Ayasofya tartışmasına yapılan hukuksuz seçimle Patrik seçilen ve ilk konuşmasında seçmenine değil de Erdoğan ve Soylu’ya teşekkür eden Maşalyan da katıldı.
ALİN OZİNİAN 14 Haziran 2020 YAZARLAR
Yıllardır kriz anlarının temcit pilavı “Ayasofya’nın cami olarak ibadete açılması” tartışması yine gündemde, hem de hiç olmadığı kadar.
Koronavirüs yüzünden daha da sersemlemiş ekonomi, AKP’nin içinden bir DEVA partisinin en sonunda ortaya çıkması, gittikçe oy kaybeden AKP, HDP başta olmak üzere farklı siyasi grupların hoşnutsuzluğu ve belki de en güçlü dönemini yaşayan AKP-MHP kenetlenmesi, Ayasofya’nın neden gündemde tutulduğunu açıklamaya yeterli.
İstanbul’un fethi kutlamalarından sonra, Ayasofya konusu daha da aşkla tartışılmaya başlandı. 567 yıl önceki fetih sanki tamamına ermemiş, sanki hala İstanbul Türklerin olmamış gibi davranıyor insanlar.
Ayasofya camii olmadan İstanbul’un fethedildiğine inanmayacak gibi bir tavırları var.
567 sene önce güç ve kahramanlık sembolü olan “başka bir ülkenin fethinin”, bu yaşadığımız çağda yeri yok. Bu anlamda fetih güzellemeleri, fetihle gururlanma, siyasi ve insani olarak oldukça “demode”. Hele son bir haftada dünyada sömürgecilerin heykellerini yıkan bir iradeye şahitlik ettiğimizi düşünürsek.
Erdoğan bile zamanında gelen bu taleplere “Önce Sultanahmet Camii’ni doldurun!” diyerek cevap vermişti. O zaman başkaydı ama AB ile yakınlaşma vardı, meşruluğunu Batı ile pekiştirmeye çalışan bir Erdoğan vardı. Suriye’deki paralı savaşçılarını Libya’ya, Yemen’e aklı nereye isterse yollayan bir “cihan lideri” yoktu.
Türk sağının fetih sendromu ya da Ayasofya’nın makus kaderi değil bugün üstünde durmamız gereken. Bugün AKP’nin bir ülkenin tüm ayarları ile nasıl ustaca oynadığına, kaleleri içerden nasıl fethettiğine bakmalıyız.
Ayasofya’nın fethi bir kenara, Erdoğan 1461 yılında kurulmuş Ermeni Patrikhane’sini fethedebilmiş durumda. Fethedenin kudreti bir tarafa, fethedilenin teslimiyeti de göz yaşartıcı.
Türkiye Ermenileri 85. Patriği Sahak Maşalyan (Sahak II) Cumartesi günü, Twitter hesabından Ayasofya’nın ibadete açılması tartışmalarına ilişkin bir açıklama yaptı. Öyle bir açıklamaydı ki, bir çok kişi hesabın otantikliğinden şüphe ettiler, parodi hesap sandılar.
Maşalyan kısaca “Ayasofya ibadete açılsın. Müze olsun diye inşa edilmedi. Mabet yeterince büyük. Hristiyanlara da bir alan tahsis edilsin” dedi.
“Meraklı turistlerin fotoğraf çekmek için oraya buraya koşuşturması yerine diz çökmüş imanlıların saygı ve huşuyla secde kılmasının, Mabedin fıtratına daha uygun olduğunu” düşündüğü belirtti.
Hatta hızını alamadı, dünyanın kurtuluşu haç ve hilal ittifakıdır. Böyle bir barışı dünyaya armağan etme onuru Türkiye Cumhuriyeti Devletine yaraşır” da dedi.
Bu zatın Türkiye Ermenileri Patrik’i değil de, Türkiye’de hiç yaşamamış, Türkiye hakkında tek bir makale okumamış Tibetli budist rahip iyimserliği ile konuşması bir çoklarına şaşırtıcı gelebilir.
Fakat bu gelinen nokta, geçen Aralık ayında uzun süren bir “seçimsizlik” ardından yapılan hukuksuz seçimle Maşalyan’ın Patrik seçilmesi ve ilk konuşmasında seçmenine değil de Erdoğan ve Soylu’ya teşekkür ettiği düşünülürse çok anlaşılır.
Eskiden sadece 24 Nisanlarda yapılırdı bu “Ermeni Patrikhanesi darlama” işi. Dünyadaki Ermeniler Soykırımda hayatını kaybedenleri anarken, devlete yakın basın muhabirleri soluğu Patrikhane’de alırlar “Ne diyorsunuz Patrik efendi?” derlerdi.
Bu diplomatik krizleri ne cemaatin duygularını ne de devletin kırmızı çizgilerini kırmadan atlatabilen eğitimli, sağ duyulu, dünya siyasetini yakından takip edebilen din adamları vardı Ermeni cemaatinin, bir şekilde “kazasız-belasız” atlatılırdı.
Şimdiki gibi “düşük profilli” siyasetten, dünyadan, din felsefesinden, halkının duygularından anlamayan patrikler kıymetli değildi 90’larda. Ama artık öyle değil, Erdoğan’ın her adımının onaylanması, övülmesi bekleniyor dini azınlık liderlerinden.
Erdoğan hükümetinin atadığı Patrik Maşalyan da bunu hakkıyla yapıyor, sağ olsun. Eli mahkum bir yerde, Cumhurbaşkanımız kızıp “Patriklik yan gelip yatma yeri mi!” diye çıkışır alimallah.
Kaba tabir ile “bedava peynir ancak fare kapanında.” Hayat maalesef böyle, hele Türkiye’de.
Ayasofya gibi sembolleşmiş bir sanat eserinin camiye çevrilmesi, kültürel bir mirasın ezan ye da çan sesine indirgenmesi siyasetine, Ermeni Patrik ne yazık ki çok derinden ortak oldu.
Sorgulanan meşruluğuna bir çizik daha attı. Derin, unutulmayacak bir çizik.
Umuyorum ki, Patrik bu açıklamayı kendisine gelen bir “rica telefonu” üzerine yapmıştır. Kıramamış, köşeye sıkışmıştır.
Yoksa Ermeni cemaatinin son bir aydır aldığı tehditler ışığında müslümanlar ile aynı mabedi kullanalım demeyi, en azından cemaatinin güvenliğini göz önünde bulundurup demezdi.
Sonuç olarak, Maşalyan kendisini eleştiren bu ve benzeri yazılardan yararlanmayı deneyebilir.
Absürtlük sınırlarını zorlayan devlet “ricacıları” geldiğinde, bu yazıların bir çıktılarını onların önüne koyar, “Yapmayın beyler, ne gururum, ne haysiyetim kaldı, şu yazılanlara bakın…” diye dert yanar.
“El kadar çocuklar bile sosyal medyada bana Ermeni cemaatin değil, Erdoğan’ın Patrik’i diyorlar, insanların yüzüne bakamaz oldum” der.
İşe yarayabilir sanki.
[Alin Özinial] 14.6.2020 [Kronos.News]
AkPatrik Maşalyan [Alin Özinial]
Kültür ve Turizm Bakanlığının evine el koyduğu 87 yaşındaki Sıttıka teyze kalp krizi geçirdi
90’ına merdiven dayayan Sıttıka Atay’ın, 13 yıl önce Feza Eğitim ve Kültür Vakfına bağışladığı evine el konuldu. Beş gün önce kendisine tebligat gönderilen Atay, üzüntünden kalp krizi geçirdi.
SEVİNÇ ÖZARSLAN
BOLD ÖZEL – Kültür ve Turizm Bakanlığı, Manisa Gördes’te yaşayan 1933 doğumlu Sıttıka Atay’ın evine el koydu. 9 Haziran 2020’de gelen tebligata göre Atay’dan, Feza Eğitim ve Kültür Vakfına bağışladığı ancak kullanım hakkı ölene kadar kendisine ait olan evini 15 gün içinde boşaltması istendi. Eğer boşaltmazsa kaymakamlık tarafından tahliye edileceği belirtildi. Ayrıca yaşlı kadına 2016’dan bu yana biriken 23 bin TL kira bedelini de ödemesi şart koşuldu.
KALP KRİZİ GEÇİRDİ
Tebligat geldikten sonra çok üzülen ve kalp krizi geçiren Sıttıka Atay, iki gün önce ilçedeki hastaneye kaldırıldı. Tedavisi şimdi evde devam eden Atay’ın sağlık durumu iyi değil. “Evimi elimden alacaklar mı, sokağa mı atacaklar” endişesiyle yaşayan Atay, 15 Haziran Pazartesi günü tekrar doktora götürülecek.
Resmiyette 87 yaşında olan Sıttıka Atay’ın, eskiden nüfus cüzdanları geç çıkartıldığı için 90 yaşını geçmiş olduğu tahmin ediliyor.
VAKIF KHK İLE KAPATILDI
Manisa’nın yerlilerinden Sıttıka Atay, evini, 2007’de Manisa merkezdeki Feza Eğitim ve Kültür Vakfı’na bağışladı. Fakat vakıf, 2 Ağustos 2016’da KHK ile kapatıldı, tüm mallarına AKP hükumeti tarafından el konuldu.
2007’de hazırlanan tapu senedinde evin sahibi vakıf görünüyor ancak tapuda belirtilen ‘irtifak hakkı- kullanım hakkı” ölene kadar Sıttıka Atay’a ait. Ömrünü hayır hasenat işleriyle geçiren Atay, eşinden miras kalan bahçeli, tek katlı evinde 4 yıldır oturmaya devam ediyordu. Herhangi bir sorun yoktu.
23 BİN TL KİRA İSTENDİ
Ta ki Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Vakıflar İzmir Bölge Müdürlüğünden 10 Şubat 2020’de gelen “Çok İvedi” başlıklı tebligata kadar… Tebligatta Atay’a, evin mülkiyet hakkının vakfa geçtiği, evi işgal ettiği söyleniyor ve yaşlı kadının haberi dahi olmayan, Ağustos 2016’dan bu yana biriken 23 bin TL’lik kirayı hemen ödemesi isteniyordu.
13 SENE ÖNCE VAKFA BAĞIŞLAMIŞTI
Bold Medya’ya konuşan Sıttıka Atay’ın oğlu, tarihçi-yazar İbrahim Atay, “Babam vefat edince anneme miras olarak şu an oturduğu ev kaldı. 13 sene önce annem evi Feza Eğitim ve Kültür Vakfı’na bağışladı. İrtifak hakkı, vefat ettikten sonra vakfa geçmek şartıyla. İrtifak hakkı, evin ancak annem öldükten sonra vakfın malı olması anlamına geliyor. 15 Temmuz’dan sonra Hizmet Hareketine ait bütün vakıflara el konulunca bizim de başımıza bu geldi.” dedi.
“ANNEM ÇOK YAŞLI, BASAMAKLARI ÇIKAMIYOR”
ABD’de yaşayan Sıttıka Atay’ın oğlu, tarihçi-yazar İbrahim Atay: Annemin yediği standart yemek iftarda sütlü tarhana. Sanırım 40 kilonun altına düştü. Üzülmeyeyim diye benimle görüntülü bile konuşmak istemiyor.
Olan biteni annesine hissettirmemeye çalıştıklarını belirten İbrahim Atay, “Çözüm üretmeye çalışıyoruz. İşin açıkçası dört ay önce ilk tebligat gelince bu kadar da insafsızlık yapamazlar diye düşündük. Ne yapabileceğimizi de bilemedik. Sonra iki tebligat daha geldi. Süreç hızlandı. Avukatımız dava açacağız dedi ama panik vaziyetteyiz.” ifadelerini kullandı.
Ne kadar hissettirmeseler de annesinin meseleyi anladığını dile getiren Atay şöyle devam etti:
“Annem çok yaşlı. Merdiven basamaklarını çıkamıyor. Küçük küçük adımlarla yürüyebilen, tek başına yaşayan, minicik bir kadıncağız. Korkutmamaya çalışıyoruz ama çok kaygılı. Meseleye üzülünce geçen kalp krizi geçirdi. Abim ilçedeki doktora götürdü. Küçük ilçede bir şey olmadığı için pazartesi günü Akhisar’a tekrar götürecek. Ne yapacağımızı şaşırdık. Bakıcı tutmak istedim, kabul etmedi. Moral desteği vermekten başka elimizden bir şey gelmiyor.”
“15 GÜN İÇİNDE TAHLİYE EDİN”
Sıttıka Atay’a 10 Mart 2020’de İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğünden ikinci tebligat geldi. Buna göre Atay’a “Gördes İlçesi Uzuncam Mahallesi 83 Ada 3 Parsel Nolu taşınmaz üzerindeki her türlü haklardan terkin etmesi, bir ay önce bildirilen 4 yıllık toplam kira bedelinin Vakıflar İzmir Bölge Müdürlüğünün hesabına yatırılması, aksi takdirde hukuki işlem başlatılacağı’ söylendi. 9 Haziran 2020’de gelen üçüncü tebligatta ise evin 15 gün içinde boşaltılması istendi. “Eğer kendi rızanızla tahliye etmemeniz halinde, Kaymakamlığımızca tahliye edilecektir” uyarısı yapıldı.
EŞİ, GÖRDES BELEDİYESİ ESKİ BAŞKANI
İki oğlu bulunan Sıttıka Atay’ın eşi Refik Atay, bir dönem Manisa Gördes Belediyesi Başkanlığı yaptı. Refik Atay, 2013 yılında hayatını kaybetti.
[Bold Medya] 14.6.2020
SEVİNÇ ÖZARSLAN
BOLD ÖZEL – Kültür ve Turizm Bakanlığı, Manisa Gördes’te yaşayan 1933 doğumlu Sıttıka Atay’ın evine el koydu. 9 Haziran 2020’de gelen tebligata göre Atay’dan, Feza Eğitim ve Kültür Vakfına bağışladığı ancak kullanım hakkı ölene kadar kendisine ait olan evini 15 gün içinde boşaltması istendi. Eğer boşaltmazsa kaymakamlık tarafından tahliye edileceği belirtildi. Ayrıca yaşlı kadına 2016’dan bu yana biriken 23 bin TL kira bedelini de ödemesi şart koşuldu.
KALP KRİZİ GEÇİRDİ
Tebligat geldikten sonra çok üzülen ve kalp krizi geçiren Sıttıka Atay, iki gün önce ilçedeki hastaneye kaldırıldı. Tedavisi şimdi evde devam eden Atay’ın sağlık durumu iyi değil. “Evimi elimden alacaklar mı, sokağa mı atacaklar” endişesiyle yaşayan Atay, 15 Haziran Pazartesi günü tekrar doktora götürülecek.
Resmiyette 87 yaşında olan Sıttıka Atay’ın, eskiden nüfus cüzdanları geç çıkartıldığı için 90 yaşını geçmiş olduğu tahmin ediliyor.
VAKIF KHK İLE KAPATILDI
Manisa’nın yerlilerinden Sıttıka Atay, evini, 2007’de Manisa merkezdeki Feza Eğitim ve Kültür Vakfı’na bağışladı. Fakat vakıf, 2 Ağustos 2016’da KHK ile kapatıldı, tüm mallarına AKP hükumeti tarafından el konuldu.
2007’de hazırlanan tapu senedinde evin sahibi vakıf görünüyor ancak tapuda belirtilen ‘irtifak hakkı- kullanım hakkı” ölene kadar Sıttıka Atay’a ait. Ömrünü hayır hasenat işleriyle geçiren Atay, eşinden miras kalan bahçeli, tek katlı evinde 4 yıldır oturmaya devam ediyordu. Herhangi bir sorun yoktu.
23 BİN TL KİRA İSTENDİ
Ta ki Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Vakıflar İzmir Bölge Müdürlüğünden 10 Şubat 2020’de gelen “Çok İvedi” başlıklı tebligata kadar… Tebligatta Atay’a, evin mülkiyet hakkının vakfa geçtiği, evi işgal ettiği söyleniyor ve yaşlı kadının haberi dahi olmayan, Ağustos 2016’dan bu yana biriken 23 bin TL’lik kirayı hemen ödemesi isteniyordu.
13 SENE ÖNCE VAKFA BAĞIŞLAMIŞTI
Bold Medya’ya konuşan Sıttıka Atay’ın oğlu, tarihçi-yazar İbrahim Atay, “Babam vefat edince anneme miras olarak şu an oturduğu ev kaldı. 13 sene önce annem evi Feza Eğitim ve Kültür Vakfı’na bağışladı. İrtifak hakkı, vefat ettikten sonra vakfa geçmek şartıyla. İrtifak hakkı, evin ancak annem öldükten sonra vakfın malı olması anlamına geliyor. 15 Temmuz’dan sonra Hizmet Hareketine ait bütün vakıflara el konulunca bizim de başımıza bu geldi.” dedi.
“ANNEM ÇOK YAŞLI, BASAMAKLARI ÇIKAMIYOR”
ABD’de yaşayan Sıttıka Atay’ın oğlu, tarihçi-yazar İbrahim Atay: Annemin yediği standart yemek iftarda sütlü tarhana. Sanırım 40 kilonun altına düştü. Üzülmeyeyim diye benimle görüntülü bile konuşmak istemiyor.
Olan biteni annesine hissettirmemeye çalıştıklarını belirten İbrahim Atay, “Çözüm üretmeye çalışıyoruz. İşin açıkçası dört ay önce ilk tebligat gelince bu kadar da insafsızlık yapamazlar diye düşündük. Ne yapabileceğimizi de bilemedik. Sonra iki tebligat daha geldi. Süreç hızlandı. Avukatımız dava açacağız dedi ama panik vaziyetteyiz.” ifadelerini kullandı.
Ne kadar hissettirmeseler de annesinin meseleyi anladığını dile getiren Atay şöyle devam etti:
“Annem çok yaşlı. Merdiven basamaklarını çıkamıyor. Küçük küçük adımlarla yürüyebilen, tek başına yaşayan, minicik bir kadıncağız. Korkutmamaya çalışıyoruz ama çok kaygılı. Meseleye üzülünce geçen kalp krizi geçirdi. Abim ilçedeki doktora götürdü. Küçük ilçede bir şey olmadığı için pazartesi günü Akhisar’a tekrar götürecek. Ne yapacağımızı şaşırdık. Bakıcı tutmak istedim, kabul etmedi. Moral desteği vermekten başka elimizden bir şey gelmiyor.”
“15 GÜN İÇİNDE TAHLİYE EDİN”
Sıttıka Atay’a 10 Mart 2020’de İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğünden ikinci tebligat geldi. Buna göre Atay’a “Gördes İlçesi Uzuncam Mahallesi 83 Ada 3 Parsel Nolu taşınmaz üzerindeki her türlü haklardan terkin etmesi, bir ay önce bildirilen 4 yıllık toplam kira bedelinin Vakıflar İzmir Bölge Müdürlüğünün hesabına yatırılması, aksi takdirde hukuki işlem başlatılacağı’ söylendi. 9 Haziran 2020’de gelen üçüncü tebligatta ise evin 15 gün içinde boşaltılması istendi. “Eğer kendi rızanızla tahliye etmemeniz halinde, Kaymakamlığımızca tahliye edilecektir” uyarısı yapıldı.
EŞİ, GÖRDES BELEDİYESİ ESKİ BAŞKANI
İki oğlu bulunan Sıttıka Atay’ın eşi Refik Atay, bir dönem Manisa Gördes Belediyesi Başkanlığı yaptı. Refik Atay, 2013 yılında hayatını kaybetti.
[Bold Medya] 14.6.2020
AYM iptal etmişti: Güvenlik soruşturmasına stratejik görev kriteri
AKP, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği, kamuya girişte güvenlik soruşturmasıyla ilgili yeni bir çalışma başlattı. Sadece emniyet, ordu gibi stratejik görevler için arşiv taraması yapılacağı, diğer alımlarda adli sicil kaydının isteneceği belirtildi.
BOLD – Emniyet ve ordu mensupları, Cumhurbaşkanı ve bakanlarla yakın çalışan isimlere yönelik detaylı güvenlik soruşturmalarının devam ettirilmesi öngörülüyor.
15 Temmuz’un ardından çıkarılan 676 sayılı OHAL KHK’sıyla devlet memurluğuna alınacaklarda istenen genel şartlara “güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılmış olma” şartı da eklenmişti. Düzenleme sonrasında, sadece mahkeme kararlarına dayalı bilgiler değil, istihbarat birimlerinin tuttuğu ve çoğu aile üyeleriyle ilgili olan kayıtlardan dolayı da yüzlerce aday kamuya girişte elenmiş, bu nedenle düzenleme kamuoyunda tepkiyle karşılanmıştı. CHP, 2018 yılında düzenlemeyi iptal istemiyle AYM’ye götürmüştü. AYM, vatandaşların kişisel veri niteliğindeki bilgilerinin memuriyete girişte değerlendirmeye tabi tutulmasının anayasaya aykırı olduğuna karar vermiş ve düzenlemeyi iptal etmişti.
TEKLİF TEPKİLER ÜZERİNE GERİ ÇEKİLMİŞTİ
AKP, düzenlemeyi yeniden gündemine alarak, ilk defa ya da yeniden kamu hizmeti ve görevlerine atanacaklar için güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılması, güvenlik soruşturmalarını yapacak mekanizmaların “MİT, emniyet ve mahalli mülki idari amirlikleri” olmasını öngören yasa teklifi hazırlamıştı. Kamuya atanacak kişilerde “anayasaya ve devlete sadakat ve bağlılık, terör örgütleriyle eylem birliği içerisinde olmamak, örgütlere yardım etmemek, propagandalarını yapmamak” gibi ilkelerin arayan yasa teklifi, Meclis Genel Kurulunda muhalefetin ve kamuoyundan gelen tepkiler üzerine geri çekilmişti.
STRATEJİK GÖREV KRİTERİ
Milliyet’in haberine göre AKP, son gelişmelerle birlikte güvenlik soruşturmalarını yeniden ele alarak, yeni düzenleme için çalışma başlattı. Buna göre, yapılacak düzenlemeyle sadece “stratejik” görevlere getirilenlerin güvenlik soruşturmalarında arşiv taraması yapılacak; kamuya yapılacak diğer alımlarda adli sicil kaydı yeterli olacak. Bu kapsamda emniyet ve ordu mensupları, Cumhurbaşkanı ve bakanlarla yakın çalışan isimlere yönelik detaylı güvenlik soruşturmaları devam edecek.
[Bold Medya] 14.6.2020
BOLD – Emniyet ve ordu mensupları, Cumhurbaşkanı ve bakanlarla yakın çalışan isimlere yönelik detaylı güvenlik soruşturmalarının devam ettirilmesi öngörülüyor.
15 Temmuz’un ardından çıkarılan 676 sayılı OHAL KHK’sıyla devlet memurluğuna alınacaklarda istenen genel şartlara “güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılmış olma” şartı da eklenmişti. Düzenleme sonrasında, sadece mahkeme kararlarına dayalı bilgiler değil, istihbarat birimlerinin tuttuğu ve çoğu aile üyeleriyle ilgili olan kayıtlardan dolayı da yüzlerce aday kamuya girişte elenmiş, bu nedenle düzenleme kamuoyunda tepkiyle karşılanmıştı. CHP, 2018 yılında düzenlemeyi iptal istemiyle AYM’ye götürmüştü. AYM, vatandaşların kişisel veri niteliğindeki bilgilerinin memuriyete girişte değerlendirmeye tabi tutulmasının anayasaya aykırı olduğuna karar vermiş ve düzenlemeyi iptal etmişti.
TEKLİF TEPKİLER ÜZERİNE GERİ ÇEKİLMİŞTİ
AKP, düzenlemeyi yeniden gündemine alarak, ilk defa ya da yeniden kamu hizmeti ve görevlerine atanacaklar için güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılması, güvenlik soruşturmalarını yapacak mekanizmaların “MİT, emniyet ve mahalli mülki idari amirlikleri” olmasını öngören yasa teklifi hazırlamıştı. Kamuya atanacak kişilerde “anayasaya ve devlete sadakat ve bağlılık, terör örgütleriyle eylem birliği içerisinde olmamak, örgütlere yardım etmemek, propagandalarını yapmamak” gibi ilkelerin arayan yasa teklifi, Meclis Genel Kurulunda muhalefetin ve kamuoyundan gelen tepkiler üzerine geri çekilmişti.
STRATEJİK GÖREV KRİTERİ
Milliyet’in haberine göre AKP, son gelişmelerle birlikte güvenlik soruşturmalarını yeniden ele alarak, yeni düzenleme için çalışma başlattı. Buna göre, yapılacak düzenlemeyle sadece “stratejik” görevlere getirilenlerin güvenlik soruşturmalarında arşiv taraması yapılacak; kamuya yapılacak diğer alımlarda adli sicil kaydı yeterli olacak. Bu kapsamda emniyet ve ordu mensupları, Cumhurbaşkanı ve bakanlarla yakın çalışan isimlere yönelik detaylı güvenlik soruşturmaları devam edecek.
[Bold Medya] 14.6.2020
Vakalar tüm dünyada artışa geçti
Dünyayı kasıp kavuran pandeminin durulduğu öngörüleri her yerde yanlış çıkıyor. ABD’de vakalar 2 haftalık zirve yaparken, kapaktaki grafikte görüleceği gibi Latin Amerika, Afrika, Hindistan ve Rusya’da salgının kontrol altında olduğuna dair yeterli delil bulamıyoruz.
Maalesef, Türkiye’de vakalar yeniden artışa geçti. Cumartesi güncel verileri açıklayan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya kulak verelim:
“Toplam ölü sayısı 4 bin 792’ye toplam vaka sayısı 176 bin 677’ye yükseldi. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’de Koronavirüs nedeniyle 14 kişinin daha hayatını kaybettiğini, 1459 yeni vaka tespit edildiğini açıkladı. Böylece toplam ölü sayısı 4 bin 792’ye toplam vaka sayısı 176 bin 677’ye yükseldi.
Bakan Koca’nın paylaşımı şöyle:
“Vaka ayısındaki artış, tedbirlere uymayanları uyarıyor. Giderek, hepimizi.”
Aşağıdaki grafikte vakaların 7 günlük hareketli ortalamasını göreceksniz, artışın yeniden başladığı çok açıkça görülüyor. Basın taramamızda, Ankara, Gaziantep, Diyarbakır, Batman, Bitlis ve Şanlıurfa’da vaka sayısının kayda değer ölçüde arttığına dair raporlar bulduk.
Bir çok tıp uzmanının görüşü aksine, virüs yaz sıcağında gebermiyor. Yeni aşılar, virüsün daha az öldürücü bir mutasyon geçirdiği haberleri ise tıbben teyit edilmedi.
Türkiye sosyal mesafe korunmak kaydıyla tüm kısıtlamaları Haziran sonunda kaldıracak. Düğünler, kır gezileri, sinema ve tiyatrolara gitmek yeniden serbest. Fakat, halkımızın korunma ve sosyal mesafe yasaklarına uymakta güçlük çektiği de kesin.
Batman Valisi ve Belediye Başkan Vekili Hulusi Şahin belki de tüm kamuda yayılan endişeyi dile getirdi:
“Batmanlıların her şeyin normale döndüğüne dair bir tavır içinde. Yeni normale Batmanlılar alışamadılar. Sanki salgın bitmiş, her şey normale girmiş gibi bir tavır içinde olan vatandaşlarımız var. Park ve bahçeler açıldı doğru ama parkların açılması, bu kısıtlamanın kaldırıldığı anlama gelmiyor.”
Hepimizin TV’ler ve Hürriyet’teki köşesinden tanıdiğı Dr Osman Müftüoğlu ise 13 Haziran’da şu uyarıyı yaptı:
“Son üç günün rakamları bize şunları söylüyor
* Test sayısına oranla günlük yeni vaka sayıları azalmıyor, tersine giderek artıyor…
* Virüsün yaygınlaşmasında en mühim göstergelerden biri sayılan R0 değeri 0.7’lerden yeniden 1’in üzerine çıkmış gözüküyor…
* Yoğun bakımda yatan ve entübe edilen hasta sayılarımızda da artma işaretleri var…
* Günlük yeni vaka sayılarımız bir hafta önce neredeyse 700’lü rakamlara inmişken yeniden 1000’li rakamları gördü…
* Kısacası, virüs her şekilde “Ben sokaktayım, aranızdayım, beni hafife almayın, mutasyon geçirdiğime falan inanmayın, kısacası beni unutmayın!” diyor..
Vatandaş olarak bizim de salgın sürecini yönetenlerin de şapkalarımızı masanın üzerine koyup ciddi ciddi düşünmemizin zamanı gelmiştir. Her haliyle uyarı sinyalleri veren bu rakamsal artışların yeniden nasıl azaltılacağını, önce 500’lerin, sonra 100’lerin altına indirilip neticede nasıl 0’lanacağına kafa patlatıp yeni çözümleri devreye sokmamız gerekiyor. Bu son rakamlar biliniz ki benim gibi iflah olmaz bir iyimseri bile korkutuyorsa işler kesinlikle yolunda değil demektir. Lütfen dikkat! Aman dikkat… Allah aşkına dikkat…”
Türkiye’de yaz aylarında yurtçapında veya bazı bölgelerde ikinci sokağa çıkma yasağı veya karantinalar ilan edilmesi tehikesi artık çok yakın. Bu durumda, ekonomide buhran yaşanabilir.
Nisan TUIK perakende ve sektörel ciro endeksleri ikinci dalganaın özel sektöre verceği zararın muhtemel boyutunu kestirme imkanı da veriyor.
Sanayi, inşaat, ticaret ve hizmet sektörleri toplamında ciro endeksi (2015=100), 2020 yılı Nisan ayında aylık %24,5 azaldı.
Toplam cironun alt detaylarına bakıldığında; 2020 yılı Nisan ayında aylık sanayi sektörü ciro endeksi %26,6, inşaat ciro endeksi %9,8, ticaret ciro endeksi %25,5, hizmet ciro endeksi %22,7 azaldı.
Sabit fiyatlarla perakende satış hacmi 2020 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre %21,0 azaldı. Aynı ayda gıda, içecek ve tütün satışları %5,2, gıda dışı satışlar (otomotiv yakıtı hariç) %31,5, otomotiv yakıtı satışları %23,1 azaldı.
TUSIAD, TurKonfed ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Ajansı tarafından yapılan bir ankete göre, işdünyasının %59’u ikinci dalgaya hazır değil. Özellikle mikro-işletmeler ve KOBİ’ler artık mücadeleyi bırakarak iflas veya konkordato yoluna gidebilir.
Haslen TL 2.5 trilyon kredi yükünü altında ezilen şirketler, yılda iki kez %20 ciro kaybederse, hayatta kalamaz.
Tehlike büyük ve gerçek. Türkiye soyal ve ekonomik olarak ikinci salganın şokunu göğüsleyemez. Hem hükümet hem de vatandaşların rehavetten çıkıp gerekli önlemleri alması şart.
KAYNAK: AHVALNEWS/ Atilla Yeşilada
[Samanyolu Haber] 14.6.2020
Maalesef, Türkiye’de vakalar yeniden artışa geçti. Cumartesi güncel verileri açıklayan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya kulak verelim:
“Toplam ölü sayısı 4 bin 792’ye toplam vaka sayısı 176 bin 677’ye yükseldi. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’de Koronavirüs nedeniyle 14 kişinin daha hayatını kaybettiğini, 1459 yeni vaka tespit edildiğini açıkladı. Böylece toplam ölü sayısı 4 bin 792’ye toplam vaka sayısı 176 bin 677’ye yükseldi.
Bakan Koca’nın paylaşımı şöyle:
“Vaka ayısındaki artış, tedbirlere uymayanları uyarıyor. Giderek, hepimizi.”
Aşağıdaki grafikte vakaların 7 günlük hareketli ortalamasını göreceksniz, artışın yeniden başladığı çok açıkça görülüyor. Basın taramamızda, Ankara, Gaziantep, Diyarbakır, Batman, Bitlis ve Şanlıurfa’da vaka sayısının kayda değer ölçüde arttığına dair raporlar bulduk.
Bir çok tıp uzmanının görüşü aksine, virüs yaz sıcağında gebermiyor. Yeni aşılar, virüsün daha az öldürücü bir mutasyon geçirdiği haberleri ise tıbben teyit edilmedi.
Türkiye sosyal mesafe korunmak kaydıyla tüm kısıtlamaları Haziran sonunda kaldıracak. Düğünler, kır gezileri, sinema ve tiyatrolara gitmek yeniden serbest. Fakat, halkımızın korunma ve sosyal mesafe yasaklarına uymakta güçlük çektiği de kesin.
Batman Valisi ve Belediye Başkan Vekili Hulusi Şahin belki de tüm kamuda yayılan endişeyi dile getirdi:
“Batmanlıların her şeyin normale döndüğüne dair bir tavır içinde. Yeni normale Batmanlılar alışamadılar. Sanki salgın bitmiş, her şey normale girmiş gibi bir tavır içinde olan vatandaşlarımız var. Park ve bahçeler açıldı doğru ama parkların açılması, bu kısıtlamanın kaldırıldığı anlama gelmiyor.”
Hepimizin TV’ler ve Hürriyet’teki köşesinden tanıdiğı Dr Osman Müftüoğlu ise 13 Haziran’da şu uyarıyı yaptı:
“Son üç günün rakamları bize şunları söylüyor
* Test sayısına oranla günlük yeni vaka sayıları azalmıyor, tersine giderek artıyor…
* Virüsün yaygınlaşmasında en mühim göstergelerden biri sayılan R0 değeri 0.7’lerden yeniden 1’in üzerine çıkmış gözüküyor…
* Yoğun bakımda yatan ve entübe edilen hasta sayılarımızda da artma işaretleri var…
* Günlük yeni vaka sayılarımız bir hafta önce neredeyse 700’lü rakamlara inmişken yeniden 1000’li rakamları gördü…
* Kısacası, virüs her şekilde “Ben sokaktayım, aranızdayım, beni hafife almayın, mutasyon geçirdiğime falan inanmayın, kısacası beni unutmayın!” diyor..
Vatandaş olarak bizim de salgın sürecini yönetenlerin de şapkalarımızı masanın üzerine koyup ciddi ciddi düşünmemizin zamanı gelmiştir. Her haliyle uyarı sinyalleri veren bu rakamsal artışların yeniden nasıl azaltılacağını, önce 500’lerin, sonra 100’lerin altına indirilip neticede nasıl 0’lanacağına kafa patlatıp yeni çözümleri devreye sokmamız gerekiyor. Bu son rakamlar biliniz ki benim gibi iflah olmaz bir iyimseri bile korkutuyorsa işler kesinlikle yolunda değil demektir. Lütfen dikkat! Aman dikkat… Allah aşkına dikkat…”
Türkiye’de yaz aylarında yurtçapında veya bazı bölgelerde ikinci sokağa çıkma yasağı veya karantinalar ilan edilmesi tehikesi artık çok yakın. Bu durumda, ekonomide buhran yaşanabilir.
Nisan TUIK perakende ve sektörel ciro endeksleri ikinci dalganaın özel sektöre verceği zararın muhtemel boyutunu kestirme imkanı da veriyor.
Sanayi, inşaat, ticaret ve hizmet sektörleri toplamında ciro endeksi (2015=100), 2020 yılı Nisan ayında aylık %24,5 azaldı.
Toplam cironun alt detaylarına bakıldığında; 2020 yılı Nisan ayında aylık sanayi sektörü ciro endeksi %26,6, inşaat ciro endeksi %9,8, ticaret ciro endeksi %25,5, hizmet ciro endeksi %22,7 azaldı.
Sabit fiyatlarla perakende satış hacmi 2020 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre %21,0 azaldı. Aynı ayda gıda, içecek ve tütün satışları %5,2, gıda dışı satışlar (otomotiv yakıtı hariç) %31,5, otomotiv yakıtı satışları %23,1 azaldı.
TUSIAD, TurKonfed ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Ajansı tarafından yapılan bir ankete göre, işdünyasının %59’u ikinci dalgaya hazır değil. Özellikle mikro-işletmeler ve KOBİ’ler artık mücadeleyi bırakarak iflas veya konkordato yoluna gidebilir.
Haslen TL 2.5 trilyon kredi yükünü altında ezilen şirketler, yılda iki kez %20 ciro kaybederse, hayatta kalamaz.
Tehlike büyük ve gerçek. Türkiye soyal ve ekonomik olarak ikinci salganın şokunu göğüsleyemez. Hem hükümet hem de vatandaşların rehavetten çıkıp gerekli önlemleri alması şart.
KAYNAK: AHVALNEWS/ Atilla Yeşilada
[Samanyolu Haber] 14.6.2020
Bilim Kurulu üyesinden dikkat çeken açıklama
Korona virüs salgınında normalleşme adımlarının atılmasının ardından, hasta sayısında yeniden artış gerçekleşti. Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hasan Tezer, canlı yayında normalleşme sürecinde yapılan yanlışlara ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
Dünyayı etkisi altına alan korona virüs salgınında düşüş seyrine girilmesinin ardından, normalleşme adımları da atılmaya başlandı.Türkiye’de hayatın normalleşmeye başlamasının ardından çeşitli illerden de ikinci dalga haberleri gelmeye başladı.
Diyarbakır’da korona virüs hasta sayılarında önemli bir artış yaşanırken, ülke genelindeki sayılarda da önemli bir artış meydana geldi.11 Haziran’da Türkiye’deki yeni korona virüs hasta sayısı 987 olurken, 12 Haziran’da bu sayısı bin 195’e yükseldi. Dün açıklanan sayı ise bin 459 oldu.Korona virüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hasan Tezer, NTV canlı yayınında normalleşme sürecine ilişkin açıklamalarda bulundu.
Tezer, maske ve fiziki mesafeye uyulmadığı takdirde rakamların artabileceği uyarısında bulunarak, “Kontrollü normalleşme Mayıs ayında başladı. Berberler, kuaförler ve AVM’ler açıldı. Biz de süreci yakından takip etmeye başlamıştık ancak burada şöyle bir gösterge yok. Bu normalleşme sürecinde şu sayılar olacak diye bir öngörü yok. Sayıları sadece, istenilen kontrollerin sağlanması durumunda istenilen seviyede tutabilirsiniz. Biz Türkiye’de ilk aşamayı gayet iyi atlattık. Çok ciddi bir artış olmadı, bu da bizi sevindirdi” dedi.
Korona virüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hasan Tezer’in konuya ilişkin açıklamalarının devamı şu şekilde:
“11 Haziran’daki rakamlar, neyi yapıp yapmadığımıza ilişkin bir gösterge olacaktı. Perşembe gününden itibaren bir kıpırdanma var. Rakamların düşmemesi de bizim için bir kıpırdamaydı. Çünkü düşmesi gerekiyor.Bizim normalde bu dönemde, 200 ve 300’lü rakamlarda olmamız gerekiyordu. Ama hep 800 ve 900’ler bandında gitti. Ve 2 gün önce 1100, 11500’lü rakamları gördük.Nikah ve düğün salonlarındaki faaliyetler de başladı. Bu nedenle rakamların artabileceğini ön görebiliriz.Sokağa çıkma kısıtlamasının bittiği Pazartesi günü dalgalanmalar vardı ancak bunlar kabul edilebilir seviyelerde. Ancak sayıların 1500’lere çıkması, toplumumuzun dikkat etmediğini bizlere gösteriyor. Sonuç itibariyle hep söylüyoruz bu salgın bitmedi.
Evet, virüs kışın daha fazla etkili ancak temas devam ettiği sürece vakalar devam edecek. Önümüzde tatil süreci başlıyor. İnsanlar, havuz ve denize girecekler. Buralarda da kurallara uyulmadığı sürece vakalar devam edecektir.Ben ilk süreçteki gibi pik seviyesinin olacağını düşünmüyorum. Şu andaki sayılar ikinci dalga anlamına gelmemeli. Çünkü tüm dünyada benzer bir durum var. Dediğim gibi, bir göstergesi yok. Deneyip, görmemiz gerekiyor. Normalleşme diye bir faaliyete başlıyorsunuz ve rakamlarla görüyorsunuz. Görebildiğimiz rakamların biraz üstünde bir seviye ile karşılaştık, şu anki rakamlar, biraz daha tartışılması gerektiğini bize gösteriyor."
[Samanyolu Haber] 14.6.2020
Dünyayı etkisi altına alan korona virüs salgınında düşüş seyrine girilmesinin ardından, normalleşme adımları da atılmaya başlandı.Türkiye’de hayatın normalleşmeye başlamasının ardından çeşitli illerden de ikinci dalga haberleri gelmeye başladı.
Diyarbakır’da korona virüs hasta sayılarında önemli bir artış yaşanırken, ülke genelindeki sayılarda da önemli bir artış meydana geldi.11 Haziran’da Türkiye’deki yeni korona virüs hasta sayısı 987 olurken, 12 Haziran’da bu sayısı bin 195’e yükseldi. Dün açıklanan sayı ise bin 459 oldu.Korona virüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hasan Tezer, NTV canlı yayınında normalleşme sürecine ilişkin açıklamalarda bulundu.
Tezer, maske ve fiziki mesafeye uyulmadığı takdirde rakamların artabileceği uyarısında bulunarak, “Kontrollü normalleşme Mayıs ayında başladı. Berberler, kuaförler ve AVM’ler açıldı. Biz de süreci yakından takip etmeye başlamıştık ancak burada şöyle bir gösterge yok. Bu normalleşme sürecinde şu sayılar olacak diye bir öngörü yok. Sayıları sadece, istenilen kontrollerin sağlanması durumunda istenilen seviyede tutabilirsiniz. Biz Türkiye’de ilk aşamayı gayet iyi atlattık. Çok ciddi bir artış olmadı, bu da bizi sevindirdi” dedi.
Korona virüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hasan Tezer’in konuya ilişkin açıklamalarının devamı şu şekilde:
“11 Haziran’daki rakamlar, neyi yapıp yapmadığımıza ilişkin bir gösterge olacaktı. Perşembe gününden itibaren bir kıpırdanma var. Rakamların düşmemesi de bizim için bir kıpırdamaydı. Çünkü düşmesi gerekiyor.Bizim normalde bu dönemde, 200 ve 300’lü rakamlarda olmamız gerekiyordu. Ama hep 800 ve 900’ler bandında gitti. Ve 2 gün önce 1100, 11500’lü rakamları gördük.Nikah ve düğün salonlarındaki faaliyetler de başladı. Bu nedenle rakamların artabileceğini ön görebiliriz.Sokağa çıkma kısıtlamasının bittiği Pazartesi günü dalgalanmalar vardı ancak bunlar kabul edilebilir seviyelerde. Ancak sayıların 1500’lere çıkması, toplumumuzun dikkat etmediğini bizlere gösteriyor. Sonuç itibariyle hep söylüyoruz bu salgın bitmedi.
Evet, virüs kışın daha fazla etkili ancak temas devam ettiği sürece vakalar devam edecek. Önümüzde tatil süreci başlıyor. İnsanlar, havuz ve denize girecekler. Buralarda da kurallara uyulmadığı sürece vakalar devam edecektir.Ben ilk süreçteki gibi pik seviyesinin olacağını düşünmüyorum. Şu andaki sayılar ikinci dalga anlamına gelmemeli. Çünkü tüm dünyada benzer bir durum var. Dediğim gibi, bir göstergesi yok. Deneyip, görmemiz gerekiyor. Normalleşme diye bir faaliyete başlıyorsunuz ve rakamlarla görüyorsunuz. Görebildiğimiz rakamların biraz üstünde bir seviye ile karşılaştık, şu anki rakamlar, biraz daha tartışılması gerektiğini bize gösteriyor."
[Samanyolu Haber] 14.6.2020
Konya'da korona alarmı
Konya'da günlük korona vakalarının 1 hafta içinde kademeli olarak artmasının ardından ilde hastaneler hızlı bir şekilde doluluk oranına ulaşmasıyla tüm hastaneler pandemi hastanesi ilan edildi.
Yeni normalleşme süreci öncesinde günlük vaka sayısının 5 ila 8 arasında seyrettiği Konya'da son dönemde vaka sayıları katlanarak arttı.Konya'da son bir hafta içinde koronavirüs vaka sayısının ortalama günlük 100'ün üzerine çıktığı öğrenildi.
Durumu saat saat takip altında tutan yetkililer elde ettikleri rakamsal tablo ile yeni bir karara imza attı.Zafer Samancı'nın haberine göre, 1 hafta içinde koronavirüs vaka sayısının kademeli olarak hızla yükselişe geçmesinin ardından yetkililer, Konya'nın pandemi hastanesi olan Eğitim ve Araştırma Hastanesinin ardından Beyhekim Devlet Hastanesi'ni de pandemi hastanesi olarak ilan etti.Buranın da kısa sürede tamamen dolması ile birlikte Konya'daki tüm hastaneler pandemi hastanesi olarak hizmet vermeye başladı. Konya'daki hastanelerin şu an doluluk aşamasında olduğu durumun detaylı bir rapor halinde Sağlık Bakanlığı'na iletildiği öğrenildi.
Öte yandan kentte yapılan genel uygulamalar sırasında başta maske kullanımı olmak üzere sosyal mesafe kuralına uyumun son derece az olduğu gözlendi. Hafta sonunda park ve açık alanlardaki doluluk oranının ise vaka artış sayısında ciddi bir etken olduğu belirtildi.
"KURALLARA UYMAYANLARA CEZA YAZILSIN"
Vatandaşlar ise kurallara uymayanlara tepkili 67 yaşındaki emekli Hasan Göçer "Ben insanlara zarar vermemek için bana izin verildiği gün bile dışarı çıkmamaya gayret ettim.Bakıyorum da maske yok, sosyal mesafe yok. Hükümet ne yapsın hastalığı biz bile bile çağırıyoruz. Kurallara uymayanlar bildiğin cahiller. Kul hakkı bilincinden bihaberler" şeklinde konuştu. Vatandaşlar yasağa uymayanlara ceza yazılmasını istedi.
[Samanyolu Haber] 14.6.2020
Yeni normalleşme süreci öncesinde günlük vaka sayısının 5 ila 8 arasında seyrettiği Konya'da son dönemde vaka sayıları katlanarak arttı.Konya'da son bir hafta içinde koronavirüs vaka sayısının ortalama günlük 100'ün üzerine çıktığı öğrenildi.
Durumu saat saat takip altında tutan yetkililer elde ettikleri rakamsal tablo ile yeni bir karara imza attı.Zafer Samancı'nın haberine göre, 1 hafta içinde koronavirüs vaka sayısının kademeli olarak hızla yükselişe geçmesinin ardından yetkililer, Konya'nın pandemi hastanesi olan Eğitim ve Araştırma Hastanesinin ardından Beyhekim Devlet Hastanesi'ni de pandemi hastanesi olarak ilan etti.Buranın da kısa sürede tamamen dolması ile birlikte Konya'daki tüm hastaneler pandemi hastanesi olarak hizmet vermeye başladı. Konya'daki hastanelerin şu an doluluk aşamasında olduğu durumun detaylı bir rapor halinde Sağlık Bakanlığı'na iletildiği öğrenildi.
Öte yandan kentte yapılan genel uygulamalar sırasında başta maske kullanımı olmak üzere sosyal mesafe kuralına uyumun son derece az olduğu gözlendi. Hafta sonunda park ve açık alanlardaki doluluk oranının ise vaka artış sayısında ciddi bir etken olduğu belirtildi.
"KURALLARA UYMAYANLARA CEZA YAZILSIN"
Vatandaşlar ise kurallara uymayanlara tepkili 67 yaşındaki emekli Hasan Göçer "Ben insanlara zarar vermemek için bana izin verildiği gün bile dışarı çıkmamaya gayret ettim.Bakıyorum da maske yok, sosyal mesafe yok. Hükümet ne yapsın hastalığı biz bile bile çağırıyoruz. Kurallara uymayanlar bildiğin cahiller. Kul hakkı bilincinden bihaberler" şeklinde konuştu. Vatandaşlar yasağa uymayanlara ceza yazılmasını istedi.
[Samanyolu Haber] 14.6.2020
Sonunda bu da oldu...
Bir süredir emeklilik hakları için mücadele verenler ve 'Emeklilikte Yaşa Yakılanlar' olarak bilinen, kısaca ise EYT'liler olarak adlandırılan kişilerin oluşturduğu grubun Umut Partisi adı altında siyasallaştığı ifade edildi.
Emeklilikte Yaşa Takılanlar olarak verdikleri mücadele ile bilinen emeklilik mağdurlarının 14 Nisan'da başvurusunu yaptığı Umut Partisi resmen kuruldu.
Türkiye'de sayıları 6 milyona yaklaşan Emeklilikte Yaşa Takılanlar siyasi bir parti kurdu. EYT’lilerin sesi olmak için yola çıktıklarını belirten Umut Partisi, Genel Başkanı Abdulkadir Bozkurt, parti kurucularının büyük çoğunluğunun aynı mağduriyeti yaşayan EYT'li kişilerden oluştuğunu söyledi.
Sadece EYT’lilerle olmamakla birlikte haksızlığa uğramış tüm vatandaşların sesi olacaklarının vizyonunu çizdiklerini belirten Bozkurt, "Kamu yönetiminde ciddi revizyona gidilecektir. Gereksiz kamu harcamaları kısıtlanacaktır. En küçük kadrodan en büyük makamlara kadar liyakat esas alınacaktır. Torpil ve adam kayırmaca kesinlikle yapılmayacaktır. Kamuda etik ilkeler belirlenecektir. İşte bu ve benzeri sebeplerle Umut Partisini kurduk" dedi.
[Samanyolu Haber] 14.6.2020
Emeklilikte Yaşa Takılanlar olarak verdikleri mücadele ile bilinen emeklilik mağdurlarının 14 Nisan'da başvurusunu yaptığı Umut Partisi resmen kuruldu.
Türkiye'de sayıları 6 milyona yaklaşan Emeklilikte Yaşa Takılanlar siyasi bir parti kurdu. EYT’lilerin sesi olmak için yola çıktıklarını belirten Umut Partisi, Genel Başkanı Abdulkadir Bozkurt, parti kurucularının büyük çoğunluğunun aynı mağduriyeti yaşayan EYT'li kişilerden oluştuğunu söyledi.
Sadece EYT’lilerle olmamakla birlikte haksızlığa uğramış tüm vatandaşların sesi olacaklarının vizyonunu çizdiklerini belirten Bozkurt, "Kamu yönetiminde ciddi revizyona gidilecektir. Gereksiz kamu harcamaları kısıtlanacaktır. En küçük kadrodan en büyük makamlara kadar liyakat esas alınacaktır. Torpil ve adam kayırmaca kesinlikle yapılmayacaktır. Kamuda etik ilkeler belirlenecektir. İşte bu ve benzeri sebeplerle Umut Partisini kurduk" dedi.
[Samanyolu Haber] 14.6.2020
"Cumhur ittifakı yüzde 50'nın çok uzağında"
Beş farklı kamuoyu araştırma şirketinin verilerini yorumladığını açıklayan Avrasya Araştırma Başkanı Kemal Özkiraz, Cumhur İttifakı'nın oy oranını yüzde 42, Millet İttifakı'nın oy oranı ise yüzde 40 olarak tahmin ettiğini belirtti.
Avrasya Araştırma Başkanı Kemal Özkiraz, güvendiği beş anket şirketinin verilerini derleyerek Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimi için ulaştığı oy oranlarını açıkladı. Araştırmasında MetroPoll, MAK, Avrasya ile birlikte iki şirketin daha verilerini kullandığını söyleyen Özkiraz, iki şirketin adını, sonuçlarını henüz kamuoyuyla paylaşmadığı için söylemediğini aktardı.
CUMHUR İTTİFAKI YÜZDE 42, MİLLET İTTİFAKI YÜZDE 40
Özkiraz, milletvekili seçimlerinde AKP'nin yüzde 34.2, MHP’nin yüzde 8.3 oy alacağını öne sürdü ve iki partinin kararsızlar dağıtıldıktan sonra yüzde 42.5 oranına ulaştığını aktardı. Özkiraz, Millet İttifakı’nın oy oranını yüzde 40 olarak açıklarken, CHP’nin ortalama olarak yüzde 28’lerde, İYİ Parti’nin ise yüzde 12 civarında olduğunu söyledi. Özkiraz’a göre Saadet Partisi de yüzde 0.5 oranında.
‘HDP KİLİT PARTİ OLACAK’
Beş araştırmayı derleyen Özkiraz, HDP’nin oranını yüzde 12.4 olarak tahmin ettiğini söyledi. Cumhur İttifakı’nın meclis çoğunluğunu açık ara farkla kaybedeceğini söyleyen Özkiraz, Millet İttifakı’nın bu çoğunluğu açık ara ele geçiremediğini, mecliste 65 kişilik bir HDP vekil grubu olacağını belirtti. Özkiraz, mecliste hiçbir ittifakın kanun yapacak çoğunluğu sağlayamayacağını iddia etti ve “Muhtemelen seçimden sonra HDP kilit parti olacak” dedi.
‘CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİNDE ERDOĞAN 39.6’
Özkiraz, Cumhurbaşkanlığı seçimi tahminlerini sadece “Erdoğan aday olursa oy verir misiniz?” sorusunun cevaplarına göre oluşturduğunu ve bu soruya yüzde 39.6 oranında evet denildiğini aktardı. Özkiraz, Erdoğan’a oy vermeyeceklerin oranının ise yüzde 46.4 olduğunu, geri kalanların ise kararsız çıktığını belirtti.
‘HDP VE MHP İÇİN DOĞRU ADAY İMAMOĞLU’
Erdoğan’ın ittifakın oranından 2 puan düşük oy aldığını ve bunun geçmiş seçimde de tekrarlandığını söyleyen Özkiraz, “Muhalefet doğru aday çıkarırsa, MHP seçmeni Erdoğan’dan çok o adaya oy verir” dedi. Özkiraz’ın şöyle konuştu:
“HDP seçmeninde zaten çok büyük sorun gözükmüyor. HDP seçmenine çok ters bir aday çıkmadığı, HDP’nin de adayı olmadığı sürece, partisi de seçmeni serbest bırakırsa HDP’liler muhalefet adayına oy verecek. HDP seçmeni için en doğru aday hala İmamoğlu. MHP seçmeni için de en doğru aday Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş. İkisi de hemen hemen aynı oyları alıyorlar.
Bu isimler aday olur mu bilemeyiz. Adaylık konusunda ‘en çok şu hak etti, bu hak etti’ diyeceksek en çok hak eden bütün muhalefeti birleştiren Kemal Kılıçdaroğlu ama kendisi aday olacak mı bilemiyoruz. Bir sonraki araştırmada göreceğiz kendisi aday olsa kazanır mı kazanamaz mı. Erdoğan’ın kaybedeceği neredeyse net. Önemli olan onu yenecek kişiyi ve yöntemi belirlemek. Muhalefetin seçimi kazanması için dört şey önemli: Yeni bir anayasa ve sistem önerisi, doğru aday önerisi, doğru aday etrafında doğru birliktelik ve partiler arası doğru ittifak modelleri. Bunlar yapılırsa muhalefet seçimi çok çok rahat ve farklı kazanacak.”
[Samanyolu Haber] 14.6.2020
Avrasya Araştırma Başkanı Kemal Özkiraz, güvendiği beş anket şirketinin verilerini derleyerek Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimi için ulaştığı oy oranlarını açıkladı. Araştırmasında MetroPoll, MAK, Avrasya ile birlikte iki şirketin daha verilerini kullandığını söyleyen Özkiraz, iki şirketin adını, sonuçlarını henüz kamuoyuyla paylaşmadığı için söylemediğini aktardı.
CUMHUR İTTİFAKI YÜZDE 42, MİLLET İTTİFAKI YÜZDE 40
Özkiraz, milletvekili seçimlerinde AKP'nin yüzde 34.2, MHP’nin yüzde 8.3 oy alacağını öne sürdü ve iki partinin kararsızlar dağıtıldıktan sonra yüzde 42.5 oranına ulaştığını aktardı. Özkiraz, Millet İttifakı’nın oy oranını yüzde 40 olarak açıklarken, CHP’nin ortalama olarak yüzde 28’lerde, İYİ Parti’nin ise yüzde 12 civarında olduğunu söyledi. Özkiraz’a göre Saadet Partisi de yüzde 0.5 oranında.
‘HDP KİLİT PARTİ OLACAK’
Beş araştırmayı derleyen Özkiraz, HDP’nin oranını yüzde 12.4 olarak tahmin ettiğini söyledi. Cumhur İttifakı’nın meclis çoğunluğunu açık ara farkla kaybedeceğini söyleyen Özkiraz, Millet İttifakı’nın bu çoğunluğu açık ara ele geçiremediğini, mecliste 65 kişilik bir HDP vekil grubu olacağını belirtti. Özkiraz, mecliste hiçbir ittifakın kanun yapacak çoğunluğu sağlayamayacağını iddia etti ve “Muhtemelen seçimden sonra HDP kilit parti olacak” dedi.
‘CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİNDE ERDOĞAN 39.6’
Özkiraz, Cumhurbaşkanlığı seçimi tahminlerini sadece “Erdoğan aday olursa oy verir misiniz?” sorusunun cevaplarına göre oluşturduğunu ve bu soruya yüzde 39.6 oranında evet denildiğini aktardı. Özkiraz, Erdoğan’a oy vermeyeceklerin oranının ise yüzde 46.4 olduğunu, geri kalanların ise kararsız çıktığını belirtti.
‘HDP VE MHP İÇİN DOĞRU ADAY İMAMOĞLU’
Erdoğan’ın ittifakın oranından 2 puan düşük oy aldığını ve bunun geçmiş seçimde de tekrarlandığını söyleyen Özkiraz, “Muhalefet doğru aday çıkarırsa, MHP seçmeni Erdoğan’dan çok o adaya oy verir” dedi. Özkiraz’ın şöyle konuştu:
“HDP seçmeninde zaten çok büyük sorun gözükmüyor. HDP seçmenine çok ters bir aday çıkmadığı, HDP’nin de adayı olmadığı sürece, partisi de seçmeni serbest bırakırsa HDP’liler muhalefet adayına oy verecek. HDP seçmeni için en doğru aday hala İmamoğlu. MHP seçmeni için de en doğru aday Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş. İkisi de hemen hemen aynı oyları alıyorlar.
Bu isimler aday olur mu bilemeyiz. Adaylık konusunda ‘en çok şu hak etti, bu hak etti’ diyeceksek en çok hak eden bütün muhalefeti birleştiren Kemal Kılıçdaroğlu ama kendisi aday olacak mı bilemiyoruz. Bir sonraki araştırmada göreceğiz kendisi aday olsa kazanır mı kazanamaz mı. Erdoğan’ın kaybedeceği neredeyse net. Önemli olan onu yenecek kişiyi ve yöntemi belirlemek. Muhalefetin seçimi kazanması için dört şey önemli: Yeni bir anayasa ve sistem önerisi, doğru aday önerisi, doğru aday etrafında doğru birliktelik ve partiler arası doğru ittifak modelleri. Bunlar yapılırsa muhalefet seçimi çok çok rahat ve farklı kazanacak.”
[Samanyolu Haber] 14.6.2020
‘Bir gün biri de çıkar, bugünlerde kimlerle kol kola girdiğinizi anlatır’
Ahmet Taşgetiren: “İşin dramatik yanı şu ki, dün ‘Kemalist yapı’yı... tasfiye etmek için... devreye soktuğunuz bir yapı ile... iltisaklı herkesi yine Kemalist yapı ile iltisaklı bir grubun hazırladığı ‘FETÖMETRE’ ile tespit etmeye çalışıyorsunuz.”
KRONOS 14 Haziran 2020 GÜNDEM
Karar gazetesi yazarı Ahmet Taşgetiren, AK Parti Tanıtım ve Medya Başkan Yardımcısı olan Emre Cemil Ayvalı’nın ‘Kemalist yapı’ya karşı Gülen cemaati ile ‘kol kola girdik’ açıklamasını hatırlatarak AKP iktidarını eleştirdi. Taşgetiren, “İşin dramatik yanı şu ki, dün ‘Kemalist yapı’yı… tasfiye etmek için… devreye soktuğunuz bir yapı ile… iltisaklı herkesi yine Kemalist yapı ile iltisaklı bir grubun hazırladığı ‘FETÖMETRE’ ile tespit etmeye çalışıyorsunuz.” dedi.
Taşgetiren, “Bir gün bir E.C.A daha çıkar, tam da bugünler için ‘Kimlerle ne için kol kola girildiği’ni anlatır. Çünkü hala o ‘birilerini tasfiye için birileri ile kol kola girme anlayışı’ devam ediyor.” diye yazdı.
Ahmet Taşgetiren şunları yazdı:
Bugün o yapı “FETÖ” oldu. Bir terör örgütü olarak yargılanıyor. Ve herkesin bu yapı ile ilişkisi sorgulanıyor. İşin dramatik yanı şu ki, dün “Kemalist yapı” gibi on yılların devletteki dev birikimini tasfiye etmek için belli ki dev imkanlar vererek devreye soktuğunuz bir yapı ile uzaktan yakından (evet uzaktan yakından) irtibatlı – iltisaklı herkesi yine Kemalist yapı ile iltisaklı bir grubun hazırladığı “FETÖMETRE” ile tespit etmeye çalışıyorsunuz.
Bu durumda o yapıyı o güçle donatmak ne oluyor?
O yapının sizin “istihdamınızla” Emniyet’te, Yargıda, Ordu’da yaptıkları ne oluyor?
Emre Can Ayvalı’nın sözleri “Yanılmışız”ın yeni versiyonu.
Ancak iki temel soru var, iki temel mesele:
Bir: İltisak – irtibat damgası vurularak cezalandırılanlar neden cezalandırılıyor?
İki: Kol kola girerek türlü hukuksuzluklara imkân verenler neden bedel ödemiyor?
….
Bir gün bir E.C.A daha çıkar, tam da bugünler için “Kimlerle ne için kol kola girildiği”ni anlatır. Çünkü hala o “birilerini tasfiye için birileri ile kol kola girme anlayışı” devam ediyor. Neresi legal – neresi illegal çizgilerinin birbirine karışıp karışmadığına da bakılmaksızın. Hukukun geldiği yere bakarsanız her şeyi görürsünüz.
[Kronos.News] 14.6.2020
KRONOS 14 Haziran 2020 GÜNDEM
Karar gazetesi yazarı Ahmet Taşgetiren, AK Parti Tanıtım ve Medya Başkan Yardımcısı olan Emre Cemil Ayvalı’nın ‘Kemalist yapı’ya karşı Gülen cemaati ile ‘kol kola girdik’ açıklamasını hatırlatarak AKP iktidarını eleştirdi. Taşgetiren, “İşin dramatik yanı şu ki, dün ‘Kemalist yapı’yı… tasfiye etmek için… devreye soktuğunuz bir yapı ile… iltisaklı herkesi yine Kemalist yapı ile iltisaklı bir grubun hazırladığı ‘FETÖMETRE’ ile tespit etmeye çalışıyorsunuz.” dedi.
Taşgetiren, “Bir gün bir E.C.A daha çıkar, tam da bugünler için ‘Kimlerle ne için kol kola girildiği’ni anlatır. Çünkü hala o ‘birilerini tasfiye için birileri ile kol kola girme anlayışı’ devam ediyor.” diye yazdı.
Ahmet Taşgetiren şunları yazdı:
Bugün o yapı “FETÖ” oldu. Bir terör örgütü olarak yargılanıyor. Ve herkesin bu yapı ile ilişkisi sorgulanıyor. İşin dramatik yanı şu ki, dün “Kemalist yapı” gibi on yılların devletteki dev birikimini tasfiye etmek için belli ki dev imkanlar vererek devreye soktuğunuz bir yapı ile uzaktan yakından (evet uzaktan yakından) irtibatlı – iltisaklı herkesi yine Kemalist yapı ile iltisaklı bir grubun hazırladığı “FETÖMETRE” ile tespit etmeye çalışıyorsunuz.
Bu durumda o yapıyı o güçle donatmak ne oluyor?
O yapının sizin “istihdamınızla” Emniyet’te, Yargıda, Ordu’da yaptıkları ne oluyor?
Emre Can Ayvalı’nın sözleri “Yanılmışız”ın yeni versiyonu.
Ancak iki temel soru var, iki temel mesele:
Bir: İltisak – irtibat damgası vurularak cezalandırılanlar neden cezalandırılıyor?
İki: Kol kola girerek türlü hukuksuzluklara imkân verenler neden bedel ödemiyor?
….
Bir gün bir E.C.A daha çıkar, tam da bugünler için “Kimlerle ne için kol kola girildiği”ni anlatır. Çünkü hala o “birilerini tasfiye için birileri ile kol kola girme anlayışı” devam ediyor. Neresi legal – neresi illegal çizgilerinin birbirine karışıp karışmadığına da bakılmaksızın. Hukukun geldiği yere bakarsanız her şeyi görürsünüz.
[Kronos.News] 14.6.2020
Bank Asya avukatına suçlama: Gülen’in yazdığı bir kitapta parmak izi var
Bank Asya'nın avukatlarından Karakuş'a suçlamalar: KHK ile kamudan ihraç edilen eşi ve kardeşi hakkında da soruşturma var. Eskişehir Odunpazarı'ndaki bir evin bodrum katında yapılan aramada 'ele geçirilen' Fethullah Gülen'in yazdığı bir kitapta parmak izi çıktı.'
KRONOS 14 Haziran 2020 GÜNDEM
KHK ile kapatılan Bank Asya ile Gülen cemaatinin ’emniyet imamı’ olnmakla suçlanan Osman Hilmi Özdil’in avukatlığını yapan ve ByLock kullanıcısı olduğu iddiasıyla iki yıldır aranan edilen avukat Orhan Karakuş Ankara’da gözaltına alındı.
Saklandığı evde 19 bin 125 dolar, 19 bin 250 avro, 100’er gramlık 3 külçe altın, 3 altın bilezik, 1 küçük altın, 1 Cumhuriyet altını ve 25 tane 1 dolar ile bulunduğu iddia edien Karakuş, çıkarıldığı Sulh Ceza Hakimliğince tutuklandı.
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, Gülen cemaati üyeliğinden 8 yıl hapis cezasına çarptırılan avukat Mehmet Rasim Kuseyri’nin yanında staj yapan Karakuş, 2000 yılında kendi hukuk bürosunda avukatlık yapmaya başladı.
“Kozanlı Ömer” kod adı kaullandığı öne sürülen Osman Hilmi Özdil’in 2017’ye kadar avukatlığını üstlenen Karakuş’un, aynı zamanda Bank Asya’nın da avukatları arasında yer aldığı, adına Ankara’da 2 daire, 1 çalışma ofisi, Antalya’da arsa, araba ve eşinin adına 2 kooperatif hissesi ile Bank Asya’da 3 milyon 769 bin 810 liralık hesabı olduğu iddia edildi.
Savcılığın iddiasına göre 2014’te özel bir bankadaki 2,5 milyon lirasını bir kalemde Bank Asya’ya yatıran Karakuş, bankanın TMSF’ye geçmesiyle bütün parasını çekti.
Kendisi dışında KHK ile kamudan ihraç edilen eşi ve kardeşi hakkında da cemaat soruşturmaları kapsamında işlem yapılan Karakuş, çok sayıda cemaat mensubu ile telefon irtibatı kurmakla suçlandı. Karakuş’a ayrıca, ‘Eskişehir Odunpazarı’ndaki bir evin bodrum katında yapılan aramada ‘ele geçirilen’ Fethullah Gülen’in yazdığı bir kitapta Karakuş’un parmak izi çıktı’ suçlaması yöneşltildi.
Emniyet ve savcılık sorgusunda hakkında yakalama kararı olduğunu bildiğini ancak tutuklanacağını düşündüğü için teslim olmadığını söyleyen Karakuş, terör örgütü üyesi olmadığını söyledi.
[Kronos.News] 14.6.2020
KRONOS 14 Haziran 2020 GÜNDEM
KHK ile kapatılan Bank Asya ile Gülen cemaatinin ’emniyet imamı’ olnmakla suçlanan Osman Hilmi Özdil’in avukatlığını yapan ve ByLock kullanıcısı olduğu iddiasıyla iki yıldır aranan edilen avukat Orhan Karakuş Ankara’da gözaltına alındı.
Saklandığı evde 19 bin 125 dolar, 19 bin 250 avro, 100’er gramlık 3 külçe altın, 3 altın bilezik, 1 küçük altın, 1 Cumhuriyet altını ve 25 tane 1 dolar ile bulunduğu iddia edien Karakuş, çıkarıldığı Sulh Ceza Hakimliğince tutuklandı.
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, Gülen cemaati üyeliğinden 8 yıl hapis cezasına çarptırılan avukat Mehmet Rasim Kuseyri’nin yanında staj yapan Karakuş, 2000 yılında kendi hukuk bürosunda avukatlık yapmaya başladı.
“Kozanlı Ömer” kod adı kaullandığı öne sürülen Osman Hilmi Özdil’in 2017’ye kadar avukatlığını üstlenen Karakuş’un, aynı zamanda Bank Asya’nın da avukatları arasında yer aldığı, adına Ankara’da 2 daire, 1 çalışma ofisi, Antalya’da arsa, araba ve eşinin adına 2 kooperatif hissesi ile Bank Asya’da 3 milyon 769 bin 810 liralık hesabı olduğu iddia edildi.
Savcılığın iddiasına göre 2014’te özel bir bankadaki 2,5 milyon lirasını bir kalemde Bank Asya’ya yatıran Karakuş, bankanın TMSF’ye geçmesiyle bütün parasını çekti.
Kendisi dışında KHK ile kamudan ihraç edilen eşi ve kardeşi hakkında da cemaat soruşturmaları kapsamında işlem yapılan Karakuş, çok sayıda cemaat mensubu ile telefon irtibatı kurmakla suçlandı. Karakuş’a ayrıca, ‘Eskişehir Odunpazarı’ndaki bir evin bodrum katında yapılan aramada ‘ele geçirilen’ Fethullah Gülen’in yazdığı bir kitapta Karakuş’un parmak izi çıktı’ suçlaması yöneşltildi.
Emniyet ve savcılık sorgusunda hakkında yakalama kararı olduğunu bildiğini ancak tutuklanacağını düşündüğü için teslim olmadığını söyleyen Karakuş, terör örgütü üyesi olmadığını söyledi.
[Kronos.News] 14.6.2020
‘Karantinada her gün sevgi dağıtıyorum’
İngiltere'nin Newcastle şehrinde yaşayan ve karantina günlerinde her gün saat tam 12'de kapısına çıkıp şarkı söyleyen oyuncu Eilidh Talman, 82 günü geride bıraktı. Her gün farklı bir şarkıyla komşularının karşısına çıkan Talman, 100. günde bir Türk şarkısı söyleyebileceğini ifade etti.
NECATİ KOLA 14 Haziran 2020 YAŞAM
NEWCASTLE – İngiltere’de yaşıyorsunuz. Çin’de başlayan koronavirüs salgını her geçen gün Avrupa’da daha fazla insana bulaşıyor ve daha fazla can alıyor. İtalya, Fransa, İspanya gibi ülkeler çoktan sokağa çıkma yasağı ilan etmiş. Ama sizin başbakanınız, hâlâ, hükümet olarak ‘sürü bağışıklığı’ sistemini tercih ettiklerinden bahsediyor. Halk ise tersini düşünüyor ve kamuoyu baskısıyla İngiliz hükümeti de diğer ülkelerle benzer kararları almak durumunda kalıyor.
Bu karar, tüm ülkelerde olduğu gibi İngiltere’de de evlerine kapanan insanları derin bir endişeye sevk ediyor: Ne olacak şimdi? Kaç gün eve kapanacağız? Ya salgın bize de bulaşırsa? Çocuğum okulsuz mu kalacak? Ben şimdi nasıl vakit geçireceğim? Ve daha birçok soru…
DON’T WORRY BE HAPPY!
Başbakan Boris Johnson kararı açıkladıktan bir gün sonra saat tam 12’de sokaktan bir şarkı sesi: Don’t Worry Be Happy (Endişelenme, Mutlu Ol)… Duyan pencereye koşuyor ve ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Ertesi gün yine aynı saatte bir başka şarkı… Bir, iki, üç derken bugün 82. gün ve dakika bile şaşmadan her gün aynı saatte sokağa enerji veren birbirinden güzel şarkılar söylenmeye devam ediyor.
Karantina günlerinde böylesine güzel bir etkinliğe imza atan ise karşı komşumuz Eilidh Talman. Kendisi profesyonel bir tiyatro oyuncusu. Yaklaşık üç ay önce bir başka haberde kendisinden bahsetmiştim. Aradan epey zaman geçti. Yağmur, rüzgâr, soğuk, sıcak demeden her gün hiç aksatmadan farklı bir şarkıyla komşularının karşısına çıkan Eilidh Talman ile ilginç etkinliğini konuşmaya karar verdik. Röportajda emeği geçen kızım Zeynepyade Kola’ya teşekkür ediyorum.
KOMŞULARIMLA DA PAYLAŞMALIYIM DİYE DÜŞÜNDÜM
– Karantina günlerinde her gün şarkı söylemek nasıl aklınıza geldi?
Başbakan Borris Johnson’un kısıtlamaları ilan ettiği geceydi. Üzgün hissediyordum ve “Bu durumdan nasıl kurtulacağız?” diye düşünüyordum. Kendi kendime oturup endişelenmek yerine dışarı çıkıp biraz sevgi dağıtmalıyım diye düşündüm. Dışarı çıktım ve ilk “Don’t Worry Be Happy” (Endişelenme, Mutlu Ol) şarkısını söyledim. Bu şarkı beni neşelendiriyorsa komşularımla da paylaşmalıyım diye düşündüm. İlk haftamdan sonra bunu devam ettirdim. Biraz daha devam ettireyim derken bugün 79. güne ulaştım. (Bugün 82. gün ve hâlâ devam ediyor. NK)
– Müziğe karşı ilginiz nasıl? Daha önce hiç amatör ya da profesyonel olarak sahneye çıktınız mı?
Evet, ben profesyonel bir oyuncuyum ama toplulukta şarkı söylemek çok farklı bir şey. Gençken hiç toplum içinde şarkı söylemedim. Geçen sene bana müzikalinde yer vermek isteyen biriyle tanıştım ve “Bunu kesinlikle yapamam” dedim. Bana şarkı söylemeyi öğretti ve ilk profesyonel müzikal tiyatro deneyimim olmuş oldu. Eğer daha önce bunu yapmış olmasaydım dışarı çıkıp şarkı söylemeye çekinirdim diye düşünüyorum. Bu ne kadar güzel şarkı söylediğinle alakalı değil. Herkesin bundan zevk alması daha önemli.
İNSANLARI MOTİVE EDECEK ŞARKILAR SEÇİYORUM
– Her gün farklı bir şarkı söylüyorsunuz. Şarkı seçimlerini nasıl yapıyorsunuz?
Öncelikle insanların modunu yükseltecek şarkılar seçiyorum. İnsanları motive edecek şarkılar… 10 haftadan fazladır şarkı söylüyorum ve şu anda her hafta bir tema seçiyorum şarkı seçimi için. Mesela; arkadaşlık temalı, kovboy temalı, dans temalı… Böylece şarkı seçimim daha kolay oluyor.
– Komşularınız şarkı söylemenize nasıl tepki verdi?
Çok güzel tepkiler aldım aslında. İlk gün kapımın önüne bilgisayarımla çıkmıştım ve müzik zor duyuluyordu. Kimse çıkıp bana eşlik etmeyecek diye düşündüm. Sonra yavaş yavaş birkaç kişi kapısından dışarı çıkıp benimle şarkı söylemeye başladı. Şimdi ise düzenli olarak gelip bana eşlik eden komşularım var. Genelde çoğu kişi eğleniyor diyebilirim.
HER GÜN ARABAMIN AKÜSÜNÜ KONTROL EDİYORUM
– Her gün saat tam 12’de kapınıza çıkıp şarkı söylüyorsunuz. Öncesinde özel bir hazırlık yapıyor musunuz?
Şarkıya göre değişiyor aslında. Öncelikle teknik bir aksaklık yaşamamak için internetimi ve telefonumu kontrol ediyorum. Müziği arabamda açtığım için arabamın aküsünün yeterli olduğundan emin oluyorum. Onun haricinde mesela dün adımlardan oluşan bir dans hareketi yapmıştık. Bunun için dans hareketlerini öğrendim. Bazı şarkıların da sözlerini ezberlemeye çalışıyorum.
– Hayat normale dönene kadar şarkı söylemeye devam edecek misiniz?
Aslında bunun hakkında düşünmüştüm, şarkılar tükenirse diye. O yüzden şimdiki planım 100. günde büyük bir kutlama yapmak istiyorum. Sonrasında belki birinci güne geri dönüp aynı şarkıları söyleyebiliriz. Ya da herkes bir şarkı önerebilir ve bir dans partisi yapabiliriz. Kesinlikle topluluğumuzun ruhunu devam etirmek istiyoruz. Ama daha fazla şarkı ezberleyebilir miyim bilmiyorum.
100. GÜNDE TÜRK ŞARKISI SESLENDİRMEK İSTERİM
– Bir Türk şarkısı da seslendirmek ister misiniz birgün? Böyle bir şey yaparsanız çok memnun oluruz açıkçası. Çok güzel şarkılarımız var bizim.
Neden olmasın. Tabii ki… Seve seve… 100. günde olabilir. Dediğim gibi o gün farklı bir kutlama yapmak istiyorum.
– Peki, hayat normale döndüğünde sokakta daha farklı bir etkinlik düşünüyor musunuz?
Evet, bunu çok istiyoruz. Başından beri ‘’Tüm bunlar bittiğinde sokakta parti vermeliyiz’’ diyen insanlar var. Zaman ilerledikçe belki de bunu başka bir formda yapmamız gerekebilir. Ve sosyal mesafeli bir parti yapmamız gerekebilir diye düşündük. Ama evet, kesinlikle bir kutlama yapacağız. Belki 100 gün içinde çaldığımız bütün şarkıları çalarız. Bunu hep hatırlamamız gerek. Çünkü hepimiz bu zorukta beraberdik. Hepimiz inişler ve çıkışlar yaşadık. Gün ışığını da, yağmuru da birlikte tecrübe ettik. Bu yüzden birlikte oluşturduğumuz bu ruhu devam ettirmek ve bir kutlama yapmak planlarımızda var.
[Kronos.News] 14.6.2020
NECATİ KOLA 14 Haziran 2020 YAŞAM
NEWCASTLE – İngiltere’de yaşıyorsunuz. Çin’de başlayan koronavirüs salgını her geçen gün Avrupa’da daha fazla insana bulaşıyor ve daha fazla can alıyor. İtalya, Fransa, İspanya gibi ülkeler çoktan sokağa çıkma yasağı ilan etmiş. Ama sizin başbakanınız, hâlâ, hükümet olarak ‘sürü bağışıklığı’ sistemini tercih ettiklerinden bahsediyor. Halk ise tersini düşünüyor ve kamuoyu baskısıyla İngiliz hükümeti de diğer ülkelerle benzer kararları almak durumunda kalıyor.
Bu karar, tüm ülkelerde olduğu gibi İngiltere’de de evlerine kapanan insanları derin bir endişeye sevk ediyor: Ne olacak şimdi? Kaç gün eve kapanacağız? Ya salgın bize de bulaşırsa? Çocuğum okulsuz mu kalacak? Ben şimdi nasıl vakit geçireceğim? Ve daha birçok soru…
DON’T WORRY BE HAPPY!
Başbakan Boris Johnson kararı açıkladıktan bir gün sonra saat tam 12’de sokaktan bir şarkı sesi: Don’t Worry Be Happy (Endişelenme, Mutlu Ol)… Duyan pencereye koşuyor ve ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Ertesi gün yine aynı saatte bir başka şarkı… Bir, iki, üç derken bugün 82. gün ve dakika bile şaşmadan her gün aynı saatte sokağa enerji veren birbirinden güzel şarkılar söylenmeye devam ediyor.
Karantina günlerinde böylesine güzel bir etkinliğe imza atan ise karşı komşumuz Eilidh Talman. Kendisi profesyonel bir tiyatro oyuncusu. Yaklaşık üç ay önce bir başka haberde kendisinden bahsetmiştim. Aradan epey zaman geçti. Yağmur, rüzgâr, soğuk, sıcak demeden her gün hiç aksatmadan farklı bir şarkıyla komşularının karşısına çıkan Eilidh Talman ile ilginç etkinliğini konuşmaya karar verdik. Röportajda emeği geçen kızım Zeynepyade Kola’ya teşekkür ediyorum.
KOMŞULARIMLA DA PAYLAŞMALIYIM DİYE DÜŞÜNDÜM
– Karantina günlerinde her gün şarkı söylemek nasıl aklınıza geldi?
Başbakan Borris Johnson’un kısıtlamaları ilan ettiği geceydi. Üzgün hissediyordum ve “Bu durumdan nasıl kurtulacağız?” diye düşünüyordum. Kendi kendime oturup endişelenmek yerine dışarı çıkıp biraz sevgi dağıtmalıyım diye düşündüm. Dışarı çıktım ve ilk “Don’t Worry Be Happy” (Endişelenme, Mutlu Ol) şarkısını söyledim. Bu şarkı beni neşelendiriyorsa komşularımla da paylaşmalıyım diye düşündüm. İlk haftamdan sonra bunu devam ettirdim. Biraz daha devam ettireyim derken bugün 79. güne ulaştım. (Bugün 82. gün ve hâlâ devam ediyor. NK)
– Müziğe karşı ilginiz nasıl? Daha önce hiç amatör ya da profesyonel olarak sahneye çıktınız mı?
Evet, ben profesyonel bir oyuncuyum ama toplulukta şarkı söylemek çok farklı bir şey. Gençken hiç toplum içinde şarkı söylemedim. Geçen sene bana müzikalinde yer vermek isteyen biriyle tanıştım ve “Bunu kesinlikle yapamam” dedim. Bana şarkı söylemeyi öğretti ve ilk profesyonel müzikal tiyatro deneyimim olmuş oldu. Eğer daha önce bunu yapmış olmasaydım dışarı çıkıp şarkı söylemeye çekinirdim diye düşünüyorum. Bu ne kadar güzel şarkı söylediğinle alakalı değil. Herkesin bundan zevk alması daha önemli.
İNSANLARI MOTİVE EDECEK ŞARKILAR SEÇİYORUM
– Her gün farklı bir şarkı söylüyorsunuz. Şarkı seçimlerini nasıl yapıyorsunuz?
Öncelikle insanların modunu yükseltecek şarkılar seçiyorum. İnsanları motive edecek şarkılar… 10 haftadan fazladır şarkı söylüyorum ve şu anda her hafta bir tema seçiyorum şarkı seçimi için. Mesela; arkadaşlık temalı, kovboy temalı, dans temalı… Böylece şarkı seçimim daha kolay oluyor.
– Komşularınız şarkı söylemenize nasıl tepki verdi?
Çok güzel tepkiler aldım aslında. İlk gün kapımın önüne bilgisayarımla çıkmıştım ve müzik zor duyuluyordu. Kimse çıkıp bana eşlik etmeyecek diye düşündüm. Sonra yavaş yavaş birkaç kişi kapısından dışarı çıkıp benimle şarkı söylemeye başladı. Şimdi ise düzenli olarak gelip bana eşlik eden komşularım var. Genelde çoğu kişi eğleniyor diyebilirim.
HER GÜN ARABAMIN AKÜSÜNÜ KONTROL EDİYORUM
– Her gün saat tam 12’de kapınıza çıkıp şarkı söylüyorsunuz. Öncesinde özel bir hazırlık yapıyor musunuz?
Şarkıya göre değişiyor aslında. Öncelikle teknik bir aksaklık yaşamamak için internetimi ve telefonumu kontrol ediyorum. Müziği arabamda açtığım için arabamın aküsünün yeterli olduğundan emin oluyorum. Onun haricinde mesela dün adımlardan oluşan bir dans hareketi yapmıştık. Bunun için dans hareketlerini öğrendim. Bazı şarkıların da sözlerini ezberlemeye çalışıyorum.
– Hayat normale dönene kadar şarkı söylemeye devam edecek misiniz?
Aslında bunun hakkında düşünmüştüm, şarkılar tükenirse diye. O yüzden şimdiki planım 100. günde büyük bir kutlama yapmak istiyorum. Sonrasında belki birinci güne geri dönüp aynı şarkıları söyleyebiliriz. Ya da herkes bir şarkı önerebilir ve bir dans partisi yapabiliriz. Kesinlikle topluluğumuzun ruhunu devam etirmek istiyoruz. Ama daha fazla şarkı ezberleyebilir miyim bilmiyorum.
100. GÜNDE TÜRK ŞARKISI SESLENDİRMEK İSTERİM
– Bir Türk şarkısı da seslendirmek ister misiniz birgün? Böyle bir şey yaparsanız çok memnun oluruz açıkçası. Çok güzel şarkılarımız var bizim.
Neden olmasın. Tabii ki… Seve seve… 100. günde olabilir. Dediğim gibi o gün farklı bir kutlama yapmak istiyorum.
– Peki, hayat normale döndüğünde sokakta daha farklı bir etkinlik düşünüyor musunuz?
Evet, bunu çok istiyoruz. Başından beri ‘’Tüm bunlar bittiğinde sokakta parti vermeliyiz’’ diyen insanlar var. Zaman ilerledikçe belki de bunu başka bir formda yapmamız gerekebilir. Ve sosyal mesafeli bir parti yapmamız gerekebilir diye düşündük. Ama evet, kesinlikle bir kutlama yapacağız. Belki 100 gün içinde çaldığımız bütün şarkıları çalarız. Bunu hep hatırlamamız gerek. Çünkü hepimiz bu zorukta beraberdik. Hepimiz inişler ve çıkışlar yaşadık. Gün ışığını da, yağmuru da birlikte tecrübe ettik. Bu yüzden birlikte oluşturduğumuz bu ruhu devam ettirmek ve bir kutlama yapmak planlarımızda var.
[Kronos.News] 14.6.2020
2020 Küresel Barış Endeksi: Türkiye, ‘barışın en az olduğu’ Avrupa ülkesi!
Bu yıl 14’üncüsü hazırlanan 2020 Küresel Barış Endeksi raporunda Türkiye 150’inci sırada yer aldı. Listenin zirvesinde ise İzlanda var. Türkiye, Kuzey Kore’nin üstünde Venezuela’nın altında yer aldı. Türkiye aynı zamanda en az barışçıl 25 ülke içindeki tek Avrupa devleti olarak kaydedildi. Raporda, Türkiye’deki tutukluluk oranının bir yılda yüzde 8.3 oranında arttığı kaydedildi.
Dünya genelinde 163 ülkenin barışçıllık seviyesini ölçen 2020 Küresel Barış Endeksi yayımlandı. Araştırmaya göre dünya genelinde barış azaldı, Türkiye ise 150’nci sırada yer aldı. Ekonomi ve Barış Enstitüsü tarafından bu yıl 14’üncüsü hazırlanan raporda ülkelerdeki barış seviyesini ölçmek için 23 faktör değerlendiriliyor. Bu etkenler, ‘Toplumsal Güvenlik’, ‘İç ve Dış Çatışmalar’ ve ‘Askerileşme’ olarak üç ana başlık altında inceleniyor.
Covid-19 salgını gölgesinde yayımlanan 2020 Küresel Barış Endeksi, salgına rağmen son bir yılda ortalama barışçıllığın yüzde 0.34 oranında azaldığını gösteriyor. Bu kapsamda son 12 yılda 9’uncu defa dünya barışı azaldı. Geçtiğimiz bir yıl boyunca 81 ülke iyileşme kaydederken, 80 ülkedeki barış ise daha kötüye gitti. İzlanda, 2008 yılından bu yana listenin başındaki yerini korurken arkasında Yeni Zelanda, Avusturya, Portekiz ve Danimarka geldi.
Barışın en az bulunduğu ülke ise Afganistan oldu. Listenin sonunda ayrıca Suriye, Irak, Güney Sudan ve Yemen de yer aldı.
[TR724] 14.6.2020
Dünya genelinde 163 ülkenin barışçıllık seviyesini ölçen 2020 Küresel Barış Endeksi yayımlandı. Araştırmaya göre dünya genelinde barış azaldı, Türkiye ise 150’nci sırada yer aldı. Ekonomi ve Barış Enstitüsü tarafından bu yıl 14’üncüsü hazırlanan raporda ülkelerdeki barış seviyesini ölçmek için 23 faktör değerlendiriliyor. Bu etkenler, ‘Toplumsal Güvenlik’, ‘İç ve Dış Çatışmalar’ ve ‘Askerileşme’ olarak üç ana başlık altında inceleniyor.
Covid-19 salgını gölgesinde yayımlanan 2020 Küresel Barış Endeksi, salgına rağmen son bir yılda ortalama barışçıllığın yüzde 0.34 oranında azaldığını gösteriyor. Bu kapsamda son 12 yılda 9’uncu defa dünya barışı azaldı. Geçtiğimiz bir yıl boyunca 81 ülke iyileşme kaydederken, 80 ülkedeki barış ise daha kötüye gitti. İzlanda, 2008 yılından bu yana listenin başındaki yerini korurken arkasında Yeni Zelanda, Avusturya, Portekiz ve Danimarka geldi.
Barışın en az bulunduğu ülke ise Afganistan oldu. Listenin sonunda ayrıca Suriye, Irak, Güney Sudan ve Yemen de yer aldı.
[TR724] 14.6.2020
Koronavirüs ve çalışma hayatına dönüş [Dr. Nurhan Metan]
Koronavirüs ile ilgili yasakların azaltıldığı şu günlerde, bazı çalışma alanlarında on-site çalışmalar başladı. İş yerlerinde başlayan bu hareketliliklerin neden olabileceği riskler nedeniyle Dünya Sağlık Örgütü işyerlerine yönelik bir tavsiye notu yayınladı. Bu temel tavsiyeler aşağıda verilmiştir:
1. İş yerinde KOVİD-19 bulaşını engellemenin en basit yolları
2. Herhangi bir toplantı organize edildiğinde KOVİD-19 bulaş riskine karşı hangi önlemler alınmalıdır?
Toplantıdan önce yapılması gerekenler:
Toplantı sırasında dikkat edilmesi gereken hususlar:
Toplantıdan sonra dikkat edilmesi gereken noktalar:
3. İş seyahati yapılması gereken durumlarda nelere dikkat edilmelidir?
İş seyahatine çıkmadan önce, seyahat edilecek ülkedeki son durum ile ilgili bilgi edinilmelidir. Aşağıdaki linkten bu bilgiye ulaşılabilir:
https://www.who.int/emergencies/diseases/novel-coronavirus-2019/situation-reports/
Kaynak:
https://www.who.int/docs/default-source/coronaviruse/advice-for-workplace-clean-19-03-2020.pdf
[Dr. Nurhan Metan] 14.6.2020 [TR724]
1. İş yerinde KOVİD-19 bulaşını engellemenin en basit yolları
- Çalışma alanlarınızın temiz ve hijyenik olduğundan emin olun
- Çalışma masası vb. yüzeyler ve telefon ve bilgisayar klavyesi gibi sıkça kullanılan objeler dezenfektanla düzenli olarak temizlenmeli (en azından gün başlangıcı ve bitişinde ve bir bireyin dokunmuş olması, öksürmesi gibi herhangi bir risk oluştuğunu düşündüğünüzde)
- İş yerine el yıkama ile ilgili posterler asılmalı ve çalışanlar düzenli olarak ellerini yıkamalı (en azından gün başlangıcı ve her mekan değiştirildiğinde ya da farklı bir cihaza dokunulduğunda)
- Müşteri girişinin yoğun olduğu işyerlerinde müşteriler için girişe el dezenfektanı konulmalı ve müşterinin girişte kullanması sağlanmalı
- İş yerinde solunum hijyeninin sağlandığından emin olun
- Ellerle ağız ve buruna dokunulmamalı
- Çalışanlar en az aralarında 1 metre mesafe ile çalışmalı
- Daha yakın birebir çalışma durumunda maske takılmalı
- İş yerinde herhangi birinin hastalanıp öksürme ihtimaline karşılık yedek maske bulundurulmalı, birinin öksürmeye başlaması durumunda derhal bu maskeyi takması ve en kısa sürede evine gitmesi sağlanmalı; ardından işyerindeki yüzeyler dezenfekte edilmeli
- Ateş ve öksürüğü olan çalışanların ve müşterilerin iş yerine gelmesi engellenmelidir.
2. Herhangi bir toplantı organize edildiğinde KOVİD-19 bulaş riskine karşı hangi önlemler alınmalıdır?
Toplantıdan önce yapılması gerekenler:
- Telekonferans ya da online toplantı yapmanın mümkün olduğu durumlarda yüz yüze toplantı yapılmamalı
- Yüz yüze toplantı yapılması durumunda katılımcı sayısı mümkün olduğunca az tutulmalı
- Toplantı öncesi katılımcılar için yeterince sabun, el dezenfektanı ve mendil sağlanmalı
- Herhangi bir katılımcının öksürme ihtimaline karşı maske de bulundurulmalı
- Toplantı öncesinde katılımcıların ateş ve öksürüğü olup olmadığını sorun ve olanların toplantıya katılmamasını sağlayın
- Tüm katılımcıların iletişim bilgilerini alın, toplantıya katılanlardan herhangi birinin bir hafta için hasta olması durumunda sağlık otoriteleri ile bu katılımcıların bilgilerini paylaşın ve katılımcıları da hastalık gelişme riski açısından uyarın
- Bu koşulları kabul etmeyen kişilerin toplantıya katılmaması gerekir.
Toplantı sırasında dikkat edilmesi gereken hususlar:
- Toplantıya başlamadan önce KOVİD-19 ile ilgili alınan tedbirler açısından katılımcıları bilgilendirin
- Birbirinize dokunmadan selamlaşın
- Katılımcıları en az 1 metre mesafe ile oturtun
- Düzenli el yıkanmasını ya da el dezenfektanı kullanılmasını sağlayın
- Toplantı başlangıcı ve bitiminde
- Herhangi bir riskli durumda (wc sonrası, yemek öncesi ve sonrası vb.)
- Hapşırık ya da öksürüğü olan birinin mendil kullanmasını sağlayın
- Ateş ve öksürüğü olan kişiye maske verin ve toplantı salonundan çıkarın
- Kirli malzemenin güvenle atılabileceği atık kutuları sağlayın
- Toplantı salonunu mümkün olduğunca sık havalandırın
Toplantıdan sonra dikkat edilmesi gereken noktalar:
- Katılımcı bilgilerini en az bir ay süre ile saklayın
- Katılımcılardan herhangi birinde KOVİD-19 görülmesi durumunda diğer katılımcıları uyarın, bu bireyleri 14 gün boyunca hastalık gelişimi açısından dikkatli olması; ateş ve öksürük gelişimi durumunda evde kalması gerekir
3. İş seyahati yapılması gereken durumlarda nelere dikkat edilmelidir?
İş seyahatine çıkmadan önce, seyahat edilecek ülkedeki son durum ile ilgili bilgi edinilmelidir. Aşağıdaki linkten bu bilgiye ulaşılabilir:
https://www.who.int/emergencies/diseases/novel-coronavirus-2019/situation-reports/
- Son verilere bakarak iş yeri planlanan seyahatin muhtemel yaralarını ve risklerini değerlendirmeli
- Ciddi KOVİD-19 gelişimi açısından yüksek riskli çalışanların (diabet, yüksek tansiyon, kalp ve akciğer rahatsızlığı olanlar vb.) seyahat etmesinden kaçınılmalı
- Seyahat sırasında hijyen kurallarına dikkat edilmeli
- Çalışanlar seyahat edilen yerin sağlık otoritelerine dair bilgiye sahip olmalı
- Seyahat sonrasında 14 gün boyunca ateş ve öksürük gelişim açısından çalışanlar kendilerini takip etmelidir.
Kaynak:
https://www.who.int/docs/default-source/coronaviruse/advice-for-workplace-clean-19-03-2020.pdf
[Dr. Nurhan Metan] 14.6.2020 [TR724]
Türkiye İmparatorluğu! [Cumali Önal]
Türkiye adım adım imparatorluk oluyor desek yalan söylemiş olmayız. Ama bu öyle bir imparatorluk ki, halkı açlıktan ölürken, işsizlikle boğuşurken, başka ülkelerin içişlerine müdahale eden, topraklar işgal eden, petrol kuyuları peşinden koşan ve de askeri üsler inşa eden bir imparatorluk.
Türkiye’nin hali hazırda Katar ve Somali’de üsleri bulunuyor. Bu üslerde ne kadar asker bulunduğu tam olarak bilinmemekle birlikte toplamda beş bin civarında olduğu tahmin ediliyor.
Yeni üs ise Libya’nın Misrata kentine inşa ediliyor. Hükümete yakın Yeni Şafak gazetesi bunu flaş bir haber olarak duyurdu. Aslında ülkeye iki üs inşa edilecek. Geçtiğimiz günlerde ele geçirilen Watiye Üssü daha çok dronlar için kullanılacak. Misrata ise kara, deniz ve hava kuvvetlerinin konuşlanacağı Doğu Akdeniz’deki en büyük askeri üslerden biri olacak.
Türkiye uzun süredir Libya’nın bazı havaalanlarını askeri üs gibi kullanıyor. Bunlardan en önemlileri Misrata ile Trablus’taki Mitiga havaalanları.
Misrata, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Libya stratejisinde çok özel bir yer tutuyor. Tıpkı Suriyeli paralı askerler gibi izlenen savaş stratejisinin kilit noktası Misrata ve Misratalı militanlar.
Erdoğan bu militanlarla hem zaman zaman itaatsizlik emareleri gösteren diğer militanları dizayn ediyor ve hem ele geçirilen tüm stratejik noktalara onları yerleştiriyor. Önümüzdeki günlerde ele geçirilmesi planlanan petrol kuyularının da en güvendiği militanlar olan Suriyeli paralı askerler ve Misratalı militanlar tarafından kontrol edilmesi planlanıyor.
ABD’nin adım adım Ortadoğu’dan çekilmeye çalışması, Avrupa Birliği’nin Brexit ve ardından gelen koronavirüs krizinden sonra ciddi bir kimlik bunalımına girmesi, Rusya’nın eski Sovyetler Birliği günlerinden çok uzak olması, yaşanan petrol krizinin bölgesel aktörler üzerinde ciddi travmalar oluşturması Türkiye’ye muazzam bir alan açtı.
Bu alanın açılmasında Rusya’nın izlediği strateji de önemli bir rol oynuyor. Çünkü Moskova hem Suriye’de ve hem de Libya’da başka aktörleri karşısında görmektense Türkiye’nin olmasını tercih ediyor.
Libya sahnesinde Türkiye’nin karşısındaki en önemli güç Birleşik Arap Emirlikleri idi. Ancak Emirlikler’in her ne kadar yüzmilyarlarca dolarlık kaynağı olsa da, son petrol krizi bu ülkeye ciddi bir şekilde geri adım attırdı.
Emirliklerini geri adım atmasında sadece petrol krizinin etkili olduğunu söylemek yanlış olur.
Birincisi ve en önemlisi Suriye’de de Beşar Esed rejimine büyük bir darbe vuran dronların sahadaki ölümcül etkisi. Türkiye sadece dronlarla değil, Trablus Limanı açıklarında demirleyen savaş gemileriyle de Emirlikler ve desteklediği Halife Hafter güçlerine ciddi bir zayiat verdirdi.
Son iki ay içinde Libya‘nın batısı neredeyse tamamen Hafter güçlerinden temizlenirken, Hafter ve onu destekleyen Rus Wagner şirketine bağlı paralı askerlerin geride çok sayıda mühimmat ve silah bırakması dikkat çekti.
Türkiye’nin şimdiki hedefi ise petrol kuyuları. Bunu bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz hafta sonu TRT’de katıldığı programda elinde lazer işaretleyici ile harita üzerinde gösterdi. Petrol kuyuları, rafineriler ve petrol depolama tesislerinin en yoğun bulunduğu bölge Sirte-Ecdebiye hattı.
Erdoğan ve Erdoğan yanlısı medyaya göre petrol kuyuları ele geçirilmedikçe ülke istikrara kavuşamayacak. Bunun için de dünyanın en ucuz ve kaliteli petrol kaynaklarına ulaşmak gerekiyor.
Ancak petrol kuyularının güvenliğinin sağlanması için Rusya’nın geçtiğimiz günlerde 14 savaş uçağını indirdiği ve ayrıca Türkiye’nin ele geçirdiği bölgelerden kaçan Rus paralı askerlerin sığındı öne sürülen Cufra Hava Üssü’nün de ele geçirilmesi gerekiyor. Bu üs ele geçirilmedikçe tehlike her an kapılarını çalacak.
Erdoğan’ın çok yönlü bir Libya politikası izlediği gözlerden kaçmıyor. Önemli petrol kuyuları ele geçirildikten sonra Erdoğan’ın ülkenin tamamını ele geçirmek gibi bir riske girmesi beklenmiyor.
Önemli üsler ve petrol kuyularından sonra büyük ihtimalle kurulacak olan barış masasına en güçlü oyuncu olarak oturmak istiyor Erdoğan.
Ayrıca petrol kuyularının ele geçirilmesi Erdoğan’ın elini hem Libya’da ve hem de Türkiye’de rahatlatacak. Çünkü Hafter’in geçtiğimiz Ocak ayında üretimini durdurduğu bu petrol kuyularından elde edilecek milyarca dolarla hem paralı askerlerin maaşları ödenecek ve hem de Türkiye’den çok daha büyük miktarlarda silah alınabilecek. Ayrıca Erdoğan’ın elde edeceği imtiyazlarla Türk şirketleri hem karada ve hem de denizde petrol ve doğal gaz arama faaliyetlerinde bulunabilecek.
Erdoğan’ın stratejisinde başarılı olup olamayacağı belli değil, çünkü karşısında çok bilinmeyenli bir denklem var.
Öncelikle Libya’da büyük petrol imtiyazları bulunan Fransa, İtalya ve Almanya gibi ülkeler Erdoğan’ın ilerlemesine daha ne kadar müsaade edecek?
İkincisi Rusya, Libya’ya gönderdiği savaş uçaklarını, Suriye’den topladığı paralı askerleri Türkiye’ye karşı kullanacak mı?
Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri gelişmeleri daha ne kadar izleyecek?
ABD gerçekten Erdoğan’ın arkasında duracak mı?
Bunlar cevapları henüz bilinmeyen belli başlı sorular. Tabi sahada bu sorulardan onlarcası bulunuyor.
Dengelerin her gün değiştiği Ortadoğu’da dostluklar da düşmanlıklar da günden güne değişebiliyor.
Erdoğan’ın kurduğu imparatorluğun temellerinin ne kadar sağlam olduğunu petrol kuyularını ele geçirmeye çalıştığı sırada göreceğiz.
[Cumali Önal] 14.6.2020 [TR724]
Türkiye’nin hali hazırda Katar ve Somali’de üsleri bulunuyor. Bu üslerde ne kadar asker bulunduğu tam olarak bilinmemekle birlikte toplamda beş bin civarında olduğu tahmin ediliyor.
Yeni üs ise Libya’nın Misrata kentine inşa ediliyor. Hükümete yakın Yeni Şafak gazetesi bunu flaş bir haber olarak duyurdu. Aslında ülkeye iki üs inşa edilecek. Geçtiğimiz günlerde ele geçirilen Watiye Üssü daha çok dronlar için kullanılacak. Misrata ise kara, deniz ve hava kuvvetlerinin konuşlanacağı Doğu Akdeniz’deki en büyük askeri üslerden biri olacak.
Türkiye uzun süredir Libya’nın bazı havaalanlarını askeri üs gibi kullanıyor. Bunlardan en önemlileri Misrata ile Trablus’taki Mitiga havaalanları.
Misrata, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Libya stratejisinde çok özel bir yer tutuyor. Tıpkı Suriyeli paralı askerler gibi izlenen savaş stratejisinin kilit noktası Misrata ve Misratalı militanlar.
Erdoğan bu militanlarla hem zaman zaman itaatsizlik emareleri gösteren diğer militanları dizayn ediyor ve hem ele geçirilen tüm stratejik noktalara onları yerleştiriyor. Önümüzdeki günlerde ele geçirilmesi planlanan petrol kuyularının da en güvendiği militanlar olan Suriyeli paralı askerler ve Misratalı militanlar tarafından kontrol edilmesi planlanıyor.
ABD’nin adım adım Ortadoğu’dan çekilmeye çalışması, Avrupa Birliği’nin Brexit ve ardından gelen koronavirüs krizinden sonra ciddi bir kimlik bunalımına girmesi, Rusya’nın eski Sovyetler Birliği günlerinden çok uzak olması, yaşanan petrol krizinin bölgesel aktörler üzerinde ciddi travmalar oluşturması Türkiye’ye muazzam bir alan açtı.
Bu alanın açılmasında Rusya’nın izlediği strateji de önemli bir rol oynuyor. Çünkü Moskova hem Suriye’de ve hem de Libya’da başka aktörleri karşısında görmektense Türkiye’nin olmasını tercih ediyor.
Libya sahnesinde Türkiye’nin karşısındaki en önemli güç Birleşik Arap Emirlikleri idi. Ancak Emirlikler’in her ne kadar yüzmilyarlarca dolarlık kaynağı olsa da, son petrol krizi bu ülkeye ciddi bir şekilde geri adım attırdı.
Emirliklerini geri adım atmasında sadece petrol krizinin etkili olduğunu söylemek yanlış olur.
Birincisi ve en önemlisi Suriye’de de Beşar Esed rejimine büyük bir darbe vuran dronların sahadaki ölümcül etkisi. Türkiye sadece dronlarla değil, Trablus Limanı açıklarında demirleyen savaş gemileriyle de Emirlikler ve desteklediği Halife Hafter güçlerine ciddi bir zayiat verdirdi.
Son iki ay içinde Libya‘nın batısı neredeyse tamamen Hafter güçlerinden temizlenirken, Hafter ve onu destekleyen Rus Wagner şirketine bağlı paralı askerlerin geride çok sayıda mühimmat ve silah bırakması dikkat çekti.
Türkiye’nin şimdiki hedefi ise petrol kuyuları. Bunu bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz hafta sonu TRT’de katıldığı programda elinde lazer işaretleyici ile harita üzerinde gösterdi. Petrol kuyuları, rafineriler ve petrol depolama tesislerinin en yoğun bulunduğu bölge Sirte-Ecdebiye hattı.
Erdoğan ve Erdoğan yanlısı medyaya göre petrol kuyuları ele geçirilmedikçe ülke istikrara kavuşamayacak. Bunun için de dünyanın en ucuz ve kaliteli petrol kaynaklarına ulaşmak gerekiyor.
Ancak petrol kuyularının güvenliğinin sağlanması için Rusya’nın geçtiğimiz günlerde 14 savaş uçağını indirdiği ve ayrıca Türkiye’nin ele geçirdiği bölgelerden kaçan Rus paralı askerlerin sığındı öne sürülen Cufra Hava Üssü’nün de ele geçirilmesi gerekiyor. Bu üs ele geçirilmedikçe tehlike her an kapılarını çalacak.
Erdoğan’ın çok yönlü bir Libya politikası izlediği gözlerden kaçmıyor. Önemli petrol kuyuları ele geçirildikten sonra Erdoğan’ın ülkenin tamamını ele geçirmek gibi bir riske girmesi beklenmiyor.
Önemli üsler ve petrol kuyularından sonra büyük ihtimalle kurulacak olan barış masasına en güçlü oyuncu olarak oturmak istiyor Erdoğan.
Ayrıca petrol kuyularının ele geçirilmesi Erdoğan’ın elini hem Libya’da ve hem de Türkiye’de rahatlatacak. Çünkü Hafter’in geçtiğimiz Ocak ayında üretimini durdurduğu bu petrol kuyularından elde edilecek milyarca dolarla hem paralı askerlerin maaşları ödenecek ve hem de Türkiye’den çok daha büyük miktarlarda silah alınabilecek. Ayrıca Erdoğan’ın elde edeceği imtiyazlarla Türk şirketleri hem karada ve hem de denizde petrol ve doğal gaz arama faaliyetlerinde bulunabilecek.
Erdoğan’ın stratejisinde başarılı olup olamayacağı belli değil, çünkü karşısında çok bilinmeyenli bir denklem var.
Öncelikle Libya’da büyük petrol imtiyazları bulunan Fransa, İtalya ve Almanya gibi ülkeler Erdoğan’ın ilerlemesine daha ne kadar müsaade edecek?
İkincisi Rusya, Libya’ya gönderdiği savaş uçaklarını, Suriye’den topladığı paralı askerleri Türkiye’ye karşı kullanacak mı?
Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri gelişmeleri daha ne kadar izleyecek?
ABD gerçekten Erdoğan’ın arkasında duracak mı?
Bunlar cevapları henüz bilinmeyen belli başlı sorular. Tabi sahada bu sorulardan onlarcası bulunuyor.
Dengelerin her gün değiştiği Ortadoğu’da dostluklar da düşmanlıklar da günden güne değişebiliyor.
Erdoğan’ın kurduğu imparatorluğun temellerinin ne kadar sağlam olduğunu petrol kuyularını ele geçirmeye çalıştığı sırada göreceğiz.
[Cumali Önal] 14.6.2020 [TR724]
Hiçbirimiz güvende değiliz!
Yeni tip Koronavirüs (Covid-19) vak'a sayısının artmasını değerlendiren Bilim Kurulu üyesi Prof. Tevfik Özlü, "Bu bir uyandırma alarmı. 'Bana bir şey olmaz' demeyin. Herkese olan size de olabilir. Hiçbirimiz güvende değiliz." dedi.
Bilim Kurulu Üyesi Prof. Özlü iki gündür artan yeni tip Koronavirüs (Covid-19) vak'alarını değerlendirdi.
Özlü, şahsi Twitter hesabında eski alışkanlıkların tekrarlanmaması uyarısında bulundu.
Bunun kolektif bir mücadele olduğunu ve insanların birbirini uyarması gerektiğini belirten Özlü, "İki gündür günlük olgu sayımızda artış var. Bu bir uyandırma alarmı. 'Salgın bitti, tehlike geçti, eski günlere döndük' gibi davranmaya devam edemeyiz. Virüs tedbirsizliği affetmiyor. Salgın kaldığı yerden devam etmek etmek için fırsat kolluyor." dedi.
"ORTAK YEMEK VE PARTİLERDEN KAÇININ"
"Bazılarımızın tedbirsizliğinin faturasını hepimiz ödüyoruz." diyen Özlü, "Memleketinize, köyünüze, baba ocağınıza döndüğünüzde eski alışkanlıklarınızı tekrarlamayın. Akrabalarınız, büyükleriniz, komşularınızla temas, el öpme, sarılıp, kucaklaşmaktan sakının. Ortak yemek, kahvaltı ve partilerden kaçının. Onları ve kendinizi tehlikeye atmayın." ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Mehmet Özlü, salgının devam ettiğini ve tedbirlere riayet etmeyenlerin tehlike saçtığını söyledi.
VİRÜS İÇİMİZDEN BİRİLERİNDE DOLAŞMAYA DEVAM ETTİKÇE...
Nişan, söz, sünnet, taziye ve asker uğurlama gibi törenlerin eskisi gibi devam edemeyeceğini belirten Özlü, "Maske, mesafe ve hijyen kurallarına uygun olarak ve yeni normlara göre yapalım. Virüs içimizden birilerinde dolaşmaya devam ettikçe, hepimiz tehdit altında olacağız. Bu kolektif bir mücadele. Birbirimizi uyaralım." dedi.
[Samanyolu Haber] 13.6.2020
Bilim Kurulu Üyesi Prof. Özlü iki gündür artan yeni tip Koronavirüs (Covid-19) vak'alarını değerlendirdi.
Özlü, şahsi Twitter hesabında eski alışkanlıkların tekrarlanmaması uyarısında bulundu.
Bunun kolektif bir mücadele olduğunu ve insanların birbirini uyarması gerektiğini belirten Özlü, "İki gündür günlük olgu sayımızda artış var. Bu bir uyandırma alarmı. 'Salgın bitti, tehlike geçti, eski günlere döndük' gibi davranmaya devam edemeyiz. Virüs tedbirsizliği affetmiyor. Salgın kaldığı yerden devam etmek etmek için fırsat kolluyor." dedi.
"ORTAK YEMEK VE PARTİLERDEN KAÇININ"
"Bazılarımızın tedbirsizliğinin faturasını hepimiz ödüyoruz." diyen Özlü, "Memleketinize, köyünüze, baba ocağınıza döndüğünüzde eski alışkanlıklarınızı tekrarlamayın. Akrabalarınız, büyükleriniz, komşularınızla temas, el öpme, sarılıp, kucaklaşmaktan sakının. Ortak yemek, kahvaltı ve partilerden kaçının. Onları ve kendinizi tehlikeye atmayın." ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Mehmet Özlü, salgının devam ettiğini ve tedbirlere riayet etmeyenlerin tehlike saçtığını söyledi.
VİRÜS İÇİMİZDEN BİRİLERİNDE DOLAŞMAYA DEVAM ETTİKÇE...
Nişan, söz, sünnet, taziye ve asker uğurlama gibi törenlerin eskisi gibi devam edemeyeceğini belirten Özlü, "Maske, mesafe ve hijyen kurallarına uygun olarak ve yeni normlara göre yapalım. Virüs içimizden birilerinde dolaşmaya devam ettikçe, hepimiz tehdit altında olacağız. Bu kolektif bir mücadele. Birbirimizi uyaralım." dedi.
[Samanyolu Haber] 13.6.2020
Amerikan şirketinin ürettiği aşı farelerde başarılı oldu
Amerikan biyoteknoloji şirketi Moderna, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) aşı denemesinin ön sonuçlarını açıkladı.
Fareler üzerinde yapılan testler, ilacın bilim insanlarının daha önce endişe duyduğu hastalığın ağır seyrini artırma riski taşımadığını gösterdi. Yeni test sonuçları bioRxiv portalında yayınlandı.
Massachusettsli bilim insanları, farelere ilacı bir ila iki kez ve koruyucu bir bağışıklık tepkisi ortaya çıkarmaya yeterli olmayacak küçük dozlar şeklinde enjekte ettikten sonra, koronavirüsle enfekte etti. Deneyler, ilacın tek bir dozunun yeni virüse karşı koruma için yeterli olduğunu ortaya koydu. Bununla birlikte, bu aşının insan vücudu üzerinde benzer bir etkiye sahip olacağı anlamına gelmeyeceği belirtildi. İlacın insanlar üzerinde denenmesi temmuz ayında planlanıyor.
Bilim insanları aşının, Kovid-19'un yakın akrabası olan SARS virüsü aşısına benzer şekilde hastalığın seyrini şiddetlendireceğinden çekiniyorlardı. O zamanlar aşının, özellikle bağışıklığı zayıf olan kişilerde, hastalığın şiddetli seyrini arttırdığı ortaya çıkmıştı.
Moderna, aşıyı mart ayında test etmeye başladı ve mayıs ayında başarılı bir insan denemesi yaptığını bildirdi. Şirket ABD'de yeni koronavirüs ilacı test eden tek organizasyon değil. İş insanı Bill Gates tarafından desteklenen Novavax şirketi de klinik denemeler yapıyor.
Çin, İngiltere ve Rusya dahil olmak üzere dünyanın diğer ülkelerinde de en az beş aşı geliştiriliyor.
[Samanyolu Haber] 14.6.2020
Fareler üzerinde yapılan testler, ilacın bilim insanlarının daha önce endişe duyduğu hastalığın ağır seyrini artırma riski taşımadığını gösterdi. Yeni test sonuçları bioRxiv portalında yayınlandı.
Massachusettsli bilim insanları, farelere ilacı bir ila iki kez ve koruyucu bir bağışıklık tepkisi ortaya çıkarmaya yeterli olmayacak küçük dozlar şeklinde enjekte ettikten sonra, koronavirüsle enfekte etti. Deneyler, ilacın tek bir dozunun yeni virüse karşı koruma için yeterli olduğunu ortaya koydu. Bununla birlikte, bu aşının insan vücudu üzerinde benzer bir etkiye sahip olacağı anlamına gelmeyeceği belirtildi. İlacın insanlar üzerinde denenmesi temmuz ayında planlanıyor.
Bilim insanları aşının, Kovid-19'un yakın akrabası olan SARS virüsü aşısına benzer şekilde hastalığın seyrini şiddetlendireceğinden çekiniyorlardı. O zamanlar aşının, özellikle bağışıklığı zayıf olan kişilerde, hastalığın şiddetli seyrini arttırdığı ortaya çıkmıştı.
Moderna, aşıyı mart ayında test etmeye başladı ve mayıs ayında başarılı bir insan denemesi yaptığını bildirdi. Şirket ABD'de yeni koronavirüs ilacı test eden tek organizasyon değil. İş insanı Bill Gates tarafından desteklenen Novavax şirketi de klinik denemeler yapıyor.
Çin, İngiltere ve Rusya dahil olmak üzere dünyanın diğer ülkelerinde de en az beş aşı geliştiriliyor.
[Samanyolu Haber] 14.6.2020
'Cezaevlerinde alarm' raporu: Korona önlemi azaldı, doktor yok, ilaç verilmiyor!
Türkiye cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri her geçen gün artıyor. Hazırlanan raporlarda yaşanan hak ihlalleri tek tek ortaya çıkıyor.
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği, cezaevlerine dair hazırladığı son raporunda, "Kovid-19’a dair önlem ve denetimlerin azaldığı, hastane sevklerinin yapılmadığı, ilaçların temin edilmediği" gibi sorunlara yer verdi.
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), 01-12 Haziran tarihleri arasında danışma hatlarına gelen şikayetler doğrultusunda hazırladığı son raporunu yayımladı. 39’u kapalı ceza infaz kurumu olmak üzere 80 farklı cezaevinden gelen şikayetler, raporda “kapasite sorunu”, “hijyen”, “beslenme” ve “sağlık hakkına erişim” başlıkları altında derlendi.
Mezopotamya Ajansı tarafından haberleştirilen raporda, risk grubunda olan ancak bilgilerinin paylaşılmasını isteyen tutsakların durumlarına da dikkat ekildi.
Raporun “Hapishanelerde Kapasite Sorunu” başlığında tutukluların koğuşlarının kalabalık olması, yatakların yakınlığı nedeniyle birbirlerine fazla yakın uyumak zorunda kaldıkları ve ortak alanlarda, yemekhanelerde çok fazla tutuklunun bir araya gelmek zorunda kaldığı belirtildi.
“Genel Durum ve Hijyen Önlemleri” başlığında da bazı cezaevlerinde dezenfekte amaçlı ilaçlama yapılmadığı belirtildi.
Raporda dikkat çekilen sorunlar şu şekilde sıralandı:
“* Salgın başlangıcında hapishaneler belli aralıklarla ve düzenli şekilde dezenfekte ediliyorken son dönemlerde bu sıklığın azaldığı,
* Koridorlara dezenfekte malzemesi koyan hapishanelerin sayısının oldukça az olduğu,
* İnfaz koruma memurlarının karantina sürecinde kalmaları gereken alanları terk ettiği, hapishane içinde hareket ettiği, hapishane personeli ve mahpuslarla iletişim kurdukları, karantina kurallarına uymadıkları,
* Bazı hapishanelerde infaz koruma memurlarının sosyal mesafe kuralına uymadığı, hijyen konusunda bireysel tutumların belirleyici olduğu ve yeterince denetleme sağlanmadığı,
* Bazı kapalı hapishanelerde koğuşların hava almadığı ve yeterince havalandırılmadığı,
* Bazı hapishanelerin bulundukları konum ve sis gibi hava değişimlerinden etkilenmeleri sebebiyle mahpusların havalandırmaya çıkarılmadıkları, havalandırmanın kapatılmasının temiz hava ve sosyal mesafe imkanlarını asgariye indirdiği,
* Bazı hapishanelerde iklim koşulları sebebiyle nemin arttığı ve koğuşların yeterince güneş ışığı almadığı,
* Bazı açık hapishanelerde yemekhanelerin yeterince temizlenmediği, hijyenik olmadığı ve çok fazla mahpusun kullanmak zorunda olduğu,
* Bazı açık hapishanelerde yemekhane ve kantin sırasına girildiğinde sosyal mesafenin sağlanamadığı belirtilmiştir.”
“Mahpusların Hijyeni” başlığında ise bazı cezaevlerinde tutukluların sabuna erişemediğine, kendilerine maske ve eldiven sağlanmadığına ayrıca maskelerden ücret istenildiğine dikkat çekildi.
Raporun “Beslenme” başlığında yemeklerin kötü ve sağlıksız olduğu, hijyenik olmadığı, tüm tutukluların ihtiyacını karşılamada yetersiz olduğu, bazı cezaevlerinde ise kısa sürede tükendiği bilgisi yer aldı.
Sağlık hakkına erişim ile ilgili ise şu ifadeler yer aldı:
“* Hasta, yaşlı ve risk grubuna giren mahpuslar için önlemler alınmadığı, maske ve temizlik malzemesinin dağıtılmadığı, mahpusların önlemlerini kendileri aldığı,
* Bazı hapishanelerde doktorun revire gelmediği veya düzenli gelmediği,
* Bazı hapishanelerde mahpusların revire çıkarılmadığı, bunun yerine kendilerine hastalıklarının kapıdan sorularak alınan cevaplar doğrultusunda ilaç verildiği,
* Mahpuslar revire çıksalar da ilaç alamadıkları, kronik hasta mahpusların hastane sevki olmasa da raporlarının yenileneceği kararına uyulmadığı,
* Bazı mahpusların yeşil reçeteli ilaçlara erişemediği, bu nedenle mahpusların kendilerine ve çevrelerine zarar verme riski olduğu,
* Kronik hasta mahpusların hastane sevklerinin uzun zamandır yapılmamasının sağlık sorunlarının artmasına neden olduğu ve bunun durumlarını kritik aşamalara getirdiği,
* Hastaneden dönüşte 14 gün boyunca karantinada kalarak virüs kapma riskinin artacağı endişesiyle genel olarak tüm mahpusların hastaneye sevk konusundaki endişelerinin arttığı, hayatlarını tek başına idame ettiremeyen mahpusların da karantinada ihtiyaçlarını nasıl gidereceklerini bilemedikleri için hastaneye sevk olmak istemedikleri belirtilmiştir.”
Raporun “Vakalar” başlığı altında ise, 55 yaşında ve üç kalp kapakçığında çürüme tanısı konarak salgından önce yoğun bakımda tedavi gören Sabri Kaya, 23 yaşında bağırsak kanseri tanısı konan Mehmet Salih Filiz, bağırsak ve kolan kanseri Deniz Yıldırım, kalp sorunu olan Abdulsamet Durak’ın durumuna yer verildi.
[Samanyolu Haber] 14.6.2020
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği, cezaevlerine dair hazırladığı son raporunda, "Kovid-19’a dair önlem ve denetimlerin azaldığı, hastane sevklerinin yapılmadığı, ilaçların temin edilmediği" gibi sorunlara yer verdi.
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), 01-12 Haziran tarihleri arasında danışma hatlarına gelen şikayetler doğrultusunda hazırladığı son raporunu yayımladı. 39’u kapalı ceza infaz kurumu olmak üzere 80 farklı cezaevinden gelen şikayetler, raporda “kapasite sorunu”, “hijyen”, “beslenme” ve “sağlık hakkına erişim” başlıkları altında derlendi.
Mezopotamya Ajansı tarafından haberleştirilen raporda, risk grubunda olan ancak bilgilerinin paylaşılmasını isteyen tutsakların durumlarına da dikkat ekildi.
Raporun “Hapishanelerde Kapasite Sorunu” başlığında tutukluların koğuşlarının kalabalık olması, yatakların yakınlığı nedeniyle birbirlerine fazla yakın uyumak zorunda kaldıkları ve ortak alanlarda, yemekhanelerde çok fazla tutuklunun bir araya gelmek zorunda kaldığı belirtildi.
“Genel Durum ve Hijyen Önlemleri” başlığında da bazı cezaevlerinde dezenfekte amaçlı ilaçlama yapılmadığı belirtildi.
Raporda dikkat çekilen sorunlar şu şekilde sıralandı:
“* Salgın başlangıcında hapishaneler belli aralıklarla ve düzenli şekilde dezenfekte ediliyorken son dönemlerde bu sıklığın azaldığı,
* Koridorlara dezenfekte malzemesi koyan hapishanelerin sayısının oldukça az olduğu,
* İnfaz koruma memurlarının karantina sürecinde kalmaları gereken alanları terk ettiği, hapishane içinde hareket ettiği, hapishane personeli ve mahpuslarla iletişim kurdukları, karantina kurallarına uymadıkları,
* Bazı hapishanelerde infaz koruma memurlarının sosyal mesafe kuralına uymadığı, hijyen konusunda bireysel tutumların belirleyici olduğu ve yeterince denetleme sağlanmadığı,
* Bazı kapalı hapishanelerde koğuşların hava almadığı ve yeterince havalandırılmadığı,
* Bazı hapishanelerin bulundukları konum ve sis gibi hava değişimlerinden etkilenmeleri sebebiyle mahpusların havalandırmaya çıkarılmadıkları, havalandırmanın kapatılmasının temiz hava ve sosyal mesafe imkanlarını asgariye indirdiği,
* Bazı hapishanelerde iklim koşulları sebebiyle nemin arttığı ve koğuşların yeterince güneş ışığı almadığı,
* Bazı açık hapishanelerde yemekhanelerin yeterince temizlenmediği, hijyenik olmadığı ve çok fazla mahpusun kullanmak zorunda olduğu,
* Bazı açık hapishanelerde yemekhane ve kantin sırasına girildiğinde sosyal mesafenin sağlanamadığı belirtilmiştir.”
“Mahpusların Hijyeni” başlığında ise bazı cezaevlerinde tutukluların sabuna erişemediğine, kendilerine maske ve eldiven sağlanmadığına ayrıca maskelerden ücret istenildiğine dikkat çekildi.
Raporun “Beslenme” başlığında yemeklerin kötü ve sağlıksız olduğu, hijyenik olmadığı, tüm tutukluların ihtiyacını karşılamada yetersiz olduğu, bazı cezaevlerinde ise kısa sürede tükendiği bilgisi yer aldı.
Sağlık hakkına erişim ile ilgili ise şu ifadeler yer aldı:
“* Hasta, yaşlı ve risk grubuna giren mahpuslar için önlemler alınmadığı, maske ve temizlik malzemesinin dağıtılmadığı, mahpusların önlemlerini kendileri aldığı,
* Bazı hapishanelerde doktorun revire gelmediği veya düzenli gelmediği,
* Bazı hapishanelerde mahpusların revire çıkarılmadığı, bunun yerine kendilerine hastalıklarının kapıdan sorularak alınan cevaplar doğrultusunda ilaç verildiği,
* Mahpuslar revire çıksalar da ilaç alamadıkları, kronik hasta mahpusların hastane sevki olmasa da raporlarının yenileneceği kararına uyulmadığı,
* Bazı mahpusların yeşil reçeteli ilaçlara erişemediği, bu nedenle mahpusların kendilerine ve çevrelerine zarar verme riski olduğu,
* Kronik hasta mahpusların hastane sevklerinin uzun zamandır yapılmamasının sağlık sorunlarının artmasına neden olduğu ve bunun durumlarını kritik aşamalara getirdiği,
* Hastaneden dönüşte 14 gün boyunca karantinada kalarak virüs kapma riskinin artacağı endişesiyle genel olarak tüm mahpusların hastaneye sevk konusundaki endişelerinin arttığı, hayatlarını tek başına idame ettiremeyen mahpusların da karantinada ihtiyaçlarını nasıl gidereceklerini bilemedikleri için hastaneye sevk olmak istemedikleri belirtilmiştir.”
Raporun “Vakalar” başlığı altında ise, 55 yaşında ve üç kalp kapakçığında çürüme tanısı konarak salgından önce yoğun bakımda tedavi gören Sabri Kaya, 23 yaşında bağırsak kanseri tanısı konan Mehmet Salih Filiz, bağırsak ve kolan kanseri Deniz Yıldırım, kalp sorunu olan Abdulsamet Durak’ın durumuna yer verildi.
[Samanyolu Haber] 14.6.2020
Yeni bulgu: Ani felci de tetikleyebiliyor
Koronavirüs (Covid-19) verilere göre, daha çok 60 yaş üzeri grupta ölüme neden olurken, 30-40 yaş arası genç yetişkinlerde de ani felci tetiklediği vakalar neticesinde ortaya çıktı.
Konuyla ilgili hazırlanan raporlar, sürekli dönüşerek farklı formlar alan Covid-19 virüsünün bu yaş grubunda felce neden olduğunu gösterirken, Hürriyet Gazetesi yazarı Dr. Mehmet Öz, "COVID-19’a bağlı felç, nasıl ortaya çıkıyor" başlıklı, 14 Haziran tarihli yazısında, virüsün başlangıçta temel olarak akciğerlerde tahribat oluşturduğu düşüncesinin oluştuğuna dikkat çekti.
"Ancak biliminsanları daha çok veriyi analiz ettikçe, virüsün kalp ve böbrek dahil vücuttaki neredeyse her organ sistemini etkileyebileceğini ortaya çıkardılar" tespitinde bulunan Öz, "Virüsün bu sistemleri tam olarak nasıl etkilediğine dair çalışmalar sürüyor, ancak hemen her gün yeni örnekler çıkıyor. Örneğin, virüs bazı genç insanlarda felce sebep olabiliyor" bilgisini paylaştı.
Öz, virüs ile felç arasındaki bağlantının, salgının ortaya çıktığı Vuhan'da bir raporda belirtildiğini ancak bunun daha çok 'önsezi' gibi görüldüğüne, şimdi ise yeni veriler ışığında felç geçirenlerin tamamının 50 yaş altı olduğunun ortaya çıktığına değindi.
Bu kişilerin hastalığa dair hiçbir belirti göstermediğini de vurgulayan Öz, yazısını şu ifadelerle sürdürdü:
"Bu hastaların çoğunun herhangi bir sağlık geçmişi yoktu ve Covid-19’u çok hafif belirtilerle (vakaların ikisinde hiç belirti olmadan) evde geçiriyorlardı. Felç, beyne giden kan akışında kesilmeyle ortaya çıkar. Buna da bir kan pıhtısı veya beyin kanaması sebep olur. Covid-19 sebebiyle yaşanan felç vakalarının çoğu, beyne giden damarlarda oluşan kan pıhtılarından dolayı ortaya çıktı.
Eğer pıhtıya acilen müdahale edilmezse beyinde meydana gelecek hasar, kalıcı olabilir.
Araştırmacılar Covid-19’a bağlı pıhtı sebepli felç vakalarının, virüsün vücudun tüm bölümlerinde pıhtı oluşturmasının sonucu olarak ortaya çıktığından şüpheleniyor. COVID-19 ile ilgili bu bilgilerin bazıları kulağa korkutucu gelse de virüsün bu zorlayıcı etkilerini yaşayan hasta sayısının düşük olduğunu hatırlamakta fayda var.
Eğer zamanında ortaya çıkarılırsa felç vakaları tedavi edilebilir.
Önemli olan, felcin herhangi bir belirtisini ya da işaretini yaşar yaşamaz bir sağlık kuruluşuna başvurmaktır."
Konuyla ilgili hazırlanan raporlar, sürekli dönüşerek farklı formlar alan Covid-19 virüsünün bu yaş grubunda felce neden olduğunu gösterirken, Hürriyet Gazetesi yazarı Dr. Mehmet Öz, "COVID-19’a bağlı felç, nasıl ortaya çıkıyor" başlıklı, 14 Haziran tarihli yazısında, virüsün başlangıçta temel olarak akciğerlerde tahribat oluşturduğu düşüncesinin oluştuğuna dikkat çekti.
"Ancak biliminsanları daha çok veriyi analiz ettikçe, virüsün kalp ve böbrek dahil vücuttaki neredeyse her organ sistemini etkileyebileceğini ortaya çıkardılar" tespitinde bulunan Öz, "Virüsün bu sistemleri tam olarak nasıl etkilediğine dair çalışmalar sürüyor, ancak hemen her gün yeni örnekler çıkıyor. Örneğin, virüs bazı genç insanlarda felce sebep olabiliyor" bilgisini paylaştı.
Öz, virüs ile felç arasındaki bağlantının, salgının ortaya çıktığı Vuhan'da bir raporda belirtildiğini ancak bunun daha çok 'önsezi' gibi görüldüğüne, şimdi ise yeni veriler ışığında felç geçirenlerin tamamının 50 yaş altı olduğunun ortaya çıktığına değindi.
Bu kişilerin hastalığa dair hiçbir belirti göstermediğini de vurgulayan Öz, yazısını şu ifadelerle sürdürdü:
"Bu hastaların çoğunun herhangi bir sağlık geçmişi yoktu ve Covid-19’u çok hafif belirtilerle (vakaların ikisinde hiç belirti olmadan) evde geçiriyorlardı. Felç, beyne giden kan akışında kesilmeyle ortaya çıkar. Buna da bir kan pıhtısı veya beyin kanaması sebep olur. Covid-19 sebebiyle yaşanan felç vakalarının çoğu, beyne giden damarlarda oluşan kan pıhtılarından dolayı ortaya çıktı.
Eğer pıhtıya acilen müdahale edilmezse beyinde meydana gelecek hasar, kalıcı olabilir.
Araştırmacılar Covid-19’a bağlı pıhtı sebepli felç vakalarının, virüsün vücudun tüm bölümlerinde pıhtı oluşturmasının sonucu olarak ortaya çıktığından şüpheleniyor. COVID-19 ile ilgili bu bilgilerin bazıları kulağa korkutucu gelse de virüsün bu zorlayıcı etkilerini yaşayan hasta sayısının düşük olduğunu hatırlamakta fayda var.
Eğer zamanında ortaya çıkarılırsa felç vakaları tedavi edilebilir.
Önemli olan, felcin herhangi bir belirtisini ya da işaretini yaşar yaşamaz bir sağlık kuruluşuna başvurmaktır."
[Samanyolu Haber] 14.6.2020
Arzu Yıldız: Yedi aylık bebeğimi geride bırakıp nasıl sınırı geçtim...
Türkiye’de 15 Temmuz darbesi sonra iktidar muhalif tüm kesimlere karşı bir cadı avı başlatıldı. Hemen hemen herkes hakkında soruşturma ve davalar açıldı, gözaltılar, tutuklamalar oldu. Birçok gazeteci ve Kürt siyasetçi Türkiye'yi terk etti, şimdi sürgün hayatta yaşamak zorundalar. Bu gazetecilerden biri de gazeteci Arzu Yıldız.
Arzu Yıldız, ahvalnews.com'dan Burhan Ekinci'ye verdiği podcast röportajında yaşadıklarını anlattı.
Hakkında açılan davalar nedeniyle Türkiye’yi terk eden ve şu an Kanada’da yeni bir hayat kurmaya çalışan Yıldız, Türkiye’den çıkış sürecini, neler yaşadığını, yedi aylıkken Ankara’da terk etmek zorunda kaldığı ve üç yıl sonra kavuştuğu kızıyla ilgili yaşadıklarını anlattı.
Yıllarca Ankara’da yargı muhabirliği yapan Arzu Yıldız, Türkiye’de yargının da hukukun da olmadığını düşünüyor. “Ülkede devlet de yok” diyor.
Gazeteci Arzu Yıldız, 15 Temmuz darbe girişiminin bir üst aklın planlaması olduğunu, Gülen cemaatinden bazı askerlerin ve sivillerin tuzağa düşürüldüğünü ve binlerce insanın mağdur edildiğini düşünüyor.
Arzu Yıldız henüz yedi aylık bebeğini geride bırakarak Türkiye’yi terk etmek zorunda kalmıştı. Hayatının o en zor anın başlangıcı, kendi anlatımına göre, 16 Temmuz akşamı külot ve atletli şekilde ağırlara bağlanmış, kanlar içindeki askerlerin görüntülerini Facebook’ta ‘Kimseye işkence edemezsiniz’ notuyla paylaşmasıyla başlamış.
Yıldız, kendisiyle yaptığımız Yankılar podcastesinde yaşananları şöyle anlatıyor:
“Sayfamda AKP’li bir belediyenin basın danışmanı ekliydi. Muhtemelen o beni propaganda yapıyorum diye ihbar etti.
17 Temmuz’u 18’e bağlayan gece polis evime baskın yaptı. Ben o gece evde değildim. Başsavcıya mesaj gönderdim, ‘Ben her zaman adliyedeyim, niye bana bu kadar polis çıkardınız’ dedim. Olumlu bir dönüş olmadı.
Ortamın sakinleşmesini bekledim. İşkence görüntüleri gerçekten korkutucuydu. OHAL ilan edildi ve daha sonra Haberdar sitesi soruşturmasına dahil edildim. Beş ay Ankara’da saklı hayat yaşadım, kucağımda küçük kızımla. Baktım bunun sonu yok. Hapisteki insan hapiste olduğunu biliyor, dışarıdaki dışarı çıkıyor. Ben nerede olduğumu da bilmiyordum. Araf’ta kalmış gibiydim. Ne yanımdakilere ne de çocuğuma faydam vardı. İllegal çıkacaktım, yüzde 99 yakalanma riskini göze aldım. Sadece yüzde 1 başarabilirim diye düşündüm. Bu sürecin uzun sürecini tahmin etmiştim. Cezaevinden girdim mi çıkışın olmayacağını, hukuki olarak kendimizi anlatmanın da mümkün olmadığını biliyordum.
Yunanistan’a gittim. Türkiye’den çıkarken de hep arkama bakıyordum, ‘ne olur bir şey olsun’ da döneyim diye. Çünkü bebeğimi bırakmıştım. Çok zordu, sınırı geçtiğimde bir sürü mülteci ile yan yana kaldım. Suriye’den, Irak’tan, Rojava’dan her yerden insan gelmişti. Herkesin acıları vardı. Acılarımın onların acılarının yanında küçük olduğunu düşündüm. Ben çıkarken, aynı gün Selahattin Demirtaş’ı tutuklayıp, Edirne’ye getirmişlerdi. Benim kaldığım kampla Demirtaş’ın kaldığı cezaevi arasında 15 km vardı. Bunu da görünce Türkiye’nin artık hiç düzelmeyeceğine kanaat getirdim.
Yunanistan’da 20 gün kaldım. Amerika vizem vardı, oraya geçtim, ardından Kanada’ya gittim, iltica ettim. Oturum aldım. Türk devleti benim çocuklarıma pasaportlarını vermedi. Küçücük çocuklara pasaport verilmedi. Keyfiydi bir gerekçe yoktu. Büyük kızımın Amerikan vizesi vardı. 2011 yılında Taraf’tayken almıştık. Büyük kızım iki yıl sonra Amerika’ya geldi, bir arkadaşım aldı sınıra getirdi, ben de gittim Kanada sınırdan aldım onu.
Küçük kızım üç sene sonra ancak geldi. İlk kez dördüncü yaşını beraber kutladık. Bana alışamadı. Çocuk beni değil, babamı annesi biliyor. Babam bakıyordu. Gece kalkıyor ağlıyor, Ankara’yı istiyor, dedesini istiyor. Sürekli ağladı ‘seni istemiyorum’ diyordu. Yeni yeni artık kabullendi."
TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ
[Samanyolu Haber] 14.6.2020
Arzu Yıldız, ahvalnews.com'dan Burhan Ekinci'ye verdiği podcast röportajında yaşadıklarını anlattı.
Hakkında açılan davalar nedeniyle Türkiye’yi terk eden ve şu an Kanada’da yeni bir hayat kurmaya çalışan Yıldız, Türkiye’den çıkış sürecini, neler yaşadığını, yedi aylıkken Ankara’da terk etmek zorunda kaldığı ve üç yıl sonra kavuştuğu kızıyla ilgili yaşadıklarını anlattı.
Yıllarca Ankara’da yargı muhabirliği yapan Arzu Yıldız, Türkiye’de yargının da hukukun da olmadığını düşünüyor. “Ülkede devlet de yok” diyor.
Gazeteci Arzu Yıldız, 15 Temmuz darbe girişiminin bir üst aklın planlaması olduğunu, Gülen cemaatinden bazı askerlerin ve sivillerin tuzağa düşürüldüğünü ve binlerce insanın mağdur edildiğini düşünüyor.
Arzu Yıldız henüz yedi aylık bebeğini geride bırakarak Türkiye’yi terk etmek zorunda kalmıştı. Hayatının o en zor anın başlangıcı, kendi anlatımına göre, 16 Temmuz akşamı külot ve atletli şekilde ağırlara bağlanmış, kanlar içindeki askerlerin görüntülerini Facebook’ta ‘Kimseye işkence edemezsiniz’ notuyla paylaşmasıyla başlamış.
Yıldız, kendisiyle yaptığımız Yankılar podcastesinde yaşananları şöyle anlatıyor:
“Sayfamda AKP’li bir belediyenin basın danışmanı ekliydi. Muhtemelen o beni propaganda yapıyorum diye ihbar etti.
17 Temmuz’u 18’e bağlayan gece polis evime baskın yaptı. Ben o gece evde değildim. Başsavcıya mesaj gönderdim, ‘Ben her zaman adliyedeyim, niye bana bu kadar polis çıkardınız’ dedim. Olumlu bir dönüş olmadı.
Ortamın sakinleşmesini bekledim. İşkence görüntüleri gerçekten korkutucuydu. OHAL ilan edildi ve daha sonra Haberdar sitesi soruşturmasına dahil edildim. Beş ay Ankara’da saklı hayat yaşadım, kucağımda küçük kızımla. Baktım bunun sonu yok. Hapisteki insan hapiste olduğunu biliyor, dışarıdaki dışarı çıkıyor. Ben nerede olduğumu da bilmiyordum. Araf’ta kalmış gibiydim. Ne yanımdakilere ne de çocuğuma faydam vardı. İllegal çıkacaktım, yüzde 99 yakalanma riskini göze aldım. Sadece yüzde 1 başarabilirim diye düşündüm. Bu sürecin uzun sürecini tahmin etmiştim. Cezaevinden girdim mi çıkışın olmayacağını, hukuki olarak kendimizi anlatmanın da mümkün olmadığını biliyordum.
Yunanistan’a gittim. Türkiye’den çıkarken de hep arkama bakıyordum, ‘ne olur bir şey olsun’ da döneyim diye. Çünkü bebeğimi bırakmıştım. Çok zordu, sınırı geçtiğimde bir sürü mülteci ile yan yana kaldım. Suriye’den, Irak’tan, Rojava’dan her yerden insan gelmişti. Herkesin acıları vardı. Acılarımın onların acılarının yanında küçük olduğunu düşündüm. Ben çıkarken, aynı gün Selahattin Demirtaş’ı tutuklayıp, Edirne’ye getirmişlerdi. Benim kaldığım kampla Demirtaş’ın kaldığı cezaevi arasında 15 km vardı. Bunu da görünce Türkiye’nin artık hiç düzelmeyeceğine kanaat getirdim.
Yunanistan’da 20 gün kaldım. Amerika vizem vardı, oraya geçtim, ardından Kanada’ya gittim, iltica ettim. Oturum aldım. Türk devleti benim çocuklarıma pasaportlarını vermedi. Küçücük çocuklara pasaport verilmedi. Keyfiydi bir gerekçe yoktu. Büyük kızımın Amerikan vizesi vardı. 2011 yılında Taraf’tayken almıştık. Büyük kızım iki yıl sonra Amerika’ya geldi, bir arkadaşım aldı sınıra getirdi, ben de gittim Kanada sınırdan aldım onu.
Küçük kızım üç sene sonra ancak geldi. İlk kez dördüncü yaşını beraber kutladık. Bana alışamadı. Çocuk beni değil, babamı annesi biliyor. Babam bakıyordu. Gece kalkıyor ağlıyor, Ankara’yı istiyor, dedesini istiyor. Sürekli ağladı ‘seni istemiyorum’ diyordu. Yeni yeni artık kabullendi."
TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ
[Samanyolu Haber] 14.6.2020
87 yaşındaki yaşlı kadın 'KHK ile evine el koyduk' denerek çıkarılmaya çalışılıyor
90’ına merdiven dayayan Sıttıka Atay’ın, 13 yıl önce Feza Eğitim ve Kültür Vakfına bağışladığı evine el konuldu. Beş gün önce kendisine tebligat gönderilen ve evi boşaltması istenen Sıttıka nine üzüntünden kalp krizi geçirdi.
Bold Medya'dan Sevinç Özarslan'ın özel haberine göre Kültür ve Turizm Bakanlığı, Manisa Gördes’te yaşayan 1933 doğumlu Sıttıka Atay’ın evine el koydu. 9 Haziran 2020’de gelen tebligata göre Atay’dan, Feza Eğitim ve Kültür Vakfına bağışladığı ancak kullanım hakkı ölene kadar kendisine ait olan evini 15 gün içinde boşaltması istendi. Eğer boşaltmazsa kaymakamlık tarafından tahliye edileceği belirtildi. Ayrıca yaşlı kadına 2016’dan bu yana biriken 23 bin TL kira bedelini de ödemesi şart koşuldu.
KALP KRİZİ GEÇİRDİ
Tebligat geldikten sonra çok üzülen ve kalp krizi geçiren Sıttıka Atay, iki gün önce ilçedeki hastaneye kaldırıldı. Tedavisi şimdi evde devam eden Atay’ın sağlık durumu iyi değil. “Evimi elimden alacaklar mı, sokağa mı atacaklar” endişesiyle yaşayan Atay, 15 Haziran Pazartesi günü tekrar doktora götürülecek.
VAKIF KHK İLE KAPATILDI
Manisa’nın yerlilerinden Sıttıka Atay, evini, 2007’de Manisa merkezdeki Feza Eğitim ve Kültür Vakfı’na bağışladı. Fakat vakıf, 2 Ağustos 2016’da KHK ile kapatıldı, tüm mallarına AKP hükumeti tarafından el konuldu.
2007’de hazırlanan tapu senedinde evin sahibi vakıf görünüyor ancak tapuda belirtilen ‘irtifak hakkı- kullanım hakkı” ölene kadar Sıttıka Atay’a ait. Ömrünü hayır hasenat işleriyle geçiren Atay, eşinden miras kalan bahçeli, tek katlı evinde 4 yıldır oturmaya devam ediyordu. Herhangi bir sorun yoktu.
Sıttıka Atay'ın eşinden kalan bahçeli evi
23 BİN TL KİRA İSTENDİ
Ta ki Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Vakıflar İzmir Bölge Müdürlüğünden 10 Şubat 2020’de gelen “Çok İvedi” başlıklı tebligata kadar… Tebligatta Atay’a, evin mülkiyet hakkının vakfa geçtiği, evi işgal ettiği söyleniyor ve yaşlı kadının haberi dahi olmayan, Ağustos 2016’dan bu yana biriken 23 bin TL’lik kirayı hemen ödemesi isteniyordu.
13 SENE ÖNCE VAKFA BAĞIŞLAMIŞTI
Bold Medya’ya konuşan Sıttıka Atay’ın oğlu, tarihçi-yazar İbrahim Atay, “Babam vefat edince anneme miras olarak şu an oturduğu ev kaldı. 13 sene önce annem evi Feza Eğitim ve Kültür Vakfı’na bağışladı. İrtifak hakkı, vefat ettikten sonra vakfa geçmek şartıyla. İrtifak hakkı, evin ancak annem öldükten sonra vakfın malı olması anlamına geliyor. 15 Temmuz’dan sonra Hizmet Hareketine ait bütün vakıflara el konulunca bizim de başımıza bu geldi.” dedi.
“ANNEM ÇOK YAŞLI, BASAMAKLARI ÇIKAMIYOR”
ABD’de yaşayan Sıttıka Atay’ın oğlu, tarihçi-yazar İbrahim Atay: Annemin yediği standart yemek iftarda sütlü tarhana. Sanırım 40 kilonun altına düştü. Üzülmeyeyim diye benimle görüntülü bile konuşmak istemiyor.
Olan biteni annesine hissettirmemeye çalıştıklarını belirten İbrahim Atay, “Çözüm üretmeye çalışıyoruz. İşin açıkçası dört ay önce ilk tebligat gelince bu kadar da insafsızlık yapamazlar diye düşündük. Ne yapabileceğimizi de bilemedik. Sonra iki tebligat daha geldi. Süreç hızlandı. Avukatımız dava açacağız dedi ama panik vaziyetteyiz.” ifadelerini kullandı.
Ne kadar hissettirmeseler de annesinin meseleyi anladığını dile getiren Atay şöyle devam etti:
“Annem çok yaşlı. Merdiven basamaklarını çıkamıyor. Küçük küçük adımlarla yürüyebilen, tek başına yaşayan, minicik bir kadıncağız. Korkutmamaya çalışıyoruz ama çok kaygılı. Meseleye üzülünce geçen kalp krizi geçirdi. Abim ilçedeki doktora götürdü. Küçük ilçede bir şey olmadığı için pazartesi günü Akhisar’a tekrar götürecek. Ne yapacağımızı şaşırdık. Bakıcı tutmak istedim, kabul etmedi. Moral desteği vermekten başka elimizden bir şey gelmiyor.”
“15 GÜN İÇİNDE TAHLİYE EDİN”
Sıttıka Atay’a 10 Mart 2020’de İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğünden ikinci tebligat geldi. Buna göre Atay’a “Gördes İlçesi Uzuncam Mahallesi 83 Ada 3 Parsel Nolu taşınmaz üzerindeki her türlü haklardan terkin etmesi, bir ay önce bildirilen 4 yıllık toplam kira bedelinin Vakıflar İzmir Bölge Müdürlüğünün hesabına yatırılması, aksi takdirde hukuki işlem başlatılacağı’ söylendi. 9 Haziran 2020’de gelen üçüncü tebligatta ise evin 15 gün içinde boşaltılması istendi. “Eğer kendi rızanızla tahliye etmemeniz halinde, Kaymakamlığımızca tahliye edilecektir” uyarısı yapıldı.
EŞİ, GÖRDES BELEDİYESİ ESKİ BAŞKANI
İki oğlu bulunan Sıttıka Atay’ın eşi Refik Atay, bir dönem Manisa Gördes Belediyesi Başkanlığı yaptı. Refik Atay, 2013 yılında hayatını kaybetti.
5 gün önce gönderilen üçüncü tebligatta Sıttıka Atay’ın 15 gün içinde evi boşaltması söyleniyor. Eğer boşaltmazsa Kaymakamlık tarafından tahliye edileceği belirtiliyor.
[Samanyolu Haber] 14.6.2020
Bold Medya'dan Sevinç Özarslan'ın özel haberine göre Kültür ve Turizm Bakanlığı, Manisa Gördes’te yaşayan 1933 doğumlu Sıttıka Atay’ın evine el koydu. 9 Haziran 2020’de gelen tebligata göre Atay’dan, Feza Eğitim ve Kültür Vakfına bağışladığı ancak kullanım hakkı ölene kadar kendisine ait olan evini 15 gün içinde boşaltması istendi. Eğer boşaltmazsa kaymakamlık tarafından tahliye edileceği belirtildi. Ayrıca yaşlı kadına 2016’dan bu yana biriken 23 bin TL kira bedelini de ödemesi şart koşuldu.
KALP KRİZİ GEÇİRDİ
Tebligat geldikten sonra çok üzülen ve kalp krizi geçiren Sıttıka Atay, iki gün önce ilçedeki hastaneye kaldırıldı. Tedavisi şimdi evde devam eden Atay’ın sağlık durumu iyi değil. “Evimi elimden alacaklar mı, sokağa mı atacaklar” endişesiyle yaşayan Atay, 15 Haziran Pazartesi günü tekrar doktora götürülecek.
VAKIF KHK İLE KAPATILDI
Manisa’nın yerlilerinden Sıttıka Atay, evini, 2007’de Manisa merkezdeki Feza Eğitim ve Kültür Vakfı’na bağışladı. Fakat vakıf, 2 Ağustos 2016’da KHK ile kapatıldı, tüm mallarına AKP hükumeti tarafından el konuldu.
2007’de hazırlanan tapu senedinde evin sahibi vakıf görünüyor ancak tapuda belirtilen ‘irtifak hakkı- kullanım hakkı” ölene kadar Sıttıka Atay’a ait. Ömrünü hayır hasenat işleriyle geçiren Atay, eşinden miras kalan bahçeli, tek katlı evinde 4 yıldır oturmaya devam ediyordu. Herhangi bir sorun yoktu.
Sıttıka Atay'ın eşinden kalan bahçeli evi
23 BİN TL KİRA İSTENDİ
Ta ki Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Vakıflar İzmir Bölge Müdürlüğünden 10 Şubat 2020’de gelen “Çok İvedi” başlıklı tebligata kadar… Tebligatta Atay’a, evin mülkiyet hakkının vakfa geçtiği, evi işgal ettiği söyleniyor ve yaşlı kadının haberi dahi olmayan, Ağustos 2016’dan bu yana biriken 23 bin TL’lik kirayı hemen ödemesi isteniyordu.
13 SENE ÖNCE VAKFA BAĞIŞLAMIŞTI
Bold Medya’ya konuşan Sıttıka Atay’ın oğlu, tarihçi-yazar İbrahim Atay, “Babam vefat edince anneme miras olarak şu an oturduğu ev kaldı. 13 sene önce annem evi Feza Eğitim ve Kültür Vakfı’na bağışladı. İrtifak hakkı, vefat ettikten sonra vakfa geçmek şartıyla. İrtifak hakkı, evin ancak annem öldükten sonra vakfın malı olması anlamına geliyor. 15 Temmuz’dan sonra Hizmet Hareketine ait bütün vakıflara el konulunca bizim de başımıza bu geldi.” dedi.
“ANNEM ÇOK YAŞLI, BASAMAKLARI ÇIKAMIYOR”
ABD’de yaşayan Sıttıka Atay’ın oğlu, tarihçi-yazar İbrahim Atay: Annemin yediği standart yemek iftarda sütlü tarhana. Sanırım 40 kilonun altına düştü. Üzülmeyeyim diye benimle görüntülü bile konuşmak istemiyor.
Olan biteni annesine hissettirmemeye çalıştıklarını belirten İbrahim Atay, “Çözüm üretmeye çalışıyoruz. İşin açıkçası dört ay önce ilk tebligat gelince bu kadar da insafsızlık yapamazlar diye düşündük. Ne yapabileceğimizi de bilemedik. Sonra iki tebligat daha geldi. Süreç hızlandı. Avukatımız dava açacağız dedi ama panik vaziyetteyiz.” ifadelerini kullandı.
Ne kadar hissettirmeseler de annesinin meseleyi anladığını dile getiren Atay şöyle devam etti:
“Annem çok yaşlı. Merdiven basamaklarını çıkamıyor. Küçük küçük adımlarla yürüyebilen, tek başına yaşayan, minicik bir kadıncağız. Korkutmamaya çalışıyoruz ama çok kaygılı. Meseleye üzülünce geçen kalp krizi geçirdi. Abim ilçedeki doktora götürdü. Küçük ilçede bir şey olmadığı için pazartesi günü Akhisar’a tekrar götürecek. Ne yapacağımızı şaşırdık. Bakıcı tutmak istedim, kabul etmedi. Moral desteği vermekten başka elimizden bir şey gelmiyor.”
“15 GÜN İÇİNDE TAHLİYE EDİN”
Sıttıka Atay’a 10 Mart 2020’de İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğünden ikinci tebligat geldi. Buna göre Atay’a “Gördes İlçesi Uzuncam Mahallesi 83 Ada 3 Parsel Nolu taşınmaz üzerindeki her türlü haklardan terkin etmesi, bir ay önce bildirilen 4 yıllık toplam kira bedelinin Vakıflar İzmir Bölge Müdürlüğünün hesabına yatırılması, aksi takdirde hukuki işlem başlatılacağı’ söylendi. 9 Haziran 2020’de gelen üçüncü tebligatta ise evin 15 gün içinde boşaltılması istendi. “Eğer kendi rızanızla tahliye etmemeniz halinde, Kaymakamlığımızca tahliye edilecektir” uyarısı yapıldı.
EŞİ, GÖRDES BELEDİYESİ ESKİ BAŞKANI
İki oğlu bulunan Sıttıka Atay’ın eşi Refik Atay, bir dönem Manisa Gördes Belediyesi Başkanlığı yaptı. Refik Atay, 2013 yılında hayatını kaybetti.
5 gün önce gönderilen üçüncü tebligatta Sıttıka Atay’ın 15 gün içinde evi boşaltması söyleniyor. Eğer boşaltmazsa Kaymakamlık tarafından tahliye edileceği belirtiliyor.
[Samanyolu Haber] 14.6.2020
Kaydol:
Yorumlar (Atom)