Cihat Yaycı, Akar’ın derdest edilmiş olabileceğini nereden biliyordu?

Yeniçağ yazarı Uğuroğlu: Cihat Yaycı demek ki; Cumhurbaşkanının, Başbakanın, bakanların, darbeden haberleri yokken devleti uyaran kişiymiş… (!) Halkı sokağa davet eden Erdoğan değilmiş… (!) Genelkurmay Başkanının emir komutasında darbe olmadığını biliyormuş…(!)'

KRONOS 31 Mayıs 2020 GÜNDEM

Yeniçağ gazetesi yazarı Orhan Uğuroğlu, istifa eden Tümamiral Cihat Yaycı’nın 15 Temmuz yargılamaları kapsamında ‘tanık’ olarak verdiği ifadelerde yer alan ‘Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri Sayın Fahri Kasırga Bey’i aradım. Darbe girişimini FETÖ’nün gerçekleştirdiğini, emir komuta zinciri içinde olmadığını, Genelkurmay Başkanı’nın derdest edilmiş olabileceğini söyledim’ ifadelerini köşesine taşıdı ve bu bilgilere nasıl ulaşmış olabileceğini sordu.

Uğuroğlu, ‘Bunlar tarihe kalacak ve gerektiğinde arşivden çıkarılacak çok önemli ifadelerdir’ dedi.

Orhan Uğuroğlu şunları yazdı:

Cihat Yaycı’nın Harp Akademileri Komutanlığı yargılanması kapsamında “tanık” olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na verdiği ifade de çok ilginç.

Bazı bölümlerine dikkatinizi çekeyim.

Yaycı diyor ki;

“15 Temmuz 2016 tarihinde hain darbe girişimi sırasında İstanbul Yeni Levent’te bulunan, Harp Akademileri’ne bağlı Çok Uluslu Müşterek Harp Merkezi’nde tuğamiral rütbesiyle görev yapıyordum. Önceden ailemle de yapmış olduğumuz planlar çerçevesinde Ramazan Bayramı sonrası 8 Temmuz 2016 tarihinde 27 Temmuz 2016 tarihine kadar yıllık iznime ayrılmaya karar verdim. Bu nedenle izne ayrılarak İstanbul’dan eşimle birlikte ayrılıp Antalya ilinde eşimin ailesine ait yazlıkta tatil yapıp dinlendim.  11 Temmuz 2016 tarihinden itibaren de daha önce yer ayırttığımız, Marmaris ilçesinde bulunan Marmaris Palas Oteli’nde konaklamaya başladık.”

Bu otel Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da kaldığı Grand Yazıcı.

Erdoğan da Yaycı ile aynı gün yani 11 Temmuz’da bu otele geliyor?

Tesadüfün bu kadarına pes denir…

Şimdi Yaycı’nın ifadesindeki bir bölümü daha vereyim.



“Önceden tanıştığımız, birlikte çalışma yürüttüğümüz Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri Sayın Fahri Kasırga Bey’i aradım. Fahri Kasırga Bey bana, ‘Ne oluyor Paşam, hiç bir kuvvet komutanına ve Genelkurmay başkanımıza ulaşamıyoruz’ dedi.

Ben de hain darbe girişimini

  • FETÖ terör örgütü üyelerinin gerçekleştirdiğini,
  • Bu kalkışmanın emir komuta zinciri içinde olmadığını,
  • Bu nedenle kuvvet komutanları ile Genelkurmay Başkanı’nın derdest edilmiş olabileceğini, bundan dolayı kendilerine ulaşılamamış olabileceğini söyledim.

Tedbir olarak da;

  • Sayın Genel Sekreter’e kalkışmanın FETÖ’cü kalkışma olduğunu,
  • Türk askerine ait olmadığını, emir komuta zinciri içinde yapılmadığını,
  • Halka duyurulmasını, polis ve halkın kalkışmacıların önüne çıkıp direnmesi gerektiğini,
  • Halkın direniş sırasında tamamının Türk bayrağı kullanması gerektiğini,
  • Diğer ülkelerin 2-3 saat gelişmeleri izleyip kazananın tarafında yer alacakları, teşebbüsün hemen engellenmesi gerektiğini söyledim.
  • Sayın Genel Sekreter de aynı kanaatte olduğunu söyleyerek ben telefonda iken talimatlarını vermeye başladı.”

Değerli okurlarım,

Bunlar tarihe kalacak ve gerektiğinde arşivden çıkarılacak çok önemli ifadelerdir.

Cihat Yaycı demek ki;

  • Cumhurbaşkanının, Başbakanın, bakanların, FETÖ darbesinden haberleri yokken devleti uyaran kişiymiş… (!)
  • Halkı sokağa davet eden Erdoğan değilmiş… (!)
  • Genelkurmay Başkanının emir komutasında darbe olmadığını biliyormuş…(!)
  • Ve en önemlisi Fethullah Gülen’in darbe girişimi olduğunu biliyormuş… (!)

Şimdi aklınıza şu gelebilir:

Bu kadar faydalı bir amiral neden gece yarısı cumhurbaşkanlığı kararnamesi görevden alınarak Genelkurmay emrine alınır?

[Kronos.News] 31.5.2020

"Almanya'da ikinci virüs dalgası olmayabilir"

Koronavirüs'ten nispeten daha az etkilenen ülkelerden birisi olan Almanya için ikinci bir salgın dalgasının olmayabileceği görüşü ileri sürüldü.

Berlin'deki Charite Hastanesi'nden virolog Christian Drosten, haftalık haber dergisi Spiegel'e yaptığı açıklamada, Almanların teorik olarak ikinci bir korona dalgasını yaşamama ihtimali olduğunu dile getirdi. Drosten, "virüs şu anda daha doğru bir şekilde tanındığı ve nasıl yayıldığı da daha iyi bilindiği için 'super spreader' olarak tanımlanan 'süper taşıyıcı'ların daha az olabileceğini" ifade etti. Virüsü çok sayıda kişiye bulaştıranlara "süper taşıyıcı" deniyor.

Deutsche Welle Türkçe'de yer alan habere göre şimdiye kadarki önlemlerle süper taşıyıcıların daha fazla kontrol altına alınmış olabileceğini belirten Drosten, ancak muhtemel bir yayılmanın önlenmesinde, ilgili kişilerin -özellikle de daha önce test yapılmamış kişilerin- hemen karantinaya alınmasının önem taşıdığı uyarısında bulundu.

Ancak karantina süresinin kısaltılabileceğini belirten Drosten, önümüzdeki dönemde virüs taşıyan bir kişiyle temas edenlerin sadece bir hafta izole edileceğini, çünkü kuluçka süresi ve insana bulaşma süresinin başlangıçta düşünülenden daha kısa olduğu bilgisini verdi.

"Yerel yayılmalar olabilir"

Bonn Üniversitesi Hastanesi'nden virolog Hendrik Streeck de Almanya'da şiddetli ikinci dalganın yaşanacağına ihtimal vermiyor. Sonbahar aylarında yerel yayılmalar olabileceğini belirten Streeck, ancak sağlık sisteminin kapasitesinin üstüne çıkabilecek bir yığılmanın olacağına inanmadığını dile getirdi.

Alman Yazı İşleri Ağı'na konuşan Streeck, virüsün kontrol altında tutulma imkanını yüksek gördüğünü belirterek ancak özellikle geniş katılımlı etkinliklerin yasaklanmasının bu noktada belirleyici rol oynayacağını ifade etti.

Streeck, aşı çalışmalarında kısa süre içinde başarı sağlanacağına ise kuşkuyla bakıyor.

AIDS hastalığına yol açan HIV'a karşı 500'ün üzerinde aşının denendiğini, ancak bunların başarısız olduğunu kaydeden Streeck, aşının bulunmama ihtimalini de göz önünde tutmak gerektiğini söyledi.

DSÖ: 11 ila 17 ay içinde aşı bulunabilir

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Kamu Sağlığı Direktörü Maria Neira ise koronavirüse karşı etkin ve güvenli bir aşının 11 ila 17 ay içinde bulunabileceğini söyledi.

KNA ajansına konuşan Neira, öncesinde de bir ilaç geliştirileceğini belirterek "Bu şekilde yüksek ölüm oranlarını azaltabileceğiz" dedi.

DSÖ Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus da bugün Cenevre'de düzenlediği basın toplantısında 30 ülkeden katılan bilim insanlarıyla aşı, ilaç ve diğer sağlık teknolojileri geliştirilmesi konusunda işbirliği yaptıklarını söyledi.

[Samanyolu Haber] 31.5.2020

'Bilal'e anlatır gibi' klip çeken Rapçi'nin evini polis bastı: Kapıyı kırmayın parasını alırım!

Rapçi Rota gözaltına alındı. Rota'nın klibinde Bilal Erdoğan maskesi ile İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı önünde sahnede bulunması suç sayıldı.
'Bilal'e anlatır gibi' klip çeken Rapçi'nin evini polis bastı: Kapıyı kırmayın parasını alırım!

‘Rota’ adıyla bilinen rapçi Bulut Alpman’ın evine sabahın erken saatlerinde polis baskını yapıldı. Alpman'ın Instagram hesabından yaptığı paylaşımda polislerin  ‘Kapıyı kırarız’ dediği duyuluyor. Rota ise evini basan polise de "sende virüs vardır açamam" diyor. Polisin "Kapıyı kırarız" demesi üzerine "kaçıyor muyuz?" diye cevap veren rapçinin daha sonra "kapıyı kırarsanız parasını alırım" sözleri duyuluyor.

Alpman’ın yeni şarkısı “Ağla”daki sözler ve klibi nedeniyle gözaltına alındığı öne sürüldü. Bilal Erdoğan maskesi ile İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı önünde çektiği sahnede “Bilal’e anlatır gibi anlatacağım sizlere çocuk” sözlerine yer vermişti.

Alpman 29 Mart 2019'da da tutuklanmıştı.

[Samanyolu Haber] 31.5.2020

AKP panikle önlem alıyor ama vekil transferine gerek yok

Gazete Habertürk yazarı Muharrem Sarıkaya, "Transfer veya kiralık vekil tartışmasının doğmasına neden iki parti, gerçekten desteğe ihtiyaç duyuyor mu? Yani illerin en az yarısında, oy verme gününden altı ay evvel teşkilatını kurup, büyük kongresini gerçekleştirme olanağına sahip değiller mi" sorularını sordu.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun, Ali Babacan'ın DEVA ve Ahmet  Davutoğlu'nun Gelecek Partisi'nin Meclis'e ve olası bir erken seçime girebilmesi için CHP'den milletvekili verebileceklerini açıklamasının ardından, AKP-MHP koalisyonu harekete geçerek, milletvekili transferinin önüne geçecek bir yasal düzenlemenin sinyallerini verirken, iki partinin gerçekten bu tür bir desteğe ihtiyaç duyup duymadıkları da tartışılıyor.

İki partinin parti örgütlenmelerini yaz sonunda tamamlaması beklenirken, Gazete Habertürk yazarı Muharrem Sarıkaya, "Transfer veya kiralık vekil tartışmasının doğmasına neden iki parti, gerçekten desteğe ihtiyaç duyuyor mu? Yani illerin en az yarısında, oy verme gününden altı ay evvel teşkilatını kurup, büyük kongresini gerçekleştirme olanağına sahip değiller mi" sorularını sordu.

Sarıkaya, DEVA ve Gelecek partilerinin örgütlenmelerinin seyrine dair, "...bu yıl sonuna kadar seçim kararı alınmaz ise iki partinin sandığa girmesi için gereken örgütlenme sorunu yok. Hatta Ahmet Davutoğlu’nun liderliğini yaptığı Gelecek Partisi bu konuda çok daha fazla yol almış" diye yazdı.

Gelecek Partisi'nin 52 vilayette örgütünün kurulduğunu, il ve ilçe başkanları ve yöneticilerinin atandığını ifade eden Sarıkaya, kongrenin ise haziran sonuna ötelendiğini kaydetti. Büyük kongre için de partinin ağustos sonunu işaret ettiğini aktaran Sarıkaya, yazısını şu satırlarla sürdürdü:

GELECEK PARTİSİ

"Bu demektir ki, Şubat sonrasında yapılacak her seçime Gelecek Partisi girme hakkına erişir. Kani Torun da bu duruma işaret etti ve 'Hemen seçim söz konusu olmadığı sürece bizim bir destek veya ithal vekile ihtiyacımız yok'  dedi. Aktardığına göre, 'Davutoğlu’nun son günlerde televizyonlarda gösterdiği performans örgütte görev almak isteyenlerin sayısında artışa ve teveccühe' neden olmuş. Muhtemel bir seçimde, nasıl bir ittifakın içinde olmayı tercih edeceklerini sorduğumda Torun’un yanıtı şöyle oldu: 'O günün şartlarına bakmadan bugünden kendimizi bağlamak doğru değil, ama bizim tercihimiz muhafazakar sağ partilerin bir arada ittifaka girdikleri yapıdır. Ama bu ittifaklar da sadece seçim ittifakı şeklinde olmalı."

DEVA PARTİSİ

DEVA Partisi'nin örgütlenme çalışmalarına dair de bilgi veren Sarıkaya, "Ali Babacan’ın Deva Partisi ise koronavirüs önlemleri kapsamındaki yasaklar sürecini dijital çözüm ile aşmaya çalışmış. Türkiye 18 bölgeye ayrılmış ve her bölgenin başına bir isim verilmiş. Onlar da il ve ilçe teşkilatına talip isimlerle Zoom uygulaması üzerinden uzaktan görüşme yapmış. Son dönem Babacan’ın hem televizyon hem de YouTube üzerinden yaptığı yayınların etkisiyle teşkilatta görev almak isteyen sayısında artış olmuş" ifadelerini kullandı.

[Samanyolu Haber] 31.5.2020

Prof. Dr. Azap: Bu yıl içinde koronaya karşı bir aşı beklemiyoruz

Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Alpay Azap: 2020 yılının sonuna kadar etkili ve yan etkileri tolere edilebilecek bir aşı beklemiyoruz.

Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu üyesi, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Alpay Azap, 1 Haziran'dan itibaren normalleşme uygulamalarına geçilmesi kararı ile ilgili Pandemi Yönetimi Alt Kurulu'nun salgının tıbbı boyutuyla ilgili görüşler aktardığını, son kararı hükümetin verdiğini söyledi.

Duvar Gazetesi'nden İrfan Aktan'a konuşan Prof. Azap, gevşetme tedbirlerinin uygulanmasının sıkılama tedbirlerinden daha zor olduğunu ifade etti.

Söyleşiden bazı bölümler şöyle:

-Yetkili makam siz olsaydınız, 1 Haziran’a ilişkin kararları onaylar mıydınız?

-Gevşetme tedbirlerini uygulamak, sıkılama tedbirlerinden çok daha zor. Sonuçta sıkılama tedbirlerinin, sokağa çıkma yasağı gibi kısıtlamalar içeren birkaç derecesi var ve o kararları alıp uygularsınız. Ama gevşetme çok daha fazla sayıda ve alanda çok farklı olasılıklar barındıran ve kontrolü çok zor bir süreç. Alacağınız her bir kararın sonuçlarını çok yakından izlemeniz ve sonuçlara göre kararları tekrar gözden geçirmenizi gerekir. Dolayısıyla gevşetme, karar vermenin çok zor olduğu bir süreç.

-1 Haziran itibariyle 65 yaş üstü ve 18 yaş altı hariç herkes dışarıda olacak ama bu insanlar dışarıda enfekte olup akşam da 65 yaş üstü bireylerin yaşadığı evlerine dönecekler. O halde bu insanlara dışarı çıkma yasağı konmasının bir mantığı var mı?

-Sonuçta 65 yaş üstü kişiler ne kadar az insanla temas ederlerse o kadar iyi. Dünya üzerinde vak’a sayısı 6 milyona yaklaştı ve gördük ki bu hastalık gerçekten özellikle yaşlılarda çok ağır seyrediyor. Ölenlerin yüzde 90’a yakını 65 yaşın üstünde.

-Tüm dünya pamdemide ikinci dalgayı bekler ve buna hazırlık yaparken, 20 Mayıs günü Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, ikinci dalgayı beklemediklerini söyledi. Bu beyanat neye dayanılarak verildi?

-Sağlık Bakanı muhtemelen bunu yaz ayları için söyledi. Dünyada da ikinci dalganın yaşanma olasılığı var. Hatta hali hazırda yaşayan Güney Kore gibi, İran gibi ülkeler var. Keza bu süreçte, düşük bir ihtimal olsa da virüsün ciddi bir değişikliğe uğraması da söz konusu olabilir. Yani tıpkı SARS’ta olduğu gibi, ciddi bir değişime uğrayarak insana bulaşma yeteneğinin çok azalması ve giderek sönümlenmesi ihtimaller arasında. Bir diğer ihtimal de, yine çok ciddi bir değişime uğrayarak bulaşma hızının artması ve ikinci dalgaya sebebiyet vermesidir.

-Geçtiğimiz günlerde Dünya Sağlık Örgütü’nün önde gelen yetkililerinden Mike Ryan, birinci dalga bitmeden ikinci bir pik olabileceğini, önlemlerin gevşetilmesinde çok hızlı davranılması halinde bunların ikinci dalgayı değil, birinci dalga içinde ikinci bir pike yol açabileceğini söyledi. Türkiye’nin 1 Haziran kararlarını bu açıklama ışığında değerlendirdiğinizde, birinci dalga içinde ikinci bir pik yaşama riskiyle karşı karşıya kalabileceğimizi düşünüyor musunuz?

-Bu olasılık var tabii. Gevşetme sürecine girdiğinizde böyle bir olasılık doğal olarak gündeme gelir. Kritik olan, sizin bunu yakından takip edip, böyle bir eğilim gördüğünüz anda tekrar önlem almanız. Mesela Güney Kore’yi de salgını kontrol altına aldı diye çok alkışladık ama orada da yayılma tekrar başladı ve onlar da yeniden önlemlere başladılar. Japonya’da aynı şey yaşandı. İran’da günlük vaka sayıları binlere kadar düşmüştü ama şimdi tekrar 2,500 rakamlarına çıkıldı. O yüzden gevşemeyi işin peşini bırakmak gibi algılamamak, gerektiği yer ve zamanda doğru müdahaleyi yapmak gerekiyor.

-Dünya ölçeğinde alınan tedbirlerin amaçlarından biri de aşı veya ilaç bulunana kadar zaman kazanmaktı. Bilim dünyası aşı konusunda nasıl bir aşamada?

-Gevşetmelerin kaçınılmaz olmasının bir nedeni de aşının hemen bulunamayacak olması. Kısa sürede, tüm dünyada uygulanacak etkili bir aşı çıkmasını beklemiyoruz. Ama aşı çalışmalarının, insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar hızlı ve çok sayıda araştırmayla ilerlediğini de söylemeliyim. Bu araştırmaların bazılarında ön sonuçlar olumlu görünüyor. Örneğin maymunlar üzerinde yapılan deneyde antikorun geliştiği görülüyor ama şimdi de o antikorların ne kadar süre koruduğu tartışma konusu. Fakat 2020 yılının sonuna kadar, insanlar üzerinde yaygın olarak kullanılacak, etkili ve yan etkileri tolere edilebilecek bir aşı beklemiyoruz. Hatta tarif ettiğim gibi bir aşı için birkaç yıl bile beklememiz gerekebilir. Ayrıca aşı da salgını tümüyle durdurmaya yetmez. Çünkü Covid-19’un da tıpkı grip gibi sürekli değişime uğraması söz konusu olursa, aşı da kızamık veya suçiçeği aşısı gibi %100 koruyucu olmayabilir. Aşı, hastalığı kontrol etmemize çok yardımcı olacak, bu kesin. Ama virüs değiştikçe, tıpkı gripte olduğu gibi aşıyı sürekli güncellemek gerekecek.

-Peki 1 Haziran itibariyle normale geçiş kararının arkasında sürü bağışıklığı hedefi yatıyor mu?

-Böyle bir hedef söz konusu değil. Önlem almayarak sürü bağışıklığına gitmenin büyük bedelleri olur. Çok fazla insan kaybedersiniz. Kitle bağışıklığının doğru yolu, hastalığı geçirterek değil, aşıyla sağlanmasıdır. İsveç’i “kitle bağışıklığını mı sağlamaya çalışıyor” diye çok eleştiriyorlar ama oradaki yetkililer de bu iddiayı reddediyor. Gerekli önlemleri aldıklarını ve hastalığın yayılması yoluyla kitle bağışıklığının sağlanmasına gidilmediğini söylüyorlar. Öte yandan enfeksiyonun da toplumlar içinde doğal bir seyri olduğu için “acaba kitle bağışıklığı oluşuyor mu” diye tartışıyoruz. Amacımız insanların bir an önce hastalığa yakalanıp geçirmesi ve kitle bağışıklığının bir an önce sağlanarak normal hayata dönülmesi değil. Çünkü bir yandan da virüs değişince, kazanılmış kitle bağışıklığı da azalmış olacak. Dolayısıyla kitle bağışıklığına gitmek ölümle kumar oynamaktır. Bir tek İngiltere ilk başlarda böyle bir yönelimde bulundu ama onlar da bir hafta içinde geri adım atarak sıkı tedbirlere geçti.

Halen günde otuz-kırk insanımızı kaybediyoruz, 900-1000 civarında günlük yeni vaka tanımız var. Evet, salgın kontrol altında ama bu kontrolün sürdürülmesi bireysel tedbirlerle mümkün olabilir. Önlemlere uyulmadığı zaman, salgını hiçbir polisiye tedbirle önleyemezsiniz. Polisiye tedbirlerin ne kadar sakıncaları olduğunu hepimiz görüyoruz. Az önce de söylediğim gibi, bunun tıbbi sakıncaları da var. İnsanlar sağlık hizmetine ulaşamıyor, hastaneye gidip muayene olmaktan çekiniyor, tedavilerini aksatıyorlar. Normale dönüşün arkasında evet, ekonomik, sosyal kaygılar var ama inanın tıbbi kaygılar da var. Barsak tümörü olan hastalara ne oldu? Oysa her hafta sadece benim çalıştığım hastanede onlarca insan bu tür şikâyetlerle gelip ameliyat olarak sağlığına kavuşuyordu. Böyle vakaları neden şimdi görmüyoruz? Çünkü insanlar hastaneye başvurmaya korkuyor ve pek çok insan belki de önümüzdeki haftalarda ameliyat olma şansını kaybetmiş olarak karşımıza çıkacak.

[Samanyolu Haber] 31.5.2020

'Haluk hoca çok rahatsız, sevenlerinden özel dua istiyoruz' mesajı

KHK ile Gaziantep Üniversitesi'nden ihraç edilen ve kanser tedavisi için uzun süre yurtdışına çıkma mücadelesiyle gündeme gelen Prof. Haluk Savaş durumunun ciddileşmesi sebebiyle hastaneye kaldırıldı.

Savaş’ın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda ‘‘Haluk hoca çok rahatsız, sevenlerinden özel dua istiyoruz’ ifadeleri kullanıldı.

Prof.Dr. Haluk Savaş KHK ile ihracının ardından tutuklanmış ve uzun süre cezaevinde tutulmuştu. Savaş'ın hastalığı bu dönemde ortaya çıkmış, daha sonra hastanede ayaklarından kelepçeli şekilde tedavi altına alınmıştı. Bir süre sonra tahliye edilen Savaş, yapılan yargılamalar sonunda beraat etmişti.

Sosyal medyayı etkin kullanan Prof. Savaş, kanser olduğu dönemde pasaportuna tahdit konulduğu için tedavi amaçlı yurtdışına çıkamadığını dile getirmiş ve mücadelenin öncüsü olmuştu.

Oluşan kamuoyunun ardından Savaş, tedavi olmak üzere yurtdışına çıktı. Tedavisinin ardından tekrar Türkiye'ye dönen Savaş, KHK TV'nin de kurulmasına öncülük etti. Prof. Savaş, KHK TV'nin de Genel yayın Yönetmeni.

[Samanyolu Haber] 31.5.2020

27 Mayıs Gerçekleri [Ali Emir Pakkan]

Her 27 Mayıs’ta aynı yalanlar.

Ulusalcılar 27 Mayıs’a sahip çıkıyor, sadece Adnan Menderes’in asılmasını hata görüyorlar.

27 Mayıs darbesini savunurken de tek yanlı iddiaları tekrarlıyorlar. Darbecilerle aynı dili kullanıyorlar.
Cumhuriyet’ten Emre Kongar; darbe gerekçelerini sıraladıktan sonra sözü Tahkikat Komisyonlarına getiriyor ve; “27 Mayıs bu sivil darbeye karşı demokrasiyi korumak için yapılan ilk askeri müdahaledir “ diyebiliyor! ( 28 Mayıs Cumhuriyet)

60 yıldır darbeyi 27 Mayısçıların bakış açısı ile böyle veriyor ve meşrulaştırıyorlar.

En başta belirteyim. DP’nin politikaları eleştirilebilir. Basın yasakları, muhalefete baskı tasvip edilemez. Ama bütün bunlar darbeyi meşrulaştırmaz.

Dahası Menderes ve arkadaşları Yassıada’da yargılanırken bu suçlamalara cevap verdiler. Savunma hakları kısıtlanmıştı. Mahkeme yanlı idi. Buna rağmen pek çok suçlama düştü. Şimdi o savunmaları bile okumadan Savcı Altay Ömer Egesel’in hazırladığı iddianameden alıntılarla cinayete kurban gitmiş insanlara aynı suçlamaları yöneltmek nasıl açıklanabilir?

27 Mayıs’a ilişkin pek çok dosya çalıştım. Orhan Birgit’ten Bayar’ın eşi Nilüfer Bayar ve torunu Emine Gürsoy’a pek çok CHP’li ve DP’li ile görüştüm, arşivleri taradım, belgeleri inceledim.

Hemen belirteyim ki;

27 Mayısçılar, “Ülke diktaya gidiyordu, bir sabah kalkıp darbe ile demokrasiyi kurtarmadılar!”

DP iktidarından hemen sonra cuntalar kurulmuş ve darbe planları yapılmaya başlanmıştı.

Kritik yerleri ele geçirdiler.

Cumhurbaşkanlığı genel sekreterliğine Osman Köksal’ın getirilmesi, Milli Savunma Bakanlığına Adnan Çelikoğlu’nun atanması darbe planlarının birer parçasıydı. Çelikoğlu, “Darbe sabahına kadar kimse cuntacı olduğumu bilmiyordu.” diyor. ( Bir Darbeci Subayın Anıları)

Ordu ve üniversiteler tahrik edildi. Ve bu işler organize hareketlerdi.

Bir iki örnek vereyim.

Meşhur “555K” sloganı Milliyet’in Ankara bürosunda Altan Öymen’in de içinde olduğu bir grup tarafından üretildi. “Olur mu böyle olur mu kardeş kardeşi vurur mu? Marşını Yıldız Kenter uyarladı. Kayseri olaylarından sonra DP’ye tepki için istifa eden 2 subayın istifa mektubu CHP parti merkezinde yazıldı. (Bakınız CHP’li Ferda Güney’in anıları)

Orhan Birgit’in üç şapkası vardı. Siyaset (CHP), gazetecilik (Kim Dergisi) ve avukatlık. Öğrenci olaylarını organize etti. 9 subay olayında cuntacı subayların avukatlığını üstlendi, Cemal Yıldırım ile ilişkisi vardı. Birgit, içerden aldığı bilgileri İsmet İnönü ile paylaşıyordu. İnönü’nün cuntalardan haberi vardı, istese idamları da önleyebilirdi.

1957’de Samet Kuşçu’nun görevini yaparak ihbar ettiği cunta yargılanabilse (9 Subay olayı) demokrasi kesintiye uğramayabilirdi. Cunta delilleri kararttı, savunma bakanlığına gelen ihbarlar Çelikoğlu tarafından sümen altı edildi, mahkeme başkanlığına darbecilerle ilişkili Cemal Tural getirildi. Cuntayı ele veren Kuşçu mahkum edildi, cuntacılar beraat ettirildi. (Tam bir dejavu değil mi? Bugün hapishanelerde kaç tane Kuşçu var? Ve darbe planları yapanların hepsi yargıdan kurtarıldı görevlerinin başında.)

Gelelim Tahkikat Komisyonu’na.. Komisyon, darbeyi önlemek amacı ile kurulmuştu. Görevi iç karışıklığın sebeplerini araştırmaktı. Bir rapor hazırladı ve meclise sundular. Bahadır Dülger, basın raporunu hazırladı. Komisyon 27 Mayıs’tan önce görevini tamamladı.

60 yıl geçti. Darbe, en son 15 Temmuz 2016’da “kontrollü darbe” şeklinde kendini gösterdi. Binlerce insan tutuklandı ve zulüm ediliyor.

27 Mayısçılar yargılanabilse belki de sonraki darbe ve darbe teşebbüslerine cesaret edilemeyecekti. 27 Mayıs’ın yanlı, yanlış bilgilerle meşrulaştırılması da ne yazık ki darbe heveslilerine cesaret verdi.

[Ali Emir Pakkan] 31.5.2020 [Samanyolu Haber]

Derik Kaymakamı’nın ağabeyi: Kardeşimin makamına bombayı emniyet amiri koydu

Mardin’in Derik Belediyesi’ne kayyım olarak atanan İlçe Kaymakamı Muhammed Fatih Safitürk’ün 10 Kasım 2016’da makamına konulan bombanın patlatılması sonucu yaşamını yitirmesi ile ilgili yeni bir iddia gündeme geldi.

Bombayı yerleştirenin Derik İlçe Emniyet Müdürü Mustafa Hakan Kutluay olduğu öne sürüldü. İddia sahibi ise kaymakamın ağabeyi Ali Haydar Safitürk.

Sosyal medya hesabından açıklama yapan ağabey Safi Türk olayla ilgili duruşmalarda gelişme kaydedilemediğini belirterek, “Ülkesini, milletini hizmet aşkı ile seven bir kaymakamı mesai saati içerisinde çalışma masasına kendi ilçe emniyet amiri Mustafa Hakan Kutluay tarafından konulan bomba ile şehit etti. 3 yıl 1500 km yolu 20 den fazla duruşma yaptık koskocaman bir hiç. Kaymakamın kanından nemalanan ödüllenen bir sürü hain var” diye yazdı.

Ne olmuştu?

Derik Kaymakam Muhammed Fatih Safitürk’ün makamına yapılan bombalı saldırı sonucu 2016 yılında hayatını kaybetti.

Olayın ardından 71 kişi gözaltına alındı, 15 kişi tutuklandı.

Mardin 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi bir yıl önce tutuklular için beraat kararı verdi. Kaymakamlık Yazı İşleri Şefi Şerif Mesutoğlu , 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 18 yıl hapis cezası aldı.

Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi, 8 kişi hakkında verilen kararı bozdu.

Bölge Adliye Mahkemesi’nin, 3. Ceza Dairesi’nde yapılan yargılamada öldürülen kaymakamın babası “Bu olayın baş faili emniyet amiridir. Emniyet amiri delilleri yok etmiştir. Bu amir devleti temsil edemez. Bu olayı emniyet amiri çözecektir” demişti.

Baba Safıtürk’ün iddiası üzerine Derik İlçe Emniyet Amiri Hakan Kutluay mahkemede dinlenildi. Kutluay iddiaları reddetti.

Olayla ilgili dava 4 yıldır devam ediyor.

[TR724] 31.5.2020