Eski CHP milletvekili Barış Yarkadaş, Şanlıurfa Belediyesi'nin koronavirüs için bağış topladığını gösteren bir belge yayınladı.
KRONOS -1 Nisan 2020
CHP’li belediyelerin koronavirüse karşı bağış toplama kampanyaları İçişleri Bakanlığı tarafından yasaklanmış, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da bu durumu “devlet içinde devlet kurmaya benzer” diyerek eleştirmişti.
Ancak bu durumun AKP’li belediyeler için geçerli olmadığı ortaya çıktı. Kronos’un bulduğu bir ilanda AKP’li Konya Belediyesi vatandaşlardan koronavirüse karşı bağış istiyor.
Eski CHP Milletvekili ve gazeteci Barış Yarkadaş da İçişleri Bakanlığı kararıyla CHP’li belediyelerin koronavirüs ile mücadele kapsamında bağış toplamasına ambargo konulmasının ardından AKP’li Şanlıurfa Belediyesi’nin bağış topladığını gösteren bir belge yayımladı.
Yarkadaş’ın paylaştığı belgede, AKP’li Şanlıurfa Belediyesi’nin Urfa Sanayici ve İş İnsanları Derneği’ne gönderdiği mektupta 5933 saylı kanun gereği kabul edecekleri yazıyor.
Yarkadaş ise “CHP’li belediyelerin topladığı bağışlar yasaya uygundur” diyerek sosyal medya hesabı Twitter’dan şu paylaşımı yaptı:
“Bu belge elime az önce geçti. AKP’li Şanlıurfa Belediyesi, bugün Urfa Sanayici ve İş İnsanları Derneği’ne bir mektup yolluyor. Mektupta, belediyenin 5933 saylı kanun gereği COVİD-19 salgını için bağış kabul edebileceği belirtiliyor.
CHP’li belediyelerin topladığı bağışlar yasaya uygundur. Bir belediye başkanı, yurttaşa zor günde bir sabun, bir kolonya götüremeyecekse belediyeciliğin anlamı nedir?”
[Kronos.News] 1.4.2020
Can kaybı 277’ye yükseldi: İşte en çok ölümün olduğu 10 şehir
Türkiye’de Koronavirüs’ten ölenlerin sayısı 277’ye yükseldi. Sağlık Bakanı Faruk Koca yaptığı açıklamada, “63 kişi daha Koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti; 2 bin 148 kişiye daha tanı kondu.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de toplam vaka sayısı ise 15 bin 679’a yükseldi. Sağlık Bakanı Koca, “39 ilimizde hayatını kaybeden hastalarımız var. Artık bütün illerimizde bu virüsün olduğunu biliyoruz. Daha çok vakanın görüldüğü yer İstanbul. İstanbul’daki vaka sayısı 8 bin 882, İzmir’de 853, Ankara’da 712 vaka var.Onu İzmir, Ankara izliyor. Hayatını kaybedenlerin yüzde 80’i 60 yaş üzeri.” dedi.
Can kaybının en çok olduğu 10 il
Koca şöyle devam etti: “İstanbul’da 117, İzmir’de 18, Kocaeli’de 8, Ankara’da 7, Konya’da 7, Zonguldak’ta 5, Trabzon’da 5, Balıkesir’de 5, Adana’da 3, Sakarya’da ise 3 kişi corona virüs nedeniyle hayatını kaybetti.”
“Hayatını kaybeden kişilerin yüzde 79,5’u 60 üstü. Yoğun bakımda olanların yüzde 75’i 60 yaşın üstünde.Hayatını kaybeden vatandaşlarımızın yüzde 69’u tansiyon hastası. Yoğun bakımda olanların yüzde 63’ü tansiyon hastası olduğunu görüyoruz. 601 sağlık çalışanına Koronavirüs bulaştı.”
İşte 1 Nisan 2020 itibariyle Türkiye’deki günlük Koronavirüs Tablosu;
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Bilim Kurulu toplantısı sonrasında açıklama yaptı.
Koca’nın açıklamalarından satır başları şöyle:
“Koronavirüs salgınında dünyada gelinen nokta artık olayın başlangıç günlerini bile unutturdu. Çin’de başlayan olay bütün hayatı belirlenmiş durumda. Hiçbirimiz herhangi bir insan bu hastalık yokmuş gibi yaşayamaz. 24 saat içinde bile yaşam tarzı radikal değişiklikler gösterebiliyor. Bu eski dünya değil. Dünya insanının ekran başında izlediği haberler eskiye benzemiyor.
“Dünyanın bütün ulusları ortak bir düşmana karşı savaşıyor. Bütün ülkeler ayrı bir cephe. Karşımızda sürekli hareket halinde olna, zayıf noktaları tehdit eden bir düşman var. İnsanlık buna ilk kez tanık oluyor. Dayanışma izolasyonla gerçekleşiyor.
“Şu ana kadar ne başarı gösterilmişse, bunu izolasyona borçludur. Biz de hastalığın ülkemize girmesini bu yolla öteledik. Temas, mesafe, izolasyon. Bu üç kelime hayati önemde. Temas içinde olmayacağız, araya mesafe koyacağız, kendimizi izole edeceğiz. Bütün dünyada bilim insanları hastalık üzerine çalışıyor. İzolasyon konusu her gün daha fazla önem kazanıyor. Mücadele temelde yayılmayı önleme mücadelesidir.
“Tıp temastan kaçın, araya mesafe koy, kendini izole et diyor. Bu temel kural uygulanmazsa diğer tedbirler bizi koruyamaz. Uyguladığınız tedbiri başkasından talep etme hakkınız var. Yakınlarınızı çevrenizi uyarmak gibi bir sorumluluğunuz var. Özgürlüğümüzü kısıtlayan birbirimiz değiliz, özgürlüğümüzü risk kısıtlıyor.
“Mücadelenin temelinde kişiler var. Herhangi birimizin tavizi hepimizi ilgilendirecek ciddi sonuçlar demektir. Bu günler şüphesiz geçicidir. Bugün ödevimizi ne kadar iyi yaparsak yarın o kadar övüneceğiz. Başarırsak birlikte gurur duyacağız. Bir yönüyle bu bir halk sağlığı savaşıdır. Hedefimiz bu savaştan en az can kaybıyla çıkmak ve virüsü en erken kontrol altına almaktır.
“Virüsün bütün gücü yayılma fırsatıdır, bu gücü tanımayalım. Sizleri bu savaşın kahramanı olmaya davet ediyorum. Bunu başaramazsak kayıplarımız artacak. Akşam günün tablosu karşımıza çıktığında daha fazla üzüleceğiz. Şehirlerde hareketlilik ne kadar azalırsa o kadar hızlı galip geliriz.
“Son 24 saatte 14 bin 396 test yapıldı. Vaka sayısı 2 bin 148. Hayatını kaybeden vatandaşlarımızın sayısı 63. 333 hastamızın da iyileştiğini ayrıca söylemek istiyorum. Bazı bilgiler endişe verici olabilir. Endişe verici olarak da algılanmalı. Şu konuda içimiz rahat olmalı. Vakaları hızlı tespitimiz söz konusu.”
[TR724] 1.4.2020
Türkiye’de toplam vaka sayısı ise 15 bin 679’a yükseldi. Sağlık Bakanı Koca, “39 ilimizde hayatını kaybeden hastalarımız var. Artık bütün illerimizde bu virüsün olduğunu biliyoruz. Daha çok vakanın görüldüğü yer İstanbul. İstanbul’daki vaka sayısı 8 bin 882, İzmir’de 853, Ankara’da 712 vaka var.Onu İzmir, Ankara izliyor. Hayatını kaybedenlerin yüzde 80’i 60 yaş üzeri.” dedi.
Can kaybının en çok olduğu 10 il
Koca şöyle devam etti: “İstanbul’da 117, İzmir’de 18, Kocaeli’de 8, Ankara’da 7, Konya’da 7, Zonguldak’ta 5, Trabzon’da 5, Balıkesir’de 5, Adana’da 3, Sakarya’da ise 3 kişi corona virüs nedeniyle hayatını kaybetti.”
“Hayatını kaybeden kişilerin yüzde 79,5’u 60 üstü. Yoğun bakımda olanların yüzde 75’i 60 yaşın üstünde.Hayatını kaybeden vatandaşlarımızın yüzde 69’u tansiyon hastası. Yoğun bakımda olanların yüzde 63’ü tansiyon hastası olduğunu görüyoruz. 601 sağlık çalışanına Koronavirüs bulaştı.”
İşte 1 Nisan 2020 itibariyle Türkiye’deki günlük Koronavirüs Tablosu;
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Bilim Kurulu toplantısı sonrasında açıklama yaptı.
Koca’nın açıklamalarından satır başları şöyle:
“Koronavirüs salgınında dünyada gelinen nokta artık olayın başlangıç günlerini bile unutturdu. Çin’de başlayan olay bütün hayatı belirlenmiş durumda. Hiçbirimiz herhangi bir insan bu hastalık yokmuş gibi yaşayamaz. 24 saat içinde bile yaşam tarzı radikal değişiklikler gösterebiliyor. Bu eski dünya değil. Dünya insanının ekran başında izlediği haberler eskiye benzemiyor.
“Dünyanın bütün ulusları ortak bir düşmana karşı savaşıyor. Bütün ülkeler ayrı bir cephe. Karşımızda sürekli hareket halinde olna, zayıf noktaları tehdit eden bir düşman var. İnsanlık buna ilk kez tanık oluyor. Dayanışma izolasyonla gerçekleşiyor.
“Şu ana kadar ne başarı gösterilmişse, bunu izolasyona borçludur. Biz de hastalığın ülkemize girmesini bu yolla öteledik. Temas, mesafe, izolasyon. Bu üç kelime hayati önemde. Temas içinde olmayacağız, araya mesafe koyacağız, kendimizi izole edeceğiz. Bütün dünyada bilim insanları hastalık üzerine çalışıyor. İzolasyon konusu her gün daha fazla önem kazanıyor. Mücadele temelde yayılmayı önleme mücadelesidir.
“Tıp temastan kaçın, araya mesafe koy, kendini izole et diyor. Bu temel kural uygulanmazsa diğer tedbirler bizi koruyamaz. Uyguladığınız tedbiri başkasından talep etme hakkınız var. Yakınlarınızı çevrenizi uyarmak gibi bir sorumluluğunuz var. Özgürlüğümüzü kısıtlayan birbirimiz değiliz, özgürlüğümüzü risk kısıtlıyor.
“Mücadelenin temelinde kişiler var. Herhangi birimizin tavizi hepimizi ilgilendirecek ciddi sonuçlar demektir. Bu günler şüphesiz geçicidir. Bugün ödevimizi ne kadar iyi yaparsak yarın o kadar övüneceğiz. Başarırsak birlikte gurur duyacağız. Bir yönüyle bu bir halk sağlığı savaşıdır. Hedefimiz bu savaştan en az can kaybıyla çıkmak ve virüsü en erken kontrol altına almaktır.
“Virüsün bütün gücü yayılma fırsatıdır, bu gücü tanımayalım. Sizleri bu savaşın kahramanı olmaya davet ediyorum. Bunu başaramazsak kayıplarımız artacak. Akşam günün tablosu karşımıza çıktığında daha fazla üzüleceğiz. Şehirlerde hareketlilik ne kadar azalırsa o kadar hızlı galip geliriz.
“Son 24 saatte 14 bin 396 test yapıldı. Vaka sayısı 2 bin 148. Hayatını kaybeden vatandaşlarımızın sayısı 63. 333 hastamızın da iyileştiğini ayrıca söylemek istiyorum. Bazı bilgiler endişe verici olabilir. Endişe verici olarak da algılanmalı. Şu konuda içimiz rahat olmalı. Vakaları hızlı tespitimiz söz konusu.”
[TR724] 1.4.2020
Savcı cemaat tutuklusu tıp profesörü için “Toplum sağlığına katkı sağlar” diyerek tahliye istedi
Hakkındaki cemaat soruşturması nedeniyle tutuklu bulunan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı’nda öğretim görevlisi olan profesör, savcının “Toplum sağlığına katkı sağlar” talebi doğrultusunda tahliye edildi.
BOLD- İsmini vermek istemeyen profesörün avukatı Hatice Yıldız, tahliye talebini savcılığa sundu. Savcılık da Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği’ne “Hâkimler ve Savcılar Kurulu ve Sağlık Bakanlığı’nın koronavirüs salgını nedeniyle almış olduğu kararlar gözetilerek bu kişinin toplum sağlığına katkıda bulunabileceği de dikkate alınarak hak kaybına sebebiyet vermemek için serbest bırakılmasını” talep eden bir müzekkere yazdı.
Medyascope’de yer alan özel habere göre, Tutukluluğu değerlendiren Sulh Ceza Hâkimliği talebi reddetti. Ret kararının ardından savcılık, profesör hakkında iddianame hazırlayıp Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme, dosyayı inceledi ve tutuklu tıp profesörünün tahliyesine karar verdi.
Mahkeme karar yazısında, “Dosya kapsamı ve tutuklu kaldığı süre nazara alınarak Ceza Muhakemesi Kanunu 109/3 maddesi uyarınca yurtdışı yasağı koymak suretiyle sanığın tahliyesine karar verilmiştir” dedi.
Tıp profesörünün aynı suçlamayla bir yıl önce ifadesi alınmış, hakkında takipsizlik kararı verilmişti. Ancak doktor bir yıl sonra tekrar dosyada yeni bir tanık beyanı olduğu gerekçesiyle ifadeye çağrıldı. İfadesinin üç ay sonrasında ise gözaltına alınan tıp profesörü, 12 günlük gözaltı süresinin ardından tutuklanarak cezaevine gönderildi.
AVUKAT YILDIZ: BUNUN GİBİ ÖNEMLİ KARARLARIN ÇOĞALMASINI İSTİYORUZ
Doktorun avukatlığını üstlenen Hatice Yıldız, tahliye talebini içeren dilekçesinde kişinin doktor olduğunu ve salgın sırasında toplum sağlığına katkı sağlayacağını vurguladı. Medyascope’a konuşan Yıldız, “Bu karar bizim için sevindirici, bunun gibi olumlu örneklerin çoğalmasını istiyoruz. Tutukluluk bizim hukukumuzda istisnai bir tedbirdir. Adli kontrol tedbirleri önceliklidir” dedi.
GATA’DA GÖREV YAPAN BİR DOKTORA DAHA TAHLİYE
Avukat Yıldız’ın GATA’da görev yapan başka bir doktor müvekkili de benzer şekilde tahliye edildi. Hekimin tahliyesi için Yıldız, aynı gerekçeleri mahkemeye sunduklarını belirtti.
[BoldMedya] 1.4.2020
BOLD- İsmini vermek istemeyen profesörün avukatı Hatice Yıldız, tahliye talebini savcılığa sundu. Savcılık da Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği’ne “Hâkimler ve Savcılar Kurulu ve Sağlık Bakanlığı’nın koronavirüs salgını nedeniyle almış olduğu kararlar gözetilerek bu kişinin toplum sağlığına katkıda bulunabileceği de dikkate alınarak hak kaybına sebebiyet vermemek için serbest bırakılmasını” talep eden bir müzekkere yazdı.
Medyascope’de yer alan özel habere göre, Tutukluluğu değerlendiren Sulh Ceza Hâkimliği talebi reddetti. Ret kararının ardından savcılık, profesör hakkında iddianame hazırlayıp Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme, dosyayı inceledi ve tutuklu tıp profesörünün tahliyesine karar verdi.
Mahkeme karar yazısında, “Dosya kapsamı ve tutuklu kaldığı süre nazara alınarak Ceza Muhakemesi Kanunu 109/3 maddesi uyarınca yurtdışı yasağı koymak suretiyle sanığın tahliyesine karar verilmiştir” dedi.
Tıp profesörünün aynı suçlamayla bir yıl önce ifadesi alınmış, hakkında takipsizlik kararı verilmişti. Ancak doktor bir yıl sonra tekrar dosyada yeni bir tanık beyanı olduğu gerekçesiyle ifadeye çağrıldı. İfadesinin üç ay sonrasında ise gözaltına alınan tıp profesörü, 12 günlük gözaltı süresinin ardından tutuklanarak cezaevine gönderildi.
AVUKAT YILDIZ: BUNUN GİBİ ÖNEMLİ KARARLARIN ÇOĞALMASINI İSTİYORUZ
Doktorun avukatlığını üstlenen Hatice Yıldız, tahliye talebini içeren dilekçesinde kişinin doktor olduğunu ve salgın sırasında toplum sağlığına katkı sağlayacağını vurguladı. Medyascope’a konuşan Yıldız, “Bu karar bizim için sevindirici, bunun gibi olumlu örneklerin çoğalmasını istiyoruz. Tutukluluk bizim hukukumuzda istisnai bir tedbirdir. Adli kontrol tedbirleri önceliklidir” dedi.
GATA’DA GÖREV YAPAN BİR DOKTORA DAHA TAHLİYE
Avukat Yıldız’ın GATA’da görev yapan başka bir doktor müvekkili de benzer şekilde tahliye edildi. Hekimin tahliyesi için Yıldız, aynı gerekçeleri mahkemeye sunduklarını belirtti.
[BoldMedya] 1.4.2020
Tarihin tekerrürü ya da Enverland’dan Cumhurbaşkanlığı Forsu’na
Türkiye’den İtalya ve İspanya’ya gönderilen malzemelerin üzerine T.C. ibaresi yerine Cumhurbaşkanlığı Forsu kondu. Bu savrulma bir dönem İttihat ve Terakki’nin mutlak hâkimi olarak Türk siyasetinde boy gösteren Enver Paşa’yı hatırlattı.
BOLD – Koronavirüs salgınıyla mücadelede malzeme ve personel eksiği meslek örgütlerinde dile getirilen Türkiye’nin İspanya ve İtalya’ya gönderdiği yardım malzemelerinin üstünde Türkiye Cumhuriyet ibaresi değil cumhurbaşkanlığı forsu yer aldı.
TANIDIK BİR YOL HİKAYESİ
1900’lerin başında Osmanlı II. Abdülhamid’in baskıcı yönetimi altındaydı. Abdülhamid, dindarlığına rağmen kendi varlığını ve yönetim anlayışını ülkenin selameti için tek çıkar yol olarak görmekteydi. İstibdad anlayışının temelinde de bu vardı. Sultan’ın evhamlı yapısını besleyen çıkarcıların da etkisiyle ülke nefes alamaz hale gelmişti. Hür basın neredeyse kalmamıştı. Hemen hiçbir gazete çok uzun soluklu olamıyordu.
İttihat ve Terakki işte bu baskı ortamı içinde ve üstünde filizlendi. “Hürriyet” vaadi partinin kısa sürede büyümesini sağladı. Enver ve Resneli Niyazi’nin Balkanlardaki ayrılıkçı gruplara karşı başarısı ile iyice güçlenen İttihat ve Terakki hareketi sonunda 1908’de II. Meşrutiyet’i ilan ettirmeyi başardı. Artık onlar “hürriyet kahramanı” idiler. Resneli Niyazi, hürriyetin ilanından sonra Balkanlara geri döndü ama Enver artık İttihat ve Terakki’nin mutlak hâkimi olarak Türk siyaset sahnesindeydi.
BÜYÜK SAVRULMA
İttihat ve Terakki tarihi için 1908’den 1913’e kadar olan dönemle sonrası farklı değerlendirilir. Ülkeyi her ne kadar padişah yönetiyor görünse de asıl güç olan parti, 1913’e kadar öncesine göre nispeten bir özgürlük ortamı oluşturur. Bunda siyasetin tabandan dizayn edilmesinin payı vardır. Herkes sesini duyurabilmektedir. Ne var ki 1913’ten sonra işler değişir.
Peş peşe yaşanan mağlubiyetler, kötüleşen ekonomik durum, kaybedilen yerlerden gelen göçmenlerin İstanbul’daki feci hali İttihat ve Terakki’nin sorgulanmasına neden olur. İktidar için tehlike çanları çalmaktadır. Fakat partinin yönetimi bırakmaya hiç niyeti yoktur. Yönetim giderek sertleşir. Abdülhamid dönemini aratacak bir otoriterlik söz konusudur. Basın yeniden sıkı bir kontrol altına alınır, muhalifler susturulur. Abdülhamid devrinin gözde sindirme mekanı Bekirağa Bölüğü yine dolup taşmaktadır. Siyasi faili meçhuller de yine bu dönemde yaşanır. İttihat ve Terakki Genel Merkezi (Merkez-i Umumi) muhaliflerini şehrin orta yerinde infaz ettirmekten bile kaçınmaz. Parti tabanına da sırt çevrilir. Artık kararlar geniş katılımla değil, merkez-i umumide dar bir kadroyla alınmaktadır. Daha doğrusu her şey Enver-Talat-Cemal üçlüsü tarafından şekillendirilmektedir demek daha doğru olur. Gerekçe hep aynıdır: Memleketin içinde bulunduğu olağanüstü hal…
SAVAŞTAN MEDET UMMAK
Birinci Dünya Savaşı’na işte bu ortamda ve Enver’in mutlak idaresi altında girilir. Daha doğrusu Enver Paşa’nın iradesiyle girmek zorunda kalınır. İlber Ortaylı’ya göre bize sığınan iki Alman zırhlısının (Goeben ve Breslau) Yavuz ve Midilli adını aldıktan sonra Rusya Karadeniz sahillerini bombalamaları Alman oyunu değildir. Bu emri verenler Harbiye Nazırı Enver Paşa ve Bahriye Nazırı Cemal Paşa’dır.
Savaşın da etkisiyle ipler artık bütünüyle Enver Paşa’nın elindedir. Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili Enver ülkeyi bilfiil yöneten kişidir. Padişah sadece bir gölgedir. Almanlar bu gerçeği o kadar iyi bilmektedir ki ülkeden “Enverland” (Enver’in ülkesi) diye söz edilir. Hatta savaş esnasında Almanya’dan Türkiye’ye gönderilen malzeme vagonlarının üstünde bile Enverland yazar. Tüm ülkede her şey tek bir adamın iradesine bağlanmıştır. Sonra…
Sonrası malum… Hayalleri ve çapı arasında kocaman uçurumlar olan Enver Paşa ve avanesi memleketi dört yılın sonunda Sevr felaketiyle karşı karşıya bıraktıktan sonra ülkeyi terk edip kaçarlar. Üstelik arkalarında bir asırdan beri uğraşmak zorunda olduğumuz Ermeni Tehciri gibi problemler bırakarak. Onların bıraktığı bu enkazı kaldırmak da yine gariban Anadolu insanına düşer, elbette Mustafa Kemal önderliğinde…
BİZ BU FİLMİ GÖRMÜŞTÜK AMA YİNE DE İZLİYORUZ
Son birkaç yıldır yaşadıklarımız işte yukarıda ana hatlarıyla ifade edilmeye çalışılan filmi yeniden izlemek gibi. Merhum Akif’in “Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?” dediği tarih ne yazık ki tekerrür ediyor. Koca bir ülke, üstelik artık iyi kötü bir demokrasi geçmişi olan bir ülke tek bir adamın iradesine bağlanmış durumda. Burası artık onun ülkesi! Türkiye Cumhuriyeti’nde değil “Tayyipland”da yaşıyoruz. En azından o ve avanesi öyle inanıyor.
Oysa yola böyle çıkılmamıştı. 2002’deki Ak Parti özgürlük vadederek gelmişti. İlk döneminde ortaya koyduğu performans da bu yöndeydi. Fakat 2007’den sonra işler değişmeye başladı. Ve şimdi p çok eleştirdikleri tek parti yıllarına bile rahmet okutacak derecede otoriter bir AKP ile karşı karşıyayız. Üstelik Enver’in 31 Mart’ı gibi 15 Temmuz’la kendi mitini oluşturmuş bir AKP ve Erdoğan…
İspanya ve İtalya’ya gönderilen malzeme paketlerinde T.C. ibaresi yerine cumhurbaşkanlığı forsu bulunması bu zihniyetin iradi ya da gayriiradi yansımasıdır. Bu noktaya geldiğimiz aslında bir süre önce bu yönetimin en yetkili ağızlarınca ifade edilmişti.
Nitekim Erdoğan rejiminin insafsız sopasına dönüşen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu Mayıs 2019’da yaptığı bir konuşmada aklımızla alay edercesine “12 yıl önce Alevîsi ‘ben Aleviyim’ diyemezdi, Kürt’ü ‘Ben Kürdüm’ diyemezdi. Tayyip Erdoğan’ın ülkesinde bugün herkes kendisini ifade ediyor. Kimse korkmuyor, kimse çekinmiyor…” derken ülkenin artık bir totaliter rejim olduğunu da açıkça ifade ediyordu.
Oysa aynı Soylu 20 Nisan 2008’deki bir konuşmasında Erdoğan’ı “Bu ülkenin herkese çatan ve kaos yaratan bir Başbakanı var ki, akşam evine gittiğinde karısına ve çocuklarına boynu bükük kalan esnafın, çiftçinin yerine kendini koymuyor.” sözleriyle ağır biçimde eleştiriyordu. 2014’te geldiği nokta ise “Allah şahittir ki şu bütün bedenim kan gölüne dönse de Tayyip Erdoğan’dan ayrılmayacağım.” olmuştu. Nerden nereye değil mi?
Soylu’nun “Erdoğan’ın ülkesi” ifadesinden birkaç ay sonra 10 Aralık 2019’da Dünya İnsan Hakları Günü Programı kapsamında Bilkent’te yaptığı konuşmada AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan; İngiltere, Fransa ve Almanya ile yapılan zirveden “İngiltere Almanya Fransa ve şahsım, dörtlü zirve yaptık” şeklinde söz etti. Erdoğan kendini Türkiye olarak görüyordu. Bu, kesinlikle bir dil sürçmesi değil inandığı/inandırıldığı düşüncedir.
Bir ülkenin çöküşünün en hızlı yolu her şeyin tek bir adama bağlanmasıdır. Böylece o adam çöktüğünde –er ya da geç hepsi çöker- ülke de çöküş yaşar. Irak’ta, Mısır’da, Libya’da yaşanan budur.
Enver’in tek adam olması ve her şeyin ona bağlanması ülkeyi felakete sürükledi. Şimdi Türkiye artık Tayyipland… Peki o çöktüğünde ne olacak? Nasıl bir felaket senaryosuyla karşı karşıya kalacağız? Ayak sesleri iyiden iyiye duyulmaya başlayan bu sonu engellemenin bir yolu var mı? Bütün bir ülkenin ve belki gelecek birkaç neslin kaderini belirleyecek sorular bunlar işte!
[BoldMedya] 1.4.2020
BOLD – Koronavirüs salgınıyla mücadelede malzeme ve personel eksiği meslek örgütlerinde dile getirilen Türkiye’nin İspanya ve İtalya’ya gönderdiği yardım malzemelerinin üstünde Türkiye Cumhuriyet ibaresi değil cumhurbaşkanlığı forsu yer aldı.
TANIDIK BİR YOL HİKAYESİ
1900’lerin başında Osmanlı II. Abdülhamid’in baskıcı yönetimi altındaydı. Abdülhamid, dindarlığına rağmen kendi varlığını ve yönetim anlayışını ülkenin selameti için tek çıkar yol olarak görmekteydi. İstibdad anlayışının temelinde de bu vardı. Sultan’ın evhamlı yapısını besleyen çıkarcıların da etkisiyle ülke nefes alamaz hale gelmişti. Hür basın neredeyse kalmamıştı. Hemen hiçbir gazete çok uzun soluklu olamıyordu.
İttihat ve Terakki işte bu baskı ortamı içinde ve üstünde filizlendi. “Hürriyet” vaadi partinin kısa sürede büyümesini sağladı. Enver ve Resneli Niyazi’nin Balkanlardaki ayrılıkçı gruplara karşı başarısı ile iyice güçlenen İttihat ve Terakki hareketi sonunda 1908’de II. Meşrutiyet’i ilan ettirmeyi başardı. Artık onlar “hürriyet kahramanı” idiler. Resneli Niyazi, hürriyetin ilanından sonra Balkanlara geri döndü ama Enver artık İttihat ve Terakki’nin mutlak hâkimi olarak Türk siyaset sahnesindeydi.
BÜYÜK SAVRULMA
İttihat ve Terakki tarihi için 1908’den 1913’e kadar olan dönemle sonrası farklı değerlendirilir. Ülkeyi her ne kadar padişah yönetiyor görünse de asıl güç olan parti, 1913’e kadar öncesine göre nispeten bir özgürlük ortamı oluşturur. Bunda siyasetin tabandan dizayn edilmesinin payı vardır. Herkes sesini duyurabilmektedir. Ne var ki 1913’ten sonra işler değişir.
Peş peşe yaşanan mağlubiyetler, kötüleşen ekonomik durum, kaybedilen yerlerden gelen göçmenlerin İstanbul’daki feci hali İttihat ve Terakki’nin sorgulanmasına neden olur. İktidar için tehlike çanları çalmaktadır. Fakat partinin yönetimi bırakmaya hiç niyeti yoktur. Yönetim giderek sertleşir. Abdülhamid dönemini aratacak bir otoriterlik söz konusudur. Basın yeniden sıkı bir kontrol altına alınır, muhalifler susturulur. Abdülhamid devrinin gözde sindirme mekanı Bekirağa Bölüğü yine dolup taşmaktadır. Siyasi faili meçhuller de yine bu dönemde yaşanır. İttihat ve Terakki Genel Merkezi (Merkez-i Umumi) muhaliflerini şehrin orta yerinde infaz ettirmekten bile kaçınmaz. Parti tabanına da sırt çevrilir. Artık kararlar geniş katılımla değil, merkez-i umumide dar bir kadroyla alınmaktadır. Daha doğrusu her şey Enver-Talat-Cemal üçlüsü tarafından şekillendirilmektedir demek daha doğru olur. Gerekçe hep aynıdır: Memleketin içinde bulunduğu olağanüstü hal…
SAVAŞTAN MEDET UMMAK
Birinci Dünya Savaşı’na işte bu ortamda ve Enver’in mutlak idaresi altında girilir. Daha doğrusu Enver Paşa’nın iradesiyle girmek zorunda kalınır. İlber Ortaylı’ya göre bize sığınan iki Alman zırhlısının (Goeben ve Breslau) Yavuz ve Midilli adını aldıktan sonra Rusya Karadeniz sahillerini bombalamaları Alman oyunu değildir. Bu emri verenler Harbiye Nazırı Enver Paşa ve Bahriye Nazırı Cemal Paşa’dır.
Savaşın da etkisiyle ipler artık bütünüyle Enver Paşa’nın elindedir. Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili Enver ülkeyi bilfiil yöneten kişidir. Padişah sadece bir gölgedir. Almanlar bu gerçeği o kadar iyi bilmektedir ki ülkeden “Enverland” (Enver’in ülkesi) diye söz edilir. Hatta savaş esnasında Almanya’dan Türkiye’ye gönderilen malzeme vagonlarının üstünde bile Enverland yazar. Tüm ülkede her şey tek bir adamın iradesine bağlanmıştır. Sonra…
Sonrası malum… Hayalleri ve çapı arasında kocaman uçurumlar olan Enver Paşa ve avanesi memleketi dört yılın sonunda Sevr felaketiyle karşı karşıya bıraktıktan sonra ülkeyi terk edip kaçarlar. Üstelik arkalarında bir asırdan beri uğraşmak zorunda olduğumuz Ermeni Tehciri gibi problemler bırakarak. Onların bıraktığı bu enkazı kaldırmak da yine gariban Anadolu insanına düşer, elbette Mustafa Kemal önderliğinde…
BİZ BU FİLMİ GÖRMÜŞTÜK AMA YİNE DE İZLİYORUZ
Son birkaç yıldır yaşadıklarımız işte yukarıda ana hatlarıyla ifade edilmeye çalışılan filmi yeniden izlemek gibi. Merhum Akif’in “Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?” dediği tarih ne yazık ki tekerrür ediyor. Koca bir ülke, üstelik artık iyi kötü bir demokrasi geçmişi olan bir ülke tek bir adamın iradesine bağlanmış durumda. Burası artık onun ülkesi! Türkiye Cumhuriyeti’nde değil “Tayyipland”da yaşıyoruz. En azından o ve avanesi öyle inanıyor.
Oysa yola böyle çıkılmamıştı. 2002’deki Ak Parti özgürlük vadederek gelmişti. İlk döneminde ortaya koyduğu performans da bu yöndeydi. Fakat 2007’den sonra işler değişmeye başladı. Ve şimdi p çok eleştirdikleri tek parti yıllarına bile rahmet okutacak derecede otoriter bir AKP ile karşı karşıyayız. Üstelik Enver’in 31 Mart’ı gibi 15 Temmuz’la kendi mitini oluşturmuş bir AKP ve Erdoğan…
İspanya ve İtalya’ya gönderilen malzeme paketlerinde T.C. ibaresi yerine cumhurbaşkanlığı forsu bulunması bu zihniyetin iradi ya da gayriiradi yansımasıdır. Bu noktaya geldiğimiz aslında bir süre önce bu yönetimin en yetkili ağızlarınca ifade edilmişti.
Nitekim Erdoğan rejiminin insafsız sopasına dönüşen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu Mayıs 2019’da yaptığı bir konuşmada aklımızla alay edercesine “12 yıl önce Alevîsi ‘ben Aleviyim’ diyemezdi, Kürt’ü ‘Ben Kürdüm’ diyemezdi. Tayyip Erdoğan’ın ülkesinde bugün herkes kendisini ifade ediyor. Kimse korkmuyor, kimse çekinmiyor…” derken ülkenin artık bir totaliter rejim olduğunu da açıkça ifade ediyordu.
Oysa aynı Soylu 20 Nisan 2008’deki bir konuşmasında Erdoğan’ı “Bu ülkenin herkese çatan ve kaos yaratan bir Başbakanı var ki, akşam evine gittiğinde karısına ve çocuklarına boynu bükük kalan esnafın, çiftçinin yerine kendini koymuyor.” sözleriyle ağır biçimde eleştiriyordu. 2014’te geldiği nokta ise “Allah şahittir ki şu bütün bedenim kan gölüne dönse de Tayyip Erdoğan’dan ayrılmayacağım.” olmuştu. Nerden nereye değil mi?
Soylu’nun “Erdoğan’ın ülkesi” ifadesinden birkaç ay sonra 10 Aralık 2019’da Dünya İnsan Hakları Günü Programı kapsamında Bilkent’te yaptığı konuşmada AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan; İngiltere, Fransa ve Almanya ile yapılan zirveden “İngiltere Almanya Fransa ve şahsım, dörtlü zirve yaptık” şeklinde söz etti. Erdoğan kendini Türkiye olarak görüyordu. Bu, kesinlikle bir dil sürçmesi değil inandığı/inandırıldığı düşüncedir.
Bir ülkenin çöküşünün en hızlı yolu her şeyin tek bir adama bağlanmasıdır. Böylece o adam çöktüğünde –er ya da geç hepsi çöker- ülke de çöküş yaşar. Irak’ta, Mısır’da, Libya’da yaşanan budur.
Enver’in tek adam olması ve her şeyin ona bağlanması ülkeyi felakete sürükledi. Şimdi Türkiye artık Tayyipland… Peki o çöktüğünde ne olacak? Nasıl bir felaket senaryosuyla karşı karşıya kalacağız? Ayak sesleri iyiden iyiye duyulmaya başlayan bu sonu engellemenin bir yolu var mı? Bütün bir ülkenin ve belki gelecek birkaç neslin kaderini belirleyecek sorular bunlar işte!
[BoldMedya] 1.4.2020
IBAN in Koronavirüs out! Erdoğan’dan ‘dilenci’ açıklaması…
Türkiye’nin koronavirüs salgını nedeniyle merakla beklediği ekonomik destek paketi yerine Cumhurbaşkanı Erdoğan “Biz Bize Yeteriz” sloganıyla bütün vatandaşları bağış yapmaya davet etti.
BOLD-Canlı yayında IBAN numarası veren Erdoğan, Ramazan ayında toplanan zekatların bu bağış kampanyasına verilmesini istedi. Muhalefetin sert bir şekilde eleştirdiği bu kampanya sonrası koronavirüs krizi nedeniyle tarihinin en ağır ekonomik bunalımını yaşayan Türkiye bu süreçten nasıl çıkacak?
Gazeteci Fatih Akalan ve ekonomi yazarı Turhan Bozkurt ekonomideki son gelişmeleri ve Koronavirüs krizi sonrası Türkiye ve dünya ekonomisindeki son durumu Bold Medya Youtube kanalında canlı yayınında değerlendiriyor.
[BoldMedya] 1.4.2020
BOLD-Canlı yayında IBAN numarası veren Erdoğan, Ramazan ayında toplanan zekatların bu bağış kampanyasına verilmesini istedi. Muhalefetin sert bir şekilde eleştirdiği bu kampanya sonrası koronavirüs krizi nedeniyle tarihinin en ağır ekonomik bunalımını yaşayan Türkiye bu süreçten nasıl çıkacak?
Gazeteci Fatih Akalan ve ekonomi yazarı Turhan Bozkurt ekonomideki son gelişmeleri ve Koronavirüs krizi sonrası Türkiye ve dünya ekonomisindeki son durumu Bold Medya Youtube kanalında canlı yayınında değerlendiriyor.
[BoldMedya] 1.4.2020
Koronadan Korunmak İçin Nasıl Spor Yapmalıyız? [Nurullah Kaya]
Bağışıklık sistemimizi bilinçli bir şekilde güçlendirmek için nasıl spor yapmamız gerektiğiyle ilgili geçen günkü yazımıza kaldığımız yerden devam edelim. Korona virüsüne karşı direnç kazanmak için öncelikle dayanıklılık egzersizlerinin önemine değinmiştik. Bugün de vücudumuz ve bağışıklık sistemimiz için son derece gerekli olan kuvvet antrenmanlarını anlatmaya çalışacağız.
Günümüzde birçok insanın vücudundaki yağ oranı kas oranını fazlasıyla geçmiş durumda. Bu durumu tersine çevirmezsek metabolizmamız sağlık sorunuyla mücadele etmekte yetersiz kalır. Kas miktarının artırılması ve dinç tutulmasına yönelik yapılan kuvvet egzersizleri sayesinde metabolizma ciddi bir düzene girer. Kuvvet antrenmanları düzenli yapıldığında en büyük sorunlarımızdan olan fazla kilolardan kurtulur, kan şekerini düzenler, kemik erimesinin önüne geçmiş oluruz.
Normal vakitlerde spor salonlarında ve antrenör eşliğinde yapılması gereken kuvvet antrenmanları spor salonlarına gidemediğimiz bugünlerde de çok kolay yapılabilir. Kuvvet kazanmak için ilk etapta vücut ağırlımızı kullanabiliriz.
Herhangi bir ciddi sağlık sorunumuz ve aşırı kilomuz yoksa kuvvet antrenmanlarına barfiks, şınav, mekik, plank ve squat (ağırlıksız) yaparak başlayabiliriz. Bu hareketlere ilk etapta yaş ve fiziksel durumumuza göre haftada 2 gün ile başlayabiliriz. Dayanıklılık antrenmanımızı yani yürüyüş veya koşumuzu yaptıktan sonra kasalarımızı açma germe egzersizleriyle ısıtırız. Böylece vücudumuz kuvvet antrenmanlarına hazır hale gelir. Kuvvet antrenmanlarına kasları hazırlamadan kesinikle başlamamalıyız. Yoksa kaş yapayım derken göz çıkartabilirsiniz.
Buraya kadar yazdıklarımızı uyguladığımızda ısınmamızı tamamlar kaslarımızı hazır hale getirmiş oluruz. Yukarda saydığımız her bir hareketi örneğin barfiksi, başlangıçta 3 tekrar yapıp 1 dakika dinlenip yine 3 tekrar şeklinde 2 set yapabiliriz. Sonra şınav, squat ve mekik şeklinde kuvvet egzersizlerimizi aynı sayılarda devam ettirebiliriz. Antrenmanlar sırasında egzersizler büyük kas grubundan küçük kas grubuna doğru yapılması gerekir.
Ayrıca kuvvet antrenmanları evde küçük ağırlıklarla da yapılabilir. Bacak, sırt, göğüs, omuz, ön ve arka kollarımızı çalıştırabileceğimiz dambıllarla yapılabilecek kuvvet antrenmanları zamanla ağırlık ve alet çeşitliliğinize göre farklılaştırılabilir. Birçok hareket kombinasyonu olan ağırlık antrenmanları ilk etaplarda 1 veya 2 kg'lık ağırlıklarla 5-10 tekrarlı 2-3 set halinde uygulanabilir. Tekrarlar arası 1-2 saniye, setler arası 1-2 dakika dinlenecek şekilde yapılabilir. Kuvvetlendikçe ve haftalar ilerledikçe ilk etapta tekrar sayısını daha sonra da ağırlık miktarını artırabilirsiniz.
Antrenmanlarınızı mümkünse az insanın olduğu doğada veya bahçenizde yapabilirsiniz. Bu mümkün değilse evinizde oksijenin bol olduğu bir odada ve kendinize zarar vermeyecek koşullarda yapmalısınız.
Kuvvet egzersizlerinde kaslarınızı zorlarken nefes almalı, kaslarınızı serbest bıraktığınızda nefesinizi vermelisiniz. Antrenmanlar sırasında normal nefes alıp vermeye ve nefesinizi tutmamaya çalışınız yoksa kan basıncınız yani tansiyonunuz yükselebilir. Kesinlikle nefes alışverişinizi, kaslarınızı ve özellikle eklemlerinizi zorlamayınız. Daha önce belinizde, boynunuzda veya dizinizde herhangi bir sağlık problemi yaşadıysanız kuvvet antrenmanlarında çok daha dikkatli olmalısınız.
Herkese sağlıklı günler diliyorum.
[Nurullah Kaya] 1.4.2020 [Samanyolu Haber]
Günümüzde birçok insanın vücudundaki yağ oranı kas oranını fazlasıyla geçmiş durumda. Bu durumu tersine çevirmezsek metabolizmamız sağlık sorunuyla mücadele etmekte yetersiz kalır. Kas miktarının artırılması ve dinç tutulmasına yönelik yapılan kuvvet egzersizleri sayesinde metabolizma ciddi bir düzene girer. Kuvvet antrenmanları düzenli yapıldığında en büyük sorunlarımızdan olan fazla kilolardan kurtulur, kan şekerini düzenler, kemik erimesinin önüne geçmiş oluruz.
Normal vakitlerde spor salonlarında ve antrenör eşliğinde yapılması gereken kuvvet antrenmanları spor salonlarına gidemediğimiz bugünlerde de çok kolay yapılabilir. Kuvvet kazanmak için ilk etapta vücut ağırlımızı kullanabiliriz.
Herhangi bir ciddi sağlık sorunumuz ve aşırı kilomuz yoksa kuvvet antrenmanlarına barfiks, şınav, mekik, plank ve squat (ağırlıksız) yaparak başlayabiliriz. Bu hareketlere ilk etapta yaş ve fiziksel durumumuza göre haftada 2 gün ile başlayabiliriz. Dayanıklılık antrenmanımızı yani yürüyüş veya koşumuzu yaptıktan sonra kasalarımızı açma germe egzersizleriyle ısıtırız. Böylece vücudumuz kuvvet antrenmanlarına hazır hale gelir. Kuvvet antrenmanlarına kasları hazırlamadan kesinikle başlamamalıyız. Yoksa kaş yapayım derken göz çıkartabilirsiniz.
Buraya kadar yazdıklarımızı uyguladığımızda ısınmamızı tamamlar kaslarımızı hazır hale getirmiş oluruz. Yukarda saydığımız her bir hareketi örneğin barfiksi, başlangıçta 3 tekrar yapıp 1 dakika dinlenip yine 3 tekrar şeklinde 2 set yapabiliriz. Sonra şınav, squat ve mekik şeklinde kuvvet egzersizlerimizi aynı sayılarda devam ettirebiliriz. Antrenmanlar sırasında egzersizler büyük kas grubundan küçük kas grubuna doğru yapılması gerekir.
Ayrıca kuvvet antrenmanları evde küçük ağırlıklarla da yapılabilir. Bacak, sırt, göğüs, omuz, ön ve arka kollarımızı çalıştırabileceğimiz dambıllarla yapılabilecek kuvvet antrenmanları zamanla ağırlık ve alet çeşitliliğinize göre farklılaştırılabilir. Birçok hareket kombinasyonu olan ağırlık antrenmanları ilk etaplarda 1 veya 2 kg'lık ağırlıklarla 5-10 tekrarlı 2-3 set halinde uygulanabilir. Tekrarlar arası 1-2 saniye, setler arası 1-2 dakika dinlenecek şekilde yapılabilir. Kuvvetlendikçe ve haftalar ilerledikçe ilk etapta tekrar sayısını daha sonra da ağırlık miktarını artırabilirsiniz.
Antrenmanlarınızı mümkünse az insanın olduğu doğada veya bahçenizde yapabilirsiniz. Bu mümkün değilse evinizde oksijenin bol olduğu bir odada ve kendinize zarar vermeyecek koşullarda yapmalısınız.
Kuvvet egzersizlerinde kaslarınızı zorlarken nefes almalı, kaslarınızı serbest bıraktığınızda nefesinizi vermelisiniz. Antrenmanlar sırasında normal nefes alıp vermeye ve nefesinizi tutmamaya çalışınız yoksa kan basıncınız yani tansiyonunuz yükselebilir. Kesinlikle nefes alışverişinizi, kaslarınızı ve özellikle eklemlerinizi zorlamayınız. Daha önce belinizde, boynunuzda veya dizinizde herhangi bir sağlık problemi yaşadıysanız kuvvet antrenmanlarında çok daha dikkatli olmalısınız.
Herkese sağlıklı günler diliyorum.
[Nurullah Kaya] 1.4.2020 [Samanyolu Haber]
11 büyükşehir belediye başkanından hükümete ortak çağrı: “Yanlıştan dönün’’
Koronavirüse karşı topladıkları bağışlar bloke edilen 11 büyükşehir belediyesi ortak bir bildiri yayınladı.
CHP’li 11 büyükşehir belediye başkanı, bağış kampanyasının İçişleri Bakanlığı’nın genelgesiyle engellenmesine ilişkin, “Engelleme hiçbir fayda sağlamayacak, sadece yardım bekleyen vatandaşlarımızın mağduriyetini arttıracaktır” açıklamasını yaptı.
İçişleri Bakanlığı, yayınladığı bir genelge ile bugüne kadar hep yasal kabul edilen belediyelerin bağış toplama hakkını izne bağladı. Koronavirüs ile mücadele için toplanan bağışları, tam da krizin ortasında, bankalarda bloke ettirdi.
11 BÜYÜKŞEHİR BAŞKANI’NDAN YANLIŞTAN DÖNME ÇAĞRISI
Salgın nedeniyle dışarı çıkamayan, işinden olan, işyeri kapanan yurttaşlar ise mağdur oldu. Hiç beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan bu karar karşısında bir araya gelen Cumhuriyet Halk Partili (CHP) 11 Büyükşehir başkanı ise yanlıştan dönme çağrısında bulundu.
Bildiride, Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı felaket karşısında siyaset dışı davranmanın, devlet kurumları arasında uyumu sağlamanın bir zorunluluk olduğunu vurgulandı.
Ortak bildiriye İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Gürün, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, Tekirdağ Kadir Albayrak ve Aydın Özlem Çerçioğlu, imza attı.
Bildiride şu açıklamalara yer verildi:
“Dünya ve ülke olarak siyaset üstü davranmayı gerektiren olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Çağın bu büyük felaketi karşısında, kamunun tüm kurumları olarak bir araya gelmek ve sorumlu davranmak gibi bir görevimizin olduğunun bilincindeyiz. Bu anlamda siyaset dışı davranmak bizler için bir tercih değil, açık bir mecburiyettir.
Söz konusu felaketi durdurmak, hasarları ortadan kaldırmak ve mağdur olanların mağduriyetine yetişmek için işbirliği yapmak, sadece kamu görevi değil, vicdanî bir sorumluluktur.
Bizler de bu niyetle yola çıktık ve her türlü teşekkürü hak eden vatandaşlarımızın talebi üzerine kampanya başlattık. Belediye başkanları olarak görevimizi yaparken, felaketin büyüklüğü karşısında bütçemizi aşabileceğimizi öngördük. Çünkü devam eden bir salgınla karşı karşıyaydık ve hasarın nerelere ulaşabileceğini düşünüp tedbir geliştirmek durumundaydık.
Bu nedenle insanlarımızın, işte böyle günlerde bizi bir kılan, millet kılan, kardeşlik ve dayanışma ruhuna güvenerek bağış çağrısı yaptık. Çanakkale’de düşmanına bile su verecek kadar merhamet sahibi milletimiz, kendi kardeşine elbette yetişecekti ve biz de elbette buna aracılık etmeyi emir sayacaktık. Ancak tamamen iyi niyetli ve samimi bu çağrımız karşılık bulmaya başlamışken, bu kampanyamız “Belediyeler bağış alabilir mi, alamaz mı?” tartışmasının sonucu olarak durduruldu.
BELEDİYELERİN BAĞIŞ KABUL ETMESİ TAMAMEN YASAL
Belediyelerin ‘bağış’ kabul etmesi tamamen yasal iken, İçişleri Bakanlığı’nın yıllardır belediyelerce yapılan uygulamayı ‘yardım’ kapsamına sokarak anlaşılması imkânsız bir gerekçeyle engellemesi, hiç bir fayda sağlamayacak, sadece yardım bekleyen vatandaşlarımızın mağduriyetini arttıracaktır.
Şunu yürekten ifade ediyoruz: Mağdur milyonlarca insanımıza yeni mağdurlar eklenirken bu konuda ‘kim haklı kim haksız’ tartışmasına girecek ve insanlarımız çare beklerken zaman kaybedecek durumda değiliz. Bu hususu kamuoyunun takdirine ve hukuka bırakıyoruz. Bu hassas durumun, siyasî kamplaşma çabalarına alet edilmesini istemiyoruz.
ELİMİZİ DEĞİL, VÜCUDUMUZU TAŞIN ALTINA SOKALIM
Yardım niyetiyle yola çıktıktan sonra doğabilecek siyasî kârı veya zararı hesaplayacak hâlde hiç değiliz. İnsanlarımızın mağduriyeti giderilsin de siyasî kârı kimin olacaksa olsun, o da önemli değil. Yeter ki bütün bir ülke olarak, bütün kurumlar olarak hep birden sadece elimizi değil, vücudumuzu taşın altına sokalım.
Bizlerin ‘haklı-haksız’ kavgası yapmak yerine, ekmeksiz kalana ekmek götürmek, ihtiyacı olanın gururunu kırmadan cebine hayatını sürdürebileceği kadar para koyabilmek, aç açıkta bırakmamak, zor zamanına eşlik etmek, kardeşinin iyiliğiyle buluşturmak, yaralarımızı karşılıklı sarmak, birbirimize nefes olmak gibi bir önceliğimiz, kutsal bir görevimiz ve vazgeçilmez bir derdimiz var.
Bu nedenle biz 11 Büyükşehir Belediye Başkanı olarak, sorumluluğumuzun bilincindeyiz ve bu tartışmalara asla girmek istemiyoruz. Ülkemizin bir an önce bu felaketten kurtulması için, kentlerimizde etkilenmiş kim varsa, hiç ayrım yapmadan, en küçük hücrelere kadar ulaşıp, devletimizin diğer kurumlarıyla birlikte onların mağduriyetini gidermeyi amaçlıyoruz. Şu kara günlerinde arkalarında devleti görmek isteyen mağdurlara yetişmek bizlerin de üzerine düşen borçtur.
Söz konusu gereksiz tartışmayı tekraren kamuoyunun takdirine ve hukuka bırakırken, küresel yangına dönmüş salgın felâketi karşısında halkımızın yanında olacağımızı ve her türlü yardımı kendilerine ulaştırma konusunda kararlılığımızın sürdüğünün bilinmesini istiyoruz.”
[TR724] 1.4.2020
CHP’li 11 büyükşehir belediye başkanı, bağış kampanyasının İçişleri Bakanlığı’nın genelgesiyle engellenmesine ilişkin, “Engelleme hiçbir fayda sağlamayacak, sadece yardım bekleyen vatandaşlarımızın mağduriyetini arttıracaktır” açıklamasını yaptı.
İçişleri Bakanlığı, yayınladığı bir genelge ile bugüne kadar hep yasal kabul edilen belediyelerin bağış toplama hakkını izne bağladı. Koronavirüs ile mücadele için toplanan bağışları, tam da krizin ortasında, bankalarda bloke ettirdi.
11 BÜYÜKŞEHİR BAŞKANI’NDAN YANLIŞTAN DÖNME ÇAĞRISI
Salgın nedeniyle dışarı çıkamayan, işinden olan, işyeri kapanan yurttaşlar ise mağdur oldu. Hiç beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan bu karar karşısında bir araya gelen Cumhuriyet Halk Partili (CHP) 11 Büyükşehir başkanı ise yanlıştan dönme çağrısında bulundu.
Bildiride, Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı felaket karşısında siyaset dışı davranmanın, devlet kurumları arasında uyumu sağlamanın bir zorunluluk olduğunu vurgulandı.
Ortak bildiriye İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Gürün, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, Tekirdağ Kadir Albayrak ve Aydın Özlem Çerçioğlu, imza attı.
Bildiride şu açıklamalara yer verildi:
“Dünya ve ülke olarak siyaset üstü davranmayı gerektiren olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Çağın bu büyük felaketi karşısında, kamunun tüm kurumları olarak bir araya gelmek ve sorumlu davranmak gibi bir görevimizin olduğunun bilincindeyiz. Bu anlamda siyaset dışı davranmak bizler için bir tercih değil, açık bir mecburiyettir.
Söz konusu felaketi durdurmak, hasarları ortadan kaldırmak ve mağdur olanların mağduriyetine yetişmek için işbirliği yapmak, sadece kamu görevi değil, vicdanî bir sorumluluktur.
Bizler de bu niyetle yola çıktık ve her türlü teşekkürü hak eden vatandaşlarımızın talebi üzerine kampanya başlattık. Belediye başkanları olarak görevimizi yaparken, felaketin büyüklüğü karşısında bütçemizi aşabileceğimizi öngördük. Çünkü devam eden bir salgınla karşı karşıyaydık ve hasarın nerelere ulaşabileceğini düşünüp tedbir geliştirmek durumundaydık.
Bu nedenle insanlarımızın, işte böyle günlerde bizi bir kılan, millet kılan, kardeşlik ve dayanışma ruhuna güvenerek bağış çağrısı yaptık. Çanakkale’de düşmanına bile su verecek kadar merhamet sahibi milletimiz, kendi kardeşine elbette yetişecekti ve biz de elbette buna aracılık etmeyi emir sayacaktık. Ancak tamamen iyi niyetli ve samimi bu çağrımız karşılık bulmaya başlamışken, bu kampanyamız “Belediyeler bağış alabilir mi, alamaz mı?” tartışmasının sonucu olarak durduruldu.
BELEDİYELERİN BAĞIŞ KABUL ETMESİ TAMAMEN YASAL
Belediyelerin ‘bağış’ kabul etmesi tamamen yasal iken, İçişleri Bakanlığı’nın yıllardır belediyelerce yapılan uygulamayı ‘yardım’ kapsamına sokarak anlaşılması imkânsız bir gerekçeyle engellemesi, hiç bir fayda sağlamayacak, sadece yardım bekleyen vatandaşlarımızın mağduriyetini arttıracaktır.
Şunu yürekten ifade ediyoruz: Mağdur milyonlarca insanımıza yeni mağdurlar eklenirken bu konuda ‘kim haklı kim haksız’ tartışmasına girecek ve insanlarımız çare beklerken zaman kaybedecek durumda değiliz. Bu hususu kamuoyunun takdirine ve hukuka bırakıyoruz. Bu hassas durumun, siyasî kamplaşma çabalarına alet edilmesini istemiyoruz.
ELİMİZİ DEĞİL, VÜCUDUMUZU TAŞIN ALTINA SOKALIM
Yardım niyetiyle yola çıktıktan sonra doğabilecek siyasî kârı veya zararı hesaplayacak hâlde hiç değiliz. İnsanlarımızın mağduriyeti giderilsin de siyasî kârı kimin olacaksa olsun, o da önemli değil. Yeter ki bütün bir ülke olarak, bütün kurumlar olarak hep birden sadece elimizi değil, vücudumuzu taşın altına sokalım.
Bizlerin ‘haklı-haksız’ kavgası yapmak yerine, ekmeksiz kalana ekmek götürmek, ihtiyacı olanın gururunu kırmadan cebine hayatını sürdürebileceği kadar para koyabilmek, aç açıkta bırakmamak, zor zamanına eşlik etmek, kardeşinin iyiliğiyle buluşturmak, yaralarımızı karşılıklı sarmak, birbirimize nefes olmak gibi bir önceliğimiz, kutsal bir görevimiz ve vazgeçilmez bir derdimiz var.
Bu nedenle biz 11 Büyükşehir Belediye Başkanı olarak, sorumluluğumuzun bilincindeyiz ve bu tartışmalara asla girmek istemiyoruz. Ülkemizin bir an önce bu felaketten kurtulması için, kentlerimizde etkilenmiş kim varsa, hiç ayrım yapmadan, en küçük hücrelere kadar ulaşıp, devletimizin diğer kurumlarıyla birlikte onların mağduriyetini gidermeyi amaçlıyoruz. Şu kara günlerinde arkalarında devleti görmek isteyen mağdurlara yetişmek bizlerin de üzerine düşen borçtur.
Söz konusu gereksiz tartışmayı tekraren kamuoyunun takdirine ve hukuka bırakırken, küresel yangına dönmüş salgın felâketi karşısında halkımızın yanında olacağımızı ve her türlü yardımı kendilerine ulaştırma konusunda kararlılığımızın sürdüğünün bilinmesini istiyoruz.”
[TR724] 1.4.2020
‘Toplum sağlığına katkı sağlar’ gerekçesiyle tutuklu profesör tahliye edildi
Cezaevinde tutuklu olan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı’nda öğretim görevlisi olan profesör ‘toplum sağlığına katkı sağlar’ gerekçesiyle tahliye edildi.
Sözde ‘fetö üyeliğinden’ tutuklu olan profesörün avukatı Hatice Yıldız, tahliye talebini savcılığa sundu. Savcılık da Ankara 3. Sulh Ceza Hakimliği’ne “HSK ve Sağlık Bakanlığı’nın koronavirüs salgını nedeniyle almış olduğu kararlar gözetilerek bu kişinin toplum sağlığına katkıda bulunabileceği de dikkate alınmış olup hak kaybına sebebiyet vermemek için serbest bırakılmasını” talep eden bir müzekkere yazdı. Tutukluluğu değerlendiren Sulh Ceza Hakimliği talebi reddetti. Ret kararının ardından savcılık profesör hakkında iddianame hazırlayıp Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi.
Mahkeme, dosyayı inceledi ve tutuklu tıp profesörünün tahliyesine karar verdi.
Medyascope’nin haberine göre, mahkeme karar yazısında, “Dosya kapsamı ve tutuklu kaldığı süre nazara alınarak Ceza Muhakemesi Kanunu 109/3 maddesi uyarınca yurt dışı yasağı koymak suretiyle sanığın tahliyesine karar verilmiştir” dedi.
Tıp profesörünün aynı suçlamayla bir yıl önce ifadesi alınmış, hakkında takipsizlik kararı verilmişti. Ancak doktor bir yıl sonra tekrar dosyada yeni bir tanık beyanı olduğu gerekçesiyle ifadeye çağrıldı. İfadesinin üç ay sonrasında ise gözaltına alınan tıp profesörü 12 günlük gözaltı süresinin ardından tutuklanarak cezaevine gönderildi.
AVUKAT YILDIZ: BU KARARLARIN ÇOĞALMASINI İSTİYORUZ
Doktorun avukatlığını üstlenen Hatice Yıldız, tahliye talebini içeren dilekçesinde kişinin doktor olduğunu ve salgın sırasında toplum sağlığına katkı sağlayacağını vurguladı. Medyascope’a konuşan Yıldız, “Bu karar bizim için sevindirici, bunun gibi olumlu örneklerin çoğalmasını istiyoruz. Tutukluluk bizim hukukumuzda istisnai bir tedbirdir. Adli kontrol tedbirleri önceliklidir” dedi.
Ayrıca Avukat Yıldız’ın GATA’da görev yapan başka bir doktor müvekkili de tahliye edildi. Hekimin tahliyesi için Yıldız, aynı gerekçeleri mahkemeye sunduklarını belirtti.
[TR724] 1.4.2020
Sözde ‘fetö üyeliğinden’ tutuklu olan profesörün avukatı Hatice Yıldız, tahliye talebini savcılığa sundu. Savcılık da Ankara 3. Sulh Ceza Hakimliği’ne “HSK ve Sağlık Bakanlığı’nın koronavirüs salgını nedeniyle almış olduğu kararlar gözetilerek bu kişinin toplum sağlığına katkıda bulunabileceği de dikkate alınmış olup hak kaybına sebebiyet vermemek için serbest bırakılmasını” talep eden bir müzekkere yazdı. Tutukluluğu değerlendiren Sulh Ceza Hakimliği talebi reddetti. Ret kararının ardından savcılık profesör hakkında iddianame hazırlayıp Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi.
Mahkeme, dosyayı inceledi ve tutuklu tıp profesörünün tahliyesine karar verdi.
Medyascope’nin haberine göre, mahkeme karar yazısında, “Dosya kapsamı ve tutuklu kaldığı süre nazara alınarak Ceza Muhakemesi Kanunu 109/3 maddesi uyarınca yurt dışı yasağı koymak suretiyle sanığın tahliyesine karar verilmiştir” dedi.
Tıp profesörünün aynı suçlamayla bir yıl önce ifadesi alınmış, hakkında takipsizlik kararı verilmişti. Ancak doktor bir yıl sonra tekrar dosyada yeni bir tanık beyanı olduğu gerekçesiyle ifadeye çağrıldı. İfadesinin üç ay sonrasında ise gözaltına alınan tıp profesörü 12 günlük gözaltı süresinin ardından tutuklanarak cezaevine gönderildi.
AVUKAT YILDIZ: BU KARARLARIN ÇOĞALMASINI İSTİYORUZ
Doktorun avukatlığını üstlenen Hatice Yıldız, tahliye talebini içeren dilekçesinde kişinin doktor olduğunu ve salgın sırasında toplum sağlığına katkı sağlayacağını vurguladı. Medyascope’a konuşan Yıldız, “Bu karar bizim için sevindirici, bunun gibi olumlu örneklerin çoğalmasını istiyoruz. Tutukluluk bizim hukukumuzda istisnai bir tedbirdir. Adli kontrol tedbirleri önceliklidir” dedi.
Ayrıca Avukat Yıldız’ın GATA’da görev yapan başka bir doktor müvekkili de tahliye edildi. Hekimin tahliyesi için Yıldız, aynı gerekçeleri mahkemeye sunduklarını belirtti.
[TR724] 1.4.2020
Yoğun bakıma alınanların sayısı günde 100 ile 150 arasında değişiyor
Tabipler Birliği Kovid-19 İzleme Grubu Üyesi Cavit Işık Yavuz, koronavirüs vaka sayısındaki hızlı artışın önlem almakta gecikildiğinin kanıtı olduğunu söyledi. “Yoğun bakıma alınan sayısı günde 100 ile 150 arası değişiyor. Toplumsal hareketliliği kısıtlayıcı önlemler artırılmalı” dedi.
BOLD – Türkiye, 214 kişi ile koronavirüse (Kovid-19) bağlı ölümlerin yaşandığı ülkeler arasında 13’üncü sırada yer alıyor. Hızla artan vaka sayıları da can kaybının tetiklenmesi endişelerini artırıyor. Peki, yayılma hızını tetikleyen sebep ne?
TOPLUMSAL HAREKETLİLİĞİ KISITLAYICI ÖNLEMLER ARTIRILMALI
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Kovid-19 İzleme Grubu üyesi Doç. Dr. Cavit Işık Yavuz’a göre tabloyu ‘önlem almakta gecikildiğinin kanıtı’ şeklinde yorumlamak gerekiyor.
Birgün’den Mustafa Mert Bildircin’in haberine göre Doç. Dr. Yavuz’un teklifi açık: “Toplumsal hareketliliği kısıtlayıcı önlemler artırılmalı.”
ETKİN İZOLASYONUN ÖNEMLİ OLDUĞUNUN GÖSTERGESİ
Testlerin artmasını beklediklerini ifade ederek bu aşamadan sonra etkin izolasyonun çok önemli olduğununa işaret etti.
Yoğun bakım hastaları sayısındaki artışın dikkat çekici olduğunu söyleyen Yavuz, “Yoğun bakıma alınan hasta sayısı günde 100 ila 150 arası değişiyor. Bu da hastanelerdeki vakaların durumunun ağırlaştığını gösteriyor” diye konuştu.
İLK KAFİLE KARANTİNAYA ALINMALI EVE GÖNDERİLMEMELİYDİ
Karantinanın etkinliği artırılırsa tablonun ağırlaşmayacağını ileri sürerek sözlerini şöyle noktaladı:
“Umre en güzel örneği. İlk gelen kafile de karantinaya alınmalı, evlerine gönderilmemeliydi. Küçük yerlerde karantina kolay ama büyük kentlerde de insanların evde tutulması, virüsün bulaşı hızının azaltılması gerekiyor.”
[BoldMedya] 1.4.2020
BOLD – Türkiye, 214 kişi ile koronavirüse (Kovid-19) bağlı ölümlerin yaşandığı ülkeler arasında 13’üncü sırada yer alıyor. Hızla artan vaka sayıları da can kaybının tetiklenmesi endişelerini artırıyor. Peki, yayılma hızını tetikleyen sebep ne?
TOPLUMSAL HAREKETLİLİĞİ KISITLAYICI ÖNLEMLER ARTIRILMALI
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Kovid-19 İzleme Grubu üyesi Doç. Dr. Cavit Işık Yavuz’a göre tabloyu ‘önlem almakta gecikildiğinin kanıtı’ şeklinde yorumlamak gerekiyor.
Birgün’den Mustafa Mert Bildircin’in haberine göre Doç. Dr. Yavuz’un teklifi açık: “Toplumsal hareketliliği kısıtlayıcı önlemler artırılmalı.”
ETKİN İZOLASYONUN ÖNEMLİ OLDUĞUNUN GÖSTERGESİ
Testlerin artmasını beklediklerini ifade ederek bu aşamadan sonra etkin izolasyonun çok önemli olduğununa işaret etti.
Yoğun bakım hastaları sayısındaki artışın dikkat çekici olduğunu söyleyen Yavuz, “Yoğun bakıma alınan hasta sayısı günde 100 ila 150 arası değişiyor. Bu da hastanelerdeki vakaların durumunun ağırlaştığını gösteriyor” diye konuştu.
İLK KAFİLE KARANTİNAYA ALINMALI EVE GÖNDERİLMEMELİYDİ
Karantinanın etkinliği artırılırsa tablonun ağırlaşmayacağını ileri sürerek sözlerini şöyle noktaladı:
“Umre en güzel örneği. İlk gelen kafile de karantinaya alınmalı, evlerine gönderilmemeliydi. Küçük yerlerde karantina kolay ama büyük kentlerde de insanların evde tutulması, virüsün bulaşı hızının azaltılması gerekiyor.”
[BoldMedya] 1.4.2020
Gökhan Özoğuz’dan Süleyman Soylu’ya: O kadar da değil!
Gökhan Özoğuz, yardım kampanyası başlatan CHP’li Belediyeleri, “Başka devlet kurmak isteyenler” diye suçlayan İçişleri Bakanı Soylu’ya seslendi. “Uydurma bir suçlama yapmaya hakkınız yok” dedi.
BOLD – Koronavirüs salgını yüzünden zor günler geçiren dar gelirli vatandaşlara destek olmak amacıyla kampanya başlatan CHP’li büyükşehir belediyelerinin bağış hesapları İçişleri Bakanlığının talimatıyla bloke edilmişti. Konuyla ilgili eleştirileri yanıtlayan Soylu, belediyelerin bakanlıktan izin almadan hareket ettiğini söyleyerek, ‘Başka devlet kurmak isteyenler’ suçlaması yöneltmişti.
‘HAKKINIZ YOK!’
Ünlü şarkıcı Gökhan Özoğuz, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya tepki gösterdi. Soylu’nun CHP’li belediyelere uygulanan yardım ambargosuna yönelik yaptığı yoruma karşılık veren Özoğuz paylaşımında ”Olup olmadık şeylere sadece sizden daha çok seviliyor, daha iyi, şeffaf, dürüst, özverili, ileri görüşlü, birleştirici, tercih ediliyor diye, sizin; Vatan haini, terörist sevici, ‘Başka devlet kurmak isteyenler’ diye uydurma bir suçlama yapmaya hakkınız yoktur! O kadar da değil!” ifadelerini kullandı.
[BoldMedya] 1.4.2020
BOLD – Koronavirüs salgını yüzünden zor günler geçiren dar gelirli vatandaşlara destek olmak amacıyla kampanya başlatan CHP’li büyükşehir belediyelerinin bağış hesapları İçişleri Bakanlığının talimatıyla bloke edilmişti. Konuyla ilgili eleştirileri yanıtlayan Soylu, belediyelerin bakanlıktan izin almadan hareket ettiğini söyleyerek, ‘Başka devlet kurmak isteyenler’ suçlaması yöneltmişti.
‘HAKKINIZ YOK!’
Ünlü şarkıcı Gökhan Özoğuz, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya tepki gösterdi. Soylu’nun CHP’li belediyelere uygulanan yardım ambargosuna yönelik yaptığı yoruma karşılık veren Özoğuz paylaşımında ”Olup olmadık şeylere sadece sizden daha çok seviliyor, daha iyi, şeffaf, dürüst, özverili, ileri görüşlü, birleştirici, tercih ediliyor diye, sizin; Vatan haini, terörist sevici, ‘Başka devlet kurmak isteyenler’ diye uydurma bir suçlama yapmaya hakkınız yoktur! O kadar da değil!” ifadelerini kullandı.
[BoldMedya] 1.4.2020
Halkbank ilk kez mahkeme salonunda: Avukatlar suçlamaları reddetti
New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’nde yapılan ön duruşma Halkbank’ın ilk kez katılımıyla gerçekleşti. Duruşmada Halkbank’ın avukatları suçlamaları reddetti.
BOLD – Koronavirüs salgını nedeniyle telekonferans aracılığıyla yapılan ön duruşmada, Halkbank’ı üç gün önce mahkemeye bankanın temsil kararını sunan Willams & Connely LLP hukuk firmasına bağlı yeni avukatı Robert M. Cary temsil etti.
Halkbank’ın daha önceki hukuk firmasının avukatı Andrew Hruska, geçtiğimiz hafta mahkemeye sunduğu dilekçede, Halkbank’ı King & Spalding firması ve kendisinin temsil etmeyeceğini bildirmiş, hakim talebi kabul etmişti.
Hakim Richard Berman, 15 Ekim’de açıklanan iddianamede yer alan Halkbank aleyhine iddiaları avukat Cary’ye aktardı. Avukat Cary, Halkbank’ın iddianamede yer alan tüm suçları kabul etmediğini söyledi.
DURUŞMA 70 GÜN SONRAYA ERTELENDİ
Avukat Cary, mahkeme hakiminden duruşmanın üç ay sonraya ertelenmesini talep etti. Müvekkillerinin aleyhine ciddi iddialar olduğu böyle bir dönemde bu iddiaların video konferans aracılığıyla savunulmasının oldukça güç olduğunu belirtti.
Savcılık, Halkbank’ın avukatının üç ay erteleme talebine itiraz etti. Hakim Berman, yargılamanın seri duruşmalarla yapılacağını belirterek, bir sonraki duruşmayı 70 gün sonraya erteledi.
Hakim Berman ayrıca 9 Haziran günü yeniden bir değerlendirme duruşması yapılması ve tarafların bu tarih öncesinde usul ile başvurularını yapmasını istedi.
Geçen Ekim ayında New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’nde açılan davada Halkbank, “ABD‘yi dolandırmak amacıyla komplo kurmak, ‘Uluslararası Acil Ekonomik Güç Yasası’nı’ İran’a para transferleri yaparak ihlal etmek için komplo kurmak, ABD bankalarını dolandırmak, ABD bankacılık ve finans sistemini dolandırmak amacıyla komplo kurmak, kara para aklamak, kara para aklamak amacıyla komplo kurmakla” suçlanıyor.
[BoldMedya] 1.4.2020
BOLD – Koronavirüs salgını nedeniyle telekonferans aracılığıyla yapılan ön duruşmada, Halkbank’ı üç gün önce mahkemeye bankanın temsil kararını sunan Willams & Connely LLP hukuk firmasına bağlı yeni avukatı Robert M. Cary temsil etti.
Halkbank’ın daha önceki hukuk firmasının avukatı Andrew Hruska, geçtiğimiz hafta mahkemeye sunduğu dilekçede, Halkbank’ı King & Spalding firması ve kendisinin temsil etmeyeceğini bildirmiş, hakim talebi kabul etmişti.
Hakim Richard Berman, 15 Ekim’de açıklanan iddianamede yer alan Halkbank aleyhine iddiaları avukat Cary’ye aktardı. Avukat Cary, Halkbank’ın iddianamede yer alan tüm suçları kabul etmediğini söyledi.
DURUŞMA 70 GÜN SONRAYA ERTELENDİ
Avukat Cary, mahkeme hakiminden duruşmanın üç ay sonraya ertelenmesini talep etti. Müvekkillerinin aleyhine ciddi iddialar olduğu böyle bir dönemde bu iddiaların video konferans aracılığıyla savunulmasının oldukça güç olduğunu belirtti.
Savcılık, Halkbank’ın avukatının üç ay erteleme talebine itiraz etti. Hakim Berman, yargılamanın seri duruşmalarla yapılacağını belirterek, bir sonraki duruşmayı 70 gün sonraya erteledi.
Hakim Berman ayrıca 9 Haziran günü yeniden bir değerlendirme duruşması yapılması ve tarafların bu tarih öncesinde usul ile başvurularını yapmasını istedi.
Geçen Ekim ayında New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’nde açılan davada Halkbank, “ABD‘yi dolandırmak amacıyla komplo kurmak, ‘Uluslararası Acil Ekonomik Güç Yasası’nı’ İran’a para transferleri yaparak ihlal etmek için komplo kurmak, ABD bankalarını dolandırmak, ABD bankacılık ve finans sistemini dolandırmak amacıyla komplo kurmak, kara para aklamak, kara para aklamak amacıyla komplo kurmakla” suçlanıyor.
[BoldMedya] 1.4.2020
CHP’li Tanrıkulu: İnfaz yasası siyasi saiklerle cezaevinde tutulan vatandaşları da kapsamalı
CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, koronavirüs salgını sonrası gündeme gelen infaz paketinin yetersiz olduğunu belirtti. “Siyasi saiklerle içeride tutulan vatandaşları kapsayan yeni bir taslak hazırlanmalı ve değiştirilmelidir” dedi.
BOLD – TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanvekili, CHP’li Sezgin Tanrıkulu Meclis’e sunulan ve terör suçlarından yargılanan gazeteci, hak savunucuları ve siyasetçilerin kapsam dışı bırakıldığı infaz paketine tepki gösterdi. Cezaevinde bulunan HDP’li Nazan Özaydın’da koronavirüs tespit edildiğini hatırlatan Tanrıkulu, haklarında mahkûmiyet kararı olmayan vatandaşlar bakımından masumiyet karinesinin esas olduğunu ve yaşam hakkının görmezden gelinemeyeceğini kaydetti.
Cezaevinde meydana gelecek ölümlerden, yargının ‘yaşam hakkı’ kapsamında sorumlu olacağını belirten Tanrıkulu, “Haklarındaki iddialar bilinmeyen ve yıllardır tutuklu olup iddianameleri dahi yazılmayan insanların vebali AKP Hükümetlerinin omuzundadır. Yaşam bir hak, tasarı ise yetersizdir. İnfazda Eşitlik, İnfazda Adalet” dedi.
Tanrıkulu’nun açıklamasında şunları kaydetti:
“Salgın akabinde tüm yurttaşlara “Evde kal” çağrısı yapılırken, 300 bine yakın tutuklu ve hükümlünün cezaevlerinde bu salgın tehditi ile beklemesi; açıklanan af-infaz indirimi taslağının birçok eksiklik içermesi toplumda derin infial yaratmaktadır.
YAŞAM HAKKI GÖRMEZDEN GELİNEMEZ
Tarsus’ta tutukluyken Kovid-19 Testinin pozitif olması nedeniyle Mardin’e nakledilen Mazıdağı Belediye Eş Başkanı Nalan Özaydın vakası Koronavirüsün cezaevlerine bulaştığının göstergesidir. Tutuklular bakımından masumiyet karinesi esas olup, yaşam hakkı görmezden gelinemez! Ancak AKP’nin Meclise getirmeye hazırlandığı tasarı yetersizdir. Siyasi saiklerle içeride tutulan vatandaşları kapsayan yeni bir taslak hazırlanmalı ve değiştirilmelidir.
HAMİLE VE BEBEKLİ TUTUKLULARIN VEBALİ AKP’NİN OMUZUNDADIR
Haklarında bir mahkumiyet kararı olmayan gazeteci, hukukçu, siyasetçi, yurttaşlar bulunurken, hamile ve bebekli tutuklular da görmezden gelinmemelidir. Vatandaşların sağlığı gözetilerek muhtemel af ve infaz indirimi konusunda adil karar alınmalıdır. Dünyada cezaevlerinden başlayarak alınan salgın önlemlerinin benzerlerinin Türkiye’de neden uygulanmadığı ise izaha muhtaçtır. Haklarındaki iddialar bilinmeyen ve yıllardır tutuklu olup iddianameleri dahi yazılmayan insanların vebali AKP Hükümetlerinin omuzundadır!
KİTLESEL ÖLÜMLER YAŞANABİLİR
8 yılda hapishanelerde toplam 2300 tutuklu ve hükümlünün hayatını kaybettiği göz önüne alındığında, cezaevlerinin güncel doluluk oranı ile salgın bağlamında yaşanacak ölümlerin önüne geçilmelidir! Cezaevlerinin hijyenin ve izolasyonun en zor olduğu yerler olduğu aşikar olup, cezaevlerinde tedbirlerin yetersizdir. Koronavirüs dünyayı tehdit altına alırken, ve Türkiye’de de hızla yayılırken, izolasyon ve hijyen çağrılarının cezaevlerinde uygulanamayacaktır. Çok sayıda cezaevinde kapasite aşılmış olup, salgının cezaevlerine sirayeti akabinde kitlesel ölümlerin yaşanması olasıdır!
YARGI YAŞAM HAKKINDAN SORUMLUDUR
Tutuklamanın yerine geçecek adli kontrol yöntemleriyle tutukluların cezaevlerinden çıkışının sağlanmaması halinde cezaevlerinde meydana gelecek ölümlerden yargı, ‘yaşam hakkı’ bakımından sorumlu olacaktır. Siyasetçilerin ve aktivistlerin olası bir düzenlemenin dışında bırakılmak istenmesi de hukuk ve insan hakları açısından kabul edilemez bir durumdur. Yaşam bir hak, tasarı ise yetersizdir. İnfazda Eşitlik, İnfazda Adalet!”
[BoldMedya] 1.4.2020
BOLD – TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanvekili, CHP’li Sezgin Tanrıkulu Meclis’e sunulan ve terör suçlarından yargılanan gazeteci, hak savunucuları ve siyasetçilerin kapsam dışı bırakıldığı infaz paketine tepki gösterdi. Cezaevinde bulunan HDP’li Nazan Özaydın’da koronavirüs tespit edildiğini hatırlatan Tanrıkulu, haklarında mahkûmiyet kararı olmayan vatandaşlar bakımından masumiyet karinesinin esas olduğunu ve yaşam hakkının görmezden gelinemeyeceğini kaydetti.
Cezaevinde meydana gelecek ölümlerden, yargının ‘yaşam hakkı’ kapsamında sorumlu olacağını belirten Tanrıkulu, “Haklarındaki iddialar bilinmeyen ve yıllardır tutuklu olup iddianameleri dahi yazılmayan insanların vebali AKP Hükümetlerinin omuzundadır. Yaşam bir hak, tasarı ise yetersizdir. İnfazda Eşitlik, İnfazda Adalet” dedi.
Tanrıkulu’nun açıklamasında şunları kaydetti:
“Salgın akabinde tüm yurttaşlara “Evde kal” çağrısı yapılırken, 300 bine yakın tutuklu ve hükümlünün cezaevlerinde bu salgın tehditi ile beklemesi; açıklanan af-infaz indirimi taslağının birçok eksiklik içermesi toplumda derin infial yaratmaktadır.
YAŞAM HAKKI GÖRMEZDEN GELİNEMEZ
Tarsus’ta tutukluyken Kovid-19 Testinin pozitif olması nedeniyle Mardin’e nakledilen Mazıdağı Belediye Eş Başkanı Nalan Özaydın vakası Koronavirüsün cezaevlerine bulaştığının göstergesidir. Tutuklular bakımından masumiyet karinesi esas olup, yaşam hakkı görmezden gelinemez! Ancak AKP’nin Meclise getirmeye hazırlandığı tasarı yetersizdir. Siyasi saiklerle içeride tutulan vatandaşları kapsayan yeni bir taslak hazırlanmalı ve değiştirilmelidir.
HAMİLE VE BEBEKLİ TUTUKLULARIN VEBALİ AKP’NİN OMUZUNDADIR
Haklarında bir mahkumiyet kararı olmayan gazeteci, hukukçu, siyasetçi, yurttaşlar bulunurken, hamile ve bebekli tutuklular da görmezden gelinmemelidir. Vatandaşların sağlığı gözetilerek muhtemel af ve infaz indirimi konusunda adil karar alınmalıdır. Dünyada cezaevlerinden başlayarak alınan salgın önlemlerinin benzerlerinin Türkiye’de neden uygulanmadığı ise izaha muhtaçtır. Haklarındaki iddialar bilinmeyen ve yıllardır tutuklu olup iddianameleri dahi yazılmayan insanların vebali AKP Hükümetlerinin omuzundadır!
KİTLESEL ÖLÜMLER YAŞANABİLİR
8 yılda hapishanelerde toplam 2300 tutuklu ve hükümlünün hayatını kaybettiği göz önüne alındığında, cezaevlerinin güncel doluluk oranı ile salgın bağlamında yaşanacak ölümlerin önüne geçilmelidir! Cezaevlerinin hijyenin ve izolasyonun en zor olduğu yerler olduğu aşikar olup, cezaevlerinde tedbirlerin yetersizdir. Koronavirüs dünyayı tehdit altına alırken, ve Türkiye’de de hızla yayılırken, izolasyon ve hijyen çağrılarının cezaevlerinde uygulanamayacaktır. Çok sayıda cezaevinde kapasite aşılmış olup, salgının cezaevlerine sirayeti akabinde kitlesel ölümlerin yaşanması olasıdır!
YARGI YAŞAM HAKKINDAN SORUMLUDUR
Tutuklamanın yerine geçecek adli kontrol yöntemleriyle tutukluların cezaevlerinden çıkışının sağlanmaması halinde cezaevlerinde meydana gelecek ölümlerden yargı, ‘yaşam hakkı’ bakımından sorumlu olacaktır. Siyasetçilerin ve aktivistlerin olası bir düzenlemenin dışında bırakılmak istenmesi de hukuk ve insan hakları açısından kabul edilemez bir durumdur. Yaşam bir hak, tasarı ise yetersizdir. İnfazda Eşitlik, İnfazda Adalet!”
[BoldMedya] 1.4.2020
İşlemediği suçtan 24 yıldır tutuklu Özkan 85’inde korona riskine rağmen tahliye edilmedi
85 yaşındaki hasta tutuklu Mehmet Emin Özkan’ın koronavirüs nedeniyle tahliye talebi “kaçma şüphesi bulunduğu” gerekçesiyle reddedildi. Özkan 24 yıldır işlemediği suçtan hapiste.
BOLD – Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 1993 yılında, 2 itirafçının ileri sürdüğü ardından da işkence altında verildiğini belirterek geri aldığı ifadeleri doğrultusunda Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’a yönelik düzenlenen suikasttan sorumlu olarak tutularak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen Mehmet Emin Özkan’ın (85), koronavirüs nedeniyle tahliye edilmesi talebi reddedildi.
Kalp, tansiyon, zehirli guatr, kemik erimesi, böbrek ve bağırsak bozuklukları, aşırı derecede kilo kaybı, duyma ve görme eksikliği gibi çeşitli sağlık sorunları bulunan; yeme, içme giyinme, banyo, tıraş, tuvalet ihtiyaçlarını tek başına karşılayamayan 24 yıllık tutuklu Özkan’ın avukatı Serdar Çelebi, koronavirüs salgının yaşlı ve kronik hastalığı bulunanlar üzerindeki ölümcül etkisi nedeniyle müvekkilinin hayati tehlikesinin bulunduğunu belirterek, Adana Ağır 7. Ağır Ceza Mahkemesi ile Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak tahliye talebinde bulundu. Hem mahkeme hem de savcılık talebi reddetti.
‘KAÇMA ŞÜPHESİ DEVAM EDİYOR’
Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi, adli kontrol tedbirleri uygulanarak Özkan’ın tahliye edilmesi talebini, “suça öngörülen yaptırımlara göre açıkça kaçma şüphesinin devam etmesi” nedeniyle reddetti. Mahkeme, dönemin Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı Albay Eşref Hatipoğlu’nun yargılandığı ve beraat ettiği İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin kararının henüz olması, Özkan’ın cezaevinde tek başına hayatını sürdüremeyecek kadar hasta olduğuna dair İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığından rapor alınmasının gerekli olduğu gerekçesine dayandırdı.
NE OLMUŞTU: İŞLEMEDİĞİ SUÇLA HAPİSTE GEÇEN BİR ÖMÜR
Mehmet Emin Özkan ve ailesi Lice’nin Sisê (Yolçatı) köyünden bulunan evlerinin güvenlik güçlerince 1992 yılında yakılması nedeniyle Mersin’e göç etti. Lice’nin güvenlik güçlerince taranmasının üzerinden 3 yıl geçtikten sonra “Örgüte yardım etmek” iddiasıyla gözaltına alınır. 2 itirafçının verdiği ve daha sonra “işkence altında” ifadeleri alındığını ve ifadelerinden vazgeçmesine rağmen Lice katliamı sırasında Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’a yönelik düzenlenen suikasttan sorumlu tutularak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.
Özkan’ın cezaevinde olduğu 2013 yılında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın dosyasının 20 yıllık zaman aşımına uğramaması için tekrar dava açması üzerine Aydın’ın JİTEM tarafından öldürüldüğü ortaya çıktı. Bu davanın üzerinden 6 yıl geçmesi ve ağır sağlık sorunlarına rağmen infazı durdurulmayan Özkan, 2015 yılında Gazi Yaşargil Eğitim Araştırma Hastanesi Sağlık Kurulundan yüzde 87 vücut fonksiyonlarının işlevsiz olduğuna dair “Cezaevinde kalamaz” raporu aldı. Yine tahliye edilmeyen Özkan, defalarca fenalaşarak hastaneye kaldırıldı. 2019 yılının Mart ayında yeniden kurula başvuran Özkan’a, bu kez “Cezaevinde kalabilir” raporu verildi.
İNFAZ DURDURMA TALEBİ DE KABUL GÖRMEDİ
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) kapatılan Devlet Güvenlik Mahkemelerinde “asker hakim bulunması” nedeniyle adil yargılama hakkının ihlal edildiği yönünde verdiği ilke kararının ardından Özkan’ın yeniden yargılama talebi doğrultusunda infazın durdurularak tahliye edilmesi talebi de “kaçma şüphesi bulunduğu” gerekçesiyle reddedildi.
POLİTİKA DEĞİŞİNCE DAVANIN SEYRİ DE DEĞİŞTİ
Zaman aşıma kısa bir süre kala tekrar görülmeye başlanmasıyla seyri değişen 22 Ekim 1993’te günü ilçede dönemin Jandarma Komutanı Bahtiyar Aydın’da aralarında bulunduğu 15’si sivil toplam 16 kişinin öldürüldüğü dava, hükümetin güvenlikçi politikaları dönmesiyle eski seyrine döndü.
Lice Davasının yeniden başlamasıyla Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı Albay Eşref Hatipoğlu ile Üsteğmen Tünay Yanardağ hakkında “Taammüden öldürme”, “Halkı isyana ve birbirini öldürmeye teşvik”, “Cürüm işlemek üzere teşekkül oluşturma” suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis ve 24 yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırlandı. Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi iddianameyi kabul edince, 2013’te dava süreci başladı.
LİCE’DE O GÜN ÇATIŞMA OLMADIĞI KESİNLEŞTİ
27 klasörlük dava dosyasında hem davacı tanıkları, hem de o dönem Lice’de görev yapan birçok resmi yetkili, 22 Ekim 1993 günü Lice’de herhangi bir çatışmanın olmadığını ve ilçede yaşanan tahribatın “operasyona çıkan askerler tarafından” yapıldığını belirtti.
Güvenlik gerekçesi ile dava önce Eskişehir’e daha sonra İzmir’e nakledildi. 2014’de komutanların yargılanması için Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) izni gerektiği belirtilerek İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi, yargılamayı durdurdu. 29 Ocak 2015’de HSYK durdurma kararını bozdu ve davanın İzmir’de devam etmesine karar verdi.
TUTUKSUZ YARGILANIP BERAAT ETTİ
Sanık Tünay Yanardağ, geçirdiği kalp krizi sonucu ölünce davada tek sanık olan Eşref Hatipoğlu tutuksuz yargılandı. 17 Mart 2016 tarihindeki duruşmada ilk kez hazır bulunan Hatipoğlu’nun vareste tutulmasına karar verildi.
Yargılamanın devam ettiği İzmir 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi, 8 Aralık 2018’de gördüğü karar duruşmasında davanın tek sanığı Eşref Hatipoğlu´nun üzerine atılı tüm suçlardan beraatine karar verdi.
Müşteki avukatlarının itirazıyla yerel mahkemenin beraat kararı Yargıtay’a taşındı.
[BoldMedya] 1.4.2020
BOLD – Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 1993 yılında, 2 itirafçının ileri sürdüğü ardından da işkence altında verildiğini belirterek geri aldığı ifadeleri doğrultusunda Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’a yönelik düzenlenen suikasttan sorumlu olarak tutularak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen Mehmet Emin Özkan’ın (85), koronavirüs nedeniyle tahliye edilmesi talebi reddedildi.
Kalp, tansiyon, zehirli guatr, kemik erimesi, böbrek ve bağırsak bozuklukları, aşırı derecede kilo kaybı, duyma ve görme eksikliği gibi çeşitli sağlık sorunları bulunan; yeme, içme giyinme, banyo, tıraş, tuvalet ihtiyaçlarını tek başına karşılayamayan 24 yıllık tutuklu Özkan’ın avukatı Serdar Çelebi, koronavirüs salgının yaşlı ve kronik hastalığı bulunanlar üzerindeki ölümcül etkisi nedeniyle müvekkilinin hayati tehlikesinin bulunduğunu belirterek, Adana Ağır 7. Ağır Ceza Mahkemesi ile Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak tahliye talebinde bulundu. Hem mahkeme hem de savcılık talebi reddetti.
‘KAÇMA ŞÜPHESİ DEVAM EDİYOR’
Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi, adli kontrol tedbirleri uygulanarak Özkan’ın tahliye edilmesi talebini, “suça öngörülen yaptırımlara göre açıkça kaçma şüphesinin devam etmesi” nedeniyle reddetti. Mahkeme, dönemin Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı Albay Eşref Hatipoğlu’nun yargılandığı ve beraat ettiği İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin kararının henüz olması, Özkan’ın cezaevinde tek başına hayatını sürdüremeyecek kadar hasta olduğuna dair İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığından rapor alınmasının gerekli olduğu gerekçesine dayandırdı.
NE OLMUŞTU: İŞLEMEDİĞİ SUÇLA HAPİSTE GEÇEN BİR ÖMÜR
Mehmet Emin Özkan ve ailesi Lice’nin Sisê (Yolçatı) köyünden bulunan evlerinin güvenlik güçlerince 1992 yılında yakılması nedeniyle Mersin’e göç etti. Lice’nin güvenlik güçlerince taranmasının üzerinden 3 yıl geçtikten sonra “Örgüte yardım etmek” iddiasıyla gözaltına alınır. 2 itirafçının verdiği ve daha sonra “işkence altında” ifadeleri alındığını ve ifadelerinden vazgeçmesine rağmen Lice katliamı sırasında Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’a yönelik düzenlenen suikasttan sorumlu tutularak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.
Özkan’ın cezaevinde olduğu 2013 yılında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın dosyasının 20 yıllık zaman aşımına uğramaması için tekrar dava açması üzerine Aydın’ın JİTEM tarafından öldürüldüğü ortaya çıktı. Bu davanın üzerinden 6 yıl geçmesi ve ağır sağlık sorunlarına rağmen infazı durdurulmayan Özkan, 2015 yılında Gazi Yaşargil Eğitim Araştırma Hastanesi Sağlık Kurulundan yüzde 87 vücut fonksiyonlarının işlevsiz olduğuna dair “Cezaevinde kalamaz” raporu aldı. Yine tahliye edilmeyen Özkan, defalarca fenalaşarak hastaneye kaldırıldı. 2019 yılının Mart ayında yeniden kurula başvuran Özkan’a, bu kez “Cezaevinde kalabilir” raporu verildi.
İNFAZ DURDURMA TALEBİ DE KABUL GÖRMEDİ
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) kapatılan Devlet Güvenlik Mahkemelerinde “asker hakim bulunması” nedeniyle adil yargılama hakkının ihlal edildiği yönünde verdiği ilke kararının ardından Özkan’ın yeniden yargılama talebi doğrultusunda infazın durdurularak tahliye edilmesi talebi de “kaçma şüphesi bulunduğu” gerekçesiyle reddedildi.
POLİTİKA DEĞİŞİNCE DAVANIN SEYRİ DE DEĞİŞTİ
Zaman aşıma kısa bir süre kala tekrar görülmeye başlanmasıyla seyri değişen 22 Ekim 1993’te günü ilçede dönemin Jandarma Komutanı Bahtiyar Aydın’da aralarında bulunduğu 15’si sivil toplam 16 kişinin öldürüldüğü dava, hükümetin güvenlikçi politikaları dönmesiyle eski seyrine döndü.
Lice Davasının yeniden başlamasıyla Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı Albay Eşref Hatipoğlu ile Üsteğmen Tünay Yanardağ hakkında “Taammüden öldürme”, “Halkı isyana ve birbirini öldürmeye teşvik”, “Cürüm işlemek üzere teşekkül oluşturma” suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis ve 24 yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırlandı. Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi iddianameyi kabul edince, 2013’te dava süreci başladı.
LİCE’DE O GÜN ÇATIŞMA OLMADIĞI KESİNLEŞTİ
27 klasörlük dava dosyasında hem davacı tanıkları, hem de o dönem Lice’de görev yapan birçok resmi yetkili, 22 Ekim 1993 günü Lice’de herhangi bir çatışmanın olmadığını ve ilçede yaşanan tahribatın “operasyona çıkan askerler tarafından” yapıldığını belirtti.
Güvenlik gerekçesi ile dava önce Eskişehir’e daha sonra İzmir’e nakledildi. 2014’de komutanların yargılanması için Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) izni gerektiği belirtilerek İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi, yargılamayı durdurdu. 29 Ocak 2015’de HSYK durdurma kararını bozdu ve davanın İzmir’de devam etmesine karar verdi.
TUTUKSUZ YARGILANIP BERAAT ETTİ
Sanık Tünay Yanardağ, geçirdiği kalp krizi sonucu ölünce davada tek sanık olan Eşref Hatipoğlu tutuksuz yargılandı. 17 Mart 2016 tarihindeki duruşmada ilk kez hazır bulunan Hatipoğlu’nun vareste tutulmasına karar verildi.
Yargılamanın devam ettiği İzmir 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi, 8 Aralık 2018’de gördüğü karar duruşmasında davanın tek sanığı Eşref Hatipoğlu´nun üzerine atılı tüm suçlardan beraatine karar verdi.
Müşteki avukatlarının itirazıyla yerel mahkemenin beraat kararı Yargıtay’a taşındı.
[BoldMedya] 1.4.2020
Çinli bilim insanı Gao: Maske takmamak hata!
Çinli bilim insanı George Gao, ABD’de yayımlanan Science dergisine verdiği demeçte, yeni tip koranavirüse (Kovid-19) karşı maske takmamanın büyük bir yanlış olduğunu iddia etti.
BOLD – Dünyayı esir alan koronavirüs (Kovid-19) konusunda dillendirilen bazı açıklamalar kafa karışıklığına yol açıyor.
DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ YETERLİ KANIT YOK DEMİŞTİ
Salgının ilk başladığı günlerde virüsten korunma için eldiven ve maske kullanımı ön plana çıktı. Fakat zamanla bunların fayda sağlamadığı ileri sürüldü. Öyle ki Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) yetkilileri dahi maskenin faydasına dair yeterli kanıt olmadığını dile getirdi.
Şimdi ise hastalığın yayılım merkezi Çin’den bir bilim insanı maske takılmasının önemli olduğunu söylüyor.
ABD’DEKİ VE AVRUPA’DAKİ EN BÜYÜK HATA MASKE TAKMAMAK
Euronews Türkçe’den Rahmi Gündüz’ün haberine göre Çin Hastalıkları Önleme ve Kontrol Merkezi Genel Direktörü George Gao, salgınla mücadelede deneyimlerini aktarırken “ABD’deki ve Avrupa’daki en önemli hata, insanların virüsten korunmak için hala maske takmaması” dedi.
Çin Hastalıkları Önleme ve Kontrol Merkezi Genel Direktörü George Gao
SOSYAL İZOLASYON VE HASTALARIN TECRİDİ ÇOK ÖNEMLİ
Virüsünün insandan insana ‘solunum damlacıklarından’ geçtiğini belirterek bunu önlemenin tek yolunun da maske takmak olduğunu ifade etti.
Sosyal izolasyonu ‘en önemli tedbir’ diye dillendiren Çinli uzman, virüse yakalananların tecrit edilmesinin ise ikinci önemli adım olduğunu vurguladı.
BİRARAYA GELMELER VE YER DEĞİŞTİRMELER YASAKLANMALI
Gao, virüsle temas eden herkesin karantinaya alınmasının faydasına işaret ederken bunların tespiti ve kontrol altına alınmasının önemli bir zaman aldığını belirtti.
İnsanların bir araya gelmesinin kesinlikle önüne geçilmesi ve bir yerden bir yere geçmesinin tamamen yasaklanmasının gerekli olduğunu savundu.
Çin koronavirüs salgınına karşı stadyumları dahi hastaneye çevirmişti.
ÇİN SAHRA HASTANELERİ KURDU STADYUMLAR BİLE KULLANILDI
Tedavi görenlerin mutlaka tecrit edilmesi gerektiğini kaydeden Gao, Çin’in bu sebeple sahra hastaneleri oluşturduğunu, stadyumlara bile hastaneler kurulduğunu aktardı.
Çin’de yayılma hızının düştüğünü ve mevcut vakaların dışardan geldiğinin tespit edildiğini söyledi. Çin’de virüse karşı bağışıklık sisteminin tamamen geliştiği düşüncesinin ise doğru olmadığını ifade etti.
FARELER VE MAYMUNLAR ÜZERİNDE ÇALIŞMALAR DEVAM EDİYOR
Çinli bilim adamı fareler ve maymunlar üzerdeki aşı çalışmalarının ise sürdüğünü açıkladı.
[BoldMedya] 1.4.2020
BOLD – Dünyayı esir alan koronavirüs (Kovid-19) konusunda dillendirilen bazı açıklamalar kafa karışıklığına yol açıyor.
DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ YETERLİ KANIT YOK DEMİŞTİ
Salgının ilk başladığı günlerde virüsten korunma için eldiven ve maske kullanımı ön plana çıktı. Fakat zamanla bunların fayda sağlamadığı ileri sürüldü. Öyle ki Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) yetkilileri dahi maskenin faydasına dair yeterli kanıt olmadığını dile getirdi.
Şimdi ise hastalığın yayılım merkezi Çin’den bir bilim insanı maske takılmasının önemli olduğunu söylüyor.
ABD’DEKİ VE AVRUPA’DAKİ EN BÜYÜK HATA MASKE TAKMAMAK
Euronews Türkçe’den Rahmi Gündüz’ün haberine göre Çin Hastalıkları Önleme ve Kontrol Merkezi Genel Direktörü George Gao, salgınla mücadelede deneyimlerini aktarırken “ABD’deki ve Avrupa’daki en önemli hata, insanların virüsten korunmak için hala maske takmaması” dedi.
Çin Hastalıkları Önleme ve Kontrol Merkezi Genel Direktörü George Gao
SOSYAL İZOLASYON VE HASTALARIN TECRİDİ ÇOK ÖNEMLİ
Virüsünün insandan insana ‘solunum damlacıklarından’ geçtiğini belirterek bunu önlemenin tek yolunun da maske takmak olduğunu ifade etti.
Sosyal izolasyonu ‘en önemli tedbir’ diye dillendiren Çinli uzman, virüse yakalananların tecrit edilmesinin ise ikinci önemli adım olduğunu vurguladı.
BİRARAYA GELMELER VE YER DEĞİŞTİRMELER YASAKLANMALI
Gao, virüsle temas eden herkesin karantinaya alınmasının faydasına işaret ederken bunların tespiti ve kontrol altına alınmasının önemli bir zaman aldığını belirtti.
İnsanların bir araya gelmesinin kesinlikle önüne geçilmesi ve bir yerden bir yere geçmesinin tamamen yasaklanmasının gerekli olduğunu savundu.
Çin koronavirüs salgınına karşı stadyumları dahi hastaneye çevirmişti.
ÇİN SAHRA HASTANELERİ KURDU STADYUMLAR BİLE KULLANILDI
Tedavi görenlerin mutlaka tecrit edilmesi gerektiğini kaydeden Gao, Çin’in bu sebeple sahra hastaneleri oluşturduğunu, stadyumlara bile hastaneler kurulduğunu aktardı.
Çin’de yayılma hızının düştüğünü ve mevcut vakaların dışardan geldiğinin tespit edildiğini söyledi. Çin’de virüse karşı bağışıklık sisteminin tamamen geliştiği düşüncesinin ise doğru olmadığını ifade etti.
FARELER VE MAYMUNLAR ÜZERİNDE ÇALIŞMALAR DEVAM EDİYOR
Çinli bilim adamı fareler ve maymunlar üzerdeki aşı çalışmalarının ise sürdüğünü açıkladı.
[BoldMedya] 1.4.2020
İnfaz paketine Alaattin Çakıcı’yı kurtaracak madde gizlenmiş
TCK’nın mimarlarından Prof. Dr. İzzet Özgenç, AKP ve MHP’nin teklifini “şeytan ayrıntıda gizlidir” diyerek inceledi ve teklifin içinden çete yöneticilerine çıkartılan tahliye maddesini ifşa etti.
BOLD – Prof. Özgenç, sosyal medya hesabında infaz indirim öngören teklifle ilgili düşüncelerini “Şeytanın ayrıntıda gizlendiği kanun teklifi” başlığıyla paylaştı.
TCK’nın mimarlarından Prof. Dr. İzzet Özgenç, AKP ve MHP’nin af teklifini sert şekilde eleştirdi. “İnsan öldürme ve gasp gibi ağır suçların profesyonelce işlendiği çetelerin yöneticilerinin infaz kurumundan çıkarılmasının yolu açılmaktadır” dedi. Böylece MHP’nin Alaattin Çakıcı’nın hapisten çıkartılması talebi paketin içine gizlenen bu maddeyle mümkün olabilecek.
ÇETE YÖNETİCİLERİNE AF
Mafya tipi çıkar amaçlı suç örgütü yöneticilerine af getirildiğini belirten Özgenç, şunları kaydetti: “Daha da önemlisi: Bir yandan suç örgütü yöneticiliğinin cezası artırılırken, öte yandan, bünyesinde insan öldürme ve gasp gibi ağır suçların profesyonelce işlendiği çetelerin yöneticilerinin bir an önce infaz kurumundan çıkarılmasının yolu açılmaktadır.”
KEZZAP ATMA CEZASI ARTIRILIRKEN TAHLİYENİN DE ÖNÜ AÇILIYOR
Teklifle kezzap atma suçunun cezasının artırıldığını kaydeden Özgenç, “Öte yandan, mağdur ölmüş olsa bile, bu suçtan dolayı mahkum edildiği cezanın beşte ikisini çeken kişinin tahliye edilmesinin yolu açılmaktadır” ifadesini kullandı.
BOLD – Prof. Özgenç, sosyal medya hesabında infaz indirim öngören teklifle ilgili düşüncelerini “Şeytanın ayrıntıda gizlendiği kanun teklifi” başlığıyla paylaştı.
TCK’nın mimarlarından Prof. Dr. İzzet Özgenç, AKP ve MHP’nin af teklifini sert şekilde eleştirdi. “İnsan öldürme ve gasp gibi ağır suçların profesyonelce işlendiği çetelerin yöneticilerinin infaz kurumundan çıkarılmasının yolu açılmaktadır” dedi. Böylece MHP’nin Alaattin Çakıcı’nın hapisten çıkartılması talebi paketin içine gizlenen bu maddeyle mümkün olabilecek.
ÇETE YÖNETİCİLERİNE AF
Mafya tipi çıkar amaçlı suç örgütü yöneticilerine af getirildiğini belirten Özgenç, şunları kaydetti: “Daha da önemlisi: Bir yandan suç örgütü yöneticiliğinin cezası artırılırken, öte yandan, bünyesinde insan öldürme ve gasp gibi ağır suçların profesyonelce işlendiği çetelerin yöneticilerinin bir an önce infaz kurumundan çıkarılmasının yolu açılmaktadır.”
KEZZAP ATMA CEZASI ARTIRILIRKEN TAHLİYENİN DE ÖNÜ AÇILIYOR
Teklifle kezzap atma suçunun cezasının artırıldığını kaydeden Özgenç, “Öte yandan, mağdur ölmüş olsa bile, bu suçtan dolayı mahkum edildiği cezanın beşte ikisini çeken kişinin tahliye edilmesinin yolu açılmaktadır” ifadesini kullandı.
[BoldMedya] 1.4.20202020.04.01— İzzet Özgenç (@izzetoezgenc) April 1, 2020
ŞEYTANIN AYRINTIDA GİZLENDİĞİ KANUN TEKLİFİ.
“Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair” 31 Mart 2020 tarihli Kanun Teklifi üzerine kısa bir değerlendirme:
Bütün vakıflara talimat: Erdoğan’ın kampanyasına bağış yapın!
Vakıflar Genel Müdürlüğü, azınlıklar dahil bütün vakıflara gönderdiği yazıyla AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başlattığı ‘Biz bize yeteriz’ kampanyasına yardım etmelerini istedi.
BOLD – Koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadele sürecine finans desteği kabilinden AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ‘Biz bize yeteriz’ başlıklı yardım kampanyası başlattı.
GENEL MÜDÜR BURHAN ERSOY İMZASIYLA GİTTİ
Erdoğan’ın açıklaması sonrası özellikle kamu kurumları kampanyaya destek mahiyetinde resmi yazılarla personelini ve ilgili muhataplarını sürece katılmaya çağırdı.
Vakıflar Genel Müdürü Burhan Ersoy da bu minvalde bir yazıyı muhataplarına gönderdi:
ÇALIŞANLARIN VE PAYDAŞLARIN DESTEK OLMASI ÖNEM ARZ ETMEKTEDİR
“Vakıflar Genel Müdürlüğü olarak söz konusu kampanyaya tüm çalışanlarınız ve paydaşlarınızlar destek olunması önem arz etmektedir.
Bu çerçevede Milli Dayanışma Kampanyası’nın personelimize, yeni vakıflar, mülhak vakıfları, esnaf vakıfları, cemaat vakıfları ile vakıf dost ve bağışçılarına duyurulmasını ve gerekli desteğin verilmesini önemle rica ederim.”
HAHAMBAŞI HALEVA VE PATRİK II. SAHAK DESTEK VERMİŞTİ
Hahambaşı İshak Haleva kampanyaya katıldığını belirterek 5 maaşını bağışlamıştı. Ardından da Türkiye Ermenileri Patriği II. Sahak 5 maaşını bağışlayarak sürece katılmıştı.
[BoldMedya] 1.4.2020
BOLD – Koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadele sürecine finans desteği kabilinden AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ‘Biz bize yeteriz’ başlıklı yardım kampanyası başlattı.
GENEL MÜDÜR BURHAN ERSOY İMZASIYLA GİTTİ
Erdoğan’ın açıklaması sonrası özellikle kamu kurumları kampanyaya destek mahiyetinde resmi yazılarla personelini ve ilgili muhataplarını sürece katılmaya çağırdı.
Vakıflar Genel Müdürü Burhan Ersoy da bu minvalde bir yazıyı muhataplarına gönderdi:
ÇALIŞANLARIN VE PAYDAŞLARIN DESTEK OLMASI ÖNEM ARZ ETMEKTEDİR
“Vakıflar Genel Müdürlüğü olarak söz konusu kampanyaya tüm çalışanlarınız ve paydaşlarınızlar destek olunması önem arz etmektedir.
Bu çerçevede Milli Dayanışma Kampanyası’nın personelimize, yeni vakıflar, mülhak vakıfları, esnaf vakıfları, cemaat vakıfları ile vakıf dost ve bağışçılarına duyurulmasını ve gerekli desteğin verilmesini önemle rica ederim.”
HAHAMBAŞI HALEVA VE PATRİK II. SAHAK DESTEK VERMİŞTİ
Hahambaşı İshak Haleva kampanyaya katıldığını belirterek 5 maaşını bağışlamıştı. Ardından da Türkiye Ermenileri Patriği II. Sahak 5 maaşını bağışlayarak sürece katılmıştı.
[BoldMedya] 1.4.2020
DEVA Partisi’nden ‘avukatların savunma hakkına kısıtlama’ya tepki
DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcıları Mustafa Yeneroğlu ve Mehmet Emin Ekmen, avukatla hükümlü arasında cezaevinde yapılacak görüşmelerin kayda alınması, belge ve dosyaların aranarak el konulmasına olanak tanıyan düzenlemeye tepki göstererek savunma hakkının ihlal edildiğini kaydetti.
KRONOS -1 Nisan 2020
ANKARA – Geçtiğimiz Pazar günü Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Yönetmeliklerinde yapılan değişiklikle savunma hakkının ciddi anlamda zarar göreceği iddia edildi. Konuyu gündeme getiren DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Mustafa Yeneroğlu, düzenlemenin evrensel bir norm olan savunma hakkının ihlal edildiğini savundu.
DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Yeneroğlu, yaptığı açıklamada “Düzenlemeler, savunma hakkını açıkça ihlal etmekte olduğu gibi normlar hiyerarşisine de ters düşmektedir. Gerek açık hukuka aykırılık hali gerekse de hukuk hiyerarşisine aykırılık nedenleriyle söz konusu yönetmelik hükümleri ilgili İnfaz Yasası’na, Anayasa‘ya ve AİHS’ne aykırı olduğundan iptal edilmesi gereken düzenlemeler olarak karşımıza çıkmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.
“YÖNETMELİK AÇIKÇA YASAYA AYKIRI”
Hükümlüler ile avukatları arasında cezaevlerinde yapılacak olan görüşmelerin çerçevesinin 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun (CGTİHK) 59. maddesinde ayrıntısı ile düzenlendiğini kaydeden Mustafa Yeneroğlu, şunları kaydetti: “İnfaz Yasası‘nın 59. maddesi kapsamında, hükümlü ile avukat arasında ‘Görüşme sırasında; hükümlünün avukatına veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmaya ilişkin olarak kendilerinin tuttukları kayıtlar incelenemez; hükümlünün avukatı ile yaptığı görüşme dinlenemez ve kayda alınamaz’ hükmü açıkça düzenlenmiştir. Söz konusu yönetmelikte ise tamamen bu hükme aykırı olacak şekilde düzenlemeler yer almakta, avukatın yanında getirdiği belgelerin savunmaya yönelik olup olmadığına ilişkin yazılı beyanı alınmak istenmekte, aynı zamanda bu belgelerin de fiziki olarak aranması kabul edilmekte, bir kısım belgelere de el konulabileceği yönetmelik ile açıkça yasaya aykırı olacak şekilde düzenlenmektedir.”
“İNFAZ YASASI’NA, ANAYASA’YA, AİHS’E AYKIRI”
Yönetmelikle getirilen kısıtlamaların en başta savunma hakkına aykırı olduğunu savunan Yeneroğlu, “‘Savunma Hakkı‘ başta olmak üzere, İnfaz Yasası’nın 59. maddesine, Anayasamızın 36. maddesinde belirtilen ‘Hak Arama Hürriyetine‘, AİHS‘nin 6. maddesinin 3 b, c bentlerinde ifadesini bulan ‘Dürüst Yargılanma Hakkına‘ açıkça aykırıdır. Temel haklar kategorisinde yer alan Savunma Hakkının, yönetmelik hükmü ile kısıtlanması kabul edilemez. Savunmanın en önemli temsilcisi olan avukatların savunmaya yönelik hakları da bu kapsamda kısıtlanamaz. Yönetmelik ile kendisinden daha üst norm olan yasa hükümleri değiştirilemez. Dolayısı ile savunmaya yönelik olarak yönetmelik hükmü ile getirilen bu düzenlemeler, hukuka aykırı olduğu gibi iptali de gereken maddeler şeklinde tezahür etmiştir” ifadelerini kullandı.
“BİR AN EVVEL DÜZELTİLMELİ”
Yönetmeliğin düzeltilmesi gerektiğini kaydeden Yeneroğlu, “Herkesin savunma hazırlamak için gerekli kolaylıklara sahip olması ve bir avukatın yardımından faydalanması hususları da birlikte değerlendirildiğinde, savunma hakkının ihlalini içeren düzenlemelerin bir an evvel düzeltilmesi gerekmektedir. Herkesin hukukun verdiği imkanlar ölçüsünde ve hiçbir kısıtlamaya maruz kalmadan yargı mercileri önünde hakkını araması ve savunması sağlanmalı ve bu hakların önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır” dedi.
EKMEN: SAVUNMA HAKKI HİÇBİR ŞART ALTINDA KISITLANAMAZ
DEVA Partisi’nin Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Avukat Mehmet Emin Ekmen de yönetmeliğe tepki göstererek, “Savunma hakkı, tarihsel tecrübe/mücadele ile oluşmuştur ve hiç bir şart altında kısıtlanamaz. İdarenin görevi, bu haklar için kısıtlayıcı değil, garantör olmaktır” değerlendirmesinde bulundu.
[Kronos.News] 1.4.2020
KRONOS -1 Nisan 2020
ANKARA – Geçtiğimiz Pazar günü Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Yönetmeliklerinde yapılan değişiklikle savunma hakkının ciddi anlamda zarar göreceği iddia edildi. Konuyu gündeme getiren DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Mustafa Yeneroğlu, düzenlemenin evrensel bir norm olan savunma hakkının ihlal edildiğini savundu.
DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Yeneroğlu, yaptığı açıklamada “Düzenlemeler, savunma hakkını açıkça ihlal etmekte olduğu gibi normlar hiyerarşisine de ters düşmektedir. Gerek açık hukuka aykırılık hali gerekse de hukuk hiyerarşisine aykırılık nedenleriyle söz konusu yönetmelik hükümleri ilgili İnfaz Yasası’na, Anayasa‘ya ve AİHS’ne aykırı olduğundan iptal edilmesi gereken düzenlemeler olarak karşımıza çıkmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.
“YÖNETMELİK AÇIKÇA YASAYA AYKIRI”
Hükümlüler ile avukatları arasında cezaevlerinde yapılacak olan görüşmelerin çerçevesinin 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun (CGTİHK) 59. maddesinde ayrıntısı ile düzenlendiğini kaydeden Mustafa Yeneroğlu, şunları kaydetti: “İnfaz Yasası‘nın 59. maddesi kapsamında, hükümlü ile avukat arasında ‘Görüşme sırasında; hükümlünün avukatına veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmaya ilişkin olarak kendilerinin tuttukları kayıtlar incelenemez; hükümlünün avukatı ile yaptığı görüşme dinlenemez ve kayda alınamaz’ hükmü açıkça düzenlenmiştir. Söz konusu yönetmelikte ise tamamen bu hükme aykırı olacak şekilde düzenlemeler yer almakta, avukatın yanında getirdiği belgelerin savunmaya yönelik olup olmadığına ilişkin yazılı beyanı alınmak istenmekte, aynı zamanda bu belgelerin de fiziki olarak aranması kabul edilmekte, bir kısım belgelere de el konulabileceği yönetmelik ile açıkça yasaya aykırı olacak şekilde düzenlenmektedir.”
“İNFAZ YASASI’NA, ANAYASA’YA, AİHS’E AYKIRI”
Yönetmelikle getirilen kısıtlamaların en başta savunma hakkına aykırı olduğunu savunan Yeneroğlu, “‘Savunma Hakkı‘ başta olmak üzere, İnfaz Yasası’nın 59. maddesine, Anayasamızın 36. maddesinde belirtilen ‘Hak Arama Hürriyetine‘, AİHS‘nin 6. maddesinin 3 b, c bentlerinde ifadesini bulan ‘Dürüst Yargılanma Hakkına‘ açıkça aykırıdır. Temel haklar kategorisinde yer alan Savunma Hakkının, yönetmelik hükmü ile kısıtlanması kabul edilemez. Savunmanın en önemli temsilcisi olan avukatların savunmaya yönelik hakları da bu kapsamda kısıtlanamaz. Yönetmelik ile kendisinden daha üst norm olan yasa hükümleri değiştirilemez. Dolayısı ile savunmaya yönelik olarak yönetmelik hükmü ile getirilen bu düzenlemeler, hukuka aykırı olduğu gibi iptali de gereken maddeler şeklinde tezahür etmiştir” ifadelerini kullandı.
“BİR AN EVVEL DÜZELTİLMELİ”
Yönetmeliğin düzeltilmesi gerektiğini kaydeden Yeneroğlu, “Herkesin savunma hazırlamak için gerekli kolaylıklara sahip olması ve bir avukatın yardımından faydalanması hususları da birlikte değerlendirildiğinde, savunma hakkının ihlalini içeren düzenlemelerin bir an evvel düzeltilmesi gerekmektedir. Herkesin hukukun verdiği imkanlar ölçüsünde ve hiçbir kısıtlamaya maruz kalmadan yargı mercileri önünde hakkını araması ve savunması sağlanmalı ve bu hakların önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır” dedi.
EKMEN: SAVUNMA HAKKI HİÇBİR ŞART ALTINDA KISITLANAMAZ
DEVA Partisi’nin Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Avukat Mehmet Emin Ekmen de yönetmeliğe tepki göstererek, “Savunma hakkı, tarihsel tecrübe/mücadele ile oluşmuştur ve hiç bir şart altında kısıtlanamaz. İdarenin görevi, bu haklar için kısıtlayıcı değil, garantör olmaktır” değerlendirmesinde bulundu.
[Kronos.News] 1.4.2020
Öğretmenlere: Bağış makbuzlarını Milli Eğitim Müdürlüklerine gönderin
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'Biz bize yeteriz Türkiyem' sloganıyla başlattığı bağış kampanyasına yapılan bağışların makbuzlarının il milli eğitim müdürlüklerine gönderilmesi için öğretmenlere mesaj gönderildi.
KRONOS -1 Nisan 2020
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Koronavirüs’e karşı milli dayanışma kampanyası başlattıklarını duyurarak, “Kampanyayı, şahsım olarak, 7 aylık maaşımı bağışlayarak açıyorum” demişti. Erdoğan, siyasetçileri, iş insanları ve hayırseverleri kampanyaya destek olmaya çağırmıştı.
Sözcü’den Sultan Uçar‘ın haberine göre ilk resmi talimatlardan birisi, kendisi de kampanyaya bir maaşını bağışlayan Adıyaman İl Milli Eğitim Müdürü Ahmet Alagöz’den geldi. Adıyaman’daki tüm okullara gönderilen Alagöz imzalı yazıda şöyle denildi:
‘BANKA DEKONTLARININ MÜDÜRLÜĞÜMÜZE GÖNDERİLMESİNİ ÖNEMLE RİCA EDERİM’
“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, yevmiye ile geçimini sürdüren bazı kesimler başta olmak üzere, Coronavirüs (Covit 19) hastalığına karşı alınan tedbirlerden dolayı mağdur olan dar gelirli vatandaşlarımıza ilave destek sağlamak amacıyla, “Biz Bize Yeteriz Türkiyem” diyerek, Milli Dayanışma Kampanyası başlatmıştır. Kampanyayla ilgili Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının Covid 19 bağış hesap numaraları aşağıda sunulmuş olup, kampanyaya destek olmak amacıyla okul ve kurumlarımızda toplanan yardım paralarının ilgili hesap numaralarına yatırıldığına dair banka dekontlarının müdürlüğümüze gönderilmesi hususunda gereğini önemle rica ederim.”
‘MAKBUZ GÖNDERMEYEN ÖĞRETMENLER FİŞLENİYOR’
Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası, konuyla ilgili bir açıklama yaparak, makbuz göndermeyen öğretmenlerin siyasetten fişlendiğini vurguladı:
“Cumhurbaşkanı’nın bizzat kampanyayı açıklamasından hemen sonra okul yöneticileri, Whatsapp gruplarında, öğretmenlere kampanyaya katılmayı dayatmış, makbuzların kendilerine verilmesini istemeye başlamıştır. Ne yazık ki, bu mobbinge dair çok sayıda ekran görüntüsü ve teyitli bilgi elimize ulaştı.
Okul yöneticilerinin, bağışa zorlanan öğretmenlerin göndereceği makbuzları ilçe milli eğitim müdürlüklerine yollayacaklarını hep bir ağızdan bildirmesi, yöneticilerin öğretmenlerin bağışı üzerinden puan toplamaya çalıştığını ve bu kampanya dayatması aracılığıyla öğretmenlerin siyaseten fişleneceğini ortaya koymuştur.
Okul yöneticilerinin yetkileri dışında kalan bu alandaki heveskarları, öğretmenlerimizi zor durumda bırakmaktadır. Her yurttaş gibi öğretmen de, bağış yapıp yapmayacağı, bu bağışı nereye yapacağı konusunda özgürdür. Bu konuda hesap vermeyecektir!”
[Kronos.News] 1.4.2020
KRONOS -1 Nisan 2020
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Koronavirüs’e karşı milli dayanışma kampanyası başlattıklarını duyurarak, “Kampanyayı, şahsım olarak, 7 aylık maaşımı bağışlayarak açıyorum” demişti. Erdoğan, siyasetçileri, iş insanları ve hayırseverleri kampanyaya destek olmaya çağırmıştı.
Sözcü’den Sultan Uçar‘ın haberine göre ilk resmi talimatlardan birisi, kendisi de kampanyaya bir maaşını bağışlayan Adıyaman İl Milli Eğitim Müdürü Ahmet Alagöz’den geldi. Adıyaman’daki tüm okullara gönderilen Alagöz imzalı yazıda şöyle denildi:
‘BANKA DEKONTLARININ MÜDÜRLÜĞÜMÜZE GÖNDERİLMESİNİ ÖNEMLE RİCA EDERİM’
“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, yevmiye ile geçimini sürdüren bazı kesimler başta olmak üzere, Coronavirüs (Covit 19) hastalığına karşı alınan tedbirlerden dolayı mağdur olan dar gelirli vatandaşlarımıza ilave destek sağlamak amacıyla, “Biz Bize Yeteriz Türkiyem” diyerek, Milli Dayanışma Kampanyası başlatmıştır. Kampanyayla ilgili Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının Covid 19 bağış hesap numaraları aşağıda sunulmuş olup, kampanyaya destek olmak amacıyla okul ve kurumlarımızda toplanan yardım paralarının ilgili hesap numaralarına yatırıldığına dair banka dekontlarının müdürlüğümüze gönderilmesi hususunda gereğini önemle rica ederim.”
‘MAKBUZ GÖNDERMEYEN ÖĞRETMENLER FİŞLENİYOR’
Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası, konuyla ilgili bir açıklama yaparak, makbuz göndermeyen öğretmenlerin siyasetten fişlendiğini vurguladı:
“Cumhurbaşkanı’nın bizzat kampanyayı açıklamasından hemen sonra okul yöneticileri, Whatsapp gruplarında, öğretmenlere kampanyaya katılmayı dayatmış, makbuzların kendilerine verilmesini istemeye başlamıştır. Ne yazık ki, bu mobbinge dair çok sayıda ekran görüntüsü ve teyitli bilgi elimize ulaştı.
Okul yöneticilerinin, bağışa zorlanan öğretmenlerin göndereceği makbuzları ilçe milli eğitim müdürlüklerine yollayacaklarını hep bir ağızdan bildirmesi, yöneticilerin öğretmenlerin bağışı üzerinden puan toplamaya çalıştığını ve bu kampanya dayatması aracılığıyla öğretmenlerin siyaseten fişleneceğini ortaya koymuştur.
Okul yöneticilerinin yetkileri dışında kalan bu alandaki heveskarları, öğretmenlerimizi zor durumda bırakmaktadır. Her yurttaş gibi öğretmen de, bağış yapıp yapmayacağı, bu bağışı nereye yapacağı konusunda özgürdür. Bu konuda hesap vermeyecektir!”
[Kronos.News] 1.4.2020
‘Coşku içimde taşıyor’: Engelli 2 yetişkin annesi Elif Kısa tahliye edildi
HDP Elbistan İlçe Örgütü yöneticisi Elif Kısa, dört ay önce ‘HDP'den ayrılın’ tehditlerine boyun eğmediği için gözaltına alınıp tutuklanmıştı. Zihinsel, duyma ve konuşma engelli iki çocukları geride kalan anneye mahkemeden tahliye çıktı. Elif Kısa’nın serbest bırakılması için hak savunucuları ve sivil toplum kuruluşları aylardır çağrılarda bulunuyordu.
KRONOS -1 Nisan 2020
İnsan hakları savunucularının geride kalan engelli iki oğlu nedeniyle aylardır serbest bırakılması çağrısında bulunduğu Elif Kısa, çıkarıldığı mahkemece serbest bırakıldı. Annesinin tahliye haberini paylaşan ressam Ahmet Kısa, “Müjde canlar müjde dualarımız kabul oldu. Melek annem tahliye oldu. Annem meleğim canım aşkım bırakıldı. Coşku içimde taşıyor çok mutluyum. Bu süreçte sesimize ses olan tüm canlara sonsuz teşekkürler. İçerideki suçsuz canların da biran önce bırakılması umudu ile” dedi.
SOSYAL MEDYADA SEVİNÇ
Tahliye haberi sosyal medyada da sevinçle karşılandı.
Haberi paylaşan HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, “Günün en güzel haberi 🙂 Çok sevindik, çok çekmiştiniz!” dedi.
Gazeteci yazar Fehim Işık ise “Çok geçmiş olsun… Gözünüz aydın, gözümüz aydın. Umarım tüm tutsaklar bir an önce serbest kalır” ifadelerini kullandı.
HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül ise tahliye haberini “Elif (Kısa) Anne Tahliye edildi. Kısa ailesi Elbistan hapishanesinde Elif Ananın serbest bırakılmasını bekliyor. Elif Ana haksız, hukuksuz yere tutuklanmıştı. Bugün duruşması vardı! Ayrımsız infaz uygulaması Tüm siyasi tutsaklara ÖZGÜRLÜK…!!!” paylaşımıyla duyurdu.
Diyarbakır Baro Başkanı Cihan Aydın ise haberi “Nihayet!” notuyla paylaştı.
NE OLMUŞTU
Maraş Elbistan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 3 Aralık 2019 tarihinde gözaltına alınan Ali ve Elif Kısa (64) çifti ile Bekir Kara, “Örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” iddiasıyla tutuklanmıştı. Avukatların itirazı üzerine Ali Kısa 6 Aralık’ta tahliye edilmiş, ancak Elif Kısa ve Bekir Kara tahliye edilmemişti. Elif Kısa’nın tahliye edilmemesinden kaynaklı bakıma muhtaç biri zihinsel ve biri bedensel engelli 2 çocuğu annesiz kalmıştı. Kısa, 3 Aralık’tan bu yana Elbistan E Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunuyordu.
[Kronos.News] 1.4.2020
KRONOS -1 Nisan 2020
İnsan hakları savunucularının geride kalan engelli iki oğlu nedeniyle aylardır serbest bırakılması çağrısında bulunduğu Elif Kısa, çıkarıldığı mahkemece serbest bırakıldı. Annesinin tahliye haberini paylaşan ressam Ahmet Kısa, “Müjde canlar müjde dualarımız kabul oldu. Melek annem tahliye oldu. Annem meleğim canım aşkım bırakıldı. Coşku içimde taşıyor çok mutluyum. Bu süreçte sesimize ses olan tüm canlara sonsuz teşekkürler. İçerideki suçsuz canların da biran önce bırakılması umudu ile” dedi.
SOSYAL MEDYADA SEVİNÇ
Tahliye haberi sosyal medyada da sevinçle karşılandı.
Haberi paylaşan HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, “Günün en güzel haberi 🙂 Çok sevindik, çok çekmiştiniz!” dedi.
Gazeteci yazar Fehim Işık ise “Çok geçmiş olsun… Gözünüz aydın, gözümüz aydın. Umarım tüm tutsaklar bir an önce serbest kalır” ifadelerini kullandı.
HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül ise tahliye haberini “Elif (Kısa) Anne Tahliye edildi. Kısa ailesi Elbistan hapishanesinde Elif Ananın serbest bırakılmasını bekliyor. Elif Ana haksız, hukuksuz yere tutuklanmıştı. Bugün duruşması vardı! Ayrımsız infaz uygulaması Tüm siyasi tutsaklara ÖZGÜRLÜK…!!!” paylaşımıyla duyurdu.
Diyarbakır Baro Başkanı Cihan Aydın ise haberi “Nihayet!” notuyla paylaştı.
NE OLMUŞTU
Maraş Elbistan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 3 Aralık 2019 tarihinde gözaltına alınan Ali ve Elif Kısa (64) çifti ile Bekir Kara, “Örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” iddiasıyla tutuklanmıştı. Avukatların itirazı üzerine Ali Kısa 6 Aralık’ta tahliye edilmiş, ancak Elif Kısa ve Bekir Kara tahliye edilmemişti. Elif Kısa’nın tahliye edilmemesinden kaynaklı bakıma muhtaç biri zihinsel ve biri bedensel engelli 2 çocuğu annesiz kalmıştı. Kısa, 3 Aralık’tan bu yana Elbistan E Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunuyordu.
[Kronos.News] 1.4.2020
‘Bu infaz indirimi değil yeni tutuklulara yer açmak için aftır’
Avukat Ergin Cinmen, Mahsuni Karaman ve Prof. Dr. Köksal Bayraktar, HDP milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ve THİV Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı yeni infaz düzenlemesini Kronos’a değerlendirdi.
EYLEM YILMAZ -1 Nisan 2020
Kamuoyunun merakla beklediği infaz düzenlemesine ilişkin kanun teklifi dün Meclis Başkanlığı’na sunuldu. Terör suçları, cinsel suçlar, uyuşturucu madde ticareti, kasten adam öldürme, kadına karşı şiddet suçları düzenleme dışında tutuldu.
Yaklaşık bir yıldır üzerinde çalışılan yeni infaz düzenlemesi SARS-Cov-2 adı verilen yeni tip koronavirüsün neden olduğu COVİD-19 salgını nedeniyle yeniden gündeme alınarak, tamamlandı. AKP ve MHP tarafından hazırlanan yeni infaz düzenlemesinin Meclis Başkanlığı’na sunulmasının ardından basın açıklaması yapan AKP Grup Başkanvekili Cahit Özkan paketin ayrıntılarını açıkladı. Özkan; “Terör suçları, cinsel suçlar, kadına karşı şiddet, kasten adam öldürme ve uyuşturucu madde ticareti suçu hariç olmak üzere, diğer suçlar bakımından kalıcı infaz oranı 1/2 olarak düzenlenmiştir” diye konuştu. Düzenlemede bazı hükümlülerin cezalarının ev hapsine çevrilmesinin de yer aldığını belirten Özkan; “65 yaşını dolduran yaşlılar, 0-6 yaş yaş arasında çocuğu olan hükümlülerin konuttan infazını mümkün hale getiriyoruz” dedi. Düzenlemeden konutta cezaya geçenlerle birlikte 90 bin kişi yararlanacak.
Salı günü Meclis’te oylanması beklenen düzenlemenin kamuoyunun beklentilerini karşılayıp karşılamadığı yeniden tartışma konusu oldu. Diğer yandan tutuklu yargılamalara ilişkin her hangi bir öneri sunulmaması da eleştirilere neden oluyor.
Avukat Ergin Cinmen, Mahsuni Karaman ve Prof. Dr. Köksal Bayraktar, HDP milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ve THİV Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı yeni infaz düzenlemesini Kronos’a değerlendirdi.
“BU İNFAZ İNDİRİMİ DEĞİL AFTIR”
Avukat Ergin Cinmen, düzenlemeyi af olarak değerlendiriyor: “Her zaman olduğu gibi af manasına gelen bir infaz değişikliği yapmıştır. Buna kısaca af diyelim. Bütün ülke hukuklarında, bizde de öyle, teoride bu infaz indirimi veya affın bir politikası vardır. Bu politika, cezaevinde hükümleri kesinleşmiş olanların durumlarının iyileştirilmesini amaçlar. Af veya indirim ancak bu durumda söz konusu olabilir. Örneğin; kişiye 30 yıl hapis cezası verilmiştir ama cezaevindeki durumu incelenir ve kişinin artık topluma dönmeye hazır olduğu düşünüldüğünde salıverilir. Bu bir infaz indirimidir. Bu şekilde yapılması gerekir. Fakat bizde her zaman olduğu gibi –1965 affı dışında– cezaevlerinin doluluğu nedeniyle salıverme düzenlemesi yapılmıştır. Bu özünde infaz indirimi değil, salıvermedir. Yeniden gelecek olan tutuklulara daha sonra hükümlülere yer açmak için yapılan bir salıverme faaliyetidir. Bunun ne infaz hukukuyla, ne de kısaca anlattığım gibi erken salıvermenin felsefesiyle bir alakası yoktur.”
1999 yılında çıkarılan kamuoyunda “Rahşan affı” olarak bilinen affı hatırlatan Cinmen; “Bizim sistemimiz sosyoekonomik açıdan suç ve suçlu üreten bir sistemdir. Bu kadar gelir farklılığı olan bir ülkede zaten doğru dürüst bir toplumsal, sosyal düzen söz konusu olmaz. Bunun da neticesi suç ve suçlu olarak bize yansır. Bu şekilde tekrar cezaevlerinin dolması sağlanacaktır. Bu konuda araştırmada yapılmıştır. Mesela “Rahşan affı” dediğimiz 1999’da çıkarılan af. O zaman da cezaevleri doluydu, insanlar balık istifi şeklinde yatıyordu, yeni geleceklere yer yoktu. Bu nedenle aynı bugünkü gibi bir düzenleme yapılarak cezaevleri boşaltıldı. Sonunda hatırladığım kadarıyla çıkanların yüzde 25 civarı bir müddet sonra yeniden cezaevine döndü. Çünkü dışarıya hazır değillerdi, ekonomik durumları çok kötüydü. Şimdi yine aynısı olacaktır, ama bu sefer vicdanları tırmalayacak şekilde olacaktır” diyor.
“ALAATİN ÇAKICI ÇIKACAK, ALTAN, KAVALA, DEMİRTAŞ KALACAK”
Düzenlemeden 90 bin kişinin yaralanmasının ise özellikle ayarlandığını söyleyen Ergin Cinmen, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin cezaevinde Alaattin Çakıcı ile yaptığı görüşmeye dikkat çekiyor, düzenlemenin koronavirüs salgınıyla ilgisinin olmadığını belirtiyor: “90 bin olarak ayarlandığını düşünüyorum. Çünkü bu af, Devlet Bahçeli’nin kayda almaktan hiç çekinmediği Alaattin Çakıcı ile görüşmesinden sonra gündeme getirmesiyle ortaya çıktı. Sonuç olarak Alaattin Çakıcı ve onun arkadaşları dışarıya çıkacak, ama Ahmet Altan, Osman Kavala içeride kalmaya devam edecek. Ahmet Altan sadece üç yazısı nedeniyle hapistedir. Bu insanların hiçbirinin evinde bir tırnak çakısı dahi bulunmamıştır. Şiddetle alakası olmayan insanlardır. Halkın oylarıyla seçilmiş olan Selahattin Demirtaş ve bütün Güneydoğu’daki belediye başkanları yine içeride kalacaktır. Mafya, hırsızlar, ihaleye fesat karıştıranlar; bu toplumun ne kadar gangı, toplum atığı varsa bütün bunların hepsi tekrar içeriye girmek üzere dışarıya çıkarılacaktır. 90 bin kişinin çıkacak olmasının koronavirüs (COVID19) salgınıyla da hiçbir alakası yok. Tekrar söylüyorum; bunun afla, infaz değişikliğiyle bir alakası yoktur. Bu sadece içeride yer açmak için yapılmış olan bir tasarruftur.”
“AYM, SİYASİ TUTUKLULARI DA DÜZENLEMEYE DAHİL EDECEKTİR”
Ergin Cinmen’e düzenlemede tutuklu yargılamalarla ilgili her hangi bir başlık yer almadığını ancak 65 yaş ve üstü ile 0-6 yaş çocukların cezalarını evlerinde geçirilmesinin öngörüldüğünü hatırlatarak, Bu şekliyle örneğin Ahmet Altan, Osman Kavala gibi isimlerin, gazetecilerin tutuklu yargılanmaları halinin evde geçirilmesinin söz konusu olup olmayacağını soruyoruz. Cinmen Anayasa Mahkemesi’ni (AYM) işaret ediyor:
“Belki şöyle olabilir; bu tip işlemler sadece infaz yani hükmün kesinleşmesi halinde söz konusudur. Ancak yargıçların hükümlülerle ilgili çıkmış olan bu düzenlemeyi tahliyeler çerçevesinde tutuklulara da yansıtması gerekir. Bu tabi ki AYM’ne gidecektir. Şu anda çok ham ve özeti üzerine konuşuyoruz. AYM’ne gittiği takdirde “örgüte üye olmamakla birlikte örgüte yardım etmek” dediğimiz suçu da bu düzenleme içerisine koyarak bu maddeyi af kapsamına sokacaktır.”
“ESAS MAGDURİYETLER GİDERİLMEDİ”
Üç yılı aşkın süredir Edirne Cezaevinde tutuklu yargılanması süren HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın avukatı Mahsuni Karaman’la düzenlemenin ayrıntıları konuşmayı sürdürüyoruz. Tutuklu yargılamalar konusunda; “Tutuklulukla ilgili bir düzenlemenin infaz yasasında yeri yok. Tutuklu yargılamalarla ilgili bir düzenleme yapılacaksa bu ceza muhakemeleri kanununda yapılır. Genel eğilimle asıl olan tutuksuz yargılamadır ve mevcut tutukluların, koşullara uygun olanların, tutukluluk hallerini kaldırıyoruz yerine adli kontrol kararı veriyoruz denilebilir. Elektronik kelepçe takılır, evde belirli bir alanın dışına çıkmayacak bir şekilde tutulur. Akla gelen ilk adli kontrol tedbiri yurt dışı yasağı ve ev hapsidir. Şimdi zaten hiçbirimiz yurt dışına çıkamıyoruz ve evlerimizdeyiz. Dolayısıyla bu koşullarda tutukluluk durumlarına son verilebilir” diyor.
Avukat Karaman da Ergin Cinmen gibi “esas mağduriyetlerin” giderilmediği görüşünde: “Türkiye, son yıllarda gerçekten olağanüstü bir dönemden geçti. Kürtler açısından siyasal duruma baktığınızda zaten hep olağanüstü bir durum var, ama darbe girişiminden sonra gerçekleşen cadı avı bütün toplum kesimlerini aldı ve yargısal bir linçten geçirdi. Dolayısıyla burada “örgüt üyesi olmak”, “örgüt adına suç işlemek”, “örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” gibi suçlar açısından tartışmalı mahkûmiyet kararları var. Bunlardan mahkûm olanların sayısı binleri buluyor. Bunun üzerine bir de terörle mücadele kanunundaki propaganda suçunu eklerseniz 10 binlerce insan şiddete bulaşmadığı halde sübjektif kıstaslarla ve siyasetin algısına göre mahkûmiyet kararı almış. Bir tarafta Bank Asya’ya para yatırmış, bir tarafta Demokratik Toplum Kongresi’nin iki toplantısına katılmış diye örgüt üyeliğinden mahkûm olan insanlar var. Bu insanlara bir çözüm bulunması lazım. Bu insanların esaslı çözümü infaz yasasına bile kalmamalıydı. Yargı bunu düzeltmeliydi. Maalesef yapılmadı. Son noktada pandemiyle birlikte olağanüstü koşullar geldi. Hiç değilse infazda bir şekilde telafi edilebilir; bu mağduriyetler kısmen de olsa giderilebilir. Esas mağduriyet giderimi bu hükümlerin ortadan kalkmasıdır. Maalesef bunun koşulları yok. Şu aşamada bunlara sıcak bakılmıyor…”
“TÜRKİYE’DE TUTUKLULUK KAPALI BİR KUTU”
İş insanı Osman Kavala’nın avukatı Prof. Dr. Köksal Bayraktar’la devam ediyoruz. Prof. Dr. Bayraktar, düzenlemede tutukluluğa ilişkin bir maddenin olmamasını eleştirerek birinci yargı paketini hatırlatıyor: “İçinde bulunduğumuz olağanüstü dönemlerde infaz yasasının değiştirilmesinde, düzeltilmesinde büyük yarar var. Cezaevlerinde şu an nasıldır hiç bilmiyoruz. Adalet Bakanı kapalı bir kutu haline getirdi. Orası bir hastane temizliğinde midir, değil midir bunu bile bilemiyoruz. Ne şartlar altında yaşıyorlar bilmiyoruz. Bu şart içerisinde bu kanun tasarısı uygundur. Ancak benim söyleyeceğim başka bir şey var. Tutuklukların da gözden geçirilmesi gerekirdi. Aynı imkânların onlara da sağlanması gerekirdi. Yalnız Osman Kavala değil, mesela dört yıldır tutuklu gazeteci bir müvekkilim var. Türkiye’de tutukluluk kapalı bir kutu. İnfaz yasasının yeniden düzenlenmesini tabi ki sevinçle karşılıyorum ama tutuklularla ilgili suskun kalmalarını da katiyen kabul edemiyorum. Son derece yanlıştır. Denetimli serbestlik 3 yıla çıkarılıyor. Bunu mahkûm için sağlıyorsunuz ama tutuklu için sağlamıyorsunuz. Oysa birinci yargı paketinde o da var. Yürürlüğe girmiş yargı paketinde ağır cezalık suçlarda dahi tutukluluk süresi iki yılı geçemez diye hüküm var. Özetle, tutukluluğun öngörülmemiş olması çok büyük bir eksikliktir.”
“90 BİN KİŞİNİN TAHLİYESİ OLUMLU AMA YETERLİ DEĞİL”
THİV Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı; “90 bin kişinin tahliye olacak olması bir olumluluk” diyor ama yeterli olmadığı görüşünde: “Cezaevleri kapasitenin çok üzerinde bir nüfus barındırıyordu, bu nedenle biraz rahatlama olacaktır. Ancak yine de yeterli değil. Koşullar itibariyle riskli olduğunu biliyoruz. Cezaevleri öncelikle sağlık sorunları olanlar için çok ciddi boyutta riskler içeriyor. Bunun değerlendirilmesi gerekiyor. Bunun da ötesinde kapsam dışında bırakılanlar da dâhil kim ne suç işlemiş olursa olsun cezaevlerinin sağlıklı ortamlar haline getirilmesi gerekiyor. Enfeksiyonun yayılımına ilişkin olarak önlemlerin alınması gerekiyor. Temizlik malzemelerinin başta alacak imkânı olmayanlar olmak üzere ücretsiz sağlanması gerekiyor. Beslenmenin uygun hale getirilmesi, havalandırma koşullarının iyileştirilmesi gerekiyor. Bunlar her ne suç işlemiş olursa olsun ayrımsız herkes için uygulanmalıdır. Bir de bu yönde bir düzenlemeye ihtiyaç var. Bu yaşam hakkının gereğidir.”
“İKTİDAR BU İŞİ BİLMYENLERİN GÖZÜNÜ BOYUYOR”
HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu; “İktidar, bu işi bilmeyenlerin gözünü boyuyor” diyor. “En büyük dramlar tutuklu yargılamalardan kaynaklanıyor” diyen Gergerlioğlu 0-6 yaşında çocuğu olanların ve 65 yaş ve üzerindeki yaşlıların cezalarını konutta tamamlamalarına ilişkin; “Siyasi ve adli olarak bir belirtmeleridir. Siyasiyi kapsayıp kapsamadığı konusunda niye bir netlik getirilmiyor? Tepkilerden korkulduğu için netleştirmediklerini düşünüyorum. Bu nedenle ucu açık bırakıyorlar” görüşünde.
Düzenlemeyle ilgili sorularımızı yanıtlayan Ömer Faruk Gergerlioğlu şöyle konuştu: “Asıl büyük dramlar bu tutuklu yargılamalardan kaynaklanıyor. Bu düzenleme beklentiyi karşılamamış durumdadır. Hasta mahpuslar, Ahmet Altan gibi isimler bu düzenlemeye katılmıyor. Çünkü siyasi mahpus oluyorlar. Düzenlemenin kamuoyunun beklentisini karşılayabilmesi için siyasi, terörist diye adlandırılan düşünce suçlarını, bir sürü anne ve çocuğu, tutuklu askeri öğrencilerin hepsinin tetkik edilmesi gerekirdi. Koronavirüs dolayısıyla tutuksuz yargılamaya geçilmesi gerekirdi. Evde hapis, elektronik kelepçe gibi uygulamalar getirilebilirdi. Bu yapılmamış. Bu açıdan eleştirilecek bir düzenlemedir. Tutuklu anne-babalar var. Bu nedenle şu an hiçbir şeyle alakası olmayan çocuklar, dedeler, nineler mağdur oluyor. Benim en büyük beklentim bu yönde bir düzenleme yapılmasıydı ama olmadı. Bu çok büyük bir yaradır…”
[Kronos.News] 1.4.2020
EYLEM YILMAZ -1 Nisan 2020
Kamuoyunun merakla beklediği infaz düzenlemesine ilişkin kanun teklifi dün Meclis Başkanlığı’na sunuldu. Terör suçları, cinsel suçlar, uyuşturucu madde ticareti, kasten adam öldürme, kadına karşı şiddet suçları düzenleme dışında tutuldu.
Yaklaşık bir yıldır üzerinde çalışılan yeni infaz düzenlemesi SARS-Cov-2 adı verilen yeni tip koronavirüsün neden olduğu COVİD-19 salgını nedeniyle yeniden gündeme alınarak, tamamlandı. AKP ve MHP tarafından hazırlanan yeni infaz düzenlemesinin Meclis Başkanlığı’na sunulmasının ardından basın açıklaması yapan AKP Grup Başkanvekili Cahit Özkan paketin ayrıntılarını açıkladı. Özkan; “Terör suçları, cinsel suçlar, kadına karşı şiddet, kasten adam öldürme ve uyuşturucu madde ticareti suçu hariç olmak üzere, diğer suçlar bakımından kalıcı infaz oranı 1/2 olarak düzenlenmiştir” diye konuştu. Düzenlemede bazı hükümlülerin cezalarının ev hapsine çevrilmesinin de yer aldığını belirten Özkan; “65 yaşını dolduran yaşlılar, 0-6 yaş yaş arasında çocuğu olan hükümlülerin konuttan infazını mümkün hale getiriyoruz” dedi. Düzenlemeden konutta cezaya geçenlerle birlikte 90 bin kişi yararlanacak.
Salı günü Meclis’te oylanması beklenen düzenlemenin kamuoyunun beklentilerini karşılayıp karşılamadığı yeniden tartışma konusu oldu. Diğer yandan tutuklu yargılamalara ilişkin her hangi bir öneri sunulmaması da eleştirilere neden oluyor.
Avukat Ergin Cinmen, Mahsuni Karaman ve Prof. Dr. Köksal Bayraktar, HDP milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ve THİV Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı yeni infaz düzenlemesini Kronos’a değerlendirdi.
“BU İNFAZ İNDİRİMİ DEĞİL AFTIR”
Avukat Ergin Cinmen, düzenlemeyi af olarak değerlendiriyor: “Her zaman olduğu gibi af manasına gelen bir infaz değişikliği yapmıştır. Buna kısaca af diyelim. Bütün ülke hukuklarında, bizde de öyle, teoride bu infaz indirimi veya affın bir politikası vardır. Bu politika, cezaevinde hükümleri kesinleşmiş olanların durumlarının iyileştirilmesini amaçlar. Af veya indirim ancak bu durumda söz konusu olabilir. Örneğin; kişiye 30 yıl hapis cezası verilmiştir ama cezaevindeki durumu incelenir ve kişinin artık topluma dönmeye hazır olduğu düşünüldüğünde salıverilir. Bu bir infaz indirimidir. Bu şekilde yapılması gerekir. Fakat bizde her zaman olduğu gibi –1965 affı dışında– cezaevlerinin doluluğu nedeniyle salıverme düzenlemesi yapılmıştır. Bu özünde infaz indirimi değil, salıvermedir. Yeniden gelecek olan tutuklulara daha sonra hükümlülere yer açmak için yapılan bir salıverme faaliyetidir. Bunun ne infaz hukukuyla, ne de kısaca anlattığım gibi erken salıvermenin felsefesiyle bir alakası yoktur.”
1999 yılında çıkarılan kamuoyunda “Rahşan affı” olarak bilinen affı hatırlatan Cinmen; “Bizim sistemimiz sosyoekonomik açıdan suç ve suçlu üreten bir sistemdir. Bu kadar gelir farklılığı olan bir ülkede zaten doğru dürüst bir toplumsal, sosyal düzen söz konusu olmaz. Bunun da neticesi suç ve suçlu olarak bize yansır. Bu şekilde tekrar cezaevlerinin dolması sağlanacaktır. Bu konuda araştırmada yapılmıştır. Mesela “Rahşan affı” dediğimiz 1999’da çıkarılan af. O zaman da cezaevleri doluydu, insanlar balık istifi şeklinde yatıyordu, yeni geleceklere yer yoktu. Bu nedenle aynı bugünkü gibi bir düzenleme yapılarak cezaevleri boşaltıldı. Sonunda hatırladığım kadarıyla çıkanların yüzde 25 civarı bir müddet sonra yeniden cezaevine döndü. Çünkü dışarıya hazır değillerdi, ekonomik durumları çok kötüydü. Şimdi yine aynısı olacaktır, ama bu sefer vicdanları tırmalayacak şekilde olacaktır” diyor.
“ALAATİN ÇAKICI ÇIKACAK, ALTAN, KAVALA, DEMİRTAŞ KALACAK”
Düzenlemeden 90 bin kişinin yaralanmasının ise özellikle ayarlandığını söyleyen Ergin Cinmen, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin cezaevinde Alaattin Çakıcı ile yaptığı görüşmeye dikkat çekiyor, düzenlemenin koronavirüs salgınıyla ilgisinin olmadığını belirtiyor: “90 bin olarak ayarlandığını düşünüyorum. Çünkü bu af, Devlet Bahçeli’nin kayda almaktan hiç çekinmediği Alaattin Çakıcı ile görüşmesinden sonra gündeme getirmesiyle ortaya çıktı. Sonuç olarak Alaattin Çakıcı ve onun arkadaşları dışarıya çıkacak, ama Ahmet Altan, Osman Kavala içeride kalmaya devam edecek. Ahmet Altan sadece üç yazısı nedeniyle hapistedir. Bu insanların hiçbirinin evinde bir tırnak çakısı dahi bulunmamıştır. Şiddetle alakası olmayan insanlardır. Halkın oylarıyla seçilmiş olan Selahattin Demirtaş ve bütün Güneydoğu’daki belediye başkanları yine içeride kalacaktır. Mafya, hırsızlar, ihaleye fesat karıştıranlar; bu toplumun ne kadar gangı, toplum atığı varsa bütün bunların hepsi tekrar içeriye girmek üzere dışarıya çıkarılacaktır. 90 bin kişinin çıkacak olmasının koronavirüs (COVID19) salgınıyla da hiçbir alakası yok. Tekrar söylüyorum; bunun afla, infaz değişikliğiyle bir alakası yoktur. Bu sadece içeride yer açmak için yapılmış olan bir tasarruftur.”
“AYM, SİYASİ TUTUKLULARI DA DÜZENLEMEYE DAHİL EDECEKTİR”
Ergin Cinmen’e düzenlemede tutuklu yargılamalarla ilgili her hangi bir başlık yer almadığını ancak 65 yaş ve üstü ile 0-6 yaş çocukların cezalarını evlerinde geçirilmesinin öngörüldüğünü hatırlatarak, Bu şekliyle örneğin Ahmet Altan, Osman Kavala gibi isimlerin, gazetecilerin tutuklu yargılanmaları halinin evde geçirilmesinin söz konusu olup olmayacağını soruyoruz. Cinmen Anayasa Mahkemesi’ni (AYM) işaret ediyor:
“Belki şöyle olabilir; bu tip işlemler sadece infaz yani hükmün kesinleşmesi halinde söz konusudur. Ancak yargıçların hükümlülerle ilgili çıkmış olan bu düzenlemeyi tahliyeler çerçevesinde tutuklulara da yansıtması gerekir. Bu tabi ki AYM’ne gidecektir. Şu anda çok ham ve özeti üzerine konuşuyoruz. AYM’ne gittiği takdirde “örgüte üye olmamakla birlikte örgüte yardım etmek” dediğimiz suçu da bu düzenleme içerisine koyarak bu maddeyi af kapsamına sokacaktır.”
“ESAS MAGDURİYETLER GİDERİLMEDİ”
Üç yılı aşkın süredir Edirne Cezaevinde tutuklu yargılanması süren HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın avukatı Mahsuni Karaman’la düzenlemenin ayrıntıları konuşmayı sürdürüyoruz. Tutuklu yargılamalar konusunda; “Tutuklulukla ilgili bir düzenlemenin infaz yasasında yeri yok. Tutuklu yargılamalarla ilgili bir düzenleme yapılacaksa bu ceza muhakemeleri kanununda yapılır. Genel eğilimle asıl olan tutuksuz yargılamadır ve mevcut tutukluların, koşullara uygun olanların, tutukluluk hallerini kaldırıyoruz yerine adli kontrol kararı veriyoruz denilebilir. Elektronik kelepçe takılır, evde belirli bir alanın dışına çıkmayacak bir şekilde tutulur. Akla gelen ilk adli kontrol tedbiri yurt dışı yasağı ve ev hapsidir. Şimdi zaten hiçbirimiz yurt dışına çıkamıyoruz ve evlerimizdeyiz. Dolayısıyla bu koşullarda tutukluluk durumlarına son verilebilir” diyor.
Avukat Karaman da Ergin Cinmen gibi “esas mağduriyetlerin” giderilmediği görüşünde: “Türkiye, son yıllarda gerçekten olağanüstü bir dönemden geçti. Kürtler açısından siyasal duruma baktığınızda zaten hep olağanüstü bir durum var, ama darbe girişiminden sonra gerçekleşen cadı avı bütün toplum kesimlerini aldı ve yargısal bir linçten geçirdi. Dolayısıyla burada “örgüt üyesi olmak”, “örgüt adına suç işlemek”, “örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” gibi suçlar açısından tartışmalı mahkûmiyet kararları var. Bunlardan mahkûm olanların sayısı binleri buluyor. Bunun üzerine bir de terörle mücadele kanunundaki propaganda suçunu eklerseniz 10 binlerce insan şiddete bulaşmadığı halde sübjektif kıstaslarla ve siyasetin algısına göre mahkûmiyet kararı almış. Bir tarafta Bank Asya’ya para yatırmış, bir tarafta Demokratik Toplum Kongresi’nin iki toplantısına katılmış diye örgüt üyeliğinden mahkûm olan insanlar var. Bu insanlara bir çözüm bulunması lazım. Bu insanların esaslı çözümü infaz yasasına bile kalmamalıydı. Yargı bunu düzeltmeliydi. Maalesef yapılmadı. Son noktada pandemiyle birlikte olağanüstü koşullar geldi. Hiç değilse infazda bir şekilde telafi edilebilir; bu mağduriyetler kısmen de olsa giderilebilir. Esas mağduriyet giderimi bu hükümlerin ortadan kalkmasıdır. Maalesef bunun koşulları yok. Şu aşamada bunlara sıcak bakılmıyor…”
“TÜRKİYE’DE TUTUKLULUK KAPALI BİR KUTU”
İş insanı Osman Kavala’nın avukatı Prof. Dr. Köksal Bayraktar’la devam ediyoruz. Prof. Dr. Bayraktar, düzenlemede tutukluluğa ilişkin bir maddenin olmamasını eleştirerek birinci yargı paketini hatırlatıyor: “İçinde bulunduğumuz olağanüstü dönemlerde infaz yasasının değiştirilmesinde, düzeltilmesinde büyük yarar var. Cezaevlerinde şu an nasıldır hiç bilmiyoruz. Adalet Bakanı kapalı bir kutu haline getirdi. Orası bir hastane temizliğinde midir, değil midir bunu bile bilemiyoruz. Ne şartlar altında yaşıyorlar bilmiyoruz. Bu şart içerisinde bu kanun tasarısı uygundur. Ancak benim söyleyeceğim başka bir şey var. Tutuklukların da gözden geçirilmesi gerekirdi. Aynı imkânların onlara da sağlanması gerekirdi. Yalnız Osman Kavala değil, mesela dört yıldır tutuklu gazeteci bir müvekkilim var. Türkiye’de tutukluluk kapalı bir kutu. İnfaz yasasının yeniden düzenlenmesini tabi ki sevinçle karşılıyorum ama tutuklularla ilgili suskun kalmalarını da katiyen kabul edemiyorum. Son derece yanlıştır. Denetimli serbestlik 3 yıla çıkarılıyor. Bunu mahkûm için sağlıyorsunuz ama tutuklu için sağlamıyorsunuz. Oysa birinci yargı paketinde o da var. Yürürlüğe girmiş yargı paketinde ağır cezalık suçlarda dahi tutukluluk süresi iki yılı geçemez diye hüküm var. Özetle, tutukluluğun öngörülmemiş olması çok büyük bir eksikliktir.”
“90 BİN KİŞİNİN TAHLİYESİ OLUMLU AMA YETERLİ DEĞİL”
THİV Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı; “90 bin kişinin tahliye olacak olması bir olumluluk” diyor ama yeterli olmadığı görüşünde: “Cezaevleri kapasitenin çok üzerinde bir nüfus barındırıyordu, bu nedenle biraz rahatlama olacaktır. Ancak yine de yeterli değil. Koşullar itibariyle riskli olduğunu biliyoruz. Cezaevleri öncelikle sağlık sorunları olanlar için çok ciddi boyutta riskler içeriyor. Bunun değerlendirilmesi gerekiyor. Bunun da ötesinde kapsam dışında bırakılanlar da dâhil kim ne suç işlemiş olursa olsun cezaevlerinin sağlıklı ortamlar haline getirilmesi gerekiyor. Enfeksiyonun yayılımına ilişkin olarak önlemlerin alınması gerekiyor. Temizlik malzemelerinin başta alacak imkânı olmayanlar olmak üzere ücretsiz sağlanması gerekiyor. Beslenmenin uygun hale getirilmesi, havalandırma koşullarının iyileştirilmesi gerekiyor. Bunlar her ne suç işlemiş olursa olsun ayrımsız herkes için uygulanmalıdır. Bir de bu yönde bir düzenlemeye ihtiyaç var. Bu yaşam hakkının gereğidir.”
“İKTİDAR BU İŞİ BİLMYENLERİN GÖZÜNÜ BOYUYOR”
HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu; “İktidar, bu işi bilmeyenlerin gözünü boyuyor” diyor. “En büyük dramlar tutuklu yargılamalardan kaynaklanıyor” diyen Gergerlioğlu 0-6 yaşında çocuğu olanların ve 65 yaş ve üzerindeki yaşlıların cezalarını konutta tamamlamalarına ilişkin; “Siyasi ve adli olarak bir belirtmeleridir. Siyasiyi kapsayıp kapsamadığı konusunda niye bir netlik getirilmiyor? Tepkilerden korkulduğu için netleştirmediklerini düşünüyorum. Bu nedenle ucu açık bırakıyorlar” görüşünde.
Düzenlemeyle ilgili sorularımızı yanıtlayan Ömer Faruk Gergerlioğlu şöyle konuştu: “Asıl büyük dramlar bu tutuklu yargılamalardan kaynaklanıyor. Bu düzenleme beklentiyi karşılamamış durumdadır. Hasta mahpuslar, Ahmet Altan gibi isimler bu düzenlemeye katılmıyor. Çünkü siyasi mahpus oluyorlar. Düzenlemenin kamuoyunun beklentisini karşılayabilmesi için siyasi, terörist diye adlandırılan düşünce suçlarını, bir sürü anne ve çocuğu, tutuklu askeri öğrencilerin hepsinin tetkik edilmesi gerekirdi. Koronavirüs dolayısıyla tutuksuz yargılamaya geçilmesi gerekirdi. Evde hapis, elektronik kelepçe gibi uygulamalar getirilebilirdi. Bu yapılmamış. Bu açıdan eleştirilecek bir düzenlemedir. Tutuklu anne-babalar var. Bu nedenle şu an hiçbir şeyle alakası olmayan çocuklar, dedeler, nineler mağdur oluyor. Benim en büyük beklentim bu yönde bir düzenleme yapılmasıydı ama olmadı. Bu çok büyük bir yaradır…”
[Kronos.News] 1.4.2020
Bilim Kurulu üyesi: Bazı illerde sokağa çıkma yasağı şart
Ölüm oranındaki artışı değerlendiren Bilim Kurulu Üyesi, Prof. Dr. Necmettin Ünal uyardı: "İpin ucunun kaçtığı yerler var. O illerde il bazlı sokağa çıkma yasağı şart. Başka türlü salgını önlemek mümkün değil."
KRONOS -1 Nisan 2020
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın açıkladığı yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısının 214’e ulaşması ve vaka sayısının 13 bini aşması bilim insanlarını da endişelendirdi.
‘BAŞKA TÜRLÜ SALGINI ÖNLEMEK MÜMKÜN DEĞİL’
Vaka ve ölüm oranındaki artışı değerlendiren Bilim Kurulu Üyesi, Ankara Üniversitesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Necmettin Ünal, Twitter hesabından yaptığı uyarıda, “İpin ucunun kaçtığı yerler var. O illerde il bazlı sokağa çıkma yasağı şart. Başka türlü salgını önlemek mümkün değil” dedi.
‘BUGÜN GELDİĞİMİZ NOKTADA ONLARIN HATALARINI YAŞIYORUZ’
Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ünal, daha önce de Bilim Kurulu’nun “Bu hafta çok kritik. Belki ipin ucunun kaçtığı yerler var ama ülke genelinde il bazlı etkili önlemlerle birçok yeri kısa sürede toparlayabiliriz” tweetini paylaşarak, Hükümet tarafından geç alınan tedbirler ve ilan edilmeyen sokağa çıkma yasağına rağmen halkı suçlayarak, “Bugün geldiğimiz noktada onların hatalarını yaşıyoruz” demişti:
‘BAZI ÖNLEMLERİ ALMAKTA GEÇ KALMIŞ OLABİLİRİZ’
“Bazı önlemleri almakta geç kalmış olabiliriz ama hakikaten devletimiz bu işte çalışıyor. Çalışmayan kim? Bence biz, halkımız çalışmıyor. Özellikle elinde telefonla dolaşıp etkileşim hastaları olan gençlerimiz suçlu. Bugün geldiğimiz noktada onların hatalarını yaşıyoruz”
[Kronos.News] 1.4.2020
KRONOS -1 Nisan 2020
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın açıkladığı yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısının 214’e ulaşması ve vaka sayısının 13 bini aşması bilim insanlarını da endişelendirdi.
‘BAŞKA TÜRLÜ SALGINI ÖNLEMEK MÜMKÜN DEĞİL’
Vaka ve ölüm oranındaki artışı değerlendiren Bilim Kurulu Üyesi, Ankara Üniversitesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Necmettin Ünal, Twitter hesabından yaptığı uyarıda, “İpin ucunun kaçtığı yerler var. O illerde il bazlı sokağa çıkma yasağı şart. Başka türlü salgını önlemek mümkün değil” dedi.
‘BUGÜN GELDİĞİMİZ NOKTADA ONLARIN HATALARINI YAŞIYORUZ’
Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ünal, daha önce de Bilim Kurulu’nun “Bu hafta çok kritik. Belki ipin ucunun kaçtığı yerler var ama ülke genelinde il bazlı etkili önlemlerle birçok yeri kısa sürede toparlayabiliriz” tweetini paylaşarak, Hükümet tarafından geç alınan tedbirler ve ilan edilmeyen sokağa çıkma yasağına rağmen halkı suçlayarak, “Bugün geldiğimiz noktada onların hatalarını yaşıyoruz” demişti:
‘BAZI ÖNLEMLERİ ALMAKTA GEÇ KALMIŞ OLABİLİRİZ’
“Bazı önlemleri almakta geç kalmış olabiliriz ama hakikaten devletimiz bu işte çalışıyor. Çalışmayan kim? Bence biz, halkımız çalışmıyor. Özellikle elinde telefonla dolaşıp etkileşim hastaları olan gençlerimiz suçlu. Bugün geldiğimiz noktada onların hatalarını yaşıyoruz”
[Kronos.News] 1.4.2020
Konfederasyon ve odaların 7 acil önlem metni imzaya açıldı
DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, Covid-19 salgını ile etkin mücadelede halkın sağlığını, işini ve aşını korumak için 7 önlem açıkladı. Bu taleplerin bulunduğu metin kişi ve kurumların imzasına açıldı.
KRONOS -1 Nisan 2020
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) tarafından yeni tip Corona virüsünün yol açtığı Covid-19 salgınına karşı mücadele için 7 önlem talebinin bulunduğu imza metni, kişi ve kurumların imzasına açıldı.
Kampanyayı internet sitelerinden duyurulurken, yayınlanan açıklamada “Biz aşağıda imzası bulunan konfederasyonlar, birlikler, sendikalar, odalar, barolar, dernekler, demokratik kitle örgütleri ve inisiyatifleri, siyasi partiler ve kişiler olarak Covid-19 salgını ile etkin mücadele için, halkın sağlığını, işini ve aşını korumak için aşağıdaki 7 önlemin aciliyetini bir kez daha hatırlatıyor, iş işten geçmeden gereğinin yapılması için Hükümet’i uyarmayı tarihsel bir sorumluluk olarak görüyoruz” denildi.
İmzaya açılan metindeki talepler şöyle:
[Kronos.News] 1.4.2020
KRONOS -1 Nisan 2020
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) tarafından yeni tip Corona virüsünün yol açtığı Covid-19 salgınına karşı mücadele için 7 önlem talebinin bulunduğu imza metni, kişi ve kurumların imzasına açıldı.
Kampanyayı internet sitelerinden duyurulurken, yayınlanan açıklamada “Biz aşağıda imzası bulunan konfederasyonlar, birlikler, sendikalar, odalar, barolar, dernekler, demokratik kitle örgütleri ve inisiyatifleri, siyasi partiler ve kişiler olarak Covid-19 salgını ile etkin mücadele için, halkın sağlığını, işini ve aşını korumak için aşağıdaki 7 önlemin aciliyetini bir kez daha hatırlatıyor, iş işten geçmeden gereğinin yapılması için Hükümet’i uyarmayı tarihsel bir sorumluluk olarak görüyoruz” denildi.
İmzaya açılan metindeki talepler şöyle:
- Temel, zorunlu ve acil mal ve hizmet üreten işler dışında bütün işlerde salgın süresince çalışma acilen durdurulmalıdır.
- Salgın süresince işten çıkarmalar yasaklanmalı, küçük esnaf desteklenmeli, çalışanlara ücretli izin verilmeli ve işsizler için ise koşulsuz işsizlik maaşı ödenmelidir.
- Tüketici, konut ve taşıt kredileri ile kredi kartı borçları ve elektrik, su, doğalgaz ve iletişim faturaları salgın riski boyunca faiz işletilmeden ertelenmelidir.
- Bu süreçte özel sağlık kuruluşları kamu kontrolüne geçirilmeli, yurttaşların sağlık hizmetlerine erişimi istisnasız ve ön koşulsuz bütünüyle parasız olmalıdır.
- Salgınla mücadelede koordinasyonda katı bir disiplin uygulanmalı, bilimsel yaklaşım ve bilgi paylaşımında açık ve şeffaf olunmalıdır. Güven kriteri haline gelen Covid-19 Testleri konusunda bilimsel-yaygın-hakkaniyetli ve sonuçların hızla açıklandığı bir işleyiş hakim kılınmalıdır.
- Başta hekimler, sağlık ve belediye çalışanları olmak üzere, tüm zorunlu işlerde koruyucu ekipman başta olmak üzere bütün eksiklikler giderilmeli, herhangi bir aksama yaşanmayacağına dair güven verilmeli ve bu işlerde çalışan herkes düzenli olarak testten geçirilmelidir.
- Salgın dönemlerinde dezavantajlı kesimler olarak kabul edilen; hiçbir geliri ve birikimi olmayan yoksullar, göçmenler ve tutuklu/hükümlüler için yaşamlarını ve sağlıklarını koruyacak fiili ve yasal düzenlemeler hayata geçirilmelidir.
[Kronos.News] 1.4.2020
CPJ: Hapisteki tüm gazetecileri hemen serbest bırakın!
Tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması amacıyla bir kampanya başlattıklarına değinen CPJ, basın açıklamasını “Gazeteciliğin bedeli ölüm cezası olmamalı” sözleriyle bitirdi.
KRONOS -1 Nisan 2020
Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), Koronavirüs salgını nedeniyle tutuklu tüm gazetecilerin serbest bırakılmasını istedi.
Dünya üzerinde 250’den fazla gazetecinin halen demir parmaklıklar ardında olduğunu hatırlatan CPJ, “Yetkilileri bu siyasi mahkumları derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakmaya çağırıyoruz” dedi.
Virüsten etkilenen ülkelerin hapishanelerindeki gazeteciler için özgürlüğün artık bir ‘ölüm kalım meselesi’ olduğunu kaydeden Gazetecileri Koruma Komitesi, hapisteki gazetecilerin çevrelerini kontrol etme şansı olmadığına, kendilerini diğer insanlardan izole etme kararı alamayacaklarına genellikle asgari tıbbi tedaviden yoksun bırakıldıklarına dikkat çekti. Açıklamada, “Özgürlüklerinden mahrum bırakılan insanlar ve kapalı alanlarda onlara yakın mesafede yaşayan ve çalışanlar, COVID-19 hastalığına karşı toplumun genelinden daha korunmasız olabilir” ifadelerine yer verildi.
Tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması amacıyla bir kampanya başlattıklarına değinen CPJ, basın açıklamasını “Gazeteciliğin bedeli ölüm cezası olmamalı” sözleriyle bitirdi.
[Kronos.News] 1.4.2020
KRONOS -1 Nisan 2020
Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), Koronavirüs salgını nedeniyle tutuklu tüm gazetecilerin serbest bırakılmasını istedi.
Dünya üzerinde 250’den fazla gazetecinin halen demir parmaklıklar ardında olduğunu hatırlatan CPJ, “Yetkilileri bu siyasi mahkumları derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakmaya çağırıyoruz” dedi.
Virüsten etkilenen ülkelerin hapishanelerindeki gazeteciler için özgürlüğün artık bir ‘ölüm kalım meselesi’ olduğunu kaydeden Gazetecileri Koruma Komitesi, hapisteki gazetecilerin çevrelerini kontrol etme şansı olmadığına, kendilerini diğer insanlardan izole etme kararı alamayacaklarına genellikle asgari tıbbi tedaviden yoksun bırakıldıklarına dikkat çekti. Açıklamada, “Özgürlüklerinden mahrum bırakılan insanlar ve kapalı alanlarda onlara yakın mesafede yaşayan ve çalışanlar, COVID-19 hastalığına karşı toplumun genelinden daha korunmasız olabilir” ifadelerine yer verildi.
Tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması amacıyla bir kampanya başlattıklarına değinen CPJ, basın açıklamasını “Gazeteciliğin bedeli ölüm cezası olmamalı” sözleriyle bitirdi.
[Kronos.News] 1.4.2020
Saray forsuyla İtalya ve İspanya’ya yardım
Her gün yüzlerce ölümün yaşandığı ve salgının trajediye döndüğü İtalya ve İspanya’ya yardım amaçlı gönderilen kolilerin üzerine Saray’ın forsun yapıştırıldı.
BOLD – Türkiye, İtalya ve İspanya’da trajediye dönen koronavirüs salgınına seyirci kalmadı. Bir uçak dolusu yardım malzemesi Türk Silahlı Kuvvetlerine (TSK) ait bir kargo uçağıyla bugün yola çıktı.
Milli Savunma Bakanlığı resmi sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, ”Kovid-19 ile birlikte mücadele ve daha güzel günler temennisiyle İtalya ve İspanya için hazırlanan sağlık malzemeleri, Türk Silahlı Kuvvetlerine ait A-400M tipi uçak ile yola çıktı” denildi.
ÇOK YANLIŞ
İtalya ve İspanya’ya gönderilen yardım kolilerinin fotoğrafları da sosyal medyada dolaşıma girdi. Yardım kolileri üzerindeki Cumhurbaşkanlığı forsu dikkat çekti.
Sosyal medya kullanıcıları yardım kolileri üzerindeki logolara tepki gösterdi.
Fotoğrafları paylaşan Ali Babacan’ın kurduğu Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) kurucu üyelerinden Metin Gürcan, “İtalya ve İspanya’ya giden yardım kolilerimiz. Sadece Türk bayrağı ve Türkiye olsa daha şık ve doğru olurdu. Kim düşündü ise de çok yanlış ve milli onuru kıran bir kamu diplomasisi örneği” ifadelerini kullandı.
BOLD – Türkiye, İtalya ve İspanya’da trajediye dönen koronavirüs salgınına seyirci kalmadı. Bir uçak dolusu yardım malzemesi Türk Silahlı Kuvvetlerine (TSK) ait bir kargo uçağıyla bugün yola çıktı.
Milli Savunma Bakanlığı resmi sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, ”Kovid-19 ile birlikte mücadele ve daha güzel günler temennisiyle İtalya ve İspanya için hazırlanan sağlık malzemeleri, Türk Silahlı Kuvvetlerine ait A-400M tipi uçak ile yola çıktı” denildi.
ÇOK YANLIŞ
İtalya ve İspanya’ya gönderilen yardım kolilerinin fotoğrafları da sosyal medyada dolaşıma girdi. Yardım kolileri üzerindeki Cumhurbaşkanlığı forsu dikkat çekti.
Sosyal medya kullanıcıları yardım kolileri üzerindeki logolara tepki gösterdi.
Fotoğrafları paylaşan Ali Babacan’ın kurduğu Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) kurucu üyelerinden Metin Gürcan, “İtalya ve İspanya’ya giden yardım kolilerimiz. Sadece Türk bayrağı ve Türkiye olsa daha şık ve doğru olurdu. Kim düşündü ise de çok yanlış ve milli onuru kıran bir kamu diplomasisi örneği” ifadelerini kullandı.
[BoldMedya] 1.4.2020👇🤔 İtalya ve İspanya'ya giden yardım kolilerimiz.— METIN GURCAN (@Metin4020) April 1, 2020
Sadece Türk bayrağı ve Türkiye olsa daha ŞIK ve doğru olurdu.
Kim düşündü ise de Çok Yanlış ve MİLLİ ONURU kıran bir Kamu Diplomasisi örneği...:( pic.twitter.com/CVZf5McYWe
Korona krizinde de vatandaşı borçlandıracaklar
Koronavirüs salgını karşısında birçok ülke vatandaşlarına karşılıksız para verirken AKP, krediyle borçlandırma yolunu seçti. Koronavirüsten etkilenenlere yardımcı olmak için kamu bankalarının vereceği kredilerin başvuruları bugün başladı.
BOLD – Koronavirüsün etkilerini azaltmak için alınan kararlar doğrultusunda sosyal yardımdan faydalanan ailelere verilen yardımların ödemesi ve kredi başvuruları bugün başlıyor. Kamu bankaları, geliri 5 bin TL’nin altında olan vatandaşlara 10 bi TL’ye kadar kredi verecek.
5 NİSAN’A KADAR ÖDEMELER SÜRECEK
Koronavirüsün etkilerini azaltma kapsamında Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, sosyal yardımlardan faydalanan iki milyon haneye verilen desteğin bin liraya yükseltildiğini açıklamıştı. Söz konusu destekler bugün ödenmeye başladı. Doğum yılının son rakamı 0 ve 5 olanlar ödemelerini 1 Nisan’da, 1 ve 6 olanlar 2 Nisan’da, 2 ve 7 olanlar 3 Nisan’da, 3 ve 8 olanlar 4 Nisan’da, 4 ve 9 olanlar 5 Nisan’da alacak.
KREDİ BAŞVURULARI BUGÜN BAŞLIYOR
Koronavirüsle mücadele kapsamında alınan tedbirleri doğrultusunda Ziraat Bankası, Halkbank ve Vakıfbank, hane halkı geliri aylık 5 bin TL ve altında olan yer alan müşterilerine kredi vereceğini açıklamıştı. Ziraat Bankası, Halkbank ve Vakıfbank, konu ile ilgili ortak açıklama yapmıştı. Kredi başvuruları da bugün başlıyor. Vatandaşlar 10 bin liraya kadar 6 ayı ödemesiz 36 aya kadar vadeli kredi çekebilecek. Müşteriler, kampanyaya katılan tüm kamu bankalarından veya kamu katılım finans kuruluşlarından yalnızca birine başvuru yapabilecek.
[BoldMedya] 1.4.2020
BOLD – Koronavirüsün etkilerini azaltmak için alınan kararlar doğrultusunda sosyal yardımdan faydalanan ailelere verilen yardımların ödemesi ve kredi başvuruları bugün başlıyor. Kamu bankaları, geliri 5 bin TL’nin altında olan vatandaşlara 10 bi TL’ye kadar kredi verecek.
5 NİSAN’A KADAR ÖDEMELER SÜRECEK
Koronavirüsün etkilerini azaltma kapsamında Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, sosyal yardımlardan faydalanan iki milyon haneye verilen desteğin bin liraya yükseltildiğini açıklamıştı. Söz konusu destekler bugün ödenmeye başladı. Doğum yılının son rakamı 0 ve 5 olanlar ödemelerini 1 Nisan’da, 1 ve 6 olanlar 2 Nisan’da, 2 ve 7 olanlar 3 Nisan’da, 3 ve 8 olanlar 4 Nisan’da, 4 ve 9 olanlar 5 Nisan’da alacak.
KREDİ BAŞVURULARI BUGÜN BAŞLIYOR
Koronavirüsle mücadele kapsamında alınan tedbirleri doğrultusunda Ziraat Bankası, Halkbank ve Vakıfbank, hane halkı geliri aylık 5 bin TL ve altında olan yer alan müşterilerine kredi vereceğini açıklamıştı. Ziraat Bankası, Halkbank ve Vakıfbank, konu ile ilgili ortak açıklama yapmıştı. Kredi başvuruları da bugün başlıyor. Vatandaşlar 10 bin liraya kadar 6 ayı ödemesiz 36 aya kadar vadeli kredi çekebilecek. Müşteriler, kampanyaya katılan tüm kamu bankalarından veya kamu katılım finans kuruluşlarından yalnızca birine başvuru yapabilecek.
[BoldMedya] 1.4.2020
Biz Bize Yeteriz Kampanyası’na zorla bağış toplanmaya başlandı
Erdoğan’ın başlattığı Korona kapmanyası için kurumlar çalışanlarından zorla kesinti yapmaya başladı. İnternete düşün ilk iki kesinti belgesi Yargıtay ve Botaş’dan.
BOLD – Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın korona için yardım kampanyası başlatmasıyla ilgili tartışmalar sürüyor. Bütün ülkeler halkına para dağıtırken, Türkiye’de devletin halktan para istemesine yönelik eleştiriler sürerken, kamuda ilginç bir uygulama başladı.
Kamu kurumları çalışanlarından talimatla zorunlu kesinti yapmaya başladı. Üstelik bu kanun dışı uygulamaya ilk imza atan Yargıtay oldu.
Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca’nın imzasıyla yayınlanan duyuruda, kurum personelinden derecesine göre 1000 ile 100 TL’den az olmamak üzere “Biz Bize Yeteriz Kampanyasına” bağış yapmaları istendi.
Paranın 20 Nisan 2020’ye katar yatırılması gerektiği belirtilirken, Yargıtay’ın kampanyaya kurumsal mahiyette katılmaya karar verdiği yazıda ifade edildi.
BOTAŞ OTOMATİK KESECEK
Yargıtay personeline ödeme emri gönderirken, BOTAŞ ise personelinin maaşından otomatik kesinti yapma kararı aldı.
Personelin cep telefonlarına gönderilen kısa mesajda, Nisan ayı maaşlarından 400 ile 200 TL arasında kesinti yapılacağı belirtildi. Eğer personel yapılacak bu otomatik kesintiden az ya da fazla yapmak isterse, BOTAŞ yönetiminden Kübra Karaveli ile irtibat kurmaları istendi.
BAĞIŞ YAPMAYANA FİŞLEME KORKUSU
Yargıtay ve BOTAŞ’ın bağış duyuruları, zorunlu bağış uygulamasından rahatsız olan personel tarafından internete düşürüldü. Çalışanlar bağış yapmayan ya da karşı çıkanın fişleneceği korkusunu taşıdıklarını belirtirken, kurum idarecilerini iktidara yaranmaya çalışmakla suçladılar.
[BoldMedya] 1.4.2020
BOLD – Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın korona için yardım kampanyası başlatmasıyla ilgili tartışmalar sürüyor. Bütün ülkeler halkına para dağıtırken, Türkiye’de devletin halktan para istemesine yönelik eleştiriler sürerken, kamuda ilginç bir uygulama başladı.
Kamu kurumları çalışanlarından talimatla zorunlu kesinti yapmaya başladı. Üstelik bu kanun dışı uygulamaya ilk imza atan Yargıtay oldu.
Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca’nın imzasıyla yayınlanan duyuruda, kurum personelinden derecesine göre 1000 ile 100 TL’den az olmamak üzere “Biz Bize Yeteriz Kampanyasına” bağış yapmaları istendi.
Paranın 20 Nisan 2020’ye katar yatırılması gerektiği belirtilirken, Yargıtay’ın kampanyaya kurumsal mahiyette katılmaya karar verdiği yazıda ifade edildi.
BOTAŞ OTOMATİK KESECEK
Yargıtay personeline ödeme emri gönderirken, BOTAŞ ise personelinin maaşından otomatik kesinti yapma kararı aldı.
Personelin cep telefonlarına gönderilen kısa mesajda, Nisan ayı maaşlarından 400 ile 200 TL arasında kesinti yapılacağı belirtildi. Eğer personel yapılacak bu otomatik kesintiden az ya da fazla yapmak isterse, BOTAŞ yönetiminden Kübra Karaveli ile irtibat kurmaları istendi.
BAĞIŞ YAPMAYANA FİŞLEME KORKUSU
Yargıtay ve BOTAŞ’ın bağış duyuruları, zorunlu bağış uygulamasından rahatsız olan personel tarafından internete düşürüldü. Çalışanlar bağış yapmayan ya da karşı çıkanın fişleneceği korkusunu taşıdıklarını belirtirken, kurum idarecilerini iktidara yaranmaya çalışmakla suçladılar.
[BoldMedya] 1.4.2020
İşlemediği suçtan 24 yıldır tutuklu Özkan 85’inde korona riskine rağmen tahliye edilmedi
85 yaşındaki hasta tutuklu Mehmet Emin Özkan’ın koronavirüs nedeniyle tahliye talebi “kaçma şüphesi bulunduğu” gerekçesiyle reddedildi. Özkan 24 yıldır işlemediği suçtan hapiste.
BOLD – Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 1993 yılında, 2 itirafçının ileri sürdüğü ardından da işkence altında verildiğini belirterek geri aldığı ifadeleri doğrultusunda Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’a yönelik düzenlenen suikasttan sorumlu olarak tutularak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen Mehmet Emin Özkan’ın (85), koronavirüs nedeniyle tahliye edilmesi talebi reddedildi.
Kalp, tansiyon, zehirli guatr, kemik erimesi, böbrek ve bağırsak bozuklukları, aşırı derecede kilo kaybı, duyma ve görme eksikliği gibi çeşitli sağlık sorunları bulunan; yeme, içme giyinme, banyo, tıraş, tuvalet ihtiyaçlarını tek başına karşılayamayan 24 yıllık tutuklu Özkan’ın avukatı Serdar Çelebi, koronavirüs salgının yaşlı ve kronik hastalığı bulunanlar üzerindeki ölümcül etkisi nedeniyle müvekkilinin hayati tehlikesinin bulunduğunu belirterek, Adana Ağır 7. Ağır Ceza Mahkemesi ile Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak tahliye talebinde bulundu. Hem mahkeme hem de savcılık talebi reddetti.
‘KAÇMA ŞÜPHESİ DEVAM EDİYOR’
Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi, adli kontrol tedbirleri uygulanarak Özkan’ın tahliye edilmesi talebini, “suça öngörülen yaptırımlara göre açıkça kaçma şüphesinin devam etmesi” nedeniyle reddetti. Mahkeme, dönemin Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı Albay Eşref Hatipoğlu’nun yargılandığı ve beraat ettiği İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin kararının henüz olması, Özkan’ın cezaevinde tek başına hayatını sürdüremeyecek kadar hasta olduğuna dair İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığından rapor alınmasının gerekli olduğu gerekçesine dayandırdı.
NE OLMUŞTU: İŞLEMEDİĞİ SUÇLA HAPİSTE GEÇEN BİR ÖMÜR
Mehmet Emin Özkan ve ailesi Lice’nin Sisê (Yolçatı) köyünden bulunan evlerinin güvenlik güçlerince 1992 yılında yakılması nedeniyle Mersin’e göç etti. Lice’nin güvenlik güçlerince taranmasının üzerinden 3 yıl geçtikten sonra “Örgüte yardım etmek” iddiasıyla gözaltına alınır. 2 itirafçının verdiği ve daha sonra “işkence altında” ifadeleri alındığını ve ifadelerinden vazgeçmesine rağmen Lice katliamı sırasında Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’a yönelik düzenlenen suikasttan sorumlu tutularak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.
Özkan’ın cezaevinde olduğu 2013 yılında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın dosyasının 20 yıllık zaman aşımına uğramaması için tekrar dava açması üzerine Aydın’ın JİTEM tarafından öldürüldüğü ortaya çıktı. Bu davanın üzerinden 6 yıl geçmesi ve ağır sağlık sorunlarına rağmen infazı durdurulmayan Özkan, 2015 yılında Gazi Yaşargil Eğitim Araştırma Hastanesi Sağlık Kurulundan yüzde 87 vücut fonksiyonlarının işlevsiz olduğuna dair “Cezaevinde kalamaz” raporu aldı. Yine tahliye edilmeyen Özkan, defalarca fenalaşarak hastaneye kaldırıldı. 2019 yılının Mart ayında yeniden kurula başvuran Özkan’a, bu kez “Cezaevinde kalabilir” raporu verildi.
İNFAZ DURDURMA TALEBİ DE KABUL GÖRMEDİ
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) kapatılan Devlet Güvenlik Mahkemelerinde “asker hakim bulunması” nedeniyle adil yargılama hakkının ihlal edildiği yönünde verdiği ilke kararının ardından Özkan’ın yeniden yargılama talebi doğrultusunda infazın durdurularak tahliye edilmesi talebi de “kaçma şüphesi bulunduğu” gerekçesiyle reddedildi.
POLİTİKA DEĞİŞİNCE DAVANIN SEYRİ DE DEĞİŞTİ
Zaman aşıma kısa bir süre kala tekrar görülmeye başlanmasıyla seyri değişen 22 Ekim 1993’te günü ilçede dönemin Jandarma Komutanı Bahtiyar Aydın’da aralarında bulunduğu 15’si sivil toplam 16 kişinin öldürüldüğü dava, hükümetin güvenlikçi politikaları dönmesiyle eski seyrine döndü.
Lice Davasının yeniden başlamasıyla Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı Albay Eşref Hatipoğlu ile Üsteğmen Tünay Yanardağ hakkında “Taammüden öldürme”, “Halkı isyana ve birbirini öldürmeye teşvik”, “Cürüm işlemek üzere teşekkül oluşturma” suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis ve 24 yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırlandı. Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi iddianameyi kabul edince, 2013’te dava süreci başladı.
LİCE’DE O GÜN ÇATIŞMA OLMADIĞI KESİNLEŞTİ
27 klasörlük dava dosyasında hem davacı tanıkları, hem de o dönem Lice’de görev yapan birçok resmi yetkili, 22 Ekim 1993 günü Lice’de herhangi bir çatışmanın olmadığını ve ilçede yaşanan tahribatın “operasyona çıkan askerler tarafından” yapıldığını belirtti.
Güvenlik gerekçesi ile dava önce Eskişehir’e daha sonra İzmir’e nakledildi. 2014’de komutanların yargılanması için Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) izni gerektiği belirtilerek İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi, yargılamayı durdurdu. 29 Ocak 2015’de HSYK durdurma kararını bozdu ve davanın İzmir’de devam etmesine karar verdi.
TUTUKSUZ YARGILANIP BERAAT ETTİ
Sanık Tünay Yanardağ, geçirdiği kalp krizi sonucu ölünce davada tek sanık olan Eşref Hatipoğlu tutuksuz yargılandı. 17 Mart 2016 tarihindeki duruşmada ilk kez hazır bulunan Hatipoğlu’nun vareste tutulmasına karar verildi.
Yargılamanın devam ettiği İzmir 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi, 8 Aralık 2018’de gördüğü karar duruşmasında davanın tek sanığı Eşref Hatipoğlu´nun üzerine atılı tüm suçlardan beraatine karar verdi.
Müşteki avukatlarının itirazıyla yerel mahkemenin beraat kararı Yargıtay’a taşındı.
[BoldMedya] 1.4.2020
BOLD – Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 1993 yılında, 2 itirafçının ileri sürdüğü ardından da işkence altında verildiğini belirterek geri aldığı ifadeleri doğrultusunda Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’a yönelik düzenlenen suikasttan sorumlu olarak tutularak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen Mehmet Emin Özkan’ın (85), koronavirüs nedeniyle tahliye edilmesi talebi reddedildi.
Kalp, tansiyon, zehirli guatr, kemik erimesi, böbrek ve bağırsak bozuklukları, aşırı derecede kilo kaybı, duyma ve görme eksikliği gibi çeşitli sağlık sorunları bulunan; yeme, içme giyinme, banyo, tıraş, tuvalet ihtiyaçlarını tek başına karşılayamayan 24 yıllık tutuklu Özkan’ın avukatı Serdar Çelebi, koronavirüs salgının yaşlı ve kronik hastalığı bulunanlar üzerindeki ölümcül etkisi nedeniyle müvekkilinin hayati tehlikesinin bulunduğunu belirterek, Adana Ağır 7. Ağır Ceza Mahkemesi ile Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak tahliye talebinde bulundu. Hem mahkeme hem de savcılık talebi reddetti.
‘KAÇMA ŞÜPHESİ DEVAM EDİYOR’
Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi, adli kontrol tedbirleri uygulanarak Özkan’ın tahliye edilmesi talebini, “suça öngörülen yaptırımlara göre açıkça kaçma şüphesinin devam etmesi” nedeniyle reddetti. Mahkeme, dönemin Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı Albay Eşref Hatipoğlu’nun yargılandığı ve beraat ettiği İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin kararının henüz olması, Özkan’ın cezaevinde tek başına hayatını sürdüremeyecek kadar hasta olduğuna dair İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığından rapor alınmasının gerekli olduğu gerekçesine dayandırdı.
NE OLMUŞTU: İŞLEMEDİĞİ SUÇLA HAPİSTE GEÇEN BİR ÖMÜR
Mehmet Emin Özkan ve ailesi Lice’nin Sisê (Yolçatı) köyünden bulunan evlerinin güvenlik güçlerince 1992 yılında yakılması nedeniyle Mersin’e göç etti. Lice’nin güvenlik güçlerince taranmasının üzerinden 3 yıl geçtikten sonra “Örgüte yardım etmek” iddiasıyla gözaltına alınır. 2 itirafçının verdiği ve daha sonra “işkence altında” ifadeleri alındığını ve ifadelerinden vazgeçmesine rağmen Lice katliamı sırasında Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’a yönelik düzenlenen suikasttan sorumlu tutularak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.
Özkan’ın cezaevinde olduğu 2013 yılında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın dosyasının 20 yıllık zaman aşımına uğramaması için tekrar dava açması üzerine Aydın’ın JİTEM tarafından öldürüldüğü ortaya çıktı. Bu davanın üzerinden 6 yıl geçmesi ve ağır sağlık sorunlarına rağmen infazı durdurulmayan Özkan, 2015 yılında Gazi Yaşargil Eğitim Araştırma Hastanesi Sağlık Kurulundan yüzde 87 vücut fonksiyonlarının işlevsiz olduğuna dair “Cezaevinde kalamaz” raporu aldı. Yine tahliye edilmeyen Özkan, defalarca fenalaşarak hastaneye kaldırıldı. 2019 yılının Mart ayında yeniden kurula başvuran Özkan’a, bu kez “Cezaevinde kalabilir” raporu verildi.
İNFAZ DURDURMA TALEBİ DE KABUL GÖRMEDİ
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) kapatılan Devlet Güvenlik Mahkemelerinde “asker hakim bulunması” nedeniyle adil yargılama hakkının ihlal edildiği yönünde verdiği ilke kararının ardından Özkan’ın yeniden yargılama talebi doğrultusunda infazın durdurularak tahliye edilmesi talebi de “kaçma şüphesi bulunduğu” gerekçesiyle reddedildi.
POLİTİKA DEĞİŞİNCE DAVANIN SEYRİ DE DEĞİŞTİ
Zaman aşıma kısa bir süre kala tekrar görülmeye başlanmasıyla seyri değişen 22 Ekim 1993’te günü ilçede dönemin Jandarma Komutanı Bahtiyar Aydın’da aralarında bulunduğu 15’si sivil toplam 16 kişinin öldürüldüğü dava, hükümetin güvenlikçi politikaları dönmesiyle eski seyrine döndü.
Lice Davasının yeniden başlamasıyla Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı Albay Eşref Hatipoğlu ile Üsteğmen Tünay Yanardağ hakkında “Taammüden öldürme”, “Halkı isyana ve birbirini öldürmeye teşvik”, “Cürüm işlemek üzere teşekkül oluşturma” suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis ve 24 yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırlandı. Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi iddianameyi kabul edince, 2013’te dava süreci başladı.
LİCE’DE O GÜN ÇATIŞMA OLMADIĞI KESİNLEŞTİ
27 klasörlük dava dosyasında hem davacı tanıkları, hem de o dönem Lice’de görev yapan birçok resmi yetkili, 22 Ekim 1993 günü Lice’de herhangi bir çatışmanın olmadığını ve ilçede yaşanan tahribatın “operasyona çıkan askerler tarafından” yapıldığını belirtti.
Güvenlik gerekçesi ile dava önce Eskişehir’e daha sonra İzmir’e nakledildi. 2014’de komutanların yargılanması için Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) izni gerektiği belirtilerek İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi, yargılamayı durdurdu. 29 Ocak 2015’de HSYK durdurma kararını bozdu ve davanın İzmir’de devam etmesine karar verdi.
TUTUKSUZ YARGILANIP BERAAT ETTİ
Sanık Tünay Yanardağ, geçirdiği kalp krizi sonucu ölünce davada tek sanık olan Eşref Hatipoğlu tutuksuz yargılandı. 17 Mart 2016 tarihindeki duruşmada ilk kez hazır bulunan Hatipoğlu’nun vareste tutulmasına karar verildi.
Yargılamanın devam ettiği İzmir 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi, 8 Aralık 2018’de gördüğü karar duruşmasında davanın tek sanığı Eşref Hatipoğlu´nun üzerine atılı tüm suçlardan beraatine karar verdi.
Müşteki avukatlarının itirazıyla yerel mahkemenin beraat kararı Yargıtay’a taşındı.
[BoldMedya] 1.4.2020
IMF'ye borç vermemiş miydik?
Prof. Ersin Kalaycıoğlu, hükümet sözcülerinin 2011 yılından beri Uluslararası Para Fonu'na (IMF) borç verdiklerini söylediğine işaret ederek, "Ancak halkı sağlığı ile alakalı salgın ile mücadele için devletin paraya ihtiyacı olduğu anlaşılıyor. Çünkü yardım kampanyası başlatıldı." dedi.
Toplum psikolojisi ve sosyal tercihlere yönelik araştırmalarla bilinen Prof. Ersin Kalaycıoğlu, Koronavirüs salgını ile mücadelede farklı seslerin dinlenmesi gerektiğini vurguladı.
“İfade özgürlüğü ve eleştiri olmazsa söz konusu hataları düzeltemezsiniz." diyen Kalaycıoğlu, "Her yaptığınız işte bir hata payı vardır. Hata ile yaşayacağınız düşünerek hareket edersiniz. Hata yapıyor muyum diye öğrenmeniz için insanların konuşabiliyor olması gerekiyor.” dedi.
ZATEN VERGİ İLE YARDIM EDİYORDUK, NE OLDU BU VERGİLER?
Prof. Ersin Kalaycıoğlu, RS FM’de "Atilla Güner ile Akşam Postası" programında Türkiye'de Koronavirüs ile mücadele çalışmalarını değerlendirdi.
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın halktan para toplamak için yardım kampanyası başlatmasına temas eden Kalaycıoğlu, "Devlete vergi vererek yardımda bulunabiliriz. Zaten verdik veriyoruz bu vergiler ne oldu? İnsanlar sosyal medyada 'vergiler ne oldu?' diye soruyorlar." dedi.
"Verginin nereye gittiğini bilemezseniz, onun hesabı düzgün verilmemişse böyle bir bağışın da nereye gideceğini bilemezsiniz." diyen Kalaycıoğlu, "1960 yılında askeri darbeden sonra yapılan bağış kampanyalarını biliyorum. O bağış kampanyalarında yüzüklerini verenler daha sonra 'subay eşlerinin parmaklarında bu yüzükleri gördük' diye konuştular.” ifadelerini kullandı.
SAYIŞTAY DENETİMİNDEN KAÇIRILAN HARCAMALAR
Sayıştay raporlarının senelerdir tartışıldığını belirten Kalaycıoğlu, "Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bir uzantısıdır Sayıştay. Bizim ödemiş olduğumuz vergilerin hesabını Meclis’e vermek için gerekli hukuki ve aynı zamanda iktisadi muhasebe hesaplarını gözden geçiren ve bunun raporunu veren temel kurumdur. Yargı kurumudur aynı zamanda. Ancak burada da cevap bekleyen pek çok konu var." dedi.
Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu eleştirilere karşı polisiye tedbirlere müracaat edilmesinin otoriterliği pekiştireceğini söyledi.
Kalaycıoğlu vergilerin nereye harcandığının şeffaf bir şekilde halka anlatılmasının demokrasinin bir gereği olduğunu vurgulayarak, "Haberlerin şeffaflığı da çok önemli, çünkü güven tesis etmeniz gerekiyor. Tüm söylenenlere hiç kimse herhangi bir şekilde endişe duymaksızın, tereddüt etmeden kabul etmesi lazım. Öyle bir güven ortamı lazım. Güven ortamı yoksa bu kriz de yönetilemez." diye konuştu.
"IMF'YE BORÇ VERDİĞİMİZ SÖYLENİYORDU"
2011’den bu zaman kadar kadar doğru düzgün Sayıştay raporu olmadığına işaret eden Kalaycıoğlu, "Ortada vergilerin nereye gittiği belli değilken ve çelişen açıklamalar aynı anda olurken, 'Uluslararası Para Fonu'na (IMF) borç veriyoruz' gibi mesela.. Şimdi burada kendi halkın sağlık problemi ile karşı karşıya, fakat yardım edemeyecek gibi bir görüntü çıkıyor.” dedi.
Atilla Güner’in “Türk Tabipler Birliği’nin virüsle mücadeleyi belirleyen toplantılara davet edilmemesi örneğinde ifade özgürlüğünün de bu süreçte sekteye uğradığını düşünüyor musunuz?” sorusu üzerine Kalaycıoğlu, “Bütün bunların ortaya çıkması tartışmayla mümkün. O da ifade özgürlüğüyle mümkün. İfade özgürlüğü olmadığı zaman bu olmuyor, olduğu zaman da insanlar canları yandığı zaman biraz seslerini çıkaracaklar." cevabını verdi.
"İNSANLAR SİZİ ELEŞTİRMEDEN YANLIŞ YAPTIĞINIZI ANLAYAMAZSINIZ"
"Anayasa Mahkemesi'nin çok kararı var bu konuda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) de var." diyen Kalaycıoğlu, “Bu kararlarda 'eleştirinin incitici olması suç değildir' deniliyor. Eleştiri olmazsa söz konusu hataları düzeltemezsiniz." dedi.
Kalaycıoğlu şunları kaydetti: "Yanlış olduğunu da insanlar sizlere şikâyette bulununca anlayacaksınız. Diğer türlü yanlış olduğunu anlayamazsınız. Her yaptığınız işte bir hata payı vardır. Hata ile yaşayacağınız düşünerek hareket edersiniz. Hata yapıyor muyum? diye öğrenmeniz için insanların konuşabiliyor olması gerekiyor.”
[Samanyolu Haber] 1.4.2020
Toplum psikolojisi ve sosyal tercihlere yönelik araştırmalarla bilinen Prof. Ersin Kalaycıoğlu, Koronavirüs salgını ile mücadelede farklı seslerin dinlenmesi gerektiğini vurguladı.
“İfade özgürlüğü ve eleştiri olmazsa söz konusu hataları düzeltemezsiniz." diyen Kalaycıoğlu, "Her yaptığınız işte bir hata payı vardır. Hata ile yaşayacağınız düşünerek hareket edersiniz. Hata yapıyor muyum diye öğrenmeniz için insanların konuşabiliyor olması gerekiyor.” dedi.
ZATEN VERGİ İLE YARDIM EDİYORDUK, NE OLDU BU VERGİLER?
Prof. Ersin Kalaycıoğlu, RS FM’de "Atilla Güner ile Akşam Postası" programında Türkiye'de Koronavirüs ile mücadele çalışmalarını değerlendirdi.
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın halktan para toplamak için yardım kampanyası başlatmasına temas eden Kalaycıoğlu, "Devlete vergi vererek yardımda bulunabiliriz. Zaten verdik veriyoruz bu vergiler ne oldu? İnsanlar sosyal medyada 'vergiler ne oldu?' diye soruyorlar." dedi.
"Verginin nereye gittiğini bilemezseniz, onun hesabı düzgün verilmemişse böyle bir bağışın da nereye gideceğini bilemezsiniz." diyen Kalaycıoğlu, "1960 yılında askeri darbeden sonra yapılan bağış kampanyalarını biliyorum. O bağış kampanyalarında yüzüklerini verenler daha sonra 'subay eşlerinin parmaklarında bu yüzükleri gördük' diye konuştular.” ifadelerini kullandı.
SAYIŞTAY DENETİMİNDEN KAÇIRILAN HARCAMALAR
Sayıştay raporlarının senelerdir tartışıldığını belirten Kalaycıoğlu, "Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bir uzantısıdır Sayıştay. Bizim ödemiş olduğumuz vergilerin hesabını Meclis’e vermek için gerekli hukuki ve aynı zamanda iktisadi muhasebe hesaplarını gözden geçiren ve bunun raporunu veren temel kurumdur. Yargı kurumudur aynı zamanda. Ancak burada da cevap bekleyen pek çok konu var." dedi.
Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu eleştirilere karşı polisiye tedbirlere müracaat edilmesinin otoriterliği pekiştireceğini söyledi.
Kalaycıoğlu vergilerin nereye harcandığının şeffaf bir şekilde halka anlatılmasının demokrasinin bir gereği olduğunu vurgulayarak, "Haberlerin şeffaflığı da çok önemli, çünkü güven tesis etmeniz gerekiyor. Tüm söylenenlere hiç kimse herhangi bir şekilde endişe duymaksızın, tereddüt etmeden kabul etmesi lazım. Öyle bir güven ortamı lazım. Güven ortamı yoksa bu kriz de yönetilemez." diye konuştu.
"IMF'YE BORÇ VERDİĞİMİZ SÖYLENİYORDU"
2011’den bu zaman kadar kadar doğru düzgün Sayıştay raporu olmadığına işaret eden Kalaycıoğlu, "Ortada vergilerin nereye gittiği belli değilken ve çelişen açıklamalar aynı anda olurken, 'Uluslararası Para Fonu'na (IMF) borç veriyoruz' gibi mesela.. Şimdi burada kendi halkın sağlık problemi ile karşı karşıya, fakat yardım edemeyecek gibi bir görüntü çıkıyor.” dedi.
Atilla Güner’in “Türk Tabipler Birliği’nin virüsle mücadeleyi belirleyen toplantılara davet edilmemesi örneğinde ifade özgürlüğünün de bu süreçte sekteye uğradığını düşünüyor musunuz?” sorusu üzerine Kalaycıoğlu, “Bütün bunların ortaya çıkması tartışmayla mümkün. O da ifade özgürlüğüyle mümkün. İfade özgürlüğü olmadığı zaman bu olmuyor, olduğu zaman da insanlar canları yandığı zaman biraz seslerini çıkaracaklar." cevabını verdi.
"İNSANLAR SİZİ ELEŞTİRMEDEN YANLIŞ YAPTIĞINIZI ANLAYAMAZSINIZ"
"Anayasa Mahkemesi'nin çok kararı var bu konuda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) de var." diyen Kalaycıoğlu, “Bu kararlarda 'eleştirinin incitici olması suç değildir' deniliyor. Eleştiri olmazsa söz konusu hataları düzeltemezsiniz." dedi.
Kalaycıoğlu şunları kaydetti: "Yanlış olduğunu da insanlar sizlere şikâyette bulununca anlayacaksınız. Diğer türlü yanlış olduğunu anlayamazsınız. Her yaptığınız işte bir hata payı vardır. Hata ile yaşayacağınız düşünerek hareket edersiniz. Hata yapıyor muyum? diye öğrenmeniz için insanların konuşabiliyor olması gerekiyor.”
[Samanyolu Haber] 1.4.2020
Korona'dan öldüyse 100 kişiye bulaşmıştır!
Adana'da önceki gece hayatını kaybeden bir hastanın ölüm sebebi "Bulaşıcı hastalık" olarak gösterildi. Üç ayrı mezarlık defin işlemine izin vermeyince cenaze hastane morguna kaldırıldı. Ölüm raporu "kalp krizi" olarak değiştirilse de cenazeye katılanlar endişeli.
İstanbul'un ortasında korona mezarlığı!
Adana'da önceki gece kalp rahatsızlığı şikâyeti ile kaldırıldığı hastanede hayatını kaybeden kişinin ölüm sebebi "Bulaşıcı hastalık (doğal ölüm)" olarak yazılınca cenazesinin defnedilmesine 3 mezarlıkta da izin verilmedi.
Cenaze arabasında dolaştırılan ve tekrar morga konulan cenaze ölüm raporu "kalp krizi" olarak düzeltildikten 1 gün sonra toprağa verilebildi.
Merkez Yüreğir ilçesi Kiremithane Mahallesi'nde ikamet eden 5 çocuk babası Yasin İregöl (57) önceki gece kalp krizi geçirdi.
RAPORDA "ÖLÜM SEBEBİ BULAŞICI HASTALIK" YAZIYORDU
Kalp ve diyabet hastası olduğu belirtilen İregöl özel hastaneye kaldırıldı. Yoğun bakıma alınan İregöl kısa süre sonra hayatını kaybetti. Ölüm sebebi olarak "Bulaşıcı hastalık (doğal ölüm)" yazılan İregöl'ün cenazesi, yakınları tarafından morgdan teslim alındı.
Cenaze defnedilmek üzere Buruk Mezarlığı'na götürüldü. Ancak görevliler, ölüm raporundaki "bulaşıcı hastalık" ifadesi sebebiyle defin işlemine izin vermedi. Bunun üzerine İregöl'ün cenazesi, Asri ve Kabasakal mezarlıklarına götürüldü.
Mezarlıktaki görevliler aynı gerekçeyle defin için izin vermedi. Yasin İregöl'ün cansız bedeni, hayatını kaybettiği hastaneye geri götürülerek morga konuldu. Yapılan görüşmelerin ardından İregöl'ün ölüm raporu, "Kalp krizi" olarak yeniden tanzim edildi.
Ailesi tarafından hastane morgundan yeniden alınan İregöl'ün cenazesi Buruk Mezarlığı'ndaki aile mezarlığında toprağa verildi.
"KORONAVİRÜS'TEN DOLAYI HAYATINI KAYBETTİYSE 100 KİŞİYE BULAŞMIŞTIR"
Ölen Yasin İregöl'ün ağabeyi Asım İregöl, gece rahatsızlandıktan sonra kardeşini hastaneye getirdiklerini belirterek, "Daha önce açık kalp ameliyatı olmuştu, aynı hastanede de diyalize giriyordu. Nefes alamıyordu, terini sildim, ağzını yüzünü sildim. Tahlil yapmadan 'bu virüstür' dediler. İçeri alıp, müdahale edeceklerini söylediler. Daha sonra 'Hakkın rahmetine kavuştu, gidebilirsiniz. Sabah cenazeyi alabilirsiniz' dediler."
"Eğer Koronavirüs ise ben kardeşimin terini sildim, eşime, gelinime, çocuklarıma sarılıp ağladım. Bize hiçbir karantina yapılmadı." diyen İregöl, "Eğer Koronavirüsten öldüyse cenazeyi hiçbir önlem almadan niye bize verdiler? Eğer kalp krizi geçirip de öldüyse raporda neden bulaşıcı hastalık yazıyor?" sorularını yöneltti.
İregöl, "Kendi imkânlarımızla ailemize başka hastanede test yaptırdık, fakat negatif çıktı. Eğer cenaze Korona yüzündense bizden 100 kişiye virüs bulaşmıştır." diye konuştu.
[Samanyolu Haber] 1.4.2020
İstanbul'un ortasında korona mezarlığı!
Adana'da önceki gece kalp rahatsızlığı şikâyeti ile kaldırıldığı hastanede hayatını kaybeden kişinin ölüm sebebi "Bulaşıcı hastalık (doğal ölüm)" olarak yazılınca cenazesinin defnedilmesine 3 mezarlıkta da izin verilmedi.
Cenaze arabasında dolaştırılan ve tekrar morga konulan cenaze ölüm raporu "kalp krizi" olarak düzeltildikten 1 gün sonra toprağa verilebildi.
Merkez Yüreğir ilçesi Kiremithane Mahallesi'nde ikamet eden 5 çocuk babası Yasin İregöl (57) önceki gece kalp krizi geçirdi.
RAPORDA "ÖLÜM SEBEBİ BULAŞICI HASTALIK" YAZIYORDU
Kalp ve diyabet hastası olduğu belirtilen İregöl özel hastaneye kaldırıldı. Yoğun bakıma alınan İregöl kısa süre sonra hayatını kaybetti. Ölüm sebebi olarak "Bulaşıcı hastalık (doğal ölüm)" yazılan İregöl'ün cenazesi, yakınları tarafından morgdan teslim alındı.
Cenaze defnedilmek üzere Buruk Mezarlığı'na götürüldü. Ancak görevliler, ölüm raporundaki "bulaşıcı hastalık" ifadesi sebebiyle defin işlemine izin vermedi. Bunun üzerine İregöl'ün cenazesi, Asri ve Kabasakal mezarlıklarına götürüldü.
Mezarlıktaki görevliler aynı gerekçeyle defin için izin vermedi. Yasin İregöl'ün cansız bedeni, hayatını kaybettiği hastaneye geri götürülerek morga konuldu. Yapılan görüşmelerin ardından İregöl'ün ölüm raporu, "Kalp krizi" olarak yeniden tanzim edildi.
Ailesi tarafından hastane morgundan yeniden alınan İregöl'ün cenazesi Buruk Mezarlığı'ndaki aile mezarlığında toprağa verildi.
"KORONAVİRÜS'TEN DOLAYI HAYATINI KAYBETTİYSE 100 KİŞİYE BULAŞMIŞTIR"
Ölen Yasin İregöl'ün ağabeyi Asım İregöl, gece rahatsızlandıktan sonra kardeşini hastaneye getirdiklerini belirterek, "Daha önce açık kalp ameliyatı olmuştu, aynı hastanede de diyalize giriyordu. Nefes alamıyordu, terini sildim, ağzını yüzünü sildim. Tahlil yapmadan 'bu virüstür' dediler. İçeri alıp, müdahale edeceklerini söylediler. Daha sonra 'Hakkın rahmetine kavuştu, gidebilirsiniz. Sabah cenazeyi alabilirsiniz' dediler."
"Eğer Koronavirüs ise ben kardeşimin terini sildim, eşime, gelinime, çocuklarıma sarılıp ağladım. Bize hiçbir karantina yapılmadı." diyen İregöl, "Eğer Koronavirüsten öldüyse cenazeyi hiçbir önlem almadan niye bize verdiler? Eğer kalp krizi geçirip de öldüyse raporda neden bulaşıcı hastalık yazıyor?" sorularını yöneltti.
İregöl, "Kendi imkânlarımızla ailemize başka hastanede test yaptırdık, fakat negatif çıktı. Eğer cenaze Korona yüzündense bizden 100 kişiye virüs bulaşmıştır." diye konuştu.
[Samanyolu Haber] 1.4.2020
Sanatçılar, siyasetçiler ve aydınlar tek yürek!
Sinema oyuncusu Jülide Kural, şarkıcı Suavi gibi isimlerin yanı sıra siyasetçi Akın Birdal ve Gülseren Onanç gibi isimler yayınladıkları ortak video ile Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) grubu bulunan partilere çağrıda bulundu: "Üç suç dışında (Çocuk istismarcıları, kadın cinayetleri ve uyuşturucu satıcılığı) tüm mahkûmların eşit infaz hakkından faydalanması gerekiyor. Koronavirüs salgınında infazda eşitlik çağrısı yaşama ve yaşatma çağrısıdır."
Sanatçılar, yazarlar ve siyasetçilerden ortak çağrı
SAMANYOLUHABER- Dünyada 700 binden fazla insana bulaşan ve şu ana kadar 50 bine yakın insanın hayatını kaybetmesine yol açan yeni tip Koronavirüs (Covid-19) salgını devam ederken, cezaevlerinde insani bir trajedinin yaşanmasından endişe ediliyor.
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) müttefiği Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) ile hazırlayıp dün Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) sunduğu infaz indirimi paketinde hırsızlar, dolandırıcılar ve mafya liderleri gibi topluma karşı suç işlemiş azılı kişilere tahliye yolu açılıyor.
TERÖR VE ŞİDDETE BULAŞTIKLARINA DAİR TEK DELİL YOK
Ancak iktidarın kendisine muhalif herkesi susturmak için kullandığı "terör" çuvalının içine atılmış siyasetçiler, gazeteciler, avukatlar, işadamları, hâkim-savcılar, öğretmenler, üniversite öğrencileri ve ev hanımları ise liste dışında tutuldu.
Sanatçılar ve aydınlar, terör ve şiddete bulaştıklarına dair tek delil olmadan 4-5 yıldır özgürlüklerinden alıkonulan on binlerce masum insanın Koronavirüs salgının ortasında yapayalnız bırakılmasına sessiz kalmadı.
Yayınlanan video ile TBMM'de grubu bulunan bütün partilere "Bu vahim hatadan dönün!" çağrısında bulunuldu.
Hapiste tutulan 300 bine yakın tutuklu ve hükümlünün Koronavirüs tehdidiyle karşı karşıya olduğunu vurgulayan aydınlar, 3 suç dışında (Çocuk istismarcıları, kadın cinayetleri ve uyuşturucu satıcılığı) tüm mahkumların eşit infaz hakkından yararlanması gerektiğini vurguladı.
İNFAZ İNDİRİMİNİN MEVCUT HÂLİ HEM ANAYASAYA HEM AİHM YASAĞINA AYKIRI
Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Sevtap Yokuş, "Tutuklu ve hükümler arasında yapılacak ayrım, anayasanın eşitlik konusunu içeren 10'uncu maddesine ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) ayrımcılık yasağına aykırılık oluşturacaktır." dedi.
Videoda sinema oyuncusu Jülide Kural, şarkıcı Suavi gibi isimlerin yanı sıra siyasetçi Akın Birdal ve Gülseren Onanç gibi isimler de var.
VİDEODA KONUŞAN SANATÇI, SİYASETÇİ, YAZAR VE ŞAİRLER ŞUNLARI İFADE ETTİ:
"İnfazda eşitlik çağrısı yaşama ve yaşatma çağrısıdır.
Gerçek adaleti cezaevlerindeki çocuklar hak ediyor. 3 binden fazla çocuk tutsak hemen şimdi serbest bırakılmalıdır.
Herkes yasalar önünde eşit ise salgın gerekçesiyle infaz yasasında yapılan düzenlemenin de eşitliği esas alması gerekir. İnsanlar yaşasın diye infazda eşitlik istiyoruz.
İnfazda eşitlik çağrısı yaşama ve yaşatma çağrısıdır.
65 yaş üstü insanlar salgına karşı en korumasız kesimi oluşturuyor. Cezaevinde olan, iyi beslenemeyen, bağışıklığı zayıf 65 yaş üstü insanlar ölüme terk edilmemeli, hemen serbest bırakılmalıdır.
Cezaevleriyle ilgili düzenleme yapılırken, öncelik risk grubunda olanlarda olmalı. Hasta ve yaşını almış mahpuslar acilen serbest bırakılmalıdır."
[Samanyolu Haber] 1.4.2020
Sanatçılar, yazarlar ve siyasetçilerden ortak çağrı
SAMANYOLUHABER- Dünyada 700 binden fazla insana bulaşan ve şu ana kadar 50 bine yakın insanın hayatını kaybetmesine yol açan yeni tip Koronavirüs (Covid-19) salgını devam ederken, cezaevlerinde insani bir trajedinin yaşanmasından endişe ediliyor.
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) müttefiği Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) ile hazırlayıp dün Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) sunduğu infaz indirimi paketinde hırsızlar, dolandırıcılar ve mafya liderleri gibi topluma karşı suç işlemiş azılı kişilere tahliye yolu açılıyor.
TERÖR VE ŞİDDETE BULAŞTIKLARINA DAİR TEK DELİL YOK
Ancak iktidarın kendisine muhalif herkesi susturmak için kullandığı "terör" çuvalının içine atılmış siyasetçiler, gazeteciler, avukatlar, işadamları, hâkim-savcılar, öğretmenler, üniversite öğrencileri ve ev hanımları ise liste dışında tutuldu.
Sanatçılar ve aydınlar, terör ve şiddete bulaştıklarına dair tek delil olmadan 4-5 yıldır özgürlüklerinden alıkonulan on binlerce masum insanın Koronavirüs salgının ortasında yapayalnız bırakılmasına sessiz kalmadı.
Yayınlanan video ile TBMM'de grubu bulunan bütün partilere "Bu vahim hatadan dönün!" çağrısında bulunuldu.
Hapiste tutulan 300 bine yakın tutuklu ve hükümlünün Koronavirüs tehdidiyle karşı karşıya olduğunu vurgulayan aydınlar, 3 suç dışında (Çocuk istismarcıları, kadın cinayetleri ve uyuşturucu satıcılığı) tüm mahkumların eşit infaz hakkından yararlanması gerektiğini vurguladı.
İNFAZ İNDİRİMİNİN MEVCUT HÂLİ HEM ANAYASAYA HEM AİHM YASAĞINA AYKIRI
Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Sevtap Yokuş, "Tutuklu ve hükümler arasında yapılacak ayrım, anayasanın eşitlik konusunu içeren 10'uncu maddesine ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) ayrımcılık yasağına aykırılık oluşturacaktır." dedi.
Videoda sinema oyuncusu Jülide Kural, şarkıcı Suavi gibi isimlerin yanı sıra siyasetçi Akın Birdal ve Gülseren Onanç gibi isimler de var.
VİDEODA KONUŞAN SANATÇI, SİYASETÇİ, YAZAR VE ŞAİRLER ŞUNLARI İFADE ETTİ:
"İnfazda eşitlik çağrısı yaşama ve yaşatma çağrısıdır.
Gerçek adaleti cezaevlerindeki çocuklar hak ediyor. 3 binden fazla çocuk tutsak hemen şimdi serbest bırakılmalıdır.
Herkes yasalar önünde eşit ise salgın gerekçesiyle infaz yasasında yapılan düzenlemenin de eşitliği esas alması gerekir. İnsanlar yaşasın diye infazda eşitlik istiyoruz.
İnfazda eşitlik çağrısı yaşama ve yaşatma çağrısıdır.
65 yaş üstü insanlar salgına karşı en korumasız kesimi oluşturuyor. Cezaevinde olan, iyi beslenemeyen, bağışıklığı zayıf 65 yaş üstü insanlar ölüme terk edilmemeli, hemen serbest bırakılmalıdır.
Cezaevleriyle ilgili düzenleme yapılırken, öncelik risk grubunda olanlarda olmalı. Hasta ve yaşını almış mahpuslar acilen serbest bırakılmalıdır."
[Samanyolu Haber] 1.4.2020
Trump: Hiçbir şey yapmasaydık 2 milyondan fazla kişi ölecekti
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, koronavirüs salgını ile ilgili verdiği brifingde önümüzdeki iki haftalık sürecin çok zorlu geçeceğini söyleyerek Amerikalılardan sosyal mesafe kurallarına riayet etmeleri çağrısında bulundu.
Trump yönetiminin oluşturduğu koronavirüs ekibinin başında bulunan salgın hastalıklar uzmanı Doktor Anthony Fauci ile acil durum koordinatörü Dr. Deborah Birx'ın basınla paylaştıkları projeksiyonlarda sosyal mesafe kurallarına uyulması halinde ölümlerin 100 ila 240 bin arasında olacağının tahmin edildiği belirtildi.
Sosyal mesafe uygulamasını geç yürürlüğe soktuğu yönündeki eleştirileri kabul etmeyen Başkan Donald Trump, "Hiçbir şey yapmasaydık 2 milyonu aşkın insan ölecekti." dedi.
"Maske yerine atkı takın"
Sosyal mesafe uygulamasını 2 haftadan 1 aya çıkardıklarını hatırlatan Trump, halktan maske ile önlem alınması konusunda ise, maske yerine atkı kullanmaları tavsiyesinde bulundu. Trump, atkı kullanımını uzmanların da önerdiğini savundu.
Amerikalılardan 30 gün boyunca sosyal mesafe kurallarına sıkı sıkıya uymalarını isteyen Trump, bunun bir ölüm kalım mücadelesi olduğunu dile getirdi.
Henüz en zorlu sürecin başlamadığını da söyleyen Başkan Trump, "Amerikalılardan önümüzdeki iki hafta için hazırlıklı olmalarını istiyoruz. Önümüzdeki iki hafta çok zor olacak. " dedi.
Beyaz Saray'daki basın toplantısında hazırlanan tahmini koronavirüs vaka ve ölüm oranlarını ekrandan izleten Doktor Anthony Fauci ile Deborah Birx, "Sihirli bir değnek ya da aşı yok. Ölüm oranlarını düşürmek için elimizden geleni yapıyoruz." ifadelerini kullandı.
[Samanyolu Haber] 1.4.2020
Trump yönetiminin oluşturduğu koronavirüs ekibinin başında bulunan salgın hastalıklar uzmanı Doktor Anthony Fauci ile acil durum koordinatörü Dr. Deborah Birx'ın basınla paylaştıkları projeksiyonlarda sosyal mesafe kurallarına uyulması halinde ölümlerin 100 ila 240 bin arasında olacağının tahmin edildiği belirtildi.
Sosyal mesafe uygulamasını geç yürürlüğe soktuğu yönündeki eleştirileri kabul etmeyen Başkan Donald Trump, "Hiçbir şey yapmasaydık 2 milyonu aşkın insan ölecekti." dedi.
"Maske yerine atkı takın"
Sosyal mesafe uygulamasını 2 haftadan 1 aya çıkardıklarını hatırlatan Trump, halktan maske ile önlem alınması konusunda ise, maske yerine atkı kullanmaları tavsiyesinde bulundu. Trump, atkı kullanımını uzmanların da önerdiğini savundu.
Amerikalılardan 30 gün boyunca sosyal mesafe kurallarına sıkı sıkıya uymalarını isteyen Trump, bunun bir ölüm kalım mücadelesi olduğunu dile getirdi.
Henüz en zorlu sürecin başlamadığını da söyleyen Başkan Trump, "Amerikalılardan önümüzdeki iki hafta için hazırlıklı olmalarını istiyoruz. Önümüzdeki iki hafta çok zor olacak. " dedi.
Beyaz Saray'daki basın toplantısında hazırlanan tahmini koronavirüs vaka ve ölüm oranlarını ekrandan izleten Doktor Anthony Fauci ile Deborah Birx, "Sihirli bir değnek ya da aşı yok. Ölüm oranlarını düşürmek için elimizden geleni yapıyoruz." ifadelerini kullandı.
[Samanyolu Haber] 1.4.2020
BM Genel Sekreteri: Eşi benzeri olmayan bir ekonomik kriz bekliyoruz
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, yeni tip koronavirüs Covid-19 nedeniyle dünyanın 2. Dünya Savaşı'ndan beri en zorlu krizle karşı karşıya olduğunu söyledi.
Guterres, koronavirüs salgının sosyo-ekonomik etkilerine ilişkin bir rapor açıkladı. Salgının tüm dünyayı tehdit ettiğini ve daha öncekilere benzemeyen bir ekonomik krize neden olacağını belirten Guterres, "Bu, 2. Dünya Savaşı'ndan sonra karşı karşıya kaldığımız en zorlu kriz" dedi.
Euronews'te yer alan habere göre Guterres, bu krizin ancak ''siyasi oyunların'' bir kenara bırakılıp dayanışma içinde üstesinden gelinebileceğine dikkati çekerek ''Birleşmiş Milletler, düşük ve orta gelirli ülkelerin salgınla ve neden olduğu sosyo-ekonomik şoklarla mücadelesine destek için çok ortaklı yeni bir fon kuruyor." ifadesini kullandı.
G20 ülkelerine Afrika çağrısı
Genel Sekreter Guterres, salgının özellikle Afrika kıtası üzerindeki etkilerinden endişe duyduğunu belirterek G20 ülkelerine Afrika'ya yönelik bir girişimde bulunmaları çağrısı yaptı.
5 ila 25 milyon kişi işini kaybedebilir
Guterres'in açıkladığı rapora göre, Uluslararası Çalışma Örgütü, salgın yüzünden 5 ila 25 milyon kişinin işini kaybedebileceğini ve 860 milyar ile 3,4 trilyon dolar gelir kaybı yaşanabileceğini öngörüyor.
Sağlığa ayrılan ortalama küresel bütçe yüzde 4,7
Raporda ayrıca dünyadaki kırsal nüfusun yüzde 50'sinin, kentsel nüfusun ise yüzde 20'sinin sağlık sigortası olmadığına, gelişmekte olan ülkelerin gayri safi yurtiçi hasılasının yaklaşık yüzde 2'sini sağlığa ayırdığına, küresel ortalamanın ise 4,7 olduğuna dikkat çekiliyor.
1,5 milyar öğrenci, 60 milyon öğretmen eğitime ara verdi
Eğitim sektöründe ise salgın yüzünden 166 ülkede okulların kapandığı ve 1,52 milyar öğrenci ile 60,2 milyon öğretmenin eğitime ara verdiği kaydediliyor.
[Samanyolu Haber] 1.4.2020
Guterres, koronavirüs salgının sosyo-ekonomik etkilerine ilişkin bir rapor açıkladı. Salgının tüm dünyayı tehdit ettiğini ve daha öncekilere benzemeyen bir ekonomik krize neden olacağını belirten Guterres, "Bu, 2. Dünya Savaşı'ndan sonra karşı karşıya kaldığımız en zorlu kriz" dedi.
Euronews'te yer alan habere göre Guterres, bu krizin ancak ''siyasi oyunların'' bir kenara bırakılıp dayanışma içinde üstesinden gelinebileceğine dikkati çekerek ''Birleşmiş Milletler, düşük ve orta gelirli ülkelerin salgınla ve neden olduğu sosyo-ekonomik şoklarla mücadelesine destek için çok ortaklı yeni bir fon kuruyor." ifadesini kullandı.
G20 ülkelerine Afrika çağrısı
Genel Sekreter Guterres, salgının özellikle Afrika kıtası üzerindeki etkilerinden endişe duyduğunu belirterek G20 ülkelerine Afrika'ya yönelik bir girişimde bulunmaları çağrısı yaptı.
5 ila 25 milyon kişi işini kaybedebilir
Guterres'in açıkladığı rapora göre, Uluslararası Çalışma Örgütü, salgın yüzünden 5 ila 25 milyon kişinin işini kaybedebileceğini ve 860 milyar ile 3,4 trilyon dolar gelir kaybı yaşanabileceğini öngörüyor.
Sağlığa ayrılan ortalama küresel bütçe yüzde 4,7
Raporda ayrıca dünyadaki kırsal nüfusun yüzde 50'sinin, kentsel nüfusun ise yüzde 20'sinin sağlık sigortası olmadığına, gelişmekte olan ülkelerin gayri safi yurtiçi hasılasının yaklaşık yüzde 2'sini sağlığa ayırdığına, küresel ortalamanın ise 4,7 olduğuna dikkat çekiliyor.
1,5 milyar öğrenci, 60 milyon öğretmen eğitime ara verdi
Eğitim sektöründe ise salgın yüzünden 166 ülkede okulların kapandığı ve 1,52 milyar öğrenci ile 60,2 milyon öğretmenin eğitime ara verdiği kaydediliyor.
[Samanyolu Haber] 1.4.2020
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
