İtibar! [Naci Karadağ]

Kelimelere yüklediğimiz anlamlar, yaşadığımız çağ ile hissettiğimiz çağ arasındaki farkı ortaya çıkardığı gibi, aslında ruhumuzun hangi çağa ait olduğumuzun ipuçlarını içerir.

Erdoğan, 1000 odalı sarayın kapısında arkasına aldığı mehteran ile poz verirken şöyle haykırmıştı:

“İtibardan tasarruf olmaz!”

İtibar kelimesine yüklediğiniz anlam değişik değilse, bugün pek çok güçlü ülke itibarsız sayılabilir pekala.

Bakalım…



Fotoğrafta gördüğünüz şu makam odası mesela Of isimli ilçemizin pek kıymetli ve muhterem kaymakamına ait. Sıradan bir kasaba bürokratından ziyade bir imparatorluğun beylerbeyinin makam çadırı görüntüsü verdiği iddia edilse de kesinlikle öyle değil.

Muhtemelen kaymakam bey de Reis’in “İtibardan tasarruf olmaz” düsturunu kendine şiar edinmiş.

Peki imparatorun makam odasına ait olmadığını nerden biliyorum?

Biliyorum çünkü gördüm. Sadece ben değil başta Japon halkı olmak üzere, bütün dünya gördü.

Fiziğinden de anlamışsınızdır. Görseldeki kişi Japon İmparatoru Akihito… İtibarsız bir adamın tekidir yani bizim kıstaslara göre.

Bakınız Akihito misafirlerini nasıl itibarsız bir ortamda ağırlıyor:



Tabii misafirleri de itibarsız olunca. Trump, Suudi Prensi filan… Nerden bilecekler itibarın ne olduğunu değil mi?

Elbette bizde öyle değil, itibar paçalarımızdan akar, sular sellere dönüşür.

Mesela bizim itibarlı misafir ağırlama odalarımıza bakalım:



Biden bizim itibarımız karşısında böyle eziklenmişti misal:



Bu da son derece itibarla Meclis başkanlığını bırakan Sayın İsmail Karaman’ın itibarlı odası:



Saray’da itibarlı bir gece; muhtarla iftar isimli itibar tablosu! Rönesans’tan…



PİSA’yı duymuşsunuzdur. Yemek olanı değil, o pizza.

PISA şu; “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı”, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından üçer yıllık dönemler hâlinde, 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri ölçümleyen bir araştırma…

PISA’da zorunlu eğitimin sonunda örgün eğitime devam eden 15 yaş grubundaki öğrencilerin; Matematik okuryazarlığı, Fen Bilimleri okuryazarlığı ve Okuma Becerileri konu alanlarının dışında, öğrencilerin motivasyonları, kendileri hakkındaki görüşleri, öğrenme biçimleri, okul ortamları ve aileleri ile ilgili veriler toplanmakta.

Tahmin edildiği üzere saray, han hamam, tantana, debdebe uçan ülkeler PISA’da sürünüyor normal olaraktan.

Türkiye son PISA değerlendirmesinde 75 ülke arasında son yirmiye zar zor girdi. Ki katıldığımız son PISA olarak tarihte yerini aldı, artık girmiyoruz böyle boş beleş işlere!

Yetkililer PISA’nın büyük bir dış güç oyunu olabileceğini söyleyerek yerli PISA kuracaklarını açıklamaları an meselesidir!

Bakın şu tablo H. Egeli B. Hayrullahoğlu tarafından 2010 yılında yapılan bir araştırmanın neticesi. Öğrenci Başına Yıllık Eğitim Harcamaları (GSYİH’nın satın alma gücü paritesi kullanılarak hesaplanan değerinin USD karşılığı) 2013 yılı OECD rakamları tabii…



Siz istediğiniz kadar arkanıza ‘Duşakabinoğulları’nı koyup kırmızı halılarla döşeli merdivende Osmanlı Sultanı tafraları yapın, rakamlar ortaya çıkıyor ve kaç paralık itibarınız olduğunu söylüyor. Havuz şeysilerinin allayıp pullamalarıyla hakikat değişmiyor…

Çok rahatlıkla söyleyebilirim ki, bugünkü rakamlar (Evet tahmin ettiğiniz gibi bu araştırmalar artık yapılmıyor, hepsinin dış güç oyunu olduğu düşünüyor ve ülkemizin ekonomisi gibi, eğitiminin de çok güçlü olduğu bilim olimpiyatlarındaki organik hoşaflarla yedi düvele gösteriliyor zaten!

Erdoğan ısrarla durumumuzun örnek alınacak bir yerde olduğunu, itibarımızın tasarruf göremeyecek kadar önemli olduğunu söylüyor ama Milli Eğitim’e ayrılan bütçeyi buraya yazıp olayın boyutunu genişletmek istemem.

Ama bakınız, henüz birkaç gün oldu okullar açıldı.

Benim kızıma şu belgeyi verip yollamışlar:

İlk bakışta ne olduğunu anlamadım, sonra öndeki yazıyı tekrar okuyunca çocuğumdan bir takım malzemeleri kendisinin getirmesini istediklerini fark ettim.

Liste şu:

Eş dost ile telefon konuşması yaparken benim durumumun sevinilmesini gerektirecek kadar iyi olduğunu fark ettim. Mesela bir arkadaşıma şu liste yollanmıştı:



Bir diğerine ise şu:



Bir başkasına ise şu:



Tayyip Erdoğan, filosuna 400 milyon dolardan daha pahalı özel bir uçak daha ekleyeli henüz birkaç gün bile olmadı. Böylesi bir ülkenin kendi öğrencisinden çıtçıtlı dosya isteyecek kadar kepazeleşmesi itibarla filan izah edilemez.

İtibar çoktan yerle bir olmuş, artık insanlık onuruna sıra gelmiştir.

Bu iktidar, ülkenin her alandaki itibarını yerle bir ederken, şatafatlı saraylarda, lüks makam arabalarında, uçak filolarında, janjanlı akşam yemeklerinde başka itibar arayışına geçmesine sadece acınarak gülünür.

Bırak itibarı filan da sen önce bu çocukların tahtaya yazı yazabileceği asetat kalemini tedarik et efendi!

Yesinler sizin itibarınızı…

[Naci Karadağ] 21.9.2018 [TR724]

YEP yeni masallar [Semih Ardıç]

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak 2019-2021 döneminde Türkiye ekonomisinde belli başlı göstergelere dair tahminleri ihtiva eden Yeni Ekonomi Programı’nı (YEP) açıkladı.

Daha evvel Ali Babacan ve Mehmet Şimşek’in aynı maksada matuf ilan ettiği programlara “Orta Vadeli Program” (OVP) ismi verilmişti.

“BURASI ÇOK ÖNEMLİ…”

Her kelimenin önüne “yeni” sıfatının getirilmesinin marifet sayıldığı şu günlerde Albayrak da Yeni Ekonomi Programı ile naklen yayında orta vadeli Türkiye ekonomisini anlattı.

Ön sıraya dizilen işadamlarına -ki aralarında Varlık Fonu’na üye yapılan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da var- “Burası çok önemli.” diyerek aktardığı YEP’in hedeflerinin tutma ihtimali mevcut şartlarda mümkün değil.

Niçin tutmayacağını kestirme yoldan söyleyeyim: YEP’te krizin itirafı var, reçetesi yok.

KRİZ SANKİ BAŞKA MEMLEKETTE

Reis-i Cumhur Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı olan Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, sanki kriz başka bir memleketteymiş, dünyanın en yüksek ikinci repo faizini Türkiye değil de Mozambik ödüyormuş gibi konuştu.

Krizden çıkışa dair tek bir madde yoktu sunumunda. Amma velakin o esnada bile krizi ikrar etti. Son iki ayda yaşananların bilançoları tahrip ettiğini kendisi söyledi.

Halihazırda yarın ne olacağına dair kimse tahmin bile yürütemiyor. Böyle bir iklimde 3 senelik hedefler açıklasanız da bunların tutturulma ihtimali sıfıra yakındır.

SUNUM YAPMAYI ÇOK SEVİYOR

Damat Berat, Hazine’nin başına geçtiği günden beri mütemadiyen sunum yapıyor. Bir gün işadamlarına, öteki gün yine işadamlarına…

Canı sıkıldıkça birilerini davet ediyor. Promter cihazından akan satırları okurken bile soğuk terler döküyor.

Bugünkü sunumda “2021” senesi yerine birkaç defa “2001” dedi. Farkına bile varmadı. Söyleyene değil söyletene bakılmalı. Damat Berat’ın anlattığı tablo tam da 2001 krizini hatırlatıyor zaten.

2018 senesinin sonunda 72,1 milyar TL bütçe açığı tahmini yer aldı ki ilk 8 ay rakamı 51 milyar TL.

GELİR HEDEFLERİ AFAKÎ

2019’da 80,6 milyar TL, 2020’de 98 milyar TL, 2021’de 97 milyar TL bütçe açığı tahmini, döviz kurları bugünkü seviyelerde kalsa, hatta geriye gitse bile hayli iddialı kalıyor.

İlk 8 ayda 580 milyar TL vergi tahakkuk ettiği halde tahsilat 410 milyar TL. En azından ilk 7 ayda piyasa son iki aya kıyasla daha rahattı. Yine de devlet 100 liralık alacağının 30 lirasını tahsil edemedi.

YEP’te ise vergi gelirleri her sene yüzde 20 artıyor. Ulaşılması mümkün olmayan bir başka hedef olarak not ettim.

İTİBARDAN DA TASARRUF YAPILACAK MI?

Bütçe açığının giderek arttığı bir ortamda Katar’dan 500 milyon sterline uçan saray alındı. Bitlis Ahlat’a yavru Saray yapılacak. Ege kıyılarında yazlık saray inşaatı sürüyor.

Damat Berat ise gelecek sene 80 milyar TL tasarruf yapacaklarına inanmamızı istiyor.

Kamuda lüks harcamalar Osmanlı Devleti’nin çöküş dönemlerini aratmazken, Kütahya Valisi Mercedes marka makam minibüsüne vatandaşın vergilerinden 100 bin TL harcayarak VIP tasarım yaptırırken, kaymakam odasının tefrişat ve mobilyasına 60 bin TL harcanırken, en basit daire başkanına bile milyonluk Audi A6 makam arabası tahsis edilirken nasıl tasarruf edilecek?

YÜK GARİBANIN SIRTINA YIKILACAK

Garibanın ilaç parasından, emeklilere ve çalışanlara verilecek ücretlerden, vergi ve zamlar vasıtası ile daha fazla kesinti yapılacaksa buna tasarruf denilemez.

Hiç de yabancısı olmadığımız bu formüle “halkın sırtına binmek” denir.

Yatırımcılar, anlatılanları Albayrak’tan YEP yeni masallar gibi dinledi. Dolar toplantı başlamadan evvel 6,10 TL’ye, euro 7,14 TL’ye kadar gerilemişti. Borsa İstanbul (BIST) 100 endeksi 97 bin puanın üzerine çıkmıştı.

Toplantı naklen yayınlandığı için Damat Berat’ın konuştuklarının hoş temenniler manzumesinden ibaret olduğu anlaşıldıkça kur yeniden yükselişe geçti.

Bir ara 6,35 TL’ye kadar tırmandı dolar. Gün nihayete erdiğinde dolar düşmedi, BIST coşmadı. Bilakis ekside kapattı günü. Hazine’nin 2 yıllık borçlanma maliyeti yüzde 25,40’a yükseldi.

ORTALAMA KUR TAHMİNİ EVLERE ŞENLİK

Damat Berat, 20 Eylül itibarıyla 6,20 TL civarında seyreden dolar/TL’nin 2018 sonunda 4,90 TL olacağını zannediyor. YEP’te ortalama kur tahminleri evlere şenlik (2018: 4,90 TL, 2019: 5,59 TL, 2020: 6,00 TL, 2021: 6,21 TL).

Kur artışının iktisadî faaliyete nasıl tesir ettiğini hakkel-yakin müşahede ediyoruz. Öyleyse hakikatten kopuk kur tahmini ile bahsedilen hedeflere ulaşılabilir mi?

İlk düğme yanlış iliklendiyse ötesini konuşmak bile vakit israfıdır.

Maalesef Erdoğan’ın, “Kriz-mriz yok. Bunlar manipülasyon.” sözlerinde kendini ele veren inkâr halet-i ruhiyesi Hazine ve Maliye Bakanlığı’na da sirayet etmiş.

Hakikat ile irtibatı kalmadı Türkiye’nin. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı (OECD) Türkiye’nin 2018 büyüme tahminini yüzde 5’ten yüzde 0,5’e çektiği gün Damat Berat, aynı dönem için, “Yüzde 3,2 büyüyeceğiz.” diyebildi.

KRİZİ İNKÂR ETMEK

Krizi inkâr etmek neticeyi değiştirmiyor ki! İstanbul’da bir simit 1,75 TL oldu. Elektrik ve doğalgaz zamları bu kış vatandaşı mum ışığında battaniyelere sarılmak mecburiyetinde bırakabilecek kadar yüksek.

İşini kaybedenlerin sayısı eylül ve ekimde zirveye çıkacak.

Damat Berat’ın anlattığı YEP yeni masalların vesikası olarak programdaki hedeflerin tablosunu da makalenin içine dercettim.

Kriz derinleştikçe öfkesi çehresine vuran Erdoğan yakında bu vesikayı da Merkez Bankası’nın beyanlarını da buruşturup çöpe atacak nasıl olsa?

Kayın pederi sabrın son safhasında olduğunu söylemişti. Damat Berat’a verilen mühlet de doldu nitekim.

[Semih Ardıç] 21.9.2018 [TR724]

Kazandıkları Kupa 1’in hayaliyle yaşıyorlar [Hasan Cücük]

Şampiyonlar Ligi’nde ilk maçlar geride kaldı. Temsilcimiz Galatasaray, 5 yıl aradan sonra boy gösterdiği Devler Ligi’nde Lokomotif Moskova’yı 3-0 yenerek, rüya gibi bir başlangıç yaptı. Liverpool – PSG maçı ilk haftaya damgasını vuran müsabaka oldu. 90 dakikası heyecan dolu maçta İngiliz temsilcisi galibiyete uzatma dakikalarında bulduğu golle ulaştı. İlk haftanın en büyük sürprizi ise Premier Lig şampiyonu Manchester City’nin sahasında Lyon’a 2-1 yenilmesi oldu. Diğer favorilerin rahat kazandığı ilk hafta geride kalırken, gelin artık Şampiyonlar Ligi kazanması hayal olan geçmişin şampiyonlarına yakından bakalım.

İspanyol, İngiliz, İtalyan ve Alman kulüpleri arasında gidip gelen Şampiyonlar Ligi’ni çeyrek asır önce Fransa temsilcisi Marsilya ve 2004’te FC Porto kazanarak sıradışı sürprize imza atmıştı. Son dönemde  İspanyol kulüpleri Real Madrid ve Barcelona’nın patentini aldığı Şampiyonlar Ligi’nin eski şampiyonlarından bazılarının bırakın kupayı alması Devler Ligi’ne katılmaları bile imkansız hale geldi.

1961’de kalan Benfica

Portekiz Ligi’nin kralı olan Benfica, geçen sezon Şampiyonlar Ligi grup maçlarını puansız tamamlamıştı. Bu yılda sahasında Bayern Münih’e 2-0 yenilerek Devler Ligi’nde kötü bir başlangıç yapan Benfica, Avrupa’nın 1 numaralı kupasını geçmişte iki yıl üst üste kazanmayı başarmıştı. Benfica’nın başarısını görmek için oldukça geriye ta 1960 yılına gitmek gerekiyor. 1961’de Benfica, Kupa 1’in finalinde Barcelona’yı 3-2 yenerek prestijli kupayı müzesine götürüyordu. Aynı başarıyı ertesi yıl tekrarlayan Benfica’nın rakibi İspanya’nın bir başka devi Real Madrid oluyordu. 1955-60 arasında 5 yıl üst üste Kupa 1’i müzesine götüren Real Madrid’i 5-3 yenen Benfica ikinci kez kupanın sahibi oldu. Daha sonra Kupa 1’de 5 kez daha finale adını yazdıran Benfica hepsinde sahadan mağlup ayrıldı. Kupa 1’de finale son kez 1989-90’da çıkan Benfica için Şampiyonlar Ligi kupası hayal ötesi oldu.

İskoç futbolunun tartışmasız iki takımından biri olan Celtic’i şimdilerde Şampiyonlar Ligi’nde görmek pek mümkün olmasa da müzesinde Kupa 1 bulunan takımlardan biridir. 1967’de adını finale yazdıran Celtic’in rakibi İtalya’dan İnter’di. Lizbon’da oynanan finalin 90 dakikası bittiğinde 2-1 Celtic’in üstünlüğü vardı. Britanya adasına Kupa 1’i getiren ilk takım olan Celtic, 1970 yılında adını yine finale yazdırdı. Finalde bugün Celtic gibi Şampiyonlar Ligi’ni kazanması hayal olan Hollanda temsilcisi Feyenoord’a yenildi. 1970’de kupayı kazanan Feyenoord içinde artık Şampiyonlar Ligi uzak ötesi bir hayal.

Nottingham Forest’in yılları: 1979-1980

Kupa 1’i 1979 ve 80’de üst üste iki yıl kazanan Nottingham Forest adını bulmak için İngiltere Championship’e bakmak gerekiyor. Bugün Ada futbolunda esamesi bile okunmayan Nottingham Forest, 1979’da finalde İsveç’in Malmö FF takımını 1-0 yenip, kupayı müzesine götürnüştü. İngiliz temsilcisi aynı başarıyı 1980’de tekrarlarken bu kez rakibin adı Hamburg’du. Alman ekibini de 1-0 yenen Nottingham Forest Kupa 1’i üst üste ikinci kez müzesine götürdü. Sonrası ise kocaman bir kayıp. Nottingham’ın bırakın Avrupa’da kupa kazanmasını Ada’da bile kazanması imkansız. Keza Malmö FF’nin finale gelmesi de.

Nottingham Forest kadar olmasa da Ada futbolunda kayıplara karışan bir başka takım olan Aston Villa, 1982’de Kupa 1 finalinde Alman devi Bayern Münih’i 1-0 yenerek kupayı müzesine götürdü. Ada’da son şampiyonluğunu 1980-81 sezonunda yaşayan Aston Villa, Championship’ten Premier Lig’e yükselme hayali kuruyor. Avrupa’da kupa hayaline bile girmiyor.

1983’ten beri Hamburg kayıp

Tarihinde ilk kez geçen sezon lig düşen Hamburg, yeniden Bundesliga hayalleri kurarken bir zamanlar Avrupa’da kupa kaldırıyordu. 1980’de finalde kaybeden Hamburg, 1983’te adını yeniden Kupa 1’in finaline yazdırıyordu. Finalde İtalyan devi Juventus’u Felix Magath’ın golüyle 1-0 yenen Hamburg, Avrupa’nın 1 numaralı kupasını müzesine taşıyordu. Hamburg için Şampiyonlar Ligi biletini almak bile imkansız artık.

1986, Steau Büşreş’in

Romanya futbolda Avrupa’nın giderek sıradanlaşan bir ülkesi oldu ama 1986’da Avrupa’nın 1 numaralı kupasını Steau Bükreş kazanmıştı. Finale gelen Steau’nun rakibi Barcelona idi. Normal ve uzatma devrelerinin golsüz bittiği maçta penaltılara geçildiğinde Stau Bükreş’in kalecisi Helmuth Duckadam adeta devleşiyordu. Barcelona’nın attığı 4 penaltıyıda kurtaran Duckadam, sayesinde Steau Bükreş rakibini 2-0 yenip kupaya uzanıyordu. Steau Bükreş, 1989’da adını bir kez daha finale yazdırdı ama bu kez Milan’a boyun eğdi. Steau Bükreş için Şampiyonlar Ligi geçmişte kalmış güzel bir hayal sadece.

Yugoslavya döneminin bir numaralı kulübü olan Kızılyıldız, başarısını 1991’de Kupa 1 ile taçlandırmıştı. Finale kadar gelen Kızılyıldız, rakibi Marsilya’yı penaltılarla 5-3 yenerek Avrupa’nın en büyüğü oldu. Yugoslavya’nın dağılmasıyla güç kaybeden Kızılyıldız, 28 yıl aradan sonra ilk kez bu yıl Şampiyonlar Ligi gruplarına adını yazdırdı. Kupayı kazanması ise hayal ötesi.

[Hasan Cücük] 21.9.2018 [TR724]