İşte son anket!

Halk ekonomik krizin faturasını Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile müttefiği Milliyetçi Hareket Partisi'ne kesti. Son ankette AKP ile MHP'nin oyları çakıldı.

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) oy oranında düşüş devam ediyor.

AKP ve Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) oylarında azalış müşahede edilirken, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İyi Parti ve Halkların Demokratik Partisi'nin (HDP) oy oranında artış yaşandı.

ALİ BABACAN VE AHMET DAVUTOĞLU, AKP'DEN YÜZDE 7,3 OY KAPACAK

Polimetre'nin son anket sonuçlarına göre, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu'nun kurduğu yeni partilerin en büyük payı AKP’den alacağı belirtilirken, söz konusu oranın yüzde 7,3 olduğu tespit edildi.

Oy kaybında AKP’yi yüzde 1,0 ile MHP takip ederken, CHP’den ise yüzde 0.6’lık bir oy geçişi olacağı tahmin ediliyor.

HANGİ PARTİLERİN OY ORANI ARTTI?

Ankette dikkati çeken bir diğer başlık ise oy oranlarını artıran partiler oldu.

CHP ise 24 Haziran 2018 Partili Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği Genel Seçimi'nden bu yana oy oranını yüzde 2,5 artırdı. CHP’nin yanı sıra İyi Parti’nin de oy oranında artış var.

Recep Tayyip Erdoğan’ın partisi AKP yüzde 30 oy oranına sahip olurken, Cumhur İttifakı ortağı MHP’nin oy oranı yüzde 8,9’da kaldı.

Cumhur İttifakı’nın dışında kalan partilerin oy oranının yüzde 60’lara ulaştığı belirtildi.

[Samanyolu Haber] 22.2.2020

Polis şiddeti hastanede: Bu nasıl gözaltı!

İstanbul Haseki Hastanesi Acil Servisi’nde polisler tarafından başına tabanca kabzası ile vurulan Mehmet Yaman baygınlık geçirdi ve hastaneye kaldırıldı. Yaman'ın sol tarafının felç geçirdiği ve hayati tehlikesinin devam ettiği belirtiliyor.

İstanbul’un Fatih ilçesinde Nişanca Mahallesi’nde kimlik kontrolü esnasında polis tarafından başına tabanca kabzası ile vurulan bir kişi yoğun bakımda ölüm kalım mücadelesi veriyor.

15 Şubat'ta Fatih’te ikamet eden Yaman ailesinin 16 yaşındaki çocuğu Muhammet Yaman ve 19 yaşındaki İnan Yaman işten çıkıp evine doğru giderken polis tarafından durduruldu.

İddiaya göre; polislerle Yaman kardeşler arasında tartışma çıktı. Polisler Yaman kardeşleri darp etti ve gözaltına aldı.

"POLİS KAFASINA SİLAHLA VURDU"

Anne Güler Yaman, “Çocuklarımı görmek istedim. Bana ‘oğlun burada yok’ dediler. Ben de polisin elini çektim, çocuklarımı vermelerini söyledim. Polisin elini çekince bana vurmaya başladılar.” diye anlattı.

Bu sırada polislerin çocuklarını ters kelepçeyle yere yatırdığını, biber gazı sıkıp tekmelemeye başladıklarını anlatan Yaman, “Ben çocuklarımı korumak için kendimi yere attım. O sırada kaynım Mehmet yanımıza geldi. Polislere tepki gösterdi. O sırada bir polis Mehmet’in kafasına silahla vurdu.” dedi.

Haseki Hastanesi Acil Servisi’nde polisler tarafından darp edilen Mehmet Yaman baygınlık geçirdi ve hastaneye kaldırıldı.

SOL TARAFI FELÇ, HAYATİ TEHLİKESİ DEVAM EDİYOR

Yaman, Çapa Tıp Fakültesi’nde yoğum bakıma alındı. Mehmet Yaman’ın sol tarafının felç olduğu ve hayati tehlikesinin devam ettiği kaydedildi.

Aile, polisler hakkında suç duyurusunda bulundu. Ancak hastaneden kamera kayıtlarını alamadı.

Olayla ilgili görüntüler saklanmaya çalışıldı.

Polislerin darp ettiği anları gösteren güvenlik kamerası kayıtlarını Odatv yayınladı.

Güler Yaman’ın “Yapmayın!” diye bağırdığı duyulan görüntülerde polisin havaya ateş ettiği de görülüyor.

[Samanyolu Haber] 22.2.2020

Ömer Faruk Kavurmacı'ya tahliye

42 aydır tutuklu bulunan Aydınlı Grup Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Faruk Kavurmacı, 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme yattığı süreyi göz önünde bulundurarak Kavurmacı'nın tahliyesine hükmetti. Herhangi bir şiddet ya da terör olayına bulaştıklarına dair tek delil bulunmadığı hâlde Kavurmacı ailesine ait şirketler ve diğer mal varlıkları ise "müsadare" ismi altında gasp edildi.

SAMANYOLUHABER- Aydınlı Grup Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Faruk Kavurmacı'nın babası Mustafa Şevki Kavurmacı ise 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı.

Ömer Faruk Kavurmacı, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetinin Hizmet Hareketi mensuplarına yönelik cadı avında 2016 yılı eylül ayında tutuklanmıştı.

Türkiye Sanayiciler ve İşadamları Konfederasyonu (TUSKON) Davası'nın tek tutuklu sanığı olan Kavurmacı 8 yıl 9 ay hapis cezasına mahkûm edildi.

Mahkeme Kavurmacı’nın şirketleri üzerindeki kayyımın devamına karar verdi.

İstanbul 23'üncü Ağır Ceza Mahkemesinde dün sabah saatlerinde başlayan duruşmada tutuklu Ömer Faruk Kavurmacı ile tutuksuz yargılanan babası Mustafa Şevki Kavurmacı'nın esasa dair mütalaaya karşı savunmaları alındı.

7 YIL HAPİS CEZASINI 10 YIL 6 AYA ÇIKARIP İNDİRİP YAPTILAR!

Davayı karara bağlayan mahkeme heyeti, Ömer Faruk Kavurmacı'yı 7 yıl hapis cezasına çarptırdı. Cezayı önce 10 yıl 6 aya yükselten heyet, Kavurmacı'nın mahkeme safahatında tutum ve davranışlarını indirim sebebi sayarak cezasını 8 yıl 9 aya düşürdü.

Heyet,  Kavurmacı'ya verilen ceza miktarına göre tutuklu kaldığı 3,5 yıllık süre, ortağı olduğu şirketlerdeki hisselerinin müsaderesine karar verilmiş olması, anılan şirketlerin halen kayyım yönetiminde bulunması, mevcut infaz rejimi, dosyanın istinaf ve temyiz süreci ile dosyaya yansıyan sağlık sorunlarını da nazara alarak tahliyesine karar verdi.

Kavurmacı hakkında yurt dışına çıkış yasağı konuldu.

Mahkeme Mustafa Şevki Kavurmacı hakkında önce 7 yıl 6 ay hapis cezasına hükmetti. Akabinde cezayı 11 yıl 3 aya yükseltti.

AKP'nin Hizmet Hareketi'ne yönelik cadı avında 1,1 milyon kişi hakkında soruşturma açıldı. AKP'nin proje mahkemeleri 81 yaşındaki hayırsever işadamı Mustafa Şevki Kavurmacı'yı tek delil bulunmadığı hâlde "terörist" olmakla itham etti. 

Daha sonra mahkeme safahatındaki davranışlarını dikkate alarak 9 yıl 4 ay 15 güne indirirken, hakkındaki yurt dışı çıkış yasağının devamına karar verdi.

Mahkeme heyeti, hakkında yakalama kararı bulunan Ahmet Said Kavurmacı'nın dosyasının ayrılarak, yargılamasının ayrı bir dosya numarası üzerinden yapılmasını kararlaştırdı.

ŞİRKETLER VE DİĞER MAL VARLIKLARI HAKKINDA MÜSADERE KARARI!

Heyet, Kavurmacı ailesine ait olan ve kayyım olarak Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun (TMSF) atandığı Aymerkez Mağazacılık, PLS Marka Pazarlama, Aydınlı Moda Tekstil, Aydınlı Mobilya, PCU Tekstil, UHG Hazır Giyim, Aydınlı İnşaat Turizm, AFK Gayrimenkul, Vizyonlife İnş.,Aydınlı Körfez Emlak Geliştirme, Vizyon İşletme Yönetim, Aydınlı Hazır Giyim şirketlerinin ortak paylarının müsaderesine (el konulmasına) karar verdi.

[Samanyolu Haber] 22.2.2020

Ahmet Altan’ın avukatı Çalıkuşu: Hukukun üzerine beton döküldü

26 ay tutuklu kaldıktan sonra Gezi Davası’ndan beraat eden Osman Kavala’nın tahliye edildikten sonra 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin başka bir soruşturmadan yeniden tutuklanması, HDP Milletvekili Hüda Kaya, “iktidar içindeki kliklerin çatışması” olarak, tutuklu yazar Ahmet Altan’ın avukatı Figen Çalıkuşu ise, “Hukuk rahmetli oldu” olarak yorumladı.

HÜDA KAYA: İKTİDAR, KENDİ İÇİNDEKİ KLİKLERLE ÇATIŞIYOR

Selahattin Demirtaş’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararının ardından hakkında tahliye kararı verilmesine rağmen başka bir dosya kapsamında tutukluluğuna devam edildiğine işaret eden Kaya, “Son gelişmelerle özellikle Kavala dosyasında da görüldüğü gibi Saray’a rağmen yargı içinde beraat kararı verebilecek bir direncin olduğuna mı işaret ediyor bilmiyorum. Kavala’nın beraat kararının ardından Erdoğan’ın müdahalesiyle yeniden tutuklanması iktidarın kendi içindeki kliklerle çatışma halini gösteriyor olabilir.” dedi.

ÇALIKUŞU: HUKUK RAHMETLİ OLDU

Gazeteci Ahmet Altan hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının Yargıtay tarafından bozulmasından ardından 10 yıl 6 ay hapis cezasına çarpıtılarak, tahliye edildiğini anımsatan Altan’ın avukatlarından Figen Çalıkuşu ise, “Bilindiği üzere Altan hükümle birlikte tahliye oldu. Hükümden sonra ilk kez bir kişi skandal bir karar sonrasında tekrar tutuklandı. Hukukta böyle bir şey yok” dedi. Çalıkuşu, şöyle devam etti: “Burada şunu görüyoruz; artık ortada hukuk devleti yok. Hukuk rahmetli oldu ve üzerine betonlar döküldü. Hukukla inatlaşarak, devlet yönetilemez. Eğer yönetirseniz, o devlet çöker. Zaten gelinen aşamada devletin bütün kurumlarının çöktüğünü tanıklık ediyoruz.”

[TR724] 22.2.2020

Eminağaoğlu: Adalet Bakanlığı’ndan giden yazılar, yargıçların dizlerini titretiyor

Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) eski Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, 15 Temmuz’dan sonra KHK ile meslekten ihraç edilen 3 bin 926 savcı ve hâkimin yerine genç, deneyimsiz AKP’li ve MHP’li yargıç ve savcılarının yerleştirildiğini söyledi.

EMİNAĞAOĞLU: YARGIDA HERKES İÇİN YEDEKTE BİR DOSYA TUTULUYOR

Yargıda da Cumhur İttifakı olduğunu kaydeden Eminağaoğlu, Gezi davasından beraat eden ancak hakkında 15 Temmuz darbe girişimi suçlamasıyla yeniden tutuklanan Osman Kavala’nın durumunu değerlendirdi. Eminağaoğlu, bu durumun yargıda herkes için yedekte bir dosya tutulduğunun göstergesi yorumunu yaptı.

Gazete Duvar’dan İrfan Aktan’a konuşan Eminağaoğlu, ‘‘Adalet Bakanlığı’ndan giden yazılar, yargıç ve savcıların dizlerini titretiyor” yorumunu yapan Eminağaoğlu, “2010 öncesinde Adalet Bakanlığı ile Fethullahçı yapının nerede, nasıl birlikte hareket ettiği daha çok deşifre olacak. Tabii siyasi iktidarın o dönem kadro yetersizliği olduğu için bu açığı Fethullahçılar üzerinden kapatıyordu.” yorumunu yaptı.

EMİNAĞAOĞLU: YARGIDA DA CUMHUR İTTİFAKI VAR

15 Temmuz’dan sonra boşaltılan kadrolara AKP’lilerin ve MHP’lilerin yerleştirildiğini kaydeden Eminağaoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “AKP bu süreçte kendi kadrolarını yetiştirdi. Aynı zamanda milliyetçilerle yaptığı ittifak üzerinden de Fethullahçılardan boşalan kadrolara bunlar yerleştiriliyor. Sonuçta yargı yine bağımsız bırakılmayıp iktidar eliyle dizayn ediliyor. Yani yargıda da Cumhur İttifakı var. HSK yapısı da bu şekilde belirleniyor. 2008 yılında, 8 bin civarında yargıç-savcı vardı. Bugün sayı 20 binlere çıkmış durumda. 4 bine yakın kişi ihraç edildi, emekliye ayrılanlar, benim gibi istifa edenler var. Bu şekilde AKP iktidarı döneminde yargının dörtte üçü değişti ve yerine kendi kadrolarını yerleştirdi.

İktidardan bağımsız hareket edemeyen, nitelik anlamında yetersiz yargıç ve savcılardan söz ediyoruz. Yargıç ve savcıların yüzde 50’den fazlasının iki-üç yıldan fazla mesleki deneyimi olmadığını kendileri de itiraf ediyor. Bir- iki yıllık bir yargıç-savcıyı, hiçbir mesleki deneyimi olmadığı halde getirip Ankara, İstanbul, İzmir gibi illere oturtur, siyasi iktidarla doğrudan bağlantılı dosyaları da önlerine koyarsanız, o yargıç nasıl bir hukuk uygulayabilir? Meslekte devam edebilmesi için siyasi iktidarı ürkütmeyecek kararlar alması gerektiğini bildiği zaman, nasıl bağımsız hareket edecek? Kaldı ki, geldiği yer itibariyle zaten ideolojik olarak da meseleye yaklaşabilir.”

EMİNAĞAOĞLU: DURUŞMA KAYITLARI SARAY’A GÖTÜRÜLÜYOR

Her duruşma zabıtlarının avukatlar tarafından köşke (Saray’a) götürüldüğünü kaydeden Eminağaoğlu, “Bakın, Anayasayı ihlal, yasama-yürütmeye karşı darbe teşebbüsü ve cumhurbaşkanına hakaret gibi suçlarda bir cumhurbaşkanının, bir yasama veya yürütme organının “katılan” sıfatı almaması gerekir. Geçmişte böyleydi. Ama şu an davalara gittiğimizde cumhurbaşkanının, TBMM’nin avukatları taraf olarak oturuyor. Bu da yetmiyor, her seferinde Adalet Bakanlığı’ndan “duruşmada ne oldu, sonucunu bana bildirin” yazıları geliyor. Bakanlıktan gelen bu yazılar, yargıç ve savcıların dizlerini titretiyor. Her duruşma zabıtları avukatlar tarafından köşke (Saray’a) götürülüyor.” İfadelerini kullandı.

EMİNAĞAOĞLU: YARGILAMALARIN TEMELİ, ADİL YARGILAMADAN UZAK

Eminağaoğlu konuşmasını şöyle sürdürdü: “Hiç taraf olmaması gereken bir kişi taraf haline geliyor ve taraf talimat veriyor! Sanık açısından silahların eşitliği söz konusu değil ki! Bakın, Hrant Dink davasında birçok cephe, “burada Türklüğe hakaret var, biz de Türk’üz ve herkes bu davaya müdahil olabilir” diyerek dava kararını temyiz etmişlerdi. İyi de davaya bakan yargıç da Türk ise, bu davada nasıl görev alabilir, nasıl tarafsız olabilir diyerek, savcı olarak görüş yazmıştım. Bu davada kimsenin “katılan” sıfatıyla yer alamayacağını, “katılan” adı altında verilen kararın hukuki sonuç doğuramayacağını söyleyerek, başvuruların reddine karar verilmesini istemiştim. Yargıtay da bir tek benim o görüşümü kabul etmişti. Aynı şey, Cumhurbaşkanına hakaret için de geçerli. Cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanına hakaret davalarında taraf olamamalı. Taraf olduğu zaman, adil yargılama ortamı kendiliğinden ortadan kalkıyor. Genel olarak yargılamaların temeli, adil yargılamadan uzak.”

[TR724] 22.2.2020

Erdoğan’dan İdlib açıklaması: Birkaç şehidimiz var

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İzmir’de Menemen-Aliağa-Çandarlı otoyolu açılışında konuştu. Türkiye’nin Suriye ve Libya politikaları macera ya da keyfe keder olmadığını, ve bunun için ülke ve millet olarak yeni bir İstiklal mücadelesi verdiklerini savundu. Erdoğan, “Gayrimeşru Hafter’e karşı biz orada yönetici, kahraman askerlerimiz, Suriye milli ordusundan ekiplerimizle beraber oradayız. Birkaç tane şehidimiz var şunu da söyleyelim ki birkaç şehidin karşılığında da 100’e yakın lejyonerlerden etkisiz hale getirdik. Şehitler tepesi boş kalmayacak.” ifadelerini kullandı.

[TR724] 22.2.2020

Ekrem Dumanlı, ‘siyasi ayakları’ açıkladı: Hanginizin irtibatı yoktu!

Zaman Gazetesi eski Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı, sözde ‘f.tö’nün siyasi ayağına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Sözlerine, “Öncelikle şunu söyleyeyim; f.tö diye bir örgüt yok.” diyerek başlayan Dumanlı, “Eğer bu topluluğa kriminal bir topluluk diye bakarsanız, bunun siyasi ayağı kimdir diye başlarsanız en başa Tayyip Erdoğan’ı yazmak gerekir tabii ki!” dedi. Dumanlı, Devlet Bahçeli ile 2001’de yaptığı bir görüşmenin detaylarını da ilk kez paylaştı: “Aynen cümlesini söylüyorum; “Başbuğumuz Efendi hazretleri hakkında daima güzel şöyler söylerdi. Onları unutmadık.”


Ekrem Dumanlı’nın kişisel YouTube kanalından yaptığı açıklamalar şöyle:

F.TÖ DİYE BİR ÖRGÜT YOK, UYDURMAYIN!

“Günlerdir Türkiye’de sözde ‘f.tö’nün siyasi ayağı tartışılıyor. Öncelikle şunu söylemek tarih huzurunda bir vazifedir; ‘f.tö’ diye bir terör örgütü yoktur. Bunları ya kendi terör örgütünü gizlemek için uyduranlar söylüyor ya da meselenin künhüne vakıf olmayan, beyni yıkanmış insanlar söylüyor. Böyle bir örgüt yok. Yaklaşık bir buçuk milyon insan bahsettikleri terör örgütüne üye olmakla suçlanıyor! Dünyanın neresinde böyle bir şey görülmüş! İşte bu yüzden dünya size inanmıyor, gülüyor. 1,5 milyon insanın ‘terör örgütü üyesi’ olmakla suçlandığı başka bir ülke yok! Kim inanır size! Türkiye’yi hapishaneye çevirdiniz, bütün muhalif medyayı susturdunuz. Sürekli bir propaganda…”

HANGİNİZİN İRTİBATI YOKTU?

“Eğer (siyasi ayaktan) kast edilen şey Cemaat’le irtibat ise ben o zaman sorarım; hanginizin Cemaat’le irtibatı yoktu? Hanginizin çalıştığı yerde insanlardan bir kısmı Cemaat’in yaptığı çalışmaları alkışlamıyordu? Bu kadar eğitim kurumu açmış insanlara terör örgütü denilebilir mi? Kürtlerle, Alevilerle, azınlıklarla ilgili demokratik çalışmalar yapmış bir sivil toplum yapısına terör örgütü denilebilir mi?”

CEMAAT’İ KAYBETTİN EY TÜRKİYE!

“Cemaat dediğiniz kitle toplumun tam merkezinde duruyordu ve tutkal gibiydi. Farklı düşünen insanları bir araya getirebiliyordu. Bir sivil toplam hareketiydi. Bir iyilik hareketiydi. Bir fazilet hareketiydi. Ve hala da öyledir. İçinde yanlış yapanlar olsa bile. Bunu kaybettin ey Türkiye! Değişik düşünce ve fikirlerin yazı yazdığı gazetesi vardı. Bunu yıktın, batırdın! Zaman’ın, Bugün’ün, Samanyolu’nun boşluğunu ilerleyen zamanda karşınıza çıkan hoşgörüsüz, kindar insanları gördükçe ‘nerdesiniz’ diye soracaksınız!”

CEMAAT’İ YOK ETTİNİZ; TÜRKİYE’DE NE DÜZELDİ?

“Ocaklar yıkıldı, evler yıkıldı. Yıkıldı da ne oldu? Lütfen düşünün; Cemaat’i yok ettiniz de Türkiye’de son 5 yılda ne düzeldi? Hangi şey iyiye gitti. Türkiye batıyor! Siyasetle ilgisi var mıydı; vardı çünkü sivil toplum kuruluşuydu. Sivil toplum kuruluşu olarak toplumun her kesimiyle bir aradaydı. Azınlıkların yanına gitti, birşeyler anlattı. Alevilerin hakkını savundu. Gayri müslüm azınlıkların hakkını müdaafa eden başka bir sivil toplum örgütü varsa söyleyin.”

MAKAM, MEVKİ TALEBİMİZ HİÇ OLMADI

“Dolayısıyla siyasetçilere de bir takım toplumsal talepler dile getiriliyordu. Makam istenmiyordu, mevki istenmiyordu. Her hangi bir suistimale kapı aralanmıyordu. eğer burada da bazı insanlar ufuksuzluktan ya da becerisizlikten siyasetle anormal bir ilişkiye girmişse o da onların hatasıdır. Ama genel duruş buydu…”

EN BAŞA ERDOĞAN’I YAZMAK LAZIM

“Ne istediler de vermedik diyor. Eğer bu topluluğa kriminal bir topluluk diye bakarsanız, bunun siyasi ayağı kimdir diye başlarsanız en başa Tayyip Erdoğan’ı yazmak gerekir tabii ki! Kendisiyle, evlatlarıyla, arkabalarıyla, kim hangi okuldan mezun olmuş, nerede okumuş… Tayyip Erdoğan’ın bizzat kendisi söyledi, ‘Ne istediler de vermedik’ dedi. Hiç birşey istemediler, ne istedik! Makam mı, mevki mi, güç mü? Ne istedik…”

HOCAEFENDİ’Yİ ZİYARET ETMEYENİNİZ Mİ VARDI?

“İlla ‘siyasi ayak’ dersen burada sayılmayacak adam yok ki! Fethullah Gülen Hocaefendi’yi ABD’de veya Türkiye’de… Bugün f.tö diye sabahtan akşama konuşan insanlar, Abant Toplantıları’nı hiç kaçırmıyordu. Neden acaba? Gazetenin ve televizyonun kapısından ayrılmıyorlardı. Çünkü herkese açıktı o kapılar. İlla siyasi ayak diyorsanız; hanginiz yoksunuz ki! Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Davutoğlu, Ali Babacan…”

ERDOĞAN’LA AHMET ALTAN’LA GÖRÜŞTÜĞÜMÜZDEN DAHA ÇOK GÖRÜŞTÜK!

“Ahmet Altan doğru söylüyor: Ahmet Altan’ı bizin gazeteden aramak suçsa, bizim seni aramamız daha çoktur. Sizin bizi aramanız Ahmet Altan’dan çoktur. Biz gazetecilik yapıyorduk. Bunu anlamayan insanlar ileri geri konuşuyorsa büyük vebal altındadır. AKP içerisinde ne kadar adam varsa hepsini sıraya dizin, hepsinin Cemaat’le ilgisi vardır. Çünkü Cemaat toplumun tam ortasındaydı! Ey Türkiye, bunu kaybettin. Ey sağcılar, solcular; Türkiye vicdanını kaybettin!”

BAHÇELİ’DEN HOCAEFENDİ’YE: EFENDİ HAZRETLERİ!

“Biz her seçim öncesi siyaset turu yapardık. Bütün siyasi partiler, liderler Zaman gazetesinde konuşurdu. Hiç bir parti farkı gözetmeksizin röportaj yapardık. Biz gazeteciliğimizi yaptık. Devlet Bahçeli… 2001’de ilk defa karşılaştık. Bir köşe yazısından dolayı alınmış. Görüştük. Kendisine, “Rahmetli Türkeş, Fethullah Gülen Hocaefendi için çok takdirane şeyler söylerdi. Bir şey mi oldu’ dedim. ‘Hayır, Hayır’ dedi. Aynen cümlesini söylüyorum; “Başbuğumuz Efendi hazretleri hakkında daima güzel şöyler söylerdi. Onları unutmadık.”

MERAL HANIM, CEMAAT’TEKİ DOSTLARINIZI BİR DÜŞÜNÜN

“Meral hanım. Konuştuklarını dinlerken hayretler içinde kalıyorum. Bütün siyasi liderlerin ‘Tayyip Erdoğan’ olma özentisi var. Bazen bakıyorum, aynen Erdoğan gibi konuşuyor. Hayırdır Meral hanım. Tanıdığın insanları düşün, görüştüğün insanları düşün, Cemaat’ten ailecek görüştüğün arkadaşlarını, dostlarını düşün. Eline silah almamış bir terör örgütü olur mu, eline bomba almamış terör örgütü olur mu? Yüzbinlerce insan tutuklanmış, bir tanesinden bir çakı çıkmamış.”

PERİNÇEK GAZETEYE GELMEK İÇİN ARADI

“Hangisini saysam hepinizin bir merhabası var Cemaat’le… Hatta o Perinçek bile… Adam gazeteye gelmek istedi, telefon açtı. ‘Biz kendimizi tanıtamamışız dindar insanlara. Gelmek istiyoruz kabul ederseniz’ diye… Hatta biraz zorluk da çıkardık çünkü şüphelendik. Gelecek insanların, gelecek plakaların plakasını istedik. Geldiler. Adam iki büklüm. Ben aslında arada bir cenaze namazlarına gidiyorum vs. Gelmek isteyen her adama kapımız açıktı… Gizli kapaklı işimiz olmadı.”

BİR DELİ KUYUYA BİR TAŞ ATTI, KIRK AKILLI ÇIKARTAMIYOR

“Eğer Cemaat’e bir kriminal örgüt muamelesi yaparsanız; Türkiye’nin en tepesinden en aşağısına kadar herkesin kriminal bir suç işlediğini kabul etmeniz lazım. Yok böyle bir şey. Herkes bu Cemaat’le bir araya geldi, doğru şeyler yaptı. Bugün ‘çıldırmışlık’ hali içinde insanları suçlu gösteriyorlar. Ortada toplumun tamamıyla ilişki içinde olan bir iyilik hareketi var ve bu hareketin herkesle bağı var. Bir deli bir kuyuya taş attı, binlerce akılı o taşı çıkaramıyor. Böyle bir örgüt yok! Toplum ‘eyvah’ diyecek, ‘gül gibi insanları incitik’ diyecek.”

[TR724] 22.2.2020

Annesi tutuklu Uygur kızı: Bütün Uygurları kaybediyoruz, sesimizi duyun!

Doğu Türkistan’da Çin zulmü durmuyor. Doğu Türkistanlı Kadeliya isimli bir genç kızın yaşananları anlattığı kısa video sosyal medyada kısa sürede viral oldu. Annesi de Çin’in ‘toplama kampları’nda tutuklu olan ve 10 yıl hapis cezasına çarptırılan genç kız, Coronavirüs salgınının bahane edilerek kamptaki bütün Uygurların katledilmesinden endişe ettiğini anlatıyor.

İşte genç kızın sözleri: “Üç milyondan fazla kişi hapislerde kalıyor. Annem bile orada. Onlardan hiç bir haber alamıyoruz. Sesi soluğu yok! Onların bulunduğu yere virüs çoktan gitmiştir bile ama bizim haberimiz yok. Çin her şeyi gizli tutuyor. Kimsenin haberi olmuyor. Çin şu an orada hapiste tutulan insanlar bir anda katledilebilir. Sonra, ‘Virüsten öldüler’ diyebilir. Dışarıdaki Uygurlar ise eve kapanıp kaldı. Doğu Türkistan bölgesindeki Uygurların hepsi eve kapatmışlar. Sokağa bir tane insan bile çıkamıyormuş. Silahlı askerleri evlerinin önüne dikmişler. Dışarıdaki Uygurlar açlıktan ölmek üzere. Bütün Uygurları kaybetmek üzereyiz! Çin’de insanlık diye bir şey yok. Çinin asıl amacı Uygurlardan kurtulmak!”
[TR724] 22.2.2020

Vahşi cinayeti 15 Temmuz’la aklamaya çalışan avukata baro soruşturma açtı

Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Araştırma Görevlisi Ceren Damar Şenel’in öldürülmesiyle ilgili Ankara 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada sanık Hasan İsmail Hikmet’in avukatı Vahit Bıçak’ın bel altı savunma yapması Ankara Barosu’nu harekete geçirdi. Ankara Barosu yönetim kurulu Vahit Bıçak hakkında disiplin soruşturma açmaya karar verdi.

Ceren Damar Şenel cinayetiyle ilgili açılan davanın dördüncü duruşması Ankara 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Öğrencisi Hasan İsmail Hikmet tarafından 17 bıçak darbesiyle öldürülen Ceren Damar Şenel’i 15 Temmuz lehine tweet atmakla suçlayan sanık avukatı Vahit Bıçak’ın bel altı savunma yapması tepki çekti. Avukat Bıçak’ın “Olay bir cinnet halidir, baskı altında sanığın şartelleri atmış tabii atmasa iyiydi” diyerek cinayeti aklamaya çalışıp sanığın tahliyesini istedi.

Bıçak’ın Şener’in öldürülmesine ilişkin açılan davanın ilk gününden itibaren yaptığı savunmalar, sosyal medyada cinayetle ilgili paylaştığı ve sonradan cinayetle ilgisini olmadığını savunduğu mesajları büyük tepki çekmişti.

MÜEBBET HAPİS CEZASINA ÇARPTIRILDI

Kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanık Hikmet’e “Canavarca hisle veya eziyet çektirerek, kişiyi yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle tasarlayarak öldürmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme verdiği cezada takdir indirimi uygulamadı. Sanık avukatı Vahit Bıçak, mahkemeyi mahkûm koridorundan terk etti.

Ankara Barosu Yönetim Kurulu Bıçak’ın savunma sınırını aştığı değerlendirilen sözlerini bugünkü toplantısında değerlendirdiği bildirildi. Yönetim kurulunun bu sözlerle ilgili olarak savunma sınırının aşılarak meslek kurallarının ihlal edildiği gerekçesiyle soruşturma açılması kararı aldığı bildirildi.

BARO DAHA ÖNCE DE SORUŞTURMA AÇMIŞ

Baronun 7 ekim 2019’da da Bıçak ile ilgili soruşturma açtığı ancak bu soruşturmayla ilgili olarak Şenel’in katili Hasan İsmail Hikmet’in savcılığa suç duyurusunda bulunduğu da ortaya çıktı. Ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm edilen Hasan İsmail Hikmet savcılığa gönderdiği dilekçede baroyu savunma hakkını kısıtlamaya çalışmakla suçladığı anlaşıldı. Ankara Barosu’nun hem 7 Ekim’de hem bugün açtığı soruşturmaları ayrı ayrı karara bağlayacağı öğrenildi.

[TR724] 22.2.2020

Emekli Tuğamiral: Mehmetçik İdlib’te ölüme gönderiliyor

TSK'nın İdlib'e yaptığı yoğun sevkıyat ve operasyon hakkında konuşan Emekli Tuğamiral Ertürk: “Mehmetçik ölüme gönderiliyor çünkü bir yere konuşlandırmak için asker gönderiliyorsa hava sahasının kontrolüne, intikal sırasında da yakın hava desteğine ihtiyaç vardır."

KRONOS -22 Şubat 2020

Emekli Tuğamiral Türker Ertürk,Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yaptığı yoğun sevkıyat ve operasyon hakkında, “Mehmetçik bu koşullarda ölüme gönderiliyor. Çünkü bir yere konuşlandırmak için asker gönderiliyorsa hava sahasının kontrolüne, intikal sırasında da yakın hava desteğine ihtiyaç vardır. Bu koşullarda oraya asker gönderilerek acaba askerlerin orada şehit olmasıyla Türkiye’de kamuoyu desteği mi yaratılmaya çalışılıyor sorusu akla geliyor” ifadelerini kullandı.

‘ABD, RUSYA İLE ÇATIŞMA YARATACAK SOMUT BİR DESTEK VERMEZ’ 

Cumhuriyet’ten Hüseyin Hayatsever‘in haberine göre, İdlib’de bir “vekâlet savaşı” sürdürüldüğüne dikkat çeken Ertürk, “Ancak iktidar kime vekil olduğunun farkında değil. İdlib’de ABD Türkiye’yi söylem düzeyinde destekliyor, çünkü Suriye’de Türkiye’yi vekil güç olarak kullanmaya çalışıyorlar” diye konuştu.

Barış Pınarı Harekâtı başlatıldığında ABD’nin Türkiye’ye harekâtı durdurması için baskı yaptığını, ancak İdlib’de destek verdiğine dikkat çeken Ertürk, “Bu bile bu konunun anlaşılması için yeterlidir. ABD, İdlib’de Türkiye’yi söylemsel olarak destekler, fakat Rusya’yla çatışma yaratacak somut bir destek vermez, vermiyor” ifadelerini kullandı.

‘NATO’DAN TÜRKİYE’YE DESTEK KARARI ÇIKMAZ’

İdlib için NATO’dan istenen desteğin de sonuçsuz kalacağını söyleyen Ertürk, “NATO’nun buraya gelmesi için 5. maddesi çalışmaz, çünkü Türkiye’nin topraklarına bir saldırı yok. Öte yandan NATO’da tüm kararlar oybirliğiyle alınıyor, Rusya’yla çatışma istemeyen birçok NATO üyesi var, buradan böyle bir karar çıkması da beklenemez” dedi.

‘TÜRKİYE’NİN ÇIKARLARI İLE İKTİDARLARIN BEKASI ÇATIŞIYOR’

Türkiye’nin çıkarlarının askerlerini İdlib’den çekmeyi gerektirdiğini söyleyen Ertürk, “Böyle bir adım atılırsa Türkiye, ahlaki ve meşru zemine gelmiş olur. Fakat maalesef iktidar hâlâ İhvancı ideoloji peşinde koşuyor ve öyle bir yere geldik ki Türkiye’nin çıkarları ve güvenliğiyle iktidarın çıkarları ve bekası çatışıyor. İktidarın yapmak istedikleri, Türkiye’nin çıkarları ve güvenliğiyle çatışıyor” dedi.

[Kronos.News] 22.2.2020

İl binasını yağmur altında açtı, uzaktan izleyenler daha fazlaydı [Yavuz Genç]

Davutoğlu: 300 liralık faturanın 100'ü bütçe açıklarını kapatmak, 100'ü de rant ekonomisine kaynak aktarımı için

YAVUZ GENÇ -22 Şubat 2020

ANKARA – Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, partisinin Ankara İl Başkanlığı binası açılışında hükümete yönelik sert eleştirilerde bulundu. Ekonominin rakamlarla oynanarak iyi gösterilmeye çalışıldığını savunan Davutoğlu, “Sürdürülebilir ekonomi rakamlarla sağlanmaz. Rakamlar iyi gösterildi diye ekonomi iyi olmaz. Bir ülkede genç işsizlik yüzde 26 ise o ülkede ekonomik dinamizmi sürdürmek mümkün değildir” dedi.

300 liralık bir doğal faturasının sadece 100 lirasının gerçek bedel olduğunu savunan Davutoğlu, “Enflasyonun üç misli zammı doğalgaz ve elektrik faturalarına yapıyorlar. 300 liralık bir faturanın 100 lirası gerçek bedel, 100 lirası kötü ekonominin bütçe açıklarını kapatmak için, 100 lirası rant ekonomisine kaynak aktarımı için. Ekonomideki bu kötü gidişin sebebi kibirden, israftan, ekonomik kaynakların şeffaf olmayan bir şekilde dağıtılmasından kaynaklanıyor” değerlendirmesinde bulundu.

ABANT’TA TOPLANACAKLAR

Partisinin Ankara İl Başkanlığı binasının açılış töreninde konuşan Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, önümüzdeki hafta Parti’nin kurucular kurulunu Abant’ta toplayacağını söyledi. Kurucularla Parti’nin kuruluşundan bugüne yapılan çalışmaları değerlendireceklerini kaydeden Davutoğlu, sonrasında tüm siyasi partilerden ravdevu talep ederek görüşeceklerini söyledi. Davutoğlu, “Siyasete nezaket dilini getireceğiz. Siyasi iletişim aracımız nezaket dili olacak” dedi.

HABER İZLENİM | Davutoğlu il binasını yağmur altında açtı, uzaktan izleyenler daha fazlaydı

Gelecek Partisi’nin Ankara İl Başkanlığı binasının açılışı Genel Başkan Ahmet Davutoğlu’nun katılımıyla gerçekleşti. Açılış töreninden notlar şöyle:

– Ankara il binasının açılışı İstanbul il binasının açılışı kadar kalabalık değildi. Binanın yoğun bir caddede olması, hiç dinmeyen yağmur ve partiye ilginin Ankara’da pek de hoş karşılanmayacağı korkusu bunda etkili olmuş olabilir.

– Açılış törenine çok az sayıda basın mensubu vardı. Partinin kendi sosyal medya hesapları ile yakın internet siteleri canlı yayın yaptı. Kuruculardan iki gazeteci Bayram Zilan ve Hakan Albayrak da açılışta hazır bulundu. Hakan Albayrak’ın açılış için gelen pek çok kişiyle selamlaşması, ordan oraya koşturması dikkatlerden kaçmadı.

– Meşrutiyet Caddesi boyunca alanı gören cafe ve lokantalarda oturanlar, etrafı izleyenler hayli fazlaydı. Davutoğlu’nun konuşma için otobüse çıkmasıyla iyice arttı. Burada bekleyenlerin ‘Davutoğlu’na sempatiyle baktığı’ ancak görülme/ görüntülenme korkusu nedeniyle uzak durduğu söylenebilir.

– Zaten yoğun olan cadde açılış nedeniyle tıkandı iyice. Polis yolu açmak için epey uğraştı. Zaman zaman partililerle polis arasında tartışmalar yaşandı. Caddeden yürüyenler de açılışın ‘miting gibi’ yapılmasına söylendi.

– Aciliaa Genel Başkan Yardımcıları Mustafa Nedim Yamalı, Ayhan Sefer Üstün, Selim Temurci , Selçuk Özdağ, Abdullah Başçı da katıldı. Eski YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’ın kalabalığı yararak ön taraflara doğru gitmeye çalışması dikkat çekti.

-Sincan’dan gelen ve çoğunluğu gençlerden oluşan grup heyecan oluşturdu. Grubun pankartlarla ve sloganlarla gelmesi alandakileri heyecanlandırdı. Bu grup Davutoğlu’nun konuşması boyunca “Gençlik burada, hocasının yanında” sloganı attı.

– Davutoğlu, seğmenler tarafından karşılandı. Kalabalık yarılarak güçlükle oluşturulan küçük alanda kış ağrı gösteri yaptılar.

– Açılışa kadınların ilgisi de hayli fazlaydı. Yağmur nedeniyle şemsiye dağıtıldı. İkiz bebekleriyle gelen bir aile ilgi odağı oldu.

– Davutoğlu alana giriş yaptığında coşku iyice yükseldi. Eşi Sare Davutoğlu da yanındaydı.

– Ahmet Davutoğlu konuşmasında ekonomiye vurgu yaptı. Başbakanlıktan ayrıldıktan sonra da ekonomi kurmaylarından sürekli brifing aldığını söyledi. Ekonominin rakamlarla oynanarak iyi gösterilmeye çalışıldığını savundu. İsraf, yolsuzluk, akraba kayırmacılığı gibi ifadeler konuşmasının ana temasında büyük yer kapladı.

– Davutoğlu “Bundan sonra ülkeyi dürüst ve çalmayan insanlar yönetecek” dedi.

– “Bir korku iklimi var. Bir karamsarlık tablosu hakim. Millet kapalı kapılar ardında bu iklimi değiştirecek kimse yok mu diye soruyor” dedi.

[Yavuz Genç] 22.2.2020 [Kronos.News]

Kavala’nın avukatı: Üyesi olduğu TÜSİAD’ın sessizliği tarihe geçer [Hicran Aygün]

Gezi Parkı direnişi davasından beraat ettikten sonra 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin soruşturma kapsamında tutuklanan Osman Kavala’nın avukatı İlkan Koyuncu Kronos'a konuştu: Kavala'nın üyesi olduğu TÜSİAD herhangi süreçte bir tepki vermedi.

HİCRAN AYGÜN -22 Şubat 2020

Gezi Parkı eylemleri ile ilgili davadan 2 yıl 4 ay tutuklu kaldıktan sonra beraat eden ve 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin soruşturma kapsamında tutuklanan Osman Kavala’nın avukatı İlkan Koyuncu Kronos’a konuştu.

15 Temmuz darbe girişimi soruşturmasından 2017’de gözaltına alındıktan sonra tahliye edilerek 2019’da beraat eden Kavala’nın tekrar tutuklanmasıyla ilgili olarak Av. Koyuncu, “Bekliyordum” dedi. Av. Koyuncu, “Müvekkilim söz konusu soruşturmayla ilgili 2017’de tutuklanmıştı, Ekim 2019’da beraat etti. Mahkemenin tahliye olduğu dosyadan tutuklama kararı vermesinin hukuksuzluğu bir tarafa bu konuyla ilgili tekrar gözaltı bekliyordum” ifadelerini kullandı.

İTİRAZ YAKINDA

Türkiye’de bu tür örneklerin sıkça görüldüğünü söyleyen Av. Koyuncu, “Gezi davasından sonra evine gider, hiç olmazsa üzerinden 48 saat geçer, öyle tekrar gözaltına alınır diye düşünüyordum. Ama burası Türkiye, bu nedenle siyaset ne derse o oluyor” açıklamasını yaptı. Yakında Osman Kavala’nın tutukluluğuna itiraz edeceklerini söyleyen Av. İlkan Koyuncu, “İtiraz prosedürü tamamlanmadan kamuoyuna bilgilendirmem yanlış olacak” dedi. İtiraz sonucunda Kavala’nın tahliye olup olmayacağı konusunda ise “Siyaset başka çare bulamıyorsa, Türkiye’yi hukuk devleti yapma niyetleri yoksa tutukluluğu sürer. Ancak ‘Ya bu kadar da yapmayalım’ diye insafa gelirlerse serbest bırakılır. Bu tamamen siyasetin insafına kaldı” ifadelerini kullandı.

TÜSİAD’IN ‘TEPKİSİ’ TARİHE GEÇER

Aynı zamanda TÜSİAD üyesi olan Osman Kavala’yla ilgili diğer avukatının “Sadece Kavala’nın değil, Türkiye’nin de itibarı söz konusu” açıklamasına ilişkin de düşüncelerini söyleyen Av. Koyuncu, “Bu süreçte olanlarla ilgili kurumların verdiği tepkiler tarihe geçer. Herkes kendi döneminden yaptıklarından sorumludur. Kurumu temsil edenler açıklama yapmamayı tercih ettiler. Ben olmam gereken yerde duruyorum, herhangi bir kurumdan destek beklemiyorum” diyerek, TÜSİAD’ın konuyla ilgili herhangi bir tepki vermediğinin de altını çizdi. Av. Koyuncu, son olarak “AKP grup toplantısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan cüppe giymiş, müvekkilim hakkında tutuklama kararı vermiştir” açıklamasına soruşturma açılıp açılmadığı konusunda ise “Türkiye bu hukuk sistemiyle devam ettiği sürece bir soruşturma bekliyorum. Bu tamamen soruşturma makamlarının takdiridir” diye konuştu.

[Hicran Aygün] 22.2.2020 [Kronos.News]

Hakan Şükür açık ve net konuştu

ABD'de yaşayan eski milletvekili , Milli Futbolcu Hakan Şükür son dönemde yaşananlarla ilgili konuştu.

Rekorlarla dolu futbol kariyerini noktaladıktan sonra yolu siyasetle kesişti. 2011'de AK Parti'den milletvekili seçildi, spor bakanı olacağına dair dedikodular dolanıyordu Ankara kulislerinde. Ancak, siyaset kariyeri futbol kariyeri kadar uzun sürmedi. Önce partisinden istifa etti, daha sonra da baskı ve tehditleri gerekçe göstererek Türkiye'den ayrıldı.

Milli futbolcu Hakan Şükür Hakan Şükür euronews'e konuştu


Hakkındaki iddiaları, suçlamaları, geçmişe dair pişmanlıklarını, geleceğe dair umutlarını, hayallerini sorduk. Neden siyasete girdi? Darbe suçlamaları için ne diyor? Fethullah Gülen ile ilişkisi nasıl? Ailesinin güvenliğinden endişe ediyor mu? Mal varlığına el konulduktan sonra ne iş yaptı ve bundan sonra ne yapmak istiyor?...

'Siyasete girmek istemiyordum ama baskı yapıldı'

Aktif futbolu bıraktıktan sonra, antrenörlük lisansını aldığını ve kesinlikle siyaseti düşünmediğini belirten Şükür "dönemin başbakanı (Erdoğan)  ülkenin bana ihtiyacı olduğunu söyleyerek ısrar etti, baskı yaptı" sözleriyle, Meclis'e neden girdiğini açıklıyor.

Futbol projelerini ülke çapında gerçekleştirme imkanı vadedildiğini söyleyen Şükür, seçildikten sonra bunun mümkün olmayacağını anlamış. "Aslında siyasetin imajımızı, şöhretimizi kullandığını fark ettim" diyen Şükür, şike davası sürecinde yargıya müdahale etmesinin istendiğini söylüyor.

"17-25 Aralık'ta güvenimiz sarsıldı" diyen Şükür, bakanların yargılanmamasına atıfta bulunuyor ve "Bize gelsin yargılansın diyenler, kendileri hakkındaki suçlarla ilgili yargılanmadı." ifadelerini kullanıyor.

İstifasının ardından, tehditler aldığını belirten Şükür, eşinin iş yerinin taşlandığını, çalışanların taciz edildiğini ve bundan dolayı ülkeden ayrılmaya karar verdiklerini vurguluyor.

Şükür'e göre "O gün ses çıkaramayanlar, mahallecilik yapanlar bugün artık çok geç kalındığını görüyor. Türkiye artık, sistemdeki hataları sorgulayanların hain ve terörist ilan edildiği bir ülke haline geldi."

Ancak Hakan Şükür yine de geleceğe dair umudunu koruyor. "Ben, devletimi, milletimi, bayrağımı, bütün değerlerimi çok seviyorum." diyen Şükür'e göre "bu değerlerin arkasına saklanıp suç işleyen insanlara söz söylemek, değerlerimize söylenmiş gibi görülüyor."

Gülen Hareketi ile ilişkisi nasıl?

Darbe suçlamalarına da değinen Şükür "hakkımda böyle bir iddianame yok. Sadece kara propaganda var. İnsanlar suçsuzluğunu değil, iddia sahibi suçunuzu ispat etmek zorunda" diyor ve ekliyor: "Suçlular kimse ceza alsın. Bunu en çok ben isterim. Hangi hareketten, hangi cemaatten kim varsa ceza alsın."

Gülen Hareketi'nin bir dönem Türkiye'de özellikle iktidar tarafından el üstünde tutulduğunu söyleyen Şükür, bu cemaatin düzenlediği organizasyonlara da iktidar üyeleriyle katıldığını, hatta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın uçağıyla dahi götürüldüğünü aktarıyor.

Gülen Hareketi'nin düzenlediği bazı programlara bugünkü Cumhurbaşkanının uçağıyla gittik. O zaman bunlar yasaldı. Bugün suç oldu"

"O dönem her şöhret gibi ben de bu programlara davet edildim ve katıldım" diyen Şükür, hakkındaki suçlamaları reddediyor.

'Futbola dönmek, antrenörlük yapmak istiyorum'

Hakan Şükür, kazançlarını Türkiye'de değerlendirmeyi tercih ettiğini ve yurt dışına yatırım yapmadığını söylüyor ve bundan dolayı ABD'de zor günler geçirdiğini vurguluyor. Mal varlığına el konulmasının ardından, kısıtlı bir sermayeyle ABD'de başladığı kafe işinin battığını hatırlatan milli futbolcu, kariyerine yine futbolda devam etmek istiyor.

Uber şoförü olduğuna dair haberlere de değinen Şükür, bir dönem Uber işi yapan bir arkadaşına İngilizce öğrenmek için eşlik ettiğini ancak tam olarak şoförlük yapmadığını belirtiyor. Ancak Şükür içinde bulunduğu durumu "Uber dışında başka birçok iş yaptım." sözleriyle açıklıyor.

Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş'ın tutukluluklarına vurgu yapan Şükür, Türkiye'de hukukun işlemediği görüşünde. Rahip Brunson'ın ABD Başkanı Donald Trump'ın talebiyle serbest bırakıldığını söyleyen Şükür, imkanı olsa bile benzer bir durumdan yararlanmak istemeyeceğini belirtiyor.

İmkanım olsa bile Trump'a yardım istemek için gitmem. Rica ve taleple hukukta aklanma olmaz

[TR724] 22.2.2020

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi yine borç şampiyonu

Belediyelerin kamuya olan borçları 10 Milyar 870 Milyon TL’ye ulaşırken 15 yıldır AKP tarafından yönetilen Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin ise toplam tutarın yarısından çoğuna sahip olduğu tespit edildi. Belediyelerin vadesinde ödemediği borçların tutarı da bir yılda 124 milyondan 197 milyon liraya çıktı

Birgün gazetesinin haberine göre, belediyelerin ve bağlı idarelerinin 2019 sonundaki toplam borç tutarı 10 milyar 870 bin TL oldu. 5 milyar 798 bin TL ile 15 yıldır AKP tarafından yönetilen Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, “En borçlu belediyeler” arasında ilk sıradaki yerini korudu.

SOSYAL GÜVENLİK EN BORÇLU

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıklamasına göre “Hazine Alacak Stoku” 17 milyar 798 bin TL oldu. Bu borcun 1,6 milyarının vadesi geçerken 2,3 milyarı faiz, 13,8 milyarı ana para olmak üzere ödeme zamanı gelmeyen 16,1 milyar liralık borç bulunuyor.

Bunun 12 milyar 477 milyonu sosyal güvenlik kuruluşlarından alacaklardan kaynaklanırken, mahalli idarelerin borçları da bir önceki yıla göre 875 bin liralık azalma ile 10 milyar 870 milyon lira oldu. KİT’lerin borçları 3,5 milyar liraya, kamu bankalarının borçları ise 1,6 milyar liraya ulaştı.

TCDD BORÇ ÖDEMİYOR

Vadesi geçen toplam Hazine alacağı tutarı bir yılda 400 milyonluk artışla 1 milyar 202 bin liradan 1 milyar 603 milyon liraya çıktı. Sosyal güvenlik ve merkezi yönetim kuruluşları ile belediyelerin ödemediği borç tutarı 197 milyon lira olurken tek başına Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nın (TCDD) 1 milyar 405 milyon liralık borcunun vadesi geçti.

BORÇLU SIRALAMASI DEĞİŞMEDİ

“Borçlu belediyeler” sıralaması bu yıl da değişmedi. Yerel yönetimlerin 10 milyar 870 milyon liralık borcunun 5 milyar 798 bin TL’sinin sahibi Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ilk sıradaki yerini korudu. 15 yıldan bu yana AKP tarafından yönetilen Kocaeli Belediyesi’ni, 25 yıl sonra CHP’ye geçen Adana Büyükşehir Belediyesi 1 milyar 205 milyon lira borç ile izledi. Üçüncü sırada 605 milyon liralık borcu bulunan CHP’li Muğla Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Su ve Kanalizasyon İdaresi yer aldı.

ANTEP İLK BEŞTEN DÜŞTÜ

“En borçlu belediyeler” arasında dördüncülük el değiştirdi. Geçen yıl dördüncü sırada yer alan Antep Belediyesi’ne bağlı Su ve Kanalizasyon İdaresi, borcunun 426 milyon liradan 341 milyon liraya gerilemesiyle ilk beşten düştü. 2019’da dördüncülüğe 407 milyon liralık borcu ile Sakarya Büyükşehir Belediyesi yerleşti.

ANKARA İLK BEŞTE

25 yıl sonra CHP’ye geçen Ankara Büyükşehir Belediyesi 2019’da 367 milyon lira borç ile ilk beş arasında yer aldı.
Yerel yönetimlerin ödemediği borç toplamı da 124 milyon liradan 197 milyon liraya çıktı. Adana 191 milyon liralık, Sakarya da 6 milyon liralık borcunu vadesinde ödemedi.

KİT’LERİN BORCU ARTTI

KİT’lerin borçları da 3 milyar 333 milyon liradan 3 milyar 512 milyon liraya çıktı. TCDD, 2 milyar 728 milyon lira ile en borçlu KİT oldu. TEİAŞ’ın borcu 684 milyon lira, EÜAŞ’ın borcu 94 milyon lira, BOTAŞ’ın da 5 milyon lira oldu.

KAMU BANKALARI DA BORÇLU

Hazine’ye borçlu olan kuruluşlar arasında kamu bankaları da yer aldı. 1 milyar 323 milyon lira ilk sırada bulunan Kalkınma Bankası’nı 312 milyon lira Halk Bankası, 5 milyon lira ile de Vakıflar Bankası izledi. Türkiye Sınai Kalkınma Bankası da 138 milyon lira borç yaptı.

ÖZELLEŞTİRME BORCU 475 MİLYON

Kamu varlıklarının bir bir elden çıkartılmasına aracılık eden Özelleştirme İdaresi Başkanlığı da borçlu idareler arasında yer alıyor. Özelleştirme İdaresi’nin 475 milyon lira, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ nün de 129 milyon lira borcu bulunuyor.

[TR724] 22.2.2020

MEB’den velilere fişleme gibi imam hatip tercih dilekçesi

Milli Eğitim Bakanlığı öğrenci ve velilerin gelecek yıl için tercihlerini öğrenmek amacıyla çalışmalara başladı. Veliler, çalışmayı 'fişleme' olarak yorumlayarak okul yönetimlerini şikayet ettiler.

KRONOS -22 Şubat 2020

MEB Temel Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerine gönderilen yazıda, 2020-2021 eğitim öğretim yılında ortaokul 5, 6, 7 ve 8. sınıflarda okuyacak öğrencilerin seçmeli derslerini bir yıl öncesinden belirlenmesi talep edildi. İşlemin gerekçesi de “Okullarda en az 10 öğrencinin aynı dersi seçmesi durumunda ilgili seçmeli ders okutulabilmesi” ve “Yeterli sayıda öğretmenin bulunmadığı derslerin seçilmesi hâlinde öncelikle diğer okullardan maaş/ek ders karşılığı görevlendirmeler yoluyla öğretmen temin edilmesi”, “mümkün olmadığı hâllerde de ücretli öğretmen görevlendirilmek suretiyle bu dersler açılıp okutulabilmesi” olarak açıklandı.

Birçok ilkokulda okul yönetimlerinin 4. sınıftan ortaokula yani 5. sınıfa geçiş yapacak öğrencilere imam hatip tercihlerini ölçmek için tek yönlü dilekçeler verildiği öğrenildi.

VELİLERDEN ‘DİLEKÇE’ TEPKİSİ

Cumhuriyet’ten Ozan Çepni’nin haberine göre, Bakanlığın talimatları kapsamında “Ortaokul 5. Sınıfta Okuyacak öğrenciler İçin Seçmeli Ders Dilekçe Örneği”nin iki farklı okul türünü de kapsaması gerekiyor. Ancak kontenjanları boş kaldığı için tartışılan imam hatiplere yönelik veli tercihinin ölçülmesi amacıyla birçok okulda velilere sadece “İmam hatip Ortaokulu İçin Haftalık Seçmeli Ders Seçim Tablosu” gönderildiği öğrenildi.

BİR TÜR FİŞLEME

Çocuklarla evlere taşınan dilekçe ile birlikte velilerden imam hatiplere gidecek öğrencilerin formu doldurması, tercih etmeyecek ailelerin ise okullara gelerek diğer dilekçeleri almaları istendi. Uygulamaya tepki gösteren birçok velinin de dilekçe işlemini “fişleme” ya da bir “anket çalışması” olduğunu değerlendirerek okul yönetimlerini şikayet ettiği öğrenildi.

[Kronos.News] 22.2.2020

İstanbul’da yoksul çocukların yarısı yeterli beslenemiyor

'İstanbul İstatistik Ofisi’nin araştırmasına göre hanelerin yüzde 44,7’sinde çocuklar yeterli beslenme olanaklarına sahip değil. Yoksul ailelerin yüzde 42,3’ünde ise çocukların sadece tek bir ayakkabısı var, ikinci bir ayakkabıya sahip değil.

KRONOS -22 Şubat 2020

Ekonomik krizi etkisi günden güne artarken İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki ‘İstanbul İstatistik Ofisi’nin araştırması kent yoksulluğu ve çocuk beslenmesi konusunda İstanbul’un durumunu ortaya koydu. 3 bin TL’nin altında hanehalkı gelirine sahip ve 15 yaşından küçük çocukların yaşadığı aileler arasında yapılan araştırmaya göre hanelerin yüzde 44,7’sinde çocuklar yeterli beslenme olanaklarına sahip değil. Hanelerin yüzde 42,3’ünde çocukların sadece tek bir ayakkabısı var, ikinci bir ayakkabıya sahip değil.

16-27 Aralık 2019 tarihleri arasında 74 mahallede 1002 haneyle yüz yüze görüşülerek yapılan çalışmada şu sonuçlar ortaya çıktı:

-Çekirdek ailelerden oluşan hane halklarının oranı yüzde 88,3, en az bir çekirdek aile ve diğer kişilerden oluşan hane halkı oranı ise yüzde 7,2 olarak belirlendi.

-Bir hanede yaşayan ortalama kişi sayısı 4,4 olarak hesaplandı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2018 yılında İstanbul için hanehalkı ortalama büyüklüğü ise 3,4’tü.

-Eşlerden ve çocuklardan meydana gelen aile olarak tanımlanan çekirdek ailelerden oluşan hanehalklarının oranı yüzde 88,3 oldu. En az bir çekirdek aile ve diğer kişilerden oluşan hanehalkı oranı ise yüzde 7,2 olarak hesaplandı.

-Hanelerde annelerin yüzde 82,4’ü ortaokul ve altı mezuniyet derecesine, babaların ise yüzde 93,2’si lise ve altı mezuniyet derecesine sahip. Hanelerde annelerin yüzde 10,2’si bir okul bitirmediğini, yüzde 50,5’i ilkokul mezunu, yüzde 4,5’i üniversite mezunu olduğunu belirtti. Babaların ise yüzde 3’ü bir okul bitirmediğini, yüzde 6,8’i üniversite mezunu olduğu ifade etti.

ÇOCUKLARIN İKİNCİ BİR AYAKKABISI YOK

-Isıtma sistemi olarak hanelerin yüzde 16,6’sında soba, yüzde 36,2’sinde doğalgaz sobası kullanıldığı belirlendi. Hanelerin yüzde 27,5’inde çocuk odası bulunmamakta. Bu hanelerin yüzde 70’inde 15 yaş altında yaşayan çocuk sayısı 2 ve üzeri. Hanelerin yüzde 42,3’ünde çocukların günlük kullanım dışında ikinci bir ayakkabıya sahip olmadığı, yüzde 44,4’ünde ısınma sorunun olduğu, yüzde 44,7’sinde ise yeterince beslenme olanaklarına sahip olunmadığı görüldü.

AİLELER ÇOCUKLARINA KİTAP ALAMIYOR

-Hanelerin yüzde 46,5’inde ebeveynler, maddi yetersizlik nedeniyle çocuklarına kitap alamadığını belirtti. Ebeveynler maddi yetersizlik nedeniyle son 1 yılda ders kitabı, öğretmenin istediği hikâye ve yardımcı kaynak dışında çocuğa kitap alamadıklarını ifade etti.

-Hanelerin yüzde 89,2’sinde çocuğun okul dışında herhangi bir eğitim (yabancı dil kursu, spor, sanat vd.) almadığı görüldü. Çocuklarına okul dışında da bir eğitim imkânı sunan hanehalklarının yüzde 67,2’si bu olanak için ücret ödemediğini ifade etti.

ÇOCUKLARIN SADECE YÜZDE 1,8’İ KREŞE GİDEBİLİYOR

-Hanelerin yüzde 3,7’sinde 15 yaş altındaki çocukların okul saatleri dışında ücret getiren bir işte çalıştığı görüldü. Çocuk yoksulluğunun gözlendiği hanelerde 5 yaşından küçük çocukların yüzde 94,5’inin günlük bakımının annesi tarafından üstlendiği; çocukların sadece yüzde 1,8’inin anaokulu, kreş ve gündüz bakımevine gittiği belirtildi.

-Hanehalklarının yüzde 69,2’si 15 yaş altındaki çocuklarının çevrelerinde güven içinde oyun oynayabilecekleri bir alanın olmadığını belirtti.

[Kronos.News] 22.2.2020

Çaylı kekli Millet Kütüphanesi [Yavuz Genç]

Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi, dünyadaki önemli kütüphaneleri hatırlatan bir iç atmosfere sahip. Ancak bu önemli kütüphanenin Cumhurbaşkanlığı Külliyesi içerisinde kalması nedeniyle polisin her an ensenizde olduğu hissi, ulaşım sorunu ve otomasyon sisteminin düzgün çalışmaması gibi bir takım ‘eksiklikleri’ de mevcut.

YAVUZ GENÇ -22 Şubat 2020

ANKARA – Açılışı 20 Şubat günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapılan ‘Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’ne, ilk gün oluşacak kalabalık ve koruma ordusunu düşünerek ikinci gün gitmeyi tercih ettim. Adım adım neler gördüğümü, izlenimlerimi Kronos okurları için derledim. Kütüphane fotoğraflarda gördüğünüz kadar etkileyici, gerçekten de. Oldukça büyük, kapsamlı, açık raf düzeniyle insanda okuma isteği uyandıran iç mimarisi, okuma, çalışma, sergi salonları ve dinlenme noktalarıyla ‘Türkiye’nin en büyük kütüphanesi’ unvanını fazlasıyla hak ediyor. İşte ‘Millet Kütüphanesi’ izlenimlerim…

İLK MUHATAP SİLAHLI GÖREVLİLER

– Kütüphaneye Cuma günü öğleden önce ulaştım. Kütüphanenin olduğu girişe yaklaşırken ellerinde silah olan koruma görevlilerine yanaşarak yapıyı gezmek istediğimi söyledim. “Maalesef şu an içeri araç alamıyoruz, öğleden sonra almaya başlayacağız” dedi. “Aracı nereye park edebilirim?” diye sorunca da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi boyunca uzanan yolu göstererek, “Yol kenarına park edebilirsiniz” dedi. Mecburen dediğini yaptım. Cuma günü olması nedeniyle Millet Camii’ne gelenler de eklenince ‘yol boyu otopark’ uzadıkça uzadı. Sonunda bir yer bulup aracı bırakarak döndüm. Şiddetli yağmurda on beş dakika kadar yürüyerek kütüphane kısmına geldim.

– Girişteki güvenlik noktasında cüzdanı, araba anahtarını ve demir bozuklukları bırakıp x-ray cihazından geçtim. Giriş kaydı için sıraya girdim. Eski kimlik kartı olanlara orada üzerinde kod olan bir kart hazırlanıyor hemen. O kodu turnikede okutup içeri girdim. Yeni kimlik kartına sahip olanlar ise kartlarını okutarak direkt giriş yapabiliyorlar. Kapı önünde bekleyenlerle kayıt bankosundaki görevliler Cumhurbaşkanlığı forslu ve yine silahlı kişilerdi.

– Kütüphanenin kapısından içeri girerken yine bir x-ray cihazı karşıladı. Burada da bu kez takım elbiseli bir grup vardı. Yine üzerimdeki eşyaları bırakarak içeri girdim. Hem Kütüphane’nin bulunduğu yol üzerindeki polisler, hem ilk girişteki güvenlik noktasındaki görevliler, hem de kütüphaneye girildikten sonra karşılamada bulunan takım elbiseli grup insana bir kütüphaneye girmekten çok sanki bir bakanlığa, başbakanlığa, cumhurbaşkanlığına giriyormuş hissi veriyor.

45 DAKİKAYI GÖZDEN ÇIKARMALI…

– Bu aşırı ‘güvenlik’ önlemleri ve silahlı kişilerin varlığı, ortamı insanın sakince okuyup rahatlayabileceği, araştırma yapabileceği bir yerden çok her an diken hissettiriyor. Bu yönünü umarım görürler ve kütüphaneyi o soğuk ‘bürokratik’ tavırdan kurtarıp isteyen her vatandaşın istediği zaman diliminde kimliğiyle giriş yapıp, tedirgin olmadan gezebileceği bir yere dönüştürürler. Otopark sorunu, iki güvenlik noktasından, her seferinde üstü başını çıkararak girmek, turnikelerde sıra beklemek vs derken, buraya gelenlerin şöyle rahat bir 45 dakikayı ‘boşa’ sayması gerekecek. Kütüphanede geçireceği süreden bunu düşerek planı yapmalı.

– 2016’da başlanan kütüphane, 125 bin metrekare kapalı alana sahip ve aynı anda 5 bin kişiye hizmet verebilecek. Kütüphanede 4 milyon basılı, 120 milyonun üzerinde elektronik yayın ile 550 bin e-kitap ve nadir eser bulunuyor. Basılı kaynakların yanı sıra elektronik kaynak aboneliklerine de başlanan kütüphanede, 100 farklı ülkeden 134 farklı dilde basılı kitap ile 120 milyon makale ve rapor, uzunluğu 201 kilometreyi bulunan raflarda yer alıyor.

Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi açılıyor: Kütüphanede 4 milyon basılı 120 milyonun üzerinde elektronik yayın ile 550 bin e-kitap ve nadir eser bulunuyor.

BEBEK BAKIM ODASI YOK, ULAŞIM BÜYÜK SORUN!

– Millet Kütüphanesi’nde pek çok şey düşünülmüş ancak bir detay atlanmış: Bebekli ziyaretçiler ile küçük çocuğu olan personel için bir “bakım odası” bulunmuyor. Bakım odasını soran bebekli bir kadına ‘ne yazık ki emzirme odası yok ama isterseniz kadınlar mescidinde emzirebilirsiniz’ denildiğine şahit oldum.

– Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, konumu itibariyle toplu ulaşım araçlarının güzergâhında değil. Bu durum kütüphaneye gelecek öğrenciler için hayli sorun olabilir. Kütüphanenin çeşitli noktalarında çalışan öğrencileri görünce bir görevliye ulaşımın nasıl sağlandığını sordum. Öğrenciler nasıl gelip gidecekti? Görevli, şu an için herkesin kendi imkânlarıyla gelip gittiğini ancak bir ring planlandığını söyledi. Bu ringin belli güzergâhları olacak, kütüphaneye gitmek isteyenleri toplayacak dediğine göre.

ENGELLİ RAMPASI YOK

– Kütüphaneye gelen engelli vatandaşlar ile bebek arabalı anneler için, giriş kısmına ne yazık ki engelli rampası konmamış. Bebek arabalı bir çiftin arabayı havaya kaldırarak girdiklerine şahit oldum. İç mekanda da engelli rampasına rastlamadım.

– Dikkatimi çeken bir nokta da kütüphanedeki görevli sayısının çokluğu. Neredeyse adım başı birileriyle karşılaşmak mümkün. Kütüphanenin giriş kısmında özellikle neredeyse bir görevli ordusu karşılıyor. İnsan bunca kişinin maaşı, işi gücü diye düşünürken, kütüphanede sessiz ortamı tercih edecek öğrencilerle araştırmacıların bu durumu nasıl karşılayacağını da merak ediyor.

OTOMASYON SİSTEMİ ŞİMDİDEN ÇÖKMÜŞ VAZİYETTE

– Millet Kütüphanesi’ne “milletkutuphanesi.gov.tr” adresi üzerinden ulaşılabiliyor. Burada kütüphaneyle ilgili detaylı bilgilere ulaşmak mümkün. Halihazırda katalog, süreli ve basılı yayınlar kısımlarının ise hizmet vermediğini belirtelim. Çok uğraşmama rağmen bir türlü giremedim. Büyük harcama yapılan ve oldukça da beğenilen bir kütüphane yapıp, özellikle dijital ortamda faydalanmak isteyenleri hayal kırıklığına uğratacak bir altyapıyla başlamak, bence önemli ve büyük bir eksiklik. Bu otomasyon sorunu Millet Kütüphanesi eleştirilirken hep ilk sırada yer alacak, bizden demesi.

– Kütüphanedeki bilgisayarlardan katalog taraması yapmak ya da kitap bilgisi araştırmak için e-devlet üzerinden kaydolmak gerekiyor. Kütüphanedeyken e-devletten kaydımı yaptıktan bir yarım saat sonra bilgisayarda bir deneme yaptım ancak giremedim. Malum otomasyon sorunu orda da karşıma çıktı.

“O İNSANA BİLMEDİĞİNİ ÖĞRETENDİR”

-Tarihteki 16 Türk devletini temsilen 16 sütunun bulunduğu Cihannüma Salonu, 3 bin 500 metrekare alanda, 224 kişilik oturma kapasitesi ve 200 bin kitaptan oluşan koleksiyona sahip. Salonun kubbesinde, Alak suresinin “O, kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir” şeklindeki 4. ve 5. ayetleri yer alıyor. Dünya Kitaplığı’nda, aralarında Özbekistan, Hindistan, Şili, Fransa, Çin ve Belarus’un da bulunduğu bazı ülkelerin kitaplarını, bu ülkelerin büyükelçileri ve temsilcileri bizzat teslim etti.

– Kütüphane alanı o kadar büyük ki içeride kaybolmak işten bile değil. Kitapseverler için kitaplar arasında kaybolmak artık hayal değil! Kütüphanenin en etkileyici kısmı tarihteki 16 Türk devletini temsil ettiği varsayılarak 16 sütunla donatılan Cihannüma Salonu. Bu salonun merkezinde hemen hemen her alandaki önemli kitaplar yer alıyor. Yukarı katlara çıkıldığında ise her bölümde on binlerce kitap, çalışma masaları ve okuma salonları bulunuyor.

KİTAPLAR PEK ÇOK YERDEN TOPLANDI

– Millet Kütüphanesi’ndeki kitapların çoğu Ankara’nın en önemli kütüphanesi olan Adnan Ötüken Halk Kütüphanesi menşeli, bu kütüphaneden alınmış eserlerle her bölümde karşılaşmak mümkün. Milli Kütüphane’den de buraya epey koleksiyon aktarıldı. Ayrıca kapatılan Fatih Üniversitesi, İpek Üniversitesi gibi kurumların kütüphaneleri ‘ayıklanarak’ buraya taşındı. Bağış koleksiyonlarının da kütüphanenin oluşumunda önemli bir yeri var.

– Eğer kütüphaneye gitmeyi düşünen varsa, şu an orada devam eden iki sergi bulunuyor. İlki Yazma Eserler, Mürekkebin İzi sergisi. Bu sergi nadir el yazmalarını barındırıyor. İkincisi ise Mûcebince Amel Oluna: Padişahlarının El Yazıları Sergisi. Bu sergide de padişahlara ait hat örneklerini görmek mümkün.

PERSONEL ÇOK NAZİK, İKRAMLAR ÜCRETSİZ

– Hakkını vermek gerekir: Kütüphanede bilgi almak için ya da herhangi bir bölüme nasıl gideceğimi sorduğum personelin istisnasız hepsi çok nazikti ve yardımcı olmak için ellerinden geleni yaptılar. Hem süreli yayınlar kısmında, hem de diğer salonlarda bulunan görevliler talep olması halinde anında bilgi vererek yardımcı oluyor. Yanlışlıkla girdiğim idari kısımdan nasıl çıkacağımı sorduğum bir hanımefendi beni kartla çalışan asansörlerle kitapların olduğu yere çıkardı.

-Kütüphanede her katta ikram salonları var. Bu salonlardaki otomatlardan çay ve kahve çeşitlerini ve kek almak mümkün. Ücretsiz olan bu ikramlar özellikle kütüphaneye gelecek öğrenciler için büyük önem taşıyacak.

– Kütüphane bünyesindeki Nasreddin Hoca Çocuk Kütüphanesi ile Gençlik Kütüphanesi de takdir edilesi iki başka çalışma örneği. Çocuk kütüphanesinde binlerce çocuk kitabına ya da dergiye ulaşmak mümkün. Ayrıca bünyesindeki dijital bölümde çocuklar oturup çeşitli çizgi filmleri, video ve belgeselleri izleyebilir.

BAĞIŞ KÜTÜPHANELER İLGİLİSİNİ BEKLİYOR

– Kütüphanede Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanı sıra gazeteci-yazar Mehmed Şevket Eygi, edebiyat araştırmacısı ve tarihçi Prof. Dr. Abdülbaki Gölpınarlı, tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı, bestekâr ve ud virtüözü Cinuçen Tanrıkorur, sanat tarihi araştırmacısı Mustafa Kamil Dürüst, şair ve yazar Mustafa Şerif Onaran, yönetmen Muhsin Mete, gazeteci Ahmet Güner Elgin, yayınevi sahipleri Saman-Hatice Helvacıoğlu, araştırmacı yazar Şefik Can, eski bakanlardan Hasan Celal Güzel, yazar Cemil Meriç, Cumhurbaşkanı Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan ve edebiyatçı Prof. Dr. Abdurrahman Güzel’e de ait çok sayıda bağışlanan kitap bulunuyor.

MEHTERLİ, ASKERLİ AÇILIŞ ELEŞTİRİLDİ

– Önceki gün yapılan açılış sırasında mehter takımının kullanılması ve 16 Türk devletini temsilen silahlı o dönemi yansıtan üniformalı askerlerin kütüphanenin girişinde yer alması muhafazakâr camiada da eleştiri konusu oldu. Yazar Selahattin Yusuf, kılıçlı mızraklı kalkanlı kişilerin kütüphane önünde beklediği videoyu paylaşarak, “Cumhurbaşkanlığı’nın kültür ve sanat yönetimi! Emin misiniz bundan? Kütüphane açılışı töreni için bu biçim ve içerik uygun mu yani? Yoksa kör tuttuğunu mu öpüyor? Tuttuğunu bırak/a/mıyor mu yoksa?” dedi. O ‘ekip’ bugün kütüphane çevresinde yoktu.

[Yavuz Genç] 22.2.2020 [Kronos.News]

Kılıçdaroğlu’nun avukatı: Sürprizim var, yer yerinden oynayacak

Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik, Erdoğan’ın, Kılıçdaroğlu aleyhinde açtığı tazminat davasında mahkemeye sunduğu ve 24 Şubat’ta sanık olarak hakim karşısına çıkacağı, o gün çok önemli açıklamalarda bulunacağını duyurdu.

KRONOS -22 Şubat 2020

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Kılıçdaroğlu aleyhinde açtığı tazminat davasında mahkemeye sunduğu ve 24 Şubat’ta sanık olarak hakim karşısına çıkacağı davaya ilişkin açıklamada bulundu.

Twitter hesabından yaptığı paylaşımda davanın görüleceği gün çok önemli bir açıklama yapacağını belirten Çelik, şunları söyledi:

“Medya kuruluşları ve basın mensuplarına açık çağrı! 24 Şubat (Pazartesi) günkü İstanbul Anadolu Adliyesi’ndeki (6.ACM, saat 10:45) duruşmama ve sonrasında yapacağımız basın açıklamasına mutlaka bekliyoruz! Gelmezseniz pişman olursunuz! Yer yerinden oynayacak! Sürprizim var!”

22.2.2020 [Kronos.News]

Pentagon: Türkiye için Patriot kararı henüz verilmedi [Sıtkı Özcan]

Pentagon Türkiye'nin ABD'den talep ettiği Patriot bataryaları için henüz karar verilmediğini söyledi.

SITKI ÖZCAN -22 Şubat 2020

ABD Savunma Bakanlığı, Türkiye’nin güney sınırına yerleştirmek üzere kendilerinden Patriot bataryaları talep ettiğini doğruladı.

Kronos’a konuyla ilgili bir açıklama yapan üst düzey bir Pentagon yetkilisi, “Türkiye’nin Patriot füzeleriyle ilgili talebinden haberdarız fakat bu konudaki karar henüz verilmedi” dedi. ‘İdlib’deki sıkıntılı durumla ilgili Türk hükümetiyle görüşmelerin devam ettiğini’ söyleyen Savunma Bakanlığı temsilcisi, ‘daha fazla detay için Türk yetkililerle görüşülmesi gerektiğini’ söyledi.

DIŞ İŞLERİ: TÜRKİYE’Yİ DESTEKLİYORUZ

Kronos’a konuşan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü de, “Türk ordusunun da aynı bizim gibi kendini savunma hakkı var. Bu zor durumda Türkiye’yi güçlü bir şekilde destekliyoruz ve hem biz hem de uluslararası kamuoyu Türkiye’ye nasıl destek verebilir bunu görüşüyoruz.” dedi.

Görüşmeler hakkında detaylı bilgi veremeyeceğini söyleyen Bakanlık Sözcüsü, “Türkiye ve ABD hem iki stratejik ortak hem de müttefik. Suriye rejimi ve Rusya’nın saldırılarıyla milyonlarca insanın yerinden olduğu, Türk arkerlerinin hayatını kaybettiği İdlib’deki durum hakkında devam eden yakın bir diyaloğumuz var.” diye konuştu.

[Sıtkı Özcan] 22.2.2020 [Kronos.News]

Kızılay’da skandallar bitmiyor: 214 personele 2 milyon ödemiş [Hicran Aygün]

750 şubesinin 617’sini kapatan ve tüm çalışanlarını işten çıkaran Kızılay’ın, Empatik İnsan Kaynakları firması aracılığıyla 2016 yılında 214 personel aldığı ortaya çıktı.

HİCRAN AYGÜN -22 Şubat 2020

Kızılay’da skandalların arkası kesilmiyor. 750 şubesinin 617’sini kapatan ve tüm çalışanlarını işten çıkaran Kızılay’ın, Empatik İnsan Kaynakları firması aracılığıyla 2016 yılında 214 personel aldığı ortaya çıktı. Kızılay, aldığı her personel için de kişi başı sözleşme yaptı. Ardından bu sözleşmeyi iptal ederek firmaya 2 milyon lira ödedi. Genel Başkanlığını Dr. Kerem Kınık’ın yaptığı dönemde alınan personelle ilgili inceleme geçiren kurumun mevzuata aykırı davrandığı ise komisyon raporuyla belgelendi.

MEVZUATA AYKIRI SÖZLEŞME

Komisyon raporunda imzası bulunan Genel Sekreter Ayşegül Genç, Yardımcısı Tuncay Kopuz, Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Fatma Meriç Yılmaz, Hüseyin Can, Ercan Tan ve Ahmet İşgüzar, Kızılay’ın Empatik firmasından aldığı hizmetin kurum mevzuatına aykırı olduğunu vurguladı. Komisyon ayrıca firmayla yapılan sözleşmenin mevcut durumda muayene kabul komisyonu ve ilgililerince eksikliklerin tespiti ile sulh ibra yoluyla değil, fesih ile sonlandırılması ve sürecin takibi için hukuk müşavirliğine gönderilmesine karar verdi. Fesihten kaynaklı oluşacak kurum zararının ise sözleşmenin kurum mevzuatlarına aykırı olarak yapılması konusunda irade koyduklarını belirterek ilgililere geri gönderilmesine karar verdi.

Komisyonun, tavsiyesi üzerine bu kez Denetim Kurulu devreye girdi. Raportör Üye Cengiz Koç, Üye Ahmet Hizanlıoğlu, Av. Ali Dilber ve Başkan Yardımcısı İlhami Yıldırım’dan oluşan kurul, 2016, 2017 ve 2018 yılları arasında kurumun faaliyetlerini denetledi. Çeşitli konularda görüş bildiren Denetim Kurulu, Kızılay’ın Empatik firmasıyla arasındaki sözleşmenin mevzuata aykırı olduğunu belirterek raporlarında şu hususlara dikkat çekti:
“Güçlü bir insan kaynakları yapımız olduğu halde, usullerimize uygun olmadığı Yönetim Kurulunca oluşturulan inceleme komisyonu tarafından da önce teyit edilen, daha sonra ise rücu edilen rapor ile de sabit olan, alım süreci sonucunda Empatik şirketi ile sözleşme yapılarak daha sonra 2 milyon lira civarında yüksek meblağda ödeme yapılması karşılığında sulh ibra yoluna gidilmesinin kurum zararına neden olmasından dolayı kurulumuzca tasvip edilmediği, bu tip hizmet alımlarına ihtiyaç duyulması halinde öncelikle kurum personel kaynaklarının değerlendirilmesi, kurulumuza bu hukuki sürecin akıbeti konusunda bilgi istenmesine rağmen netice alınamadığı…”
4.4.2019 tarihli raporda dikkat çeken bir diğer madde ise “Denetim Kurulu olarak görev süremiz içerisinde gerek tarafımıza iletilen belgelerde yer alan ve gerekse kurulumuzun dikkatini çeken hususlarla ilgili Yönetim Kurulumuza bilgi edinmek amacı ile ilettiğimiz yazıların bir kısmına cevap almakla birlikte, önemli bir kısmına da gerekli cevabın verilmediği, eksik bırakıldığı…”na ilişkin…

2 MİLYON ZARAR

Gerek komisyon tarafından gerekse Denetim Kurulu tarafından hazırlanan rapora rağmen aradan geçen bunca zamana rağmen Empatik firmasıyla Kızılay arasında gerçekleşen sözleşmeyle ilgili olarak herhangi bir gelişme yaşanmadı. İYİ Parti Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş ise, kurumun 2 milyon lira zarara uğratıldığına ilişkin komisyon görüşünü Meclis’e taşıdı. Yokuş, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın cevaplaması için verdiği soru önergesinde kuruma ilişkin, Sarıyer’de 12 bin dolara yalı kiralamasının yanı sıra, Empatik Firması ile personel alımına ilişkin kişi başı sözleşme yapıldığı ve iptal edilmesinin ardından Kızılay’ın söz konusu firmaya 2 milyon lira ödeyip ödemediğini sordu.

27 ÖNERGE CEVAPSIZ KALDI

2017-2018 yılları arasında Kızılay’ın binlerce personelini işten çıkarmasının gerekçesini de soran Yokuş, işten çıkarılanların açtıkları davanın sonucunda kurumun ne kadar tazminat ödediğine ilişkin sorusu da önergede yer aldı. Ancak 2018 yılından bugüne kadar Meclis’te Yokuş’un önergesi de dahil olmak üzere verilen toplam 27 soru önergesi ilgililer tarafından cevaplanmadı. Komisyon üyelerince de dikkat çekilen ve kurumun mevzuata aykırı olarak 214 personelin sözleşmesinin iptalinin ardından ödediği belirtilen 2 milyon liranın akıbeti ise bilinmiyor.

[Hicran Aygün] 22.2.2020 [Kronos.News]

Putin, cihatçıların saldırgan tavırlarını Erdoğan’a şikayet etti

Kremlin, Putin’in İdlib’de cihatçıların saldırgan eylemlerinden derin endişe duyduğunu Erdoğan’a ilettiğini açıkladı.

BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefon görüşmesi sonrası Kremlin’den açıklama yapıldı. Açıklamada iki liderin görüşmede, İdlip konusunda teması arttırma noktasında anlaştığı belirtildi.

PUTİN, GÖRÜŞMEDE CİHATÇILARI GÜNDEME GETİRMİŞ

İki liderin yapılan tüm anlaşmalara bağlı olduklarını ifade ettikleri belirtilen açıklamada, Putin’in “İdlib’de cihatçıların saldırgan eylemlerinden derin endişe duyduğu”nu Erdoğan’a ilettiği belirtildi. Açıklamada, Putin ve Erdoğan’ın, Suriye’nin İdlib vilayetinde gerilimin düşürülmesi, ateşkesin güvenceye alınması ve terörist tehditlerin etkisiz hale getirilmesi hedefi doğrultusunda temaslarını yoğunlaştırma konusunda mutabık oldukları kaydedildi. Açıklamada ayrıca iki liderin Libya’daki gelişmeleri de görüştükleri bildirildi.

[BoldMedya] 22.2.2020

Soylu hakkında sosyal medya paylaşımına soruşturma

Adana’da bir avukata İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya “kel kafalı zat” dediği için hakkında soruşturma açılması gündemden düşmeden CHP PM Üyesi Pınar Uzun hakkında Soylu’ya hakaretten soruşturma başlatıldı.

BOLD – Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Parti Meclisi (PM) üyesi Pınar Uzun hakkında, attığı bir tweet dolayısıyla “kamu görevlisine (Süleyman Soylu) görevinden dolayı hakaret etme” suçundan soruşturma başlatıldı. Tweet’in Ankara’daki bir şehit cenazesinde CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik saldırı ile ilgili olduğunun altını çizen Uzun, bu soruşturmanın Kılıçdaroğlu’nun bulunduğu ev için ‘Yakın!’ diyenleri kolladığını kaydetti.

SALDIRIYI ELEŞTİRDİ, SORUŞTURMA AÇILDI

Cumhuriyet’ten Eren Can Keman’ın haberine göre CHP PM üyesi Uzun, 21 Nisan 2019’da Çubuk’taki bir şehit cenazesinde gerçekleşen CHP Genel Başkan Kılıçdaroğlu’na yönelik saldırının planlı ve organize halde gerçekleştirildiğini söyledi. Saldırganların videolarda açıkça seçilmesine rağmen, olayla ilgili derinlikli bir araştırma yapılmadığını ve suçluların ceza almadığını ifade eden Uzun, bununla ilgili bir eleştiri tweet’i paylaştığını kaydetti.

SUÇ, SOYLU’YA HAKARET ETME ŞÜPHESİ

Kamu görevlisine (Süleyman Soylu) görevinden dolayı hakaret etme” şüphesiyle başlatılan soruşturma kapsamında Vatan Emniyet İstanbul Güvenlik Şube Müdürlüğü’ne ifadeye çağrıldığını belirten Uzun, “Mağdur sıfatıyla yer alan ismin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu olmasına gülerken, soruşturma dosyasına konu olan beyanımın alçak linç girişimiyle ilgili olmasına hayret ediyorum. Bu soruşturma, Genel Başkanımızın bulunduğu ev için ‘Yakın!’ diyenleri, partimizin il başkanlarının şehit cenazelerinde protokole alınmaması emrini verenleri, şehit cenazesinde partimizin çelengini devirerek halka nefret aşılayanları kollamaktadır” dedi.

“BU TÜR SORUNLARA EMEK HARCANMASI YANLIŞ”

İktidarın memleketin sorunları yerine bu tür soruşturmalara emek harcamasının yanlış olduğunu vurgulayan Uzun “İlkeleri ve vicdanıyla siyaset yapan bir genç olarak kamuoyuna verebileceğim tek şey cesarettir. Korkmayız” dedi.

[BoldMedya] 22.2.2020

Hurda Bank vurgunu: 2.5 milyon liralık vurgun yapıp Moldova’ya kaçacaktı

Hurda satarak zenginlik vaat eden bir kişinin 14 vatandaşı 2.5 milyon lira dolandırdığı ortaya çıktı. Şüpheli, Moldova’ya kaçmak üzereyken yakalandı.

BOLD – Hurda Bank adı altında Ankara’da 14 kişiyi 2.5 milyon TL dolandıran şüpheli gözaltına alındı. Şüphelinin yapılan üst aramasında, pasaport ve Moldova’ya gitmek üzere alınmış uçak bileti ele geçirildi.

HURDA SATARAK YÜKSEK KAR VAAT ETTİ

Ankara Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Yankesicilik ve Dolandırıcılık Büro Amirliği ekipleri yaptığı çalışmada, hurda alım- satım vaadiyle vatandaşları dolandıran bir şüphelinin izine ulaştı. Ekipler, şüpheliyi takibe aldı. Aylar süren takip sonucunda, şüphelinin düşük fiyattan alacağı hurdaları, başka kişilere satarak yüksek kar sağlayacağını söyleyerek, 14 kişiyi yaklaşık 2.5 milyon TL dolandırdığı belirlendi. Bunun üzerine Yankesicilik ve Dolandırıcılık Büro Amirliği ekiplerince düzenlenen operasyonda, M.K. isimli şüpheli gözaltına alındı.

YURTDIŞINA GİTMEK İÇİN HAZIRLIKLARINI TAMAMLAMIŞ

Şüphelinin yapılan üst aramasında, pasaport ve Moldova’ya gitmek üzere alınmış uçak bileti ele geçirildi. Ayrıca ekipler tarafından derinleştirilen operasyon kapsamında, şüphelilerin ‘Çiftlik Bank’ benzeri bir sistem oluşturduğu ve bunu ‘Hurda Bank’ olarak adlandırdığı saptandı.

YAPTIĞI YARDIMLARLA GÜVEN SAĞLAMIŞ

4 yıl önce Ankara’ya yerleşen M.K.’nın, etrafındakilerin güvenini kazanmak için kendisini hayırsever bir vatandaş olarak tanıttığı öğrenildi. İfadesinde referans yöntemiyle ilk katılanlara bir miktar para kazandırdığını ve o kişilerin akrabaları ve arkadaşlarını sisteme dahil ettiğini belirten M.K, çıkarıldığı nöbetçi mahkeme tarafından tutuklandı.

[BoldMedya] 22.2.2020

ABD’den “Türkiye’nin yanındayız” açıklaması

ABD Dışişleri Bakanlığı İdlib’te şehit olan Türk askerleri için başsağlığı dileyerek, “NATO müttefikimiz Türkiye’nin yanındayız” açıklaması yaptı. Açıklamanın Erdoğan-Putin görüşmesinden sonra gelmesi dikkat çekti.

BOLD – ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından İdlib şehitleri için başsağlığı dilenerek, “NATO müttefikimiz Türkiye’nin yanındayız” açıklaması yapıldı.

ŞEHİTLER İÇİN BAŞSAĞLIĞI DİLENDİ

ABD Dışişleri Bakanlığından bir yetkili, AA muhabirinin İdlib’de yaşanan son gelişmeler ve Türk askerlerinin şehit düşmesine ilişkin sorusuna yazılı cevap verdi. Açıklamada, “Türkiye hükümetine, askerlerinin ölümünden dolayı başsağlığı dileklerimizi gönderiyoruz” ifadesi kullanıldı.

TÜRKİYE, GERGİNLİĞİN AZALTILMASI İÇİN ORADA

Türk askerlerinin bölgede koordinasyon ve gerginliğin azaltılması için İdlib’de bulunduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Bu tür eylemlere karşı NATO müttefikimiz Türkiye’nin yanındayız. Başkan Donald Trump, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile cumartesi günü yaptığı telefon görüşmesinde İdlib’e yönelik endişelerini dile getirmiştir. Ayrıca, Trump bu görüşmede Rusya’ya Esed rejiminin zulümlerine desteği sonlandırması ve Suriye’deki iç savaşa siyasi bir çözüm bulunması için yaptığı çağrıyı yinelemiştir” denildi.

[BoldMedya] 22.2.2020

Polise ‘motivasyon’ genelgesi

Polislerin çalışma şartlarına iyileştirme yapıldı. Çıkarılan genelge ile bundan sonra polislere evlilik yıl dönümlerinde izin verilecek. Memurlar, yılda bir kez psikolog desteği alacak.

BOLD – Polislerin moral ve motivasyonunu artırmak isteyen isteyen İçişleri Bakanlığı, çalışma şartlarında iyileştirme yaptı. 81 şehrin Emniyet Müdürlüğüne gönderilen genelgeyle birçok uygulama değiştirildi.

BAZI BİRİMLERİN ÇALIŞMA SAATLERİ DEĞİŞTİ

Genelgeye göre, il emniyet müdürlüklerine bağlı polis merkezi amirlikleri ve resmi ekiplerde 8 saat çalışıp 24 saat istirahat sistemine tamamen geçilecek. Diğer birimlerde de bu sisteme geçilebilmesi için imkanlar dahilinde gerekli planlama ve düzenlemeler yapılacak.

Personelin senelik izinleri, kış ve yaz aylarında olmak üzere iki dönem halinde planlanacak ve yıllık iznin en az 3’te biri kış aylarında kullandırılacak. Böylece her personelin izninin tamamını her yıl kullanması sağlanacak.

Personel, 657 sayılı “Devlet Memurları Kanunu”nda düzenlenen mazeret izninin bir gününü yetkili amirlerin izniyle evlilik yıl dönümlerinde kullanabilecek.

YENİ MEMURA ORYANTASYON EĞİTİMİ
Mesleğe yeni başlayan ya da atama ve yer değiştirme sonucu yeni bir ilde görevlendirilen personel, oryantasyon eğitimine tabi tutulacak. Ayrıca emniyet personeli, yeni görev yeri, şartları ve özel yaşamını ilgilendiren konularda ihtiyaç duyabileceği hususlarda ayrıntılı olarak bilgilendirilecek ve kendisine gerekli destek verilecek.

Görev dağılımında ve birimlerdeki istihdamda adil olunacak. Ek görevlendirmelerde eşitlik ve şeffaflığa önem verilecek, görevlendirme çizelgelerinin birimlere dağıtılarak personele duyurulması sağlanacak.

“Personel Görüş Günü” uygulaması mümkün oldukça il emniyet müdürlerince yapılacak. Bunun mümkün olmadığı zamanlarda ise en az il emniyet müdür yardımcısı seviyesinde yerine getirilecek.

PSİKOLOGLA BİREYSEL GÖRÜŞME ZORUNLULUĞU
Tüm personelin her yıl en az bir defa Rehberlik ve Psikolojik Danışma Büro amirliklerinde görevli psikologlarla zorunlu bireysel görüşmeye katılması sağlanacak. Psikoloğun, zorunlu bireysel görüşme sonrası personelin görüşme sürecine devam etmesini gerekli görmesi halinde, 2 Aralık 2019’da çıkan genelge ve diğer ilgili mevzuatta ön görülen hususlar devreye sokulacak. Bu işlemlerin eksiksiz ve zamanında yapılması hususunda bütün sıralı amirler gerekli hassasiyeti gösterecek.

Yıllık zorunlu bireysel görüşmeler için emniyet teşkilatında görevli psikologların yetersiz kalması durumunda valilikler koordinesinde ilde bulunan diğer kamu kurum ve kuruluşlarındaki görevli psikologlardan görevlendirme yapılarak istifade edilecek.

ÖFKE KONTROLÜ EĞİTİMİ ALACAKLAR

Üniversiteler ve ilgili diğer kurumlar ile iş birliği yapılarak aile içi iletişim, stres ile baş etme, öfke kontrolü, problem çözme becerileri, iletişim becerileri, çocuk ve ergen ile iletişim, aile içi şiddet ve çocuk istismarı, bütçe yönetimi, psikolojik şiddet, ruhsal bozukluklar gibi konularda eğitim faaliyetleri düzenlenecek ve belirli periyotlarla eğitimler tekrarlanacak.

Kültürel ve sosyal etkinlikler kapsamında, halk oyunları ve koro etkinlikleri, doğa yürüyüşleri, piknik gibi çeşitli faaliyetler ile spor turnuvaları düzenlenecek. Yapılan etkinliklere personelin eş ve çocukları da dahil edilecek. Ayrıca illerde bulunan diğer kamu kurum ve kuruluşlarıyla iş birliği yapılarak bilgi ve beceri artırmaya yönelik faaliyetler düzenlenecek.

ÖZEL GÜNLERE ÖZEL ZİYARET

Evlilik, doğum, hastalık ve vefat gibi durumlarda personel yalnız bırakılmayacak, zamanında yapılacak ziyaretlerle birlikte gerekli maddi ve manevi destek verilecek.

İl emniyet müdürleri, personelin görev yaptığı birimleri daha sık ziyaret ederek, denetim ve rehberlik görevini etkin bir şekilde yerine getirecek. Personelin hem görevle ilgili hem de kişisel sorunlarını yerinde ve zamanında tespit ederek, çözümüne yönelik daha yakın ve sıcak bir ilişki ortamı sağlanacak, sıralı tüm amirler de aynı hassasiyeti gösterecek.

Polislerin, sorunlarını çözmek amacıyla Sosyal Hizmetler ve Sağlık Daire Başkanlığı bünyesinde günün 24 saati ulaşılabilecek “Psikolojik Danışma Hattı” kurularak hizmete sunulacak.

DETAYLI İNCELEME

Öğrenci aday alım sürecinde yapılan mülakatta komisyon üyesi olan psikologlar tarafından mevzuat dahilinde daha detaylı inceleme yapılacak.

Öğrencilerle ilgili sağlık raporları okula başlamadan önce aldırılarak gerekli değerlendirmeler yapılacak.

İntibak (uyum) eğitimi amacına uygun ve daha verimli olarak gerçekleştirilecek.

Hizmet içi eğitim programlarının sayısı ve çeşitliliği artırılarak, daha fazla personelin bu programlara katılımı sağlanacak ve ders programlarına stres yönetimi, öfke kontrolü ve etkili iletişim gibi konular eklenecek.

Rehberlik ve Psikolojik Danışma Büro amirliklerinin faaliyetleri okul idarelerince öğrencilere tanıtılacak.

Tüm komiser yardımcıları, alanda edindikleri tecrübenin paylaşımı, polislik uygulamalarında yeknesaklığın sağlanması ve mevzuat bilgilerinin pekiştirilmesi amacıyla Polis Akademisi Başkanlığınca bir haftalık hizmet içi eğitim programına tabi tutulacak.

Polis başmüfettişleri ve müfettişler, yaptıkları genel ve özel teftişlerde bu talimatlar, ilgili diğer mevzuat hükümleri ve disiplin kurallarına uyulup uyulmadığını denetleyecek.

Polislerin moral ve motivasyonunu artırmaya yönelik yapılan faaliyetler, birimler tarafından altı ayda bir Sosyal Hizmetler ve Sağlık Daire Başkanlığına gönderilecek.

[BoldMedya] 22.2.2020

Ortaokul ve lisede eski sisteme dönülüyor: Başarısız öğrenci sınıfta kalacak

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, sınıfta kalınmadığı için eğitimde önemli ölçüde seviye düşüklüğü olduğunu açıkladı. “2020-2021 öğretim yılından itibaren ortaokul ve liselere yeniden sınıf tekrarı gelecek” dedi.

BOLD – “Sınıfta kalmanın olmaması eğitimde önemli ölçüde seviye düşüklüğüne yol açtı” diyen Milli Eğitim Bakanı Selçuk, Sözcü’den Saygı Öztürk’e konuştu. Bakan Selçuk, 2020-2021 eğitim-öğretim yılından itibaren ortaokul ve liselerde sınıfta kalmayı yeniden getireceklerini söyledi. “Sınıfta kalmanın olmaması eğitimde önemli ölçüde seviye düşüklüğüne yol açtı. Dört işlemi bilmeden lise bitiriliyor. Eğitimde kalitenin daha da düşmemesi için bu sisteme son veriyoruz” diye konuştu.

Liselerde ders sayısının azaltılması yönünde çalışmalar yapıldığını söyleyen Selçuk, “Öğrenciler fazla ders nedeniyle konularda yüzeysel kalıyor. Bunu önce pilot okullarda uygulayacağız ve sistemde köklü düzenleme yapacağız” dedi.

Liseye geçiş sisteminde bir değişiklik olmayacağını, ancak soru şeklinde bazı düzenlemelere gidileceğini ifade eden Selçuk, “Liseye giriş sınavında o soruları yapmak isteyenlerin kitap okuması ve okuduğunu anlaması gerekiyor” dedi. Bakan, kitap okuma oranında da artış yaşadıklarını belirtti.

EĞİTİMDE ATAKAN MODELİ

Her ilde ölçme ve değerlendirme merkezleri kurulduğuna değinen Bakan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Her öğrencinin ilgisini, becerisine göre ekranını kişiselleştireceğiz. Kişiye özel müfredat ve sınav gelecek. Türkiye’nin deneyimli hocalarını davet edip bir yıl stüdyo çekimi yaptırdık. Öğrenci, hangi hocayı, hangi dersi internetten, cep telefonundan dinlemek istiyorsa, soru yöneltmek istiyorsa cevabı gelecek. Burada amaç, eğitimde fırsat eşitliğini sağlamaktır. İstanbul’daki öğrenci ile Şırnak’taki öğrenci arasında hiçbir fark olmayacak.”

FIRSAT ADALETİ SAĞLANACAK

Bakan Selçuk, dijital eğitim platformu olan Eğitim Bilişim Ağı (EBA) ile eğitimde fırsat adaleti sağlanacağını söyledi. Bakan açıklamasını şöyle sürdürdü:

“EBA, yaklaşık 18 milyon öğrenci, 1 milyon öğretmen ile velilerin kullanımına açıldı. Okul öncesinden 12. sınıfa kadar öğrenci ve öğretmenin öğrenme yolculuğuna eşlik eden 1.600’den fazla ders ve 20.000’in üzerinde zengin, güvenilir ve etkileşimli içerik sunuyor. EBA, doğru kullanıldığında öğretmenin en büyük yardımcısı, öğrencinin okul dışında da elinden tutan bir öğretmen gibi. Türkiye’nin her yerinden öğrenci ve öğretmenlerimiz EBA’ya giriş yapacak.”

[BoldMedya] 22.2.2020

Humboldt Üniversitesi’nden yabancılar için Almanca kursu: Tek şart var…

Berlin Humboldt Üniversitesi, ilkbahar dönemi için yabancılara yönelik B1, B2 ve C1 seviyelerinde kurs açacak. 1 Nisan’da başlayacak kurslara başvuru süresi 23 Şubat Pazar saat 23:59’da sona erecek.

BOLD – Almanya’da iltica başvurusu olumsuz sonuçlanan ya da henüz oturum kararı gelmeyenlere yönelik Berlin Humboldt Üniversitesi’nde dil kursları başlıyor. Humboldt Üniversitesi’nde eğitim görmek isteyen herkes kurslara başvurabiliyor.

Kurslara Berlin ve Brandenburg başta olmak üzere diğer eyaletlerden de başvuru yapılabilecek. Başvurular yarın gece yarısına kadar devam edecek. 10 Mart’ta seviye tespit ve yerleştirme sınavı yapılacak. Kurslar 1 Nisan’da başlayacak ve Ağustos’a kadar devam edecek.

Dil kurslarını Federal Eğitim ve Araştırma Bakanlığı finanse ediyor.

Başvuruyla ilgili detaylara buradan ulaşılabilir.

[BoldMedya] 22.2.2020

AKP’li milletvekilinin köyüne yolcu garantili havalimanı

CHP Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal, yolcu garantisi artan ancak yolcu sayısı azalan Kütahya Zafer Havalimanı’nın, dönemin AKP Milletvekili Sait Açba’nın memleketi Aykırıkçı köyünün yakınlarına yapıldığını öne sürdü.

BOLD – CHP Afyonkarahisar Milletvekili ve TBMM Başkanlık Divanı Katip Üyesi Burcu Köksal, Kütahya Zafer Havalimanı yer seçimi için ilginç iddiada bulundu. Köksal, havalimanının yer değişikliği yapılarak AKP’li Sait Açba’nın köyü olan Aykırıkçı köyünün yakınlarına yapıldığını ifade etti.

AKP’Lİ VEKİLİN KÖYÜNÜN YAKINLARINA YAPILDI

CHP Milletvekili Köksal konuyla ilgili Meclis’te yaptığı konuşmada “Afyonkarahisar’a havaalanı açacağız” deyip Afyonkarahisarlı hemşehrilerinin kandırıldığını söyledi. Havalimanının yer seçimi konusunda kimsenin dinlenmediğini belirten Köksal, Kütahya Zafer Havalimanı’nın dönemin Kütahyalı olan ancak Afyonkarahisar’dan milletvekili seçilen AKP’li Sait Açba’nın köyü olan Aykırıkçı köyünün yakınlarına yapıldığını ifade etti.

GARANTİ ÖDEMELERİ İÇİN NEDEN BİRŞEY YAPILMIYOR?

Kütahya Zafer Havalimanı’nda 2012-2017 yıllarında beş yıllık garantili yolcu sayısına ulaşılamadığı için şirkete toplam 26 milyon 892 bin euro ödendiğini hatırlatan Köksal, “Daha önümüzdeki 29 yılda toplam 205 milyon 281 bin euro garanti bedeli taahhüt edilmiştir. Zafer Havalimanı’nın gerektiği gibi çalışmadığı Sayıştay raporlarına dahi yansımışken hâlâ bu garanti ödemeleri için hiçbir şey yapılmaması ve göz göre göre milletin parasının çarçur edilmesi, garanti ödemelere resmen peşkeş çekilmesi hangi hukuka, hangi ahlaka, hangi vicdana ve hangi hakkaniyete sığar?” dedi.

GARANTİ 1.232 MİLYON YOLCU, HİZMET ALAN 82 BİN

Kütahya’daki Zafer Havalimanı’nın Hazine’ye yükü giderek ağırlaşıyor. Kasım 2012’de hizmete açılan havalimanının yolcu garantisi her yıl artarken yolcu sayısı ise azalıyor. 2019’da 1 milyon 232 bin yolcu garantisi verilen havalimanının hizmet verdiği yolcu sayısı 82 binde kalırken, garantiye göre gerçekleşme oranı yüzde 6.6 oldu. Üstelik 2019’da verilen garantisi bir önceki yıla göre yaklaşık 48 bin artarken, hizmet verilen yolcu sayısı bir önceki yıla göre yüzde 17.4 oranında azaldı.

[BoldMedya] 22.2.2020

"Türkiye Rus savaş uçaklarına hava sahasını kapadı" iddiası

Rus basınında Türkiye'nin İdlib'deki durum dolayısıyla Rusya'nın Suriye'deki Hmeymim hava üssüne giden savaş uçaklarına hava sahasını kapadığı ve boğazları da aynı şekilde Rusya'ya kapabileceği iddiaları yer aldı.

Rus basınında Türkiye'nin hava sahasını Rus savaş uçaklarına kapattığı iddia edildi. Kararın hafta başında Moskova'da yapılan heyetlerarası görüşmelerde anlaşmaya varılamaması üzerine alındığı ileri sürüldü.

Rus Nezavisimaya gazetesinde "Ankara Rusya için Boğaz'ı kapatacak" başlıklı bir haber yayımladı.

Haberde, Türkiye'nin hava sahasını Rus savaş uçaklarına kapattığı iddia edildi.

Kararın Rus Hava Kuvvetleri'nin Suriye'deki Hmeymim hava üssüne uçan askeri uçakları kapsadığı ileri sürüldü.

Haberde, "Ankara iki Su-24M tipi bombardıman uçağı ile Tu-154 tipi askeri nakliye uçağının toprakları üzerinden geçişine izin vermedi" denildi.

Gazetenin haberinde, Türkiye'nin Boğazları da kapatabileceği iddiasına yer verildi.

[Samanyolu Haber] 22.2.2020

Araştırmacılar, akıllı telefon bağımlılığının beyne verdiği hasarı ortaya çıkardı

Bağımlılık unsurları, telefon kullanılmadığında anksiyete, stres, kötü uyku ve depresif ruh halleri gibi zihinsel sağlık sorunlarına yol açıyor.

Almanya‘daki Heidelberg Üniversitesi‘nden araştırmacılar, akıllı telefon bağımlılığının beyne verdiği hasarı gözler önüne serdi. Akıllı telefon bağımlılığı olan insanların beyninde, madde bağımlılarının beynindekine benzer bir hasar tespit edildi.
Akıllı telefon bağımlılığının insan sağlığına etkisi günümüzde sıklıkla tartışılan bir konu. Yapılan yeni bir araştırma, akıllı telefon bağımlılığının insan beyinde bir uyuşturucu bağımlısının beynine benzer şekilde ‘şekil ve boyut’ gibi olumsuz fiziksel değişiklikler yapabileceğini ortaya koyuyor.

Nomofobi (telefonsuz kalma korkusu) olarak da bilinen akıllı telefon bağımlılığı, genellikle interneti aşırı kullanma sorunu veya internet bağımlılığı bozukluğu tarafından tetikleniyor. Araştırmacılar 22’sinde akıllı telefon bağımlılığı olan toplam 48 kişide MRI taraması yaptı. Görüntüler beyindeki azalan aktivite düzeyini de ortaya çıkardı. Daha sonra akıllı telefon bağımlıları ve bağımlı olmayanlarla karşılaştırıldı.

Ozan Baki’nin Webtekno’da yer alan habere göre, Almanya’daki Heidelberg Üniversitesi’nden bir araştırma ekibi, bağımlı insanların beyinlerini incelediklerinde beynin insula olarak bilinen kısmındaki gri maddenin, madde bağımlılarında olduğu gibi azaldığını ve yetenek kaybı yaşandığını tespit etti. İnsula korteks ve temporal korteksin akıllı telefon bağımlılığından etkilendiği keşfedildi. Çalışma ayrıca bağımlı kişilerin ön singulat kortekste dinlenme durumu aktivitesinin azalmasından muzdarip olduğunu gösterdi.

Çocuklar günümüzde akıllı telefonlarda çok zaman harcadığından, akıllı telefon bağımlılığı bilim adamları ve tıp uzmanları arasında artan bir endişe haline geldi. Bağımlılık unsurları, telefon kullanılmadığında anksiyete, stres, kötü uyku ve depresif ruh halleri gibi zihinsel sağlık sorunlarına yol açıyor.

Psikiyatri, Psikoloji ve Sinirbilim Enstitüsü’nden (IoPPN) Dr. Nicola Kalk, “Akıllı telefonlar artık hayatımızın bir parçası ve problematik akıllı telefon kullanımının yaygınlığını anlamaya ihtiyaç var. Bağımlılık yaratan akıllı telefon mu, yoksa insanların kullandığı uygulamalar mı bilmiyoruz.” diyerek soruna dikkat çekti.

[Samanyolu Haber] 22.2.2020

Halk Bankası'nın temyiz başvurusu reddedildi :Duruşmalara katılmak zorundalar

ABD'de görülen Halk Bankası davasında bankanın temyiz talebi reddedildi

ABD'deki Halk Bankası davasında, bankanın "özel statüyle duruşmaya katılım" talebi için temyiz mahkemesine yaptığı başvuru, incelemenin ardından reddedildi.

New York'taki temyiz mahkemesi, Halk Bankası'nın başvurusunu inceledikten sonra "özel statüyle duruşmaya katılım" talebini kabul etmedi.

Halk Bankası avukatları, "mahkemenin yargı yetkisi olmadığı" gerekçesiyle davanın düşmesi ve reddihakim talebinde bulunmak için "özel statüyle duruşmaya katılım" isteği, federal mahkeme tarafından reddedilince, temyiz mahkemesine başvurmuştu.

Temyiz mahkemesi başvuruyu incelemeyi kabul etmiş ve kararını açıklayıncaya kadar ise federal mahkemeden devam eden yargı sürecini beklemeye alması talebinde bulunmuştu.

Temyiz başvurusunun reddedilmesinin ardından federal mahkeme beklemeye aldığı dava sürecine devam edecek.

[Samanyolu Haber] 22.2.2020

Yine Ankara Emniyeti: 18 Şubat’ta gözaltına alınanlara işkence yapılıyor

18 Şubat’ta 728 kişi hakkında gözaltı kararı çıkartılmıştı. Gözaltına alınanlara Ankara’da işkence yapıldığı bilgileri geliyor. Gözaltındaki KHK’lı öğretmen iddiayı doğruladı.

18 Şubat 2020’de gözaltına alınan KHK’lı öğretmen Mustafa Zeybek’e Ankara Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Müdürlüğünde (KOM) işkence yapıldı.

KHK’lı öğretmen Mustafa Zeybek’in oğlu, 4 gün gözaltında kalan babasına Ankara KOM’da psikolojik ve fiziki işkence yapıldığını söyledi.

HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Zeybek’in avukatı emniyete gitmiş, ‘bizde yok’ denmiş, fakat 4 gün sonra gözaltında olduğu ortaya çıkmış. Ciddi psikolojik ve fiziki şiddet gördüklerini ve doktora söylememeleri için tehdit edildiğini’ belirtmiş oğluna. İfadeye avukatı alınmamış.” dedi.

71 KİŞİDEN 25’İ MAHKEMEYE ÇIKARTILDI

18 Şubat’ta Ankara merkezli operasyonlar başlamış ve bir günde 728 kişi gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınanlara özellikle Ankara Emniyeti’nde işkence yapıldığı iddia ediliyor. Gergerlioğlu, “Adalet Bakanlığı eski personeline işkence yapıldığı iddiaları var. 71 kişiden ancak 25’i mahkemeye çıkartılmış!” ifadelerini kullandı.

[Samanyolu Haber] 22.2.2020

Bir süre kaybedilen Ümit Horzum mahkemede konuştu: Kaçırıldım, işkence gördüm

Siyah Transporter’la kaçırılan Ümit Horzum, tanık olarak çıkartıldığı mahkemede yapılan işkenceleri anlattı, ‘100 kişinin ismini imzalattılar’ dedi ve ifadeleri reddetti.

Bold Medya'dan Cevheri Güven Siyah Transporter’la kaçırılan Ümit Horzum'un mahkemedeki ifade tutanaklarına ulaştı.

Ümit Horzum, Ankara’da siyah Transporter araçla Gülen Cemaati üyesi olduğu iddia edilerek 6 Aralık 2017’de kaçırıldı. Horzum’a benzer biçimde 30’dan fazla kişi Gülen Cemaati üyesi olduğu için kaçırılmıştı. Bu kişilerden aylarca haber alınamadı. Bazıları ise halen kayıp.

Horzum kaçırıldıktan 132 gün sonra Ankara Emniyetinde ortaya çıktı. Horzum’un imzaladığı ifade tutanakları nedeniyle çok sayıda kişi Gülen Cemaati üyesi oldukları gerekçesiyle tutuklandı. Bunlar arasında kamu çalışanları da vardı.

Horzum geçtiğimiz günlerde Ankara’da bir duruşmaya çıktı. Duruşmada yargılanan kişi, Horzum’un verdiği ifadeler nedeniyle Gülen Cemaati üyesi olmakla suçlanıyordu. Bu Türkiye’de terör örgütü üyesi olmak anlamına geliyor.

Savcılık tarafından “tanık” sıfatıyla çağrılan Horzum, imzaladığı ifadeleri reddetti ve kaçırılıp işkence gördüğünü ilk kez anlattı.

Horzum’un kaçırıldığı 132 gün boyunca yaşadıkları özet biçiminde de olsa Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesinin duruşma tutanaklarına yansıdı.

Tutanaklara yansıyan o bölüm şöyle:

“Ben huzurda bulunan sanığı tanımam, 06/12/2017 tarihinde arabamla seyir halindeyken Etlik’te bir araç önümü kesti, araçtan inen birkaç kişi beni arabaya bindirip götürdüler, kafama çuval geçirip götürdüler, 16/04/2018 tarihinde bu şahıslar tarafından Ankara Emniyet Müdürlüğündeki personele teslim edildim, daha öncesinde işkence gördüm. Emniyette de psikolojik işkence bana yapıldığı için söylemediğim şeyler söylenmişim gibi yazıldı ve teşhis etmediğim halde teşhis tutanağı bana imzalatıldı, ayrıca Emniyete beni getirmeden önce kaçırıldığım kişiler tarafından ne ifade vermem hususunda bana tehdit ile yönlendirme yapıldı. Ayrıca şunu söylemek isterim, bu ifade benimle birlikte hazır bir şekilde emniyete teslim edildi.”

100 KİŞİLİK LİSTE

Horzum devamında, kendisine imzalatılan hazır ifade tutanağında kaç kişinin isminin bulunduğunu tam olarak bilmemekle birlikte 100 kişi olabileceğini de söyledi.

KAÇIRILANLARDAN ÇOK AZI KONUŞABİLDİ

Siyah Transporter’la kaçırılanlardan çok azı konuşma fırsatı bulabildi. Kaçırılanlardan uzun süre haber alınamıyor, ardından aylar sonra Emniyet’e teslim ediliyorlar. Sonrasında ise çoğu tutuklanıyor.

Tutuklananlar hücrelerde tek başlarına tutuluyor ve aileleri ya da avukatlarıyla yalnız görüşmelerine izin verilmiyor. Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi, 2019 yılı Şubat ayında kaçırılan 6 kişiyle ilgili bir rapor yayınladı.

13 Şubat 2020’de yayınlanan ve Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusuyla iletilen raporda; avukat ve aile görüşmelerinde sürekli olarak polis ya da gardiyan bulundurulduğu, bu durumun kurbanların yaşadıklarını anlatmalarına engel olduğu belirtildi.

Raporda ayrıca,  kaçırılan kişilerin özgürce kendi avukatlarını tutamadıkları, kendilerine belli avukatları seçmeleri yönünde baskı yapıldığı belirtildi.

KONUŞABİLENLERİN ANLATTIKLARI AYNI

Ayten Öztürk, Zabit Kişi ve Gökhan Türkmen yaşadıklarını anlatabilen kurbanlardan üçü.

13 Mart 2018’de kaçırılıp işkence merkezine getirilen Ayten Öztürk bunlardan biri. Öztürk’ün, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 6 aylık işkence süresiyle ilgili anlattıklarının bir kısmı şöyle:

“İşkence odasına gözlerim bağlı götürülüyordum. Önce üstümü soyuyor, sonra da askıya alır pozisyonda ellerimi duvardaki demir halkalara kelepçeliyorlardı. Çıplak bedenimin hemen her yerine elektrik cihazı ile bastırıp bir süre tutuyorlardı. Bunu yaptıklarında tüm bedenim titreyerek sarsılıyor, son sesimle çığlıklar atıyordum. Bayıltıncaya kadar bunu tekrar tekrar yapıyorlardı. Elektrik cihazıyla bedenime bastırdıkları her yerde iki tane yarık gibi noktalar oluşuyordu. Aralarında 2 cm. olan izler. Tutuklanıp hapishaneye geldiğimde arkadaşlarım vücudumdaki yara bere izini saydı. 898 yara-bere vardı. Bayılacak hale geldiğimde beni banyo-tuvaletin olduğu yere götürülüp tazyikli suyla işkenceye devam ediyorlardı. Saatlerce suyla boğma işkencesi yaptıkları oluyordu. Günün geri kalan vakitlerinde de hücreye ya da tabut biçimindeki bir bölmede saatlerce ayakta tutuyorlardı. Tabut denilen yerde hareket etmek imkansızdı. Hücrede ise her fırsatta kapıyı açıp kaba dayak, tehdit ve küfürler oluyordu.”

Kurbanlardan bir diğeri ise Zabit Kişi’ydi. 30 Ekim 2017’de kaçırılan Zabit Kişi’nin duruşmada anlattıkları da benzer biçimde ürkütücüydü:

“Ölmek için can atıyordum. Canına kıyan insanları artık yadırgamıyordum, 3 metrekarelik güneş ışığının girmediği mezar gibi yerde, 108 gün sistematik bir şekilde fiziki ve psikolojik işkence gördüm. İşkenceyle yetinmeyip yurt dışında yaşayan eşim ve çocuklarımla ilgili, birilerine para vererek zarar verdirme, ortalık malı yapma ve kaçırarak bana yaşattıklarını onlara da yaşatma tehdidinde bulundular. İşkence yapmadıkları zamanlarda konteynerın diğer hücrelerinde işkence gören, sakat olan insanların sesini duyuyordum. Bu süre zarfında 105 kilodan 75 kiloya düştüm.”

Gökhan Türkmen ise yaşadıklarını anlatabilen son kurbandı. 7 Şubat 2019’da kaçırılan Gökhan Türkmen, işkence merkezinde 9 ay geçirdikten sonra Emniyet’e teslim edilmişti. Türkmen, Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ilk kez hakim karşısına çıktığında, kaçırıldığını ve yaşadığı işkenceleri anlatıp salonda bulunan Ayşegül Yılmaz isimli avukata dönerek, “Bu avukatı azlediyorum, bu avukatı ben bulmadım.” demişti.

Böylece ilk kez kaçırılan kişilere devlet yetkililerinin zorla ve belirli avukatlar ayarladıkları kesinleşmiş oldu. Ayarlanan avukatların Ankara’daki Milliyetçi Avukatlar Grubu üyesi olmaları da dikkat çekici bir nokta.

[Samanyolu Haber] 22.2.2020

Merkez’in net rezervi 20 günde 9,2 milyar dolar azaldı

Piyasada Suriye ve corona virüse ilişkin gelişmeler yakından izlenirken Merkez Bankası'nın net rezervi Şubat'ın ilk 20 gününde 9,2 milyar dolar azalarak 24,7 milyar dolara geriledi. Kamu bankalarının 31 Ocak-14 Şubat döneminde döviz açığı 2 milyar dolardan 4,6 milyar dolara yükseldi. Söz konusu tarihler arasında dolar/TL 6 seviyesini aşmıştı.

31 Ocak 2020’de 5,98 seviyesinde olan dolar/TL kuru 20 Şubat 2020’de 6,09’a yükselirken, bu süreçte Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) net rezervi 9,2 milyar dolar azaldı.

TCMB Analitik Bilanço verilerinden yapılan hesaplamaya göre, 31 Ocak 2020’de 33 milyar 917 milyon dolar olan TCMB’nin altın dahil net rezervi, 20 Şubat’ta 24 milyar 733 milyon dolara geriledi. 20 gündeki düşüş yüzde 27’ye ulaştı.

İdlib kaynaklı jeopolitik gerilimle birlikte dolar/TL kuru, dün 6,12 seviyelerine kadar yükselirken, son dönemde kamu bankalarının yoğun döviz satışı yaparak  yönünde iddialar Bloomberg tarafından iddia edilmişti.

Nitekim, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre 31 Ocak 2020’de 2 milyar 15 milyon dolar olan kamu bankalarının döviz pozisyon açığı, 14 Şubat’ta 4 milyar 630 milyon dolara yükseldi.

NET REZERVİN 18,5 MİLYAR DOLARI SWAP

TCMB’nin dış varlıklarından toplam döviz yükümlülükleri çıkarıldığında net rezerv rakamına ulaşılıyor. TCMB’nin brüt rezervlerinin tamamı kendisine ait döviz ve altınlardan oluşmuyor. Yurt içindeki bankaların TCMB’de “zorunlu karşılık” olarak tuttukları döviz ve altınlar ile kamunun dövizleri çıkarıldığında net rezerv rakamına ulaşılıyor.

31 Aralık 2019 itibarıyla net rezerv içinde TCMB’nin bankalardan ve Çin ile Katar’dan döviz alıp TL verdiği swap işlemleriyle net rezervine dahil ettiği yaklaşık 18,5 milyar dolar da bulunuyor.

MERKEZ BANKASI'NIN NEDEN REZERVİ OLUR?

Merkez Bankası'nın elinde yüklü miktarda döviz ve altın bulunuyor. Merkez'in elindeki dövizlere ‘brüt döviz rezervi' ismi veriliyor. Brüt döviz rezervinin içinde bankaların tuttukları mevduata karşılık yatırdığı zorunlu karşılıklar ve bankalar ile yaptığı takaslardan (swap) elde ettiği döviz de bulunuyor. Bu zorunlu karşılıkları çıkardığımızda (bankaların parası) ne rezerv ortaya çıkıyor. Merkez Bankası finansal ve reel sektörün döviz ihtiyacını karşılamak aynı zamanda gerektiği hallerde kura müdahale etmek için döviz rezervini kullanabiliyor. Yani Merkez Bankası kur dalgalandığında döviz rezervini kullanarak (yani piyasaya dolar satarak) kuru dengelemeye çalıştığı oluyor.

[Samanyolu Haber] 22.2.2020

Üç aylar başlıyor....Mübarek bir zaman dilimine Recep ayı ile birlikte giriyoruz ..

İslam alemi için Ramazan gibi önemli bir ayın da bulunduğu üç aylar için geri sayım başladı. Üç aylar Recep ayı ile birlikte 25 Şubat tarihinde başlıyor. İşte Recep ayının önemi...
İşte Fethullah Gülen Hocaefendi'nin duası

Metin Polat - PEYGAMBERYOLU.COM

Saygı duyulan ve tazim gösterilen ay manasına gelen Receb, hem üç aylar hem de Kur’ân’da ifade edilen haram aylar içerisinde yer alan bir aydır. Diğer haram aylar: Zilkade, Zilhicce ve Muharrem’dir. Kur’ân-ı Kerîm’de muhtelif âyetlerde haram aylardan söz edilerek bu aylara saygı gösterilmesi emredilmektedir.1 Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) de haram ayları Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb olarak açıklamıştır. 2 Peygamber Efendimiz Veda Hutbesi’nde haram aylar hakkında: “Şüphesiz Allah, bu ayınızda, bu beldenizde, bu gününüzün haram olduğu gibi kanlarınızı, mallarınızı ve ırzlarınızı birbirinize karşı haram kılmıştır.” buyurmuştur.3 Regâib ve Mi’rac kandillerini içinde bulundurması fazilet ve değerini daha da arttırmaktadır.

Zaman ve mekânlar bütün kıymet ve kutsiyetini, hakikatte Allah’ın dilemesinden alırlar. Bu İlâhî dileme ise varlıklar için pek çok maslahat ve hikmetler içerir. Ayrıca o zaman dilimlerinde gerçekleşen mühim olaylar ve o mekânları dolduran kıymettar mekînler yani sâkinler de içinde bulundukları zaman ve mekâna değer kazandırmışlardır. Mübarek ay,4 gün5 ve geceler,6  İslâm’ın şeâirindendir; hususi kıymetleri ve kerametleri vardır. Kâinat, semavat, fezayı âlem ve bütün varlıklar bu kutlu zaman dilimlerine hürmet etmektedir.

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) üç ayların başlangıcı olan Receb ayını sevinçle karşılamış ve Receb ayının girmesiyle “Allah’ım! Receb ve Şaban’ı hakkımızda mübarek eyle, bizi Ramazan’a ulaştır.”7 şeklinde dualar etmiştir. Yine Efendimiz bu ayların önemini belirtme adına: “Receb Allah’ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır.”8 buyurmuşlardır.

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir manada, üç ayların başlangıcı olan Receb ayında oruçlarını, namazlarını ve ibadetlerini diğer aylara göre daha da artırmış, Şaban ayında ise bu artışı bir kat daha ileriye götürmüş, böylece ümmetinin Ramazan’daki umumi af ve mağfirete layık hale gelmesinin yollarını yaşayarak onlara göstermiştir.

Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu ayda oruç tutmaya büyük önem verdiğini İbn-i Abbas (radıyallâhu anh) şöyle anlatmaktadır: “Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) Receb ayında bazı yıllarda öyle oruç tutardı ki biz, ‘(Galiba) hiç yemeyecek (ayın her gününde tutacak)’ derdik. (Bazı yıllarda da öyle) yerdi ki biz, ‘(Galiba) hiç tutmayacak’ derdik.”9

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) kendisi oruç tutuğu gibi ümmetini de Receb ayında oruç tutmaya teşvik etmiş ve şöyle buyurmuştur:

“Cennette Receb isimli bir nehir vardır. Sütten daha beyaz ve baldan daha tatlıdır. Kim Receb ayında bir gün oruç tutarsa Allah o kimseye bu nehirden su içirecektir.” 10

Başka bir hadis-i şerifte de şöyle buyurmuştur:

“Receb büyük bir aydır. Bu ayda Allah hasenatı kat kat artırır.”11

Regâib Gecesi

Receb ayının ilk Cuma gecesi olan Regâib kandili, Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Allah’ın bazı çok özel fiilî tecellilerine mazhar olduğu, nuranî lütf u ihsanlara, semavî mevhibelere eriştiği bir gecedir. Kelime olarak regâib, “çokça rağbet edilen, nefis, kıymetli, değerli, ihsan” mânâlarına gelen Ragibe kelimesinin çoğuludur. Buna göre Regâib Gecesi denilince: “Çok lütuf ve ihsanla dolu, kıymeti ve değeri büyük, çok iyi değerlendirilmesi gereken gece” mânâsı anlaşılır. Mânen bereketli olan bu gecenin bir hususiyeti de mübarek Ramazan ayının ilk habercisi olmasıdır.

Bediüzzaman Hazretleri, Regâib gecesinin Zât-ı Ahmediye’nin terakki hayatının başlangıcının ünvanı olduğunu; Mi’rac gecesinin de Zât-ı Ahmediye’nin terakki hayatının zirve noktasının ünvanı olduğunu bildirmektedir.12

Diğer zamanlarda okunan her Kur’ân harfi için on sevap verilirse, Receb ayında yüzleri geçmekte, Regâib kandilinde ise daha da artmaktadır. Kaza ve nafile namazların sevabı ise diğer gecelere oranla kat kat fazladır. Regâib kandilinde yapılacak ibadetlerden birisi de duadır. Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadîste bu gecede yapılacak samimi duaların Allah katından geri çevrilmeyeceğini bildirmişlerdir.13

Mi’rac Gecesi

Allah’ın emriyle Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) rûhen ve bedenen, Burak isimli semavî bir binite binerek Cebrail (aleyhisselam) ile birlikte Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya [Beytü’l-Makdis] kadar yapmış olduğu gece yolculuğuna14 -ki buna İsrâ denilir-, oradan da bir mi’râcla [manevî asansör] yedi kat göklere yükselip tâ Sidretü’l-Müntehâ’ya ulaşması, burada Cebrail’i (aleyhisselam) arkada bırakıp Refref denilen ledünnî binitle Allah’ın huzuruna varıp O’nun Zât-ı Akdes’ini yakînen müşahede etmesi ve zaman-mekân üstü konuşması olaylarına Mi’râc denilir.15 İki aşamalı bu gökler ötesi yolculuk, risaletin 11. yılında, Receb ayının 27. gecesinde gerçekleşmiştir.

Peygamber Efendimiz’in amcası Ebû Talib’in ve zevcesi Hazreti Hadîce validemizin vefatı ile çok hüzünlenen, müşriklerin üç yıl süren ablukası ve Tâiflilerin saldırıları karşısında daralan Allah Resûlü (ve mü’minler), bu mi’rac olayı ile çok muhteşem bir teselliye ve ihsan-ı İlâhîye ve nail olmuştur. Regâib gecesi, Zât-ı Ahmediye’nin terakki hayatının başlangıcının ünvanıdır. Mi’rac gecesi de Zât-ı Ahmediyenin terakki hayatının zirve noktasının ünvanıdır.16

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) pek çok hadislerinde Mi’râc hadisesini detaylarıyla anlatmışlardır.17 Bir gece Kâbe-i Muazzama’nın Hatîm mevkiinde yatarken, Cebrail (aleyhisselam) gelip mübarek göğüslerini yardı, kalbini zemzem suyu ile yıkadıktan sonra içini iman ve hikmetle doldurup eski hâline koydu. Sonra beyaz bir binek Burak ile (normalde bir aylık mesafedeki) Mescid-i Aksa’ya gittiler.

Orada bütün peygamberlerin ruhlarına imam olup namaz kıldırdı. Bu, onların şeriatlerinin asıllarına mutlak varis olduğunu ifade ediyordu.18 Bir de kendisine su, şarap ve süt takdim edildi. O, fıtrî ve tabiî olan sütü içti. Bu ise ümmetinin doğru yola iletildiğini ifade ediyordu. Ardından yüceliklere yükseltici bir mi’rac (manevî asansör) ile göklere çıkartılıp yedi kat semaları bir bir dolaştırılmıştır. 1. kat semada: Hazreti Adem’le, 2. kat’ta Hazreti İsa ve Hazreti Yahya, 3. kat’ta Hazreti Yusuf, 4. kat’ta Hazreti İdris, 5. kat’ta Hazreti Harun, 6. kat’ta Hazreti Musa ve 7. kat’ta Hazreti İbrahim ile görüştü. Melekleri, Cennet ve Cehennem’e kadar bütünüyle ahiret hayatını müşahede etti.

Bütün mülk ve melekût âlemlerini dolaştı.19 Cebrail daha sonra Peygamberimiz’i daha da yükseklere çıkardı, öyle bir fezaya vardılar ki kaderleri yazan kalemlerin cızırtıları duyuluyordu. Nihayet varlıklar âleminin son sınırı olan Sidretü’l-Müntehâ’ya ulaştılar. Cebrail: “İşte burası Sidretü’l-Müntehâ’dır. Ben buradan bir parmak ucu ileri geçecek olursam, yanarım.” dedi. Peygamberimiz’e Sidre’de dört kutsal nehir ve hergün yetmiş bin meleğin ziyaret ettiği Beyt-i Ma’mûr gösterildi. Sonra kendisine şarap, süt ve bal dolu üç bardak sunuldu. O, yine sütü tercih etti. İçtiği süt, onun ve ümmetinin fıtratı, yani hilkat-i İslâmiyesiydi. Ayrıca şehitlerin ve muttakilerin cenneti olan Cennetü’l-Me’vâ’yı temaşa etti. Cebrail’i geride bırakan Zât-ı Ahmediye Aleyhisselam, burada Refref’e binerek Arş-ı A’lâ’ya urûç etti ve tâ Kâb-ı Kavseyn olarak belirtilen “imkân dairesinin bitiş, vücûb dairesinin başlama sınırına” ulaştı. Huzûr-u Kibriya’da Zât-ı Akdes’e ok yayının iki ucu kadar, hattâ daha fazla yaklaştı.20

Onunla zaman ve mekândan münezzeh olarak bîkem u keyf konuştu. Daha sonra tekrar Refref’le Sidre’ye geri döndü. Orada Cebrail’i asıl hüviyetiyle -tıpkı ilk defa Hira’da gördüğü şekliyle- gördü.21 Müteakiben de yine Cebrail ile birlikte göz kırpması kadar kısa bir zaman parçasında dünyaya nüzûl eylediler.22

“Ben mi’racdan daha güzel bir şey görmüş değilim.“23 diyen Peygamberler Sultanı, mi’rac yüceliklerinden -âdeta bir vefa duygusuyla- geri dönerken yanında ümmetine çok büyük hediyeler getirmiştir.

Birincisi: Beş vakit farz namazı getirmiştir. İhsan şuuruyla kılınan namazlar, ümmetin mi’rac asansörleri olacaktır.

İkincisi: “ÂmenerResûlü” olarak bilinen Bakara sûresi’nin 285-286. ayetleri

Üçüncüsü: İsrâ Suresi’nin 22-39. âyetlerinde24 bahsedilen 12 adet İslâm prensibini getirmiştir.25

Dördüncüsü: Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölen kimselerin günahlarının affedileceği ve Cennet’e girecekleri müjdesini getirmiştir.

Beşincisi: İyi amele niyetlenen kişiye -onu yapamasa bile- bir sevap; eğer yaparsa on sevap yazılacağı; fakat kötü amele niyetlenen kişiye -onu yapmadığı müddetçe- hiçbir günahın yazılmayacağı; ancak işlediği zaman da sadece bir günah yazılacağı müjdesini getirdi.

Altıncısı: Mi’rac gecesi Allah ile karşılıklı selâmlaşma ve sohbetlerinden bazı sözleri getirmiştir ki et-Tahiyyâtü diye meşhur olan bu sözler, bütün namazlarda teşehhütte otururken okunmakla Mi’rac’da Allah ile Habibi (sallallâhu aleyhi ve sellem) arasındaki o kutsî sohbeti hatırlatmakta ve benzerî bir mükâlemeye namaz kılanı mazhar etmektedir.26

Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayatında Receb ayında meydana gelen önemli olaylardan bazıları şunlardır:

Müslümanların Mekke’den Habeşistan’a Hicreti (Bi’setin 5. Yılı/ 615)

İsrâ-Mi’rac Mucizesi (Bi’setin 11. Yılı/ 621)

Beş vakit namazın farz kılınması ( Bi’setin 11. Yılı/ 621)

Abdullah İbn-i Cahş’ın (radıyallâhu anh)) Nahle (Batn-ı Nahle) Seriyyesi (2/624)

Kıble’nin Beyti’l-Makdis’ten Mescid-i Harama tahvili (2/624)

Hazreti Ali’nin (radıyallâhu anh) Hazreti Fâtıma (radıyallâhu anha) ile Nikâhlanması (1/623)

Müzeyne heyetinin Efendimiz’i ziyareti (5/626)

Zeyd İbn-i Harise’nin (raıdyallâhu anh) Vâdilkurâ seriyyesi (6/627)

Habeş Necâşîsi Ashame’nin vefatı ve gıyabî cenaze namazı (9/630)

Tebûk seferi’ne çıkış (9/630)

[Samanyolu Haber] 22.2.2020