İtalya’nın ardından İspanya’da da Kovid-19 salgınından hayatını kaybedenlerin sayısı 10 bini geçti. İspanya, dünyada Covid-19 kaynaklı can kayıplarında İtalya’nın ardından ikinci sırada.
BOLD – İşte dünyanın değişik yerlerinden toplanan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına ilişkin gelişmeler:
İTALYA’DA ÖLÜ SAYISI 13 BİNİ GEÇTİ
İtalya’da Kovid-19 salgınından ölenlerin sayısı son 24 saatte 727 artarak 13 bin 155’e yükseldi.
İtalya’da Kovid-19 vaka sayısı 110 bin 574’e çıktı.
İSPANYA’DA CAN KAYBI 10 BİNİ AŞTI
İspanya’da Kovid-19 salgınından hayatını kaybedenlerin sayısı son 24 saatte 950 artarak 10 bin 3’e çıktı. Ülkede vaka sayısı da son 24 saatte 8 bin 102 artışla 110 bin 238’e yükseldi.
İspanya, dünyada Covid-19 kaynaklı can kayıplarında İtalya’nın ardından ikinci sırayı aldı.
İRAN’DA ÖLENLERİN SAYISI 1 BİN 160’A YÜKSELDİ
İran’da son 24 saatte koronavirüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 124 artarak, 3 bin 160’a yükseldi. Ülkede vaka sayısının da 50 bin 468’e ulaştığı belirtildi.
İran Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Kianush Jahanpur, yaptığı açıklamada, ülke genelinde son 24 saatte 2 bin 875 yeni vakanın tespit edildiğini duyurdu.
İNGİLTERE’DE BİR GÜNDE 569 ÖLÜM
İngiltere’de Kovid-19 nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı bir günde 569 artarak 2 bin 921’e ulaştı. Ülkede vaka sayısı ise 4 bin 244 artışla 33 bin 718 oldu.
AFRİKA’DA ÖLÜMLERİN SAYISI 221’İ BULDU
Afrika kıtasında Kovid-19 nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı son 24 saatte 25 kişi artarak 221 oldu.
Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezinden yapılan açıklamada, 49 ülkeye yayılan koronavirüs vakalarının sayısının bir günde 5 bin 786’dan 6 bin 213’e yükseldiği ifade edildi.
AVRUPA GENELİNDE 108 TÜRK HAYATINI KAYBETTİ
Kovid-19 nedeniyle Avrupa genelinde hayatını kaybeden Türklerin sayısı 108’e yükseldi. Fransa’da 40, Almanya’da 20, Hollanda’da 21, Belçika’da 10, İngiltere ve İsveç’te 6, İsviçre’de 3, Avusturya’da ise 2 Türk vefat etti.
DSÖ:AVRUPA’DA ÖLÜMLERİN YÜZDE 95’İ 60 YAŞ ÜSTÜ
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa’da yeni tip koronavirüsün yol açtığı Kovid-19 nedeniyle hayatını kaybedenlerin yüzde 95’inden fazlasının 60 yaş üzeri hastalar olduğunu açıkladı. Onlardan yarısının ise 80 yaşının üstünde olduğu kaydedildi.
Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da düzenlenen basın toplantısında konuşan DSÖ Avrupa Ofisi Başkanı Dr. Hans Kluge, “Gençler yenilmez değil” değerlendirmesinde bulundu.
DSÖ ayrıca, 50 yaş altı hastaların yüzde 10 ila 15’inin orta ve yüksek şiddette semptom gösterdiğini belirtti. Kluge, “10 ve 20 yaşlardaki hastalarda yoğun bakım gerektiren ve maalesef hayatını kaybeden hastalar görüldü” ifadelerini kullandı.
Kluge, hayatını kaybedenlerin 5’te 4’ününden fazlasınınsa kronik hastalığı olduğu ifade edildi.
AVUSTRALYA’DA AŞI DENEMELERİ BAŞLADI
Avustralya’da bilim insanları iki potansiyel aşı bileşimini hayvanlar üzerinde denemeye başladı.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Oxford Üniversitesi ile ABD merkezli Inovio Ecza şirketinin ortaklığıyla geliştirilen aşıların hayvanlar üzerinde denenmesine onay verdi.
Avustralya’nın ulusal bilim kurumu laboratuvar denemelerinin sonuçlarını değerlendirecek ve aşının insanlar üzerinde denenmesinin güvenli olup olmadığına karar verecek.
Koronavirüs’e karşı bir aşı formülü ilk kez geçen ay ABD’de hayvanlar üzerinde deneme aşaması atlanarak doğrudan insanlar üzerinde denenmeye başlandı.
Şu anda dünyanın bir çok farklı yerinde aşı geliştirme çalışmaları olağanüstü bir hızla sürdürülüyor.
AB KOMİSYONU BAŞKANI İTALYA’DAN ÖZÜR DİLEDİ
Kovid-19 salgını sırasında İtalya’ya yeterince yardımcı olamamakla eleştirilen Avrupa Birliği, İtalyan halkından özür diledi.
La Repubblica gazetesinde bir mektup yayınlayan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, “Sizlerden özür diliyorum, sizinleyiz” ifadelerini kullandı.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Avrupa Birliği için bir dizi ekonomik önlem de açıkladı.
Avrupa Komisyonu Başkanı Leyen, koronavirüs ile mücadele kapsamında işletmelerin faaliyetlerini sürdürmeleri ve vatandaşların çalışmaya devam etmeleri için üye ülkelere uygun faiz oranları ile 100 milyar euroluk destek programı sunmak istediklerini de belirtti.
ABD’DE İŞSİZLİK BAŞVURULARI REKORA ULAŞTI
Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk kez işsizlik maaşı başvurusunda bulunanların sayısı, koronavirüs salgınının iş gücü piyasasını etkilemesiyle 28 Mart ile biten haftada 6 milyon 648 bine yükselerek yeni bir rekora ulaştı.
Piyasa beklentisinin çok üzerinde artış gösteren işsizlik başvuruları, bu değerle tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı.
Bir önceki hafta, işsizlik sigortasına 3,3 milyon kişi başvurmuştu. Son iki haftada toplam başvuru sayısı 10 milyona ulaştı.
Koronavirüs salgınından önce rekor, 1982 yılında 695.000 kişinin başvurduğu haftada kırılmıştı.
ALMANYA, YOĞUM BAKIM YATAK SAYISINI 40 BİNE ÇIKARDI
Almanya, koronavirüs salgınına hazırlık kapsamında yoğun bakım yatak sayısını 40 bine yükseltti.
Almanya Hastaneler Birliği Başkanı (DKG) Gerald Gass, yoğun bakımlardaki 20 bin olan solunum cihazlı yatak sayısının da 30 bine yükseldiğini söyledi.
FRANKFURT HAVALİMANI BİR TERMİNALİNİ KAPATIYOR
Almanya’nın en büyük havalimanı Frankfurt, yolcu taşımacılığının koronavirüs kısıtlamaları sonucu sekteye uğraması nedeniyle terminallerinden birini kapatma kararı aldı.
İşletmeci Fraport şirketi, 2 numaralı terminalin 7 Nisan’dan itibaren kapatılacağını bildirdi. Yurt dışındaki Almanların ülkeye geri taşınması işlemlerinin tamamlanmasının ardından Frankfurt’taki yolcu sayısının normal dönemlere göre yüzde 95 oranında azalmış olacağı kaydedildi.
FRANSA, MASKELERE EL KOYDU
Fransa’nın İtalya ve İspanya’ya gönderilen 4 milyon maskeye el koyduğu ortaya çıktı. Fransız haber dergisi L’Express, İsveçli bir firma tarafından Çin’den satın alınan ve Marsilya üzerinden Lyon’a ulaşan maskelere 5 Mart’ta el konduğunu duyurdu.
İsveç hükümetinin devreye girmesi üzerine Fransa, maskelerin sadece yarısını İtalya ve İspanya’ya göndermeyi kabul etti.
Avrupa Birliği üyeleri arasında daha önce Çekya ve İtalya arasında benzer bir kriz yaşanmıştı. Çekya, Çin’den İtalya’ya gönderilen maske ve solunum cihazlarına Prag’daki aktarma sırasında el koymuştu.
PENTAGON, 100 BİN CESET ORTASI TEMİN ETME ARAYIŞINDA
Reuters Haber Ajansı’na konuşan bir Amerika Savunma Bakanlığı yetkilisi, bakanlığın 100 bin ceset torbası temin etme arayışı içerisinde olduğunu söyledi. Söz konusu ceset torbalarının sivil kullanım için temin edileceği belirtildi.
Bugüne dek 215 binden fazla vakanın görüldüğü Amerika’da ölü sayısı da 5 binin üzerine çıktı. Başkan Donald Trump da salgın nedeniyle ABD’de en az yüz bin kişinin hayatını kaybedebileceği uyarısında bulunmuştu.
ÇİNLİ DOKTOR VENLİANG ŞEHİT SAYILDI
Çin’de koronavirüs salgınının merkezi konumunda olan Hubei eyaleti yönetimi, salgınla mücadele sırasında hayatını kaybeden 14 doktorun “şehit” statüsüne alındığını bildirdi.
Listeye alınan doktorlar arasında koronavirüs uyarısı sonrası susturulmak istenen Çinli doktor Li Venliang da yer alıyor.
Wuhan bölgesinde başlayan koronavirüs salgını ile ilgili Aralık ayında uyarı yapmak isteyen ve çalıştığı hastanede kendisi de virüsü kapan doktor Li Venliang, Şubat başında yaşamını yitirmişti.
BİNLERCE ÖĞRENCİYE BEDAVA LAPTOP
Koronavirüs salgını nedeniyle okulların tatil edildiği Hollanda ve Belçika’da, uzaktan eğitime katılabilmeleri için durumu iyi olmayan binlerce çocuğa dizüstü bilgisayar (laptop) dağıtılıyor.
Hollanda’da ailelerinin durumu el vermediği için dizüstü bilgisayarı bulunmayan 6 bin 800 çocuğa, bu hafta laptopları teslim edilecek.
Hollanda Eğtim Bakanı Arie Slob, “Ebeveynlerinin cüzdanına bakmadan bütün çocukların iyi bir eğitimi hak ettiğini” söyledi.
Hollanda Eğitim Bakanlığı, dizüstü bilgisayar ve tableti olmadığı için derslere katılamayan yoksul çocukların ihtiyacını karşılamak için 2,5 milyon euro bütçe ayırmıştı.
BELÇİKA’DA ÖĞRENCİLER İÇİN KAMPANYA
Belçika’da da, Flaman hükümetinin öncülüğünde 12 bin 500 çocuğa laptop verilmesi için kampanya başlatıldı. Hükümetin 200 bin euro katkıda bulunduğu kampanya çerçevesinde şu ana kadar 9 bine yakın dizüstü bilgisayar tedarik edildi.
Kampanya’ya Belçika’daki birçok şirket de destek verdi. Yoksul çocuklara laptoplarının önümüzdeki hafta teslim edilmesi bekleniyor.
Flaman İçişleri Bakanı Bart Somers, Belçika’daki internet sağlayıcısı şirketleri, durumu iyi olmayan ailelerin çocuklarına ücretsiz hizmet vermeleri çağrısında bulundu. İnternet sağlayıcısı Telenet ve Proximus gibi şirketler, geçen haftadan bu yana internet bağlantısı olmayan yoksul çocuklar için giriş kodları sağlamaya başladı.
ABD’DE MAHKUMLAR 2 HAFTA DIŞARI KOĞUŞLARINDAN ÇIKAMAYACAK
ABD, federal cezaevlerinde bulunan 170 bin tutuklu ve hükümlünün, koronavirü salgınını durdurmaya yönelik önlemler kapsamında en az iki hafta boyunca hücre ve koğuşlarından çıkarılmayacağını açıkladı.
Bugüne kadar cezaevlerinde 57 mahpus ve 37 gardiyanda koronavirüs görüldü.
Bu tür önlemler, genellikle cezaevlerinde isyan dönemlerinde alınıyordu.
Mahpuslar iki hafta boyunca eğitim ve akıl sağlığı hizmetlerine erişebilecek.
Duş ve diğer hizmetlerde ise “kısıtlı sayıda bir araya gelmeye” izin verilecek.
Ülkede son olarak Louisiana’da aynı cezaevinde iki tutuklu Covid-19 nedeniyle hayatını kaybetmişti.
[BoldMedya] 2.4.2020
Sanat, siyaset ve edebiyat dünyasından infazda eşitlik çağrısı
Sanatçılar, şairler, oyuncular ve siyasetçiler sosyal medyadan yayınladıkları video mesajlarla infazda eşitlik çağrısında bulundu.
BOLD – Sanat, siyaset ve edebiyat dünyasından birçok isim görüşmeleri devam eden yeni infaz yasasının tüm tutukluları kapsaması için video mesaj yayınladı.
Türk edebiyatının önemli şairleri arasında yer alan Şükrü Erbaş, Ahmet Telli, Hicri İzgören gibi isimlerin yanı sıra oyuncular Lale Mansur, Jülide Kural, Deniz Türkali, Suavi, Feryal Önel, dansçı Zeynep Tanbay, söz yazarı Gülten Kaya, orkestra şefi Cem Mansur mesajlarında mahpuslar arasında ayrım yapılmamasını söyledi, eşitsizliğin ve adaletsizliğin toplumun vicdanını yaralayacağını vurguladı ve siyasetçilere çağrıda bulundular.
Siyaset bilimci Nuray Mert, avukat Eren Keskin, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, Akın Birdal, Ufuk Uras, Gülseren Onanç, akadamisyen Vahap Coşkun, gazeteci-yazarlar Mehmet Altan ve Ali Bayramoğlu, sosyolog Neşe Özgen, Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Sevtap Yokuş, hekim Onur Hamzaoğlu infazda eşitlik için mesaj gönderenler arasındaydı.
[BoldMedya] 2.4.2020
BOLD – Sanat, siyaset ve edebiyat dünyasından birçok isim görüşmeleri devam eden yeni infaz yasasının tüm tutukluları kapsaması için video mesaj yayınladı.
Türk edebiyatının önemli şairleri arasında yer alan Şükrü Erbaş, Ahmet Telli, Hicri İzgören gibi isimlerin yanı sıra oyuncular Lale Mansur, Jülide Kural, Deniz Türkali, Suavi, Feryal Önel, dansçı Zeynep Tanbay, söz yazarı Gülten Kaya, orkestra şefi Cem Mansur mesajlarında mahpuslar arasında ayrım yapılmamasını söyledi, eşitsizliğin ve adaletsizliğin toplumun vicdanını yaralayacağını vurguladı ve siyasetçilere çağrıda bulundular.
Siyaset bilimci Nuray Mert, avukat Eren Keskin, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, Akın Birdal, Ufuk Uras, Gülseren Onanç, akadamisyen Vahap Coşkun, gazeteci-yazarlar Mehmet Altan ve Ali Bayramoğlu, sosyolog Neşe Özgen, Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Sevtap Yokuş, hekim Onur Hamzaoğlu infazda eşitlik için mesaj gönderenler arasındaydı.
[BoldMedya] 2.4.2020
Zoom nedir? Zoom uygulaması nasıl kullanılır? Güvenli mi?
Koronavirüs Kovid-19 salgını sebebiyle toplantılar, işler hatta eğitimler evlerde devam ediyor. Bu amaç doğrultusunda tercih edilen programlar arasında ZOOM ön plana çıktı.
Görüntülü iletişim ve video konferans için en çok tercih edilen uygulama olan Zoom hakkında güvenlik endişeleri tartışılmaya başladı.
Zoom’un iOS uygulamasının, kullanıcının sosyal medya platformunda bir hesabı varsa analitik verileri Facebook ile gizlice paylaştığı ortaya çıktı. Uygulamayı başlattığınız zaman, cihaz ve yer bilgileriniz hedefli reklamlar için aktarılabiliyor. Zoom indirilip başlatıldığında Facebook Graph API’sına bağlanıyor ve kullanıcı verilerini Facebook ile paylaşabiliyor.
Zoom linkleri halka açık olursa her türlü provokasyon ve manipülasyona açıksınız demektir. Zoombombers gibi bazı hacker ekipleri toplantıları web sitelerinden yayınlıyor. Troll hesaplarının açılan toplantılardaki katılımcılara ırkçı ve cinsel içerikli uygunsuz videolar izlettirdiği de biliniyor.
Zoom’a ABD’de soruşturma
Zoom hakkında yakın zamanda veri gizliliği ve bilgi güvenliğini ihlal ettiği gerekçesiyle inceleme başlatıldı. New York Times’ta yer alan habere göre, New York Başsavcılığı’ndan Zoom’a gönderilen yazıda veri gizliliği ve bilgi güvenliği uygulamalarına ilişkin bilgi talep edildi.
Mektupta, uygulamadaki güvenlik açıkları konusunda yavaş davranıldığı ve bunun da endişeye yol açtığı belirtildi. Uygulamanın güvenlik duvarının son zamanlarda artan kullanım trafiğine uygun olmadığının düşünüldüğü ve Zoom’un bu hususu dikkate alıp almadığının merak edildiği kaydedildi.
FBI da Kovid-19 salgını sırasında internet üzerinden yapılan konferans ve online eğitim uygulamalarının “hacklendiği” yönünde şikayetler aldıkları uyarısında bulundu.
Endişelerin yersiz olmadığını gösteren çok sayıda örnek sıralamak mümkün. Ama bunları yapacağınız güvenlik ayarlarıyla büyük ölçüde aşabilirsiniz.
[TR724] 2.4.2020
Görüntülü iletişim ve video konferans için en çok tercih edilen uygulama olan Zoom hakkında güvenlik endişeleri tartışılmaya başladı.
Zoom’un iOS uygulamasının, kullanıcının sosyal medya platformunda bir hesabı varsa analitik verileri Facebook ile gizlice paylaştığı ortaya çıktı. Uygulamayı başlattığınız zaman, cihaz ve yer bilgileriniz hedefli reklamlar için aktarılabiliyor. Zoom indirilip başlatıldığında Facebook Graph API’sına bağlanıyor ve kullanıcı verilerini Facebook ile paylaşabiliyor.
Zoom linkleri halka açık olursa her türlü provokasyon ve manipülasyona açıksınız demektir. Zoombombers gibi bazı hacker ekipleri toplantıları web sitelerinden yayınlıyor. Troll hesaplarının açılan toplantılardaki katılımcılara ırkçı ve cinsel içerikli uygunsuz videolar izlettirdiği de biliniyor.
Zoom’a ABD’de soruşturma
Zoom hakkında yakın zamanda veri gizliliği ve bilgi güvenliğini ihlal ettiği gerekçesiyle inceleme başlatıldı. New York Times’ta yer alan habere göre, New York Başsavcılığı’ndan Zoom’a gönderilen yazıda veri gizliliği ve bilgi güvenliği uygulamalarına ilişkin bilgi talep edildi.
Mektupta, uygulamadaki güvenlik açıkları konusunda yavaş davranıldığı ve bunun da endişeye yol açtığı belirtildi. Uygulamanın güvenlik duvarının son zamanlarda artan kullanım trafiğine uygun olmadığının düşünüldüğü ve Zoom’un bu hususu dikkate alıp almadığının merak edildiği kaydedildi.
FBI da Kovid-19 salgını sırasında internet üzerinden yapılan konferans ve online eğitim uygulamalarının “hacklendiği” yönünde şikayetler aldıkları uyarısında bulundu.
Endişelerin yersiz olmadığını gösteren çok sayıda örnek sıralamak mümkün. Ama bunları yapacağınız güvenlik ayarlarıyla büyük ölçüde aşabilirsiniz.
[TR724] 2.4.2020
Avrupa Barolar Birliği’nden Erdoğan’a mektup: Cezaevlerindeki 300 avukat serbest bırakılsın
Avrupa Barolar Birliği (CCBE) Covid-19 krizi sonrası gündeme alınan yeni infaz düzenlemesi kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a mektup yazdı. Söz konusu mektupta cezaevinde bulunan avukatların unutulmamasını istendi. Mektupta, “Türkiye’de hala 300 avukat, siyasi veya terör suçlarından cezaevlerinde bulunuyor. Avrupa Barolar Birliği bu konuda daha önce de birçok kez endişelerini dile getirdi. Avukatların terörist olarak suçlanmamasını istiyoruz zira sadece işlerini yaptılar. Cezaevlerinde avukatları koronavirüsten korumak neredeyse imkansız, hükümetin sorumluluklarını üstlenmesini istiyoruz.” ifadeleri kullanıldı.
Mektupta Türkiye’nin de üyesi olduğu insan haklarını korumaktan sorumlu Avrupa Konseyi’nin de daha önce cezaevlerinde bulunan kişilerin sağlığı ve güvenliğinin teminat altına alınması gerektiğini duyurduğu ifade edildi. Avrupa Barolar Birliği Türkiye’deki tüm avukatların serbest ve özgür bir şekilde çalışabilmesinin hukuk devleti ilkeleri açısından önemli olduğuna vurgu yapılıyor.
REBECCA HARMS: HEPSİ SERBEST BIRAKILMALI
Eski Avrupa Parlamenteri Rebecca Harms sosyal medya üzerinden Türk hükümetine gönderilen mektubu paylaşarak, “Dünyadaki avukatlar Türkiye’de cezaevinde bulunan ve risk altına olan avukatlarla beraber. Hepsi serbest bırakılmalı.” dedi.
Mektupta Türkiye’nin de üyesi olduğu insan haklarını korumaktan sorumlu Avrupa Konseyi’nin de daha önce cezaevlerinde bulunan kişilerin sağlığı ve güvenliğinin teminat altına alınması gerektiğini duyurduğu ifade edildi. Avrupa Barolar Birliği Türkiye’deki tüm avukatların serbest ve özgür bir şekilde çalışabilmesinin hukuk devleti ilkeleri açısından önemli olduğuna vurgu yapılıyor.
REBECCA HARMS: HEPSİ SERBEST BIRAKILMALI
Eski Avrupa Parlamenteri Rebecca Harms sosyal medya üzerinden Türk hükümetine gönderilen mektubu paylaşarak, “Dünyadaki avukatlar Türkiye’de cezaevinde bulunan ve risk altına olan avukatlarla beraber. Hepsi serbest bırakılmalı.” dedi.
[TR724] 2.4.2020Lawyers worldwide stand for Turkish lawyers behind bars and now endangered by #coronavirus. #FreeThemAll https://t.co/ocgklWk8XF— Rebecca Harms (@RebHarms) April 2, 2020
Abdullah Gül'den 'infaz indirimi' çıkışı
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) ile Milliyetçi Hareket Partisi'nin hazırladığı infaz indirimi paketinde sadece hırsız, mafya liderleri ya da dolandırıcılara tahliye imkânı tanınmasına her kesimden tepki var. Sanatçılar, yazarlar ve siyasetçilerden sonra 11'inci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de sessizliğini bozdu. Gül, "İnfaz indirimi; nefret, şiddet ve terör içermeyen düşünce suçlarını, gazetecileri de kapsamalı." dedi.
SAMANYOLUHABER- 11'inci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül T24 yazarı Murat Sabuncu'nun infaz indirimine dair sorularını cevaplandırdı.
Koronavirüs salgını sebebiyle cezaevlerinden erken tahliye için hızlandırılan infaz indirimi düzenlemesi hakkında Gül'e sorular yönelttiğini belirten Sabuncu, "Çünkü 'düşünceleri sebebiyle cezaevinde olan, çok geniş bir 'terör' tanımı altında özgürlüğünü kaybetmiş' pek çok siyasetçi, gazeteci, sivil toplumcu ve avukat düzenlemeden yararlanamayacaktı." dedi.
ŞİDDETE BULAŞMAYANLARIN TAHLİYESİ CİDDİ BİR RAHATLAMA SAĞLAR
Terör ya da şiddete bulaştıklarına dair haklarında tek delil olmadığı hâlde yıllardır tutuklu olarak yargılananların infaz indiriminde liste dışı tutulması hakkında ne düşündüğü sorusuna 11'inci Cumhurbaşkanı Gül şu cevabı verdi: “Şu günlerde İnfaz Yasası’nda yapılması planlanan düzenlemenin nefret, şiddet ve terör içermeyen düşünce suçlarını ve basın çalışanlarını da kapsaması; içinden geçmekte olduğumuz zor zamanlarda toplumun eşitlik ve adalet duygularına hitap edeceği gibi ciddi bir ümit ve rahatlama sağlayacağı, birlik ve bütünlüğümüzü güçlendireceği, ülkemizin uluslararası imajına da olumlu katkılarda bulunacağını düşünüyorum."
"BU DÜZENLEME İKTİDAR VE MUHALEFET İÇİN DE BİR FIRSAT"
Gül şöyle devam etti: "Mevcut virüs tehdidinin en az acı ve zararla atlatılabilmesi bakımından düzenlemenin yalnız hükümlüleri değil tutukluları da kapsaması gerektiği açıktır. Bu düzenlemeyi bir fırsat olarak görüyor, iktidar ve muhalefet tüm partilerin bu konuda yakın bir işbirliği ile çalışacaklarını ümit ediyorum.”
AKP'yi Erdoğan ile birlikte kuran Gül, AKP tarihinde "ilk başbakan" ve "ilk cumhurbaşkanı" unvanlarını elinde bulunduruyor.
Gül, akabinde şu noktanın altını çizdi: "Küresel ciddi bir salgınla karşı karşıyayız. Sağlık Bakanı’nın uyarı ve tavsiyelerini tavizsiz uygulamak hepimiz için geçerlidir. Bu sürecin en kısa sürede atlatılmasını temenni ederim."
"KİŞİYE KARŞI İŞLENEN SUÇLARLA SINIRLI BİR PAKET VİCDANLARI YARALAR"
Gül'ün çağrısının önemli olduğunun altını çizen Sabuncu, "Adalet ve Kalkınma PRartisi'ni (AKP) Tayyip Erdoğan ile birlikte kuran çekirdek kadroda yer alan, AKP iktidarının ilk başbakanı ve ilk cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül'ün görüşü böyle." dedi.
Sabuncu şu ifadeleri kullandı: "Gül’ün çağrısı iktidar tarafından nasıl karşılanır bilemiyorum. Ancak yasa sadece ‘kişiye ve topluma karşı işlenen suçlarla’ sınırlı kalırsa kabul edilmesi hem hukuken hem vicdanen zor bir durumla karşı karşıya kalınır. Üstelik bu ayrım, bu kez sadece özgürlüğü değil hayatı da tehdit ediyor."
[Samanyolu Haber] 2.4.2020
SAMANYOLUHABER- 11'inci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül T24 yazarı Murat Sabuncu'nun infaz indirimine dair sorularını cevaplandırdı.
Koronavirüs salgını sebebiyle cezaevlerinden erken tahliye için hızlandırılan infaz indirimi düzenlemesi hakkında Gül'e sorular yönelttiğini belirten Sabuncu, "Çünkü 'düşünceleri sebebiyle cezaevinde olan, çok geniş bir 'terör' tanımı altında özgürlüğünü kaybetmiş' pek çok siyasetçi, gazeteci, sivil toplumcu ve avukat düzenlemeden yararlanamayacaktı." dedi.
ŞİDDETE BULAŞMAYANLARIN TAHLİYESİ CİDDİ BİR RAHATLAMA SAĞLAR
Terör ya da şiddete bulaştıklarına dair haklarında tek delil olmadığı hâlde yıllardır tutuklu olarak yargılananların infaz indiriminde liste dışı tutulması hakkında ne düşündüğü sorusuna 11'inci Cumhurbaşkanı Gül şu cevabı verdi: “Şu günlerde İnfaz Yasası’nda yapılması planlanan düzenlemenin nefret, şiddet ve terör içermeyen düşünce suçlarını ve basın çalışanlarını da kapsaması; içinden geçmekte olduğumuz zor zamanlarda toplumun eşitlik ve adalet duygularına hitap edeceği gibi ciddi bir ümit ve rahatlama sağlayacağı, birlik ve bütünlüğümüzü güçlendireceği, ülkemizin uluslararası imajına da olumlu katkılarda bulunacağını düşünüyorum."
"BU DÜZENLEME İKTİDAR VE MUHALEFET İÇİN DE BİR FIRSAT"
Gül şöyle devam etti: "Mevcut virüs tehdidinin en az acı ve zararla atlatılabilmesi bakımından düzenlemenin yalnız hükümlüleri değil tutukluları da kapsaması gerektiği açıktır. Bu düzenlemeyi bir fırsat olarak görüyor, iktidar ve muhalefet tüm partilerin bu konuda yakın bir işbirliği ile çalışacaklarını ümit ediyorum.”
AKP'yi Erdoğan ile birlikte kuran Gül, AKP tarihinde "ilk başbakan" ve "ilk cumhurbaşkanı" unvanlarını elinde bulunduruyor.
Gül, akabinde şu noktanın altını çizdi: "Küresel ciddi bir salgınla karşı karşıyayız. Sağlık Bakanı’nın uyarı ve tavsiyelerini tavizsiz uygulamak hepimiz için geçerlidir. Bu sürecin en kısa sürede atlatılmasını temenni ederim."
"KİŞİYE KARŞI İŞLENEN SUÇLARLA SINIRLI BİR PAKET VİCDANLARI YARALAR"
Gül'ün çağrısının önemli olduğunun altını çizen Sabuncu, "Adalet ve Kalkınma PRartisi'ni (AKP) Tayyip Erdoğan ile birlikte kuran çekirdek kadroda yer alan, AKP iktidarının ilk başbakanı ve ilk cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül'ün görüşü böyle." dedi.
Sabuncu şu ifadeleri kullandı: "Gül’ün çağrısı iktidar tarafından nasıl karşılanır bilemiyorum. Ancak yasa sadece ‘kişiye ve topluma karşı işlenen suçlarla’ sınırlı kalırsa kabul edilmesi hem hukuken hem vicdanen zor bir durumla karşı karşıya kalınır. Üstelik bu ayrım, bu kez sadece özgürlüğü değil hayatı da tehdit ediyor."
[Samanyolu Haber] 2.4.2020
Yunanistan, Ritsona göçmen kampını karantinaya aldı
Yunanistan’da başkent Atina yakınlarında Ritsona göçmen kampında 20 kişide koronavirüs tespit edilmesinin ardından kamp karantinaya alındı. Yüzlerce kişinin yaşadığı kampın 14 gün boyunca karantinada tutulacağı açıklandı.
BOLD – Yunanistan, başkent Atina’ya 75 km mesafedeki Ritsona Mülteci Kampı’nı koronavirüs salgını nedeniyle karantina altına aldı.
Yunanistan Hükümeti, kampta bulunan 20 kişide yapılan testler sonucunda koronavirüs tespit edildiğini açıkladı.
19 yaşında göçmen gence, Atina’da doğum yapmak için yattığı hastanede yapılan testte koronavirüse rastlanması sonucu Ritsona kampında kalan bu kişiyle temas halindeki 63 kişiye Corona testi yapıldı.
19 yaşındaki genç kadın, Yunanistan’da 40 binden fazla göçmenin kaldığı kamplarda tespit edilen ilk korona vakası oldu. Salgının göçmenler arasında yayılmasından endişe ediliyor.
Yunanistan’da şu ana kadar ülke genelinde bin 415 vaka tespit edilirken salgın nedeniyle 50 kişi de hayatını kaybetti.
2 bin 500 kişilik kapasitesi olan kampta karantina 14 gün sürecek.
Afrika ve Orta Doğu’dan Avrupa’ya gitmek isteyen göçmenlerin en fazla geçiş yaptığı AB ülkelerinden olan Yunanistan’da çoğu kampta kapasitesinin üzerinde kişi kalıyor.
Yunan yetkililer bu kamplarda salgın riskinin çok yüksek olduğu uyarısında bulunuyor.
Yunanistan’ın Ege Denizi’nin doğusundaki adalarında bulunan ve kapasitesi 7 bin olan sığınmacı kamplarında 35 binden fazla mülteci yaşıyor.
[BoldMedya] 2.4.2020
BOLD – Yunanistan, başkent Atina’ya 75 km mesafedeki Ritsona Mülteci Kampı’nı koronavirüs salgını nedeniyle karantina altına aldı.
Yunanistan Hükümeti, kampta bulunan 20 kişide yapılan testler sonucunda koronavirüs tespit edildiğini açıkladı.
19 yaşında göçmen gence, Atina’da doğum yapmak için yattığı hastanede yapılan testte koronavirüse rastlanması sonucu Ritsona kampında kalan bu kişiyle temas halindeki 63 kişiye Corona testi yapıldı.
19 yaşındaki genç kadın, Yunanistan’da 40 binden fazla göçmenin kaldığı kamplarda tespit edilen ilk korona vakası oldu. Salgının göçmenler arasında yayılmasından endişe ediliyor.
Yunanistan’da şu ana kadar ülke genelinde bin 415 vaka tespit edilirken salgın nedeniyle 50 kişi de hayatını kaybetti.
2 bin 500 kişilik kapasitesi olan kampta karantina 14 gün sürecek.
Afrika ve Orta Doğu’dan Avrupa’ya gitmek isteyen göçmenlerin en fazla geçiş yaptığı AB ülkelerinden olan Yunanistan’da çoğu kampta kapasitesinin üzerinde kişi kalıyor.
Yunan yetkililer bu kamplarda salgın riskinin çok yüksek olduğu uyarısında bulunuyor.
Yunanistan’ın Ege Denizi’nin doğusundaki adalarında bulunan ve kapasitesi 7 bin olan sığınmacı kamplarında 35 binden fazla mülteci yaşıyor.
[BoldMedya] 2.4.2020
Kanada Başbakanı: Herkese ayda 2 bin dolar vereceğiz
Kanada Başbakanı Justin Trudeau, korona virüsü nedeniyle gelirini kaybeden herkese dört aya kadar ayda 2 bin dolar destek sağlanacağını açıkladı. Tam zamanlı ve sözleşmeli çalışanların yanı sıra kendi işini yapanlara da destek verilecek.
KRONOS -2 Nisan 2020
Koronavirüs salgınının vatandaşlar üzerinde yarattığı ekonomik baskıya karşı 17,5 milyar dolarlık bir mali destek paketi açıklayan Kanada’da, Başbakan Justin Trudeau’dan ‘dört aya kadar ayda 2 bin dolar’ sözü geldi.
Trudeau Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Eğer Covid-19 nedeniyle gelirinizi kaybettiyseniz, Kanada Acil Yanıt Fonu size dört aya kadar ayda 2 bin dolar verecek” dedi.
KENDİ İŞİNİ YAPANLARA DA VERİLECEK
Trudeau bu paranın hem tam zamanlı hem sözleşmeli çalışanlara, hem de kendi işini yapanlara verileceğini söyledi. Kanada’da kalkınma bankasının, küçük ve orta büyüklükteki işletmelere 8,8 milyar dolar değerinde kredi vereceği de açıklanmıştı.
[Kronos.News] 2.4.2020
KRONOS -2 Nisan 2020
Koronavirüs salgınının vatandaşlar üzerinde yarattığı ekonomik baskıya karşı 17,5 milyar dolarlık bir mali destek paketi açıklayan Kanada’da, Başbakan Justin Trudeau’dan ‘dört aya kadar ayda 2 bin dolar’ sözü geldi.
Trudeau Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Eğer Covid-19 nedeniyle gelirinizi kaybettiyseniz, Kanada Acil Yanıt Fonu size dört aya kadar ayda 2 bin dolar verecek” dedi.
KENDİ İŞİNİ YAPANLARA DA VERİLECEK
Trudeau bu paranın hem tam zamanlı hem sözleşmeli çalışanlara, hem de kendi işini yapanlara verileceğini söyledi. Kanada’da kalkınma bankasının, küçük ve orta büyüklükteki işletmelere 8,8 milyar dolar değerinde kredi vereceği de açıklanmıştı.
[Kronos.News] 2.4.2020
‘Kredi borçlarını erteleyeceğini duyuran bankalar esnaftan yüksek faiz talep ediyor’
Esnaf ve Sanatkârlar Derneği Genel Başkanı Mahmut Çelikus, koronavirüs salgını nedeniyle kapılarına kilit vuran esnafın zor durumda olduğunu açıkladı. Çelikus, esnafın kredi borçlarını erteleyeceğini duyuran bankaların, yüksek faiz talebinde bulunduğunu kaydetti.
KRONOS -2 Nisan 2020
ANKARA – Esnaf ve Sanatkârlar Derneği (ESDER) Genel Başkanı Mahmut Çelikus, koronavirüs salgını nedeniyle kapılarına kilit vuran esnafın zor durumda olduğunu, bankaların kredi erteleme duyurularının da yükskek faiz oranları nedeniyle gerçeği yansıtmadığını vurgulandı. Çelikus, “Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgınının yayılmasıyla milyonlarca insan kurala uyarak evlerinde kaldı. Binlerce iş yeri de zorunlu olarak kapılarına kilit vurunca, esnaflar ve KOBİ’ler gelir kaybına uğrama tehlikesiyle karşı karşıya kaldı” dedi.
Ekonomileri sarsan bu dalgadan en çok etkilenen kesimlerin bankalara borcu olan esnaflarımız ve KOBİ’lerin olduğunu vurgulayan Çelikus, “Kredi borçlarını erteleyeceğini duyuran bankaların esnaflarımızdan yüksek faiz talep ediyorlar. Bu zor süreçte bankalar esnaflarımıza ve KOBİ’lerimize can suyu olmaları gerekirken aldığımız bu haberler bizleri üzmektedir” değerlendirmesinde bulundu. Merkez Bankası’nın kredi kartı işlemlerinde uygulanan gecikme faizi ve akdi faizde indirime gitmesinin yanı sıra bankaların kredi taksitlerini 3 ay faizli olarak ötelediklerini hatırlatan ESDER Başkanı Mahmut Çelikus, “Esnafımız 4 aylık kredi kartı ödemelerinin faizsiz ertelenmesini, 4 ay sonrası 12 eşit taksitle kredi kartları limitini etkilemeden ödenmesini talep ediyor” şeklinde konuştu.
“BANKALAR ELİNİ TAŞIN ALTINA KOYMALI”
Çelikus, içinde bulunulan dönemde herkesin koronavirüsle mücadelede “hep birlikte başaracağız” dediğini, ekonomik olarak güçsüz olan esnafın korunması ve yaşatılması gerektiğini vurguladı. Bankaların bu zamana kadar esnaf ve KOBİ’ler üzerinden kazanç elde ettiğini belirten Çelikus, “Bankalar bu zor süreçte ellerini taşın altına koymalılar. Özellikle Merkez Bankası Anonim Şirketi’nden büyük katkılar bekliyoruz. Süreç bittiğinde bankalar yine esnaf ve KOBİ’lerin kapısını çalacak. Bankaların yaşaması için esnafımızın da yaşaması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
[Kronos.News] 2.4.2020
KRONOS -2 Nisan 2020
ANKARA – Esnaf ve Sanatkârlar Derneği (ESDER) Genel Başkanı Mahmut Çelikus, koronavirüs salgını nedeniyle kapılarına kilit vuran esnafın zor durumda olduğunu, bankaların kredi erteleme duyurularının da yükskek faiz oranları nedeniyle gerçeği yansıtmadığını vurgulandı. Çelikus, “Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgınının yayılmasıyla milyonlarca insan kurala uyarak evlerinde kaldı. Binlerce iş yeri de zorunlu olarak kapılarına kilit vurunca, esnaflar ve KOBİ’ler gelir kaybına uğrama tehlikesiyle karşı karşıya kaldı” dedi.
Ekonomileri sarsan bu dalgadan en çok etkilenen kesimlerin bankalara borcu olan esnaflarımız ve KOBİ’lerin olduğunu vurgulayan Çelikus, “Kredi borçlarını erteleyeceğini duyuran bankaların esnaflarımızdan yüksek faiz talep ediyorlar. Bu zor süreçte bankalar esnaflarımıza ve KOBİ’lerimize can suyu olmaları gerekirken aldığımız bu haberler bizleri üzmektedir” değerlendirmesinde bulundu. Merkez Bankası’nın kredi kartı işlemlerinde uygulanan gecikme faizi ve akdi faizde indirime gitmesinin yanı sıra bankaların kredi taksitlerini 3 ay faizli olarak ötelediklerini hatırlatan ESDER Başkanı Mahmut Çelikus, “Esnafımız 4 aylık kredi kartı ödemelerinin faizsiz ertelenmesini, 4 ay sonrası 12 eşit taksitle kredi kartları limitini etkilemeden ödenmesini talep ediyor” şeklinde konuştu.
“BANKALAR ELİNİ TAŞIN ALTINA KOYMALI”
Çelikus, içinde bulunulan dönemde herkesin koronavirüsle mücadelede “hep birlikte başaracağız” dediğini, ekonomik olarak güçsüz olan esnafın korunması ve yaşatılması gerektiğini vurguladı. Bankaların bu zamana kadar esnaf ve KOBİ’ler üzerinden kazanç elde ettiğini belirten Çelikus, “Bankalar bu zor süreçte ellerini taşın altına koymalılar. Özellikle Merkez Bankası Anonim Şirketi’nden büyük katkılar bekliyoruz. Süreç bittiğinde bankalar yine esnaf ve KOBİ’lerin kapısını çalacak. Bankaların yaşaması için esnafımızın da yaşaması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
[Kronos.News] 2.4.2020
İşçiler üretimi durdurdu: Çalışmama hakkımızı kullandık
Gebze'deki Sarkuysan fabrikasında koronavirüs tespit edilmesine rağmen çalışmaya zorlanan işçiler iş bıraktı: "Şimdi evlerimize gidiyoruz, fabrikamızda sadece kesinleşmiş bir vaka ile birlikte maalesef şüphe oluşturan bir kaç vaka daha var."
KRONOS -2 Nisan 2020
‘Evde kal’ uyarısı dışında tutulan ve devlet tarafından görmezden gelinen işçileri, çalıştığı tüm alanlarda sadece yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgın tehdit etmiyor. Koronavirüsün fabrikalarda yayıldığı tespit edilmesine rağmen işçiler, patronlar tarafında işten atma tehdidiyle çalışmaya zorlanıyor.
KANUNUN ‘ÇALIŞMAKTAN KAÇINMA’ MADDESİNE DAYANARAK
Ciddi ve yakın tehlike önlenemez olduğu durumunun ortaya çıktığı için 14 gün boyunca kendilerini karantina almak istediklerini ve bunun da İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 13’üncü maddesindeki ‘Çalışmaktan kaçınma hakkı’na dayandıran işçiler yaptıklarının hukuksal hakları olduğunu söyledi.
İŞÇİLER: YASA DIŞI DEĞİL, HUKUKSAL HAKKIMIZI KULLANIYORUZ
Fabrikadaki çalışanların bağlı olduğu DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası Gebze Şube Başkanı Selçuk Çiftçi işçilere yaptığı konuşmada, “Şimdi evlerimize gidiyoruz, fabrikamızda sadece kesinleşmiş bir vaka ile birlikte maalesef şüphe oluşturan bir kaç vaka daha var. Biz onları takip edeceğiz. Yaptığımız şey yasa dışı değil. Biz hukuksal hakkımızı kullanıyoruz” derken fabrika yönetimi ise işçilere gönderdiği ‘Virüs işten kaynaklanan bir tehlike değil’ mesajında, iş bırakan işçilere hukuki işlem yapacakları tehdidiyle şu ifadeleri kullandı:
‘ÇALIŞMAMA HAKKIMIZI KULLANIYORUZ’
Sarkuysan fabrikası yönetiminin tehdit mesajının ardından işçiler, kendilerini temsil eden Birleşik Metal-İş’in hazırladığı formu imzalayarak fabrika yönetimine sunup, bu koşullarda yasal hakları olan çalışmama haklarını kullandıklarını belirttiler.
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın 13. Maddesi, işçilere ciddi ve yakın tehlike karşısında çalışmaktan kaçınma yani iş bırakma hakkı veriyor. Aynı yasanın 4. maddesi de riskleri öngörmek ve ortadan kaldırmak hususunda işvereni sorumlu kılıyor.
[Kronos.News] 2.4.2020
KRONOS -2 Nisan 2020
‘Evde kal’ uyarısı dışında tutulan ve devlet tarafından görmezden gelinen işçileri, çalıştığı tüm alanlarda sadece yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgın tehdit etmiyor. Koronavirüsün fabrikalarda yayıldığı tespit edilmesine rağmen işçiler, patronlar tarafında işten atma tehdidiyle çalışmaya zorlanıyor.
KANUNUN ‘ÇALIŞMAKTAN KAÇINMA’ MADDESİNE DAYANARAK
Ciddi ve yakın tehlike önlenemez olduğu durumunun ortaya çıktığı için 14 gün boyunca kendilerini karantina almak istediklerini ve bunun da İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 13’üncü maddesindeki ‘Çalışmaktan kaçınma hakkı’na dayandıran işçiler yaptıklarının hukuksal hakları olduğunu söyledi.
İŞÇİLER: YASA DIŞI DEĞİL, HUKUKSAL HAKKIMIZI KULLANIYORUZ
Fabrikadaki çalışanların bağlı olduğu DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası Gebze Şube Başkanı Selçuk Çiftçi işçilere yaptığı konuşmada, “Şimdi evlerimize gidiyoruz, fabrikamızda sadece kesinleşmiş bir vaka ile birlikte maalesef şüphe oluşturan bir kaç vaka daha var. Biz onları takip edeceğiz. Yaptığımız şey yasa dışı değil. Biz hukuksal hakkımızı kullanıyoruz” derken fabrika yönetimi ise işçilere gönderdiği ‘Virüs işten kaynaklanan bir tehlike değil’ mesajında, iş bırakan işçilere hukuki işlem yapacakları tehdidiyle şu ifadeleri kullandı:
‘ÇALIŞMAMA HAKKIMIZI KULLANIYORUZ’
Sarkuysan fabrikası yönetiminin tehdit mesajının ardından işçiler, kendilerini temsil eden Birleşik Metal-İş’in hazırladığı formu imzalayarak fabrika yönetimine sunup, bu koşullarda yasal hakları olan çalışmama haklarını kullandıklarını belirttiler.
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın 13. Maddesi, işçilere ciddi ve yakın tehlike karşısında çalışmaktan kaçınma yani iş bırakma hakkı veriyor. Aynı yasanın 4. maddesi de riskleri öngörmek ve ortadan kaldırmak hususunda işvereni sorumlu kılıyor.
[Kronos.News] 2.4.2020
Avrupa Konseyi: Türkiye ve İspanya siyasi tutukluları serbest bırakmalı
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) raportörü Boriss Cilevics, Türkiye ve İspanya’ya siyasi tutukları serbest bırakması çağrısında bulundu.
KRONOS -2 Nisan 2020
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin “Siyasetçiler görevleri esnasında yaptıkları açıklamalardan dolayı yargılanmalı mı?” başlıklı soru önergesini hazırlayan raportör Boriss Cilevics, cezaevlerindeki sayı fazlalığına dikkat çekerek, koronavirüsten kaynaklı siyasi tutukluların ilk etapta serbest bırakılacaklar arasında olması gerektiğini kaydetti.
BİRÇOK ÜLKEDE TUTUKLULAR SERBEST BIRAKILDI
MA’nın haberine göre, birçok ülkenin koronavirüs pandemisinden kaynaklı tutukluları serbest bırakma yönünde aldığı kararın olumlu karşılandığını da belirten Cilevics, cezaevlerinde pandeminin yayılması tehdidinden kaynaklı önemli bir adım olduğunu vurguladı. Cilevics, “2017 referandumunda rol oynadıkları için tutuklu olan Katalan siyasetçiler ile Türkiye’de tutuklu olan belediye eşbaşkanları, milletvekilleri de bu tedbirlerden faydalanmalıdır” dedi.
Katalan tutuklularla İspanya’yı ziyaret ettiğinde görüştüğünü de dile getiren Cilevics, bu kadın ve erkeklerin hiç kimse için tehdit oluşturmadığından emin olduğunu belirtti. Cilevics, Türkiye cezaevlerindeki tutukluların da bir an önce serbest bırakılması gerektiğini vurguladı.
[Kronos.News] 2.4.2020
KRONOS -2 Nisan 2020
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin “Siyasetçiler görevleri esnasında yaptıkları açıklamalardan dolayı yargılanmalı mı?” başlıklı soru önergesini hazırlayan raportör Boriss Cilevics, cezaevlerindeki sayı fazlalığına dikkat çekerek, koronavirüsten kaynaklı siyasi tutukluların ilk etapta serbest bırakılacaklar arasında olması gerektiğini kaydetti.
BİRÇOK ÜLKEDE TUTUKLULAR SERBEST BIRAKILDI
MA’nın haberine göre, birçok ülkenin koronavirüs pandemisinden kaynaklı tutukluları serbest bırakma yönünde aldığı kararın olumlu karşılandığını da belirten Cilevics, cezaevlerinde pandeminin yayılması tehdidinden kaynaklı önemli bir adım olduğunu vurguladı. Cilevics, “2017 referandumunda rol oynadıkları için tutuklu olan Katalan siyasetçiler ile Türkiye’de tutuklu olan belediye eşbaşkanları, milletvekilleri de bu tedbirlerden faydalanmalıdır” dedi.
Katalan tutuklularla İspanya’yı ziyaret ettiğinde görüştüğünü de dile getiren Cilevics, bu kadın ve erkeklerin hiç kimse için tehdit oluşturmadığından emin olduğunu belirtti. Cilevics, Türkiye cezaevlerindeki tutukluların da bir an önce serbest bırakılması gerektiğini vurguladı.
[Kronos.News] 2.4.2020
‘Rakamlar açıklanandan fazla: İzmir’de 918 vaka tespit ettik’
İzmir Tabip Odası Başkanı Funda Barlık Obuz, İzmir’deki vaka sayısının Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın açıkladığından fazla olduğunu belirtti.
KRONOS -2 Nisan 2020
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, illere ilişkin de sayılar verdiği açıklamasında, İzmir’de 853 korona virüsü vakası olduğu ve 18 kişinin yaşamını yitirdiği belirtmişti. Bakan Koca’nın açıklamalarını değerlendiren İzmir Tabip Odası Başkanı Funda Barlık Obuz, 918 vaka tespit ettiklerini ve bunun 100’nün sağlık çalışanı olduğunu belirtti.
“Bakanlığın açıkladığı veri sadece testleri pozitif kişilere yönelik” diyen Obuz, bu nedenle ildeki vakaların daha yüksek olduğunu tahmin ettiklerini belirtti.
Obuz, sağlık çalışanlarının malzeme sıkıntısını giderilmeye başladığını da açıkladı. Obuz, “Devlet iş yerleri ve fabrikalardaki çalışmama koşullarını da sağlayabilirse, katı bir şekilde hareketlilik azaltılabilirse önemli bir mesafe kat edilebilir” dedi.
[Kronos.News] 2.4.2020
KRONOS -2 Nisan 2020
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, illere ilişkin de sayılar verdiği açıklamasında, İzmir’de 853 korona virüsü vakası olduğu ve 18 kişinin yaşamını yitirdiği belirtmişti. Bakan Koca’nın açıklamalarını değerlendiren İzmir Tabip Odası Başkanı Funda Barlık Obuz, 918 vaka tespit ettiklerini ve bunun 100’nün sağlık çalışanı olduğunu belirtti.
“Bakanlığın açıkladığı veri sadece testleri pozitif kişilere yönelik” diyen Obuz, bu nedenle ildeki vakaların daha yüksek olduğunu tahmin ettiklerini belirtti.
Obuz, sağlık çalışanlarının malzeme sıkıntısını giderilmeye başladığını da açıkladı. Obuz, “Devlet iş yerleri ve fabrikalardaki çalışmama koşullarını da sağlayabilirse, katı bir şekilde hareketlilik azaltılabilirse önemli bir mesafe kat edilebilir” dedi.
[Kronos.News] 2.4.2020
‘Sokağa çıkma yasağını 10 gün sonra ilan etmek geç kalmaktır’
"Sayın Cumhurbaşkanı'ndan iki kere telefonla randevu istedim, Sayın Vali'ye 35 gün sonra ancak ulaştım; bu çok acı" diyen İBB Başkanı İmamoğlu, Bilim Kurulu tarafından da dile getirilen sokağa çıkma yasağının 10 gün sonra ilan edilmesinin çok geç olacağını söyledi.
KRONOS -2 Nisan 2020
Sık sık tekrarladığı sokağa çıkma yasağı talebinin İl Pandemi Kurulu’ndaki bilim insanları ile belediye bünyesindeki bilim kurulu tarafından da dile getirildiğini aktaran İBB Başkanı İmamoğlu “10 gün sonra ilan etmek çok geç olur” diye konuştu.
‘BAĞIŞ KAMPANYASI YAPMAK BELEDİYELERİN HAKKIDIR’
T24 Yazarı Murat Sabuncu’nun sorularını yanıtlayan Ekrem İmamoğlu, bağış kampanyasının belediyelerin hakkı olduğunu yineledi.
Bağışlarla toplanan paraların bloke edilmesini kınadığını belirten İmamoğlu 230 bin aileye sosyal yardım sağladıklarını, 100 bin yeni başvuru olduğunu söyledi.
‘ANCAK 35 GÜN SONRA DAVET EDİLDİM’
Maksimum diyalog hassasiyeti içinde olduğunu ifade eden İmamoğlu “Cumhurbaşkanının açıklamasından yaklaşık 30 -35 gün sonra Valililik tarafından davet edildim; bu çok acı bir şey” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan iki kez telefonla görüşme talebi istediğini de ilk kez açıkladığını belirten İmamoğlu diyalogdan uzak olmadığını, devlet hiyerarşisi içinde görevini yapma çabası içerisinde olduğunu söyledi.
‘BELEDİYELER DEVLETİN BİZZAT KENDİSİDİR’
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, bağış kampanyası hakkında söylediği “devlet içinde devlet” sözlerini hatırlatan İmamoğlu “Belediyeler devletin bizzat kendisidir, bunu bilmeyenler Anayasa’ya baksın” diye konuştu.
Kampanya sürecinin iptal edilmesiyle birlikte İçişleri Bakanı Soylu ile konuştuğunu “Cumhurbaşkanının başlattığı kampanyadan önce başlattıklarını aktardığını söyledi.
SOYLU’YA: ANAYASAL SUÇ İŞLİYORSUNUZ
İETT otobüslerinin dolu olduğunu yönündeki haberleri de hatırlatan İmamoğlu “Sayın İçişleri Bakanı bunu yayan trolü araştıracağına belediyeyi sorguluyorsun. Anayasal suç işliyorsunuz. Sayın Bakan bu işleri bırakıp ülkenin temel sorunu üzerine yoğunlaşmalı” dedi.
İmamoğlu vatandaşın suyunun ve doğalgazının kesilmeyeceğini taahhüt ettiğini belirten İmamoğlu, BOTAŞ’a da ödemelerin ötelenmesi için başvuru yaptıklarını onlardan yanıt beklediklerini söyledi.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, İstanbul’un yüzde 60 oranla yeni tip koronavirüs vaka sayısının en çok görüldüğü il olduğunu açıklamıştı.
[Kronos.News] 2.4.2020
KRONOS -2 Nisan 2020
Sık sık tekrarladığı sokağa çıkma yasağı talebinin İl Pandemi Kurulu’ndaki bilim insanları ile belediye bünyesindeki bilim kurulu tarafından da dile getirildiğini aktaran İBB Başkanı İmamoğlu “10 gün sonra ilan etmek çok geç olur” diye konuştu.
‘BAĞIŞ KAMPANYASI YAPMAK BELEDİYELERİN HAKKIDIR’
T24 Yazarı Murat Sabuncu’nun sorularını yanıtlayan Ekrem İmamoğlu, bağış kampanyasının belediyelerin hakkı olduğunu yineledi.
Bağışlarla toplanan paraların bloke edilmesini kınadığını belirten İmamoğlu 230 bin aileye sosyal yardım sağladıklarını, 100 bin yeni başvuru olduğunu söyledi.
‘ANCAK 35 GÜN SONRA DAVET EDİLDİM’
Maksimum diyalog hassasiyeti içinde olduğunu ifade eden İmamoğlu “Cumhurbaşkanının açıklamasından yaklaşık 30 -35 gün sonra Valililik tarafından davet edildim; bu çok acı bir şey” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan iki kez telefonla görüşme talebi istediğini de ilk kez açıkladığını belirten İmamoğlu diyalogdan uzak olmadığını, devlet hiyerarşisi içinde görevini yapma çabası içerisinde olduğunu söyledi.
‘BELEDİYELER DEVLETİN BİZZAT KENDİSİDİR’
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, bağış kampanyası hakkında söylediği “devlet içinde devlet” sözlerini hatırlatan İmamoğlu “Belediyeler devletin bizzat kendisidir, bunu bilmeyenler Anayasa’ya baksın” diye konuştu.
Kampanya sürecinin iptal edilmesiyle birlikte İçişleri Bakanı Soylu ile konuştuğunu “Cumhurbaşkanının başlattığı kampanyadan önce başlattıklarını aktardığını söyledi.
SOYLU’YA: ANAYASAL SUÇ İŞLİYORSUNUZ
İETT otobüslerinin dolu olduğunu yönündeki haberleri de hatırlatan İmamoğlu “Sayın İçişleri Bakanı bunu yayan trolü araştıracağına belediyeyi sorguluyorsun. Anayasal suç işliyorsunuz. Sayın Bakan bu işleri bırakıp ülkenin temel sorunu üzerine yoğunlaşmalı” dedi.
İmamoğlu vatandaşın suyunun ve doğalgazının kesilmeyeceğini taahhüt ettiğini belirten İmamoğlu, BOTAŞ’a da ödemelerin ötelenmesi için başvuru yaptıklarını onlardan yanıt beklediklerini söyledi.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, İstanbul’un yüzde 60 oranla yeni tip koronavirüs vaka sayısının en çok görüldüğü il olduğunu açıklamıştı.
[Kronos.News] 2.4.2020
KESK: Zorunlu bağışa suç duyurusu yapacağız
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başlattığı 'Milli Dayanışma Kampanyası' kapsamında memurların maaşlarından zorunlu kesintiye gidilmesine tepki gösteren KESK, sendika üyelerinin bağış yapmaya zorlanması durumunda suç duyurusunda bulunacaklarını açıkladı.
KRONOS -2 Nisan 2020
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), korona virüsü salgınına karşı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Biz bize yeteriz” sloganıyla ilan ettiği Milli Dayanışma Kampanyası kapsamında bazı kurumların personelin maaşından bağış kesintisi yapmasına tepki gösterdi.
KATILIMI ZORUNLU ‘GÖNÜLLÜ’ KAMPANYA
Yapılan açıklamada, MEB başta olmak üzere, BOTAŞ, Orman Genel Müdürlüğü, MEB, Adalet Bakanlığı, Yargıtay ve Sosyal Hizmet İl Müdürlükleri gibi pek çok kurumun gönüllülük esasına aykırı davranarak personelin maaşından kesintiye gittiği savunularak, şöyle denildi:
‘MAAŞLARDAN KESİNTİ KABUL EDİLEMEZ’
“Sosyal Hizmet İl Müdürlükleri eliyle sosyal hizmet emekçilerine gönderilen mesajda “Personelden en az 100 TL olmak kaydı ile destek sağlanması kararı alındığı, bireysel olarak daha fazla destek de sunulabileceğini” belirtmiştir. Benzer mesajlar BOTAŞ, Orman Genel Müdürlüğü, MEB, Adalet Bakanlığı, Yargıtay gibi pek çok kurumda salgına açlık ve sefalet ücretleri ile yakalanan kamu emekçilerine de gönderilmiştir. Gönderilen yazı ve mesajlarda belirlenen miktarların kurum personelinin maaşlarından kesilerek kampanya hesaplarına aktarılacağı, dekontların kurum merkezine gönderileceği ifade edilmektedir. Kısacası katılımı gönüllü olması gereken kampanya, limitleri bile yöneticiler tarafından belirlenmiş, yüz binlerce kamu personeli için katılımı zorunlu bir kampanyaya dönüştürülmek istenmektedir.”
ZORLA BAĞIŞ TALEBİNE SUÇ DUYURUSU
Ekonomik kriz koşullarında kıt kanaat geçinen, şimdi de yaşam mücadelesi vermek zorunda kalan hiçbir emekçiye bağışta bulunma dayatması yapılamayacağının altının çizildiği açıklamada, “Kampanya kapsamında sendika üyelerimizin bağış yapmaya zorlanması halinde bu husus tutanak altına alınacaktır. Sendika genel merkezlerimize ve konfederasyonumuza ulaştırılacak bu tutanak ve bildirimler sonrasında hızla hukuki süreç başlatılacak, suç duyurusunda bulunulacaktır. Bağış yapmayı düşünmeyen sendikalarımız üyelerinden aylıklarından kesinti yapılmasına dair onay imzası talep edilmesi halinde ise üyeler bu onay formlarına imza atmayacaklardır. Onayı olmadan gelirlerinden kesinti yapılması durumunda ise suç duyurusunda bulunacaklardır” denildi.
Milli Dayanışma kampanyasına sağlanacak “kaynak” konusunda iktidara çağrıda bulunan KESK, önerilerini şu şekilde sıraladı:
‘SERVET VERGİSİ UYGULAMASI BAŞLATIN’
Bağış kampanyası ile sermayeyi allayıp pullayacağınıza, binlerce işçiyi işten atanları ceplerinden “harçlık” niyetine verecekleri para ile aklayacağınıza, nasıl bir sömürü mekanizması ile o serveti elde ettiklerinin sorgulanmasını engelleyeceğinize derhal servet vergisi uygulamasını başlatın!
‘ÇILGIN PROJELERDEN VAZGEÇİN’
Hasta garantili şehir hastaneleri ve araç garantili köprü ve yol ödemeleri için müteahhitlere/şirketlere hazineden, yani halkın cebinden yapılan ödemeleri durdurun. Kanal İstanbul başta olmak üzere benzer çılgın projelerden vazgeçin, oralara ayırdığınız kaynakları sağlığa aktarın!
Güvenlik/savaş harcamalarını, Diyanetin ödeneklerini, gizli ödenekleri azaltın, buralara aktardığınız devasa kaynakları salgınla mücadeleye aktarın!
‘ÇOCUKLARIMIZIN TECAVÜZE UĞRADIĞI YURTLARA AKTARDIĞINIZ KAYNAKLAR…’
Çocuklarımızın tacize, tecavüze uğradığı, yandığı cemaat yurtlarına aktardığınız kaynakları yeni solunum cihazlarına, yoğun bakım ünitelerine ayırın!
“Düşük faizli” diye övündüğünüz emekçilere yeni borç, bankalara daha fazla kar anlamına gelen kredi reklamı yapmak yerine sosyal devlet olmanın gereklerini yapın, işsizler için koşulsuz işsizlik maaşı ödeyin, tüketici, konut ve taşıt kredileri ile kredi kartı borçları ve elektrik, su, doğalgaz ve iletişim faturalarını salgın riski boyunca faiz işletmeden erteleyin!
‘LÜKSTEN, ŞATAFATTAN VAZGEÇİN’
İnsanlığın ilk kez bu boyutta ve yaygınlıkta karşı karşıya kaldığı salgına dahi kar, zarar, maliyet hesapları yaparak yaklaşmayın, kamu kaynaklarını patronlar ve sermayeye değil halkın sağlığını işini, gelirini korumaya seferber edin. Lüksten, şatafattan vazgeçin!
[Kronos.News] 2.4.2020
KRONOS -2 Nisan 2020
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), korona virüsü salgınına karşı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Biz bize yeteriz” sloganıyla ilan ettiği Milli Dayanışma Kampanyası kapsamında bazı kurumların personelin maaşından bağış kesintisi yapmasına tepki gösterdi.
KATILIMI ZORUNLU ‘GÖNÜLLÜ’ KAMPANYA
Yapılan açıklamada, MEB başta olmak üzere, BOTAŞ, Orman Genel Müdürlüğü, MEB, Adalet Bakanlığı, Yargıtay ve Sosyal Hizmet İl Müdürlükleri gibi pek çok kurumun gönüllülük esasına aykırı davranarak personelin maaşından kesintiye gittiği savunularak, şöyle denildi:
‘MAAŞLARDAN KESİNTİ KABUL EDİLEMEZ’
“Sosyal Hizmet İl Müdürlükleri eliyle sosyal hizmet emekçilerine gönderilen mesajda “Personelden en az 100 TL olmak kaydı ile destek sağlanması kararı alındığı, bireysel olarak daha fazla destek de sunulabileceğini” belirtmiştir. Benzer mesajlar BOTAŞ, Orman Genel Müdürlüğü, MEB, Adalet Bakanlığı, Yargıtay gibi pek çok kurumda salgına açlık ve sefalet ücretleri ile yakalanan kamu emekçilerine de gönderilmiştir. Gönderilen yazı ve mesajlarda belirlenen miktarların kurum personelinin maaşlarından kesilerek kampanya hesaplarına aktarılacağı, dekontların kurum merkezine gönderileceği ifade edilmektedir. Kısacası katılımı gönüllü olması gereken kampanya, limitleri bile yöneticiler tarafından belirlenmiş, yüz binlerce kamu personeli için katılımı zorunlu bir kampanyaya dönüştürülmek istenmektedir.”
ZORLA BAĞIŞ TALEBİNE SUÇ DUYURUSU
Ekonomik kriz koşullarında kıt kanaat geçinen, şimdi de yaşam mücadelesi vermek zorunda kalan hiçbir emekçiye bağışta bulunma dayatması yapılamayacağının altının çizildiği açıklamada, “Kampanya kapsamında sendika üyelerimizin bağış yapmaya zorlanması halinde bu husus tutanak altına alınacaktır. Sendika genel merkezlerimize ve konfederasyonumuza ulaştırılacak bu tutanak ve bildirimler sonrasında hızla hukuki süreç başlatılacak, suç duyurusunda bulunulacaktır. Bağış yapmayı düşünmeyen sendikalarımız üyelerinden aylıklarından kesinti yapılmasına dair onay imzası talep edilmesi halinde ise üyeler bu onay formlarına imza atmayacaklardır. Onayı olmadan gelirlerinden kesinti yapılması durumunda ise suç duyurusunda bulunacaklardır” denildi.
Milli Dayanışma kampanyasına sağlanacak “kaynak” konusunda iktidara çağrıda bulunan KESK, önerilerini şu şekilde sıraladı:
‘SERVET VERGİSİ UYGULAMASI BAŞLATIN’
Bağış kampanyası ile sermayeyi allayıp pullayacağınıza, binlerce işçiyi işten atanları ceplerinden “harçlık” niyetine verecekleri para ile aklayacağınıza, nasıl bir sömürü mekanizması ile o serveti elde ettiklerinin sorgulanmasını engelleyeceğinize derhal servet vergisi uygulamasını başlatın!
‘ÇILGIN PROJELERDEN VAZGEÇİN’
Hasta garantili şehir hastaneleri ve araç garantili köprü ve yol ödemeleri için müteahhitlere/şirketlere hazineden, yani halkın cebinden yapılan ödemeleri durdurun. Kanal İstanbul başta olmak üzere benzer çılgın projelerden vazgeçin, oralara ayırdığınız kaynakları sağlığa aktarın!
Güvenlik/savaş harcamalarını, Diyanetin ödeneklerini, gizli ödenekleri azaltın, buralara aktardığınız devasa kaynakları salgınla mücadeleye aktarın!
‘ÇOCUKLARIMIZIN TECAVÜZE UĞRADIĞI YURTLARA AKTARDIĞINIZ KAYNAKLAR…’
Çocuklarımızın tacize, tecavüze uğradığı, yandığı cemaat yurtlarına aktardığınız kaynakları yeni solunum cihazlarına, yoğun bakım ünitelerine ayırın!
“Düşük faizli” diye övündüğünüz emekçilere yeni borç, bankalara daha fazla kar anlamına gelen kredi reklamı yapmak yerine sosyal devlet olmanın gereklerini yapın, işsizler için koşulsuz işsizlik maaşı ödeyin, tüketici, konut ve taşıt kredileri ile kredi kartı borçları ve elektrik, su, doğalgaz ve iletişim faturalarını salgın riski boyunca faiz işletmeden erteleyin!
‘LÜKSTEN, ŞATAFATTAN VAZGEÇİN’
İnsanlığın ilk kez bu boyutta ve yaygınlıkta karşı karşıya kaldığı salgına dahi kar, zarar, maliyet hesapları yaparak yaklaşmayın, kamu kaynaklarını patronlar ve sermayeye değil halkın sağlığını işini, gelirini korumaya seferber edin. Lüksten, şatafattan vazgeçin!
[Kronos.News] 2.4.2020
Portekiz’de koronaya karşı OHAL ilan edildi, ordu sokağa inebilir
Koronavirüs salgınının hafif seyrettiği ülkelerden Portekiz'de yaşayan gazeteci Erhun Geyisi: OHAL ilan edildi. Asker sokağa inmedi ama inebileceği konuşuluyor. Halkın cumhurbaşkanına güven oranı yüzde 85'lerde...
EYLEM YILMAZ -2 Nisan 2020
SARS-Cov-2 adı verilen yeni tip koronavirüsün neden olduğu COVID-19 salgını nedeniyle dünyada 50 bini aşkın insan hayatını kaybetti. Vaka sayıları ise 950 bini aşmış durumda. Salgının merkezi konumunda olan Avrupa’da yaşananları incelemeye Portekiz’le devam ediyoruz.
Salgın hızla yayılımı sürdürürken rakamlar da hızla değişiyor. Bu nedenle sürekli haberin yazıldığı tarihe göre güncel veri aktarımı yapabiliyoruz. Siz bu yazıyı okurken bu rakamlar da maalesef değişmiş olacak. Bunu hatırlatarak Portekiz’de neler yaşandığını, insanların günlük hayatlarının nasıl etkilendiği üzerine uzun süredir orada yaşan gazeteci Erhun Geyisi’nin anlattıklarına kulak verelim.
Portekiz, İtalya’dan sonra en fazla can kaybının yaşandığı İspanya’nın hemen yanı başında bulunuyor ve şu an salgından İspanya’ya oranla oldukça az etkilenmiş durumda. İspanya’da 31 Mart 2020 tarihi itibariyle vaka sayısı 87 bin 956 kişiye ulaştı; 7 bin 716 insan ise hayatını kaybetti. Portekiz’de ise şu an 6 bin 408 vaka var ve 140 kişi hayatını kaybetti. Diğer yandan 30 Mart 2020 tarihinde tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden 14 yaşındaki Vitor Godinho Avrupa’nın koronavirüs nedeniyle hayatını kaybeden en genç kaybı oldu.
“SAVAŞ DURUMU ÖNLEMLERİNİN BİR ADIM GERİSİNDEYİZ”
Peki, şu an itibariyle ülkede ne gibi önlemler alınıyor? Orada neler yaşanıyor?
Erhun Geyisi mevcut durumu anlatırken; “Savaş durumu önlemlerinden bir adım gerideyiz denebilir” diyor: “İspanya’yla 1214 km sınırı bulunan Portekiz’in şimdilik salgından minimal seviyede etkilendiğini söyleyebiliriz sanırım. Portekiz, İspanya’ya kıyasla nüfus ve yüzölçümü olarak çok daha küçük ve biraz daha kendi hâlinde yaşayan bir ülke. Şu an itibariyle, Almanya ya da Fransa’dakine benzer şekilde, sınırlı bir sokağa çıkma yasağı var diyebiliriz. Zorunlu ihtiyaç ürünleri satmayan her yer kapalı, bu ihtiyaçlar dışında başka bir nedenle sokakta uzun süre dolaşmak, evinden uzağa gitmek yasak. Toplu taşıma araçları yüzde 30 kapasiteyle hizmet veriyor, otobüslere arka kapıdan biliniyor, şoför koltuğuna yaklaşılamıyor, “İnecek var” butonuna basmak gerekmiyor vesaire. Ayrıca süpermarketlere de insanlar sayıyla ve sırayla alınıyor, giriş kuyruğu dışarıda ve insanlar arasında en az birer metre mesafe korunuyor.”
“İNŞAAT İŞÇİLERİNİN CANI YOKMUŞ GİBİ DAVRANILIYOR”
Ülkede OHAL kararı alındı. Ama şöyle bir şey de yaşanmıyor: Sokakta kendi başınıza, insanlarla mesafenizi koruyarak yürüyüş yaparken polis size yaklaşıp bir şey demiyor. Kurallara uyduğunuz varsayılıyor. Ordu henüz sokağa inmiş değil; ama bu olasılık üzerinde durulmaya başlandı. Beni en çok şaşırtan, her şey durmuşken, inşaat, restorasyon, renovasyon işlerinin durmaması oldu. Sanki inşaat işçilerinin canı yokmuş gibi davranılıyor, bu da çok garibime gidiyor. Portekiz bir sanayi ülkesi değil; turizm ile inşaat ekonominin taşıyıcı ayakları. Corona ile beraber turizm sekteye uğramış oldu, inşaatı da durdurmayı göze alamıyorlar anladığım kadarıyla.”
“İSPANYA’DA YAŞANANLAR KORKUYA NEDEN OLDU”
Yanı başlarında İspanya’da hızla artan ölümler, buz pistlerinde bekletilen cesetler, huzur evlerinde terk edilmiş güvenlik güçlerinin ölü bulduğu yaşlılar… Tüm bunlar Portekiz halkında korkuya, paniğe neden oluyor mu diye soruyorum; “Evet. Buraya İtalya, Fransa ve İspanya’dan gelen ya da o ülkelere giden her zaman çoktur. Ayrıca ticari ilişkileri de çoktur bu ülkelerin. Dolayısıyla ciddi bir endişeyle takip ediliyor o ülkelerde olup bitenler” diyor.
Ülkenin daha az etkilenmeyi nasıl başardığını konuşmaya başlıyoruz. Bunun için çok özel bir çalışma yapılmadığı görüşünde ancak salgının Çin’de ortaya çıktığı ilk anda gündemin ilk sırasına oturduğunu anlatıyor. Avrupa’da Bosna Hersek’ten sonra tuvalet sonrası el yıkama alışkanlığının en çok olduğu ülke olmasından başlayarak salgının görece daha geç gelmesi ve bu nedenle önceden daha radikal önlemler alınmış olmasına kadar birçok nedenin olabileceğini söylüyor. Ülkenin kendi iç dinamiklerinin önemini vurguluyor: “Portekiz, yine Fransa, İspanya ve İtalya’ya kıyasla dinamizmi daha az, toplum içi çatışmaları yok sayılabilecek bir ülke. Ayrılıkçı hareket yok, yabancı sorunu nadir, göçmen politikaları göreli olarak esnek, sokak çatışmaları neredeyse hiç olmuyor. Dolayısıyla akşam haberlerinde uluslararası gündem ciddi yer tutuyor her zaman. Kendi ülkelerinde olup biten büyük olaylar, mesela Türkiye’ye göre çok çok az.”
“CUMHURBAŞKANI’NI TEK BAŞINA TATİLDE GÖRDÜĞÜMÜZ GÜN…”
Salgının ciddiyetinin en çok hangi aşamada fark edildiğini soruyorum, yaşadığı bir hikâyeyi anlatarak yanıtlıyor. Onun bu hikâyesi Portekiz’in koronavirüsle gündeme geldiği de ilk olay:
“8 Mart Pazar günü, arkadaşlarımızla buluşmak üzere eşim ve kızımla Cascais’a gittik. Öğle saatlerinde tam şehrin merkezindeki en kalabalık halk plajının önünde bekliyorduk. Hava çok güzel ve kalabalıktı. O sırada tesadüfen Cumhurbaşkanı Marcelo’yu gördük! Denizden yeni çıkıyordu ve tek başınaydı. Ne koruması ne de yanında onunla beraber denize giren bir arkadaşı vardı. Burada güvenlik Türkiye’ye kıyasla çok garip ölçüde esnektir, ama yine de insan her gün cumhurbaşkanı görmüyor… Marcelo sakin bir şekilde denizden çıktı, kurulandı ve giyinmeye başladı. Bu sırada yanına insanlar gibi sohbet etmeye, kimisi selfie çekmeye başladı. Cumhurbaşkanı da kimseyi kırmadan yanına gelen herkesle ilgilendi, sonra da yürüyerek evine gitti. Herhalde yolda da birileriyle karşılaşıp sohbet etmiştir. Günümüz bitti, eve döndük ve akşam 7 civarında Marcelo’nun kendini karantinaya aldığı haberini aldık! Birkaç gün önce ziyaretine gelen birisi pozitif çıkmış, bunun üzerine önlem amaçlı karantinaya alınmış. Ertesi gün öğrendik ki kendisi negatif çıkmış. Ama gözlemlediğim kadarıyla o gün itibariyle hem devlet hem de toplum nezdinde olayın algısı bütünüyle başka bir boyuta geçti.”
“CUMHURBAŞKANI VE HÜKÜMETE GÜVEN REKOR SEVİYEDE”
İnsanların kurallara uyduğunu anlatan Erhun Geyisi endişe veren tek şeyi ise “Yaş ortalaması 41. Portekiz gerçekten yaşlı bir ülke. Bu meret yayıldığı zaman ölüm sayıları da aynı hızla artabilir” diye altarıyor.
Türkiye’deki muhalefetin tutumundan hareketle Portekiz’deki muhalefetin neler yaptığını soruyorum: “Siyaset de doğal bir karantinaya girdi böyle bir dönemde. Corona’nın burada siyasi bir tartışma olduğunu söyleyemem. Bu arada bugün gazetede gördüğüm anket sonucuna göre, Corona döneminde Cumhurbaşkanı’na güven %85, hükümete güven %60’a çıkmış durumda. İkisi de rekor seviyeler.”
Erhun Geyisi’nin altı yaşında bir kızı var. Salgın nedeniyle okullar ve kreşler konusunda atılan adımları, uzatan eğitimle ilgili kendi yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
“Okullar 16 Mart itibariyle kapatıldı. Yanılmıyorsam bir uzaktan eğitim programları var ama içeriği hakkında çok fazla fikrim yok. Bizim örneğimiz biraz farklı. Kızım buradaki Fransız okulunda okuyor ve okulda bir Corona vakası çıktı. Bu nedenle bizim okul altı gün erken kapandı. Ancak her gün müfredata uygun olarak ders programı emaili alıyor ve eşimle öğretmenlik yapıyoruz gün gün. Benim kızım altı yaşında ama sanırım daha büyük yaş çocuklar için doğrudan online eğitim programı da var. Küçüklere öyle yapmıyorlar, sanırım verimli olmayacağı kanısındalar.”
“ÇALIŞTIĞIM ŞİRKETTE POZİTİF VAKA OLDUĞUNU ÖĞRENDİK”
Günlük yaşantılarının nasıl değiştiğiyle devam ediyoruz:
“Çalıştığım şirkette pozitif bir vaka olduğu haberini önceki gün aldık. Ancak bu arada iki haftadır evden çalışıyoruz. Dolayısıyla dışarı çok az çıkıyoruz uzun süredir. Burada şöyle bir sorun var: Hava çok güzel şu sıralar! Dolayısıyla dışarı çıkmamak çok zor; ama dayanmak zorundayız. Mesela sahiller ciddi ciddi bomboşmuş öğrendiğim kadarıyla, ilk günler öyle değildi çünkü.
İletişim fakültesi mezunuyum ve iletişim kavramı üzerine çok şeyler okudum, biraz da yazdım. Ayrıca meslek hayatımda büyük ölçüde medya, yayıncılık alanında görevler yaptım. Belki şaşırtıcı gelebilir ama, yakın çevremle görüşememek çok kötü etkilemedi beni. Karantina nedeniyle bu şehirdeki arkadaşlarımla görüşemiyorum; ama uzun süredir haber alamadığım ya da bir şekilde zaman uyduramadığımız birçok dost ve arkadaşımla, uzun süredir seyrelen iletişimimiz tekrar güçlendi bu süreçte! Çünkü herkesin ama az ama çok vakti ve iletişim kurmaya ihtiyacı var. Skype ve benzeri teknolojiler bence ilk kez bu denli, saf ve katıksız iletişim ihtiyacı için kullanılmak zorunda kalınıyor. O nedenle en azından şimdilik, bunun olumsuz taraflarını yaşamaya başladığımı söyleyemem. İş çok uzarsa ne olur bilemem tabii.”
“KOMŞULARLA BALKONDAN BALKONA İÇKİ İÇTİK”
İtalya ve İspanya’da balkonlardan söylenen şarkıları hatırlıyor ve insanın sosyal bir varlık olması nedeniyle orada nelerin yaşandığını konuşuyoruz. Komşularıyla balkondan balkona içki içtiklerini anlatıyor. Nasıl mı olmuş? Şöyle:
“Çok eğlenceli oldu. Akşam 6’da içmeye başladık, 10’da dağıldık. Bir sepete bağlayıp birbirimize aperatif yiyecekler ve alkol gönderdik. Çocuklarda aynı sepetle birbirine yazılar gönderdi. Böyle bir eğlence gibiydi işte.”
“OBRİGADA! : ÇÖPÇÜLER DE SAĞLIK PERSONELİ GİBİ KAHRAMAN”
Kendi yakın komşularıyla ilk kez gerçekleştirdikleri dışında bugüne kadar yaşananları ise şöyle anlatıyor:
“Akşam saatlerinde bir burada da sağlık personeli için bir alkış rutini oluştu. Ayrıca evet kimi zaman komşular arası uzaktan uzağa muhabbetler, şakalaşmalar oluyor. Buranın ünlüleri de, başka ülkelerdeki gibi, sanatlarına uygun online etkinlikler düzenliyorlar, evet. Bununla birlikte çok farklı bir şey oluyor mu bilmiyorum, denk gelmedim. Bilemiyorum yaratıcı sayılır mı ama biz dün kızımıza bir kâğıda “Obrigada!” yazdırıp apartmanın çöp bidonuna yapıştırdık. Çünkü çöpçüler de aynı sağlık personeli gibi kahraman bence.”
“OHAL’LE ÖZEL HASTANELER KARANTİNA ,İÇİN KULLANILMAYA BAŞLANDI”
Sohbetimiz sonunda Avrupa’nın nasıl olup da salgının merkezi haline geldiğini ve oradaki hastanelerin durumunu, varsa eksikleri konuşuyoruz. Önce hastanelerde yaşananlar:
“Şu âna kadar yeterli oldu, aksi bir haber çıkmadı. Ama ilerleyen haftalarda yetmeyebileceği konuşuluyor. İki nedenle: Birincisi düz neden, sayı artacak ve doğal olarak kapasite dolmaya başlayacak. İkinci nedense, corona şüphesiyle sağlık hattını arayan vatandaşlara bugüne kadar, özellikle de yaşları gençse ve belirtileri hafif seviyede yaşıyorlarsa, evde kalmaları ve kimseyle görüşmemeleri yanıtını veriyorlardı. Ancak bu politikayı da sıkılaştırmaya başladıkları haberleri geliyor. Yani daha fazla sayıda insanı hastane koşullarında karantina altına alma eğilimine girdiler. Bu nedenle de, aynı Türkiye’deki gibi, özel hastaneleri OHAL koşullarına uygun şekilde Corona karantinası ve tedavisi için kullanmaya başladı devlet. En azından bu karar verildi, özel hastanelerden şu âna kadar sayı olarak ne kadar faydalanıldı bilmiyorum.”
AVRUPA NASIL SALGININ MERKEZİ HALİNE GELDİ?
Peki, Avrupa nasıl salgının merkezi oldu? Birlik olarak nerelerde hata yapıldı? Bu konuda orada medyada bir tartışma var mı? Sizin değerlendirmeleriniz ve gözlemleriniz nelerdir?
Bu çok uzun bir konu diye düşünüyorum. Açıkçası buna etraflı bir yanıt verebilecek kadar kesin bilgilere sahip değilim, değiliz. ABD Başkanı, Corona’ya “Çin Virüsü” diyor bir yandan, Çin ise virüsün Amerikan askerlerinden geldiğini söylüyor. Ayrıca başka komplo teorileri de var. Hâl böyle olunca, virüsün Avrupa’ya hangi hatayla geldiğini ve yayılma hızının ne denli politik yanlışlara bağlı gerçekleştiğini tespit etmek zor. Ama şunu söyleyebilirim: İtalya çok eleştiriliyor. Bu işin İtalya’da devletin ve özellikle de halkın en başta yeterli ciddiyeti göstermeyerek tüm kıtaya yayılmasına neden olduğu biçiminde kısmen yaygın bir kanı var. Ama dediğim gibi, ortada, bunun böyle olduğunu kanıtlayabilecek sağlam bir bilgi olmadığı gibi, virüsün aslında sanılandan çok daha önce Yaşlı Kıta’ya geldiği, nitekim zatürreeye bağlı ölümlerin son aylarda arttığı gibi farklı iddialar da var. O yüzden bu konuda iddialı bir yorum yapabilecek durumda olduğumuzu düşünmüyorum şimdilik. Medyada bunun kısmen konuşulduğunu söyleyebilirim, örneğin AB kurumlarının, daha atik davranıp, üye devletleri erken ve güçlü bir şekilde uyarmadığına ilişkin bazı yorumlar okuyor, izliyorum. Doğru olabilir de bu, ama benim genel kanaatim, devletler ne yaparsa yapsın, insanlık durumuna baktığımızda, bugün yaşananların, her senaryoda üç aşağı beş yukarı aynı seviyelerde yaşanacağı şeklinde. Çünkü dünya savaşı görmeyen, Soğuk Savaş’ın da sadece sonunu yakalayan Avrupa’daki bizim kuşaklar, mahrumiyet, yokluk, kısıtlılık duygusuna alışkın değiller. Devletler ne yaparsa yapsın, bu yaşananlar yaşanmadan, işin boyutu halklar tarafından algılanamayacaktı bana kalırsa.
[Kronos.News] 2.4.2020
EYLEM YILMAZ -2 Nisan 2020
SARS-Cov-2 adı verilen yeni tip koronavirüsün neden olduğu COVID-19 salgını nedeniyle dünyada 50 bini aşkın insan hayatını kaybetti. Vaka sayıları ise 950 bini aşmış durumda. Salgının merkezi konumunda olan Avrupa’da yaşananları incelemeye Portekiz’le devam ediyoruz.
Salgın hızla yayılımı sürdürürken rakamlar da hızla değişiyor. Bu nedenle sürekli haberin yazıldığı tarihe göre güncel veri aktarımı yapabiliyoruz. Siz bu yazıyı okurken bu rakamlar da maalesef değişmiş olacak. Bunu hatırlatarak Portekiz’de neler yaşandığını, insanların günlük hayatlarının nasıl etkilendiği üzerine uzun süredir orada yaşan gazeteci Erhun Geyisi’nin anlattıklarına kulak verelim.
Portekiz, İtalya’dan sonra en fazla can kaybının yaşandığı İspanya’nın hemen yanı başında bulunuyor ve şu an salgından İspanya’ya oranla oldukça az etkilenmiş durumda. İspanya’da 31 Mart 2020 tarihi itibariyle vaka sayısı 87 bin 956 kişiye ulaştı; 7 bin 716 insan ise hayatını kaybetti. Portekiz’de ise şu an 6 bin 408 vaka var ve 140 kişi hayatını kaybetti. Diğer yandan 30 Mart 2020 tarihinde tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden 14 yaşındaki Vitor Godinho Avrupa’nın koronavirüs nedeniyle hayatını kaybeden en genç kaybı oldu.
“SAVAŞ DURUMU ÖNLEMLERİNİN BİR ADIM GERİSİNDEYİZ”
Peki, şu an itibariyle ülkede ne gibi önlemler alınıyor? Orada neler yaşanıyor?
Erhun Geyisi mevcut durumu anlatırken; “Savaş durumu önlemlerinden bir adım gerideyiz denebilir” diyor: “İspanya’yla 1214 km sınırı bulunan Portekiz’in şimdilik salgından minimal seviyede etkilendiğini söyleyebiliriz sanırım. Portekiz, İspanya’ya kıyasla nüfus ve yüzölçümü olarak çok daha küçük ve biraz daha kendi hâlinde yaşayan bir ülke. Şu an itibariyle, Almanya ya da Fransa’dakine benzer şekilde, sınırlı bir sokağa çıkma yasağı var diyebiliriz. Zorunlu ihtiyaç ürünleri satmayan her yer kapalı, bu ihtiyaçlar dışında başka bir nedenle sokakta uzun süre dolaşmak, evinden uzağa gitmek yasak. Toplu taşıma araçları yüzde 30 kapasiteyle hizmet veriyor, otobüslere arka kapıdan biliniyor, şoför koltuğuna yaklaşılamıyor, “İnecek var” butonuna basmak gerekmiyor vesaire. Ayrıca süpermarketlere de insanlar sayıyla ve sırayla alınıyor, giriş kuyruğu dışarıda ve insanlar arasında en az birer metre mesafe korunuyor.”
“İNŞAAT İŞÇİLERİNİN CANI YOKMUŞ GİBİ DAVRANILIYOR”
Ülkede OHAL kararı alındı. Ama şöyle bir şey de yaşanmıyor: Sokakta kendi başınıza, insanlarla mesafenizi koruyarak yürüyüş yaparken polis size yaklaşıp bir şey demiyor. Kurallara uyduğunuz varsayılıyor. Ordu henüz sokağa inmiş değil; ama bu olasılık üzerinde durulmaya başlandı. Beni en çok şaşırtan, her şey durmuşken, inşaat, restorasyon, renovasyon işlerinin durmaması oldu. Sanki inşaat işçilerinin canı yokmuş gibi davranılıyor, bu da çok garibime gidiyor. Portekiz bir sanayi ülkesi değil; turizm ile inşaat ekonominin taşıyıcı ayakları. Corona ile beraber turizm sekteye uğramış oldu, inşaatı da durdurmayı göze alamıyorlar anladığım kadarıyla.”
“İSPANYA’DA YAŞANANLAR KORKUYA NEDEN OLDU”
Yanı başlarında İspanya’da hızla artan ölümler, buz pistlerinde bekletilen cesetler, huzur evlerinde terk edilmiş güvenlik güçlerinin ölü bulduğu yaşlılar… Tüm bunlar Portekiz halkında korkuya, paniğe neden oluyor mu diye soruyorum; “Evet. Buraya İtalya, Fransa ve İspanya’dan gelen ya da o ülkelere giden her zaman çoktur. Ayrıca ticari ilişkileri de çoktur bu ülkelerin. Dolayısıyla ciddi bir endişeyle takip ediliyor o ülkelerde olup bitenler” diyor.
Ülkenin daha az etkilenmeyi nasıl başardığını konuşmaya başlıyoruz. Bunun için çok özel bir çalışma yapılmadığı görüşünde ancak salgının Çin’de ortaya çıktığı ilk anda gündemin ilk sırasına oturduğunu anlatıyor. Avrupa’da Bosna Hersek’ten sonra tuvalet sonrası el yıkama alışkanlığının en çok olduğu ülke olmasından başlayarak salgının görece daha geç gelmesi ve bu nedenle önceden daha radikal önlemler alınmış olmasına kadar birçok nedenin olabileceğini söylüyor. Ülkenin kendi iç dinamiklerinin önemini vurguluyor: “Portekiz, yine Fransa, İspanya ve İtalya’ya kıyasla dinamizmi daha az, toplum içi çatışmaları yok sayılabilecek bir ülke. Ayrılıkçı hareket yok, yabancı sorunu nadir, göçmen politikaları göreli olarak esnek, sokak çatışmaları neredeyse hiç olmuyor. Dolayısıyla akşam haberlerinde uluslararası gündem ciddi yer tutuyor her zaman. Kendi ülkelerinde olup biten büyük olaylar, mesela Türkiye’ye göre çok çok az.”
“CUMHURBAŞKANI’NI TEK BAŞINA TATİLDE GÖRDÜĞÜMÜZ GÜN…”
Salgının ciddiyetinin en çok hangi aşamada fark edildiğini soruyorum, yaşadığı bir hikâyeyi anlatarak yanıtlıyor. Onun bu hikâyesi Portekiz’in koronavirüsle gündeme geldiği de ilk olay:
“8 Mart Pazar günü, arkadaşlarımızla buluşmak üzere eşim ve kızımla Cascais’a gittik. Öğle saatlerinde tam şehrin merkezindeki en kalabalık halk plajının önünde bekliyorduk. Hava çok güzel ve kalabalıktı. O sırada tesadüfen Cumhurbaşkanı Marcelo’yu gördük! Denizden yeni çıkıyordu ve tek başınaydı. Ne koruması ne de yanında onunla beraber denize giren bir arkadaşı vardı. Burada güvenlik Türkiye’ye kıyasla çok garip ölçüde esnektir, ama yine de insan her gün cumhurbaşkanı görmüyor… Marcelo sakin bir şekilde denizden çıktı, kurulandı ve giyinmeye başladı. Bu sırada yanına insanlar gibi sohbet etmeye, kimisi selfie çekmeye başladı. Cumhurbaşkanı da kimseyi kırmadan yanına gelen herkesle ilgilendi, sonra da yürüyerek evine gitti. Herhalde yolda da birileriyle karşılaşıp sohbet etmiştir. Günümüz bitti, eve döndük ve akşam 7 civarında Marcelo’nun kendini karantinaya aldığı haberini aldık! Birkaç gün önce ziyaretine gelen birisi pozitif çıkmış, bunun üzerine önlem amaçlı karantinaya alınmış. Ertesi gün öğrendik ki kendisi negatif çıkmış. Ama gözlemlediğim kadarıyla o gün itibariyle hem devlet hem de toplum nezdinde olayın algısı bütünüyle başka bir boyuta geçti.”
“CUMHURBAŞKANI VE HÜKÜMETE GÜVEN REKOR SEVİYEDE”
İnsanların kurallara uyduğunu anlatan Erhun Geyisi endişe veren tek şeyi ise “Yaş ortalaması 41. Portekiz gerçekten yaşlı bir ülke. Bu meret yayıldığı zaman ölüm sayıları da aynı hızla artabilir” diye altarıyor.
Türkiye’deki muhalefetin tutumundan hareketle Portekiz’deki muhalefetin neler yaptığını soruyorum: “Siyaset de doğal bir karantinaya girdi böyle bir dönemde. Corona’nın burada siyasi bir tartışma olduğunu söyleyemem. Bu arada bugün gazetede gördüğüm anket sonucuna göre, Corona döneminde Cumhurbaşkanı’na güven %85, hükümete güven %60’a çıkmış durumda. İkisi de rekor seviyeler.”
Erhun Geyisi’nin altı yaşında bir kızı var. Salgın nedeniyle okullar ve kreşler konusunda atılan adımları, uzatan eğitimle ilgili kendi yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
“Okullar 16 Mart itibariyle kapatıldı. Yanılmıyorsam bir uzaktan eğitim programları var ama içeriği hakkında çok fazla fikrim yok. Bizim örneğimiz biraz farklı. Kızım buradaki Fransız okulunda okuyor ve okulda bir Corona vakası çıktı. Bu nedenle bizim okul altı gün erken kapandı. Ancak her gün müfredata uygun olarak ders programı emaili alıyor ve eşimle öğretmenlik yapıyoruz gün gün. Benim kızım altı yaşında ama sanırım daha büyük yaş çocuklar için doğrudan online eğitim programı da var. Küçüklere öyle yapmıyorlar, sanırım verimli olmayacağı kanısındalar.”
“ÇALIŞTIĞIM ŞİRKETTE POZİTİF VAKA OLDUĞUNU ÖĞRENDİK”
Günlük yaşantılarının nasıl değiştiğiyle devam ediyoruz:
“Çalıştığım şirkette pozitif bir vaka olduğu haberini önceki gün aldık. Ancak bu arada iki haftadır evden çalışıyoruz. Dolayısıyla dışarı çok az çıkıyoruz uzun süredir. Burada şöyle bir sorun var: Hava çok güzel şu sıralar! Dolayısıyla dışarı çıkmamak çok zor; ama dayanmak zorundayız. Mesela sahiller ciddi ciddi bomboşmuş öğrendiğim kadarıyla, ilk günler öyle değildi çünkü.
İletişim fakültesi mezunuyum ve iletişim kavramı üzerine çok şeyler okudum, biraz da yazdım. Ayrıca meslek hayatımda büyük ölçüde medya, yayıncılık alanında görevler yaptım. Belki şaşırtıcı gelebilir ama, yakın çevremle görüşememek çok kötü etkilemedi beni. Karantina nedeniyle bu şehirdeki arkadaşlarımla görüşemiyorum; ama uzun süredir haber alamadığım ya da bir şekilde zaman uyduramadığımız birçok dost ve arkadaşımla, uzun süredir seyrelen iletişimimiz tekrar güçlendi bu süreçte! Çünkü herkesin ama az ama çok vakti ve iletişim kurmaya ihtiyacı var. Skype ve benzeri teknolojiler bence ilk kez bu denli, saf ve katıksız iletişim ihtiyacı için kullanılmak zorunda kalınıyor. O nedenle en azından şimdilik, bunun olumsuz taraflarını yaşamaya başladığımı söyleyemem. İş çok uzarsa ne olur bilemem tabii.”
“KOMŞULARLA BALKONDAN BALKONA İÇKİ İÇTİK”
İtalya ve İspanya’da balkonlardan söylenen şarkıları hatırlıyor ve insanın sosyal bir varlık olması nedeniyle orada nelerin yaşandığını konuşuyoruz. Komşularıyla balkondan balkona içki içtiklerini anlatıyor. Nasıl mı olmuş? Şöyle:
“Çok eğlenceli oldu. Akşam 6’da içmeye başladık, 10’da dağıldık. Bir sepete bağlayıp birbirimize aperatif yiyecekler ve alkol gönderdik. Çocuklarda aynı sepetle birbirine yazılar gönderdi. Böyle bir eğlence gibiydi işte.”
“OBRİGADA! : ÇÖPÇÜLER DE SAĞLIK PERSONELİ GİBİ KAHRAMAN”
Kendi yakın komşularıyla ilk kez gerçekleştirdikleri dışında bugüne kadar yaşananları ise şöyle anlatıyor:
“Akşam saatlerinde bir burada da sağlık personeli için bir alkış rutini oluştu. Ayrıca evet kimi zaman komşular arası uzaktan uzağa muhabbetler, şakalaşmalar oluyor. Buranın ünlüleri de, başka ülkelerdeki gibi, sanatlarına uygun online etkinlikler düzenliyorlar, evet. Bununla birlikte çok farklı bir şey oluyor mu bilmiyorum, denk gelmedim. Bilemiyorum yaratıcı sayılır mı ama biz dün kızımıza bir kâğıda “Obrigada!” yazdırıp apartmanın çöp bidonuna yapıştırdık. Çünkü çöpçüler de aynı sağlık personeli gibi kahraman bence.”
“OHAL’LE ÖZEL HASTANELER KARANTİNA ,İÇİN KULLANILMAYA BAŞLANDI”
Sohbetimiz sonunda Avrupa’nın nasıl olup da salgının merkezi haline geldiğini ve oradaki hastanelerin durumunu, varsa eksikleri konuşuyoruz. Önce hastanelerde yaşananlar:
“Şu âna kadar yeterli oldu, aksi bir haber çıkmadı. Ama ilerleyen haftalarda yetmeyebileceği konuşuluyor. İki nedenle: Birincisi düz neden, sayı artacak ve doğal olarak kapasite dolmaya başlayacak. İkinci nedense, corona şüphesiyle sağlık hattını arayan vatandaşlara bugüne kadar, özellikle de yaşları gençse ve belirtileri hafif seviyede yaşıyorlarsa, evde kalmaları ve kimseyle görüşmemeleri yanıtını veriyorlardı. Ancak bu politikayı da sıkılaştırmaya başladıkları haberleri geliyor. Yani daha fazla sayıda insanı hastane koşullarında karantina altına alma eğilimine girdiler. Bu nedenle de, aynı Türkiye’deki gibi, özel hastaneleri OHAL koşullarına uygun şekilde Corona karantinası ve tedavisi için kullanmaya başladı devlet. En azından bu karar verildi, özel hastanelerden şu âna kadar sayı olarak ne kadar faydalanıldı bilmiyorum.”
AVRUPA NASIL SALGININ MERKEZİ HALİNE GELDİ?
Peki, Avrupa nasıl salgının merkezi oldu? Birlik olarak nerelerde hata yapıldı? Bu konuda orada medyada bir tartışma var mı? Sizin değerlendirmeleriniz ve gözlemleriniz nelerdir?
Bu çok uzun bir konu diye düşünüyorum. Açıkçası buna etraflı bir yanıt verebilecek kadar kesin bilgilere sahip değilim, değiliz. ABD Başkanı, Corona’ya “Çin Virüsü” diyor bir yandan, Çin ise virüsün Amerikan askerlerinden geldiğini söylüyor. Ayrıca başka komplo teorileri de var. Hâl böyle olunca, virüsün Avrupa’ya hangi hatayla geldiğini ve yayılma hızının ne denli politik yanlışlara bağlı gerçekleştiğini tespit etmek zor. Ama şunu söyleyebilirim: İtalya çok eleştiriliyor. Bu işin İtalya’da devletin ve özellikle de halkın en başta yeterli ciddiyeti göstermeyerek tüm kıtaya yayılmasına neden olduğu biçiminde kısmen yaygın bir kanı var. Ama dediğim gibi, ortada, bunun böyle olduğunu kanıtlayabilecek sağlam bir bilgi olmadığı gibi, virüsün aslında sanılandan çok daha önce Yaşlı Kıta’ya geldiği, nitekim zatürreeye bağlı ölümlerin son aylarda arttığı gibi farklı iddialar da var. O yüzden bu konuda iddialı bir yorum yapabilecek durumda olduğumuzu düşünmüyorum şimdilik. Medyada bunun kısmen konuşulduğunu söyleyebilirim, örneğin AB kurumlarının, daha atik davranıp, üye devletleri erken ve güçlü bir şekilde uyarmadığına ilişkin bazı yorumlar okuyor, izliyorum. Doğru olabilir de bu, ama benim genel kanaatim, devletler ne yaparsa yapsın, insanlık durumuna baktığımızda, bugün yaşananların, her senaryoda üç aşağı beş yukarı aynı seviyelerde yaşanacağı şeklinde. Çünkü dünya savaşı görmeyen, Soğuk Savaş’ın da sadece sonunu yakalayan Avrupa’daki bizim kuşaklar, mahrumiyet, yokluk, kısıtlılık duygusuna alışkın değiller. Devletler ne yaparsa yapsın, bu yaşananlar yaşanmadan, işin boyutu halklar tarafından algılanamayacaktı bana kalırsa.
[Kronos.News] 2.4.2020
Çin’de koronavirüse karşı ‘oldukça etkili’ antikor tedavisi geliştirildi
Bir grup Çinli bilim insanı Kovid 19 virüsünün insan hücrelerine girmesini engelleyen bir dizi antikoru izole etmeyi başardıklarını belirterek, geliştirdikleri yeni tedavinin koronavirüsle mücadelede “oldukça etkili olduğunu” açıkladı.
BOLD – Çin’in başkenti Pekin’de bulunan Tsinghua Üniversitesi araştırma görevlilerinden Zhang Linqi, antikor (bağışan) kullanılarak geliştirdikleri bir ilacın, Kovid 19 virüsünün tutunduğu protein parçalarını sıkı bir şekilde sarmaladığı ve bağışıklık sistemini güçlendirdiğini açıkladı.
Koronavirüse enfekte olup iyileşen hastalardan alınan kan örneklerinden toplamda 206 farklı monoklonal antikorun izole edildiği, ilk 20 antikorda yapılan testlerde dördünün hücrelere virüs girmesini engellediği ifade edildi.
Tedavinin ise bazı kan gruplarında daha etkili olduğunun görüldüğü belirtildi.
Çinli bilim insanlarının bir sonraki aşamada inceledikleri antikor sayısını artırarak, içlerinden en güçlü olanları seçip koronavirüsün mutasyon geçirmesini engellemeye çalışacağı kaydedildi.
[BoldMedya] 2.4.2020
BOLD – Çin’in başkenti Pekin’de bulunan Tsinghua Üniversitesi araştırma görevlilerinden Zhang Linqi, antikor (bağışan) kullanılarak geliştirdikleri bir ilacın, Kovid 19 virüsünün tutunduğu protein parçalarını sıkı bir şekilde sarmaladığı ve bağışıklık sistemini güçlendirdiğini açıkladı.
Koronavirüse enfekte olup iyileşen hastalardan alınan kan örneklerinden toplamda 206 farklı monoklonal antikorun izole edildiği, ilk 20 antikorda yapılan testlerde dördünün hücrelere virüs girmesini engellediği ifade edildi.
Tedavinin ise bazı kan gruplarında daha etkili olduğunun görüldüğü belirtildi.
Çinli bilim insanlarının bir sonraki aşamada inceledikleri antikor sayısını artırarak, içlerinden en güçlü olanları seçip koronavirüsün mutasyon geçirmesini engellemeye çalışacağı kaydedildi.
[BoldMedya] 2.4.2020
“İdeolojik kaygılarla zarar verilmeye çalışılan her dayanışma hareketi daha da yeşerecektir”
Ankara Barosu, İçişleri Bakanlığının CHP’li belediyelerin dayanışma amacıyla başlattıkları bağış kampanyasına yönelik bloke kararlarına tepki gösterdi. Yaşananların hayretle izlendiği vurgulandı.
BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Devlet içinde devlet olmanın anlamı yok” diyerek bloke ettirdiği CHP’li belediyelerin bağış kampanyalarına ilişkin Ankara Barosundan açıklama geldi. Baro, “İdeolojik kaygılarla zarar verilmeye çalışılan her dayanışma hareketi, azalmak şöyle dursun daha da yeşerecektir…” ifadelerini kullandı.
Barodan yapılan açıklamada şöyle denildi:
“İçişleri Bakanlığı’nın 81 ile gönderdiği 31.03.2020 tarihli “yardım toplama” konulu genelgesi ve devamında içlerinde Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyeleri’nin de bulunduğu bazı belediyelerin kampanya için kullandığı banka hesaplarına bloke konulmasını hayretle izliyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti’nin seçilmiş belediyelerinin resmi hesaplar aracılığıyla başlattıkları dayanışma hareketinin “bağış almak” ile “yardım toplamak” arasındaki kavramsal tartışmanın içerisine çekilmesinin zamanı değildir. Zira içinde olduğumuz zaman, ölümcül bir salgın ve ekonomik kaos dönemidir. Uygulanan bu hukuksuzluğun karşısında şu hususların belirtilmesi zorunluluk halini almıştır;
– Belediyeler Anayasa’nın 127. Maddesi uyarınca kendi özel kanunlarına tabidir.
– 5393 Sayılı Belediye Kanunu’nun 14. maddesinde belediyelerin görevleri arasında “sosyal hizmet ve yardım hizmetlerinde bulunmak” sayılmış olup aynı kanunda belediyenin ve belediye başkanının yetkilerini düzenleyen 15. ve 38. maddeler ile belediyenin gelirlerini düzenleyen 59. maddesinde bağış kabul etmek yetkisi açıkça yer almaktadır.
– 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu ise yardımlar hakkında genel hükümleri düzenlemekte olup özel hükmün genel hükmü bertaraf edeceği genel prensibi yanında, aynı kanunun 31. maddesindeki “kamu kuruluşlarına tanınmış hak ve ayrıcalıklar saklıdır” şeklindeki düzenleme de kanun koyucunun özel hükmün “exclusive” (genel hükmü bertaraf edici) nitelikte olmasını arzu ettiğini ve iradesinin de bu yönde olduğunu açıkça göstermektedir.
İçişleri Bakanlığı’nın anılan genelgesi ve bloke işlemi yukarıda belirttiğimiz hükümler doğrultusunda açıkça hukuksuz olmakla birlikte, sosyal hizmetlerin sunumu münhasıran ne yerel yönetimlere ne de merkezi yönetime aittir. Her ikisi tarafından ayrı ayrı sunulabileceği gibi ortaklaşa yapılması da mümkündür. Burada sorgulanması ve denetlenmesi gereken, toplanan bağışların gerçekten ihtiyaç sahiplerine gidip gitmemesi olmalıdır. Kaldı ki, iyilik temelinde başlatılan dayanışma hareketi, devlet organlarının bir diğerine tahakkümünü değil bütün kurumlarıyla birlik ve dayanışma içerisinde olmasını temsil etmelidir.
Bilinmelidir ki; kitlelerin ölümünün söz konusu olduğu küresel bir krizde, ideolojik kaygılarla zarar verilmeye çalışılan her dayanışma hareketi, azalmak şöyle dursun daha da yeşerirken, ona zarar vermeye çalışan her türlü eylem ve söylem tarihin kınadığı sayfalarda kendine yer bulacaktır.”
[BoldMedya] 2.4.2020
BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Devlet içinde devlet olmanın anlamı yok” diyerek bloke ettirdiği CHP’li belediyelerin bağış kampanyalarına ilişkin Ankara Barosundan açıklama geldi. Baro, “İdeolojik kaygılarla zarar verilmeye çalışılan her dayanışma hareketi, azalmak şöyle dursun daha da yeşerecektir…” ifadelerini kullandı.
Barodan yapılan açıklamada şöyle denildi:
“İçişleri Bakanlığı’nın 81 ile gönderdiği 31.03.2020 tarihli “yardım toplama” konulu genelgesi ve devamında içlerinde Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyeleri’nin de bulunduğu bazı belediyelerin kampanya için kullandığı banka hesaplarına bloke konulmasını hayretle izliyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti’nin seçilmiş belediyelerinin resmi hesaplar aracılığıyla başlattıkları dayanışma hareketinin “bağış almak” ile “yardım toplamak” arasındaki kavramsal tartışmanın içerisine çekilmesinin zamanı değildir. Zira içinde olduğumuz zaman, ölümcül bir salgın ve ekonomik kaos dönemidir. Uygulanan bu hukuksuzluğun karşısında şu hususların belirtilmesi zorunluluk halini almıştır;
– Belediyeler Anayasa’nın 127. Maddesi uyarınca kendi özel kanunlarına tabidir.
– 5393 Sayılı Belediye Kanunu’nun 14. maddesinde belediyelerin görevleri arasında “sosyal hizmet ve yardım hizmetlerinde bulunmak” sayılmış olup aynı kanunda belediyenin ve belediye başkanının yetkilerini düzenleyen 15. ve 38. maddeler ile belediyenin gelirlerini düzenleyen 59. maddesinde bağış kabul etmek yetkisi açıkça yer almaktadır.
– 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu ise yardımlar hakkında genel hükümleri düzenlemekte olup özel hükmün genel hükmü bertaraf edeceği genel prensibi yanında, aynı kanunun 31. maddesindeki “kamu kuruluşlarına tanınmış hak ve ayrıcalıklar saklıdır” şeklindeki düzenleme de kanun koyucunun özel hükmün “exclusive” (genel hükmü bertaraf edici) nitelikte olmasını arzu ettiğini ve iradesinin de bu yönde olduğunu açıkça göstermektedir.
İçişleri Bakanlığı’nın anılan genelgesi ve bloke işlemi yukarıda belirttiğimiz hükümler doğrultusunda açıkça hukuksuz olmakla birlikte, sosyal hizmetlerin sunumu münhasıran ne yerel yönetimlere ne de merkezi yönetime aittir. Her ikisi tarafından ayrı ayrı sunulabileceği gibi ortaklaşa yapılması da mümkündür. Burada sorgulanması ve denetlenmesi gereken, toplanan bağışların gerçekten ihtiyaç sahiplerine gidip gitmemesi olmalıdır. Kaldı ki, iyilik temelinde başlatılan dayanışma hareketi, devlet organlarının bir diğerine tahakkümünü değil bütün kurumlarıyla birlik ve dayanışma içerisinde olmasını temsil etmelidir.
Bilinmelidir ki; kitlelerin ölümünün söz konusu olduğu küresel bir krizde, ideolojik kaygılarla zarar verilmeye çalışılan her dayanışma hareketi, azalmak şöyle dursun daha da yeşerirken, ona zarar vermeye çalışan her türlü eylem ve söylem tarihin kınadığı sayfalarda kendine yer bulacaktır.”
[BoldMedya] 2.4.2020
Avrupalı 1 milyon avukattan Tayyip Erdoğan’a ‘tahliye’ mektubu
Avrupa Barolar ve Hukuk Dernekleri Konseyi, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bir mektup yazarak koronavirüs salgını nedeniyle cezaevlerindeki avukatların tahliye edilmelerini istedi.
BOLD – Avrupa’daki 45 ülkenin barolarını bir araya getiren ve yaklaşık bir milyon Avrupalı avukatı temsil eden Avrupa Barolar ve Hukuk Dernekleri Konseyi (CCBE), Tayyip Erdoğan’a bir mektup gönderdi. Konsey, koronavirüs salgını nedeniyle cezaevlerindeki avukatların salınması talebinde bulundu.
Yazdıkları mektubu twitter adresinden yayınlayan Konsey, Türk yetkilileri cezaevlerindeki tüm avukatların sağlığını ve güvenliğini sağlamaya çağırdı. Özgürlüklerini kazanmaları için elinden geleni yapmaya çağırdı.
Avrupa Barolar ve Hukuk Dernekleri Konseyi Başkanı Ranko Pelicaric tarafından imzalanan mektupta yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle Türkiye’de cezaevlerinde bulunan avukat ve insan hakları savunucularının karşı karşıya oldukları tehlike nedeniyle endişeli olduklarını belirttiler.
AVRUPA KONSEYİ’NİN ALDIĞI KARARLARI HATIRLATTI
Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) Kovid-19’u 11 Mart’ta “pandemi” olarak sınıflandırdığını belirten Konsey, Avrupa İşkence’yi Önleme Komitesi’nin (ECPT) 20 Mart’ta bir dizi prensipler yayınlayarak Avrupa Konseyi bölgesinde özgürlüklerinden mahrum olan kişilere bu prensiplerin uygulanmasını istediğini belirtti.
Konsey, bu prensiplerden birisinin de Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerin “özgürlüklerinden mahrum kişilerin sağlığını ve güvenliğini korumak için gerekli bütün önlemlerin alınması olduğunu, bu önlemlerin buralardaki personelin sağlığının ve güvenliğine de katkı yapacağını” vurguladı.
“ÖZGÜRLÜĞÜN KISITLANMASINA ALTERNATİF ÇÖZÜMLER BULUNMALI”
Kararlaştırılan önlemlerin bütün ilgili birimlerce yerine getirilmesi gerektiğini ifade eden CCBE, bu kapsamda “özgürlüğün kısıtlanmasına alternatif çözümler” bulunmasını de içerdiğini kaydetti. CCBE, “Bu tür bir yaklaşım, özellikle, aşırı kalabalığın bulunduğu durumlarda zorunludur” dedi.
Türkiye’de Kovid-19 vakaları ve can kayıplarının arttığına dikkat çeken CCBE, Türkiye’de cezaevlerindeki aşırı yoğunluğu azaltmak için yasal çalışmalar yapıldığını ve bu yasal düzenlemelerden terörle ilgili suçlardan cezaevlerinde bulunanların yararlanamayacağının duyurulduğunu ifade etti.
CCBE’nin Türkiye’deki avukatların endişe verici durumuna ilişkin birçok defa mektup gönderdiğini hatırlatan Konsey, Türkiye’de 300’den fazla avukatın terörle ilgili suçlamalar ve siyasi davalardan cezaevlerinde bulunduğunu belirtti.
“DEVLET İÇİN BÜYÜK BİR SORUMLULUK OLUŞTURACAKTIR”
Bu avukatların çoğuna yöneltilen suçlamaların yerine getirdikleri görevlerle ilgili olduğunu ve terörist olarak görülmemeleri gerektiğini ifade eden CCBE, bu avukatları serbest bırakmaya çağırdı.
CCBE, “Bu mahkumları rahatlatmak devlet için büyük bir sorumluluk oluşturacaktır, Zira cezaevlerinde Kovid-19’a karşı koruyacak koşulları sağlamak neredeyse imkansız” ifadelerini kullandı.
Birleşmiş Milletler’in ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin avukatların görevleri ile ilgili yayınladığı temel prensiplere dikkati çeken CCBE, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı cezaevlerinde özgürlükleri bulunmayan tüm avukatların sağlığını ve güvenliğini sağlamaya çağırdı. Özgürlüklerini kazanmaları için elinden geleni yapmaya çağırdı.
CCBE, Erdoğan’ı Türkiye’deki tüm avukatların mesleki görevlerini karşılık verilme, engelleme, tehdit ve taciz korkusu olmadan yerine getirmelerini sağlayacak bütün gerekli önlemleri almaya çağırdı. Böylece yargının bağımsızlığı, bütünlüğü ve hukukun üstünlüğünün sağlanacağını vurguladı.
[BoldMedya] 2.4.2020
BOLD – Avrupa’daki 45 ülkenin barolarını bir araya getiren ve yaklaşık bir milyon Avrupalı avukatı temsil eden Avrupa Barolar ve Hukuk Dernekleri Konseyi (CCBE), Tayyip Erdoğan’a bir mektup gönderdi. Konsey, koronavirüs salgını nedeniyle cezaevlerindeki avukatların salınması talebinde bulundu.
Yazdıkları mektubu twitter adresinden yayınlayan Konsey, Türk yetkilileri cezaevlerindeki tüm avukatların sağlığını ve güvenliğini sağlamaya çağırdı. Özgürlüklerini kazanmaları için elinden geleni yapmaya çağırdı.
Konsey, yazdıkları mektup konusunda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ı da Twitter hesabı aracılığıyla bilgilendirdi.#COVID19 #Endangeredlawyers The CCBE urges Turkish authorities to protect the health and safety of all detained #lawyers in #Turkey and to do everything in their power to restore their freedom. @RTErdogan @mithatsancarr @dbdevletbahcel @kilicdarogluk— CCBE (@CCBEinfo) April 2, 2020
➡️https://t.co/o6zQ93WCRr pic.twitter.com/Y42Z2MZPbM
Avrupa Barolar ve Hukuk Dernekleri Konseyi Başkanı Ranko Pelicaric tarafından imzalanan mektupta yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle Türkiye’de cezaevlerinde bulunan avukat ve insan hakları savunucularının karşı karşıya oldukları tehlike nedeniyle endişeli olduklarını belirttiler.
AVRUPA KONSEYİ’NİN ALDIĞI KARARLARI HATIRLATTI
Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) Kovid-19’u 11 Mart’ta “pandemi” olarak sınıflandırdığını belirten Konsey, Avrupa İşkence’yi Önleme Komitesi’nin (ECPT) 20 Mart’ta bir dizi prensipler yayınlayarak Avrupa Konseyi bölgesinde özgürlüklerinden mahrum olan kişilere bu prensiplerin uygulanmasını istediğini belirtti.
Konsey, bu prensiplerden birisinin de Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerin “özgürlüklerinden mahrum kişilerin sağlığını ve güvenliğini korumak için gerekli bütün önlemlerin alınması olduğunu, bu önlemlerin buralardaki personelin sağlığının ve güvenliğine de katkı yapacağını” vurguladı.
“ÖZGÜRLÜĞÜN KISITLANMASINA ALTERNATİF ÇÖZÜMLER BULUNMALI”
Kararlaştırılan önlemlerin bütün ilgili birimlerce yerine getirilmesi gerektiğini ifade eden CCBE, bu kapsamda “özgürlüğün kısıtlanmasına alternatif çözümler” bulunmasını de içerdiğini kaydetti. CCBE, “Bu tür bir yaklaşım, özellikle, aşırı kalabalığın bulunduğu durumlarda zorunludur” dedi.
Türkiye’de Kovid-19 vakaları ve can kayıplarının arttığına dikkat çeken CCBE, Türkiye’de cezaevlerindeki aşırı yoğunluğu azaltmak için yasal çalışmalar yapıldığını ve bu yasal düzenlemelerden terörle ilgili suçlardan cezaevlerinde bulunanların yararlanamayacağının duyurulduğunu ifade etti.
CCBE’nin Türkiye’deki avukatların endişe verici durumuna ilişkin birçok defa mektup gönderdiğini hatırlatan Konsey, Türkiye’de 300’den fazla avukatın terörle ilgili suçlamalar ve siyasi davalardan cezaevlerinde bulunduğunu belirtti.
“DEVLET İÇİN BÜYÜK BİR SORUMLULUK OLUŞTURACAKTIR”
Bu avukatların çoğuna yöneltilen suçlamaların yerine getirdikleri görevlerle ilgili olduğunu ve terörist olarak görülmemeleri gerektiğini ifade eden CCBE, bu avukatları serbest bırakmaya çağırdı.
CCBE, “Bu mahkumları rahatlatmak devlet için büyük bir sorumluluk oluşturacaktır, Zira cezaevlerinde Kovid-19’a karşı koruyacak koşulları sağlamak neredeyse imkansız” ifadelerini kullandı.
Birleşmiş Milletler’in ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin avukatların görevleri ile ilgili yayınladığı temel prensiplere dikkati çeken CCBE, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı cezaevlerinde özgürlükleri bulunmayan tüm avukatların sağlığını ve güvenliğini sağlamaya çağırdı. Özgürlüklerini kazanmaları için elinden geleni yapmaya çağırdı.
CCBE, Erdoğan’ı Türkiye’deki tüm avukatların mesleki görevlerini karşılık verilme, engelleme, tehdit ve taciz korkusu olmadan yerine getirmelerini sağlayacak bütün gerekli önlemleri almaya çağırdı. Böylece yargının bağımsızlığı, bütünlüğü ve hukukun üstünlüğünün sağlanacağını vurguladı.
[BoldMedya] 2.4.2020
Ercan Karakoyun’dan dayanışma çağrısı
Almanya Diyalog ve Eğitim Vakfı Başkanı Ercan Karakoyun, koronavirüsü nedeniyle dayanışma çağrısı içeren bir açıklama yaptı.
BOLD – Koronavirüs nedeniyle dünyada ülkeler kapılarını kapatırken, halklar arasında dayanışma kültürü de yükseliyor.
Almanya Diyalog ve Eğitim Vakfı Başkanı Ercan Karakoyun, virüs nedeniyle ortaya çıkan durum hakkında açıklama yaptı. İnsanlığın karşı karşıya kaldığı zorluklara dikkat çeken Karakoyun, insanların ebeveynlerinin değerini anladığı ve onlara her zamankinden daha fazla önem verdiğini belirtti.
Karakoyun’un açıklaması şöyle:
Korona virüsü yayılmaya devam ediyor. Çin ve Güneydoğu Asya’dan Avrupa ve ABD‘ye, Afrika ve Güney Amerika’ya. İtalya ve İspanya’dan sonra, Almanya şu anda enfekte insan sayısında üçüncü sırada. Ancak bunlar her zaman anlık görüntülerdir. İstatistikler yarın yine değişmiş olacak. Soyut sayıların arkasında trajediler var. İtalya’da neredeyse her dakika Korona‘dan bir kişi ölüyor. Çoğu zaman veda etme fırsatı bile olmadan akrabalarını terk etmek zorunda kalır. Her gün korkunç haberlere şaşırıyor ve mağdurların ne hissettiklerini sadece tahmin edebiliyoruz.
İlk şok anlarından sonra, siyaset şimdi harekete geçiyor. İş dünyası ve toplum takip ediyor. Hepimiz uzmanlar tarafından önerilen ve siyasetçiler tarafından kararlaştırılan önlemleri uyguluyoruz. Almanya Şansölyesi Angela Merkel‘in halka seslenişinde vurguladığı gibi biz de biliyoruz ki durum ciddi. Ciddiye de alıyoruz.
Yavaş yavaş virüsle yaşamaya alışıyoruz, ağız ve burunlarını atkılarıyla kapatan insanlar, marketteki aralık çizgileri ve pleksiglas panelleri yavaş yavaş olağan hale geliyor. Ellerimizi düzenli olarak yıkıyor ve nerede olursak olalım diğer insanlara olan mesafemizi koruyoruz. Herkes risk grubuna ait olabilir. Virüs bu konuda ayırt etmiyor. Virüs için herkes eşit, millet, köken, cinsiyet veya din ayrımı yapmıyor. Covid-19 korkunç, ama ırkçı değil.
Tatiller, uçuşlar ve seyahatler çoktan iptal edildi. Evin bir köşesinde geçici bir ev ofisi kurulu. Sinemalar ve tiyatrolar, restoranlar ve spor kulüpleri, mağazalar ve fabrikalar, müşteriler ve çalışanlar için enfeksiyon riskini azaltmak amacıyla geçici olarak kapatıldı. Buna rağmen her insan görevinin başında.
Hastanelerde ve huzur evlerinde, gelebilecek her şeye kendilerini hazırlayan insanlara derinden minnettarız. Doktorlar, hemşireler ve temizlik personeli şu anda dünyanın en önemli meslek grupları arasındadır. Ayrıca gıda sektöründe ve eczanelerde bize temel ihtiyaçlarımızı sağlamak için kendi sağlıklarını riske atan insanlara minnettarız. Ayrıca, günlük bakım merkezlerinde ve anaokullarında acil bakım sağlayan herkese ve ulaşımı sağlayan otobüs şoförleri ve tren makinistlerine teşekkür ediyoruz. Medyada bize gerçekçi ve muteber bilgiler sağlayan insanlara; Devlet aygıtını ortaklaşa kriz moduna geçirmek için eski anlaşmazlıkları bir kenara koyan siyasetçilere ve yetkililere; ve bilim ve araştırma alanında tüm enerjilerini bu virüsü yenecek bir tedavi veya aşı keşfetmek için sarfeden insanlara teşekkür borçluyuz.
Ayrıca, din-ırk ayırt etmeksizin tüm insanlık için dua eden din adamlarına teşekkür ederiz.
Daha yeni başladığı söylenen bu kriz, daha önce olağan olarak kabul edilen her şeyi sorguluyor. Ve bu durumun daha uzun süreceği konusunda hazırlıklı olmalıyız. Birkaç hafta öncesine kadar hayal bile edemediğimiz ama şimdilerde şikayet etmeden kabul ettiğimiz tüm önlemler, gerektiği kadar devam edecek. Ve en kötü ihtimalde bu önlemleri genişlete bile biliriz.
Her durumda iyiyi görmek
Durum şu an kötü olsa da güzel gelişmelere de yol açabiliyor. Krizden önce sık sık reddedilenlerin çoğu, bugün aniden hayati önem taşıyor. Şu anda dünyayı yüksek bir hızla dijitalleştiriyoruz ama aynı zamanda tekrar insanlığımızı keşfediyoruz. Tüm alanlarda. Sanki her zaman böyle yapıyormuşçasına sanal toplantılara katılıyoruz ve çalışma saatlerimizi daha esnek hale getiriyoruz. İşimizin yanında ailelerimizle ilgileniyoruz, temizlik yapıyoruz, yemek yapıyoruz, çocuklarımızın temiz hava almalarını, yeterince egzersiz yapmalarını ve bir türlü ders almalarını sağlıyoruz. Marketin önünde usluca sıramızı bekliyor ve haftalık pazarda satıcılara gereken mesafemizi koruyoruz.
Mesafeyi korumak şefkatin yeni göstergesi. Bunu çok hızlı öğrendik. Yani bu tuhaf davranışlarımız bencilliğimizden ötürü değil, her şeyden önce farkındalık ve dayanışma ifadesidir. Zira bu virüsü ancak birlikte durdurabiliriz. İnsanlarımızın ihtiyaçlarını çok dikkatli dinliyor, onlara uyum sağlıyor, sınırları aşıyor, güçleri serbest bırakıyoruz. Doğal ve spontane hareket ediyor, akıllıca ve pragmatik davranıyoruz. Birbirimiz ile. Birbirimiz için.
Ebeveynlerimize ve büyükanne ve büyükbabamıza, başka hastalıkları olan akrabalarımıza, arkadaşlarımıza ve meslektaşlarımıza kendimizden daha fazla önem veriyoruz. Hastalık veya güvenlik nedeniyle karantinada yaşayanlarla temas halindeyiz. Onlarla ilgileniyor ve mümkün oldukça her yerde destekliyoruz.
Birçoğumuz bu süreçte imkanları zorluyor ve kendimizi aşıyoruz. Korkular ve şüpheler bizi zorlayabilir. Bu nedenle, özellikle kriz zamanında bu tür olumsuz duygulara yer verebileceğimiz sessizlik anlarına ihtiyacımız var. İnananlar olarak Allah’a tevekkül edebilme şansındayız. Bu zor zamanın yakında bitmesi için dua edebiliriz. Allah’ın insanlara bu imtihanları omuzlama gücü vermesi için de dua edebiliriz. İnşallah tekrar güneş yüzlerimize gülümser ve insanca birlikte yaşamaya geri dönebiliriz.
Çünkü hayat devam ediyor.
Ercan Karakoyun
Almanya Diyalog ve Eğitim Vakfı Başkanı.
[BoldMedya] 2.4.2020
BOLD – Koronavirüs nedeniyle dünyada ülkeler kapılarını kapatırken, halklar arasında dayanışma kültürü de yükseliyor.
Almanya Diyalog ve Eğitim Vakfı Başkanı Ercan Karakoyun, virüs nedeniyle ortaya çıkan durum hakkında açıklama yaptı. İnsanlığın karşı karşıya kaldığı zorluklara dikkat çeken Karakoyun, insanların ebeveynlerinin değerini anladığı ve onlara her zamankinden daha fazla önem verdiğini belirtti.
Karakoyun’un açıklaması şöyle:
Korona virüsü yayılmaya devam ediyor. Çin ve Güneydoğu Asya’dan Avrupa ve ABD‘ye, Afrika ve Güney Amerika’ya. İtalya ve İspanya’dan sonra, Almanya şu anda enfekte insan sayısında üçüncü sırada. Ancak bunlar her zaman anlık görüntülerdir. İstatistikler yarın yine değişmiş olacak. Soyut sayıların arkasında trajediler var. İtalya’da neredeyse her dakika Korona‘dan bir kişi ölüyor. Çoğu zaman veda etme fırsatı bile olmadan akrabalarını terk etmek zorunda kalır. Her gün korkunç haberlere şaşırıyor ve mağdurların ne hissettiklerini sadece tahmin edebiliyoruz.
İlk şok anlarından sonra, siyaset şimdi harekete geçiyor. İş dünyası ve toplum takip ediyor. Hepimiz uzmanlar tarafından önerilen ve siyasetçiler tarafından kararlaştırılan önlemleri uyguluyoruz. Almanya Şansölyesi Angela Merkel‘in halka seslenişinde vurguladığı gibi biz de biliyoruz ki durum ciddi. Ciddiye de alıyoruz.
Yavaş yavaş virüsle yaşamaya alışıyoruz, ağız ve burunlarını atkılarıyla kapatan insanlar, marketteki aralık çizgileri ve pleksiglas panelleri yavaş yavaş olağan hale geliyor. Ellerimizi düzenli olarak yıkıyor ve nerede olursak olalım diğer insanlara olan mesafemizi koruyoruz. Herkes risk grubuna ait olabilir. Virüs bu konuda ayırt etmiyor. Virüs için herkes eşit, millet, köken, cinsiyet veya din ayrımı yapmıyor. Covid-19 korkunç, ama ırkçı değil.
Tatiller, uçuşlar ve seyahatler çoktan iptal edildi. Evin bir köşesinde geçici bir ev ofisi kurulu. Sinemalar ve tiyatrolar, restoranlar ve spor kulüpleri, mağazalar ve fabrikalar, müşteriler ve çalışanlar için enfeksiyon riskini azaltmak amacıyla geçici olarak kapatıldı. Buna rağmen her insan görevinin başında.
Hastanelerde ve huzur evlerinde, gelebilecek her şeye kendilerini hazırlayan insanlara derinden minnettarız. Doktorlar, hemşireler ve temizlik personeli şu anda dünyanın en önemli meslek grupları arasındadır. Ayrıca gıda sektöründe ve eczanelerde bize temel ihtiyaçlarımızı sağlamak için kendi sağlıklarını riske atan insanlara minnettarız. Ayrıca, günlük bakım merkezlerinde ve anaokullarında acil bakım sağlayan herkese ve ulaşımı sağlayan otobüs şoförleri ve tren makinistlerine teşekkür ediyoruz. Medyada bize gerçekçi ve muteber bilgiler sağlayan insanlara; Devlet aygıtını ortaklaşa kriz moduna geçirmek için eski anlaşmazlıkları bir kenara koyan siyasetçilere ve yetkililere; ve bilim ve araştırma alanında tüm enerjilerini bu virüsü yenecek bir tedavi veya aşı keşfetmek için sarfeden insanlara teşekkür borçluyuz.
Ayrıca, din-ırk ayırt etmeksizin tüm insanlık için dua eden din adamlarına teşekkür ederiz.
Daha yeni başladığı söylenen bu kriz, daha önce olağan olarak kabul edilen her şeyi sorguluyor. Ve bu durumun daha uzun süreceği konusunda hazırlıklı olmalıyız. Birkaç hafta öncesine kadar hayal bile edemediğimiz ama şimdilerde şikayet etmeden kabul ettiğimiz tüm önlemler, gerektiği kadar devam edecek. Ve en kötü ihtimalde bu önlemleri genişlete bile biliriz.
Her durumda iyiyi görmek
Durum şu an kötü olsa da güzel gelişmelere de yol açabiliyor. Krizden önce sık sık reddedilenlerin çoğu, bugün aniden hayati önem taşıyor. Şu anda dünyayı yüksek bir hızla dijitalleştiriyoruz ama aynı zamanda tekrar insanlığımızı keşfediyoruz. Tüm alanlarda. Sanki her zaman böyle yapıyormuşçasına sanal toplantılara katılıyoruz ve çalışma saatlerimizi daha esnek hale getiriyoruz. İşimizin yanında ailelerimizle ilgileniyoruz, temizlik yapıyoruz, yemek yapıyoruz, çocuklarımızın temiz hava almalarını, yeterince egzersiz yapmalarını ve bir türlü ders almalarını sağlıyoruz. Marketin önünde usluca sıramızı bekliyor ve haftalık pazarda satıcılara gereken mesafemizi koruyoruz.
Mesafeyi korumak şefkatin yeni göstergesi. Bunu çok hızlı öğrendik. Yani bu tuhaf davranışlarımız bencilliğimizden ötürü değil, her şeyden önce farkındalık ve dayanışma ifadesidir. Zira bu virüsü ancak birlikte durdurabiliriz. İnsanlarımızın ihtiyaçlarını çok dikkatli dinliyor, onlara uyum sağlıyor, sınırları aşıyor, güçleri serbest bırakıyoruz. Doğal ve spontane hareket ediyor, akıllıca ve pragmatik davranıyoruz. Birbirimiz ile. Birbirimiz için.
Ebeveynlerimize ve büyükanne ve büyükbabamıza, başka hastalıkları olan akrabalarımıza, arkadaşlarımıza ve meslektaşlarımıza kendimizden daha fazla önem veriyoruz. Hastalık veya güvenlik nedeniyle karantinada yaşayanlarla temas halindeyiz. Onlarla ilgileniyor ve mümkün oldukça her yerde destekliyoruz.
Birçoğumuz bu süreçte imkanları zorluyor ve kendimizi aşıyoruz. Korkular ve şüpheler bizi zorlayabilir. Bu nedenle, özellikle kriz zamanında bu tür olumsuz duygulara yer verebileceğimiz sessizlik anlarına ihtiyacımız var. İnananlar olarak Allah’a tevekkül edebilme şansındayız. Bu zor zamanın yakında bitmesi için dua edebiliriz. Allah’ın insanlara bu imtihanları omuzlama gücü vermesi için de dua edebiliriz. İnşallah tekrar güneş yüzlerimize gülümser ve insanca birlikte yaşamaya geri dönebiliriz.
Çünkü hayat devam ediyor.
Ercan Karakoyun
Almanya Diyalog ve Eğitim Vakfı Başkanı.
[BoldMedya] 2.4.2020
Bağışıklık sistemimiz nasıl çalışır?Bağışıklık sistemimiz nasıl çalışır?
Virüsler, bakteriler ve mikroplar sürekli olarak vücudumuzu ele geçirmeye çalışır. Çoğunlukla da bağışıklık sistemimiz sayesinde bu görevlerinde başarısız olurlar.
2 Nisan 2020 Perşembe 15:29
Dünyanın dört bir yanını pençesine alan alan yeni tür koronavirüs salgını, virüs, bakteri ve mikroplara karşı nasıl bağışıklık kazanıldığı sorusunu yeniden akıllara getirdi. Gelin, bu salgın günlerinde her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğumuz bağışıklık sistemimizin nasıl çalıştığına bakalım.
İnsanlar olarak bağışıklık sistemimiz, vücutlarımızı dış düşmanlara karşı sürekli olarak korumak için çalışan karmaşık bir yapıdır. Aslında vücutlarımızda iki farklı bağışıklık sistemi bulunur.
Doğuştan gelen bağışıklık sistemi
Sahip olduğumuz bağışıklık sistemlerinden biri, doğuştan gelendir. Son derece etkin ve hızlı bir biçimde çalışan bu sistem, örneğin bakterileri en kısa sürede tespit etmeye ve zararsız hale getirmeye çalışır. Bu sistem davetsiz misafirlerin yalnızca belirli bir türünde uzmanlaşmaz, aksine tüm çeşitleri silip süpürür. Bu süreç aslında hızlı bir biçimde gerçekleşse de etkisi sınırlıdır ve bu kapsamda belirli patojenlere yoğunlaşarak bu patojenlerle savaşım söz konusu olmaz.
Akyuvarlar grubundan savunma hücreleri, doğuştan gelen bağışıklık sisteminin bir parçasıdır. Akyuvarlar, timüs bezi ve iliklerde oluşturulur. Timüs bezi, lenf sistemimizin bir parçasıdır ve kalbin üzerinde bulunur. Akyuvarlar, kan ve lenf akımı vasıtasıyla vücudumuzun tamamına yayılır. Kandaki akyuvar sayısının fazla olması, bir iltihap veya enfeksiyona işaret eder. Bunu kan testinde tespit eden doktor, harekete geçmesi gerektiğini bilir.
Patojenlerin vücuda girebilmeleri için önce dış bariyerleri aşmaları gerekir. Bunlar ilk etapta deri ve ağız ve gırtlak gibi dışarıya açık bölgelerdeki mukozadır. İçeri sızmaya çalışan davetsiz misafirlere engel olan bu bariyerler, bağışıklık sistemimizin önemli bir yapıtaşıdır. Vücutta üretilen asit, enzim veya mukus (sümük) gibi maddeler de bu gruba dahildir. Zira bunlar da aynı şekilde bakteri ve virüslerin vücudumuza yerleşmesini engeller.
Edinilmiş bağışıklık sistemi
Doğuştan gelen bağışıklık sistemimizin tüm dikkat ve çabası ve tüm savunma mekanizmalarımıza rağmen davetsiz misafirlerin vücudumuza girmeyi başardığı durumlarda, vücudumuz bağışıklık sistemimizin bir sonraki aşamasını devreye sokar. Bu spesifik, edinilmiş bağışıklık yanıtıdır. Bu yanıt faaliyete geçene kadar dört ila yedi gün geçmesi gerekir.
Bu bağışıklık sistemimizin, diğerinin aksine, belirli bir alanda uzmanlaşır ve belirli antijenlere karşı çalışır. Edinilmiş bağışıklık sistemi, davetsiz misafirlerle ilgili bilgileri kayıt altına alarak bunları bağışıklık hafızası olarak görev yapan "hafıza hücrelerine" kaydeder. Daha önce karşılarına çıkan patojenleri hatırlayan bu hücreler, söz konusu patojenler yeniden karşılarına çıktıkları takdirde öğrenilmiş bağışıklık tepkisine başvururlar. Gerekli savunma mekanizmaları kayıt altında bulunduğu için, vücut enfeksiyona bu sefer daha hızlı ve etkin biçimde tepki verir.
Edinilmiş bağışıklık sistemi, hızlı bir biçimde ne yapılması gerektiğini bilir. Bu yüzden bazı hastalıkları hayatımızda yalnızca bir kez geçiririz.
T-Lenfositler
Dokuda bulunan patojenler karşısında "T hücreleri" de adı verilen T-lenfositler faaliyete geçer. Bunlar, akyuvarlar grubuna dahildirler ve ilikte oluşturulurlar. T-lenfositler, yabancı hücreleri vücudun kendi hücrelerinden ayırt etme yetisine sahiptir ve bu hücrelerin hangi kategoriye ait olduğunu bilirler.
Bu durumd T hücreleri vücudumuzda son derece hızlı bir biçimde çoğalır ve belirli patojenler üzerinde yoğunlaşır. T-lenfositlerin bir alt formu, T-katil hücrelerdir. Bunların görevi, enfekte olmuş hücreleri önce tespit etmek, sonra da yok etmektir. Bu görevlerini icra ederken de sitotoksin adı verilen hücre zehrini kullanırlar.
B-lenfositler
Aynı T-lenfositler gibi akyuvarlar olan B-lenfositlerin görevi, davetsiz misafirleri tespit etmeve bunlara karşı kanda antikor üretmektir. Belirli patojenlere yoğunlaşan B-lenfositler, yabancı antijenleri tespit etmelerini sağlayan spesifik bir B hücre reseptörü oluştururlar.
B-lenfositleri de ilikte oluşturulur. Lenf bezi ve dalakta toplanırlar. Bir antijenle karşılaştıklarında, bu antijen B hücre reseptörüne yapışır. Bunun üzerine B-lenfositler davetsiz misafire karşı, immunoglobin adı verilen belirli antikorlar oluştururlar
Bir engel daha
Bakteri ve virüsler bağışıklık sistemimizin aldığı tüm önlemlere rağmen vücudumuza girmeyi başarmış olsalar da, bu hedeflerine ulaştıkları anlamına gelmez. Bu durumda karşılarına bir engel daha çıkar: Fagositik ve katil hücreler, onları yok etmek için tetikte beklemektedir. Bu hücrelere, dokuda bulunan makrofajlar ve hem doku hem de kanda bulunan granülositler de dahildir.
Bu hücreler bir patojen keşfettiklerinde söz konusu patojeni hapseder ve hücre içinde sindirirler.
Sistem kontrolden çıktığında
Karmaşık bir yapıya sahip olan bağışıklık sistemimiz, mükemmel değildir. Bazen, deyim yerindeyse, arıza yapabilir. Bunun bir örneği otoimmün hastalıklardır. Bu durumlarda bağışıklık sistemi içeriye sızan yabancı hücrelerle değil, vücudun kendi hücrelerinden bazılarıyla savaşır ve bunun sonucunda da iltihap oluşur.
Otoimmün hastalıklar grubuna multipl skleroz, nörodermit, çeşitli romatizma hastalıkları ve psoriyazis (sedef hastalığı) dahildir.
KAYNAK: DEUTSCHE WELLE TÜRKÇE
[Haberdar] 2.4.2020
2 Nisan 2020 Perşembe 15:29
Dünyanın dört bir yanını pençesine alan alan yeni tür koronavirüs salgını, virüs, bakteri ve mikroplara karşı nasıl bağışıklık kazanıldığı sorusunu yeniden akıllara getirdi. Gelin, bu salgın günlerinde her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğumuz bağışıklık sistemimizin nasıl çalıştığına bakalım.
İnsanlar olarak bağışıklık sistemimiz, vücutlarımızı dış düşmanlara karşı sürekli olarak korumak için çalışan karmaşık bir yapıdır. Aslında vücutlarımızda iki farklı bağışıklık sistemi bulunur.
Doğuştan gelen bağışıklık sistemi
Sahip olduğumuz bağışıklık sistemlerinden biri, doğuştan gelendir. Son derece etkin ve hızlı bir biçimde çalışan bu sistem, örneğin bakterileri en kısa sürede tespit etmeye ve zararsız hale getirmeye çalışır. Bu sistem davetsiz misafirlerin yalnızca belirli bir türünde uzmanlaşmaz, aksine tüm çeşitleri silip süpürür. Bu süreç aslında hızlı bir biçimde gerçekleşse de etkisi sınırlıdır ve bu kapsamda belirli patojenlere yoğunlaşarak bu patojenlerle savaşım söz konusu olmaz.
Akyuvarlar grubundan savunma hücreleri, doğuştan gelen bağışıklık sisteminin bir parçasıdır. Akyuvarlar, timüs bezi ve iliklerde oluşturulur. Timüs bezi, lenf sistemimizin bir parçasıdır ve kalbin üzerinde bulunur. Akyuvarlar, kan ve lenf akımı vasıtasıyla vücudumuzun tamamına yayılır. Kandaki akyuvar sayısının fazla olması, bir iltihap veya enfeksiyona işaret eder. Bunu kan testinde tespit eden doktor, harekete geçmesi gerektiğini bilir.
Patojenlerin vücuda girebilmeleri için önce dış bariyerleri aşmaları gerekir. Bunlar ilk etapta deri ve ağız ve gırtlak gibi dışarıya açık bölgelerdeki mukozadır. İçeri sızmaya çalışan davetsiz misafirlere engel olan bu bariyerler, bağışıklık sistemimizin önemli bir yapıtaşıdır. Vücutta üretilen asit, enzim veya mukus (sümük) gibi maddeler de bu gruba dahildir. Zira bunlar da aynı şekilde bakteri ve virüslerin vücudumuza yerleşmesini engeller.
Edinilmiş bağışıklık sistemi
Doğuştan gelen bağışıklık sistemimizin tüm dikkat ve çabası ve tüm savunma mekanizmalarımıza rağmen davetsiz misafirlerin vücudumuza girmeyi başardığı durumlarda, vücudumuz bağışıklık sistemimizin bir sonraki aşamasını devreye sokar. Bu spesifik, edinilmiş bağışıklık yanıtıdır. Bu yanıt faaliyete geçene kadar dört ila yedi gün geçmesi gerekir.
Bu bağışıklık sistemimizin, diğerinin aksine, belirli bir alanda uzmanlaşır ve belirli antijenlere karşı çalışır. Edinilmiş bağışıklık sistemi, davetsiz misafirlerle ilgili bilgileri kayıt altına alarak bunları bağışıklık hafızası olarak görev yapan "hafıza hücrelerine" kaydeder. Daha önce karşılarına çıkan patojenleri hatırlayan bu hücreler, söz konusu patojenler yeniden karşılarına çıktıkları takdirde öğrenilmiş bağışıklık tepkisine başvururlar. Gerekli savunma mekanizmaları kayıt altında bulunduğu için, vücut enfeksiyona bu sefer daha hızlı ve etkin biçimde tepki verir.
Edinilmiş bağışıklık sistemi, hızlı bir biçimde ne yapılması gerektiğini bilir. Bu yüzden bazı hastalıkları hayatımızda yalnızca bir kez geçiririz.
T-Lenfositler
Dokuda bulunan patojenler karşısında "T hücreleri" de adı verilen T-lenfositler faaliyete geçer. Bunlar, akyuvarlar grubuna dahildirler ve ilikte oluşturulurlar. T-lenfositler, yabancı hücreleri vücudun kendi hücrelerinden ayırt etme yetisine sahiptir ve bu hücrelerin hangi kategoriye ait olduğunu bilirler.
Bu durumd T hücreleri vücudumuzda son derece hızlı bir biçimde çoğalır ve belirli patojenler üzerinde yoğunlaşır. T-lenfositlerin bir alt formu, T-katil hücrelerdir. Bunların görevi, enfekte olmuş hücreleri önce tespit etmek, sonra da yok etmektir. Bu görevlerini icra ederken de sitotoksin adı verilen hücre zehrini kullanırlar.
B-lenfositler
Aynı T-lenfositler gibi akyuvarlar olan B-lenfositlerin görevi, davetsiz misafirleri tespit etmeve bunlara karşı kanda antikor üretmektir. Belirli patojenlere yoğunlaşan B-lenfositler, yabancı antijenleri tespit etmelerini sağlayan spesifik bir B hücre reseptörü oluştururlar.
B-lenfositleri de ilikte oluşturulur. Lenf bezi ve dalakta toplanırlar. Bir antijenle karşılaştıklarında, bu antijen B hücre reseptörüne yapışır. Bunun üzerine B-lenfositler davetsiz misafire karşı, immunoglobin adı verilen belirli antikorlar oluştururlar
Bir engel daha
Bakteri ve virüsler bağışıklık sistemimizin aldığı tüm önlemlere rağmen vücudumuza girmeyi başarmış olsalar da, bu hedeflerine ulaştıkları anlamına gelmez. Bu durumda karşılarına bir engel daha çıkar: Fagositik ve katil hücreler, onları yok etmek için tetikte beklemektedir. Bu hücrelere, dokuda bulunan makrofajlar ve hem doku hem de kanda bulunan granülositler de dahildir.
Bu hücreler bir patojen keşfettiklerinde söz konusu patojeni hapseder ve hücre içinde sindirirler.
Sistem kontrolden çıktığında
Karmaşık bir yapıya sahip olan bağışıklık sistemimiz, mükemmel değildir. Bazen, deyim yerindeyse, arıza yapabilir. Bunun bir örneği otoimmün hastalıklardır. Bu durumlarda bağışıklık sistemi içeriye sızan yabancı hücrelerle değil, vücudun kendi hücrelerinden bazılarıyla savaşır ve bunun sonucunda da iltihap oluşur.
Otoimmün hastalıklar grubuna multipl skleroz, nörodermit, çeşitli romatizma hastalıkları ve psoriyazis (sedef hastalığı) dahildir.
KAYNAK: DEUTSCHE WELLE TÜRKÇE
[Haberdar] 2.4.2020
Koronavirüs nedeniyle dört tıp profesörü hayatını kaybettiKoronavirüs nedeniyle dört tıp profesörü hayatını kaybetti
Koronavirüs mücadelesinin en ön safında yer alan deneyimli doktorlardan peş peşe ölüm haberleri gelmeye başladı.
2 Nisan 2020 Perşembe 17:03
Prof. Ziya Mocan, CNN Türk canlı yayınında Çapa Tıp Fakültesi'nde üç profesörün koronavirüs nedeniyle hayatını kaybettiğini duyurdu. Hayatını kaybeden dördüncü isimse Prof. Feriha Öz.
Mocan, "Çapa Tıp Fakültesi'nde bu üçüncü hoca kaybı. Hepsini koronadan kaybettik. Diğer doktorlarımızdan da çok kayıp var. Hepsine Allah rahmet eylesin" dedi.
Tedavi gördükleri Çapa Tıp Fakültesi'nde hayatını kaybeden profesörlerin isimleri şunlar:
Prof. Dr. Fevzi Aksoy
Prof. Dr. Sedat Tellaloğlu
Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu
Sosyal medyadaki bir paylaşıma göreyse, hayatını kaybeden dört hocanın yanı sıra bir isim de yoğun bakımda.
Bir başka paylaşımda ise, Prof. Feriha Öz'ün de koronavirüs nedeniyle hayatını yitirdiği duyuruldu.
Prof. Feriha Öz 1933'te İstanbul'da doğdu. Çamlıca Kız Lisesi'ni 1951'de bitirdi. 1957'de İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. İhtisasını 1960-1962'de tamamladı ve 1968'de doçent, 1976'da profesör oldu. İngilizce ve Fransızca bilen Öz'ün bilimsel çalışmaları timus ve lenf düğümleri üzerineydi.
Hayatını kaybedenlerden, Milliyet gazetesinde spor yazarlığı da yapan Prof. Fevzi Aksoy 90 yaşındaydı.
Tıp dünyasının önemli isimlerinden Aksoy, Goethe Enstitüsü kurucularındandı.
Ünlü profesör bir süre önce özel bir hastaneye koronavirüs tedavisi üzerine gitti. Buradan devlet hastanesine sevki gerçekleşti. Aksoy, yoğun bakımda verdiği yaşam savaşını kaybetti.
Üroloji profesörü Sedat Tellalloğlu yine virüs nedeniyle 85 yaşında hayata gözlerini yumdu.
Prof. Cemil Taşçıoğlu ise İstanbul Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Genel Dahiliye Bilim Dalı Profesörü idi. İstanbul Tıp Fakültesi mezunlarına Semiyoloji, Dikey Koridor 2 ve Medical Skills Laboratory 2 gibi dersler veren Taşçıoğlu'nun, “İç Hastalıkları Vaka Derlemeleri”, “Klinisyenin İç Hastalıkları Rehberi – Pratik Yaşam” kitapları da bulunuyor.
[Haberdar] 2.4.2020
2 Nisan 2020 Perşembe 17:03
Prof. Ziya Mocan, CNN Türk canlı yayınında Çapa Tıp Fakültesi'nde üç profesörün koronavirüs nedeniyle hayatını kaybettiğini duyurdu. Hayatını kaybeden dördüncü isimse Prof. Feriha Öz.
Mocan, "Çapa Tıp Fakültesi'nde bu üçüncü hoca kaybı. Hepsini koronadan kaybettik. Diğer doktorlarımızdan da çok kayıp var. Hepsine Allah rahmet eylesin" dedi.
Tedavi gördükleri Çapa Tıp Fakültesi'nde hayatını kaybeden profesörlerin isimleri şunlar:
Prof. Dr. Fevzi Aksoy
Prof. Dr. Sedat Tellaloğlu
Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu
Sosyal medyadaki bir paylaşıma göreyse, hayatını kaybeden dört hocanın yanı sıra bir isim de yoğun bakımda.
Bir başka paylaşımda ise, Prof. Feriha Öz'ün de koronavirüs nedeniyle hayatını yitirdiği duyuruldu.
Prof. Feriha Öz 1933'te İstanbul'da doğdu. Çamlıca Kız Lisesi'ni 1951'de bitirdi. 1957'de İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. İhtisasını 1960-1962'de tamamladı ve 1968'de doçent, 1976'da profesör oldu. İngilizce ve Fransızca bilen Öz'ün bilimsel çalışmaları timus ve lenf düğümleri üzerineydi.
Hayatını kaybedenlerden, Milliyet gazetesinde spor yazarlığı da yapan Prof. Fevzi Aksoy 90 yaşındaydı.
Tıp dünyasının önemli isimlerinden Aksoy, Goethe Enstitüsü kurucularındandı.
Ünlü profesör bir süre önce özel bir hastaneye koronavirüs tedavisi üzerine gitti. Buradan devlet hastanesine sevki gerçekleşti. Aksoy, yoğun bakımda verdiği yaşam savaşını kaybetti.
Üroloji profesörü Sedat Tellalloğlu yine virüs nedeniyle 85 yaşında hayata gözlerini yumdu.
Prof. Cemil Taşçıoğlu ise İstanbul Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Genel Dahiliye Bilim Dalı Profesörü idi. İstanbul Tıp Fakültesi mezunlarına Semiyoloji, Dikey Koridor 2 ve Medical Skills Laboratory 2 gibi dersler veren Taşçıoğlu'nun, “İç Hastalıkları Vaka Derlemeleri”, “Klinisyenin İç Hastalıkları Rehberi – Pratik Yaşam” kitapları da bulunuyor.
[Haberdar] 2.4.2020
Koronavirüs tahlil bilgilerini gizleyen iki laboratuvara soruşturma
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Koronavirüs tahlili yaptıran insanların bilgilerini Sağlık Bakanlığı ve yetkili kurumlarla paylaşmayarak toplum sağlığını tehdit ettiklerini iddiasıyla iki özel tıp laboratuvarı yetkilileri hakkında soruşturma başlattı.
İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nün suç duyurusuyla başlayan soruşturmada özel tıp laboratuvarlarının, kaç kişiye Koranavirüs testi yapıldığı, isim, adres ve telefon bilgilerinin bildirilmesinin istenmesine rağmen, "kişisel veri" olduğu gerekçe gösterilerek gizlediği belirtildi.
ENFEKTE HASTALARA KARANTİNA UYGULANAMADI
İl Sağlık Müdürlüğü tahlil sonuçlarının bildirilmemesi nedeniyle toplum sağlının çok olumsuz etkilenebileceğini belirttiği suç duyurusu dilekçesinde, özel tıp laboratuvarları yetkililerinin bu şekilde hastaların başkalarıyla temasının engellenmesini, bu kişilerin yakın çevresine de test yapılarak karantina tedbirlerinin uygulanmasına engel olunduğu bildirildi.
Başsavcılığın bu iddialarla ilgili özel tıp laboratuvarları yetkililerinin ifadelerine başvuracağı öğrenildi.
Soruşturmanın yürütüldüğü Türk Ceza Kanunu'nun “Bulaşıcı hastalıklara ilişkin tedbirlere aykırı davranma” suçunu düzenleyen 195’inci maddesi şöyle: "Bulaşıcı hastalıklardan birine yakalanmış veya bu hastalıklardan ölmüş kimsenin bulunduğu yerin karantina altına alınmasına dair yetkili makamlarca alınan tedbirlere uymayan kişi, iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."
[Samanyolu Haber] 2.4.2020
İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nün suç duyurusuyla başlayan soruşturmada özel tıp laboratuvarlarının, kaç kişiye Koranavirüs testi yapıldığı, isim, adres ve telefon bilgilerinin bildirilmesinin istenmesine rağmen, "kişisel veri" olduğu gerekçe gösterilerek gizlediği belirtildi.
ENFEKTE HASTALARA KARANTİNA UYGULANAMADI
İl Sağlık Müdürlüğü tahlil sonuçlarının bildirilmemesi nedeniyle toplum sağlının çok olumsuz etkilenebileceğini belirttiği suç duyurusu dilekçesinde, özel tıp laboratuvarları yetkililerinin bu şekilde hastaların başkalarıyla temasının engellenmesini, bu kişilerin yakın çevresine de test yapılarak karantina tedbirlerinin uygulanmasına engel olunduğu bildirildi.
Başsavcılığın bu iddialarla ilgili özel tıp laboratuvarları yetkililerinin ifadelerine başvuracağı öğrenildi.
Soruşturmanın yürütüldüğü Türk Ceza Kanunu'nun “Bulaşıcı hastalıklara ilişkin tedbirlere aykırı davranma” suçunu düzenleyen 195’inci maddesi şöyle: "Bulaşıcı hastalıklardan birine yakalanmış veya bu hastalıklardan ölmüş kimsenin bulunduğu yerin karantina altına alınmasına dair yetkili makamlarca alınan tedbirlere uymayan kişi, iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."
[Samanyolu Haber] 2.4.2020
Cezaevinde bir ölüm daha: Koğuştaki yatağında cansız bedenini buldular
Bir hasta tutuklu daha cezaevinde hayatını kaybetti. Kahramanmaraş Cezaevinde tutuklu olan Ümit Erdinç, bu sabah yatağında ölü bulundu. Erdinç’in ölüm nedeni kalp krizi.
BOLD – Kahramanmaraş Cezaevinde tutuklu bulunan şeker hastası Ümit Erdinç bu sabah kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Yatağında ölü bulunan Erdinç 37 yaşındaydı. Tutuklu hastanın ölüm haberini HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu sosyal medya hesabından duyurdu.
CENAZESİ AİLESİNE VERİLDİ
Gergerlioğlu, “Kahramanmaraş Cezaevinde bir mahpus öldü. Mahkum bu sabah yatağında ölü bulundu. Şeker hastasıymış. Cenaze aileye verildi. Adı Ümit Erdinç (37). Kalp krizi diye açıklama yapmışlar.” dedi.
BOLD – Kahramanmaraş Cezaevinde tutuklu bulunan şeker hastası Ümit Erdinç bu sabah kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Yatağında ölü bulunan Erdinç 37 yaşındaydı. Tutuklu hastanın ölüm haberini HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu sosyal medya hesabından duyurdu.
CENAZESİ AİLESİNE VERİLDİ
Gergerlioğlu, “Kahramanmaraş Cezaevinde bir mahpus öldü. Mahkum bu sabah yatağında ölü bulundu. Şeker hastasıymış. Cenaze aileye verildi. Adı Ümit Erdinç (37). Kalp krizi diye açıklama yapmışlar.” dedi.
[BoldMedya] 2.4.2020K. Maraş cezaevinde bir mahpus öldü..!— Ömer Faruk Gergerlioğlu (@gergerliogluof) April 2, 2020
K.maraş'ta bir mahkum sabah yatağında ölü bulundu, şeker hastasıymış
Cenaze aileye verildi, adı: Ümit Erdinç(37)
Hekimlerden ortak 'koronavirüs' çağrısı: Herkesin evde kalması sağlanmalı
Koronavirüs nedeniyle hayatını kaybedenler ve vaka sayıları artarken 300 hekim ortak açıklama yaparak çağrıda bulundu. Daha fazla test yapılamasını isteyen hekimler, herkesin evde kalmasının sağlanması gerektiğini vurguladı
Son açıklanan sayılara göre, koronavirüs nedeniyle 277 kişinin hayatını kaybettiği, 15 bin 679 vakanın bulunduğu Türkiye'de 300 hekim, koronavirüs ile ilgili ortak açıklama yayımlayarak çağrıda bulundu.
Salgının Türkiye’deki yayılmasıyla Almanya, İtalya, İspanya gibi ülkeleri kıyaslayan hekimler, "Hastalanma oranını yavaşlatabilmek, zaten normalde var olan hastalara ilave salgın hasta yükünü zamana yayabilmek çok ama çok yaşamsaldır. Hasta sayısı, hastanelerin “hasta bakabilme kapasitesi”nin içinde kaldığı ölçüde daha çok sayıda insan hayatı kurtarılabilecektir." dedi.
Mümkün olduğu kadar fazla sayıda test yaparak enfekte olanların ve temas ettiklerinin bulunması gerektiğini belirten hekimler, "Devletçe bugün ve gelecek güvencesi temin edilerek yaş grubu sınırlandırması olmaksızın bir süreliğine herkesin evde kalması sağlanmalıdır" ifadelerini kullandı.
"Sağlık hizmetlerinin önündeki her türlü parasal engel kaldırılmalı" diyen hekimler, "Sağlık çalışanlarının çalışma sırasında kendilerini bulaştan koruyabilmeleri için gerekli tıbbi malzemenin eksikliğini hissetmemeleri zorunludur" dedi.
[Samanyolu Haber] 2.4.2020
Son açıklanan sayılara göre, koronavirüs nedeniyle 277 kişinin hayatını kaybettiği, 15 bin 679 vakanın bulunduğu Türkiye'de 300 hekim, koronavirüs ile ilgili ortak açıklama yayımlayarak çağrıda bulundu.
Salgının Türkiye’deki yayılmasıyla Almanya, İtalya, İspanya gibi ülkeleri kıyaslayan hekimler, "Hastalanma oranını yavaşlatabilmek, zaten normalde var olan hastalara ilave salgın hasta yükünü zamana yayabilmek çok ama çok yaşamsaldır. Hasta sayısı, hastanelerin “hasta bakabilme kapasitesi”nin içinde kaldığı ölçüde daha çok sayıda insan hayatı kurtarılabilecektir." dedi.
Mümkün olduğu kadar fazla sayıda test yaparak enfekte olanların ve temas ettiklerinin bulunması gerektiğini belirten hekimler, "Devletçe bugün ve gelecek güvencesi temin edilerek yaş grubu sınırlandırması olmaksızın bir süreliğine herkesin evde kalması sağlanmalıdır" ifadelerini kullandı.
"Sağlık hizmetlerinin önündeki her türlü parasal engel kaldırılmalı" diyen hekimler, "Sağlık çalışanlarının çalışma sırasında kendilerini bulaştan koruyabilmeleri için gerekli tıbbi malzemenin eksikliğini hissetmemeleri zorunludur" dedi.
[Samanyolu Haber] 2.4.2020
Almanya para musluklarını sonuna kadar açtı: Korona mağdurlarına devlet yardımı
Almanya’da korona krizi nedeniyle maddi sıkıntılar yaşayan küçük işletmelere ve serbest çalışanlara yönelik devlet desteğinin ödenmesine başlandı. İki günde kamu bütçesinden aktarılan yardımın miktarı 1,3 milyar euro.
Alman devletinin, korona krizinden etkilenen küçük işletmeler ve serbest çalışanlara yönelik acil yardımları, hak sahiplerine ödenmeye başlandı. 16 eyaletten oluşan Almanya’da, sadece dokuz eyalette, iki gün içinde 370 binden fazla başvurunun kabul edildiği bildirildi. Onaylanan başvuruların sahiplerine iki günde 1,3 milyar euro ödeme yapıldı.
Eyaletlerden gelen bilgilere göre söz konusu devlet yardımına en çok, beş kişiden daha az personeli olan küçük işletmeler ile serbest meslek sahipleri başvuruyor. Bazı eyaletlerde yoğun talep nedeniyle aksaklıklar yaşandığı ancak birçok eyalet idaresinin, ilgili kurumlara acil ek personel tahsis etmesi ile bu aksaklıkların giderilmeye çalışıldığı belirtildi. Bu bağlamda örneğin Bremen eyaletinde, korona krizinden önce iki kişinin çalıştığı ilgili kamu yardımı başvurularının değerlendirildiği birimdeki personel sayısı geçici olarak 60'a çıkarıldı.
İşletmelere 15 bin euroya kadar yardım
Eyalet hükümetlerinin yanı sıra federal hükümet de küçük işletmeler ve serbest çalışanlara acil maddi destek sağlıyor. Federal bütçeden ayrılan 50 milyar euro çapındaki yardımın ihtiyacı olanlara aktarımı da geçtiğimiz Pazartesi gününden bu yana devam ediyor. Bu kapsamda, beş ve daha az çalışanı olan küçük işletmelere üç ay için, bir kereye mahsus olmak üzere 9 bin euro destek sağlanıyor. Personel sayısı 10’u bulan işletmelere ise ayni dönem için 15 bin euro yardım yapılıyor.
Koronavirüs salgını nedeniyle iş yerleri kapalı kalan kişilerle aynı sebepten dolayı çalışamayan serbest meslek sahipleri ve serbest çalışanlar, yardım başvurusunda bulunurken, salgından dolayı ekonomik sıkıntı yaşadığını taahhüt etmek zorunda. 31 Aralık 2019 tarihi ve öncesinde mali sıkıntı yaşayan firmalar ve şahıslar söz konusu yardımlardan faydalanamıyor. Yetkililer, başvuruda formunda yanlış bilgi verenler hakkında cezai işlem uygulanacağı belirtiyor.
[Samanyolu Haber] 2.4.2020
Alman devletinin, korona krizinden etkilenen küçük işletmeler ve serbest çalışanlara yönelik acil yardımları, hak sahiplerine ödenmeye başlandı. 16 eyaletten oluşan Almanya’da, sadece dokuz eyalette, iki gün içinde 370 binden fazla başvurunun kabul edildiği bildirildi. Onaylanan başvuruların sahiplerine iki günde 1,3 milyar euro ödeme yapıldı.
Eyaletlerden gelen bilgilere göre söz konusu devlet yardımına en çok, beş kişiden daha az personeli olan küçük işletmeler ile serbest meslek sahipleri başvuruyor. Bazı eyaletlerde yoğun talep nedeniyle aksaklıklar yaşandığı ancak birçok eyalet idaresinin, ilgili kurumlara acil ek personel tahsis etmesi ile bu aksaklıkların giderilmeye çalışıldığı belirtildi. Bu bağlamda örneğin Bremen eyaletinde, korona krizinden önce iki kişinin çalıştığı ilgili kamu yardımı başvurularının değerlendirildiği birimdeki personel sayısı geçici olarak 60'a çıkarıldı.
İşletmelere 15 bin euroya kadar yardım
Eyalet hükümetlerinin yanı sıra federal hükümet de küçük işletmeler ve serbest çalışanlara acil maddi destek sağlıyor. Federal bütçeden ayrılan 50 milyar euro çapındaki yardımın ihtiyacı olanlara aktarımı da geçtiğimiz Pazartesi gününden bu yana devam ediyor. Bu kapsamda, beş ve daha az çalışanı olan küçük işletmelere üç ay için, bir kereye mahsus olmak üzere 9 bin euro destek sağlanıyor. Personel sayısı 10’u bulan işletmelere ise ayni dönem için 15 bin euro yardım yapılıyor.
Koronavirüs salgını nedeniyle iş yerleri kapalı kalan kişilerle aynı sebepten dolayı çalışamayan serbest meslek sahipleri ve serbest çalışanlar, yardım başvurusunda bulunurken, salgından dolayı ekonomik sıkıntı yaşadığını taahhüt etmek zorunda. 31 Aralık 2019 tarihi ve öncesinde mali sıkıntı yaşayan firmalar ve şahıslar söz konusu yardımlardan faydalanamıyor. Yetkililer, başvuruda formunda yanlış bilgi verenler hakkında cezai işlem uygulanacağı belirtiyor.
[Samanyolu Haber] 2.4.2020
Cihangir İslam’dan Soylu’ya: Allah belanı versin!
Bağımsız Milletvekili Cihangir İslam, CHP’li belediyelerin koronavirüs salgınında mağdur olan vatandaşlara yardım toplanmasını engelleyen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bir televizyon programındaki sözlerine “Allah belanı versin” diyerek sert tepki gösterdi.
Saadet Partisi’nden istifa eden Bağımsız Milletvekili Cihangir İslam, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu sert sözlerle eleştirdi.
Bağımsız vekil İslam, twitter hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullanıdı: “TBMM kürsüsünde söylediğim ‘Allah belanı versin’ ifadesi bir kişiye, gruba yönelik değil bir aktarımdı. Şimdi CNNTURK’te belediye yardımları konusunda Süleyman Soylu’yu dinliyorum. Bir insan, hekim ve siyasetçi olarak gönül rahatlığı ile kendisine söylüyorum: Allah belanı versin” dedi.
Soylu, katıldığı canlı yayında, “Bugün Cumhurbaşkanımız da söyledi. Devlet içerisinde devlet olmaya müsaade etmeyiz. Böyle bir şeye imkân tanımayız. Yeni bir yol açılmasına müsaade etmeyiz. Bu yolun başka istismarlara ulaşmasına müsaade etmeyiz. “Bunu isteyenler 6-7 Ekim olaylarını yaptı. Dediler ki ‘ biz özerklik ilan ediyoruz. Terör örgütünün başı Abdullah Öcalan bize böyle talimat verdi.’ Ben İçişleri Bakanıyım işkillenmek benim en doğal hakkım. Acaba birileri bu karşı karşıya kaldığımız ve bütün dünyanın karşı karşıya kaldığı bu süreçten bir başka anlam mı çıkarmaya çalışıyor. Merkezi hükümetle yerel hükümet gibi daha önce terör örgütünün ülkemize sokmaya çalıştığı bir anlayışı son iki günde yardım kampanyası bahane edilerek bir şey ortaya konulmasından endişe ettiğimi, halk tabiriyle işkillendiğimi ve İçişleri Bakanı olarak da görevimin tam da bu işkillenmeler olduğunu burada paylaşmak isterim.”” ifadelerini kullanmıştı.
[TR724] 2.4.2020
Saadet Partisi’nden istifa eden Bağımsız Milletvekili Cihangir İslam, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu sert sözlerle eleştirdi.
Bağımsız vekil İslam, twitter hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullanıdı: “TBMM kürsüsünde söylediğim ‘Allah belanı versin’ ifadesi bir kişiye, gruba yönelik değil bir aktarımdı. Şimdi CNNTURK’te belediye yardımları konusunda Süleyman Soylu’yu dinliyorum. Bir insan, hekim ve siyasetçi olarak gönül rahatlığı ile kendisine söylüyorum: Allah belanı versin” dedi.
BAKAN SOYLU NE DEMİŞTİ?TBMM kürsüsünde söylediğim #ALLAHBELANIZIVERSIN ifadesi bir kişiye, gruba yönelik değil bir aktarımdı.— cihangir islam (@cihangirislam) April 1, 2020
Şimdi CNNTURK'de belediye yardımları konusunda @suleymansoylu'yu dinliyorum.
Bir insan, hekim ve siyasetçi olarak gönül rahatlığı ile kendisine söylüyorum: #AllahBelanıVersin
Soylu, katıldığı canlı yayında, “Bugün Cumhurbaşkanımız da söyledi. Devlet içerisinde devlet olmaya müsaade etmeyiz. Böyle bir şeye imkân tanımayız. Yeni bir yol açılmasına müsaade etmeyiz. Bu yolun başka istismarlara ulaşmasına müsaade etmeyiz. “Bunu isteyenler 6-7 Ekim olaylarını yaptı. Dediler ki ‘ biz özerklik ilan ediyoruz. Terör örgütünün başı Abdullah Öcalan bize böyle talimat verdi.’ Ben İçişleri Bakanıyım işkillenmek benim en doğal hakkım. Acaba birileri bu karşı karşıya kaldığımız ve bütün dünyanın karşı karşıya kaldığı bu süreçten bir başka anlam mı çıkarmaya çalışıyor. Merkezi hükümetle yerel hükümet gibi daha önce terör örgütünün ülkemize sokmaya çalıştığı bir anlayışı son iki günde yardım kampanyası bahane edilerek bir şey ortaya konulmasından endişe ettiğimi, halk tabiriyle işkillendiğimi ve İçişleri Bakanı olarak da görevimin tam da bu işkillenmeler olduğunu burada paylaşmak isterim.”” ifadelerini kullanmıştı.
[TR724] 2.4.2020
Gergerlioğlu: Yasal kurumlarla irtibatlı kişiler terör kapsamında değerlendirilemez
Ceza infaz indirimi ile ilgili yasa tasarını Kronos için değerlendirdiren HDP Kocaeli milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, "Hayal kırıklığı yaşadık" dedi.
TUBA DEMİR -2 Nisan 2020
TBBM Adalet Komisyonu cuma günü ceza infaz yasa tasarısını görüşmek için toplanacak. AKP ve MHP tarafından ortaklaşa hazırlanan ve 70 maddeden oluşan infaz yasa tasarısı 90 bin kişiyi kapsıyor. Böylece bu kapsamda olan tutukluların cezalarının evde çekmelerinin önü açılıyor.
AKP Grup Başkan Vekili Cahit Özkan, MHP heyetiyle düzenlemiş olduğu basın toplantısında cinsel suçlar, uyuşturucu suçları, cinayet, kadına şiddet ve terör suçlarının kapsam dışı bırakıldığını belirtti.
Ceza infaz indirimi ile ilgili yasa tasarını Kronos için değerlendirdiren HDP Kocaeli milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, “Hayal kırıklığı yaşadık” ifadesini kullandı.
“HAYAL KIRIKLIĞI YAŞADIK, HATADAN DÖNÜLMESİ GEREKİYOR”
“Özellikle OHAL döneminde çok fazla rastladığımız, insanların legal hareketleri, bir bankaya para yatırması, bir sendikaya üye olması, bir gazeteye abone olması, ya da kürt meselesi konusunda barışla çözüm olabileceğini söylemesi, sendikal bir basın açıklamasına katılması gibi durumlar bir terör suçu olarak gösterildi ve on binlerce insan terörle suçlanıp cezaevlerine konuldu.” diyen Gergerlioğlu, “Bu büyük bir hatadır. Bu hatadan dönülmesi gerekiyor.” diyerek şunları söyledi:
“Eline silah almamış, ülkenin yetişmiş insanları, akademisyenler, doktorlar, öğretmenler, gazeteciler, düşünce suçluları, yazarlar, terörist olarak nitelendirildi, cezaevlerine gönderildi. Aile dramları yaşandı, yuvalar dağıldı, ölümler yaşandı. Türkiye’nin dört bir yanından feryatlar yükseldi. İnfaz yasasının buna bir çare bulması gerekiyordu ama özellikle bazı suçlar terör suçu kapsamına sokularak yasa dışı bırakıldı. Cinsel suçlar, uyuşturucu, kadın cinayetleri, kasten adam öldürme suçları gibi suçlar da bu taslakta yer almıyor. Yasal olan kurumlarla irtibatlı olan kişilerin terör kapsamında değerlendirilmesi kabul edilecek bir durum değil. Toplumun vicdanı bunu kabul etmiyor. Sadece düşüncesini belli eden, ya da bir gruba sempati duyan insanlar, zamanında suç sayılmayan fiillerinden dolayı terörist olarak değerlendirilemez. Bu anayasal olarak da vicdani olarak da kabul edilemez. Zamanında yasal olan hususlar şu an suç sayılamaz. İnfaz yasasının bunu düzeltmesi gerekirken büyük bir hayal kırıklığıyla karşılaştık, ama bunu kabul etmiyoruz ve mutlak suretle düzeltilmesi gerektiğini söylüyoruz be söylemeye de devam edeceğiz.”
“HASTA MAHPUSLARIN SIKINTISI SON BULMALI”
Meclis’e sunulan tasarıda özellikle hasta mahpusların tahliyesinin nasıl yapılacağı merak konusu. “Hasta mahpusların adli tıptan rapor alması çok ağır bir süreci içeriyor” diyen Ömer Faruk Gergerlioğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu durumun yakından şahidi olan bir insanım. Ağır hastalar, cezaevleri sevkleri sonrasında hastane sağlık kurullarında değerlendiriliyordu, ardından adli tıp kurumlarına gönderiliyordu. Oldukça zor günler yaşayan bu insanlar aylar süren bu sıkıntılı süreç sonrasında adli tıp kurumun insafına kalıyordu ve adli tıp kurumu da çok ileri düzeyde engel durumu olsa bile maalesef kolay kolay infaz erteleme kararı vermiyordu. Şu an yeni düzenlemede bir netlik yok. Bizim HDP olarak teklifimiz tam teşekküllü hastanelerde de bu raporların verilmesi ve insanlara bu eziyetin çektirilmemesi yönünde, ama bildiğimiz kadarıyla AKP’nin yasa tasarısında böyle bir şey yok. Bu insanlar çok zor zamanlar yaşıyorlar. Büyük meşakkatlerden sonra adli tıp kurumlarına ulaşıyorlar ama burada da hayal kırıklığına uğrayabiliyorlar çünkü bir çoğu infaz erteleme alamıyor. Burada oldukça baskın siyasi bir tavrın olduğunu da görüyoruz. Bir de adli tıp kurumundan infaz erteleme kararı alsa dahi mahkeme bu kararı iptal edebiliyor. Mahkeme; topluma zarar verebilir, sakıncalı eylemlerini tekrar yapabilir gibi gerekçelerle, kararı iptal edebiliyor.”
“DETAYLAR HENÜZ BELLİ DEĞİL”
Tasarıda, 70 maddeden oluşan infaz yasasının 90 bin mahpusun tahliyesinin önünü açacağı vurgulandı ve tahliyelerin kademe kademe gerçekleştirileceği açıklandı. Bu kademeler hasta mahpuslarda nasıl belirlenecek, hastalığın türü ve ağırlığına göre mi karar verilecek, kademeler arası belirli bir öncelik ve süre olacak mı, kimin önce tahliye edileceğine nasıl karar verilecek? Merak edilen bu soruları Gergerlioğlu şöyle yanıtladı:
“Bu konularla ilgili detaylar henüz belli değil. Hastalığın ağırlığı ve raporda verilen oranlar tahliyeleri etkileyecektir. Bu oranları sağlık kurumu belirleyecek. Konuyla ilgili detaylar netleşmedi. Komisyon görüşmelerinde netleşecek, daha sonra genel kurul görüşmelerinde değerlendirilecektir. Kimin nasıl tahliye edileceğini yasalar belirleyecek ve bu yasalar çerçevesinde de sanırım infaz hakimlikleri ya da ilgili mahkemeler karar verecekler. Bu konunun da detayları tam belli değil ama sanırım çok fazla uzamaz, çünkü yasa çıktıktan ve resmî gazetede yayımlandıktan sonra bunlar gerçekleşecektir. İlgili mahkemelerin hızına bağlı. En sıkıntılı gruptan başlanacağını düşünmüyorum. Prosedürlerin hızlı tamamlanması mahkemelerin davaları görme hızına göre değişecektir.”
“YAŞAM HAKKI SÖZ KONUSU İSE SUÇ AYRIMI YAPILMAMALI”
Gergerlioğlu, tartışmalara neden olan ve kapsam dışı bırakılan suçluların virüs tehlikesine karşı durumunu ise şöyle değerlendirdi:
İnfaz yasası korona virüsü olmadan da düşünülüyordu, uzun süredir konuşulan bir durumdu ama şu an bir de virüs riski ortaya çıktı. Biz bu konuyu parti olarak ikiye ayırdık. Birincisi infaz yasasının gerekliliği ve anayasal adilliği, eşitliği konusundaki görüşümüz, ikincisi ise virüs dolayısıyla çok büyük suçlar haricinde ayrımsız bir tahliye olayıdır. Böyle bir çerçeveden bakıyoruz. Tabiki yaşam hakkı ayrı bir kategoride değerlendirilmeli. Ve yaşam hakkı denince suç ayrımı yapılmamalı. Hangi suçtan olursa olsun insanları orada ölüme terkeden nazi uygulaması yapmak, bir kurban muamelesi yapmak kesinlikle doğru değil. O yüzden olayı iki ayrı çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Korona dolayısıyla yaşam hakkı perspektifinden bakmakta fayda var ve biz de bunu gündeme getireceğiz. Ne olur ne biter bilemiyoruz, oldukça yoğun komisyon ve genel kurul tartışmaları yaşanacağa benziyor. Tabi biz de milyonların sabırsızlıkla beklediği bu yasa tasarısında adil kararların alınması için elimizden geleni yapacağız.”
[Kronos.News] 2.4.2020
TUBA DEMİR -2 Nisan 2020
TBBM Adalet Komisyonu cuma günü ceza infaz yasa tasarısını görüşmek için toplanacak. AKP ve MHP tarafından ortaklaşa hazırlanan ve 70 maddeden oluşan infaz yasa tasarısı 90 bin kişiyi kapsıyor. Böylece bu kapsamda olan tutukluların cezalarının evde çekmelerinin önü açılıyor.
AKP Grup Başkan Vekili Cahit Özkan, MHP heyetiyle düzenlemiş olduğu basın toplantısında cinsel suçlar, uyuşturucu suçları, cinayet, kadına şiddet ve terör suçlarının kapsam dışı bırakıldığını belirtti.
Ceza infaz indirimi ile ilgili yasa tasarını Kronos için değerlendirdiren HDP Kocaeli milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, “Hayal kırıklığı yaşadık” ifadesini kullandı.
“HAYAL KIRIKLIĞI YAŞADIK, HATADAN DÖNÜLMESİ GEREKİYOR”
“Özellikle OHAL döneminde çok fazla rastladığımız, insanların legal hareketleri, bir bankaya para yatırması, bir sendikaya üye olması, bir gazeteye abone olması, ya da kürt meselesi konusunda barışla çözüm olabileceğini söylemesi, sendikal bir basın açıklamasına katılması gibi durumlar bir terör suçu olarak gösterildi ve on binlerce insan terörle suçlanıp cezaevlerine konuldu.” diyen Gergerlioğlu, “Bu büyük bir hatadır. Bu hatadan dönülmesi gerekiyor.” diyerek şunları söyledi:
“Eline silah almamış, ülkenin yetişmiş insanları, akademisyenler, doktorlar, öğretmenler, gazeteciler, düşünce suçluları, yazarlar, terörist olarak nitelendirildi, cezaevlerine gönderildi. Aile dramları yaşandı, yuvalar dağıldı, ölümler yaşandı. Türkiye’nin dört bir yanından feryatlar yükseldi. İnfaz yasasının buna bir çare bulması gerekiyordu ama özellikle bazı suçlar terör suçu kapsamına sokularak yasa dışı bırakıldı. Cinsel suçlar, uyuşturucu, kadın cinayetleri, kasten adam öldürme suçları gibi suçlar da bu taslakta yer almıyor. Yasal olan kurumlarla irtibatlı olan kişilerin terör kapsamında değerlendirilmesi kabul edilecek bir durum değil. Toplumun vicdanı bunu kabul etmiyor. Sadece düşüncesini belli eden, ya da bir gruba sempati duyan insanlar, zamanında suç sayılmayan fiillerinden dolayı terörist olarak değerlendirilemez. Bu anayasal olarak da vicdani olarak da kabul edilemez. Zamanında yasal olan hususlar şu an suç sayılamaz. İnfaz yasasının bunu düzeltmesi gerekirken büyük bir hayal kırıklığıyla karşılaştık, ama bunu kabul etmiyoruz ve mutlak suretle düzeltilmesi gerektiğini söylüyoruz be söylemeye de devam edeceğiz.”
“HASTA MAHPUSLARIN SIKINTISI SON BULMALI”
Meclis’e sunulan tasarıda özellikle hasta mahpusların tahliyesinin nasıl yapılacağı merak konusu. “Hasta mahpusların adli tıptan rapor alması çok ağır bir süreci içeriyor” diyen Ömer Faruk Gergerlioğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu durumun yakından şahidi olan bir insanım. Ağır hastalar, cezaevleri sevkleri sonrasında hastane sağlık kurullarında değerlendiriliyordu, ardından adli tıp kurumlarına gönderiliyordu. Oldukça zor günler yaşayan bu insanlar aylar süren bu sıkıntılı süreç sonrasında adli tıp kurumun insafına kalıyordu ve adli tıp kurumu da çok ileri düzeyde engel durumu olsa bile maalesef kolay kolay infaz erteleme kararı vermiyordu. Şu an yeni düzenlemede bir netlik yok. Bizim HDP olarak teklifimiz tam teşekküllü hastanelerde de bu raporların verilmesi ve insanlara bu eziyetin çektirilmemesi yönünde, ama bildiğimiz kadarıyla AKP’nin yasa tasarısında böyle bir şey yok. Bu insanlar çok zor zamanlar yaşıyorlar. Büyük meşakkatlerden sonra adli tıp kurumlarına ulaşıyorlar ama burada da hayal kırıklığına uğrayabiliyorlar çünkü bir çoğu infaz erteleme alamıyor. Burada oldukça baskın siyasi bir tavrın olduğunu da görüyoruz. Bir de adli tıp kurumundan infaz erteleme kararı alsa dahi mahkeme bu kararı iptal edebiliyor. Mahkeme; topluma zarar verebilir, sakıncalı eylemlerini tekrar yapabilir gibi gerekçelerle, kararı iptal edebiliyor.”
“DETAYLAR HENÜZ BELLİ DEĞİL”
Tasarıda, 70 maddeden oluşan infaz yasasının 90 bin mahpusun tahliyesinin önünü açacağı vurgulandı ve tahliyelerin kademe kademe gerçekleştirileceği açıklandı. Bu kademeler hasta mahpuslarda nasıl belirlenecek, hastalığın türü ve ağırlığına göre mi karar verilecek, kademeler arası belirli bir öncelik ve süre olacak mı, kimin önce tahliye edileceğine nasıl karar verilecek? Merak edilen bu soruları Gergerlioğlu şöyle yanıtladı:
“Bu konularla ilgili detaylar henüz belli değil. Hastalığın ağırlığı ve raporda verilen oranlar tahliyeleri etkileyecektir. Bu oranları sağlık kurumu belirleyecek. Konuyla ilgili detaylar netleşmedi. Komisyon görüşmelerinde netleşecek, daha sonra genel kurul görüşmelerinde değerlendirilecektir. Kimin nasıl tahliye edileceğini yasalar belirleyecek ve bu yasalar çerçevesinde de sanırım infaz hakimlikleri ya da ilgili mahkemeler karar verecekler. Bu konunun da detayları tam belli değil ama sanırım çok fazla uzamaz, çünkü yasa çıktıktan ve resmî gazetede yayımlandıktan sonra bunlar gerçekleşecektir. İlgili mahkemelerin hızına bağlı. En sıkıntılı gruptan başlanacağını düşünmüyorum. Prosedürlerin hızlı tamamlanması mahkemelerin davaları görme hızına göre değişecektir.”
“YAŞAM HAKKI SÖZ KONUSU İSE SUÇ AYRIMI YAPILMAMALI”
Gergerlioğlu, tartışmalara neden olan ve kapsam dışı bırakılan suçluların virüs tehlikesine karşı durumunu ise şöyle değerlendirdi:
İnfaz yasası korona virüsü olmadan da düşünülüyordu, uzun süredir konuşulan bir durumdu ama şu an bir de virüs riski ortaya çıktı. Biz bu konuyu parti olarak ikiye ayırdık. Birincisi infaz yasasının gerekliliği ve anayasal adilliği, eşitliği konusundaki görüşümüz, ikincisi ise virüs dolayısıyla çok büyük suçlar haricinde ayrımsız bir tahliye olayıdır. Böyle bir çerçeveden bakıyoruz. Tabiki yaşam hakkı ayrı bir kategoride değerlendirilmeli. Ve yaşam hakkı denince suç ayrımı yapılmamalı. Hangi suçtan olursa olsun insanları orada ölüme terkeden nazi uygulaması yapmak, bir kurban muamelesi yapmak kesinlikle doğru değil. O yüzden olayı iki ayrı çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Korona dolayısıyla yaşam hakkı perspektifinden bakmakta fayda var ve biz de bunu gündeme getireceğiz. Ne olur ne biter bilemiyoruz, oldukça yoğun komisyon ve genel kurul tartışmaları yaşanacağa benziyor. Tabi biz de milyonların sabırsızlıkla beklediği bu yasa tasarısında adil kararların alınması için elimizden geleni yapacağız.”
[Kronos.News] 2.4.2020
Gazetecilere tahliye: #VirüsGirmedenGazetecilerÇıksın
Haberin Var Mı İnisiyatifi, tutuklu meslektaşları için sosyal medyada bu kez #VirüsGirmedenGazetecilerÇıksın etiketiyle hashtag çalışması başlattı.
BOLD – Tutuklu gazetecilere dikkat çekmek ve serbest bırakılmalarını sağlamak için yakın zaman önce kurulan Haberin Var Mı İnisiyatifi, koronavirüs (Kovid-19) salgınının cezaevleri üzerinde oluşturduğu tehdide dikkat çekmek için bu kez #VirüsGirmedenGazetecilerÇıksın etiketiyle sosyal medya kampanyası başlattı.
Kampanya kapsamında “Meclis Göreve, Gazetecilere Tahliye!” başlıklı bir metin hazırlanan videoyla birlikte paylaşıldı.
Kampanya metninde şu ifadeler yer aldı:
“Kovid-19 salgını Türkiye’de hız kesmeden can almaya devam ediyor. Hükümet bir takım tedbirler açıklarken düşüncesini söylemekten öte eylemde bulunmamış onlarca gazeteci ve siyasetçiyi cezaevlerinde kaderlerine terk ediyor. Türkiye’deki 359 hapishanede doluluk oranı yüzde 127. Son verilere göre hapishanelerde 100’den fazlası gazeteci olmak üzere 257 bin hükümlü, 43 bin tutuklu var.
Vakit daralıyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, Uluslararası Af Örgütü, Avrupa Birliği parlamenterleri, Uluslararası Pen ve diğerleri Türkiye’ye çağrılarını yineliyor: Cezaevlerini çok geç olmadan boşaltın!
Ama dün yapılan açıklamayla görüldü ki bu çağrılar ciddiye alınmıyor. Bir kez daha yineliyoruz:
Kovid-19 bir ateş gibi tüm cezaevlerini sarmadan yeni infaz düzenlemesinin kapsamı genişletilsin. Haberlerinden, demeçlerinden ve görüşlerinden dolayı “terörist” muamelesi gören gazeteciler, öğrenciler ve siyasetçiler de infaz düzenlemesine dahil edilsin.
Cezaevlerinde düşünce suçlusu kalmasın!”
[BoldMedya] 2.4.2020
BOLD – Tutuklu gazetecilere dikkat çekmek ve serbest bırakılmalarını sağlamak için yakın zaman önce kurulan Haberin Var Mı İnisiyatifi, koronavirüs (Kovid-19) salgınının cezaevleri üzerinde oluşturduğu tehdide dikkat çekmek için bu kez #VirüsGirmedenGazetecilerÇıksın etiketiyle sosyal medya kampanyası başlattı.
Kampanya kapsamında “Meclis Göreve, Gazetecilere Tahliye!” başlıklı bir metin hazırlanan videoyla birlikte paylaşıldı.
Kampanya metninde şu ifadeler yer aldı:
“Kovid-19 salgını Türkiye’de hız kesmeden can almaya devam ediyor. Hükümet bir takım tedbirler açıklarken düşüncesini söylemekten öte eylemde bulunmamış onlarca gazeteci ve siyasetçiyi cezaevlerinde kaderlerine terk ediyor. Türkiye’deki 359 hapishanede doluluk oranı yüzde 127. Son verilere göre hapishanelerde 100’den fazlası gazeteci olmak üzere 257 bin hükümlü, 43 bin tutuklu var.
Vakit daralıyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, Uluslararası Af Örgütü, Avrupa Birliği parlamenterleri, Uluslararası Pen ve diğerleri Türkiye’ye çağrılarını yineliyor: Cezaevlerini çok geç olmadan boşaltın!
Ama dün yapılan açıklamayla görüldü ki bu çağrılar ciddiye alınmıyor. Bir kez daha yineliyoruz:
Kovid-19 bir ateş gibi tüm cezaevlerini sarmadan yeni infaz düzenlemesinin kapsamı genişletilsin. Haberlerinden, demeçlerinden ve görüşlerinden dolayı “terörist” muamelesi gören gazeteciler, öğrenciler ve siyasetçiler de infaz düzenlemesine dahil edilsin.
Cezaevlerinde düşünce suçlusu kalmasın!”
[BoldMedya] 2.4.2020
Ankara Tabip Odası’ndan korkutan salgın tahmini
Açıklanan resmi rakamlara göre dünyada koronavirüsün en hızlı yayıldığı ülke Türkiye. Ankara Tabip Odası Başkanı Vedat Bulut, test yaptıkça vaka sayısının artacağına dikkat çekti. Rakamın 100 bine ulaşmasının sürpriz olmayacağını vurguladı.
BOLD – Türkiye, dünyada koronavirüs vakalarının ilk 10 günde en çok arttığı ülke oldu. Ankara Tabip Odası Başkanı Vedat Bulut, vaka sayısının 100 bine ulaşmasının sürpriz olmayacağını ifade etti.
VİRÜSÜN EN FAZLA ARTTIĞI ÜLKE TÜRKİYE
Sağlık Bakanlığı’nca yayımlanan koronavirüs vaka rakamları, salgın sayısındaki hızlı artışı gözler önüne serdi. Ülke, koronavirüsün en çok can aldığı 10’uncu ülke konumuna yerleşti. Dünya ülkeleri arasında 10 gün içinde koronavirüs vaka sayısının en fazla arttığı ülke ise Türkiye oldu.
100 BİN RAKAMLARI SÜRPRİZ OLMAZ
BirGün’e konuşan Ankara Tabip Odası Başkanı Vedat Bulut, Sağlık Bakanlığı bünyesinde oluşturulan Bilim Kurulu’nun sürecin başında yaptığı tahminlerde, vaka sayısının mayısa kadar 5 bin olacağını öngördüğünü anlatan Bulut, “Ben o zaman 20 bin demiştim. Türkiye’nin Haziran’a girildiğinde 300 bin vakaya ulaşması çok zor ama 100 binler de sürpriz olmaz” dedi.
İZOLASYONA UYULMAYAN ÇOK SAYIDA KENT VAR
Salgının artmasında izolasyona uyulmamasının etkili olduğunu vurgulayan Bulut, “Birçok kentte izolasyona dikkat edilse de buna uymayan birkaç kent var. Oralarda da valilikler önlem almaya çalışıyor. İzolasyon etkin şekilde uygulanmazsa sayı da artacak. Aynı şekilde test sayısı arttıkça vaka sayısının artması da normal… Testler yoğunlaştıkça vakalar da 500’er 500’er artacak” dedi.
TOPLUMSAL HAREKETLİLİK ENGELLENMELİ
Umreden dönen 12 bin kişinin, karantinaya alınmadan evlerine gönderildiğini hatırlatan Bulut, “İstanbul’da işsiz kalan yurttaşlar, şehir dışına çıkmak zorunda kaldı. Toplumsal hareketlilik engellenemedi” dedi. Yaklaşan Ramazan Bayramı nedeniyle özellikle Doğu ve Güneydoğu illerinde, ziyaretlerin artabileceği uyarısında bulunan Bulut, “Bu ve ‘kadercilik’ anlayışı, vaka sayısındaki artışı daha da ivmelendirebilir” dedi.
[BoldMedya] 2.4.2020
BOLD – Türkiye, dünyada koronavirüs vakalarının ilk 10 günde en çok arttığı ülke oldu. Ankara Tabip Odası Başkanı Vedat Bulut, vaka sayısının 100 bine ulaşmasının sürpriz olmayacağını ifade etti.
VİRÜSÜN EN FAZLA ARTTIĞI ÜLKE TÜRKİYE
Sağlık Bakanlığı’nca yayımlanan koronavirüs vaka rakamları, salgın sayısındaki hızlı artışı gözler önüne serdi. Ülke, koronavirüsün en çok can aldığı 10’uncu ülke konumuna yerleşti. Dünya ülkeleri arasında 10 gün içinde koronavirüs vaka sayısının en fazla arttığı ülke ise Türkiye oldu.
100 BİN RAKAMLARI SÜRPRİZ OLMAZ
BirGün’e konuşan Ankara Tabip Odası Başkanı Vedat Bulut, Sağlık Bakanlığı bünyesinde oluşturulan Bilim Kurulu’nun sürecin başında yaptığı tahminlerde, vaka sayısının mayısa kadar 5 bin olacağını öngördüğünü anlatan Bulut, “Ben o zaman 20 bin demiştim. Türkiye’nin Haziran’a girildiğinde 300 bin vakaya ulaşması çok zor ama 100 binler de sürpriz olmaz” dedi.
İZOLASYONA UYULMAYAN ÇOK SAYIDA KENT VAR
Salgının artmasında izolasyona uyulmamasının etkili olduğunu vurgulayan Bulut, “Birçok kentte izolasyona dikkat edilse de buna uymayan birkaç kent var. Oralarda da valilikler önlem almaya çalışıyor. İzolasyon etkin şekilde uygulanmazsa sayı da artacak. Aynı şekilde test sayısı arttıkça vaka sayısının artması da normal… Testler yoğunlaştıkça vakalar da 500’er 500’er artacak” dedi.
TOPLUMSAL HAREKETLİLİK ENGELLENMELİ
Umreden dönen 12 bin kişinin, karantinaya alınmadan evlerine gönderildiğini hatırlatan Bulut, “İstanbul’da işsiz kalan yurttaşlar, şehir dışına çıkmak zorunda kaldı. Toplumsal hareketlilik engellenemedi” dedi. Yaklaşan Ramazan Bayramı nedeniyle özellikle Doğu ve Güneydoğu illerinde, ziyaretlerin artabileceği uyarısında bulunan Bulut, “Bu ve ‘kadercilik’ anlayışı, vaka sayısındaki artışı daha da ivmelendirebilir” dedi.
[BoldMedya] 2.4.2020
ABD raporu: Çin korona rakamlarını gizledi, sonucu örtbas etti
ABD istihbaratı, Çin'in koronavirüs (Covid-19) salgınına ilişkin vaka ve can kaybı sayılarını olduğundan az göstererek, salgının gerçek boyutlarını örtbas ettiği sonucuna ulaştı.
Bloomberg'in, adını açıklamadığı 3 ABD'li yetkiliye dayandırdığı haberine göre Amerikan istihbaratı, Çin'in Covid-19 salgınının gerçek boyutlarını tüm dünyadan sakladığına dair bir rapor hazırladı.
Euronews'te yer alan habere göre söz konusu gizli rapor geçen hafta Beyaz Saraya sunuldu.
Raporda Çin'in ülkedeki Covid-19 kaynaklı vaka ve can kaybı sayılarını bilerek gizlediğine dair bilgiler yer aldı.
Çin'in, salgının 2019'un sonunda Vuhan'da başlamasının ardından, sadece belirti gösteren hastaları istatistiklere dahil ettiğinin vurgulandığı haberde, Hubei eyaletindeki binlerce cenaze görüntülerinin de şüphe çektiği kaydedildi.
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da düzenlediği basın toplantısında, Çin'in paylaştığı verilere yönelik yaptığı açıklamada, Pekin'in gerçek rakamları örtbas ettiğine dair rapor aldığını doğrulamadı ancak "Çin'in paylaştığı rakamlar çok hafif." ifadelerini kullandı.
Öte yandan haberde, Çin'in yanı sıra İran, Rusya, Kuzey Kore, Suudi Arabistan ve Mısır'ın açıkladığı rakamların da şaibeli olduğu kaydedildi.
Bloomberg'in, adını açıklamadığı 3 ABD'li yetkiliye dayandırdığı haberine göre Amerikan istihbaratı, Çin'in Covid-19 salgınının gerçek boyutlarını tüm dünyadan sakladığına dair bir rapor hazırladı.
Euronews'te yer alan habere göre söz konusu gizli rapor geçen hafta Beyaz Saraya sunuldu.
Raporda Çin'in ülkedeki Covid-19 kaynaklı vaka ve can kaybı sayılarını bilerek gizlediğine dair bilgiler yer aldı.
Çin'in, salgının 2019'un sonunda Vuhan'da başlamasının ardından, sadece belirti gösteren hastaları istatistiklere dahil ettiğinin vurgulandığı haberde, Hubei eyaletindeki binlerce cenaze görüntülerinin de şüphe çektiği kaydedildi.
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da düzenlediği basın toplantısında, Çin'in paylaştığı verilere yönelik yaptığı açıklamada, Pekin'in gerçek rakamları örtbas ettiğine dair rapor aldığını doğrulamadı ancak "Çin'in paylaştığı rakamlar çok hafif." ifadelerini kullandı.
Öte yandan haberde, Çin'in yanı sıra İran, Rusya, Kuzey Kore, Suudi Arabistan ve Mısır'ın açıkladığı rakamların da şaibeli olduğu kaydedildi.
[Samanyolu Haber] 2.4.2020
Aktrolün muhalifçilik oyunu tatsız bitti: 'Ankara Kuşu' gözaltında
Uzun süre AKP yanlısı paylaşımlar yapan, partinin bölünmesinin ardından da Davutoğlu/Babacan yanlısı olan ve parti içinden aldığı bilgileri paylaşan 'Ankara Kuşu' isimli Twitter hesabını yöneten kişi gözaltına alındı.
Twitter’da Ankara Kuşu isimli yüksek takipçili ve yüksek etkileşimli twitter hesabını yönettiği belirtilen Oktay Yaşar, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından çıkarılan gözaltı kararıyla Emniyet'e götürüldü. Kocaeli'de yerel gazetede çalışan Yaşar Gebze’deki evinde gözaltına alınırken yandaş medyada yer alan haberlere göre hakkında terör örgütü üyeliğinden işlem yapılıyor.
AKP ADINA TETİKÇİLİK YAPIYORDU, AKP'LİLERİ DE HEDEF ALINCA GÖZALTINA ALINDI
Gebze’de bir dönem yerel gazetecilik yapan Oktay Yaşar, 2016 senesine kadar bariyertv isimli haber sitesini yönetiyordu.
Oktay Yaşar ve Ankara Kuşu hesabı profil resmi olan baykuş
Oktay Yaşar’ın sahibi olduğu iddia edilen Ankara Kuşu isimli twitter hesabı uzun süre AKP yanlısı olarak muhalif kesimleri hedef göstermiş son zamanlarda da muhalif tavır sergilemeye başlamıştı. Ankara Kuşu hesabı kulis bilgiler vermesiyle biliniyordu.
[Samanyolu Haber] 2.4.2020
Twitter’da Ankara Kuşu isimli yüksek takipçili ve yüksek etkileşimli twitter hesabını yönettiği belirtilen Oktay Yaşar, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından çıkarılan gözaltı kararıyla Emniyet'e götürüldü. Kocaeli'de yerel gazetede çalışan Yaşar Gebze’deki evinde gözaltına alınırken yandaş medyada yer alan haberlere göre hakkında terör örgütü üyeliğinden işlem yapılıyor.
AKP ADINA TETİKÇİLİK YAPIYORDU, AKP'LİLERİ DE HEDEF ALINCA GÖZALTINA ALINDI
Gebze’de bir dönem yerel gazetecilik yapan Oktay Yaşar, 2016 senesine kadar bariyertv isimli haber sitesini yönetiyordu.
Oktay Yaşar ve Ankara Kuşu hesabı profil resmi olan baykuş
Oktay Yaşar’ın sahibi olduğu iddia edilen Ankara Kuşu isimli twitter hesabı uzun süre AKP yanlısı olarak muhalif kesimleri hedef göstermiş son zamanlarda da muhalif tavır sergilemeye başlamıştı. Ankara Kuşu hesabı kulis bilgiler vermesiyle biliniyordu.
[Samanyolu Haber] 2.4.2020
Hidayete Vesile Tebbet Suresi [Safvet Senih]
Kanadalı bir profesör İslâmiyet aleyhine bir konuşma yapmış sonra da bunu sistemli hâle getirip, her yerde konferanslar vermeyi düşünmüş. Bunun için de iyi bir araştırma yapmak istemiş. Ama Kur’an’ı incelerken Tebbet Suresine takılıp kalmış. Çünkü Kur’an, Tebbet Suresinde Ebu Leheb’in kâfir olarak kalacağını ve Cehenneme gideceğini söylüyor. “Tebbet Suresi nâzil olduktan sonra Ebu Leheb on sene gibi epey müddet yaşamış. Bu adam, Kur’an’ı yalanlamak için (hâşâ) yalandan “Müslüman oldum, ben nasıl Cehennem gidebilirim!..” diyebilirdi. Müslümanları zor durumda bırakabilirdi. Ama hiç böyle bir şey olmadı ve kâfir olarak gitti. ‘Bu, Hz. Muhammed’in sözü olamaz.” diyerek Müslüman olmuş.
Artık Sadece Bir Türk Hizmeti Değil…
M. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin kitaplarını okuyan hatta asıllarından okumak istiyorum diye yaz tatilllerinde İzmir’e gelip Türkçe öğrenmeye çalışan bir profesör Amerika’daki arkadaşlara, 15 Temmuz’dan sonra, şöyle demiş: “Türkiye’de olan bu olaylar bir açıdan sizin için de, bizim için de iyi oldu. Çünkü şimdi gelip Amerika’ya yerleştiniz. Artık Hizmet, bir Türk hizmeti olmaktan çıktı; burada bir Amerika hizmeti oldu. Biz Amerikalılar milliyetçiyizdir, onun için Türklerin faaliyetlerini bizimkilere anlatmaktan bizler zorluk çekiyorduk. Çünkü, Türklerin işleri onları pek ilgilendirmez. Burada ne yaptığınız önemli. Ayrıca, sizin bir gözünüz hep Türkiye’de idi. Hep Türkiye’de gibi, o anlayışla hareket ediyordunuz. Ama şimdi siz Türkiye’den ümidinizi kestiniz, artık bir Amerikalı gibi düşünüp, ona göre burada isabetli işler yapacaksınız.” Doğru söze ne denebilir…
Doğumların Müddetleri Farklıdır
Canlıların doğum süreleri çeşit çeşittir. Mesela civcivlerin yumurtadan çıkmaları üç hafta yani 21 gündür. İnsanların çocukları 9 ay on günde yani 40 haftada doğar. Fillerin yavruları 24 ayda yani iki senede doğar. Bu müddet de 104 hafta eder…
Elbette Büyük Hizmetlerin doğumu da hemen kolay olmaz. Aktif sabırla beklemek gerekir…
Kollektif Şuur, Başarı ve Huzur
“I am” belgeselinde, Tom Shadyac şöyle diyor: “Aslında problem de BEN; problemlerin düzelmesi de BEN ile ilgili… Kamera ile hayvanlar inceleniyor, neticede görülüyor ki: “Tabiatta, paylaşma ve DEMOKRATİK HAYAT HÂKİM” hükmüne varılıyor. Halbuki biz bugün bu fıtrîliğe ters olarak bireysellik, hırs ve rekabeti esas alıyoruz. Ekonomik düzen de bunlar üzerine kurulu… Geyikler, kuşlar, balıklar, sürü halinde hareket ederken sanki istişare ile hedeflerine yürürken bizler bundan ders almıyoruz… Evet DEĞİŞİM YÜKSELEN KOLLEKTİF ŞUUR İLE GERÇEKLEŞİYOR…
Gazeteci yazar Lyan Mc. Taggart, “Eğer, bütünün parçası olduğumuzu kabul edersek, dünyadaki problemleri çözmeye başlarız. Bu da, ‘Biz neyiz?’ diye kendimizi tarif ve şuurlanmayla başlar.” diyor.
“Afrika kökenliler, ezilmekten, haksızlıklara uğramaktan, insanî haklardan mahrumiyetlerden Amerika’da nasıl kurtuldular?” dersiniz. Fert, fert ama kollektif şuurla beraber hareketle… Sonra ferdilikten grup halinde hareketle… Daha sonra da bu büyük birikimin müthiş bir tsunamiye dönüşmesiyle. Görüldüğü üzere bunun önünde durulamadı ve babası bir Afrikalı olan Obama, Amerika’ya Başkan oldu…
“I am” belgeselinde olduğu gibi bir kabile düşünelim: Toprağa bağlı olarak ekip biçerek veya avcılık yaparak geçiniyorlar. Hep herşeyi paylaşıyorlar ve mutlular. Çünkü elde edilen ürünlerden yaşlılar, zayıflar hastalar ve fakirler, paylarını alıyorlar. Ama bir gün içlerinden birisi, ‘Ben çok güçlüyüm, çok avlanıyorum, çok üretiyorum… Öyleyse başkalarına niye vereyim? Diyerek biriktirmeye başlarsa, bu sefer herkes ihtiyaç fazlalarını biriktirmeye başlar. Zayıflar, hastalar, ihtiyarlar, güçsüzler altta kalıp ezilmeye başlıyor. Bu sefer ister istemez herkese hırs, bireysellik çıkarcılık ve rekabet duyguları aşılanmış olur. İşte o BEN KABİLESİNİN aynısı bugün MODERN HAYATTA İCRAAT başında.
İSLÂMİYET, YAŞAYANI YÜKSELTİR
Üstad Hazretleri “Hutbe-i Şâmiye” isimli eserinde “Rusları mağlup eden Japon Başkumandanı ‘Müslümanlar, İslâmiyete tâbi oldukça yükselmiş, terk ettikçe gerilemişlerdir.’ diyor. Bu kumandan General Nogi Maresuka’dır. Bu zât, İstanbul’a gelmiş, Üstad Hazretlerine sorular sormuş, cevaplar almıştır. Sultan II Abdülhamid, Abdürreşid İbrahim Efendiye, o generale gidip selamını söyleyerek alnından öpmesini söylemiştir. Japon İmparator’u Meili, ona Kont ünvanı verip harakiriyi önlemişti. Ama o, gidip yatılı okullarda dersler vererek şuurlu öğrenciler yetiştirmiştir.”
[Safvet Senih] 2.4.2020 [Samanyolu Haber]
Artık Sadece Bir Türk Hizmeti Değil…
M. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin kitaplarını okuyan hatta asıllarından okumak istiyorum diye yaz tatilllerinde İzmir’e gelip Türkçe öğrenmeye çalışan bir profesör Amerika’daki arkadaşlara, 15 Temmuz’dan sonra, şöyle demiş: “Türkiye’de olan bu olaylar bir açıdan sizin için de, bizim için de iyi oldu. Çünkü şimdi gelip Amerika’ya yerleştiniz. Artık Hizmet, bir Türk hizmeti olmaktan çıktı; burada bir Amerika hizmeti oldu. Biz Amerikalılar milliyetçiyizdir, onun için Türklerin faaliyetlerini bizimkilere anlatmaktan bizler zorluk çekiyorduk. Çünkü, Türklerin işleri onları pek ilgilendirmez. Burada ne yaptığınız önemli. Ayrıca, sizin bir gözünüz hep Türkiye’de idi. Hep Türkiye’de gibi, o anlayışla hareket ediyordunuz. Ama şimdi siz Türkiye’den ümidinizi kestiniz, artık bir Amerikalı gibi düşünüp, ona göre burada isabetli işler yapacaksınız.” Doğru söze ne denebilir…
Doğumların Müddetleri Farklıdır
Canlıların doğum süreleri çeşit çeşittir. Mesela civcivlerin yumurtadan çıkmaları üç hafta yani 21 gündür. İnsanların çocukları 9 ay on günde yani 40 haftada doğar. Fillerin yavruları 24 ayda yani iki senede doğar. Bu müddet de 104 hafta eder…
Elbette Büyük Hizmetlerin doğumu da hemen kolay olmaz. Aktif sabırla beklemek gerekir…
Kollektif Şuur, Başarı ve Huzur
“I am” belgeselinde, Tom Shadyac şöyle diyor: “Aslında problem de BEN; problemlerin düzelmesi de BEN ile ilgili… Kamera ile hayvanlar inceleniyor, neticede görülüyor ki: “Tabiatta, paylaşma ve DEMOKRATİK HAYAT HÂKİM” hükmüne varılıyor. Halbuki biz bugün bu fıtrîliğe ters olarak bireysellik, hırs ve rekabeti esas alıyoruz. Ekonomik düzen de bunlar üzerine kurulu… Geyikler, kuşlar, balıklar, sürü halinde hareket ederken sanki istişare ile hedeflerine yürürken bizler bundan ders almıyoruz… Evet DEĞİŞİM YÜKSELEN KOLLEKTİF ŞUUR İLE GERÇEKLEŞİYOR…
Gazeteci yazar Lyan Mc. Taggart, “Eğer, bütünün parçası olduğumuzu kabul edersek, dünyadaki problemleri çözmeye başlarız. Bu da, ‘Biz neyiz?’ diye kendimizi tarif ve şuurlanmayla başlar.” diyor.
“Afrika kökenliler, ezilmekten, haksızlıklara uğramaktan, insanî haklardan mahrumiyetlerden Amerika’da nasıl kurtuldular?” dersiniz. Fert, fert ama kollektif şuurla beraber hareketle… Sonra ferdilikten grup halinde hareketle… Daha sonra da bu büyük birikimin müthiş bir tsunamiye dönüşmesiyle. Görüldüğü üzere bunun önünde durulamadı ve babası bir Afrikalı olan Obama, Amerika’ya Başkan oldu…
“I am” belgeselinde olduğu gibi bir kabile düşünelim: Toprağa bağlı olarak ekip biçerek veya avcılık yaparak geçiniyorlar. Hep herşeyi paylaşıyorlar ve mutlular. Çünkü elde edilen ürünlerden yaşlılar, zayıflar hastalar ve fakirler, paylarını alıyorlar. Ama bir gün içlerinden birisi, ‘Ben çok güçlüyüm, çok avlanıyorum, çok üretiyorum… Öyleyse başkalarına niye vereyim? Diyerek biriktirmeye başlarsa, bu sefer herkes ihtiyaç fazlalarını biriktirmeye başlar. Zayıflar, hastalar, ihtiyarlar, güçsüzler altta kalıp ezilmeye başlıyor. Bu sefer ister istemez herkese hırs, bireysellik çıkarcılık ve rekabet duyguları aşılanmış olur. İşte o BEN KABİLESİNİN aynısı bugün MODERN HAYATTA İCRAAT başında.
İSLÂMİYET, YAŞAYANI YÜKSELTİR
Üstad Hazretleri “Hutbe-i Şâmiye” isimli eserinde “Rusları mağlup eden Japon Başkumandanı ‘Müslümanlar, İslâmiyete tâbi oldukça yükselmiş, terk ettikçe gerilemişlerdir.’ diyor. Bu kumandan General Nogi Maresuka’dır. Bu zât, İstanbul’a gelmiş, Üstad Hazretlerine sorular sormuş, cevaplar almıştır. Sultan II Abdülhamid, Abdürreşid İbrahim Efendiye, o generale gidip selamını söyleyerek alnından öpmesini söylemiştir. Japon İmparator’u Meili, ona Kont ünvanı verip harakiriyi önlemişti. Ama o, gidip yatılı okullarda dersler vererek şuurlu öğrenciler yetiştirmiştir.”
[Safvet Senih] 2.4.2020 [Samanyolu Haber]
Ankara Tabip Odası’ndan korkutan salgın tahmini
Açıklanan resmi rakamlara göre dünyada koronavirüsün en hızlı yayıldığı ülke Türkiye. Ankara Tabip Odası Başkanı Vedat Bulut, test yaptıkça vaka sayısının artacağına dikkat çekti. Rakamın 100 bine ulaşmasının sürpriz olmayacağını vurguladı.
BOLD – Türkiye, dünyada koronavirüs vakalarının ilk 10 günde en çok arttığı ülke oldu. Ankara Tabip Odası Başkanı Vedat Bulut, vaka sayısının 100 bine ulaşmasının sürpriz olmayacağını ifade etti.
VİRÜSÜN EN FAZLA ARTTIĞI ÜLKE TÜRKİYE
Sağlık Bakanlığı’nca yayımlanan koronavirüs vaka rakamları, salgın sayısındaki hızlı artışı gözler önüne serdi. Ülke, koronavirüsün en çok can aldığı 10’uncu ülke konumuna yerleşti. Dünya ülkeleri arasında 10 gün içinde koronavirüs vaka sayısının en fazla arttığı ülke ise Türkiye oldu.
100 BİN RAKAMLARI SÜRPRİZ OLMAZ
BirGün’e konuşan Ankara Tabip Odası Başkanı Vedat Bulut, Sağlık Bakanlığı bünyesinde oluşturulan Bilim Kurulu’nun sürecin başında yaptığı tahminlerde, vaka sayısının mayısa kadar 5 bin olacağını öngördüğünü anlatan Bulut, “Ben o zaman 20 bin demiştim. Türkiye’nin Haziran’a girildiğinde 300 bin vakaya ulaşması çok zor ama 100 binler de sürpriz olmaz” dedi.
İZOLASYONA UYULMAYAN ÇOK SAYIDA KENT VAR
Salgının artmasında izolasyona uyulmamasının etkili olduğunu vurgulayan Bulut, “Birçok kentte izolasyona dikkat edilse de buna uymayan birkaç kent var. Oralarda da valilikler önlem almaya çalışıyor. İzolasyon etkin şekilde uygulanmazsa sayı da artacak. Aynı şekilde test sayısı arttıkça vaka sayısının artması da normal… Testler yoğunlaştıkça vakalar da 500’er 500’er artacak” dedi.
TOPLUMSAL HAREKETLİLİK ENGELLENMELİ
Umreden dönen 12 bin kişinin, karantinaya alınmadan evlerine gönderildiğini hatırlatan Bulut, “İstanbul’da işsiz kalan yurttaşlar, şehir dışına çıkmak zorunda kaldı. Toplumsal hareketlilik engellenemedi” dedi. Yaklaşan Ramazan Bayramı nedeniyle özellikle Doğu ve Güneydoğu illerinde, ziyaretlerin artabileceği uyarısında bulunan Bulut, “Bu ve ‘kadercilik’ anlayışı, vaka sayısındaki artışı daha da ivmelendirebilir” dedi.
[BoldMedya] 2.4.2020
BOLD – Türkiye, dünyada koronavirüs vakalarının ilk 10 günde en çok arttığı ülke oldu. Ankara Tabip Odası Başkanı Vedat Bulut, vaka sayısının 100 bine ulaşmasının sürpriz olmayacağını ifade etti.
VİRÜSÜN EN FAZLA ARTTIĞI ÜLKE TÜRKİYE
Sağlık Bakanlığı’nca yayımlanan koronavirüs vaka rakamları, salgın sayısındaki hızlı artışı gözler önüne serdi. Ülke, koronavirüsün en çok can aldığı 10’uncu ülke konumuna yerleşti. Dünya ülkeleri arasında 10 gün içinde koronavirüs vaka sayısının en fazla arttığı ülke ise Türkiye oldu.
100 BİN RAKAMLARI SÜRPRİZ OLMAZ
BirGün’e konuşan Ankara Tabip Odası Başkanı Vedat Bulut, Sağlık Bakanlığı bünyesinde oluşturulan Bilim Kurulu’nun sürecin başında yaptığı tahminlerde, vaka sayısının mayısa kadar 5 bin olacağını öngördüğünü anlatan Bulut, “Ben o zaman 20 bin demiştim. Türkiye’nin Haziran’a girildiğinde 300 bin vakaya ulaşması çok zor ama 100 binler de sürpriz olmaz” dedi.
İZOLASYONA UYULMAYAN ÇOK SAYIDA KENT VAR
Salgının artmasında izolasyona uyulmamasının etkili olduğunu vurgulayan Bulut, “Birçok kentte izolasyona dikkat edilse de buna uymayan birkaç kent var. Oralarda da valilikler önlem almaya çalışıyor. İzolasyon etkin şekilde uygulanmazsa sayı da artacak. Aynı şekilde test sayısı arttıkça vaka sayısının artması da normal… Testler yoğunlaştıkça vakalar da 500’er 500’er artacak” dedi.
TOPLUMSAL HAREKETLİLİK ENGELLENMELİ
Umreden dönen 12 bin kişinin, karantinaya alınmadan evlerine gönderildiğini hatırlatan Bulut, “İstanbul’da işsiz kalan yurttaşlar, şehir dışına çıkmak zorunda kaldı. Toplumsal hareketlilik engellenemedi” dedi. Yaklaşan Ramazan Bayramı nedeniyle özellikle Doğu ve Güneydoğu illerinde, ziyaretlerin artabileceği uyarısında bulunan Bulut, “Bu ve ‘kadercilik’ anlayışı, vaka sayısındaki artışı daha da ivmelendirebilir” dedi.
[BoldMedya] 2.4.2020
Kaydol:
Yorumlar (Atom)