Ekonomi küçülüyor, üretim durdu. İşsizlik patladı. Devlet vergi geliri bile tahsil edilemiyor. Merkez Bankası verilerine göre, vadesi 1 yıldan az olan borç stoğu 168,5 milyar dolar. Yani Türkiye’nin Şubat 2021’e kadar 168,5 milyar dolar bulması lazım. Ancak dış kaynak bulmak da mümkün değil zira ‘başkanlık’ rejimi sonrası yargı bağımsızlığının ölümü ve ekonomi yönetiminin aldığı siyasi kararlar nedeniyle yabancı yatırımcı arkasına bile bakmadan kaçtı. İktidar, IMF kapısını da kapattı. Erdoğan’ın faiz takıntısı nedeniyle ülkeye döviz girişinin de önüne geçildi. Türkiye, tepetaklak gidiyor ancak AKP rejimi hala algı peşinde!
Resmi verilere göre, Türkiye ekonomisi tam anlamıyla çökmüş durumda. Ancak, ekonomi yönetimi hala krizin büyüklüğünün farkında değil ya da algı operasyonlarıyla bu süreci de atlatabileceğini düşünüyor. Ancak bu o kadar kolay olmayacak. Zira bütün ekonomistlere göre koronavirüs salgını nedeniyle yaşanan kriz, 1929 Büyük Buhran’dan çok daha derin ve etkisi çok daha uzun sürecek.
Merkez Bankası’nın verilerine göre, ‘2020 Şubat sonu itibarıyla, orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine 1 yıl veya daha az kalmış dış borç verisi kullanılarak hesaplanan kalan vadeye göre kısa vadeli dış borç stoku 168,5 milyar dolar. Söz konusu borcun yaklaşık yüzde 74’ü özel sektöre ait. Peki Türkiye’nin bu kadar parası var mı? Yok…
BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️
MB’NİN REZERVLERİ ERİDİ
Hazine tam takır. Merkez Bankası’nın rezervleri doları baskılamak için eritildi. İkinci dünya harbinde kullanılmayan ihtiyat akçesi bile yandaşlara sermaye olarak aktarıldı. MB’nin net rezervleri 4 ay önce 40,1 milyar dolardı. Bugün rakam 26 Milyar dolara geriledi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Aykut Erdoğdu, dünkü açıklamasında, “Merkez Bankası’nın net döviz pozisyonu 13,7 milyar dolara kadar düştü.” diyor.
SONUÇ HÜSRAN; DOLAR 6,97 TL
New York Times, Merkez Bankası verileri ve bankacıların hesaplamalarına dayanarak, yıl başından bu yana rezervlerden yaklaşık 20 milyar dolarlık satış yapıldığını belirtti önceki gün yayınladığı haberinde. Peki ne elde edildi? Ocak ayında dolar kuru 5.70 seviyelerindeydi. Bugün 6.95’lerde seyrediyor. Özetle MB’nın hamleleri doları tutmaya yetmedi ve yetmeyecek!
FAİZ TAKINTISI FELAKETE KAPI ARALIYOR
Ekonomistlere göre kriz o kadar büyük ki, bugün faiz ya da enflasyonu konuşmanın bile anlamı yok. Öncelikli sorun dış borç stokunun çevrilmesi. Bunun için de acilen kaynak bulunmalı. Kaynak bulmanın bir yolu da faizlerin artırılması. Rezerv para sahibi ülkelerin merkez bankalarının para bastığını biliyoruz. Örneğin ABD. Ve bu ülkede faizler ‘sıfır’ seviyelerinde. Bu paraların bir kısmı yüksek faiz veren ve paraları fazla değer kaybetmeyen (ki Türkiye’nin parası hızla değer kaybediyor) ülkelere gidecek. Peki Türkiye’de faiz oranı nedir? Yüzde 7,5! Hiç bir yatırımcı parası hızla değer kaybeden bir ülkede yüzde 7,5 faizle bankaya para yatırmaz. Dolarda kalır ve daha fazlasını kazanır!
RİSK PRİMİ 600’E DAYANDI; TÜRKİYE TEHLİKELİ ÜLKE!
Kur riski nedeniyle (faizler düşük olduğu için) döviz gelmeyeceğine göre, geriye kredi risk primi kalıyor. Peki burada ne durumdayız? Bir ülkenin CDS primi ne kadar yüksekse, borçlanma maliyeti de o kadar yüksektir dolayısıyla o kadar zor kredi bulur! 300 baz puana sahip ülkeler ‘tehlike’ eşiği olarak kabul ediliyor. Türkiye’nin CDS primi 599 baz puan. Riskin ün yüksek ülkeler arasında… Hiç kimse riski bu kadar yüksek olan bir ülkeye ‘kredi’ vermez! Bu arada en önemli kaynaklardan biri de IMF olarak gösteriliyor. Ancak AKP iktidarı, siyasi nedenlerden dolayı IMF kapısını ‘şimdilik’ kapattı.
PEKİ NE YAPILMALI?
Türkiye’ye acil kaynak lazım. Bulunamazsa ve bu borçlar ödenmezse ithalat biteceği için ekonomi durur. Bugün yapılan şey faizleri düşürüp, riskleri artırmak! İşte bunun tam tersi yapılmalı; Erdoğan inadından vazgeçmeli ve faizler yükseltilmeli. Zira şu anda Türkiye’nin birinci önceliği faiz ya da enflasyon değil, borçların ödenmesi. Zaten insanlar tüketimi neredeyse tamamen kıstığı için karşılıksız para basımına rağmen enflasyon yükselmiyor!
Peki MB, Erdoğan’a rağmen faizleri yükseltir mi? Mümkün gözükmüyor. Peki risk oranını azaltmak mümkün mü? Mümkün ancak bunun için AKP rejiminin yapısal reformları hayata geçirmesi, yargının bağımsızlığını garanti altına alması, tek adam rejiminden vazgeçmesi ve hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmesi şart.
[Yusuf Dereli] 27.4.2020 [TR724]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder