Darbeyi Kim Yaptı, Kime Yaptı? [Doç. Dr. Mahmut Akpınar]

Darbeyi kimin yaptığı konusunda ciddi kafa karışıklığı var. Darbe 15 Temmuzda mı yapıldı yoksa sonrasında asıl darbeyi AKP mi yaptı? AKP “Darbe” üzerinden propagandayı, onun oluşturduğu ortamın fırsatlarını kullanmayı çok iyi biliyor ama 15 Temmuz’da neler olduğu konusunu aydınlatmaya yanaşmıyor. Sorgulamaların, gerçeklerin şamata içinde örtbas edilmesini, boğulmasını tercih ediyor. Bu nedenle Darbeyi Araştırma Komisyonu çalışmaları Erdoğan’ın “yeter bu kadar!” demesi üzerine esas aktörler dinlenmeden bitirildi. Darbe duruşmalarında ilk ifadeleri işkencelerle alınan askerlerin savunmaları bütün karartmaya rağmen iktidarı tedirgin etti.

Yıllarca Türk siyasi hayatında darbeleri okuttum. Ama böyle absürd bir darbe teşebbüsü görmedim. Medyanın kalmadığı, gazetecilerin, aydınların, akademisyenlerin hapiste olduğu, herkesin gölgesinden çekindiği bir ülkede 15 Temmuzu açıklığa kavuşturmak mümkün değil. Hukuk geri döner, ülke normalleşir, gazeteciler hapisten çıkar ve soru sormaya başlarsa vaka netleşmeye başlar. Sosyal medyadaki tartışmalar iktidar senaryolarının sorgulanmasına neden oluyorsa da toplumun %90’ı hala AKP kontrolündeki konvansiyonel medyadan bilgileniyor.

Türkiye’de 15 Temmuz’u sorgulayanlar anında “hain”, “terörist” damgası yiyor. İçerde konuyu irdelemenin imkanı sınırlı. Yurt dışında yapılan araştırmalar, yayınlar ise anında erişime kapatılıyor. Erdoğan’ın tezlerinin dünyada alıcısı yok. Erdoğan’ın ülkesini içe kapattığı ve uçuruma yuvarladığı konusunda yaygın kanaat var. Ama devletler diplomatik davranıyor ve alacakları tavizlerle ilgileniyor; ilişkilerini koparmak istemiyorlar.

Darbeyi kimin yaptığını netleştirmek pek mümkün değil. Ama darbenin kime yapıldığını açık ve net görmek mümkün. “Darbe” Erdoğan’a, AKP’ye değil, Türkiye’ye yapıldı. Türkiye her alanda telafisi zor, tamiri uzun yıllar alacak tahribata, yıkıma maruz kaldı.

Darbe, 80 milyona, Türkiye’nin geleceğine, milli çıkarlarına, toplumsal bütünlüğüne yapıldı. Erdoğan’ın güç toplamasına ve herşeyi kontrol etmesine paralel son 3-5 yıl içinde, ama özellikle 15 Temmuz ve sonrası ülkenin Demokrasisi, ekonomisi, siyaseti, eğitimi, tarımı, diplomasisi, ordusu, yargısı, medyası, akademyası, turzimi, güvenliği büyük bir çöküş ve çözülüş sürecine girdi. Bütün veriler hızla baş aşağıya gitmeye başladı. Dini, milli, kültürel değerler Erdoğan ve ailesinin ikbaline, koltuğuna malzeme yapılır oldu. Toplumu bir arada tutan ortak duygular, sembolller balyozlandı. Bir kişi putlaştırılıp fetişleştirilirken O’nun sorgulanmaması için millet lime lime ayrıştırıldı ve düşmanlaştırıldı.

Bir kişinin damatları, çocukları ve beslediği haramiler rahat edebilsin diye ülkenin düşünen, üreten, yazan insan kaynakları darbelendi. Cerrahından, profösörüne, öğretmeninden gazetecisine yüzbinlerce eğitimli, nitelikli beyin hapislere tıkıldı, atıl hale getirildi. En verimli dönemlerinde yetişmiş beşeri sermaye hapislerde çürütülüyor veya ülkesini terketmek zorunda bırakılıyor. Hiçbir darbe dönemiyle kıyaslanmayacak kadar ağır beyin göçü ve aydın kıyımı yaşıyor Türkiye.

İşadamlarına yapılan operasyonlar, baskılar nedeniyle ekonomi ağır yara aldı. El konan, çökülen binlerce şirket var. Artık Türkiyede sermayesi, şirketi, üretimi olanlar güvenli ülkelere çıkarmanın yollarını arıyor. Öte yandan karapara girişi hariç dış dünyadan yatırımlar kesildi. Hem sermaye hem de beyinler kendine emin ülke arayışında.

15 Temmuzun en büyük zararlarından birisi TSK’ya oldu. Türk tarihinde ordu ve devlet hep iç içe olmuştur. Ordusu zayıflayan Türk devletlerinin uzun yaşadığına şahit olmayız. Türklerde orduyu çökertir, bitirirseniz devleti çökertmek, toplumu bitirmek zor olmaz. Erdoğan kendisine muhalif olma potansiyelindeki son kurum TSK’yı iyi bir senaryo ile darmadağın etti.

Son 4-5 yılda tahrip edilen, içi boşaltılan ve istismar edilen kurumlar, değerler saymakla bitmez. Bu yönüyle asıl “Darbe” herkesimiyle Türk toplumuna yapıldı. Fakat münhasıran ve özellikle muhafazakar, dindar Anadolu insanına yapıldı. Ne var ki “dini hizmetler yürütme” iddiasındaki cemaat önderleri, cemaatler, tarikatler bu darbenin kendilerine yapıldığının farkında bile değiller. Aksine yapılan darbenin kitlesel destekçisi, oy deposu, meşrulaştırıcısı oldular. Yağlı urgan kendi boğazlarına geçmiş ama hissetmiyorlar. İdam sehpasında sallanan kendi bedenleri ama idrakten uzaklar. Hayranlık-korku karışımı destekledikleri Zorba gerçekte cellatları. Celladın kılıcı kendi uzuvlarına, hatta kafalarına iniyor ama sıcaklığıyla akan kanın kendi kanları olduğunu hissedemiyorlar. Öz evlatlarını hipnozu altına girdikleri bir büyücüye kurban ediyorlar ve bunu göremiyorlar.

Erdoğan diz çökmeyen, biat etmeyen herkesimi ezmek, yok etmek istiyor. Ama ey dindarlar, muhafazakarlar, cemaatler! 15 Temmuz sonrası kıyıma uğrayan insanları profiline bir bakın! Bunların %95’i fakirlik, yokluk, sıkıntılar içinde okumuş, Anadolunun gariban, muhafazakar ailelerinin çocukları değil mi? Bunlar her askeri darbe, muhtıra döneminde biçilmek istenen, “mürteci” diye karalananlar değil mi? Askerinden polisine, memuruna esnafına, öğretmenine, yargıcına kadar son 40 yılda dindar, muhafazakar, milliyetçi, mukaddesatçı kesimin yetişmiş insan kaynakları üretilen hokkabazlıklarla biçiliyor. Ve maalesef sizler oğlunuz-kızınız, yeğeniniz, yakınınız olan bu insanların kıyımına sadece bakıyor, hatta alkışlıyorsunuz.

Hiç akletmiyor, düşünmüyormusunuz!

Kapatılan binlerce okulda, dersanade kimlerin çocuğu okuyordu?

Yıllarca o kurumlardan kimler yararlandı?

Yetiştirmekten aciz kaldığınız çocuklarınızı teslim etmek için yarışa girdiğiniz yüzbinlerce eğitimli, dindar, edep timsali öğretmene “terörist” yaftası yapıştırmaktan utanmıyormusunuz?

Anadolu insanının emeğiyle, alınteriyle desteğiyle açılan 1200 okul bir gecede kapatıldı. Neden bir ecnebi okulu kapatılmadı diye sorgulamak çok mu zor?

Malına, şirketine çökülen bir tane beyaz Türk, aristokrat, gördünüz mü?

Çok iyi bildiğiniz, kapılarını hayır için çalıp boş dönmediğiniz, ülke ekonomisini dünyaya açan Anadolu sermayesi, girişimcisi linç ediliyor bunu göremiyormusunuz?

Yıllarca bir tane namaz kılan polise, assubaya hasrettiniz. Adam bir gecede yüzbinlerce dindar, namazlı, niyazlı, hiçbir sabıkası olmayan Anadolu çocuğunu, vatanseveri ordudan, polisten, yargıdan, eğitimden attı; bu “temizliğin” kime karşı yapıldığını hala anlayamadınız mı? Boşaltılan yerleri dün “irtica” diye tepenize çöken, sizleri fişleyen Ergenekon-Perinçek kadrolarının doldurması da mı sizi uyandırmıyor?

Dini söylemlerin, kavramların kullanılması hoşunuza gidiyor olabilir ama iktidarı için bütün kutsalları tepe tepe kullanan, içini boşaltan; her türlü ahlaksızlığın, yolsuzluğun, hırsızlığın, kötü alışkanlığın (alkol, fuhuş, uyuşturucu vd) önünü açan bir zihniyetin dine ve değerlere zararını fark etmiyor musunuz?

28 Şubatta kızların başörtüsüne el uzatılmıştı. Bugün 17.000 dindar başörtülü hanımefendi hapiste. Doğum yaptığı gün bebesiyle hapse atılan anne sayısı 11 oldu. Bu yaşananların dinle, imanla, vicdanla bağdaşır bir tarafının olmadığını anlamak için fıkıh, tefsir, hadis bilmeye gerek yok. Zulüm din kisvesiyle işlendiğinde meşrulaşıyor mu?

Çevrenize bir bakın bakalım hapse girenler, “terörist” denilenler kimler! Pek çoğu çocukluğundan beri bildiğiniz, güvendiğiniz, evlatlarınıza model olmasını istediğiniz yakınlarınız, komşularınız! Bunların bir gecede nasıl ve niçin “terörist” ilan edildiğini sorgulamayacak mısınız?

15 Temmuz’un kime “Allahın bir lutfu”, kimlere zulüm aracı yapıldığını anlamak, yaşananları tahlil edebilmek için sadece vicdan, insaf ve az cesarete ihtiyaç var!

Son bir yılda yaşananlar her darbe döneminde yapılmak istenip de yapılamayanların dindar urbasıyla icra edildiği iyi planlanmış bir darbedir. Bu Anadolunun yetişmiş insan kadrosuna, muhafazakarlara yapılmış bir darbedir. Görmek için sözlere, sloganlara değil, yapılanlara bakınız!

İsrail! Amerika! İngiltere! diye höykürüldü. Ama Anadolu insanına çöküldü. Bir tane kapatılan İsrail firması, ecnebi okulu, “gavur” firması gördünüz, duydunuz mu?

AKP dindarlara, Müslümanlara yüzyılın operasyonunu yaptı ama onlar hala ona duacılar, destekçiler.

[Doç. Dr. Mahmut Akpınar] 23.12.2018 [https://www.patreon.com/posts/23507687]

Ey Halkım! [Halit Emre Yaman]

Ey halkım! Sen ki Müslümanım dersin ama ilk emri “oku” olan mukaddes kitabından bîhabersin. Bilirim ki onu okumayan ve dinlemeyen sen, beni hiç dinlemezsin; hatta duymazsın bile… Ben bana düşeni yapıp, doğru bildiğimi söyleyeyim de, yarın huzura varınca hesabım kolay olsun.

Ey iktidar hırsıyla yapmadığını bırakmayanların arkasından giden halkım! Gün gelecek bugünkü davranışlarından dolayı ağlayacaksın. Ne yazık ki bu ağlaman içine düştüğün durumdan seni kurtaramayacak.

Neden dönüp bakmazsın az geriye? Felaketlere maruz kaldığında “bilmiyordum, duymadım” deme lüksün olmayacak. Cahilliğin kurtaramayacak seni… Az düşünsen, biraz fikretsen ve biraz da etrafında olan bitene baksan düştüğün çukuru fark edeceksin ama heyhat!

Ey algılarla zihni bulanmış halkım! Bulunduğu konumun hakkını vermeyenlerin peşinden daha ne kadar gideceksin? Allah’a dua edip Firavuna taptığının farkında mısın? Nemrut gelip para dağıtsa onun peşinden gidersin ama Efendimiz (sav) gelip cennete merdiven dayasa dönüp bakmazsın…

Yazık ettin kendine… Oturduğu koltuğu muhafaza edebilmek için masumlara zulüm üstüne zulüm yapanların peşinden gidiyorsun. Hadi onlar birkaç günlük saltanat uğruna yaptı bunları… Peki ya sen? Sen ne kazandın bu zulümlere destek vererek?

Sultan Süleyman’a kalmayan dünya tiranlara mı kalacak? Onlar yıkılıp gittiğinde yine sen mağdur olacaksın. Ağıtlar yakacaksın ama kendin bile duymayacaksın. Nice acılar yaşayan atalarından ders almadın, alacak gibi de değilsin.

Ey yapılan zulümlere yardakçılık yapan halkım! Tarih senin bu haline yabancı değil. Her devirde mazlumların kanıyla beslenenler senin karşına farklı isimlerde, farklı kıyafetlerde çıktı ve sen her seferinde onların peşinden gittin. Azığında zehir bulunanların, şifa dağıtamayacağını bilmem ne zaman idrak edeceksin.

Allah’ın emirlerini bile dinlemeyen sen, bilirim ki beni hiç dinlemezsin. Hz. Salih olsan, sana gönderilen deveyi gidip pazarda satarsın. Sen ne zaman bu kadar cebine düşkün oldun? Dilencilerden nefret edersin ama iktidar sahiplerinden iltifat dilenir, makam dilenir, para dilenirsin.

Ey vefasızlığın timsali halkım! Yıllardır yakıcı bir rüzgârla kavrulan şefkat ve muhabbet fedailerine sırtını döndün. Keşke bu kadarla kalsaydın; ne yapacağını bilemediğini veya korkuna esir olduğunu düşünürken yanılttın beni. İçinde bulunduğun durumu anlamaya çalışırken, tuttun o ateşe odun taşıdın ve yakından tanıdığın masumları o ateşe ittin.

Bu gidişle iflah olacak gibi değilsin. Hapse atılan kadınların ve çocukların çığlıklarına kulaklarını tıkamış, görmemek için gözünü yummuşsun. İşkenceden ölenler olduğu halde aldırmıyorsun. Zannımca ses vermen için o acının senin bedenine dokunması gerekiyor. Korkarım yakında o sesi duyacağım.

Ey halkım! Sen ki Efendimiz’in (sav) tebşiratına mazhar olmuş bir kavmin son temsilcisisin. İstanbul’u fetheden ataların yedi düveli dize getirmişti. Oysa sen sahte dolar yakarak, portakal keserek, klozete kola dökerek âleme nizam vermeye çalışıyorsun. Yazık, çok yazık…

Allah, peygamber, kitap der birileri, sen de peşlerinden gidersin. Koyun gibisin halkım koyun gibi… Ne çobanını tanıyorsun, ne de senin sırtından elde ettiklerinden haberin var. Devletin âli menfaati dendiğinde Hz. Hüseyin’in başına kılıç çalmazsın ama çalanı alkışlarsın. Yezit’e kızar ama iktidarda kalması için oy verirsin.

Ey halkım! Ne çok seviyorsun kırbacı… Onun sesini duyduğunda tazimde bulunman korkudan olmasın sakın. Bu korku bir gün öldürecek seni ve sen, kendi katilin olacaksın. “İnsan sevdiğinden korkar ama korktuğunu sevemez.” sözünün doğruluğunu mu ispatlamaya çalışıyorsun yoksa? Emin ol, o kırbacın sesini ensende hissettiğinde korkudan öleceksin…

Yalanı bilip de yalancının peşinden gitmek nasıl bir utanmazlıktır, anlamış değilim. Bundan büyük bedbahtlık var mıdır bilmiyorum. Hâlbuki utanma insana mahsus bir duygudur. Bu durumda sen nesin söyle Allah aşkına?

Ey halkım! Hırsızlar sadece paranı, malını değil; geleceğini, çocuklarını hatta vatanını çalıyor sen uyuyorsun. Hz. Yusuf’un kuyuya atıldığını gördüğün halde sen başka bir şeye ağlıyorsun. Kendine gelip de gerçekleri ne zaman göreceksin? Bu halinle buna ne kadar da yabancısın…

O gün geldiğinde ağlamayı bile beceremeyeceksin. Vadi vadi dolaşıp beni arayacaksın ama sana söyleyebileceğim tek şey “bade harabil Basra” olacak o gün. Yol yakınken aklını başına al diyeceğim ama sen ki Efendimiz’i (sav) dinlememişsin beni mi dinleyeceksin.

Ey halkım! Bana yaşattıklarına rağmen bırak beddua etmeyi, “ne halin varsa gör” bile demeyeceğim sana. Efendimiz’in (sav) Taif dönüşündeki düşüncesinden hareketle sadece ıslah olman için dua edeceğim. Zira elimden başka bir şey gelmez.

[Halit Emre Yaman] 22.12.2018 [Samanyolu Haber]
twitter.com/halitemreyaman2
halitemreyaman@hotmail.com

Ço­cu­ğuma önce hangi dini bilgiyi vereyim? [Dr. Ali Demirel]

Bu soruyu bize Danimarka’dan yazan okurumuz Meryem Hanım sormuş.

Ço­cu­ğu­mu­zun i­le­ri­ki yaş­lar­da sağ­lık­lı bir dinî duy­gu ve dü­şün­ce ge­li­şi­mi i­çe­ri­sin­de olabil­me­si i­çin o­nu ço­cuk yaş­lar­da bes­le­me­miz gerekir. Bu bes­len­me fa­a­li­ye­ti­nin yapıla­bil­mesi i­çin her ço­cuk­ta o­lan tek­rar­la­ma ve tak­lit et­me ö­zel­lik­le­rin­den fay­da­la­na­bi­li­riz.

Ço­cu­ğu­mu­za dinî ni­te­lik­li o­la­rak ilk öğ­re­te­ce­ği­miz şey­ler a­ra­sın­da, dil ge­li­şi­miy­le doğ­ru o­ran­tı­lı o­la­rak ön­ce­lik­le o­na; Ke­li­me-i Tev­hid’i, Ke­li­me-i Şe­hâdet’i, bu­nun ya­nın­da İslâm’ın şart­la­rı­nı (Ke­li­me-i Şe­hâdet, na­maz, oruç, hac, ze­kat), i­man e­dil­me­si ge­re­ken ko­nu­ları ezberlet­mek­le i­man öğ­re­ti­mi­ne baş­la­ya­bi­li­riz.

Pey­gam­ber E­fen­di­miz (s.a.s.), “Ço­cuk­la­rı­nı­za ilk öğ­re­te­ce­ği­niz ke­li­me ‘Lâ i­lâ­he il­lal­lâh’ ol­sun!” bu­yur­muş­lar­dır. Sa­ha­be e­fen­di­le­ri­miz de ço­cuk­la­rı­na Ke­li­me-i Tev­hid’i yedi kez o­ku­ta­rak ez­ber­le­tir­ler­miş.

Yu­ka­rı­da sa­yı­lan­lar­dan baş­ka ço­cu­ğu­mu­za ön­ce­lik­le öğ­re­te­ce­ği­miz dua­lar a­ra­sın­da, kı­sa o­lan ve her na­maz­da o­ku­nan Süb­hâ­ne­ke, Ta­hiy­yât, Fâ­ti­ha Sû­re­si ve sa­la­vât­lar (Al­la­hüm­me sal­li ve bâ­rik...) gelir. Bu­nun ya­nı sı­ra ye­mek ön­ce­sin­de o­ku­na­cak duâ, İh­lâs ve Kev­ser sû­re­le­ri de öğretilebilir.

Na­sıl öğreteyim?

Ko­nuş­ma­ya baş­la­dık­tan i­ti­ba­ren ez­ber­le­me­de her­han­gi bir zor­luk çek­me­yen çocuklarımız bu dua ve âyet­le­ri tek­rar­la­yıp du­ra­cak­lar­dır. Pe­ki bun­la­rı ço­cuk­la­rı­mı­za na­sıl öğretmeliyiz?    Kı­sa­ca ö­zen, sa­bır ve sev­giy­le...

O­na ö­zel bir za­man a­yır­dı­ğı­mı­zı his­set­ti­re­rek, o­nun ço­cuk ol­ma­sı­nın ge­tir­di­ği zor­luk­la­ra sab­re­de­rek, ço­cuk ol­ma­sı­nın ge­tir­di­ği hu­sus­lar­dan fay­da­la­na­rak...
Ço­cu­ğu­nuz­la oy­na­ya oy­na­ya, i­ki o­yun a­ra­sı­na bir dua ez­be­ri sı­kış­tı­ra­rak, ezberletece­ği­miz duayı o­na du­yu­ra­rak, ses­li­ce e­vin i­çin­de mı­rıl­da­na­rak, i­ca­bın­da dua­yı ez­ber a­nın­da ta­kı­lıp on­dan yar­dım is­te­ye­rek öğ­ret­me yo­lu­na gi­de­bi­li­riz...

[Dr. Ali Demirel] 23.12.2018 [Samanyolu Haber]
twitter.com/aliihsandemirel
alidemirelshaber@gmail.com