrılmak istemiyor daha doğrusu. Nedenini Halime Teyze şöyle anlatıyor:
“8 Mayıs’ta Bahar 6 yaşına girecek. Annesinden ayrılmak zorunda kalacak. En son yanımıza aldığımızda, yaklaşık 3 ay önceydi, ona söyledik, yavaş yavaş alışması için. Çok ağladı, üzüldü. Cezaevine tekrar gidince oradaki koğuş arkadaşlarına da ben 6 yaşına girince annemden ayrılacağım, siz de büyünce annenizden ayrılacaksınız demiş. Bütün çocuklar bunun üzerine hep beraber ağlamışlar.”
ALAMAZLARSA SOSYAL HİZMETLERE VERİLEBİLİR?
Koronavirüs salgını nedeniyle bir sorunla daha karşı karşıya olduklarını belirten Halime Teyze, “Şehirler arası yolculuk yasak. 8 Mayıs’ta izin alabilirsek Bahar’ı almaya gideceğiz ama eğer gidemezsek çocuğumuzu sosyal hizmetlere verme ihtimalleri var. Bahar gibi bu durumda olan başka çocuklar da bulunuyor. Arabası, imkanı olmayanlar var. Yaşlılar var.” diyor.
Bahar, sağdan üçüncü sırada. Bahar’ın anneannesi bu fotoğrafın bir doğum günü sırasında çekilmiş olabileceğini belirtiyor.
Şakran Cezaevinde çekilen başka bir çocuk fotoğrafı. Bahar ortada 3. sırada.
ANNESİ MATEMATİK ÖĞRETMENİ
Matematik öğretmeni Pınar Güler (36) 28 Ekim 2016’da Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklandı. Bir mesai arkadaşı “Bu da onlardan” diye ihbar ettiği için 3,5 yıldır tutuklu. Azra (9) ve Bahar (5) olmak üzere iki kızı bulunan Pınar Güler, OHAL döneminde, 1 yıl çocuklarını hiç göremedi. İzmir Şakran Cezaevine geçince Bahar yanına gidip gelmeye başladı. Azra ise anneannesiyle birlikte yaşıyor.
Pınar Güler, kızları Bahar ile Azra (çizgili tişörtlüler) ve yeğenleri Esra ve Yavuz Selim ile birlikte, bir görüş gününde. Bahar sağ başta.
GERGERLİOĞLU FOTOĞRAFIN HİKAYESİNİ ANLATTI
Yeni infaz yasasına imza atan ve bu çocukların cezaevinde kalmasını onaylayan iktidara “Mahpus çocuklar. İçinize siniyor mu? Herkese soruyorum.!? Ciddi yemek sıkıntısı yaşadıklarını söyledi. 13 çocuğu bir koğuşta tutsak edip bir de yemek sıkntısı yaşatmak nasıl bir vicdan..!?” diye soran Ömer Faruk Gergerlioğlu, bu fotoğrafa nasıl ulaştığını bugün Çağlar Cilara’nın programında anlattı.
8 AYLIKKEN HAPSE GİREN BİR BEBEK
Fotoğrafın çocuklardan birinin amcası tarafından gönderildiğini söyleyen Gergerlioğlu, “Bu fotoğrafı bana oradaki çocuklardan birinin yakını gönderdi ve çocuğun hikayesini de anlattı. Bu çocuk 8 aylık bebekken annesiyle cezaevine girmiş. 3 yıldır cezaevinde. Babası da aynı cezaevinde mahpus. Anne ile baba bu üç yıl boyunca bir açık görüş bile yapamamış. Anne, baba, çocuk bir araya gelememişler. Çocuk 2,5 yaşında ilk defa akrabalarının yanına gidebilmiş.” dedi.
TOPRAK, AĞAÇ, KUM GÖRÜNCE KORKTU
2,5 yıl sonra ağaç, toprak, kum ve pek çok insan gören çocuğun dışarıdaki yaşadığı dramlara da dikkat çeken Gergerlioğlu, “Çocuk dışarıda ağaç, toprak, kum görünce korkmuş. Bir ay boyunca gece gündüz “anne anne” diye ağlamış. Bir çocuk ağaçtan korkar mı, kuştan korkar mı? Bunları hayatında hiç görmediği için korkuyor. Toprağa dokunamamış. Cezaevi ortamında çocuk beton ve demir dışında bir şey görmüyor. Ve sürekli cezaevi diliyle konuşmuş. Sayıma ne zaman çıkacağız, çikolata almak için memur amcaya yazdıracak mıyız, gibi hapishane jargonuyla konuşan bir çocuk var karşınızda. Annesi onu niye bıraktı diye günlerce ağlamış, sonunda ailesine biraz alışmış.” ifadelerini kullandı.
“ANNE SEN BENİ NİYE BIRAKTIN”
2 ay sonra annesine geri dönmek zorunda kalınca artık o özgürlüğü tadan çocuğun geri dönmek istemediğini vurgulayan Gergerlioğlu şöyle devam etti:
“Çocuk amcasının gömleğinin düğmelerini koparmış, cezaevine ağlayarak sızlayarak girmiş. Gerçekten çok dramatik görüntüler… Zorla anneye vermişler. İçeri girince de anneye sen niye beni bıraktın, ben seni çok özlemiştim, sana küstüm diye uzun süre annesine küsmüş. Çocuklar çok büyük travmalar yaşıyor. 16 kadın, 17 çocuğun kaldığı bir koğuş. Biraz daha sayı azaltılmış. 12 kadın, 13 çocuk kalıyor. Her bir çocuğun kendine göre sıkıntıları olduğunu söylediler, her bir çocuk psikolojik sorunlar yaşıyor. Anneler her gün ağlıyor. Çocuklar o cezaevlerini kaldıracak durumda değil.”
ADALET BAKANININ MAKAMINA GİTTİM, UMURLARINDA OLMADI
Kasım 2019’da açıklanan resmi rakamlara göre Türkiye cezaevlerinde 800’den fazla 0-6 yaş arasında bebek ve çocuk olduğunu söyleyen Gergerlioğlu, 2 yıldır defalarca soru önergeleri vererek anne-baba mahpuslukları Adalet Bakanlığına sorduğunu, bizzat Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün makamına giderek de konuştuğunu da ifade etti. 28 Şubat mağduru bir kadın ve başörtülü bir anne olarak AKP Grup Başkan Vekili Özlem Zengin’in de hapisteki bebeklere ne kadar duyarsız kaldığını vurgulayan Gergerlioğlu, muhalefetin ise bu çocukların dramına siyasi kaygılarla, ayrımcı politikalarla yaklaşmaması gerektiğini ifade etti.
“ÇOCUKLAR İŞKENCE ÇEKİYOR”
Gergerlioğlu, “Hamile kadınlar uzun süre bu süreçte cezaevlerinde yaşadı. O çocuklar, o bebekler cezaevinde büyüdü. Bunları anlattığımız zaman iktidarın umurunda olmadığını görüyoruz. Makamında da anlattım. Bunlara bir çözüm bulunmasını söyledim. Düşünün o çocuklar kekeme oluyorlar. Çok hırçın oluyorlar. Bu çocuklar yarın öbür gün toplumda tehlikeli mayın olabilirler dedim. Hep vicdani hatırlatmalar yapıyorum ama umurlarında değil. Muhalefetin umurunda olması lazım. Bu çocuklar işkence çekiyor. Bakın işkence, başka bir kelime değil! Muhalefet bu sorunlara birtakım siyasi kaygılarla yaklaşırsa ayrımcı yaklaşırsa olmaz. Ben o koğuşların büyüklüğünü de gördüm. Ufacık yerler. Bir de salgın hastalık var, sosyal mesafe kesinlikle yok. Doğru dürüst yemek yok. Kabalık, salgın, sağlıklı beslenememe sorunuyla karşı karşıyalar.” diye konuştu.
[Sevinç Özarslan] 27.4.2020 [BoldMedya]
SEVİNÇ ÖZARSLAN
BOLD ÖZEL – Cezaevlerindeki hak ihlallerini sık sık dile getiren HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun sosyal medya hesabından paylaştığı hapisteki çocuklar fotoğrafı birkaç gündür sosyal medyanın gündeminde. Fotoğrafta yaşları 1 ile 5 arasında değişen 8 çocuk var. Hepsi en güzel kıyafetlerini giymiş, ellerinde, üflenerek oynanan kaynana dili adlı oyuncakla oynuyorlar.
ANNESİ TUTUKLANINCA HASTALIĞI ORTAYA ÇIKTI
Fotoğraftaki çocuklardan biri de annesi tutuklandığında alerjik astım hastalığı ortaya çıkan Bahar Güler. Bahar, 2 yıldır anneannesi Halime Teyze ile Adana’dan İzmir’e gide gele yollarda hastalanmış, perişan olmuş bir çocuk. 12-13 saat süren otobüsle yolculuklarında 3-4 vasıta değiştiriyorlar. Sürekli in bin yaptıkları için her yolculuktan sonra rahatsızlanıyor. Öksürük, nefes darlığı baş gösteriyor. Annesi Pınar Güler bu yüzden bir buhar makinesi satın almış. Bahar ne zaman tıkansa bu makineyi kullanıyor.
3 AYDIR ANNESİNDEN AYRILMAK İSTEMİYOR
5 yaşındaki Bahar son 3 aydır ise annesinin yanından hiç ayrılmıyor. Ayrılmak istemiyor daha doğrusu. Nedenini Halime Teyze şöyle anlatıyor:
“8 Mayıs’ta Bahar 6 yaşına girecek. Annesinden ayrılmak zorunda kalacak. En son yanımıza aldığımızda, yaklaşık 3 ay önceydi, ona söyledik, yavaş yavaş alışması için. Çok ağladı, üzüldü. Cezaevine tekrar gidince oradaki koğuş arkadaşlarına da ben 6 yaşına girince annemden ayrılacağım, siz de büyünce annenizden ayrılacaksınız demiş. Bütün çocuklar bunun üzerine hep beraber ağlamışlar.”
ALAMAZLARSA SOSYAL HİZMETLERE VERİLEBİLİR?
Koronavirüs salgını nedeniyle bir sorunla daha karşı karşıya olduklarını belirten Halime Teyze, “Şehirler arası yolculuk yasak. 8 Mayıs’ta izin alabilirsek Bahar’ı almaya gideceğiz ama eğer gidemezsek çocuğumuzu sosyal hizmetlere verme ihtimalleri var. Bahar gibi bu durumda olan başka çocuklar da bulunuyor. Arabası, imkanı olmayanlar var. Yaşlılar var.” diyor.
Bahar, sağdan üçüncü sırada. Bahar’ın anneannesi bu fotoğrafın bir doğum günü sırasında çekilmiş olabileceğini belirtiyor.
Şakran Cezaevinde çekilen başka bir çocuk fotoğrafı. Bahar ortada 3. sırada.
ANNESİ MATEMATİK ÖĞRETMENİ
Matematik öğretmeni Pınar Güler (36) 28 Ekim 2016’da Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklandı. Bir mesai arkadaşı “Bu da onlardan” diye ihbar ettiği için 3,5 yıldır tutuklu. Azra (9) ve Bahar (5) olmak üzere iki kızı bulunan Pınar Güler, OHAL döneminde, 1 yıl çocuklarını hiç göremedi. İzmir Şakran Cezaevine geçince Bahar yanına gidip gelmeye başladı. Azra ise anneannesiyle birlikte yaşıyor.
Pınar Güler, kızları Bahar ile Azra (çizgili tişörtlüler) ve yeğenleri Esra ve Yavuz Selim ile birlikte, bir görüş gününde. Bahar sağ başta.
GERGERLİOĞLU FOTOĞRAFIN HİKAYESİNİ ANLATTI
Yeni infaz yasasına imza atan ve bu çocukların cezaevinde kalmasını onaylayan iktidara “Mahpus çocuklar. İçinize siniyor mu? Herkese soruyorum.!? Ciddi yemek sıkıntısı yaşadıklarını söyledi. 13 çocuğu bir koğuşta tutsak edip bir de yemek sıkntısı yaşatmak nasıl bir vicdan..!?” diye soran Ömer Faruk Gergerlioğlu, bu fotoğrafa nasıl ulaştığını bugün Çağlar Cilara’nın programında anlattı.
8 AYLIKKEN HAPSE GİREN BİR BEBEK
Fotoğrafın çocuklardan birinin amcası tarafından gönderildiğini söyleyen Gergerlioğlu, “Bu fotoğrafı bana oradaki çocuklardan birinin yakını gönderdi ve çocuğun hikayesini de anlattı. Bu çocuk 8 aylık bebekken annesiyle cezaevine girmiş. 3 yıldır cezaevinde. Babası da aynı cezaevinde mahpus. Anne ile baba bu üç yıl boyunca bir açık görüş bile yapamamış. Anne, baba, çocuk bir araya gelememişler. Çocuk 2,5 yaşında ilk defa akrabalarının yanına gidebilmiş.” dedi.
TOPRAK, AĞAÇ, KUM GÖRÜNCE KORKTU
2,5 yıl sonra ağaç, toprak, kum ve pek çok insan gören çocuğun dışarıdaki yaşadığı dramlara da dikkat çeken Gergerlioğlu, “Çocuk dışarıda ağaç, toprak, kum görünce korkmuş. Bir ay boyunca gece gündüz “anne anne” diye ağlamış. Bir çocuk ağaçtan korkar mı, kuştan korkar mı? Bunları hayatında hiç görmediği için korkuyor. Toprağa dokunamamış. Cezaevi ortamında çocuk beton ve demir dışında bir şey görmüyor. Ve sürekli cezaevi diliyle konuşmuş. Sayıma ne zaman çıkacağız, çikolata almak için memur amcaya yazdıracak mıyız, gibi hapishane jargonuyla konuşan bir çocuk var karşınızda. Annesi onu niye bıraktı diye günlerce ağlamış, sonunda ailesine biraz alışmış.” ifadelerini kullandı.
“ANNE SEN BENİ NİYE BIRAKTIN”
2 ay sonra annesine geri dönmek zorunda kalınca artık o özgürlüğü tadan çocuğun geri dönmek istemediğini vurgulayan Gergerlioğlu şöyle devam etti:
“Çocuk amcasının gömleğinin düğmelerini koparmış, cezaevine ağlayarak sızlayarak girmiş. Gerçekten çok dramatik görüntüler… Zorla anneye vermişler. İçeri girince de anneye sen niye beni bıraktın, ben seni çok özlemiştim, sana küstüm diye uzun süre annesine küsmüş. Çocuklar çok büyük travmalar yaşıyor. 16 kadın, 17 çocuğun kaldığı bir koğuş. Biraz daha sayı azaltılmış. 12 kadın, 13 çocuk kalıyor. Her bir çocuğun kendine göre sıkıntıları olduğunu söylediler, her bir çocuk psikolojik sorunlar yaşıyor. Anneler her gün ağlıyor. Çocuklar o cezaevlerini kaldıracak durumda değil.”
ADALET BAKANININ MAKAMINA GİTTİM, UMURLARINDA OLMADI
Kasım 2019’da açıklanan resmi rakamlara göre Türkiye cezaevlerinde 800’den fazla 0-6 yaş arasında bebek ve çocuk olduğunu söyleyen Gergerlioğlu, 2 yıldır defalarca soru önergeleri vererek anne-baba mahpuslukları Adalet Bakanlığına sorduğunu, bizzat Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün makamına giderek de konuştuğunu da ifade etti. 28 Şubat mağduru bir kadın ve başörtülü bir anne olarak AKP Grup Başkan Vekili Özlem Zengin’in de hapisteki bebeklere ne kadar duyarsız kaldığını vurgulayan Gergerlioğlu, muhalefetin ise bu çocukların dramına siyasi kaygılarla, ayrımcı politikalarla yaklaşmaması gerektiğini ifade etti.
“ÇOCUKLAR İŞKENCE ÇEKİYOR”
Gergerlioğlu, “Hamile kadınlar uzun süre bu süreçte cezaevlerinde yaşadı. O çocuklar, o bebekler cezaevinde büyüdü. Bunları anlattığımız zaman iktidarın umurunda olmadığını görüyoruz. Makamında da anlattım. Bunlara bir çözüm bulunmasını söyledim. Düşünün o çocuklar kekeme oluyorlar. Çok hırçın oluyorlar. Bu çocuklar yarın öbür gün toplumda tehlikeli mayın olabilirler dedim. Hep vicdani hatırlatmalar yapıyorum ama umurlarında değil. Muhalefetin umurunda olması lazım. Bu çocuklar işkence çekiyor. Bakın işkence, başka bir kelime değil! Muhalefet bu sorunlara birtakım siyasi kaygılarla yaklaşırsa ayrımcı yaklaşırsa olmaz. Ben o koğuşların büyüklüğünü de gördüm. Ufacık yerler. Bir de salgın hastalık var, sosyal mesafe kesinlikle yok. Doğru dürüst yemek yok. Kabalık, salgın, sağlıklı beslenememe sorunuyla karşı karşıyalar.” diye konuştu.
[Sevinç Özarslan] 27.4.2020 [BoldMedya]
Etiketler:
Sevinç Özarslan
Türkiye için yolun sonu görünüyor
Merkez Bankası'nın karşılıksız para basarken bu kaynağın nerede kullanılacağını izah etmediğine işaret eden Prof. Dr. Engin Kara, "Bu enflasyonu artıracak. Dünya ve Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu şartlar da dikkate alındığında Uluslararası Para Fonu'ndan (IMF) dış kaynak istemek kaçınılmaz görünüyor." tespitinde bulundu.
İngiltere’nin Cardiff Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak görev yapan Prof. Dr. Engin Kara, Türkiye’nin yeni tip Koronavirüs’ün ekonomideki etkisiyle baş edebilmek için karşılıksız para basmayı tercih ettiğine dikkati çekti.
Kara daha önce Japonya’nın durgunluğu aşmak için bu politikayı uyguladığını, fakat başarılı olamadığını söyledi.
Prof. Engin Kara, karşılıksız para basma üzerine kaleme aldığı makalede şu tespitlerde bulundu:
"Japon Merkez Bankası, 2001 yılında ülkedeki para arzını yüzde 100 artırdı. Bu politika 2006 yılına kadar devam etti. Ancak, ekonomideki muazzam nakit para artışına rağmen, 2001-2006 döneminde ülkede ne ekonomik büyümede ne de fiyatlarda hatırı sayılır bir değişiklik oldu.
PARA BASMAK YATIRIM VE TÜKETİM ALIŞKANLIKLARINI DEĞİŞTİRMEYE YETMİYOR
Özetlemek gerekirse, ekonomik durgunluk; tüketim ve yatırım harcamalarındaki durgunluğun göstergesidir. Parasal genişleme politikasının geçici süreyle uygulanmış olmasının, hane halkı ile şirketlerin tüketim ve yatırım alışkanlıklarını değiştirmeye ikna edemediği ve bu sebeple bu politikanın etkisiz kaldığı sonucu çıkarılabilir.
Yapılan açıklamalar, Türkiye’de parasal genişlemenin Japonya’da uygulanan şeklinden farklı olarak bir sınırı olmadığını gösteriyor. Bu da, parasal genişlemenin kalıcı olacağı ve bu politikanın enflasyonist etki yaratabileceği endişesini kat be kat artırıyor.
Açıklanan program; TCMB’nin İşsizlik Fonu’nun portföyünde bulunan devlet tahvillerini satın alıp, bu yolla likidite sağlanmasını öngörüyor. Başka bir deyişle; İşsizlik Fonu’nun kasasında kilitli duran devlet tahvilleri nakite çevrilip, piyasaya verilecek.
MERKEZ BANKASI'NIN FORMÜLÜ JAPONYA'DAN ÇOK FARKLI
Bu açıdan bakıldığında da, Türkiye’deki uygulama bir transfer içeriyor ve Japonya’daki uygulamadan farklı olarak daha çok likidite oluşturuyor.
Şüphesiz, kriz dönemlerde böyle bir likidite artışı gerekli. Bunun iki ana sebebi var. Birincisi; parasal genişleme Koranavirüs'ün sebep olduğu işsizlikle baş edebilmesi için İşsizlik Fonu’na kaynak sağlıyor.
Programın esas amacı da zaten bu. İkincisi ise; kriz sebebiyle azalan para arzına takviye yapmak.
Ekonomideki toplam para arzının bir kısmı direkt Merkez Bankası tarafından; diğer bir kısmı ise ekonomik aktivitenin yoğunluğuna bağlı olarak bankacılık sistemi tarafından oluşturulur.
Koranavirüs'ün yayılmasını önlemek amacıyla alınan tedbirlerden kaynaklanan ekonomik aktivitedeki yavaşlama, haliyle ekonomideki para miktarını azaltıcı bir etki de yapıyor.
Prof. Dr. Engin Kara, Türkiye'nin IMF'den destek almadan krizden çıkamayacağına işaret etti.
NE KADAR KARŞILIKSIZ PARA BASILACAK?
Bu noktadaki en kritik soru; para arzındaki artışın ne miktarda yapılacağıdır. İhtiyaçtan fazla yapılması durumunda; artan para arzı, enflasyonist baskı teşkil edecek.
Burada, Japonya’dan farklı olarak, orataya çıkan risk; parasal genişleme yoluyla yaratılan paranın bir kısmının dövize yönelmesi ve bunun da TL’nin değer kaybetmesine sebep olmasıdır. Japonya’da basılan paranın euro ya da dolara yönelmesi gibi bir risk yoktu.
Japonya örneğinde de görüldüğü üzere; parasal genişleme, ülkedeki yapısal sorunları çözmeye yeterli olmayabilir. Türkiye özelinde ise; bu politikanın sorunları çözmediği gibi şartları daha da kötüleştirme ihtimali var.
Nasıl mı? Bir örnekle açıklamaya çalışayım;
BASILAN PARA MAKSADININ DIŞINDA KULLANILIYOR
Açıklanan parasal genişleme programında genişlemeye herhangi bir sınır konmamış olması programın amacının dışında kullanılacağı endişesine sebep oluyor.
Son dönemde, TL’de yaşanan hızlı değer kaybında da bu endişenin etkili olduğunu düşünüyorum. TCMB; bir süredir azalmakta olan döviz rezervlerini kullanarak, TL’deki değer kaybının önüne geçmeye çalışıyor.
Azalan döviz rezervlerinin yol açtığı tedirginlik de dövize olan talebi daha da artırıyor. Bu durum da TL’deki değer kaybı hızlanıyor.
Bilindiği üzere ülke ekonomisinde en temel sorun; özel sektörün yüksek yabancı para cinsinden olan borcudur. Değer kaybeden TL de özel sektörün bu sorunu daha da zora sokuyor.
Bu analizler ışığında Türkiye’deki ekonomi yönetiminin yapması gereken; para genişleme politikasının ne kadar ve hangi miktarda yapılacağını açıklamasıdır.
SINIRI AÇIKLAMIYORLAR, ÇÜNKÜ...
Ancak, bu noktada da doğru sürenin ve miktarın ne olduğu sorusu karşımıza çıkıyor. Çok hassas dengelere sahip bir ekonomide bu soruların doğru cevabının ne olduğunu kestirmekse oldukça zor.
Belki de Türkiye ekonomi yönetiminin herhangi bir sınır açıklamamasının sebebi de budur.
Sınırın nereye konulması gerektiği konusundaki belirsizlik de dikkate alındığında; basılan paranın maliyetinin çok yüksek olduğu düşünülmeli ve ekonomideki sorunlara kapsamlı bir çözüm bulunana kadar da sınırlı bir şekilde kullanılmalı.
Özetle; Türkiye ekonomisi bir süredir kronikleşmeye başlayan sorunlarla boğuşuyor. Türkiye hükûmeti de bu sorunlara tabir yerinde ise, kredi kartını kullanarak çözüm bulmaya çalışıyor.
KREDİ KARTI LİMİTİNİ ARTIRMAKTAN FARKI YOK
Parasal genişleme politikasıyla da bir anlamda kredi kartının limiti artırılmaya çalışılıyor. Ancak, bu politikanın barındırdığı belirsizlikler ve riskler sebebiyle ekonomide var olan ve giderek zorlaşan sorunlara çözüm bulunması pek muhtemel görünmüyor.
Özel sektörün borç krizine çözüm üretmeyen herhangi bir ekonomik programdan başarı beklemekse oldukça iyimser bir yaklaşım olur.
Programın başarısı için de dış kaynak şart. Dünya ve Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu şartlar da dikkate alındığında IMF’den (Uluslararası Para Fonu) dış kaynak istemek kaçınılmaz görünüyor.
Kaldı ki IMF’den destek sağlanması durumda bile özel sektörün rehabilitasyonun sağlanması zor olacaktır. Tüm bunlarla birlikte Türkiye’nin bu zor süreci aşacak hem bilgi birikimi hem de insan kaynağı var.
Yeter ki Merkez Bankası bağımsızlığı da dahil olmak üzere ülkedeki kurumsal altyapı tekrar tesis edilebilsin.”
[Samanyolu Haber] 27.4.2020
İngiltere’nin Cardiff Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak görev yapan Prof. Dr. Engin Kara, Türkiye’nin yeni tip Koronavirüs’ün ekonomideki etkisiyle baş edebilmek için karşılıksız para basmayı tercih ettiğine dikkati çekti.
Kara daha önce Japonya’nın durgunluğu aşmak için bu politikayı uyguladığını, fakat başarılı olamadığını söyledi.
Prof. Engin Kara, karşılıksız para basma üzerine kaleme aldığı makalede şu tespitlerde bulundu:
"Japon Merkez Bankası, 2001 yılında ülkedeki para arzını yüzde 100 artırdı. Bu politika 2006 yılına kadar devam etti. Ancak, ekonomideki muazzam nakit para artışına rağmen, 2001-2006 döneminde ülkede ne ekonomik büyümede ne de fiyatlarda hatırı sayılır bir değişiklik oldu.
PARA BASMAK YATIRIM VE TÜKETİM ALIŞKANLIKLARINI DEĞİŞTİRMEYE YETMİYOR
Özetlemek gerekirse, ekonomik durgunluk; tüketim ve yatırım harcamalarındaki durgunluğun göstergesidir. Parasal genişleme politikasının geçici süreyle uygulanmış olmasının, hane halkı ile şirketlerin tüketim ve yatırım alışkanlıklarını değiştirmeye ikna edemediği ve bu sebeple bu politikanın etkisiz kaldığı sonucu çıkarılabilir.
Yapılan açıklamalar, Türkiye’de parasal genişlemenin Japonya’da uygulanan şeklinden farklı olarak bir sınırı olmadığını gösteriyor. Bu da, parasal genişlemenin kalıcı olacağı ve bu politikanın enflasyonist etki yaratabileceği endişesini kat be kat artırıyor.
Açıklanan program; TCMB’nin İşsizlik Fonu’nun portföyünde bulunan devlet tahvillerini satın alıp, bu yolla likidite sağlanmasını öngörüyor. Başka bir deyişle; İşsizlik Fonu’nun kasasında kilitli duran devlet tahvilleri nakite çevrilip, piyasaya verilecek.
MERKEZ BANKASI'NIN FORMÜLÜ JAPONYA'DAN ÇOK FARKLI
Bu açıdan bakıldığında da, Türkiye’deki uygulama bir transfer içeriyor ve Japonya’daki uygulamadan farklı olarak daha çok likidite oluşturuyor.
Şüphesiz, kriz dönemlerde böyle bir likidite artışı gerekli. Bunun iki ana sebebi var. Birincisi; parasal genişleme Koranavirüs'ün sebep olduğu işsizlikle baş edebilmesi için İşsizlik Fonu’na kaynak sağlıyor.
Programın esas amacı da zaten bu. İkincisi ise; kriz sebebiyle azalan para arzına takviye yapmak.
Ekonomideki toplam para arzının bir kısmı direkt Merkez Bankası tarafından; diğer bir kısmı ise ekonomik aktivitenin yoğunluğuna bağlı olarak bankacılık sistemi tarafından oluşturulur.
Koranavirüs'ün yayılmasını önlemek amacıyla alınan tedbirlerden kaynaklanan ekonomik aktivitedeki yavaşlama, haliyle ekonomideki para miktarını azaltıcı bir etki de yapıyor.
Prof. Dr. Engin Kara, Türkiye'nin IMF'den destek almadan krizden çıkamayacağına işaret etti.
NE KADAR KARŞILIKSIZ PARA BASILACAK?
Bu noktadaki en kritik soru; para arzındaki artışın ne miktarda yapılacağıdır. İhtiyaçtan fazla yapılması durumunda; artan para arzı, enflasyonist baskı teşkil edecek.
Burada, Japonya’dan farklı olarak, orataya çıkan risk; parasal genişleme yoluyla yaratılan paranın bir kısmının dövize yönelmesi ve bunun da TL’nin değer kaybetmesine sebep olmasıdır. Japonya’da basılan paranın euro ya da dolara yönelmesi gibi bir risk yoktu.
Japonya örneğinde de görüldüğü üzere; parasal genişleme, ülkedeki yapısal sorunları çözmeye yeterli olmayabilir. Türkiye özelinde ise; bu politikanın sorunları çözmediği gibi şartları daha da kötüleştirme ihtimali var.
Nasıl mı? Bir örnekle açıklamaya çalışayım;
BASILAN PARA MAKSADININ DIŞINDA KULLANILIYOR
Açıklanan parasal genişleme programında genişlemeye herhangi bir sınır konmamış olması programın amacının dışında kullanılacağı endişesine sebep oluyor.
Son dönemde, TL’de yaşanan hızlı değer kaybında da bu endişenin etkili olduğunu düşünüyorum. TCMB; bir süredir azalmakta olan döviz rezervlerini kullanarak, TL’deki değer kaybının önüne geçmeye çalışıyor.
Azalan döviz rezervlerinin yol açtığı tedirginlik de dövize olan talebi daha da artırıyor. Bu durum da TL’deki değer kaybı hızlanıyor.
Bilindiği üzere ülke ekonomisinde en temel sorun; özel sektörün yüksek yabancı para cinsinden olan borcudur. Değer kaybeden TL de özel sektörün bu sorunu daha da zora sokuyor.
Bu analizler ışığında Türkiye’deki ekonomi yönetiminin yapması gereken; para genişleme politikasının ne kadar ve hangi miktarda yapılacağını açıklamasıdır.
SINIRI AÇIKLAMIYORLAR, ÇÜNKÜ...
Ancak, bu noktada da doğru sürenin ve miktarın ne olduğu sorusu karşımıza çıkıyor. Çok hassas dengelere sahip bir ekonomide bu soruların doğru cevabının ne olduğunu kestirmekse oldukça zor.
Belki de Türkiye ekonomi yönetiminin herhangi bir sınır açıklamamasının sebebi de budur.
Sınırın nereye konulması gerektiği konusundaki belirsizlik de dikkate alındığında; basılan paranın maliyetinin çok yüksek olduğu düşünülmeli ve ekonomideki sorunlara kapsamlı bir çözüm bulunana kadar da sınırlı bir şekilde kullanılmalı.
Özetle; Türkiye ekonomisi bir süredir kronikleşmeye başlayan sorunlarla boğuşuyor. Türkiye hükûmeti de bu sorunlara tabir yerinde ise, kredi kartını kullanarak çözüm bulmaya çalışıyor.
KREDİ KARTI LİMİTİNİ ARTIRMAKTAN FARKI YOK
Parasal genişleme politikasıyla da bir anlamda kredi kartının limiti artırılmaya çalışılıyor. Ancak, bu politikanın barındırdığı belirsizlikler ve riskler sebebiyle ekonomide var olan ve giderek zorlaşan sorunlara çözüm bulunması pek muhtemel görünmüyor.
Özel sektörün borç krizine çözüm üretmeyen herhangi bir ekonomik programdan başarı beklemekse oldukça iyimser bir yaklaşım olur.
Programın başarısı için de dış kaynak şart. Dünya ve Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu şartlar da dikkate alındığında IMF’den (Uluslararası Para Fonu) dış kaynak istemek kaçınılmaz görünüyor.
Kaldı ki IMF’den destek sağlanması durumda bile özel sektörün rehabilitasyonun sağlanması zor olacaktır. Tüm bunlarla birlikte Türkiye’nin bu zor süreci aşacak hem bilgi birikimi hem de insan kaynağı var.
Yeter ki Merkez Bankası bağımsızlığı da dahil olmak üzere ülkedeki kurumsal altyapı tekrar tesis edilebilsin.”
[Samanyolu Haber] 27.4.2020
Ankara Barosu’na ‘Ali Erbaş’ı niye eleştirdin?’ soruşturması!
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Ankara Barosu hakkında Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’ı eleştiren açıklaması nedeniyle, “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri aşağılama” suçundan re’sen soruşturma başlatıldığı açıklandı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara Barosu’nun Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş hakkındaki açıklaması nedeniyle soruşturma başlattı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan yazılı açıklama şöyle:
‘‘Ankara Barosu’nun 26.04.2020 tarihli ve ‘Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın insanlığın bir kesimini nefretle aşağılayıp kitlelere hedef gösterdiği konuşmasıyla ilgili basın açıklaması’ başlıklı açıklaması nedeniyle Cumhuriyet Başsavcılığımızca, Ankara Barosu hakkında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 216/3 maddesi kapsamında, halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri aşağılama suçundan re’sen soruşturma başlatılmıştır.’’
[TR724] 27.4.2020
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara Barosu’nun Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş hakkındaki açıklaması nedeniyle soruşturma başlattı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan yazılı açıklama şöyle:
‘‘Ankara Barosu’nun 26.04.2020 tarihli ve ‘Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın insanlığın bir kesimini nefretle aşağılayıp kitlelere hedef gösterdiği konuşmasıyla ilgili basın açıklaması’ başlıklı açıklaması nedeniyle Cumhuriyet Başsavcılığımızca, Ankara Barosu hakkında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 216/3 maddesi kapsamında, halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri aşağılama suçundan re’sen soruşturma başlatılmıştır.’’
[TR724] 27.4.2020
Dünya Bankası’ndan Türkiye’ye 100 milyon dolar korona virüs kredisi
Dünya Bankası, Covid-19 salgını nedeniyle Türkiye’ye 100 milyon dolarlık bir krediyi onayladığını açıkladı. Proje sorumlusu Ahmet Levent Yener de yaklaşık 20 milyon insanın bu desteklenen projelerden faydalanacağını dile getirdi. Türkiye krediyi 10,5 yılda geri ödeyecek.
Dünya Bankası’nın resmi sitesinde yer alan bilgilere göre kredi, Türkiye’nin salgına karşı aldığı önlemleri desteklemek için hazırlandı. Onaylanan ‘Acil Covid-19 Sağlık Projesi’, Dünya Bankası’nın 2 Nisan 2020 tarihinde açıkladığı 14 milyar dolar tutarındaki küresel ‘Hızlandırılmış Fonu’nun küçük bir parçasını oluşturuyor.
Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı tarafından uygulamalarda kullanılacak olan 100 milyon dolarlık kredi, koronavirüsün yayılma hızını kesmek ve sağlık sisteminin vakaları tespit ve tedavi etme kapasitesini güçlendirmek için hükümeti desteklemeye yönelik iki bileşenden oluşuyor. Birinci bileşen olan 98 milyon dolarlık kredi dilimi ‘Acil Covid-19 Müdahalesi’ için kullanılacak. İkinci bileşen olan 2 milyon dolarlık ‘Proje Yönetimi, İzleme ve Değerlendirme’ dilimi projenin uygulanması ve kaydedilen ilerlemenin izlenmesi ve değerlendirilmesi için ihtiyaç duyulacak insan kaynakları ile idari kaynaklarını destekleyecek.
Dünya Bankası Türkiye Direktörü Auguste Tano Kouame, “Bu fonla finanse edilecek olan projelerin ve uygulamaların çok sayıda insan hayatını kurtaracağını umuyoruz.” ifadelerini kullandı.
[TR724] 27.4.2020
Dünya Bankası’nın resmi sitesinde yer alan bilgilere göre kredi, Türkiye’nin salgına karşı aldığı önlemleri desteklemek için hazırlandı. Onaylanan ‘Acil Covid-19 Sağlık Projesi’, Dünya Bankası’nın 2 Nisan 2020 tarihinde açıkladığı 14 milyar dolar tutarındaki küresel ‘Hızlandırılmış Fonu’nun küçük bir parçasını oluşturuyor.
Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı tarafından uygulamalarda kullanılacak olan 100 milyon dolarlık kredi, koronavirüsün yayılma hızını kesmek ve sağlık sisteminin vakaları tespit ve tedavi etme kapasitesini güçlendirmek için hükümeti desteklemeye yönelik iki bileşenden oluşuyor. Birinci bileşen olan 98 milyon dolarlık kredi dilimi ‘Acil Covid-19 Müdahalesi’ için kullanılacak. İkinci bileşen olan 2 milyon dolarlık ‘Proje Yönetimi, İzleme ve Değerlendirme’ dilimi projenin uygulanması ve kaydedilen ilerlemenin izlenmesi ve değerlendirilmesi için ihtiyaç duyulacak insan kaynakları ile idari kaynaklarını destekleyecek.
Dünya Bankası Türkiye Direktörü Auguste Tano Kouame, “Bu fonla finanse edilecek olan projelerin ve uygulamaların çok sayıda insan hayatını kurtaracağını umuyoruz.” ifadelerini kullandı.
[TR724] 27.4.2020
Gazetecilerin infazı doldu hâla cezaevindeler: Yargıtay hürriyeti tahdit suçu işliyor
15 Temmuz’un hemen ardından cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan gazetecilerden 6 yıl 3 ay hapis cezası alanların infaz süreleri doldu. Ancak Yargıtay karar vermediği için yüzlerce kişi hürriyetinden yoksun bırakılıyor. Gazeteciler, ihraç hakim ve savcılar özgürlüğünü bekliyor.
BOLD – Koronavirüs salgını sonrası yargılamalar tutuklu ve acil işler dışında durduruldu. Ancak tutuklu ya da hükümözlü olanların davalarında da bir ilerleme olmadığına dair bilgiler gelmeye devam ediyor.
Yargıtay Başkanlar Kurulu kararıyla Yargıtay’da müzakereler 17 Nisan’a duruşmalar 30 Nisan’a kadar ertelenmişti. Hakimler ve Savcılar Kurulu da koronavirüs salgını sonrası mahkemelerin tutuklu dosyalar dışındaki davaları ertelemesi yönünde genelge yayınladı. Tutuklu dosyaların devam etmesi kararı alınırken Yargıtay’ın infaz süreleri dolan tutukluların dosyalarını karara bağlamaması çok sayıda kişiyi özgürlüğünden mahrum bırakırken, büyük bir adaletsizliğe yol açıyor.
İNFAZ SÜRELERİ DOLDU
AKP ve MHP’nin oylarıyla yasalaşan infaz indiriminde terör denilerek kapsamı dışında bırakılan düşünce ve siyasi suçluları aldıkları cezaların infazını çekmelerine rağmen cezaevinden tahliye edilmiyor. Temmuz 2016’da tutuklanan, mahkemelerin terör örgütü üyeliğinden 6 yıl 3 hapis cezası alanlar İnfaz Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’na göre cezalarının 4’te 3’ünü çekmeleri gerekiyor. Buna göre bu kişilerin infaz süreleri 3 yıl 8 ay. Sözkonusu süre 44 ayın sonunda yani Mart 2020’da doldu. 6 yıl 3 ay hapis cezası alanların 1 yıllık denetimli serbestlik uygulamasından faydalanarak cezaevinden tahliye olmaları gerekiyor. Ancak Yargıtay 16. Ceza Dairesi, dosyalarını incelemediği için yüzlerce kişi özgürlüğünden mahrum bırakılıyor.
YARGITAY, HÜRRİYETİ TAHDİT SUÇUNU İŞLİYOR
Türk Ceza Kanununun 109’ncu maddesi bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verileceğini düzenliyor. Yargıtay 16. Ceza Dairesi, tutukluların infazı dolmasına rağmen karar vermeyerek hürriyeti tahdit suçunu işliyor.
GAZETECİLER İNFAZ SÜRELERİNİ DOLDURDU
Yargıtay’ın özgürlüğünden yoksun bıraktığı kişiler arasında 25 Temmuz 2016’da tutuklanan gazeteciler ile devam eden günlerde tutuklanan ihraç hakim ve savcılar bulunuyor. Yaklaşık 45 aydır tutuklu bulunan denetimli serbestlik hakkı geldiği halde gazeteciler ile hakim ve savcılar Yargıtay dosyalarını onaylamadığı için tahliye edilmiyor. Tahliye edilmesi gereken gazeteciler arasında kapatılan Zaman Gazetesi eski muhabirleri Bayram Kaya, Cemal Azmi Kalyoncu, Habip Güler, Hanım Büşra Erdal, Yakup Çetin, Cihan Haber Ajansı Muhabiri Hüseyin Aydın, kapatılan Meydan Gazetesi Yazarı Abdullah Kılıç, Türksolu Yazarı Gökçe Fırat Çulhaoğlu bulunuyor.
SADECE KORONAVİRÜS DEĞİL ADALETSİZLİK DE ÖLDÜRÜYOR
Gazeteci Büşra Erdal, tutuklu bulunduğu Bakırköy Cezaevi’nden gönderdiği mektupla tahliye hakkı geldiği halde cezaevinde tutulduğunu belirtti. Erdal, “Bu cezanın infazı olan 3 yıl 8 ayı yani 44 ayı hapiste tamamladım. Kanuni hak olan denetimli serbestlikle tahliye hakkım geldi” dedi. Dava dosyasının hâlâ Yargıtay’da incelemede beklediğini söyleyen Erdal, kendisinden daha ağır cezaya çarptırılan birinin tahliye olduğunu kaydetti. Erdal, “Yargıtay 16. Ceza Dairesi karar vermediği sürece aldığım cezadan fazlasını kesin olmadığı hâlde çekmeye devam edeceğim. Aylardır tek kişilik bir hücrede, ağırlaştırılmış müebbet koşullarında tutuluyorum. Bir hücrede kesin bile olmadığı halde bitirdiğim cezayı daha ne kadar çekeceğim? Unutmayın ki; sadece koronavirüs değil adaletsizlik de öldürüyor” ifadelerini kullandı.
GERGERLİOĞLU: BU NASIL İNSAFSIZLIK
HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Yargıtay kararının verilmemesi nedeniyle tahliye olamayanların yaşadığı sıkıntıyı sosyal medya hesabından gündeme getirdi. Gergerlioğlu, “Nasıl zulmedeceklerini şaşırdılar! Ayrımcı yasada umutları kıranlar hızını alamadı! Binlerce kişi, cezası dolmasına rağmen Yargıtay kararı olmadığından tahliye olamıyor Bu nasıl insafsızlık, hem yasadan faydalandırma hem de bindirim yap! Adalet sadece bir kadın ismi oldu” dedi.
OĞLUM CEZASINI TAMAMLADI, DOSYASI 18 AYDIR YARGITAY’DA
Gergerlioğlu’nun paylaşımına cevap yazan Mehmet Kaptan isimli tutuklu yakını, oğlunun 44 aydır tutuklu bulunduğunu, dosyasının 18 aydır Yargıtay’da olduğunu kaydetti. Kaptan, “Benim oğlum da cezaevinde 44 aydır tutuklu bulunmaktadır ve şu anda yatarını tamamlamıştır. Ancak 18 aydır dosyası Yargıtay’dadır. Ne onaylandı nede reddedildi. Denetimli serbestlik ile tahliye olacaktı ama olamıyor” dedi. Elif Tuna isimli bir kişi de, Samsun Cezaevinde Hamza Demircan isimli tutuklunun verilen cezadan fazlasını yattığını belirtti. Tuna, “Samsun CİK Hamza Demircan. Verilen cezanın fazlasını yatıyor müddetname gelmediği için ve dosya Yargıtayda aylardır arşivde görünüyor” dedi.
[BoldMedya] 26.4.2020
BOLD – Koronavirüs salgını sonrası yargılamalar tutuklu ve acil işler dışında durduruldu. Ancak tutuklu ya da hükümözlü olanların davalarında da bir ilerleme olmadığına dair bilgiler gelmeye devam ediyor.
Yargıtay Başkanlar Kurulu kararıyla Yargıtay’da müzakereler 17 Nisan’a duruşmalar 30 Nisan’a kadar ertelenmişti. Hakimler ve Savcılar Kurulu da koronavirüs salgını sonrası mahkemelerin tutuklu dosyalar dışındaki davaları ertelemesi yönünde genelge yayınladı. Tutuklu dosyaların devam etmesi kararı alınırken Yargıtay’ın infaz süreleri dolan tutukluların dosyalarını karara bağlamaması çok sayıda kişiyi özgürlüğünden mahrum bırakırken, büyük bir adaletsizliğe yol açıyor.
İNFAZ SÜRELERİ DOLDU
AKP ve MHP’nin oylarıyla yasalaşan infaz indiriminde terör denilerek kapsamı dışında bırakılan düşünce ve siyasi suçluları aldıkları cezaların infazını çekmelerine rağmen cezaevinden tahliye edilmiyor. Temmuz 2016’da tutuklanan, mahkemelerin terör örgütü üyeliğinden 6 yıl 3 hapis cezası alanlar İnfaz Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’na göre cezalarının 4’te 3’ünü çekmeleri gerekiyor. Buna göre bu kişilerin infaz süreleri 3 yıl 8 ay. Sözkonusu süre 44 ayın sonunda yani Mart 2020’da doldu. 6 yıl 3 ay hapis cezası alanların 1 yıllık denetimli serbestlik uygulamasından faydalanarak cezaevinden tahliye olmaları gerekiyor. Ancak Yargıtay 16. Ceza Dairesi, dosyalarını incelemediği için yüzlerce kişi özgürlüğünden mahrum bırakılıyor.
YARGITAY, HÜRRİYETİ TAHDİT SUÇUNU İŞLİYOR
Türk Ceza Kanununun 109’ncu maddesi bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verileceğini düzenliyor. Yargıtay 16. Ceza Dairesi, tutukluların infazı dolmasına rağmen karar vermeyerek hürriyeti tahdit suçunu işliyor.
GAZETECİLER İNFAZ SÜRELERİNİ DOLDURDU
Yargıtay’ın özgürlüğünden yoksun bıraktığı kişiler arasında 25 Temmuz 2016’da tutuklanan gazeteciler ile devam eden günlerde tutuklanan ihraç hakim ve savcılar bulunuyor. Yaklaşık 45 aydır tutuklu bulunan denetimli serbestlik hakkı geldiği halde gazeteciler ile hakim ve savcılar Yargıtay dosyalarını onaylamadığı için tahliye edilmiyor. Tahliye edilmesi gereken gazeteciler arasında kapatılan Zaman Gazetesi eski muhabirleri Bayram Kaya, Cemal Azmi Kalyoncu, Habip Güler, Hanım Büşra Erdal, Yakup Çetin, Cihan Haber Ajansı Muhabiri Hüseyin Aydın, kapatılan Meydan Gazetesi Yazarı Abdullah Kılıç, Türksolu Yazarı Gökçe Fırat Çulhaoğlu bulunuyor.
SADECE KORONAVİRÜS DEĞİL ADALETSİZLİK DE ÖLDÜRÜYOR
Gazeteci Büşra Erdal, tutuklu bulunduğu Bakırköy Cezaevi’nden gönderdiği mektupla tahliye hakkı geldiği halde cezaevinde tutulduğunu belirtti. Erdal, “Bu cezanın infazı olan 3 yıl 8 ayı yani 44 ayı hapiste tamamladım. Kanuni hak olan denetimli serbestlikle tahliye hakkım geldi” dedi. Dava dosyasının hâlâ Yargıtay’da incelemede beklediğini söyleyen Erdal, kendisinden daha ağır cezaya çarptırılan birinin tahliye olduğunu kaydetti. Erdal, “Yargıtay 16. Ceza Dairesi karar vermediği sürece aldığım cezadan fazlasını kesin olmadığı hâlde çekmeye devam edeceğim. Aylardır tek kişilik bir hücrede, ağırlaştırılmış müebbet koşullarında tutuluyorum. Bir hücrede kesin bile olmadığı halde bitirdiğim cezayı daha ne kadar çekeceğim? Unutmayın ki; sadece koronavirüs değil adaletsizlik de öldürüyor” ifadelerini kullandı.
GERGERLİOĞLU: BU NASIL İNSAFSIZLIK
HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Yargıtay kararının verilmemesi nedeniyle tahliye olamayanların yaşadığı sıkıntıyı sosyal medya hesabından gündeme getirdi. Gergerlioğlu, “Nasıl zulmedeceklerini şaşırdılar! Ayrımcı yasada umutları kıranlar hızını alamadı! Binlerce kişi, cezası dolmasına rağmen Yargıtay kararı olmadığından tahliye olamıyor Bu nasıl insafsızlık, hem yasadan faydalandırma hem de bindirim yap! Adalet sadece bir kadın ismi oldu” dedi.
OĞLUM CEZASINI TAMAMLADI, DOSYASI 18 AYDIR YARGITAY’DA
Gergerlioğlu’nun paylaşımına cevap yazan Mehmet Kaptan isimli tutuklu yakını, oğlunun 44 aydır tutuklu bulunduğunu, dosyasının 18 aydır Yargıtay’da olduğunu kaydetti. Kaptan, “Benim oğlum da cezaevinde 44 aydır tutuklu bulunmaktadır ve şu anda yatarını tamamlamıştır. Ancak 18 aydır dosyası Yargıtay’dadır. Ne onaylandı nede reddedildi. Denetimli serbestlik ile tahliye olacaktı ama olamıyor” dedi. Elif Tuna isimli bir kişi de, Samsun Cezaevinde Hamza Demircan isimli tutuklunun verilen cezadan fazlasını yattığını belirtti. Tuna, “Samsun CİK Hamza Demircan. Verilen cezanın fazlasını yatıyor müddetname gelmediği için ve dosya Yargıtayda aylardır arşivde görünüyor” dedi.
[BoldMedya] 26.4.2020
Cemre Birand: Eşim yaşadı biliyorum Mevlüt Öztaş’ı bırakın!
Mehmet Ali Birand’ın eşi Cemre Birand tutuklu hasta gazeteci Mevlüt Öztaş’ın tahliye edilmemesine tepki gösterdi.
BOLD – 15 Temmuz sonrası tutuklanan Cihan Haber Ajansı Uşak Muhabiri Mevlüt Öztaş, 3 yıla yakın zamandır cezaevinde sağlık sorunları yaşadığı öğrenildi. Pankreas kanserine yakalandığı öğrenilen Mevlüt Öztaş’ın tahliye edilmesi çağrılarına Cemre Birand da katıldı.
“KİMSE KIZMAZ KORKMAYIN”
Eşi Mehmet Ali Birand’ın da bu hastalığı yaşadığını hatırlatan Birand, “Hastalarını hapiste tutup uğursuzları salan bir devlet nasıl bir devlettir? Af kapsamına alınamazlar mıydı? Mevlüt Öztaş’ı bırakın, kimse kızmaz, korkmayın” dedi.
Afyonkarahisar cezaevinde tutuklu bulunan Mevlüt Öztaş’ın ailesine haber verilmeden safra kesesi ameliyatı yapıldığı ve Öztaş’ın pankreas kanseri olduğu anlaşılınca Ankara Dışkapı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edildiği ortaya çıktı. HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu Öztaş’ın 4. evre pankreas kanseri olduğunu ve cezaevinden acilen tahliye edilmesi gerektiğini söyledi.
“EŞİM YAŞADI BİLİYORUM”
“Hastalarını hapiste tutup uğursuzları salan bir devlet nasıl bir devlettir?” diyen Birand, “Af kapsamına alınamazlar mıydı? Hapishanelerden çıkan iniltileri duymazsak nasıl bir insanızdır, nasıl bir devletizdir? Pankreas kanseri ölümcüldür, erken tedavi olursa, birkaç yıl daha yaşama şansı vardır. Eşim yaşadı biliyorum. Mevlüt Öztaş’ı bırakın, kimse kızmaz, korkmayın.” ifadesini kullandı.
“İSVEÇ’E UÇAK GÖNDEREN DEVLET!”
“İsveç’teki korona hastası bir Türk’e uçak gönderecek kadar vicdanlı olan bir devlet burnunun dibindeki hapiste hastaları niye görmez?” diyen Birand, “Her gün aynı Twitter’dan hapisteki babaları, anaları, kardeşleri için çığlık atıp yalvaranlar aynı değerde değil mi? Fahrettin Koca İsveç’te Leyla’nın sesini duydu, keşke hapisteki hastaların sesini de duysa.” dedi.
[BoldMedya] 26.4.2020
BOLD – 15 Temmuz sonrası tutuklanan Cihan Haber Ajansı Uşak Muhabiri Mevlüt Öztaş, 3 yıla yakın zamandır cezaevinde sağlık sorunları yaşadığı öğrenildi. Pankreas kanserine yakalandığı öğrenilen Mevlüt Öztaş’ın tahliye edilmesi çağrılarına Cemre Birand da katıldı.
“KİMSE KIZMAZ KORKMAYIN”
Eşi Mehmet Ali Birand’ın da bu hastalığı yaşadığını hatırlatan Birand, “Hastalarını hapiste tutup uğursuzları salan bir devlet nasıl bir devlettir? Af kapsamına alınamazlar mıydı? Mevlüt Öztaş’ı bırakın, kimse kızmaz, korkmayın” dedi.
Afyonkarahisar cezaevinde tutuklu bulunan Mevlüt Öztaş’ın ailesine haber verilmeden safra kesesi ameliyatı yapıldığı ve Öztaş’ın pankreas kanseri olduğu anlaşılınca Ankara Dışkapı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edildiği ortaya çıktı. HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu Öztaş’ın 4. evre pankreas kanseri olduğunu ve cezaevinden acilen tahliye edilmesi gerektiğini söyledi.
“EŞİM YAŞADI BİLİYORUM”
“Hastalarını hapiste tutup uğursuzları salan bir devlet nasıl bir devlettir?” diyen Birand, “Af kapsamına alınamazlar mıydı? Hapishanelerden çıkan iniltileri duymazsak nasıl bir insanızdır, nasıl bir devletizdir? Pankreas kanseri ölümcüldür, erken tedavi olursa, birkaç yıl daha yaşama şansı vardır. Eşim yaşadı biliyorum. Mevlüt Öztaş’ı bırakın, kimse kızmaz, korkmayın.” ifadesini kullandı.
“İSVEÇ’E UÇAK GÖNDEREN DEVLET!”
“İsveç’teki korona hastası bir Türk’e uçak gönderecek kadar vicdanlı olan bir devlet burnunun dibindeki hapiste hastaları niye görmez?” diyen Birand, “Her gün aynı Twitter’dan hapisteki babaları, anaları, kardeşleri için çığlık atıp yalvaranlar aynı değerde değil mi? Fahrettin Koca İsveç’te Leyla’nın sesini duydu, keşke hapisteki hastaların sesini de duysa.” dedi.
[BoldMedya] 26.4.2020
Cezaevinde pankreas kanseri olan gazeteci: Elinizden geleni yapın
Tutuklu gazeteci Mevlüt Öztaş, son telefon görüşmesinde ailesine “Elinizden geleni yapın.” dedi. Cezaevinde kanser olan Öztaş tahliye edilmiyor.
BOLD – Geçen hafta ailesine haber verilmeden Afyon Cezaevinden Ankara Dışkağı Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilen ve pankreas kanseri teşhisi konulan tutuklu gazeteci Mevlüt Öztaş, son telefon görüşmesinde ailesine “Elinizden geleni yapın” dedi. Kanser olmasına rağmen hastanede 6 memur ve bir jandarma gözetiminde ailesinden uzak tutulan Öztaş’ın durumu ciddi.
Eşi Gülten Öztaş, 21 Nisan 2020’de günübirlik izin alarak Afyon’dan eşini görmek için Ankara’ya geldiklerini ama göremeden geri dönmek zorunda kaldıklarını söyledi.
DEMİR PARMAKLIKLI BİR HASTANE KOĞUŞU
Gülten Öztaş, “Uzun uğraşlarımız sonucu eşimin hastanenin 100 metre ilerisinde mevkii binasında kaldığını öğrendik. Binaya gittiğimizde binada hiçbir sağlık personeli doktor veya hemşire bulunmuyordu, bize binayı kapattıklarını söylediler. Eşimin tutuklu olduğunu söyleyince bodrum kata yönlendirdiler. Karşılaştığımız manzara bir hastane koğuşuydu. Demir parmaklıklar vardı.” dedi.
KAPIDAN BİLE GÖRMEMİZE İZİN VERMEDİLER
İnfaz koruma memurlarına eşini görmek istediğini söyleyen Öztaş, “Yasak dolayısıyla kabul edilmedi. En azından uzaktani kapıdan geriden görebilir miyiz diye sorduğumuzda ise çok sert bir üslupla karşılaştık. Kapıda 5-6 infaz koruma memuru vardı. Parası var mı diye sorduğumuzda ise kesinlikle bilgi vermediler. Para vermeyi teklif ettiğimiz de ise kesinlikle kabul edilmedi.” ifadelerini kullandı.
EŞYALARINI ZORLA VERDİK
Eşine getirdiği eşyaları da ilk etapta almadıklarını belirten Gülten Öztaş şöyle devam etti: Pijama takımı,çamaşır vs eşyaları da ilk başta kabul etmediler uzun ısrarlarımız sonucu bir gardiyan eşimin eşyasının olmadığını söyleyince kabul ettiler. Doktoruyla görüşmeye gittiğimizde doktoru beni eşimin sağlık dosyalarını almam için tekrar koğuşa gönderdi. Elimde doktor imzalı yazılı belge olmasına rağmen eşimin sağlık raporlarını bana vermediler bir infaz koruma memuruyla gönderdiler.”
SESİ BİTKİN EV YORGUN GELİYORDU
Yaklaşık bir ay önce safra kesesi ameliyatı geçiren Mevlüt Öztaş’a ailesi 3 haftadır ulaşamıyordu. 3 hafta sonunda geçen hafta perşembe günü telefonla da olsa eşinin sesini duyduklarını ifade eden Gülten Öztaş, “Allah’a şükür sesini duyduk. Bize “Ben aileme haber verin diye dilekçe yazdım size haber veren olmadı mı ?” dedi. Ben de biz kendi çabalarımızla öğrendik bize haber veren olmadı.” dedim. Sesi çok yorgun ve bitkin geliyordu. Nasıl olduğunu sordum. Tabi ki bizi üzmemek için iyi olduğunu ve ağrısının olmadığını söyledi. Ama o şartlar altında hangi insan ne kadar iyi olabilir ki? Biz de “Sen üzülme biz elimizden gelen her şeyi yapıyoruz.” dedim ve o da elimizden ne geliyorsa yapmamızı istedi.” diye konuştu.
Öztaş’ın hala tahliye edilmemesine sosyal medyada iki gündür büyük tepki oluştu. MevlütÖztaşa AcilTahliye ve MevlütÖztaş Yaşamalı etiketleri açılarak Öztaş ve ailesine destek verildi.
[BoldMedya] 26.4.2020
BOLD – Geçen hafta ailesine haber verilmeden Afyon Cezaevinden Ankara Dışkağı Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilen ve pankreas kanseri teşhisi konulan tutuklu gazeteci Mevlüt Öztaş, son telefon görüşmesinde ailesine “Elinizden geleni yapın” dedi. Kanser olmasına rağmen hastanede 6 memur ve bir jandarma gözetiminde ailesinden uzak tutulan Öztaş’ın durumu ciddi.
Eşi Gülten Öztaş, 21 Nisan 2020’de günübirlik izin alarak Afyon’dan eşini görmek için Ankara’ya geldiklerini ama göremeden geri dönmek zorunda kaldıklarını söyledi.
DEMİR PARMAKLIKLI BİR HASTANE KOĞUŞU
Gülten Öztaş, “Uzun uğraşlarımız sonucu eşimin hastanenin 100 metre ilerisinde mevkii binasında kaldığını öğrendik. Binaya gittiğimizde binada hiçbir sağlık personeli doktor veya hemşire bulunmuyordu, bize binayı kapattıklarını söylediler. Eşimin tutuklu olduğunu söyleyince bodrum kata yönlendirdiler. Karşılaştığımız manzara bir hastane koğuşuydu. Demir parmaklıklar vardı.” dedi.
KAPIDAN BİLE GÖRMEMİZE İZİN VERMEDİLER
İnfaz koruma memurlarına eşini görmek istediğini söyleyen Öztaş, “Yasak dolayısıyla kabul edilmedi. En azından uzaktani kapıdan geriden görebilir miyiz diye sorduğumuzda ise çok sert bir üslupla karşılaştık. Kapıda 5-6 infaz koruma memuru vardı. Parası var mı diye sorduğumuzda ise kesinlikle bilgi vermediler. Para vermeyi teklif ettiğimiz de ise kesinlikle kabul edilmedi.” ifadelerini kullandı.
EŞYALARINI ZORLA VERDİK
Eşine getirdiği eşyaları da ilk etapta almadıklarını belirten Gülten Öztaş şöyle devam etti: Pijama takımı,çamaşır vs eşyaları da ilk başta kabul etmediler uzun ısrarlarımız sonucu bir gardiyan eşimin eşyasının olmadığını söyleyince kabul ettiler. Doktoruyla görüşmeye gittiğimizde doktoru beni eşimin sağlık dosyalarını almam için tekrar koğuşa gönderdi. Elimde doktor imzalı yazılı belge olmasına rağmen eşimin sağlık raporlarını bana vermediler bir infaz koruma memuruyla gönderdiler.”
SESİ BİTKİN EV YORGUN GELİYORDU
Yaklaşık bir ay önce safra kesesi ameliyatı geçiren Mevlüt Öztaş’a ailesi 3 haftadır ulaşamıyordu. 3 hafta sonunda geçen hafta perşembe günü telefonla da olsa eşinin sesini duyduklarını ifade eden Gülten Öztaş, “Allah’a şükür sesini duyduk. Bize “Ben aileme haber verin diye dilekçe yazdım size haber veren olmadı mı ?” dedi. Ben de biz kendi çabalarımızla öğrendik bize haber veren olmadı.” dedim. Sesi çok yorgun ve bitkin geliyordu. Nasıl olduğunu sordum. Tabi ki bizi üzmemek için iyi olduğunu ve ağrısının olmadığını söyledi. Ama o şartlar altında hangi insan ne kadar iyi olabilir ki? Biz de “Sen üzülme biz elimizden gelen her şeyi yapıyoruz.” dedim ve o da elimizden ne geliyorsa yapmamızı istedi.” diye konuştu.
Öztaş’ın hala tahliye edilmemesine sosyal medyada iki gündür büyük tepki oluştu. MevlütÖztaşa AcilTahliye ve MevlütÖztaş Yaşamalı etiketleri açılarak Öztaş ve ailesine destek verildi.
[BoldMedya] 26.4.2020
Tahliye olan tutuklunun testi pozitif çıktı mahalle karantinada
Ağrı Patnos Cezaevinden tahliye edilen tutuklunun kovid 19 testi pozitif çıktı. Geçmiş olsuna gelen komşuları dahil bütün mahalle karantinaya alındı.
BOLD – Van Valiliği, İpekyolu’nun Yalım Erez Mahallesi’ndeki bazı sokak ve evlerin, Patnos Cezaevi’nden tahliye edilen S.K. adlı tutuklunun koronavirüs testinin pozitif çıkması üzerine karantinaya alındığını duyurdu.
Van’ın İpekyolu ilçesine bağlı Yalım Erez Mahallesi’ndeki 3 ve 4’üncü sokakları ile Ertuş Caddesi üzerinde bulunan 76 ev bugün koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle karantinaya alındı. Van Valiliği tarafından konuya ilişkin yapılan açıklamada, karantinanın sebebinin Patnos Cezaevi’nde 12 Nisan’da tahliye edilen bir tutuklunun testinin Kovid-19 testinin pozitif çıkması olarak gösterildi.
VALİLİK AÇIKLAMA YAPTI
Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Ağrı ili Patnos Ceza İnfaz Kurumundan 12.04.2020 tarihinde tahliye olup ilimiz İpekyolu İlçesi Yalım Erez Mahallesi 4. Sokaktaki ikametine gelen S.K. koronavirüs (covid-19) testinin pozitif çıkması üzerine 25.04.2020 tarihinde 112 ekipleri tarafından hastaneye kaldırılarak tedavi altına alınmıştır. S.K.’nın eşi A.K.’nın da bugün (26.04.2020) koronavirüs testinin pozitif çıkması üzerine hastaneye sevk edilmesinin ardından, S.K.’nın ikameti ve çevresi olan Bostaniçi Yalım Erez Mahallesi 3. ve 4. Sokaklar ile Ertuş Caddesi üzerinde bulunan 76 ev bugün (26.04.2020) itibariyle karantina altına alınmıştır. Giriş çıkışların yasaklandığı karantina bölgesinde sağlık ekipleri de çalışmalarını yoğunlaştırdı.”
[BoldMedya] 27.4.2020
BOLD – Van Valiliği, İpekyolu’nun Yalım Erez Mahallesi’ndeki bazı sokak ve evlerin, Patnos Cezaevi’nden tahliye edilen S.K. adlı tutuklunun koronavirüs testinin pozitif çıkması üzerine karantinaya alındığını duyurdu.
Van’ın İpekyolu ilçesine bağlı Yalım Erez Mahallesi’ndeki 3 ve 4’üncü sokakları ile Ertuş Caddesi üzerinde bulunan 76 ev bugün koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle karantinaya alındı. Van Valiliği tarafından konuya ilişkin yapılan açıklamada, karantinanın sebebinin Patnos Cezaevi’nde 12 Nisan’da tahliye edilen bir tutuklunun testinin Kovid-19 testinin pozitif çıkması olarak gösterildi.
VALİLİK AÇIKLAMA YAPTI
Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Ağrı ili Patnos Ceza İnfaz Kurumundan 12.04.2020 tarihinde tahliye olup ilimiz İpekyolu İlçesi Yalım Erez Mahallesi 4. Sokaktaki ikametine gelen S.K. koronavirüs (covid-19) testinin pozitif çıkması üzerine 25.04.2020 tarihinde 112 ekipleri tarafından hastaneye kaldırılarak tedavi altına alınmıştır. S.K.’nın eşi A.K.’nın da bugün (26.04.2020) koronavirüs testinin pozitif çıkması üzerine hastaneye sevk edilmesinin ardından, S.K.’nın ikameti ve çevresi olan Bostaniçi Yalım Erez Mahallesi 3. ve 4. Sokaklar ile Ertuş Caddesi üzerinde bulunan 76 ev bugün (26.04.2020) itibariyle karantina altına alınmıştır. Giriş çıkışların yasaklandığı karantina bölgesinde sağlık ekipleri de çalışmalarını yoğunlaştırdı.”
[BoldMedya] 27.4.2020
İngiltere ve diğer ülkelere yapılan tıbbi yardımın perde arkası
Türkiye gelişmiş ülkelere tıbbi yardım gönderiyor. Bu ülkelerdeki tekstil işçileri ücretli izinle korunurken, Türkiye’deki işçiler ölümüne fazla mesaiyle üretim bandında.
İngiltere ve diğer ülkelere yapılan tıbbi yardımın perde arkası
FATİH YURTSEVER
BOLD ANALİZ
COVİD-19 ile mücadelede başta AB ülkeleri olmak üzere, birçok ülke sınırlarını kapatıp salgın hastalıkla mücadele için milliyetçi ve koruyucu bir refleks ile hareket etmeyi seçerken, Erdoğan rejimini şu ana kadar İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un açıklamalarına göre; 54 ülkeye tıbbi yardımda bulundu. İngiliz Bakan halkını teskin etmek için Türkiye’den yardım geleceğini ifade ediyor. NATO Genel Sekreteri Türkiye’nin üye ülkelere yaptığı tıbbi yardımlardan övgüyle söz ediyor. Algıya ve oluşturulan havaya bakılırsa, Erdoğan rejimi sadece kendi ülkesinde COVİD-19 ile etkinlikle mücadele etmiyor, aynı zamanda tüm dünyaya yardım elini de uzatıyor. Peki, gerçekten anlatılanlar doğru mu? Erdoğan bütün bu yardımları insani saiklerle mi yapıyor?
Çöküş Bilimci Yves Cothet’e göre çöküş; bir devlet veya rejim yasayla öngörülmüş hizmet kurumlarının sağladığı temel ihtiyaçlara (beslenme, su, konut, sağlık vb.) vatandaşlarının ulaşamaması durumudur. Erdoğan Rejimi için şu anda en önemli mesele, hem iç, hem de dış kamuoyunu Türkiye’de bir çöküşün yaşanmadığına, her şeyin normal seyrinde gittiğine ikna etmektir. Zira, sistemin çöküşe geçtiğine dair oluşacak en ufak bir işaret hem iç hem de dış aktörlerin, alternatif oyuncuları sahaya sürmesine neden olacaktır.
Erdoğan rejimini şimdiye kadar ayakta tutan etmenlerin başında Stratejik İletişimi çok iyi planlaması ve icra etmesi geliyor. Stratejik İletişim; istenilen mesajın koordineli bir şekilde, belirlenen kitle üzerinde, istenilen etkiyi oluşturabilmesi için, algı yönetimi, halkla ilişkiler, kamu diplomasisi, bilgi harbi, psikolojik harp ve propagandanın koordineli bir şekilde kullanılmasını düzenliyor.
Bu zaviyeden yaşanan süreci analiz edersek, birçok ülke vatandaşlarına yardım paketi açıklarken, Erdoğan rejimi kısıtlı bir yardım paketi açıkladı. Özellikle işçi sınıfının Türkiye’de hayatına devam edebilmesi için çalışması gerekiyor. Tekstil sektörü Türkiye’de ana sektörlerden bir tanesi. Fahrettin Altun’un açıklamalarından anlaşıldığı kadarıyla gönderilen yardım malzemelerinin büyük bir çoğunluğunu tekstil ürünleri oluşturuyor. İngiltere’de, İtalya’da işçiler devlet yardımı alıp, salgın hastalıktan korunmaya çalışırken, Erdoğan rejiminde tekstil işçileri hayatta kalmak için çalışıyor, maske üretiyor, üretilen maskeler yandaş iş adamlarının şirketleri üzerinden Avrupa ülkelerine yardım olarak gidiyor.
Türkiye’de vatandaşlar maske için şifre beklerken, üretilen maskeler diğer ülkelere gönderiliyor. Yardım haberleri devamlı gündem yapılarak, iç kamuoyunda Türkiye’nin dünyaya yardım elini uzatacak kadar güçlü bir konumda olduğu algısı oluşturuluyor. Erdoğan rejimi, yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen, iç kamuoyunda gücünü muhafaza ediyor. İnfaz düzenlemesi sonucu ceza evlerinde on binlerce insanın ölüme terk edilmesine rağmen, yapılan yardımlar sayesinde uluslararası kamuoyuna Erdoğan rejiminin insani yüzü gösteriliyor.
Erdoğan COVID-19 sonrası oluşan havayı kendi menfaatleri doğrultusunda kullanarak, ekonomik destek için kapısını çalacağı ülkeler ile diyalog kapılarını aralıyor. Özellikle İngiltere’ye yapılan yardımı bu zaviyeden değerlendirmek gerekiyor. Birçok NATO ülkesi krize ilk müdahalede etkisiz kalırken, Erdoğan’ın A400M’leri kullanarak NATO üyesi bir ülke sıfatıyla ittifakın diğer ülkelerine yardım göndermesi birden NATO’ya destek oluyor.
15 Nisan’da yapılan NATO Savunma Bakanları Toplantısında Erdoğan rejiminin yardımlarından övgü ile söz edilmesi, S-400 krizi nedeniyle imajı zedelenen Erdoğan rejiminin yeniden NATO nezdinde imaj tazelemesine neden oluyor.
Kısaca yapılan yardım faaliyetleri insani saiklerden daha ziyade, Erdoğan için hem iç hem de dış kamuoyuna “Yıkılmadım, ayaktayım” mesajını vermek için yapılıyor. Gelen tepkilerden de anlaşıldığı kadarıyla gayet de başarılı oluyor. Erdoğan algıyı yönetebildiği ve çöküşün emarelerini gizlediği müddetçe de rejimini koruyacağa benziyor. Ta ki gerçekten güçlü bir ses KRAL ÇIPLAK diyene kadar.
[BoldMedya] 27.4.2020
İngiltere ve diğer ülkelere yapılan tıbbi yardımın perde arkası
FATİH YURTSEVER
BOLD ANALİZ
COVİD-19 ile mücadelede başta AB ülkeleri olmak üzere, birçok ülke sınırlarını kapatıp salgın hastalıkla mücadele için milliyetçi ve koruyucu bir refleks ile hareket etmeyi seçerken, Erdoğan rejimini şu ana kadar İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un açıklamalarına göre; 54 ülkeye tıbbi yardımda bulundu. İngiliz Bakan halkını teskin etmek için Türkiye’den yardım geleceğini ifade ediyor. NATO Genel Sekreteri Türkiye’nin üye ülkelere yaptığı tıbbi yardımlardan övgüyle söz ediyor. Algıya ve oluşturulan havaya bakılırsa, Erdoğan rejimi sadece kendi ülkesinde COVİD-19 ile etkinlikle mücadele etmiyor, aynı zamanda tüm dünyaya yardım elini de uzatıyor. Peki, gerçekten anlatılanlar doğru mu? Erdoğan bütün bu yardımları insani saiklerle mi yapıyor?
Çöküş Bilimci Yves Cothet’e göre çöküş; bir devlet veya rejim yasayla öngörülmüş hizmet kurumlarının sağladığı temel ihtiyaçlara (beslenme, su, konut, sağlık vb.) vatandaşlarının ulaşamaması durumudur. Erdoğan Rejimi için şu anda en önemli mesele, hem iç, hem de dış kamuoyunu Türkiye’de bir çöküşün yaşanmadığına, her şeyin normal seyrinde gittiğine ikna etmektir. Zira, sistemin çöküşe geçtiğine dair oluşacak en ufak bir işaret hem iç hem de dış aktörlerin, alternatif oyuncuları sahaya sürmesine neden olacaktır.
Erdoğan rejimini şimdiye kadar ayakta tutan etmenlerin başında Stratejik İletişimi çok iyi planlaması ve icra etmesi geliyor. Stratejik İletişim; istenilen mesajın koordineli bir şekilde, belirlenen kitle üzerinde, istenilen etkiyi oluşturabilmesi için, algı yönetimi, halkla ilişkiler, kamu diplomasisi, bilgi harbi, psikolojik harp ve propagandanın koordineli bir şekilde kullanılmasını düzenliyor.
Bu zaviyeden yaşanan süreci analiz edersek, birçok ülke vatandaşlarına yardım paketi açıklarken, Erdoğan rejimi kısıtlı bir yardım paketi açıkladı. Özellikle işçi sınıfının Türkiye’de hayatına devam edebilmesi için çalışması gerekiyor. Tekstil sektörü Türkiye’de ana sektörlerden bir tanesi. Fahrettin Altun’un açıklamalarından anlaşıldığı kadarıyla gönderilen yardım malzemelerinin büyük bir çoğunluğunu tekstil ürünleri oluşturuyor. İngiltere’de, İtalya’da işçiler devlet yardımı alıp, salgın hastalıktan korunmaya çalışırken, Erdoğan rejiminde tekstil işçileri hayatta kalmak için çalışıyor, maske üretiyor, üretilen maskeler yandaş iş adamlarının şirketleri üzerinden Avrupa ülkelerine yardım olarak gidiyor.
Türkiye’de vatandaşlar maske için şifre beklerken, üretilen maskeler diğer ülkelere gönderiliyor. Yardım haberleri devamlı gündem yapılarak, iç kamuoyunda Türkiye’nin dünyaya yardım elini uzatacak kadar güçlü bir konumda olduğu algısı oluşturuluyor. Erdoğan rejimi, yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen, iç kamuoyunda gücünü muhafaza ediyor. İnfaz düzenlemesi sonucu ceza evlerinde on binlerce insanın ölüme terk edilmesine rağmen, yapılan yardımlar sayesinde uluslararası kamuoyuna Erdoğan rejiminin insani yüzü gösteriliyor.
Erdoğan COVID-19 sonrası oluşan havayı kendi menfaatleri doğrultusunda kullanarak, ekonomik destek için kapısını çalacağı ülkeler ile diyalog kapılarını aralıyor. Özellikle İngiltere’ye yapılan yardımı bu zaviyeden değerlendirmek gerekiyor. Birçok NATO ülkesi krize ilk müdahalede etkisiz kalırken, Erdoğan’ın A400M’leri kullanarak NATO üyesi bir ülke sıfatıyla ittifakın diğer ülkelerine yardım göndermesi birden NATO’ya destek oluyor.
15 Nisan’da yapılan NATO Savunma Bakanları Toplantısında Erdoğan rejiminin yardımlarından övgü ile söz edilmesi, S-400 krizi nedeniyle imajı zedelenen Erdoğan rejiminin yeniden NATO nezdinde imaj tazelemesine neden oluyor.
Kısaca yapılan yardım faaliyetleri insani saiklerden daha ziyade, Erdoğan için hem iç hem de dış kamuoyuna “Yıkılmadım, ayaktayım” mesajını vermek için yapılıyor. Gelen tepkilerden de anlaşıldığı kadarıyla gayet de başarılı oluyor. Erdoğan algıyı yönetebildiği ve çöküşün emarelerini gizlediği müddetçe de rejimini koruyacağa benziyor. Ta ki gerçekten güçlü bir ses KRAL ÇIPLAK diyene kadar.
[BoldMedya] 27.4.2020
İhtiyaçlar sonsuz, çareler az... Hacet Namazı ve Duası [Hüseyin Yağmur]
Hüseyin Yağmur'la Dua Köşesi
İhtiyaçlar sonsuz, çareler az... Çare bütün ihtiyaçları giderecek olan Kadıyü’l-hacata müracaat..
Sevgili dostlar, Bediuzzaman hazretleri Mesnevi-i Nuriye adlı eserinde Efendimiz (s.a.s)’in “dua bizatihi ibadettir” hadis-i şerifini zikrettikten sonra şöyle bir yorumda bulunur:
Dua bir ibadettir. İbadetin karşılığı âhirette görülür. Dünyevî maksatlar ise, namaz vakitleri gibi, o dua ibadeti için birer vakittir. Meselâ, güneş tutulması küsuf namazına, kuraklık yağmur namazına birer vakittir.
Ve keza, zâlimlerin musallat olması ve belâların nüzulü, bazı hususî dualara vakittir. Bu vakitler devam ettikçe, o namazlar, o dualar yapılır. Eğer bu vakitlerde dünyevî maksatlar hasıl olursa, zaten nurun alâ nur olur.
Ve illâ, "İcabet duaya iktiran etmedi" yani dua ettik de kabul olmadı diyemezsin. Ancak, "Henüz vakit tamamlanmamış, öyleyse duaya devam etmek lâzımdır" diyebilirsin.
Sevgili dostlar, günümüzde bela ve musibetin her çeşidiyle tanıştı özellikle bizim insanımız. Bu tahammülü zor bela ve musibetlere karşı koyabilmek ve bu imtihandan başarıyla çıkabilmek ancak Kadıyü’l- hacat olan Allah’ın yardımıyla olabilir.
Bunun için ise yapılması gereken abdest alıp iki rek’at namaz kılmak, sonra da şu şekilde dua etmektir:
Allahım, Senden istiyor ve rahmet peygamberi elçin Hz. Muhammed (sav)’i vesile yaparak Sana yöneliyorum. Yâ Muhammed (sav), şu ihtiyacımın giderilmesi için Seni vesile ederek Rabbime yöneliyorum. Allahım, O’nu hakkımda şefaatçi eyle.
Bir başka rivayette ise, iki rek’at namaz kılar, Allah’ı senâ eder, Peygamber Efendimiz (sav)’e salât ü selâm getirir ve şöyle dua eder:
Halîm ve Kerîm Allah’tan başka ilâh yoktur. Arş-ı Azîm’in Rabbi Allah’ı tesbih ederim. Hamd, Âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.
Senden, rahmetini celbedecek şeyleri, gerçekleşmesi muhakkak olan mağfiretini, günahtan korunmayı, her türlü iyiliği kazanmayı, her türlü günahtan da selâmette olmayı istiyorum. Bende bağışlamadığın hiçbir günah, gidermediğin hiçbir keder, Senin rızana uygun olup da gidermediğin hiçbir ihtiyaç bırakma, Yâ Erhame’r-Râhimîn.
Allahım, Sen kulların arasında ihtilaf ettikleri şeylerde hüküm verirsin.
Yüce ve azîm olan Allah’tan başka ilâh yoktur.
Halîm ve Kerîm olan Allah’tan başka ilâh yoktur.
Yedi semânın ve Arş-ı Azîm’in Rabbi’ni tesbih ederim.
Hamd, Âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.
Ey kederleri gideren, tasaları kaldıran Allahım, Sana dua ettiklerinde çaresizlerin duasına icâbet eden, ey dünya ve ahiretin Rahmân ve Rahîmi, (ihtiyacını, problemini içinden geçirerek) şu ihtiyacımın giderilmesi ve tamamlanmasında beni başkalarının merhametinden müstağni kılacak bir şekilde bana merhamet et.
Cenabı Allah şu mübarek Ramazan hürmetine bütün sıkıntılarımızı gidersin, bir ferec ve çıkış bekleyen darda kalmışlara en yakın zamanda çıkış yolları ihsan eylesin. Amin.
Hüseyin Yağmur'a ait Youtube kanalına abone olmak için TIKLAYINIZ
[Hüseyin Yağmur] 27.4.2020 [Samanyolu Haber]
İhtiyaçlar sonsuz, çareler az... Çare bütün ihtiyaçları giderecek olan Kadıyü’l-hacata müracaat..
Sevgili dostlar, Bediuzzaman hazretleri Mesnevi-i Nuriye adlı eserinde Efendimiz (s.a.s)’in “dua bizatihi ibadettir” hadis-i şerifini zikrettikten sonra şöyle bir yorumda bulunur:
Dua bir ibadettir. İbadetin karşılığı âhirette görülür. Dünyevî maksatlar ise, namaz vakitleri gibi, o dua ibadeti için birer vakittir. Meselâ, güneş tutulması küsuf namazına, kuraklık yağmur namazına birer vakittir.
Ve keza, zâlimlerin musallat olması ve belâların nüzulü, bazı hususî dualara vakittir. Bu vakitler devam ettikçe, o namazlar, o dualar yapılır. Eğer bu vakitlerde dünyevî maksatlar hasıl olursa, zaten nurun alâ nur olur.
Ve illâ, "İcabet duaya iktiran etmedi" yani dua ettik de kabul olmadı diyemezsin. Ancak, "Henüz vakit tamamlanmamış, öyleyse duaya devam etmek lâzımdır" diyebilirsin.
Sevgili dostlar, günümüzde bela ve musibetin her çeşidiyle tanıştı özellikle bizim insanımız. Bu tahammülü zor bela ve musibetlere karşı koyabilmek ve bu imtihandan başarıyla çıkabilmek ancak Kadıyü’l- hacat olan Allah’ın yardımıyla olabilir.
Bunun için ise yapılması gereken abdest alıp iki rek’at namaz kılmak, sonra da şu şekilde dua etmektir:
Allahım, Senden istiyor ve rahmet peygamberi elçin Hz. Muhammed (sav)’i vesile yaparak Sana yöneliyorum. Yâ Muhammed (sav), şu ihtiyacımın giderilmesi için Seni vesile ederek Rabbime yöneliyorum. Allahım, O’nu hakkımda şefaatçi eyle.
Bir başka rivayette ise, iki rek’at namaz kılar, Allah’ı senâ eder, Peygamber Efendimiz (sav)’e salât ü selâm getirir ve şöyle dua eder:
Halîm ve Kerîm Allah’tan başka ilâh yoktur. Arş-ı Azîm’in Rabbi Allah’ı tesbih ederim. Hamd, Âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.
Senden, rahmetini celbedecek şeyleri, gerçekleşmesi muhakkak olan mağfiretini, günahtan korunmayı, her türlü iyiliği kazanmayı, her türlü günahtan da selâmette olmayı istiyorum. Bende bağışlamadığın hiçbir günah, gidermediğin hiçbir keder, Senin rızana uygun olup da gidermediğin hiçbir ihtiyaç bırakma, Yâ Erhame’r-Râhimîn.
Allahım, Sen kulların arasında ihtilaf ettikleri şeylerde hüküm verirsin.
Yüce ve azîm olan Allah’tan başka ilâh yoktur.
Halîm ve Kerîm olan Allah’tan başka ilâh yoktur.
Yedi semânın ve Arş-ı Azîm’in Rabbi’ni tesbih ederim.
Hamd, Âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.
Ey kederleri gideren, tasaları kaldıran Allahım, Sana dua ettiklerinde çaresizlerin duasına icâbet eden, ey dünya ve ahiretin Rahmân ve Rahîmi, (ihtiyacını, problemini içinden geçirerek) şu ihtiyacımın giderilmesi ve tamamlanmasında beni başkalarının merhametinden müstağni kılacak bir şekilde bana merhamet et.
Cenabı Allah şu mübarek Ramazan hürmetine bütün sıkıntılarımızı gidersin, bir ferec ve çıkış bekleyen darda kalmışlara en yakın zamanda çıkış yolları ihsan eylesin. Amin.
Hüseyin Yağmur'a ait Youtube kanalına abone olmak için TIKLAYINIZ
[Hüseyin Yağmur] 27.4.2020 [Samanyolu Haber]
Türkiye'de altmışından önce Korona'dan ölenlerin sayısı Avrupa’dan neden 4 kat fazla?
Türkiye'de 60 yaşından önce ölenlerin oranı yüzde 21,3. Bu oran Avrupa'dan 4, dünya ortalamasından 9 kat fazladır.
İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Osman Erk anlattı: “Ülkemizde 60 yaşından önce Korona'dan ölenlerin sayısı Avrupa’dan 4 kat fazla.” dedi ve bunun sebeplerini açıkladı.
Sözcü'den Nazan Doğaner Halıcı haberine göre, Prof. Dr. Erk'in açıklamaları şu şekilde:
Tüm dünyada korku salmaya devam eden Covid-19, çocuk ve gençlerde az ve hafif seyrediyor. 15 yaş altında hastalığın görülme oranı yüzde 10-15. 20-50 yaş arasında ölüm oranı ise binde 2.
45 yaş altındakilerin yoğun bakıma girme oranı da yüzde 12. Buna rağmen hastalık gençlerde ve çocuklarda ağır seyredebiliyor.
ERKEKLERDE DAHA YAYGIN
Türkiye'de 60 yaşından önce ölenlerin oranı yüzde 21,3. Bu oran Avrupa'dan 4, dünya ortalamasından 9 kat fazladır. Bunda; genç ve orta yaşlılarda obezite, diyabet, kalp-damar hastalığı ve hipertansiyonun fazla olmasının, yoğun sigara içiminin ve beslenme bozukluklarının etkisi büyük.
Gençlerde ve yetişkinlerde hastalığın ağır seyretmesinin genetik birtakım nedenleri de olabileceği düşünülüyor. Bağışıklık sistemini düzenleyen genlerde farklılıklar, farklı kan grupları ve virüsün insan hücresine girmesine neden olan ACE-2 proteinini belirleyen genlerdeki değişikliklerin hastalığın ağır seyretmesinde rolü olduğu sanılıyor.
Hastalık erkeklerde daha fazla görülüyor ve daha öldürücü seyrediyor. Dünya ortalamasına bakıldığında ölenlerin yüzde 65-70'i erkek. Bu açıdan erkek cinsiyet ve ileri yaş belirgin bir risk faktörüdür.
Erkeklerde bu hastalığın daha sık ve ağır seyretmesinin davranışsal, hormonal ve bağışıklık sistemi ile ilgili nedenleri var.
Kadınlara göre çok daha fazla sigara içiyorlar. Sigara içenlerde hastalık 10-14 kat ağır seyrediyor. Erkeklik hormonu olan testosteronun bağışıklık sistemi üzerinde olumsuz etkisi var ve erkeklerde bağışıklık sistemini düzenleyen kromozomlardan bir adet var.
Ayrıca erkekler kadınlara göre daha az el yıkıyor, az sabun kullanıyorlar, sağlıklarına daha az önem veriyor ve doktora geç başvuruyorlar.
KADINLAR NİYE AVANTAJLI?
Kadınların bağışıklık sistemi daha güçlü ve antikor cevapları daha fazladır. Bu nedenle kadınlarda kanser ve enfeksiyon hastalıkları daha az görülüyor.
Kadınlık hormonu östrojen bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve kadınlarda bağışıklık sistemini destekleyen genler daha fazladır. Kadınlar erkeklere göre çok daha az sigara ve alkol kullanıyor, sağlıklarına daha fazla dikkat ediyor ve hijyene önem veriyorlar.
Öte yandan insanların en az yüzde 30'unda herhangi bir belirti ve bulgu ortaya çıkmıyor. Dolayısıyla bu kişiler oldukça bulaştırıcı ve hastalığı en az 15 gün yayabilme özelliğine sahiptir."
[Samanyolu Haber] 27.4.2020
İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Osman Erk anlattı: “Ülkemizde 60 yaşından önce Korona'dan ölenlerin sayısı Avrupa’dan 4 kat fazla.” dedi ve bunun sebeplerini açıkladı.
Sözcü'den Nazan Doğaner Halıcı haberine göre, Prof. Dr. Erk'in açıklamaları şu şekilde:
Tüm dünyada korku salmaya devam eden Covid-19, çocuk ve gençlerde az ve hafif seyrediyor. 15 yaş altında hastalığın görülme oranı yüzde 10-15. 20-50 yaş arasında ölüm oranı ise binde 2.
45 yaş altındakilerin yoğun bakıma girme oranı da yüzde 12. Buna rağmen hastalık gençlerde ve çocuklarda ağır seyredebiliyor.
ERKEKLERDE DAHA YAYGIN
Türkiye'de 60 yaşından önce ölenlerin oranı yüzde 21,3. Bu oran Avrupa'dan 4, dünya ortalamasından 9 kat fazladır. Bunda; genç ve orta yaşlılarda obezite, diyabet, kalp-damar hastalığı ve hipertansiyonun fazla olmasının, yoğun sigara içiminin ve beslenme bozukluklarının etkisi büyük.
Gençlerde ve yetişkinlerde hastalığın ağır seyretmesinin genetik birtakım nedenleri de olabileceği düşünülüyor. Bağışıklık sistemini düzenleyen genlerde farklılıklar, farklı kan grupları ve virüsün insan hücresine girmesine neden olan ACE-2 proteinini belirleyen genlerdeki değişikliklerin hastalığın ağır seyretmesinde rolü olduğu sanılıyor.
Hastalık erkeklerde daha fazla görülüyor ve daha öldürücü seyrediyor. Dünya ortalamasına bakıldığında ölenlerin yüzde 65-70'i erkek. Bu açıdan erkek cinsiyet ve ileri yaş belirgin bir risk faktörüdür.
Erkeklerde bu hastalığın daha sık ve ağır seyretmesinin davranışsal, hormonal ve bağışıklık sistemi ile ilgili nedenleri var.
Kadınlara göre çok daha fazla sigara içiyorlar. Sigara içenlerde hastalık 10-14 kat ağır seyrediyor. Erkeklik hormonu olan testosteronun bağışıklık sistemi üzerinde olumsuz etkisi var ve erkeklerde bağışıklık sistemini düzenleyen kromozomlardan bir adet var.
Ayrıca erkekler kadınlara göre daha az el yıkıyor, az sabun kullanıyorlar, sağlıklarına daha az önem veriyor ve doktora geç başvuruyorlar.
KADINLAR NİYE AVANTAJLI?
Kadınların bağışıklık sistemi daha güçlü ve antikor cevapları daha fazladır. Bu nedenle kadınlarda kanser ve enfeksiyon hastalıkları daha az görülüyor.
Kadınlık hormonu östrojen bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve kadınlarda bağışıklık sistemini destekleyen genler daha fazladır. Kadınlar erkeklere göre çok daha az sigara ve alkol kullanıyor, sağlıklarına daha fazla dikkat ediyor ve hijyene önem veriyorlar.
Öte yandan insanların en az yüzde 30'unda herhangi bir belirti ve bulgu ortaya çıkmıyor. Dolayısıyla bu kişiler oldukça bulaştırıcı ve hastalığı en az 15 gün yayabilme özelliğine sahiptir."
[Samanyolu Haber] 27.4.2020
Dr. İzzet Özkan: Kapıyı açtım, başkan ve eşi karşımda… ‘Kraliyet Nişanı’nı takdime geldik’ dediler [Basri Doğan]
Hollanda’nın Zaandam şehrinde yaşayan, eğitim ve diyalog çalışmalarıyla tanınan Dr. İzzet Özkan Kraliyet Nişanı’na layık görüldü.
TR724’e açıklamalarda bulunan Dr. İzzet Özkan, Zaandam Belediye Başkanın çiçekle evinin kapısına kadar gelerek mutlu haberi verdiğini söyledi. Özkan “Her yıl düzenlenen törenle kazananlar açıklanıyor ve madalyaları takdim ediliyordu ancak bu sene Kovid-19 salgını nedeniyle belirsiz bir süreye kadar askıya alındı.” dedi.
Ülke genelinde her yıl 27 Nisan’da kutlanan Kral Günü öncesinde takdim edilen Kraliyet Şövalyesi Nişanları, bu yıl koronavirüs salgını nedeniyle belediye başkanları tarafından hakeden kişilere evlerinde verildi.
Zaandam şehrinde eğitim ve diyalog çalışmaları kapsamında yürüttüğü başarılı çalışmaları sebebiyle ödüle layık görülen tıp doktoru Özkan, şu bilgileri aktardı: “42 yıldır Hollanda’dayım Zaandam’da ikamet ediyorum. Kendim doktorum. 2001 yılından bugüne değin doktorluk yapıyorum. Bunun yanında mesai saatlerimin dışında gönüllü olarak çeşitli faaliyetlerde bulunuyorum. Üniversite yıllarımdan itibaren gönüllü faaliyetler yapıyorum. İlk etapta ilkokul ve ortaokul talebelerine nasıl okul sonrasında arkadaşlar ile ne yapabiliriz diye bir vakıf kurduk. Bu öğrencilere okul sonrasında ev ödevlerinde yardımcı olduk. Yaklaşık haftada 130 talebeye bu konuda yardımcı olduk. Öğrencilerimiz farklı milletlerden insanlardan oluşuyordu. Derslerinde kim eksiklik var ise bizlere müracaat ediyordu.”
‘İŞİMİN DIŞINDA DİYALOG ÇALIŞMALARI YAPIYORUM’
İslam ve Diyalog Vakfı isminde bir vakıf kurduklarını belirten İzzet Özkan, “Bu Vakıfta değişik kültürden insanlarla nasıl kontağa geçebiliriz ve diyalog kurabiliriz diye kafa yorduk. Faaliyetler yaptık. Bu diyalog çalışmalarını yaklaşık on yıl sürdürdük. Her alanda faaliyetlerde bulunduk. Örnek verecek olursak, iftar çadırları, aşure gemisi ve vakfımızda birebir diyalog programları faaliyetleri düzenledik.” ifadelerini kullandı.
‘ZAANSTAD BELEDİYE BAŞKANI JAN HAMMİNG EVİMİZE GELDİ’
Ödülü aldığı için gururlu ve çok mutlu olduğunun altını çizen Dr. İzzet Özkan, belediye başkanını elinde çiçekle kapıda görünce şaşırdığını dile getirdi. Özkan o anları şöyle anlattı: “Evimin kapısı çaldı. Kapıyı açtıktan sonra Zaanstad Belediye Başkanı Jan Hamming ve eşi kapıda bir buket çiçek ile kapıda duruyordu. Normalde randevumuz yoktu. Buyrun içeri girin dedim. Hayır içeri giremeyiz koronavirüs tedbirleri gereği kapıdan size Kraliyet Nişanı ödülüne layık görüldüğünüzü bildirmek için geldik dedi. Bu Kraliyet Nişanını daha sonra bir törenle size vereceğiz dediler. Bu Nişan en az 20-25 yıl aktif olarak bu ülkede faal çalışma yapman gerekiyor. Çünkü Hollanda’da gönüllü işler yapmak çok revaçta. Çok insan kendi işi olmasına rağmen gönüllü iş yapar. Emeğimize duyulan saygı ve Hollanda ile ne kadar gurur duyuyorsam, bir Kraliyet Nişanı alması bir o kadar gurur verici.”
[Basri Doğan] 27.4.2020 [TR724]
TR724’e açıklamalarda bulunan Dr. İzzet Özkan, Zaandam Belediye Başkanın çiçekle evinin kapısına kadar gelerek mutlu haberi verdiğini söyledi. Özkan “Her yıl düzenlenen törenle kazananlar açıklanıyor ve madalyaları takdim ediliyordu ancak bu sene Kovid-19 salgını nedeniyle belirsiz bir süreye kadar askıya alındı.” dedi.
Ülke genelinde her yıl 27 Nisan’da kutlanan Kral Günü öncesinde takdim edilen Kraliyet Şövalyesi Nişanları, bu yıl koronavirüs salgını nedeniyle belediye başkanları tarafından hakeden kişilere evlerinde verildi.
Zaandam şehrinde eğitim ve diyalog çalışmaları kapsamında yürüttüğü başarılı çalışmaları sebebiyle ödüle layık görülen tıp doktoru Özkan, şu bilgileri aktardı: “42 yıldır Hollanda’dayım Zaandam’da ikamet ediyorum. Kendim doktorum. 2001 yılından bugüne değin doktorluk yapıyorum. Bunun yanında mesai saatlerimin dışında gönüllü olarak çeşitli faaliyetlerde bulunuyorum. Üniversite yıllarımdan itibaren gönüllü faaliyetler yapıyorum. İlk etapta ilkokul ve ortaokul talebelerine nasıl okul sonrasında arkadaşlar ile ne yapabiliriz diye bir vakıf kurduk. Bu öğrencilere okul sonrasında ev ödevlerinde yardımcı olduk. Yaklaşık haftada 130 talebeye bu konuda yardımcı olduk. Öğrencilerimiz farklı milletlerden insanlardan oluşuyordu. Derslerinde kim eksiklik var ise bizlere müracaat ediyordu.”
‘İŞİMİN DIŞINDA DİYALOG ÇALIŞMALARI YAPIYORUM’
İslam ve Diyalog Vakfı isminde bir vakıf kurduklarını belirten İzzet Özkan, “Bu Vakıfta değişik kültürden insanlarla nasıl kontağa geçebiliriz ve diyalog kurabiliriz diye kafa yorduk. Faaliyetler yaptık. Bu diyalog çalışmalarını yaklaşık on yıl sürdürdük. Her alanda faaliyetlerde bulunduk. Örnek verecek olursak, iftar çadırları, aşure gemisi ve vakfımızda birebir diyalog programları faaliyetleri düzenledik.” ifadelerini kullandı.
‘ZAANSTAD BELEDİYE BAŞKANI JAN HAMMİNG EVİMİZE GELDİ’
Ödülü aldığı için gururlu ve çok mutlu olduğunun altını çizen Dr. İzzet Özkan, belediye başkanını elinde çiçekle kapıda görünce şaşırdığını dile getirdi. Özkan o anları şöyle anlattı: “Evimin kapısı çaldı. Kapıyı açtıktan sonra Zaanstad Belediye Başkanı Jan Hamming ve eşi kapıda bir buket çiçek ile kapıda duruyordu. Normalde randevumuz yoktu. Buyrun içeri girin dedim. Hayır içeri giremeyiz koronavirüs tedbirleri gereği kapıdan size Kraliyet Nişanı ödülüne layık görüldüğünüzü bildirmek için geldik dedi. Bu Kraliyet Nişanını daha sonra bir törenle size vereceğiz dediler. Bu Nişan en az 20-25 yıl aktif olarak bu ülkede faal çalışma yapman gerekiyor. Çünkü Hollanda’da gönüllü işler yapmak çok revaçta. Çok insan kendi işi olmasına rağmen gönüllü iş yapar. Emeğimize duyulan saygı ve Hollanda ile ne kadar gurur duyuyorsam, bir Kraliyet Nişanı alması bir o kadar gurur verici.”
[Basri Doğan] 27.4.2020 [TR724]
Sahurda, tok tutan ve vücuda su veren gıdaları tercih edin
Ramazan geldi hoş geldi. Bu ayı daha rahat ve sağlıklı geçirmek için, sahurda ne yediğinize dikkat etmekte fayda var.
Sahurda hem tok tutan, vücuttan su çeken değil, vücuda su veren hem de sindirim sistemini rahatlatan yiyecekleri seçmek gerekiyor.
Uzmanlara göre bunlardan bazıları şöyle:
– İçerdiği proteinden dolayı uzun süre tok tutan yumurta, yoğurt ve peynir
– Yüksek lif oranı ile tok tutan tam buğday veya çavdar ekmeği
– Ceviz-badem gibi yağlı tohumlar
– Taze veya kuru meyve çeşitleri
– Yağsız söğüş, salatalık, havuz, salata ve yeşillikler
– Yeşil mercimek, fasulye, nohut ve bezelye gibi baklagiller
– Mideyi rahatlatan ve tok tutan sebze çorbası ve mercimek çorbası
YAĞLI YEMEYİN
Sahurdan sonra mide ağrısı sorununun önüne geçmek için bazı yiyeceklerden uzak durmalı. Nedir bunlar?
– Tuzlu zeytin, turşu ve kuru yemişler gibi susatan yiyecekler
– Yağ bakımından zengin salam, sucuk, pastırma gibi işlenmiş etler
– Yine yağlı olması nedeniyle kızarmış patates, patlıcan gibi yiyecekler
– Poğaça, börek gibi yağ içeriği yüksek seçenekler
– Şekeri ani yükseltip düşüren baklava gibi tatlılar
– Kan şekerinde ani oynamalara sebep olan ve mideyi rahatsız eden asitli ve şekerli içecekler.
[TR724] 27.4.2020
Sahurda hem tok tutan, vücuttan su çeken değil, vücuda su veren hem de sindirim sistemini rahatlatan yiyecekleri seçmek gerekiyor.
Uzmanlara göre bunlardan bazıları şöyle:
– İçerdiği proteinden dolayı uzun süre tok tutan yumurta, yoğurt ve peynir
– Yüksek lif oranı ile tok tutan tam buğday veya çavdar ekmeği
– Ceviz-badem gibi yağlı tohumlar
– Taze veya kuru meyve çeşitleri
– Yağsız söğüş, salatalık, havuz, salata ve yeşillikler
– Yeşil mercimek, fasulye, nohut ve bezelye gibi baklagiller
– Mideyi rahatlatan ve tok tutan sebze çorbası ve mercimek çorbası
YAĞLI YEMEYİN
Sahurdan sonra mide ağrısı sorununun önüne geçmek için bazı yiyeceklerden uzak durmalı. Nedir bunlar?
– Tuzlu zeytin, turşu ve kuru yemişler gibi susatan yiyecekler
– Yağ bakımından zengin salam, sucuk, pastırma gibi işlenmiş etler
– Yine yağlı olması nedeniyle kızarmış patates, patlıcan gibi yiyecekler
– Poğaça, börek gibi yağ içeriği yüksek seçenekler
– Şekeri ani yükseltip düşüren baklava gibi tatlılar
– Kan şekerinde ani oynamalara sebep olan ve mideyi rahatsız eden asitli ve şekerli içecekler.
[TR724] 27.4.2020
Prof. Dr. Mehmet Efe Çaman açıkladı: Türkiye’nin normalleşmesi için kaç yıla ihtiyaç var?
TR724 yazarı ve Uluslararası ilişkiler ve Siyaset Bilimci Prof. Dr. Mehmet Efe Çaman KHK TV’ye konuştu. Türkiye Cumhuriyet’inin hep birilerinin devleti olduğunu söyleyen Çaman, “Devlet meşrutiyetini kaybediyor yaptığı hukuksuzluklarla ve devlete güven zedeleniyor.” ifadelerini kullandı.
“Türkiye ne zaman normalleşecek?” sorusuna Çaman, “Türkiye normal hale gelmeye karar vermesi gerekir. Bu kararı henüz vermedi. 80 darbesinden sonra normalleşme siyasi yasakların kalkması idi. Turgut Özal bu yasakların kalkmaması için mücadele etti. Ülke normalleşmeye karar verdiği zaman en az 10 sene geçmesi gerekmektedir.” ifadesini kullandı.
Çaman’ın röportajında öne çıkan başlıklar şöyle:
-Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir gece de 160 bin insanı işinden etmesi rasyonel bir hareket değil.
– Vatandaşı ilgilendiren devletin anayasaya- yasalara uyup uymamasıdır.
– Memuru sen bir gece de atamazsın kararname ile mahkeme kararı ile suçu sabit görülürse atabilirsin.
– Kendi anayasası ve kanunlarına uymayan devlet meşruiyetini kaybeder. Otoriter bir devlet olurlar. Zulüm yapmış olurlar.
– Türkiye Cumhuriyeti hep birilerinin devleti oldu. Herkesin devleti olmadı. Birileri hep ötekileştirildi. Devlet kendi koyduğu yasalara uymuyor. kanun dışına çıkan bir devletle kanunla mücadele edilebilir mi?
– Türkiye’de muhalefet yok. Muhalefet yapan bir kaç milletvekili var. Sezgin Tanrıkulu ve Ömer Faruk Gergerlioğlu var.
– Tüm yaşanan olumsuzluklara rağmen umutluyum. Devlet kendi ayakları üzerinde durabilir. Hepsi atlatılacak anacak yaşanan travma nasıl atlatılacak bilemiyorum. İnsanlar neye ait olduğunu şaşırdılar.”
İşte o program;
[TR724] 27.4.2020
“Türkiye ne zaman normalleşecek?” sorusuna Çaman, “Türkiye normal hale gelmeye karar vermesi gerekir. Bu kararı henüz vermedi. 80 darbesinden sonra normalleşme siyasi yasakların kalkması idi. Turgut Özal bu yasakların kalkmaması için mücadele etti. Ülke normalleşmeye karar verdiği zaman en az 10 sene geçmesi gerekmektedir.” ifadesini kullandı.
Çaman’ın röportajında öne çıkan başlıklar şöyle:
-Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir gece de 160 bin insanı işinden etmesi rasyonel bir hareket değil.
– Vatandaşı ilgilendiren devletin anayasaya- yasalara uyup uymamasıdır.
– Memuru sen bir gece de atamazsın kararname ile mahkeme kararı ile suçu sabit görülürse atabilirsin.
– Kendi anayasası ve kanunlarına uymayan devlet meşruiyetini kaybeder. Otoriter bir devlet olurlar. Zulüm yapmış olurlar.
– Türkiye Cumhuriyeti hep birilerinin devleti oldu. Herkesin devleti olmadı. Birileri hep ötekileştirildi. Devlet kendi koyduğu yasalara uymuyor. kanun dışına çıkan bir devletle kanunla mücadele edilebilir mi?
– Türkiye’de muhalefet yok. Muhalefet yapan bir kaç milletvekili var. Sezgin Tanrıkulu ve Ömer Faruk Gergerlioğlu var.
– Tüm yaşanan olumsuzluklara rağmen umutluyum. Devlet kendi ayakları üzerinde durabilir. Hepsi atlatılacak anacak yaşanan travma nasıl atlatılacak bilemiyorum. İnsanlar neye ait olduğunu şaşırdılar.”
İşte o program;
[TR724] 27.4.2020
Hastanede oksijen tüpüyle saldırıya uğrayan doktor: ‘Aileme dönebilecek miyim bilmiyorum; korkuyorum duyuyor musunuz?’
Trabzon’da hastanede hayatını kaybeden bir kişinin yakınları acil servisi bastı. Bir hasta yakını bayan doktora oksijen tüpü ile saldırdı.
Akciğer kanseri tedavisi gören 65 yaşındaki T.A., Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi Acil Servisi’nden tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Bunun üzerine bir hasta yakını görevli doktor Esra Ersöz Genç’e yangın tüpüyle saldırdı.
Araya giren güvenlik görevlilerine de saldıran hasta yakını Acil Serviste bir cama ve kalorifer peteğine zarar verdi. Hastane önündeki Çevik Kuvvet ekipleri olaya müdahale etti. Gözaltına alınan şahıs hakkında işlem başlatıldı, fakat daha sonra serbest bırakıldı.
Sağlık ve İçişleri Bakanlarına seslendi: Korkuyorum, duyuyor musunuz beni?
Saldırıya uğrayan Acil Tıp Doktoru Esra Ersöz Genç o anları sosyal medya hesabı Twitter’dan paylaştı. Sağlıkta Şiddet Yasası’nın çıktığını hatırlatan Genç, “Ben kendimi güvende hissetmiyorum. Bir daha ki nöbette ne olacak. şimdi bu adam dışarıda. Evime aileme sağ sağlam dönebilecek miyim bilmiyorum. Korkuyorum duyuyor musunuz beni???” diyerek Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu olmak üzere tüm yetkililere seslendi.
Genç’in paylaşımları şöyle;
1. Bu sabah covid servis nöbeti devraldığımda entübe (solunum cihazına bağlı) kalbi iki defa durmuş masajla dönmüş akciğer kanseri bir hasta devraldım. Daha sonra hasta yakınlarına hastanın durumu hakkında Bilgi verdim
2. Hastanın kalbi gün içinde bir çok kez durdu, kalbi tansiyon oluşturamıyor, hiçbir uyutucu ilaç almadığı halde kendi kendine soluyamıyordu. Bir taraftaki ciğeri tamamen alındığı için ciğerine tüp takıldı. Hastanın kalbi son bir defa daha durdu. Tüm müdahalelere rağmen
3. Kurtarılamadı. Olay da burada başladı. Önce zorla kapalı servise girmeye çalıştılar, kapılar camlar kırıldı güvenlik ile beraber ben kapının dışında hırpalandık (elimdeki kesikler bu arada oldu sanırım) sonra servisin iç kapısını da zorla açarak 5 kişi içeri daldılar
4. Bizim tulumlarla maskelerle girdiğimiz servise ellerini kollarını sallayarak girip sağa sola tekme atarak vefat eden hastanın başına geçtiler.. içlerinden biri eline oksijen tüpünü alıp bizi kovalamaya başladı.. o tüpü bize takacakmış, polis geldiğinde öyle diyordu.
5. Beni servisten nasıl çıkardılar bilmiyorum. Benim yaşadığım Şok,adli muayenem , pansumanım, ifade vermem şahsın göz altı süresinden uzun tuttu… şimdi bu adam dışarıda… #SağlıktaSiddetYasası çıktı diyorlar.. ben kendimi güvende hissetmiyorum. Bir dahaki nöbette ne olacak
6. Evime aileme sağ sağlam dönebilecek miyim bilmiyorum. Korkuyorum duyuyor musunuz beni???
[TR724] 27.4.2020
Akciğer kanseri tedavisi gören 65 yaşındaki T.A., Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi Acil Servisi’nden tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Bunun üzerine bir hasta yakını görevli doktor Esra Ersöz Genç’e yangın tüpüyle saldırdı.
Araya giren güvenlik görevlilerine de saldıran hasta yakını Acil Serviste bir cama ve kalorifer peteğine zarar verdi. Hastane önündeki Çevik Kuvvet ekipleri olaya müdahale etti. Gözaltına alınan şahıs hakkında işlem başlatıldı, fakat daha sonra serbest bırakıldı.
Sağlık ve İçişleri Bakanlarına seslendi: Korkuyorum, duyuyor musunuz beni?
Saldırıya uğrayan Acil Tıp Doktoru Esra Ersöz Genç o anları sosyal medya hesabı Twitter’dan paylaştı. Sağlıkta Şiddet Yasası’nın çıktığını hatırlatan Genç, “Ben kendimi güvende hissetmiyorum. Bir daha ki nöbette ne olacak. şimdi bu adam dışarıda. Evime aileme sağ sağlam dönebilecek miyim bilmiyorum. Korkuyorum duyuyor musunuz beni???” diyerek Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu olmak üzere tüm yetkililere seslendi.
Genç’in paylaşımları şöyle;
1. Bu sabah covid servis nöbeti devraldığımda entübe (solunum cihazına bağlı) kalbi iki defa durmuş masajla dönmüş akciğer kanseri bir hasta devraldım. Daha sonra hasta yakınlarına hastanın durumu hakkında Bilgi verdim
2. Hastanın kalbi gün içinde bir çok kez durdu, kalbi tansiyon oluşturamıyor, hiçbir uyutucu ilaç almadığı halde kendi kendine soluyamıyordu. Bir taraftaki ciğeri tamamen alındığı için ciğerine tüp takıldı. Hastanın kalbi son bir defa daha durdu. Tüm müdahalelere rağmen
3. Kurtarılamadı. Olay da burada başladı. Önce zorla kapalı servise girmeye çalıştılar, kapılar camlar kırıldı güvenlik ile beraber ben kapının dışında hırpalandık (elimdeki kesikler bu arada oldu sanırım) sonra servisin iç kapısını da zorla açarak 5 kişi içeri daldılar
4. Bizim tulumlarla maskelerle girdiğimiz servise ellerini kollarını sallayarak girip sağa sola tekme atarak vefat eden hastanın başına geçtiler.. içlerinden biri eline oksijen tüpünü alıp bizi kovalamaya başladı.. o tüpü bize takacakmış, polis geldiğinde öyle diyordu.
5. Beni servisten nasıl çıkardılar bilmiyorum. Benim yaşadığım Şok,adli muayenem , pansumanım, ifade vermem şahsın göz altı süresinden uzun tuttu… şimdi bu adam dışarıda… #SağlıktaSiddetYasası çıktı diyorlar.. ben kendimi güvende hissetmiyorum. Bir dahaki nöbette ne olacak
6. Evime aileme sağ sağlam dönebilecek miyim bilmiyorum. Korkuyorum duyuyor musunuz beni???
[TR724] 27.4.2020
İşte İsveç’ten hasta naklinin perde arkası: 26 bin dolarlık propaganda! [Yavuz Ay]
İsveç’in Eslöv kentinde Kovid-19 testi pozitif çıkan Emrullah Gülüşken, çocukları Esma, Samira ve Mahmut’la Türkiye Sağlık Bakanlığı’nın ambulans uçağıyla Türkiye’ye götürüldü.
İsveç’te yaşayan Emrullah Gülüşken, yaklaşık 2 hafta önce yüksek ateş ve nefes darlığı yaşamaya başladı. Gülüşken’in durumundan endişelenen ailesi, İsveçli sağlık yetkililerini arayarak yardım çağırdı. Hastaneye kaldırılan Gülüşken’in koronavirüs testi pozitif çıktı ancak durumu kritik olmadığı için yapılan işlemlerden sonra evine gönderildi.
İsvec, Kovid-19 mücadelesinde eğer bir hasta nefes darlığı yaşamıyorsa kontrollerden sonra ilaçları veriliyor ve karantinada kalması tavsiyesiyle evine yollanıyor. Sağlık ekipleri Gülüşken’e de aynı protokolü uyguladı.
Tr724’ün ulaştığı bilgilere göre, Emrullah Gülüşken’in hastalık durumunun ilerlemesinden korkan Gülüşken’in ailesi, Türkiye’nin Stockholm büyükelçiliğiyle temasa geçerek durumlarını anlattı. Türkiye’de tedavi görmek istediklerini, babalarının kalp hastası, kardeşlerinin de astım olması nedeniyle endişeli olduklarını belirtti. Elçilik yetkilileri aileye, Emrullah Gülüşken’nin Türkiye’de tedaviye gönderilmesi için 26 bin dolarlık ambulans uçak masrafının olduğunu iletti.
Çaresiz kalan Leyla Gülüşken, babası için sosyal medya üzerinden yardım çağrısında bulundu. Gurbetçiler tarafından yapılan yorumlarda kendisinin Büyükelçilik ile temasa geçebileceği tavsiye edildi. Bunun üzerine Leyla Gülüşken 23 Nisan gecesi twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, Elçilik yetkilileri ile temasa geçtiğini ancak ”Ambulans uçağın 26 bin dolar karşılığında İsveç’e gelebileceğini’’ üzüntülü bir şekilde ifade etti.
Ardından Leyla Gülüşken yine tavsiyeler üzerine sosyal medyadan Türkiye’ye seslendi. “Ülkemizden bize sahip çıkması adına yardım talep ediyoruz, ne yaparız nereye başvururuz bilmiyoruz. Lütfen sesimizi duyurmamıza yardımcı olun, babamın durumu çok kötü, bir an önce müdahale edilmeli” diyerek yardım çağrısını yeniledi ve babasının bulunduğu bir video paylaştı.
Sosyal medyada ses getiren bu yardım çığlıklarının ardından Türk yetkilileri İsveç’te yaşayan Emrullah Gülüşken’in hastalığından ilk defa haberleri oluyormuş gibi davranarak yardım yapacağını açıkladı. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “Sevgili Leyla, sesini duyduk.” diyerek ambulans uçağın sabah saat 06:00’da hareket ettiğinin müjdesini verdi.
İSVEÇ: TÜRK HÜKÜMETİ POLİTİK KAZANÇ SAĞLAMA PEŞİNDE
Türkiye’den İsveç’e gelen ambulans uçak, İsvec medyasinda da yankı uyandırdı.
İsveç’in önde gelen gazetelerinden Aftonbladet gazetesine bu konuyla ilgili açıklama yapan Stockholm Üniversitesi Türkiye Bilimleri Enstitüsü Başkanı Paul Levin, Türkiye hükümetinin korona salgınında politik kazanç sağlama peşinde olduğunu söyledi.
Aftonbladet gazetesine hasta transferi olayını değerlendiren Toplum yorumcusu Kurdo Baksi ise operasyonu, ‘Tayyip Erdoğan’ın uzun zamandır elde ettiği en iyi propaganda malzemesi’ olarak değerlendirdi. Baksi, ’’Bugün gerçekleştirilen hasta transferi Erdoğan’ın Türkiye’deki Korona salgını ile mücadeledeki başarısızlığını gizlemesinin bir yoluydu. Genellikle popülaritesini arttırmak için savaş stratejisi kullanıyordu. Ancak devam eden koronavirüs salgını nedeniyle bu pek mümkün olmadı. Birçok Türk televizyon kanalında bu olay büyütülerek haber yapılıyor. Türkiye övülüyor, İsveç kötüleniyor’’ dedi.
[Yavuz Ay] 27.4.2020 [TR724]
İsveç’te yaşayan Emrullah Gülüşken, yaklaşık 2 hafta önce yüksek ateş ve nefes darlığı yaşamaya başladı. Gülüşken’in durumundan endişelenen ailesi, İsveçli sağlık yetkililerini arayarak yardım çağırdı. Hastaneye kaldırılan Gülüşken’in koronavirüs testi pozitif çıktı ancak durumu kritik olmadığı için yapılan işlemlerden sonra evine gönderildi.
İsvec, Kovid-19 mücadelesinde eğer bir hasta nefes darlığı yaşamıyorsa kontrollerden sonra ilaçları veriliyor ve karantinada kalması tavsiyesiyle evine yollanıyor. Sağlık ekipleri Gülüşken’e de aynı protokolü uyguladı.
Tr724’ün ulaştığı bilgilere göre, Emrullah Gülüşken’in hastalık durumunun ilerlemesinden korkan Gülüşken’in ailesi, Türkiye’nin Stockholm büyükelçiliğiyle temasa geçerek durumlarını anlattı. Türkiye’de tedavi görmek istediklerini, babalarının kalp hastası, kardeşlerinin de astım olması nedeniyle endişeli olduklarını belirtti. Elçilik yetkilileri aileye, Emrullah Gülüşken’nin Türkiye’de tedaviye gönderilmesi için 26 bin dolarlık ambulans uçak masrafının olduğunu iletti.
Çaresiz kalan Leyla Gülüşken, babası için sosyal medya üzerinden yardım çağrısında bulundu. Gurbetçiler tarafından yapılan yorumlarda kendisinin Büyükelçilik ile temasa geçebileceği tavsiye edildi. Bunun üzerine Leyla Gülüşken 23 Nisan gecesi twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, Elçilik yetkilileri ile temasa geçtiğini ancak ”Ambulans uçağın 26 bin dolar karşılığında İsveç’e gelebileceğini’’ üzüntülü bir şekilde ifade etti.
Ardından Leyla Gülüşken yine tavsiyeler üzerine sosyal medyadan Türkiye’ye seslendi. “Ülkemizden bize sahip çıkması adına yardım talep ediyoruz, ne yaparız nereye başvururuz bilmiyoruz. Lütfen sesimizi duyurmamıza yardımcı olun, babamın durumu çok kötü, bir an önce müdahale edilmeli” diyerek yardım çağrısını yeniledi ve babasının bulunduğu bir video paylaştı.
Sosyal medyada ses getiren bu yardım çığlıklarının ardından Türk yetkilileri İsveç’te yaşayan Emrullah Gülüşken’in hastalığından ilk defa haberleri oluyormuş gibi davranarak yardım yapacağını açıkladı. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “Sevgili Leyla, sesini duyduk.” diyerek ambulans uçağın sabah saat 06:00’da hareket ettiğinin müjdesini verdi.
İSVEÇ: TÜRK HÜKÜMETİ POLİTİK KAZANÇ SAĞLAMA PEŞİNDE
Türkiye’den İsveç’e gelen ambulans uçak, İsvec medyasinda da yankı uyandırdı.
İsveç’in önde gelen gazetelerinden Aftonbladet gazetesine bu konuyla ilgili açıklama yapan Stockholm Üniversitesi Türkiye Bilimleri Enstitüsü Başkanı Paul Levin, Türkiye hükümetinin korona salgınında politik kazanç sağlama peşinde olduğunu söyledi.
Aftonbladet gazetesine hasta transferi olayını değerlendiren Toplum yorumcusu Kurdo Baksi ise operasyonu, ‘Tayyip Erdoğan’ın uzun zamandır elde ettiği en iyi propaganda malzemesi’ olarak değerlendirdi. Baksi, ’’Bugün gerçekleştirilen hasta transferi Erdoğan’ın Türkiye’deki Korona salgını ile mücadeledeki başarısızlığını gizlemesinin bir yoluydu. Genellikle popülaritesini arttırmak için savaş stratejisi kullanıyordu. Ancak devam eden koronavirüs salgını nedeniyle bu pek mümkün olmadı. Birçok Türk televizyon kanalında bu olay büyütülerek haber yapılıyor. Türkiye övülüyor, İsveç kötüleniyor’’ dedi.
[Yavuz Ay] 27.4.2020 [TR724]
Akciğer kanserinden ölen Özgür Doğan’ın eşi: ‘‘Ben eşimi kaybettim, Büşra Öztaş babasını kaybetmesin’’
Akciğer kanseri teşhisi konulmasına rağmen ısrarla cezaevinde tutulan ve tahliye edildikten kısa süre sonra hayatını kaybeden Özgür Doğan eşi Seyran Doğan cezaevinde pankreas kanserine yakalanan gazeteci Mevlüt Öztaş’ın tahliye edilmesi için Adalet Bakanlığı’na çağrıda bulundu. Seyran Doğan, ‘‘Aylar önce ben de eşim için Özgür Doğan acil tahliye olması için tweet attım Aylar sonra zar zor tahliye oldu Ama maalesef herşey için çok geçti Ben eşimi kaybettim. Büşra Öztaş babasını kaybetmesin.’’ İfadelerini kullandı.
Afyonkarahisar’da tutuklu bulunduğu cezaevinde ailesine haber verilmeden iki kez ameliyat edilen ve daha sonra da pankreas kanseri şüphesiyle yine ailesine haber verilmeden Ankara Dışkapı Hastanesi’ne sevk edilen Cihan Haber Ajansı eski Uşak temsilcisi Mevlüt Öztaş’ın çocukları Adalet Bakanlığı’na seslerini duyurabilmek için çırpınıp duruyor. Çaldıkları tüm kapılar yüzlerine kapanan Mevlüt Öztaş’ın çocukları son çare olarak Mevlüt Öztaş’a Acil Tahliye hastagi ile sosyal medyadan babalarının tahliye edilmesi için yetkililerden yardım istedi.
AYNI ÇARESİZLİK ONUN DA BAŞINA GELMİŞTİ
Pankeras kanserine yakalanan basın emekçisi Mevlüt Öztaş’ın tahliye edilmesi için onbinlerce tweet atıldı. Bu tweetlerden biri de cezaevinde akciğer kanserine yakalanan eşini kaybeden Seyran Doğan’dan geldi. 2,5 yıldır tutuklu bulunduğu cezaevinde pankreas kanserine yakalanan Mevlüt Öztaş’ın çocuklarının çırpınışlarını gören Seyran Doğan da Büşra ve Elif Öztaş’a destek oldu.
Akciğer kanseri teşhisi konulmasına rağmen ısrarla cezaevinde tutulan ve tahliye edildikten kısa süre sonra kansere yenik düşen Özgür Doğan eşi Seyran Doğan sosyal medyadan Adalet Bakanlığı’na çağrıda bulundu. Gazeteci Öztaş’ın acil tahliye edilmesini isteyen Seyran Doğan, ‘‘Aylar önce ben de eşim için Özgür Doğan’ın acil tahliye olması için tweet attım. Aylar sonra zar zor tahliye oldu Ama maalesef herşey için çok geçti. Ben eşimi kaybettim. Büşra Öztaş babasını kaybetmesin.’’ dedi.
İzmir Kırıklar Cezaevi’nde tutuklu bulunan 4. evre kanser hastası Özgür Doğan hakkında Adli Tıp Kurumu 28.08.2019’da ‘Cezaevinde kalması sağlığı açısından uygun değildir’ raporu vermişti.
Bu raporun mahkemeye ulaşmasının ardından yapılan başvuru neticesinde mahkeme tahliye kararı vermişti. Ailesine kavuşan Özgür Doğan tedaviye geç kalındığı için 6 sonra ebediyete irtihal etmişti.
[TR724] 27.4.2020
Afyonkarahisar’da tutuklu bulunduğu cezaevinde ailesine haber verilmeden iki kez ameliyat edilen ve daha sonra da pankreas kanseri şüphesiyle yine ailesine haber verilmeden Ankara Dışkapı Hastanesi’ne sevk edilen Cihan Haber Ajansı eski Uşak temsilcisi Mevlüt Öztaş’ın çocukları Adalet Bakanlığı’na seslerini duyurabilmek için çırpınıp duruyor. Çaldıkları tüm kapılar yüzlerine kapanan Mevlüt Öztaş’ın çocukları son çare olarak Mevlüt Öztaş’a Acil Tahliye hastagi ile sosyal medyadan babalarının tahliye edilmesi için yetkililerden yardım istedi.
AYNI ÇARESİZLİK ONUN DA BAŞINA GELMİŞTİ
Pankeras kanserine yakalanan basın emekçisi Mevlüt Öztaş’ın tahliye edilmesi için onbinlerce tweet atıldı. Bu tweetlerden biri de cezaevinde akciğer kanserine yakalanan eşini kaybeden Seyran Doğan’dan geldi. 2,5 yıldır tutuklu bulunduğu cezaevinde pankreas kanserine yakalanan Mevlüt Öztaş’ın çocuklarının çırpınışlarını gören Seyran Doğan da Büşra ve Elif Öztaş’a destek oldu.
Akciğer kanseri teşhisi konulmasına rağmen ısrarla cezaevinde tutulan ve tahliye edildikten kısa süre sonra kansere yenik düşen Özgür Doğan eşi Seyran Doğan sosyal medyadan Adalet Bakanlığı’na çağrıda bulundu. Gazeteci Öztaş’ın acil tahliye edilmesini isteyen Seyran Doğan, ‘‘Aylar önce ben de eşim için Özgür Doğan’ın acil tahliye olması için tweet attım. Aylar sonra zar zor tahliye oldu Ama maalesef herşey için çok geçti. Ben eşimi kaybettim. Büşra Öztaş babasını kaybetmesin.’’ dedi.
İzmir Kırıklar Cezaevi’nde tutuklu bulunan 4. evre kanser hastası Özgür Doğan hakkında Adli Tıp Kurumu 28.08.2019’da ‘Cezaevinde kalması sağlığı açısından uygun değildir’ raporu vermişti.
Bu raporun mahkemeye ulaşmasının ardından yapılan başvuru neticesinde mahkeme tahliye kararı vermişti. Ailesine kavuşan Özgür Doğan tedaviye geç kalındığı için 6 sonra ebediyete irtihal etmişti.
[TR724] 27.4.2020
Ramazan ayı iftar ve sahur [Prof. Dr. Muhittin Akgül]
Bu mübarek ay, birbirinden faziletli zaman dilimleriyle iç içe geçmiş bir kutlu zaman dilimidir. Onun içindir ki, onun her vakti, ciddi bir özenle ele alınmalıdır. Bu yazımızda bunlardan bir kısmını kısaca hatırlatmak isteriz.
Bir lokma içim dahi olsa sahura kalkmalı
Sahur, gece yarısı ile tanyerinin ağarışı arasında yenen yemeğin adıdır. Bir lokma dahi olsa sahura kalkıp yemek yemek, Allah Rasulü (s.a.s.) tarafından tavsiye edilmiş, sahurda bereketin olduğuna ve sahura kalkanlara meleklerin duada bulunacağına dikkat çekilmiştir. Nitekim bir rivayette: “Sahurda bereket vardır. Bir yudum su içmek için dahi olsa sakın onu terketmeyin. Zira Allah Teâla ve melekler, sahura kalkanlar için dua ederler.” (Ahmed b. Hanbel) buyrulmuştur.
Sahuru geciktirme
Oruçlunun dikkat etmesi istenen davranışlardan birisi de, sahuru son vaktine kadar geciktirmedir. Bu geciktirmede, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ümmetine karşı gösterdiği şefkat ve merhametin izleri vardır. Zira bazı bünyeler uzun süre açlıktan rahatsızlık duyabilirler. Dolayısıyla sahurun son vaktine kadar geciktirilmesi, oruç süresinin az da olsa kısalmasını sağlar. Ayrıca, sahura gecenin başlangıcında veya biraz daha sonraki vakitlerde kalkılması, sabah namazının kaçırılmasına sebep olabilir. Son vaktine bırakılmasında ise, sabah namazının vakti yakın olduğundan, kaçırılmaması ihtimali daha büyüktür. Sahuru geciktirmenin diğer bir bereketi de, faziletli bir zaman dilimi olan seher vaktinin, daha dinç ve zinde geçirilmesine yardımcı olur. Nitekim Resûlullah (s.a.s.) “İftarı acele yapıp, sahuru geciktirdikleri müddetçe ümmetim hayır üzerindedir.” buyurmuşlardır. (Ebû Dâvûd)
İftarı acele etme
Akşam vakti girdiği zaman, oruçlunun hemen iftar etmesi sünnettir. Vakit bakımından çok sınırlı olduğu, vakti girer girmez hemen kılınması gerektiği halde, Rasulü Ekrem önce iftar yapar, daha sonra akşam namazını kılardı. İftarı acele etmede insanlara karşı gösterilen şefkat ve merhamet vardır. Sabahtan akşama kadar aç duran insanları, vakti girdiği halde, iftarı tehir ederek zor duruma sokmayı, İslam’ın engin şefkatiyle bağdaştıramayız. Bunun için Hz. Peygamber, ümmetini iftarda acele etmeye teşvik etmiştir.
İftarı su veya hurma ile açmak
Oruçlu bir kimsenin iftarını hurma veya su ile açması sünnettir. Allah Rasûlu iftarını varsa hurma ile, o da yoksa su ile açardı. Daha sonra da akşam namazını eda ederdi. Hz. Enes (r.a.)’in naklettiğine göre: “Rasûlullah (s.a.s.) namaz kılmadan önce bir kaç tane taze hurma ile iftar ederdi. Eğer taze hurma bulunmazsa kuru hurma ile iftar ederdi. Eğer kuru hurma da yoksa, bir kaç yudum su içerdi.” (Ebû Dâvud). Diğer bir rivayete göre de Allah Resûlü (s.a.s.) şu tavsiyede bulunmuştur: “Sizden biriniz oruçlu olduğunda, hurma ile iftar etsin. Şayet hurma bulamaz ise, su ile iftar etsin. Zira su çok temizleyicidir.” (Ebû Dâvud)
İftar vaktinde dua
Bir takım kimseler vardır ki, dualarına icabet edilir, elleri geriye boş çevrilmez. Bunlardan birisi de, iftar vaktinde ellerini Cenab-ı Allah’a açıp yalvaran kimsedir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.): “Üç kişi vardır ki, bunların duaları reddolunmaz. Bunlar, oruçlunun iftar vaktindeki duası, adaletli olan yöneticinin duası ve bir de mazlumun duasıdır.” buyurmuşlardır.(Tirmizî).
Allah Resûlünün iftar vaktinde okuduğu farklı dualar vardır. Bunlardan en fazla bilineni ise şöyledir: “Allah’ım; senin rızan için oruç tuttum, senin rızkınla orucumu açtım. Susuzluk gitti, damarlar ıslandı. İnşaallah ecir ve sevap da sabit oldu.” (Ebû Dâvud).
Cenab-ı Mevla tarafından makbul bir oruç temennisiyle.
[Prof. Dr. Muhittin Akgül] 27.4.2020 [TR724]
Bir lokma içim dahi olsa sahura kalkmalı
Sahur, gece yarısı ile tanyerinin ağarışı arasında yenen yemeğin adıdır. Bir lokma dahi olsa sahura kalkıp yemek yemek, Allah Rasulü (s.a.s.) tarafından tavsiye edilmiş, sahurda bereketin olduğuna ve sahura kalkanlara meleklerin duada bulunacağına dikkat çekilmiştir. Nitekim bir rivayette: “Sahurda bereket vardır. Bir yudum su içmek için dahi olsa sakın onu terketmeyin. Zira Allah Teâla ve melekler, sahura kalkanlar için dua ederler.” (Ahmed b. Hanbel) buyrulmuştur.
Sahuru geciktirme
Oruçlunun dikkat etmesi istenen davranışlardan birisi de, sahuru son vaktine kadar geciktirmedir. Bu geciktirmede, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ümmetine karşı gösterdiği şefkat ve merhametin izleri vardır. Zira bazı bünyeler uzun süre açlıktan rahatsızlık duyabilirler. Dolayısıyla sahurun son vaktine kadar geciktirilmesi, oruç süresinin az da olsa kısalmasını sağlar. Ayrıca, sahura gecenin başlangıcında veya biraz daha sonraki vakitlerde kalkılması, sabah namazının kaçırılmasına sebep olabilir. Son vaktine bırakılmasında ise, sabah namazının vakti yakın olduğundan, kaçırılmaması ihtimali daha büyüktür. Sahuru geciktirmenin diğer bir bereketi de, faziletli bir zaman dilimi olan seher vaktinin, daha dinç ve zinde geçirilmesine yardımcı olur. Nitekim Resûlullah (s.a.s.) “İftarı acele yapıp, sahuru geciktirdikleri müddetçe ümmetim hayır üzerindedir.” buyurmuşlardır. (Ebû Dâvûd)
İftarı acele etme
Akşam vakti girdiği zaman, oruçlunun hemen iftar etmesi sünnettir. Vakit bakımından çok sınırlı olduğu, vakti girer girmez hemen kılınması gerektiği halde, Rasulü Ekrem önce iftar yapar, daha sonra akşam namazını kılardı. İftarı acele etmede insanlara karşı gösterilen şefkat ve merhamet vardır. Sabahtan akşama kadar aç duran insanları, vakti girdiği halde, iftarı tehir ederek zor duruma sokmayı, İslam’ın engin şefkatiyle bağdaştıramayız. Bunun için Hz. Peygamber, ümmetini iftarda acele etmeye teşvik etmiştir.
İftarı su veya hurma ile açmak
Oruçlu bir kimsenin iftarını hurma veya su ile açması sünnettir. Allah Rasûlu iftarını varsa hurma ile, o da yoksa su ile açardı. Daha sonra da akşam namazını eda ederdi. Hz. Enes (r.a.)’in naklettiğine göre: “Rasûlullah (s.a.s.) namaz kılmadan önce bir kaç tane taze hurma ile iftar ederdi. Eğer taze hurma bulunmazsa kuru hurma ile iftar ederdi. Eğer kuru hurma da yoksa, bir kaç yudum su içerdi.” (Ebû Dâvud). Diğer bir rivayete göre de Allah Resûlü (s.a.s.) şu tavsiyede bulunmuştur: “Sizden biriniz oruçlu olduğunda, hurma ile iftar etsin. Şayet hurma bulamaz ise, su ile iftar etsin. Zira su çok temizleyicidir.” (Ebû Dâvud)
İftar vaktinde dua
Bir takım kimseler vardır ki, dualarına icabet edilir, elleri geriye boş çevrilmez. Bunlardan birisi de, iftar vaktinde ellerini Cenab-ı Allah’a açıp yalvaran kimsedir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.): “Üç kişi vardır ki, bunların duaları reddolunmaz. Bunlar, oruçlunun iftar vaktindeki duası, adaletli olan yöneticinin duası ve bir de mazlumun duasıdır.” buyurmuşlardır.(Tirmizî).
Allah Resûlünün iftar vaktinde okuduğu farklı dualar vardır. Bunlardan en fazla bilineni ise şöyledir: “Allah’ım; senin rızan için oruç tuttum, senin rızkınla orucumu açtım. Susuzluk gitti, damarlar ıslandı. İnşaallah ecir ve sevap da sabit oldu.” (Ebû Dâvud).
Cenab-ı Mevla tarafından makbul bir oruç temennisiyle.
[Prof. Dr. Muhittin Akgül] 27.4.2020 [TR724]
Etiketler:
Prof. Dr. Muhittin Akgül
Leyla’nın sesini duyanlar, Elif’e Büşra’ya sağır! [İlker Doğan]
İsveç’te Kovid-19 testi pozitif çıkan Emrullah Gülüşken’i ambulans uçakla Türkiye’ye getiren AKP rejimi, cezaevinde iki kez ameliyat olan ve nihayet kansere yakalanan gazeteci Mevlüt Öztaş için kılını bile kıpırdatmıyor. Şimdilik birinci evre pankreas kanseri Öztaş’ın rahatsızlıkları nedeniyle yaptığı bütün tahliye talepleri reddedildi. İsveç’ten Türkiye’ye getirilen Emrullah Gülüşken’in kızı Leyla’nın sosyal medyadan yaptığı çağrıyı duyan iktidar temsilcileri, gazeteci Mevlüt Öztaş’ın kızları Elif ile Büşra’nın feryatlarına kör ve sağır!
Adalet Bakanlığı devreye girmez ve Öztaş sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilmezse tıpkı cezaevinde kansere yakalanan KHK’lı öğretmen Tacettin Toprak ve Engin Erol gibi hayatını kaybedecek. Kızı Büşra Öztaş, “Babam İsveç’te değil, Ankara’da… Pankreas kanseri yakalanan bir kişiden bile iyi bir şey duymadım. Geceleri uyuyamıyorum. Babamı kaybetmekten korkuyorum. Ne olur bize bu eziyeti yapmayın!” diyerek yetkililerden yardım istiyor. Diğer kızı Elif ise, ”Benim babam gazeteci. Katil değil, tecavüzcü değil, hırsız değil.. Yapmış olduğu haberle soruşturması başladı, tutuklu yargılanıyor ve cezaevinde kanser oldu..” diyor.
İsveç’te koronavirüse yakalanan Emrullah Gülüşken ve çocukları, Sağlık Bakanlığının ambulans uçağıyla Türkiye’ye getirildi. Gülüşken, Ankara Şehir Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Bu konuyla ilgili tweet atmayan bakan kalmadı. Hatta AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gülüşken’in ailesiyle telefonla görüştü ve bu diyalog haber olarak servis edildi. Devletin halihazırda yapması gereken bir tahliye, AKP için propaganda malzemesi haline getirildi.
LEYLA’NIN SESİNİ DUYANLAR, ELİF’E, BÜŞRA’YA SAĞIR!
Emrullah Gülüşken’in kızı Leyla’nın sosyal medyadan yardım talebi üzerine Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “Sevgili Leyla, sesini duyduk. Ambulans uçağımız saat 06’da havalanıyor, İsveç’e geliyoruz.” şeklinde tweet paylaştı. Bakan Koca, bir sonraki tweet’inde, “Bir kız evlat, KOVİD-19 hastası babası için hiçbirimizin unutamayacağı bir şey yaptı. Ülkemiz harekete geçti.” ifadelerini kullandı. Binlerce km uzaktan yapılan çağrının duyulması önemli. Ancak aynı iktidar Türkiye’den, tutuklu babaları amansız hastalığa yakalanan evlatların yaptığı yardım çağrılarına kör ve sağır!
CEZAEVİNDE İKİ KEZ AMELİYAT OLDU
Gazeteci Mevlüt Öztaş, Şubat 2018’den bu yana tutuklu. İlk olarak Uşak E Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderildi. Orada kasık fıtığı ortaya çıktı. Ailesine haber bile verilmeden ameliyat edildi. Ardından cezaevi şartlarından dolayı böbrek yetmezliği ortaya çıktı. Bu arada astım rahatsızlığı ilerledi. Hastalıklarından dolayı defalarca tahliye talep etti. Ancak bütün talepleri reddedildi. Hipertansiyon rahatsızlığı olduğu tespit edildi. Aylarca diyet yaptı. Yargılama sonucu mahkeme 9 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırdı. Tahliye de edilmedi.
AİLESİNE HABER BİLE VERİLMİYOR
Kendi talebiyle Afyon Cezaevine nakledildi. Burada ise kendisine sakalı uzun olduğu gerekçesiyle hücre cezası verildi. Korona sebebiyle bir aydır açık ve kapalı görüşler yasak. Bu nedenle ailesi de sadece telefonla görüşebiliyor. 3 Nisan’daki görüşmede ailesine acilen hastaneye kaldırıldığını, iç kanama dolayısıyla safra kesesi ameliyatı olduğunu, bir hafta hastanede kaldığını, daha sonra cezaevine döndüğünü ve karantinada olduğunu anlatıyor. Hastane yönetimi, Öztaş’ın ailesine haber bile vermiyor.
ANKARA’YA SEVK EDİLMİŞ!
Kızı Büşra Öztaş sonrası şöyle anlatıyor: “Babam bir sonraki hafta telefon görüşünde bizi aramadı. Çok telaşlandık. Cezaevini aradık. Revirdeki görevli babamın 8 Nisan 2020 Çarşamba günü hastaneye kaldırıldığını ve oradan da Ankara’ya sevk edildiğini söyledi. Ankara Dışkapı Hastanesi’ne kaldırıldığını öğrendik. Kanser olduğunu ise daha üç gün önce haber aldık.”
BABAMI KAYBETMEKTEN KORKUYORUM, LÜTFEN SESİMİZİ DUYUN
Mevlüt Öztaş’a pankreas teşhisi konulmuş durumda. Bugün test sonuçları çıkacak. Tümörün diğer organlara yayılıp yayılmadığı belli olacak. Acilen tahliye edilmesi gerekiyor. Kızı Büşra Öztaş, dün yine bilgi almak için hastaneyi aradıklarını ancak bilgi verilmediğini söylüyor: “Doğru düzgün bilgi alamıyorum. Mahkum olduğu için bilgi veremeyeceklerini söylüyorlar. Benim burda canımdan can gidiyor. Bize bu eziyeti yaşatmayın. Pankreas kanserine yakalanan bir kişiden bile iyi bir şey duymadım! Korkudan uyku uyuyamıyorum! Lütfen babamın yanında olmamıza izin verin. Benim babam İsveç’de değil dibinizde. Ankara’da. Lütfen babamın bu zor sürecinde yanında olmamıza yardımcı olun!”
[İlker Doğan] 27.4.2020 [TR724]
Adalet Bakanlığı devreye girmez ve Öztaş sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilmezse tıpkı cezaevinde kansere yakalanan KHK’lı öğretmen Tacettin Toprak ve Engin Erol gibi hayatını kaybedecek. Kızı Büşra Öztaş, “Babam İsveç’te değil, Ankara’da… Pankreas kanseri yakalanan bir kişiden bile iyi bir şey duymadım. Geceleri uyuyamıyorum. Babamı kaybetmekten korkuyorum. Ne olur bize bu eziyeti yapmayın!” diyerek yetkililerden yardım istiyor. Diğer kızı Elif ise, ”Benim babam gazeteci. Katil değil, tecavüzcü değil, hırsız değil.. Yapmış olduğu haberle soruşturması başladı, tutuklu yargılanıyor ve cezaevinde kanser oldu..” diyor.
İsveç’te koronavirüse yakalanan Emrullah Gülüşken ve çocukları, Sağlık Bakanlığının ambulans uçağıyla Türkiye’ye getirildi. Gülüşken, Ankara Şehir Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Bu konuyla ilgili tweet atmayan bakan kalmadı. Hatta AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gülüşken’in ailesiyle telefonla görüştü ve bu diyalog haber olarak servis edildi. Devletin halihazırda yapması gereken bir tahliye, AKP için propaganda malzemesi haline getirildi.
LEYLA’NIN SESİNİ DUYANLAR, ELİF’E, BÜŞRA’YA SAĞIR!
Emrullah Gülüşken’in kızı Leyla’nın sosyal medyadan yardım talebi üzerine Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “Sevgili Leyla, sesini duyduk. Ambulans uçağımız saat 06’da havalanıyor, İsveç’e geliyoruz.” şeklinde tweet paylaştı. Bakan Koca, bir sonraki tweet’inde, “Bir kız evlat, KOVİD-19 hastası babası için hiçbirimizin unutamayacağı bir şey yaptı. Ülkemiz harekete geçti.” ifadelerini kullandı. Binlerce km uzaktan yapılan çağrının duyulması önemli. Ancak aynı iktidar Türkiye’den, tutuklu babaları amansız hastalığa yakalanan evlatların yaptığı yardım çağrılarına kör ve sağır!
CEZAEVİNDE İKİ KEZ AMELİYAT OLDU
Gazeteci Mevlüt Öztaş, Şubat 2018’den bu yana tutuklu. İlk olarak Uşak E Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderildi. Orada kasık fıtığı ortaya çıktı. Ailesine haber bile verilmeden ameliyat edildi. Ardından cezaevi şartlarından dolayı böbrek yetmezliği ortaya çıktı. Bu arada astım rahatsızlığı ilerledi. Hastalıklarından dolayı defalarca tahliye talep etti. Ancak bütün talepleri reddedildi. Hipertansiyon rahatsızlığı olduğu tespit edildi. Aylarca diyet yaptı. Yargılama sonucu mahkeme 9 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırdı. Tahliye de edilmedi.
AİLESİNE HABER BİLE VERİLMİYOR
Kendi talebiyle Afyon Cezaevine nakledildi. Burada ise kendisine sakalı uzun olduğu gerekçesiyle hücre cezası verildi. Korona sebebiyle bir aydır açık ve kapalı görüşler yasak. Bu nedenle ailesi de sadece telefonla görüşebiliyor. 3 Nisan’daki görüşmede ailesine acilen hastaneye kaldırıldığını, iç kanama dolayısıyla safra kesesi ameliyatı olduğunu, bir hafta hastanede kaldığını, daha sonra cezaevine döndüğünü ve karantinada olduğunu anlatıyor. Hastane yönetimi, Öztaş’ın ailesine haber bile vermiyor.
ANKARA’YA SEVK EDİLMİŞ!
Kızı Büşra Öztaş sonrası şöyle anlatıyor: “Babam bir sonraki hafta telefon görüşünde bizi aramadı. Çok telaşlandık. Cezaevini aradık. Revirdeki görevli babamın 8 Nisan 2020 Çarşamba günü hastaneye kaldırıldığını ve oradan da Ankara’ya sevk edildiğini söyledi. Ankara Dışkapı Hastanesi’ne kaldırıldığını öğrendik. Kanser olduğunu ise daha üç gün önce haber aldık.”
BABAMI KAYBETMEKTEN KORKUYORUM, LÜTFEN SESİMİZİ DUYUN
Mevlüt Öztaş’a pankreas teşhisi konulmuş durumda. Bugün test sonuçları çıkacak. Tümörün diğer organlara yayılıp yayılmadığı belli olacak. Acilen tahliye edilmesi gerekiyor. Kızı Büşra Öztaş, dün yine bilgi almak için hastaneyi aradıklarını ancak bilgi verilmediğini söylüyor: “Doğru düzgün bilgi alamıyorum. Mahkum olduğu için bilgi veremeyeceklerini söylüyorlar. Benim burda canımdan can gidiyor. Bize bu eziyeti yaşatmayın. Pankreas kanserine yakalanan bir kişiden bile iyi bir şey duymadım! Korkudan uyku uyuyamıyorum! Lütfen babamın yanında olmamıza izin verin. Benim babam İsveç’de değil dibinizde. Ankara’da. Lütfen babamın bu zor sürecinde yanında olmamıza yardımcı olun!”
[İlker Doğan] 27.4.2020 [TR724]
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


