Torpil forever ya da resmi Saray memurluğuna merhaba [ERMAN YALAZ]

AKP’nin kadrolaşma hususunda sınır tanımayan hırsı, 15 Temmuz’dan sonra adeta çağlayanlara dönüştü. Torpiller yasal kılıfa uyduruldu. Demokrasiyi rafa kaldıran, partizan kadrolaşmaya ağırlık veren, torpili, liyakatin ve sınavların önüne alan AKP, önceki gün yeni bir hamle daha yaptı. Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına Dair Genel Yönetmelik’te değişiklik Resmi Gazete’de yayınlandı. Unvan değişikliği sınavının sadece yazılı yapılabileceği şartı kaldırıldı. Bundan böyle unvan değişikliği sınavı sözlü de yapılabilecek. ‘De’ye dikkat. Bu artık bundan sonra hep öyle yapılacak anlamına geliyor. Bundan böyle atamalarda yazılı sınavın yanı sıra “sözlü sınav” yani mülakat da yapılacak. Önce yüz binler açığa alındı. Şimdi yerine geleceklerin yeri yapılıyor.

Sendikaların “yandaş atamalara kapı açılır” itirazı da fayda etmeyecek. Üstelik yazılıda 70 puan alma şartı 60’a indirildi. Bundan sonraki aşama KPSS’yi tamamen ortadan kaldırıvermek. Zaten il başkanları eliyle hastanelerdeki çöpçüye kadar kadrolar AKP eliyle belirleniyordu. Artık en ufak farklılığa bile tahammül kalmadığı resmileşmiş oldu.

‘NEPOTİZM’ OUT, ‘AKRABAYI KORU KULLA’ İN

Nereden başlamıştı bu hikâye peki? 2001 yılında kuruluş tüzüğüne aynen şu cümleleri yazmıştı AK Parti: “Kamu personelinde kariyer ve liyakat esasını temel alacak ve eleman alımlarını bu kıstasa göre yapacaktır.” Aradan 15 yıl geçti, yine ‘liyakate’ göre iş yapılıyor. Peki, nedir liyakat? Partiye oy vermek. Ya da verir gibi olmak/yapmak, bir tanıdık bulup kadronun içine sızmak kâfi.

Saray operasyonu ile elinden başbakanlık alınan Ahmet Davutoğlu, koltuğa oturduğu ilk günlerde ayağının tozuyla il başkanlarına konuşurken ağzından şu cümleleri kaçırdı kadrolaşmalarla ilgili: “Sizden beklentimiz nasıl Ankara’da üst düzeyde yapılan değişim olgunluk içerisinde yapılmışsa, il ve ilçelerdeki yapılırsa, değişimlerde de aynı olgunluğu göstermenizi bekliyorum. Küçük hesapların yer almasını istemiyorum. Bu süreçte nepotizm (akraba ve yakın arkadaşları kayırma) olmayacak.”

Herkes ne oluyor, hadi bakalım filan derken, ayan beyan AKP gerçeği açığa çıktı. Sosyal medyanın en çok izlenenleri arasında yer alan Mehmet Metiner’in sözleri daha gerçekçiydi: “Biz inançlı insanlarız değil mi, Cuma namazına gittiğimizde hutbede ne der hoca. Akrabayı koru kulla!(ayetin mealini kastediyor ama çarpıtıyor)” Dahası bizzat Erdoğan, Davutoğlu’nun şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele talebini “şimdi sırası değil” diyerek açıkça reddetti.

BATERİST YEĞEN AB’YE UZMAN, KAYINBİRADER VALİYE ÖZEL KALEM

CHP, AKP’nin son 3 yılda hızlandırdığı kadrolaşmasına karşı iyi bir çıkış yaparak Aralık 2014-Ocak 2015 döneminde yüzlerce ismi, bakanların ve hatta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın akraba ve yeğenlerine kadar uzanan VİP torpil listelerini deşifre etti.

Kimler yoktu ki listede? Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın ağabeyinin bacanağı, Meclis Başkanı Toptan’ın yeğeni, Trabzon Milletvekili Göktaş’ın oğlu, Bakan Emrullah İşler’in kayınbiraderi, Bakan Şahin’in erkek kardeşi, Muammer Güler’in baterist-barmen yeğeni… Üstelik torpil listesi ballı kadrolara gelivermişti. AB Bakanlığı, TBMM, valilik özel kalem, Başbakanlık kadroları tam sıçrama tahtası olarak kullanıldı.

MUHALEFET KUYRUĞUNDAN TUTTU AMA…

Liste uzundu. O gün gazetelerin yazdığına göre, CHP’li Haluk Koç 85 ismi deşifre etmişti ilk başta ama torpil listesi 400 bin kişiyi kapsıyordu bir iddiaya göre. Muhalefet tam kuyruğundan tutmuştu olayın, ama halka anlatamadı sanırım. Ya da anlayanların da işine geldi bu AK kadrolaşma. Bugün devlet memuru olarak, kamu hizmetlerini gören,  3.6 milyon kamu personeli bulunuyor. Bunun 2.9 milyonu kadrolu, 390 bini sürekli işçi. Mevcut 15 yıllık kadrolaşma yetmemiş olmalı ki, yeni yönetmelik çıkarılarak ‘takviye viteste kadrolaşma hamlesi’ başlatılmış.

İşin bir de sendikal yönü var ki, içler acısı. Türkiye’de memur sendikalarının son 15 yıldaki karnesi, iktidarın icraatlarına çanaklıktan öteye gitmiyor maalesef. Zurnayı ve tokmağı eline alıp hükümet adına meslektaşlarını dövenler sendika başkanlıklarından milletvekilliğine terfi etti. Hatırlarsanız, yandaş sendikalar eliyle 10 binden fazla okul müdürü ve müdür yardımcısı bir çırpıda temizlenivermişti.

ÖNCE OKUL MÜDÜRLERİ SONRA SANDIKLARA ‘KADROLU KEDİLER’

Okulları ele geçirme hamlesi, tam bir ‘al gülüm ver gülüm’ alışverişiydi. Ki AKP bunun neticelerini Cumhurbaşkanlığı seçiminden başlamak üzere son 3 seçimde katmerli şekilde aldı. Bakmayın elektrik trafolarının bozulmasına, sandıklara kedi girdi laflarına. Kediler kadroluydu. Muhalefet dedektif gibi araştırması gereken bu alana el atamadı.

Belki onlar da kadrolaşmak istiyordu. Ancak görünen haliyle CHP avucunun içini yaladı. MHP? O zaten gizli ortak gibiydi. Türkiye’de son 3 senedir, antidemokratik uygulamaların, adalet sarayları dâhil işe alımlardan, mahkeme kararlarına; sulh ceza mahkemelerinin inşasından, devletin kalbi Ankara’daki kadrolaşmalara kadar her alanda istediğini alan kadrolar yine Devlet Bahçeli’nin göz kırptıkları. Bugün başkanlık için oynanan ‘Erdoğan-Bahçeli tandemi’ne bakmayın siz, bu kadrolaşma dendiğinde zaten 10 senedir gösterilen performanstı.

HOŞ GELDİN BAAS, HOŞ GELDİN FİŞLEME

Peki, bundan sonra ne olacak? Cevap çok basit. İşinin ehli olmayan, liyakat değil, partinin sözlü sınavlarını geçen, memurluk ömrünün yarısı parti mitinglerinde geçen, yan masadaki arkadaşını fişleyen, gammazlayan; yarın sakalı, eşarbı yok; eteği var, gömleği Ecevit mavisi, saçları Atatürk sarısı diyerek şikâyet edip arkadaşlarını fişleme yoluna devam edecek kadrolar yerini sağlamlayacak.

Yani tek ölçünün lidere, davaya sadakat olduğu, bir çeşit Baas rejimi! Hadi canım sende, nereden çıkartıyorsun diye sormayın. Halimiz ortada, üç ay gibi kısa sürede 100 bin devlet memurunu açığa alan, 80 bin kişiyi gözaltına alıp 35-40 binini tutuklayan AKP-Erdoğan rejimi zaten mevcut kadrolarıyla tıkır tıkır işleyen bir fişleme mekanizması kurmuş.

Devlet fabrikası artık kanunlar kapsamında sadece  AKP’ye çalışacak. O kadar. Geçmiş olsun.

Erman YALAZ, 26.10.2016 /TR724

Elinizden geliyorsa … [Ebu Abdurrahman]

Üstad Hazretleri, “Şualar”da mahkeme müdafaalarında, yazdığı mektuplarda hizmet-i imaniye ve Kura’aniyeye düşmanlık yapanlara diyor ki:

“Elhasıl, ya Risale-i Nur’u tam serbest bırakınız veyahut bu kuvvetli ve zedelenmez hakikati elinizden geliyorsa kırınız.

“Ey dinini dünyaya satan ve küfr-i mutlaka düşen bedbahtlar! Elinizden ne gelirse yapınız. Dünyanız başınızı yesin ve yiyecek!

“Sizi iğfal eden, adliyeyi şaşırtan ve hükümeti bizimle, vatana ve millete zararlı bir surette meşgul eyleyen MUARIZLARIMIZ olan ZINDIKLAR ve MÜNAFIKLAR, irtidad-ı mutlaki rejim altına almakla, sefahet-i mutlaka MEDENİYET ismini vermekle, cebr-i keyfi-i küfriye KANUN ismini takmakla hem sizi iğfal, hem hükümeti işgal, hem bizi perişan ederek, hakimiyet-i islamiyeye, millet ve vatana ecnebi hesabına darbeler vuruyorlar.

“Efendiler! 30-40 seneden beri ecnebi hesabına, küfür, ilhad namına bu milleti ifsad ve bu vatanı parçalanmak fikriyle, Kur’an hakikatına her vesile ile hücum eden ve çok şekillere giren bir gizli ifsad komitesine karşı bu meselemizde kendilerine perde yaptıkları insafsız ve dikkatsiz memurlara ve bu mahkemeyi şaşırtan MÜSLÜMAN KİSVESİNDEKİ PROPAGANDACILARINA, hitaben, fakat sizin huzurunuzda, zahiren sizin ile birkaç söz söylememe izin veriniz.”

(Fakat ikinci gün beraat kararı, o dehşetli konuşmayı geri bıraktırdı.)

“(Aziz, sıddık kardeşlerim) (…) Hadiseye sebebiyet verenlere itap etmeyiniz. Bu musibetin geniş ve dehşetli planı çoktan kurulmuştu, fakat manen pek çok hafif geldi. İnşaallah çabuk geçer. “Olur ki hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlı olur.” (2/26) sırrıyla müteessir olmayınız.

“Evet kardeşlerim, saklamaya lüzum yok. O zındıklar, Risale-i Nur’u ve şakirtlerini, tarikata ve bilhassa Nakşi tarikatına kıyas edip, o ehl-i tarikatı mağlup ettikleri planlar ile, bizleri çürütmek ve dağıtmak fikriyle bu hücumu yaptılar. (…) Nakşilere ve ehl-i tarikata karşı kullandıkları aynı silah ile hücum ettiler, fakat aldandılar. Çünkü Risale-i Nur’un meslek-i esası; ihlas-ı tam ve terk-i enaniyet, zahmetlerde rahmeti ve elemlerde baki lezzetleri hissedip aramak, fani, aynı sefihane lezzette elim elemleri göstermek, imanın bu dünyada dahi hadsız lezzetlere vesile olduğunu, hiçbir felsefenin eli yetişmediği noktaları ve hakikatleri ders vermek olduğundan, onların planlarını inşaallah tam akim bırakacak ve Risale-i Nur Mesleği ise, tarikatlara kıyas edilmez, diye onları susturacak…”

Ebu Abdurrahman, 25.10.2016 /Zaman

İsmail Saymaz’ın dediği gibi, aynen ‘hale bak’! [BARBAROS KARTAL]

Hani işgüzar bir çalışan patronundan aferin almak için bir şey yapar da yaptığı patronun hoşuna gitmez bir de üzerine fırça yer ya, aynen o hesap Hürriyet’in başına gelenler.

Sen kalk Amerika’ya kadar git Bylock’un gizemli sahibini bul, Cemaat’in gizli(!) haberleşme yöntemini deşifre edecek röportajı yap, sağa sola yarın bir Hürriyet alın diye ilan ver ama ortaya hukuksuz mahkemelerin saçma sapan tezlerini bir bir çökerten bilgiler açığa çıksın. Saymaz’ın hiçbir suçu yok, gerçekler ortaya çıkınca yaşanacak muhtemel sonuç budur. Yoksa koskoca Hürriyet, Cemaat aleyhine olacak olmasa hiç bu işlerin altına girer mi?

Kırk yılın başı gazetecilik yapınca

Yapılan gazetecilik değil mi? Elbette, tartışmasız bir gazetecilik başarısı. Bakın gördünüz mü biraz gazetecilik yaptığınızda bütün ikiyüzlülüğünüze rağmen ortaya nasıl gerçekler çıkıyor. Bu gazeteciliği 15 temmuz gecesinde yaşananlarla ilgili yapsanız keşke? Erdoğan’ın darbe gecesi ile ilgili anlattıklarını bir masaya yatırsanız? Ergenekon mağdurları için yaptığınız gazeteciliğin zekatını şu an işkenceden kırılan yakınlarıyla görüştürülmeyen, avukat bile tutamayan insanlar için yapsanız. Kuddusi Okkır için yaptığınız gazeteciliği işkencede hayatını kaybeden öğretmen Gökhan Açıkkollu için bir deneseniz. Giderek artan şüpheli intihar vakaları için bir araştırma yapsanız demek neler neler öğreneceğiz.

Bylock konusuna el atmışken Bylock’ta yapıldığı iddia edilen darbe görüşmelerini çıkarsanız kim kime ne demiş öğrensek? Ama gerçek bilgiler olacak, 4 şifreli ipad şifresini çözemeyenlerin size elden verdikleri değil. Ama yapamazsınız, yapmazsınız. Hele hele bu röportajdan sonra Mehmet Ali Yalçındağ ne kadar gerekli adammış bile diyorsunuzdur. Aslında hak ettiğiniz muamele havuzun size yaptığı.  Onca yalan ve iftiranın yayılması için canla başla çalışmanıza rağmen yaranamazsınız. Şimdi kendinizi affettirmek için bakalım hangi tavşanı çıkarmaya çalışacaksınız.

Saymaz’a destek verilmeli, ama…

Saymaz’ın röportajından sonra dünyadaki herkese açık basit bir programı indirdiği için özgürlükleri ellerinden alınmış masum insanların hemen serbest bırakılması gerekirken Saymaz için soruşturma başlatılmış. İşkence ile alındığı kesinleşen, yalan olduğu herkesin bildiği ve kendi içerisinde tutarsız itirafları çarşaf çarşaf haber yapanların olduğu ülkede Saymaz’a herkesin destek vermesi gerekiyor.

Kaldı ki elbette cemaat aleyhine bir iş olmasa Saymaz onca yolu gider miydi? Zalim hukuk sisteminiz bunu baz alsa yeter masumiyeti için. Zaten Saymaz ne diyor “bylock’un Fetö’nün örgütsel haberleşme aracı olduğuna delil sunan haberimize ‘delil karartma’ suçundan soruşturma açılıyor. hale bak…”

Aynen hale bak.

***

Geldiğimiz noktaya dair

“17 yıllık gazeteciyim. Almanya’da bir kere bile ‘canlı- Merkel konuşuyor’ veya ‘canlı- Gauck konuşuyor’ gibi paylaşım görmedim” diye tweet atmıştı Elmas Topçu. Erdoğan için yapılan paylaşımlar nedir ki, bizim yalaka medyamız damat için aynı uygulamaya geçti. Kendi gazetesinde her gün poster haberlerine alışmıştık. Şimdi bütün havuz aynısı yapıyor. Gittiği yerlerde tek ayak üstünde bekliyor insanlar kendisini. Başbakan’dan esirgenen hürmet kendisine gösteriliyor. Nasıl bir hale geldik nasıl bir rejime doğru gidiyoruz minik bir ispatı. Artık günlük rutin haber listesinde bir de damat var. ‘Padişahım çok yaşa’ diyenler şehzadelere de damatlara da dikkat etmeli tabii ki.

Barbaros Kartal, 26.10.2016 /TR724

ByLock fiyaskosu [VEHBİ ŞAHİN]

Hürriyet önemli bir haber yayınladı pazartesi günü İsmail Saymaz imzalı… “İşte ByLock David Keynes” başlığıyla verilen haberin konusu ise internetten indirilen ve herkesin kullanımına açık olan mesajlaşma programı ByLock’un kuruluşundan bu yana patentini elinde bulunduran David Keynes adlı Türk asıllı kişiyle New York’ta yapılan görüşme…

Keynes, ABD vatandaşlığına geçtikten sonra ismini değiştiren bir Türk olarak tanıtılıyor haberde. Kimliğinin deşifre olmaması için de yüzünü göstermiyor. David Keynes, ByLock’u tasarlayan ‘Tilki’ lakaplı eski ev arkadaşının, 3 Aralık 2013’te programı App Store’a koyabilmek için kendisinden kredi kartını istediğini, o zamandan beri de patentin üzerinde olduğunu anlatıyor.

İddialarını kısaca özetleyelim hemen:

-ByLock, 600 bin kişi tarafından indirildi.

-Kullanıcıların çoğu Türkiye, Suudi Arabistan ve İran’da yaşadığını söylüyor.

En önemli ifşaatı ise uygulamanın bu yılbaşında kaldırıldığını söylemesi… Yani ByLock’un Ocak 2016’dan itibaren kullanım dışı olduğunu, o tarih sonrasında ve 15 Temmuz darbe girişiminde kullanılmadığını itiraf ediyor.

Keynes’in verdiği bir diğer önemli ayrıntı da ByLock’un, 7 Eylül 2014’te App Store’dan kaldırıldığını, Google Play’de ise bir yıl daha kalabildiğini belirtmesi… ByLock’un Google Play’den yaklaşık 500 bin, App Store’dan 100 bin kişi tarafından indirildiğini söylüyor.

David Keynes’in bu açıklamaları ne anlama geliyor?

ByLock yüzünden 10 binlerce insanın hukuksuz yere hapse atıldığını gösteriyor.

HSYK Başkanvekili Mehmet Yılmaz’ın en güçlü delil dediği ByLock savının iflas ettiğini ispat ediyor.

ByLock’un 15 Temmuz darbe girişiminde kullanıldığı iddiasını temelden çürütüyor. Meğer ByLock Ocak 2016’dan bu yana kullanım dışıymış.

Harici bellekler ile cihazlara yükleniyor ve sadece Cemaat üyeleri kullanıyor dedikleri ByLock’un tüm dünyada herkese açık olduğunu ispat ediyor.

Türkiye’de 210 bin insanın kullandığını iddia ettikleri uygulamayı 600 bin kişinin indirdiği ortaya çıkıyor.

Sadece Türkiye’de değil, Suudi Arabistan ve İran’da da yaygın kullanıldığı ifşa ediliyor.

Şüphesiz bu açıklamaların hukuki bir karşılığı var.

ByLock kullanıyor diye örgütlü suçlar kapsamına alınarak yapılan gözaltı ve tutuklamaların hukuken geçerliliğini yitirdiği anlaşılıyor. Halen cezaevinde olanların derhal serbest bırakılması gerekiyor.

MİT’in başarısı olarak gösterilen ByLock listeleri üzerinden gözaltı ve tutuklama kararı veren savcı ve hâkimlerin zor durumda düştüğü anlaşılıyor.

Bu haberden sonra cezaevindekileri serbest bırakmayan ya da yeni operasyonlara imza atan   savcı ve hakimlerin çok açık hak ihlali yaparak hürriyeti tahdit suçu işlediği, işleyebileceği  gerçeğini gözler önüne seriyor.

ByLock’un Cemaat’in verdiği özel şifre ile kullanılan, bluetooth ile dağıtılan, USB ile cihaza yüklenen ve 1 dolar şifresi ile kullanıma açılan bir uygulama şeklindeki komik ve temelsiz iddiaların birer safsatadan ibaret olduğu, uygulamanın Google ve Apple Store’larda herkesin kullanımına açık ticari amaçlı bir program olduğu tescil ediliyor.

ByLock’un 15 Temmuz darbesinde kullanıldığı iddiası bir kez daha çöküyor. 15 Temmuz’dan 6 ay önce, Ocak 2016’da uygulamanın yayından kalktığı kesinleşiyor. Üç aydır kamuoyuna boca edilen darbe yazışmaları tarzı haberlerin havuz medyasının uydurması olduğu ispat ediliyor.

Bu programı sadece Cemaat üyeleri kullanıyor iddiası da 600 bin kişinin uygulamayı indirdiği ve pek çok ülkede kullanıldığı itirafıyla delil olmaktan çıkıyor.

Bu vesileyle Aydınlık’ın ByLock kullanan 80 AKP’li milletvekili haberini ve sosyal medyada bu uygulamayı kullanan AKP’lilerin isimlerinin listelerden ayıklandığı iddialarını da hatırlatmakta yarar var. Sonuç olarak Hürriyet’in manşet haberi, on binlerce insanın tutuklandığı ByLock operasyonlarının hukuken çöktüğünü gözler önüne seriyor.

Vehbi ŞAHİN, 26.10.2016 /TR724.com

Savcı ve hakimler suç işliyor, hamile kadın tutuklanamaz [ALİ MİRZA YAZAR]

15 Temmuz darbe girişiminin ardından AKP iktidarının Gülen cemaatine yönelik başlattığı kitlesel kıyımda kanunlar görmezden geliniyor.

Hamile veya emzikli çocuğu olan kadınların gözaltına alındığı, tutuklandığı hatta işkenceye varan muamelelere maruz kaldıkları, şüpheli yakınlarının beyanlarıyla kamuoyuna yansıyor. Gazeteci Tuğba Tekerek başta olmak üzere tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilen birçok kişinin bu yöndeki demeçleri de zaman zaman medyada haber oluyor.

Yaşanan bu dram örnekleri, hamile veya bebeği olan annelerin gözaltına alınması ya da tutuklanmasının hukuki karşılığı var mı? sorusunu gündeme getirdi.

Konuya ilişkin görüşlerine başvurduğumuz hukukçuların birleştiği nokta şu: ‘Ceza yasalarında bu husus açık bir şekilde düzenlemiş. Hamile ya da altı aydan küçük bebeği olan kadınların tutuklanması iç hukuka göre mümkün değildir.’

Hukukçular, 5275 sayılı Ceza İnfaz Kanununun 16’ya 4. Maddesine dikkat çekiyor:

“Hapis cezasının infazı, gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçmemiş bulunan kadınlar hakkında geri bırakılır. Çocuk ölmüş veya anasından başka birine verilmiş olursa, doğumdan itibaren iki ay geçince ceza infaz olunur.”

Bu kanunun 116. Maddesi de bu durum “tutuklular hakkında da uygulanır’’ şeklinde kesin hüküm içeriyor. Ancak tüm bu bağlayıcı kanunlara rağmen, gözaltı kararı veren, tutuklamaya sevk eden hâkimler göz göre göre suç işlemeye devam ediyor.

HUKUKÇULAR: TUTUKLU AVUKATLARI TAHLİYE TALEBİNDE BULUNSUN

İç hukuktaki bağlayıcı kararlar kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) karar ve içtihatları da hamile kadın ve bebeği olan şüpheli ya da tutuklu anneleri koruma altına alıyor. AİHM kararları, ‘’Tutuklama sadece iç hukuka uygun olmakla kalmamalı, aynı zamanda keyfi de olmamalıdır. Kanunları kötü niyetli uygulama açık keyfiliktir.’’ diyor

Hukukçular şu noktaya dikkat çekiyor: ‘’Yukarıdaki iki hüküm ışığında bu türden durumda olanların suç işledikleri iddia ediliyorsa, gözaltına alınmadan ifade çağrılmaları Anayasa m. 13’ün de gereğidir.

Bu nedenle zaman zaman medyada gündeme gelen hamile olan ya da 6 aydan küçük bebeği olup da tutuklananlar veya avukatları, 5275 sayılı Kanunun 16/4 ve 116. Maddelerini gerekçe gösterip tahliye talebinde bulunmalıdır.’’

TUĞBA TEKEREK, MAHPUSTAKİ 8 AYLIK ANNE ADAYINI YAZMIŞTI

Gazeteci Tuğba Tekerek, cezaevinde şahit olduğu örneklerden birini kaleme aldığı makalede şöyle anlattı:  ‘’Sekiz aylık hamile bir kadın da vardı, konuşmalara pek katılmıyordu, daha çok, büyümüş bedenini idare etmeye çalışmakla meşguldü, sıkıntısı yüzünden okunuyordu. Hukuk da okuyormuş bir yandan ama şimdi hukuktan nefret ediyor. Operasyon olduğunda doğum iznindeymiş arandığını öğrenince, birlikte çalıştığı savcıya gidip “Ben teslim olmak istiyorum” demiş. Üç buçuk yaşında bir kızı varmış. “Yüzünü unuttum nerdeyse, keşke yanıma fotoğrafını alsaydım” dedi, ağlayarak. Başka birisi araya girdi “İzin vermezler ki. Ayna bile yok burada!” Evet, insanın kendi yüzünü bile unutabileceği bir yerdi burası.’’

Tr724 İŞKENCE GERİ DÖNDÜ DİZİSİNDE MAHKUM ANNELERE YER VERMİŞTİ

Yaşananların küçük bir kısmına ulaşan Tr724.com İşkence Geri Döndü yazı dizisinde tutuklu annelerin anlattıklarını Türkiye ve dünyaya duyurmuştu. Bebeğini emzirmesine izin verilmeyen annelerin yürek burkan dramları, açık açık suç işlenmesine rağmen OHAL bahanesiyle devam ettiriliyor.

Ali Mirza YAZAR, 26.10.2016 /TR724.com, @AliMirzaYazar

ByLock yalanları ve gerçekler [Erhan BAŞYURT]

15 Temmuz darbe girişimini Cemaat’e yıkmaya gayret eden iktidar, ‘ByLock üzerinden şifreli haberleştiler’ diyerek algı oluşturmaya ve delil uydurmaya çalışıyor.

‘Telefonuna ByLock indirilmiş’ denilerek, önceden fişledikleri memurları açığa alıyor ve sivilleri delilsiz hapse koyuyorlar.

***

İsmail Saymaz, ByLock’un sahibi David Keynes ile görüştü ve Hürriyet röportajı önceki gün manşetine taşıdı.

ByLock yalan ve iftiralarını çökerten, kumpası ortaya çıkaran başarılı bir gazetecilik olmuş röportaj…

***

YALAN 1: ByLock Cemaat tarafından kullanılan şifreli bir yazışmadır…

GERÇEK 1: ByLock, bugüne kadar 600 bin kez indirilmiş. Tüm dünyaya açık ve yasal bir yazılımmış. Sadece Türkiye’de değil, özellikle Suudi Arabistan ve İran gibi baskıcı ülkelerde de kullanılıyormuş…

***

YALAN 2: ByLock üzerinden darbe planlandı…

GERÇEK 2: ByLock, Ocak 2016’da alt yapı yetersizliği ve güncelleme yapılamadığı için tamamen kullanımdan kaldırılmış. Yani darbeden yaklaşık 7 ay önce kullanımı sona ermiş. Darbe için ByLock’tan gizlice haberleştiler iddiası tamamen uydurma ve yalanmış…

***

YALAN 3: Bir dolarlar ByLock şifresi olarak kullanılıyor…

GERÇEK 3: Programı indiren kendi şifresini istediği gibi oluşturabiliyormuş…

***

YALAN 4: MİT, ByLock’u yasal takibe aldı. 18 milyon mesaj elinde…

GERÇEK 4: MİT, ByLock’u hacklemiş… Yani yasa dışı yoldan indirenlerin listesine ulaşmaya çalışmış. Bu durumda eldeki liste gerçek bile olsa, yaşa dışı yoldan elde edildiği için geçersiz. MİT’in mesaj içeriklerini hacklediği iddiasının da gerçek olmadığı anlaşılıyor.

***

Saymaz’ı röportajı için tebrik ediyorum. Hürriyet de 15 Temmuz’dan bu yana ilk kez gazetecilik yaptı desem yeridir

***

Sonuç olarak ByLock herkesin kullanımına açık WhatsApp, Cacao, Telegram, Skype gibi bir program.

Hem AppStore’dan hem de GooglePlay’den ücretsiz ve yasal şekilde indirilebiliyor.

ByLock’u indirmek veya kullanmak bir suç değil. Sonradan da suç ilan edilemez. Gerçekte suç olsaydı, ByLock kullanan AKP’li bakan ve yüzü aşkın milletvekili de aynı şekilde tutuklanırdı…

***

İnsanları ByLock indirdiği için suçlamak ile WhatsApp indirdiği için suçlamak arasında zerre kadar fark yok.

Programın kendisi suç unsuru gösterilemez.

Darbe gecesi askerlerin ‘WhatsApp’tan yazıştığı’ haberleri yayınlandı ‘havuz’ medyasında.

Bu durumda tüm WhatsApp kullanıcıları ‘darbeci’ mi oluyor?

***

Birileri ByLock üzerinden yazışarak suç işlediyse, o kişilerin suç içeren mesajları yasal şekilde elde edilerek ortaya konur ve cezası ne ise yargı karar verir.

Nasıl WhatsApp kullanıcılarının hepsine birden ‘suçlu’ muamelesi yapılamıyorsa, ByLock kullanıcılarına da toplu cezalandırma yapılamaz.

***

Suç şahsidir. Birisi ekmek bıçağı ile adam öldürdü diye, evinde ekmek bıçağı bulunan herkese katil muamelesi yapılamaz.

Birileri kundaklama yaptı diye, cebinde çakmak bulunan herkes suçlu ilan edilemez.

Aynı şekilde indirilmesi ve kullanımı yasal olan bir ByLock sosyal yazılım programı nedeniyle de toplu yargısız infaz yapılamaz.

***

İktidar yalan ve iftiralarla algı oluşturup, masum insanlara zülüm etmeye son vermeli. Mazlumun ahı arşa ulaşır ve zulmedenler asla cezasız kalmaz. Ah alan ah çeker…

Erhan BAŞYURT, 26.10.2016 /TR724.com