Gözaltına ilk kez alınacaklar için bilmesi gerekenler listesi

Seran Vreskala daha önce hiç gözaltına alınmamış kişiler için el kitabı yazdı. Yazılanlar tam olarak uygulanmasa da hakları bilmek açısından önemli.

GÖZALTININ EL KİTABI

– Öncelikle sakin kalmanız çok önemli. Sakın ağlayıp sızlamaya kalkmayın, zaten ağlamanız hiçbir işe yaramayacaktır. Korkmanız normaldir, bu yüzden kendinizi kötü hissetmeyin, korksanız bile sakin kalmaya çalışın ve duruşunuzu bozmayın.

– Gözaltına alınma nedenini bilmiyorsanız, sakince sorup öğrenmeye çalışın.

– Gözaltına alınmak için illaki bir idari karar alınması gerekmiyor; yeterli şüphe olduğu takdirde uygulanabilir.

– Hiçbir şekilde polisle tartışmayın. Karşı çıkmayın. Onların sadece emirleri yerine getiren ve işini yapan birer araç olduğunu unutmayın. Nefret etmeyin, iletişim kurmaya çalışın. Kurmuyorlarsa sessizce oturun. Hepsi de faşist değil ya!

– Sen benim kim olduğumu biliyor musun kısmına hiç girmeyin bile… Onlar kimin ne olduğunu gayet iyi biliyorlar. Zaten eğer ‘biriyseniz’ bile, onların haberleri vardır ve ona göre muamele ederler zaten.

– Gözaltına alınırken eğer hakkınızda kesinleşmiş bir mahkeme kararı, yakalama ya da tutuklama emri yoksa, bu durumlarda sadece zorluk çıkarırsanız kelepçe takılabilir. Zorluk çıkarmadığınız halde size kelepçe takılmak istenirse hemen kolluk amirlerine başvurun, savcıya ulaşmaya çalışın, bunun yasal olmadığını hatırlatın, bunların mümkün olmadığı durumlarda ise bu talebinizi ifade tutanağına muhakkak yazdırın. İfade tutanağına istediğiniz cümleler yazılmadığı takdirde tutanağı imzalamayın.

– Gözaltına alındığınızda kendinizin belirleyeceği birine gözaltına alındığınızı haber vermek kanuni hakkınızdır. Ayrıca birilerine haber vermekle kayıt dışı gözaltına ve gözaltında kötü muameleye engel olma ihtimaliniz yüksek. Birilerinin sizin için karakola gelmesi de çok önemlidir.

– Kimlik bilgilerinizi söylerseniz kesinlikle doğru bir şekilde söylemek zorundasınız ama susma hakkınızı da kullanabilirsiniz.

– Gözaltında neyle suçlandığınızı söylemek zorundalar. Dediğim gibi susma hakkınız vardır ve yasaldır. İllaki ifade vermek zorunda değilsiniz.

– Müdafi isteme hakkınız var. Ekonomik durumu yerinde olmayanlar için ilgili baroların CMK servisi avukat tayin ediyor. Avukatınız gelene kadar ifade vermemeniz çok önemli. Onsuz ifade vermeyin. Yasalara karşı yasa diliyle konuşmanız çok önemli.

– Eşyalarınız alındığında üzerinizdeki en ufak şeyin bile tutanağa yazıldığına emin olun. Yazılmadıysa imza atmayın.

– Yakalama, Gözaltına alınma veya gözaltı süresinin uzatılmasına dair yazılı savcı talimatına karşı Sulh Ceza Mahkemesine itiraz hakkınız var.

– Cebir ve şiddete uğradıysanız muhakkak tam teşekküllü bir devlet hastanesinden rapor almaya çalışın. Talep halinde rapor alınması zorunlu. Doktorla yalnız görüşmek hakkınızdır. Doktora ne rahatsızlığınız varsa gösterin. Doktor işkencenin, kötü muamelenin belgelenmesinde önemlidir. Gözaltına alınış karakola götürülüş, gözaltı süresinin uzatılması gibi süreçlerinde dahi doktora çıkarmak zorunluluktur.

– Ceza Muhakemesi Kanununun 91’inci maddesinde de gözaltı süresinin yakalama anından itibaren 24 saati geçemeyeceği, bu sürenin her defasında bir günü geçmemek üzere üç gün süreyle uzatılabileceği belirtiliyordu. Ancak 23 Temmuz 2016 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 667 sayılı ilk KHK ile gözaltı süresi 30 güne çıkarılmıştı ancak 23 Ocak 2017 tarihinde 684 sayılı KHK ile OHAL döneminde gözaltı süresi 30 günden 7 güne düşürüldü; yine aynı KHK ile gözaltı süresi -savcılık kararıyla uzatılması dahil- en fazla 14 gün olarak belirlendi. Bu süre şimdi, ‘toplu suçlarda’ en fazla 12 gün oldu. Cumhuriyet savcısının yazılı emri üzerine bu süre en fazla 7 gün daha uzatılabilecek.

– Gözaltı süresi, normalde yakalama anından itibaren 7 günü geçemez. Gözaltı süresi uzatılmak istenirse karar alınmak zorundadır. Karar olmadan süre hiçbir şekilde uzatılamaz. Ancak Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile bu süre 14 güne kadar uzayabiliyor.

– İfade tutanağını imzalamak zorunda değilsiniz. Anlamadığınız hukuki terimler olduğu takdirde ifade tutanağını imzalamıyorum deme hakkınız vardır. Bu durumda imzanızın olduğu bölüme imzadan imtina etti kaydı düşülecektir.

– Özellikle tutanakların tamamı okunmadığında veya size tutanak sureti verilmediğinde muhakkak imzadan imtina etmeniz sizin yararınızadır. Düzenlenen tutanakların hepsinin açık açık okunmasını istemek yasal hakkınızdır.

– Gözaltında hiçbir şekilde kolluk kuvvetleriyle sohbet etmeyin. Herhangi bir sohbet, görüşme, dedikodu vs yasaktır. Ama avukatınızla gözaltı esnasında dilediğiniz kadar görüşebilirsiniz.

– Savcılıkta da susma hakkınız var ama gözaltında yaşadıklarınızı savcıya anlatabilirsiniz.

– Yapılan her işleme itiraz hakkınız var. Tutuklanınca 7 gün içinde itiraz edebiliyorsunuz. Her aşamada tahliye edilmenizi talep edebilirsiniz. İtiraz ederken çok ayrıntılı yazmayın çünkü daha sonra delil olarak dosyaya konuluyormuş.

EVİNİZDE ARAMA YAPILACAKSA

– Arama kararı varsa kapalı mekanlarda gündüz arama yapmak zorundalar. Güneş doğmadan 1 saat önceyle, batmadan 1 saat sonra arasında arama yapılabilir. Bir suçüstü hali söz konusuysa ancak gece de arama yapılabilir. Kolluk kuvvetleri kapınızı çaldığınızda arama kararındaki adres, saat ve suçu kontrol edin. Aramada avukat, savcı, muhtar ya da iki komşu bulunması gerekiyor. Arama işlemine hemen başlatmayın, eğer avukatınız 15 dakika içinde gelecek derseniz beklemek zorundadırlar.

– Arama işleminde kontrollü davranmak çok önemli. Özellikle ‘delil’ yerleştirmelerini engellemek için özen gösterin. Yazılı belgelere, kitaplara el konulacaksa, toplatma kararlarını isteyin. Özel yazışmalara el koyamazlar. Tutanak tutulur, okuyun. Gerçeği yansıtıyorsa imzalayın. İmza atmıyorsanız gerekçelerini altına yazın.

– Bilgisayarınızı götüremezler ancak bilgileri kopyalayabilirler. Bilgisayar zaptı için ayrı bir karar olması gerekiyor.

[MedyaBold.com] 24.2.2019

Çıkış Yolu Var mı? [Said Sefa]

Türkiye'nin mevcut hali 2002 yılı öncesi Türkiyesi'ne benziyor. Eksiği yok fazlası var. Ekonomik ve sosyal problemler Türkiye gibi bir ülkenin kaldıramayacağı ağırlıkta ülkeyi devlet yapan en temel çatıların üzerine yağa yağa birikti. Devlet iki yönlü kuşatma altına alındı. Bir yanda Erdoğanizm'i yücelten ve bu vesileyle mutlak iktidarı eline geçireceğini sanan eski Siyasal İslam kalıntıları, öte yandan derin devletin küllerinden doğan Avrasyacı cenah. Rusya-Çin-İran eksenine giren ülke, eksen değiştirmenin ağır bedelini henüz ödemiş değil.
                   
Öte yandan batının 1947'den bugüne cirit attığı ve her dönem en etkin biçimde kullandığı Truva atı milliyetçi çizgi AKP'nin daha doğrusu Erdoğan yönetiminin dem ve damarlarına sızmış durumda. Bütün iktidar paydaşlarının beka sorunu diye sayıklamasının elbet toplumsal algıyı yönetme ve oluşturma adına bir karşılığı var. Boşuna beka sorunu vurgusu yapılmıyor. Fırsatı buldukları anda birbirlerini doğrayacak olan hukuk dışı yapılar, toplumu kanlı olaylara hazırlamakta pek mahir. Mahalle bekçilerinden, Saray'ın finanse ettiği silahlı milislere, TSK ve emniyetteki çift başlı yapılanmalardan, mafyanın MİT kontrolünde dizaynına kadar her biri ayrı bir güç oluşturma peşinde olan birbirine benzemez iktidar ortaklarının kimi Rusya ve İran istihbaratından destek alarak, kimi Nato'nun ve ABD sisteminin illegal yapılanması olan bazı güçlerinden destek alarak ilerledikleri ve mutlak hakimiyeti tek başlarına, kendileri adına tesis etme adına attıkları her adımın günden güne belirginleştiği bir süreçten geçiliyor.                 
               
Oyun içinde oyun kurma alışkanlığına ve kurnazlığına sahip olan Erdoğan son dönemece girilirken yeniden bir kez daha ABD yönetimine göz kırparken, çaldığı kapının açılmama olasılığının yüksek olduğunun farkında. Ankara merkezli haber kaynaklarımın aktardıklarına bakılırsa neredeyse altı aydır, ABD ve Nato ekseninde haraket eden uluslararası politika belirlemede pek mahir olan akıl, kanlı çatışmalara girmeksizin alternatif yollar araştırma çalışmalarına hız vermiş durumda. Kimin ne yaptığını, kimlerle ne pazarlıklar döndüğünü herkes biliyor. Avrasyacı cenahın, Mit içindeki yapıları da kullanarak Abdullah Gül'e yönelik suikast teşebbüsleri boşuna değil. AKP içinde birikmiş hesaplaşmalar gün yüzüne çıktığı an partinin ikiye değil üçe bölüneceği konuşuluyor. Bunu bilen AKP kurmayları yani Saray'ın en yakın adamları bir yandan kamuoyuna esip gürlerken, son derece güçlüymüş gibi pozlar verirken, öte yandan el altından güvenebildiklerini düşündükleri hukuk devletlerinden oturum almaları, gayri menkul almaları, yasal yollarla yakayı kurtarma çalışmaları boşuna değil. Bu işleri yürüten simsarlar, yüklü miktarda paralarla el altından işlemleri yürütüyorlar. Bugün Rusya'nın eteği altına sığınan bu AKP'lilerin hiç biri ne hikmetse Rusya'dan veya İran'dan gayri menkul ve oturum almaya çalışmıyor. Yine hepsi her gün lanet okudukları AB ülkelerinden ve ABD'den medet umuyorlar.
               
Büyük kırılmalara gebe şu günlerde çıkış yolu bulma adına Ankara'da faaliyet yürüten uluslararası politika belirleyenler AKP tabanında etkili olabilecek isimlerle görüşmelerini sürdürdükleri gibi, köklü sermaye sahipleri de aynı doğrultuda AKP'ye alternatif olacak siyasi cereyanlara destek olacaklarını bildiriyorlar. Ankara hiç olmadığı kadar sıcak günlerini yaşıyor. Herkes için çember daralıyor. Ya devlet başa ya kuzgun leşe diyenlerin silahlanmaları, kendi kanlı devrimlerini gerçekleştirme adına gözü dönmüşlükleri karşısında, siyaseten atılacak tek adımın ve en makul yolun AKP'ye alternatif bir partinin kurulması ve ilk kez bu düşüncenin, düşünce olmaktan çıkıp ete kemiğe bürünmesi iktidarın bütün bileşenlerinin korkulu rüyası haline gelmiş. Erdoğanizm ve Avrasyacı ekolün yeni siyasi cereyanlar oluşmasın diye her yolu denemesi kaçınılmaz.
         
Dananın kuyruğu öyle veya böyle kopacak. Bir çıkış yolu var mı sorusu belki de makul bir soru değil. Sorulması gereken soru belki de şu olmalı, çıkış yolu kanlı mı olacak kansız mı? Eni sonu düze çıkılacak umalım ki makul olan şekliyle çıkılmış olsun.

[Said Sefa] 24.2.2019 [https://www.patreon.com/saidsefa]

Ebediyen Yaşlanmayacak Çocuklar [Fikret Kaplan]

Sobanın yanında dizleri üzerinde oturmuş olan yaşlı bir adam başını elleri arasına almış düşünüyordu. Kıvrılıp bükülmüş, üzüntülü bir hali vardı. Onun için içeri girenlere pek aldırdığı yoktu. Gürültüyle açılıp kapanan kapıya sadece başını çevirip bakmıştı:

- Başın sağolsun!
- Başın sağolsun amca! Anahtarı da kapının üstünde unutmuşşun!

Başını kederle öne eğdi, dolu dolu gözyaşları içinde hemen cevap veremedi ihtiyar adam. Sözcükler boğazına takılıyordu:

- Daha babasını görecekti benim masum yavrum!.. dedi yaşlı adam hüzünle. Aldığı yeni elbiseyi annesine gösterecekti! Ama kavuşup gitti Rabbi’ne…

Yaşlı adam, çok zor imtihanların yaşandığı bu süreçte iyice çökmüştü. Evladının ve gelinin yaşadığı ağır hücre hapsi onun omuzlarına on kat, belki yüz kat daha ağır olarak binmişti. En evvel o yaşamıştı zulmün şiddetini ruhunda.

Yutkuna yutkuna konuşuyordu:

- Tek başıma bakamadım o yavrucağıza! Tam 8 ay oldu çocukcağız hasretle bekliyordu anne-babasını görmeyi…

Bir şey hatırlar gibi duraksadı birden… Sağ kolunu dirsek gibi gözlerinin üzerinden geçirdi. Gözyaşlarını kuruttu:

- Çok çekti benim kızım çok… Onu pek kabullenmedi bazı çocuklar… Senin annen baban ‘terörist’ diye onu dışladılar. Çocuklar nerden bilir bunları… hep ailelerinden öğrendiler bu sözleri. Öğretmeni ‘annen nerde, baban nerde?’ deyip sürekli sıkıştırdı yavrumu. Bunalıma girdi benim kızım.. Şurdaki ayakkabıları görüyor musunuz? Ne kadar yırtılmış, eskimiş… Uzun süre o yırtık ayakkabılarla gezdi o masum yavru.

İhtiyar adam dayanamayıp ayağa kalktı, küçük kızın odasına doğru sendeleyerek gitti. Küçük odadaki karyola üzerinde yatan küçük kızın elini, parmaklarını tuttu. Avuçları içine aldı.
Hiç tepki vermiyordu kızcağız.

Betül ölmüştü. ‘Dehşetinden çocukların birden ak saçlı ihtiyarlara döndüğü o gün’e (Müzzemmil Suresi,17) benzer bu ağır sürece dayanamamıştı zavallı yavrucak.

Ruhu uçup gitmişti ebedler diyarına. Artık dünyaya gözlerini ebediyen açamayacağı bir uykuya dalmıştı. Hiçbir uyku bu kadar masum, bu kadar güzel, acısız, kedersiz ve sakin olamazdı. Dedesinin sağdan soldan bulduğu birkaç eski bebek yanı başında duruyordu. Babası, annesi, kendisi ve doğacak olan küçük kardeşini hayal edip çizdiği resmi, baş tarafındaki duvara, bir yara bandı ile asılmıştı. Neredeyse her gün birkaç kez dedesinin elinden tutup bu resmi izah etmişti. Hapishaneyi ziyaret sırasında giyeceği yeni ayakkabıları yatağın başucunda yerde duruyordu. Son kez gece üç gibi hararetle uyandığı saatlerde yine ayakkabısına göz atmış ve tozunu almıştı.

Anne ve babasını görme hasretiyle tutuştuğu bir dönemde ölmüştü Betül. Ağlamaları, istekleri, sıkıntıları, yalnızlığı, kimsesizliği, bebekleri, elbisesi, ayakkabıları, üzüntüleri, gözyaşları, annesine çiçeklerden yaptığı taç, kardeşine aldığı küçük oyuncak önlük..  hepsi geride kalmıştı. Anne ve babalarının elinden tutan çocuklara imrenmesi son bulmuştu. Kimsesizler Kimsesi’ne, ebedi bir huzur ve saadete kavuşmuştu. Amcalarının, halalarının ve komşu kadınların kınamasından kurtulmuştu artık bu küçük masum çocuk.

Soğuktan titrediği günler, yalnız odada anne şefkatine hasret kaldığı geceler bitmişti. Annesinin saçlarını öreceği zamanı beklemesine artık gerek kalmamıştı. Babasının başına sevgiyle dokunmasını beklediği o buluşma ahirete kalmıştı.

Yaşlı adam, hareketsiz duran eli yanağına götürdü, ardından dudaklarına bastırdı. Sonra da göğsünün üzerine koydu belki bir canlılık emaresi hissederim, diye.
Ama yoktu.

Öleli dört saat olmuştu. Günün aydınlanmasından biraz önce gözlerini hayata kapamıştı. Sabah namazından sonra dedesi yine bir hikaye anlatmış, onu ümitlendirmiş, on iki saatlik uzun yolculuktan sonra yapacakları hapishane ziyareti hakkında onu rahatlatmıştı. Bir ara uyur gibi Betül kendinden geçmiş, bir şeyler sayıklamıştı. Yarım saat sonra tekrar uyanınca dedesini öpmüş, yüzünde tatlı bir tebessümle onun boynuna kollarını dolamıştı. Hemen ardından kolları iki yana düşmüştü ama ihtiyar adam onun öldüğünü anlayamamıştı. Uyuduğunu zannedip yatırmıştı yerine.

Yaşanan bu zor imtihanlar içinde, Betül ve onun gibi yüzlerce masum çocuk göçüp gitti bu diyardan zulümle. Kimisi Meriç’te, Ege’de…kimisi anne ve babasını ziyaret ederken yolda, kimisi kimsesizlik kucağında, hapishanede, zindanda… hatta anne karnında.

Bu masumları:

"Ebediyen yaşlanmayacak çocuklar."(Vâkıa Sûresi, 56:17; İnsan Sûresi, 76:19) diye tarif ediyor Yüce Kitabımız.

Bediüzzaman:

‘Müminlerin buluğ çağına girmeden vefat eden evlatlarının cennette ebedî, sevimli, cennete lâyık bir surette daima çocuk kalacaklarına.. cennete giden anne ve babalarının kucağında, onların ebedî saadetine vesile olacaklarına.. ebeveynlerine çocuk sevmek ve evlat okşamak gibi en güzel bir zevki tattıracaklarına.. hem dünyada on senelik kısa bir zamanda, elemlerle karışık bir şekilde evlat sevmeye ve okşamaya bedel; saf, elemsiz, milyonlarca sene, ebedî evlat sevgisini ve okşama zevkini kazanmanın, müminler için en büyük saadet vesilelerinden biri olduğuna işaret ediyor ve bunu müjdeliyor.’ (17. Mektup)

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Betül gibi çocukların vefatı üzerine Allah Teâlâ’nın (bildiği halde bizim öğrenmemiz için) Meleklerine şöyle buyurduğunu ifade ediyor:

- Kulumun çocuğunun ruhunu mu aldınız?

Melekler:

- Evet, Ya Rabbi, derler. 

Allah Teâlâ:

- Kulumun gönül meyvesini (ciğerparesini) mi kopardınız, buyurur.

Melekler:

- Evet, Ya Rabbi, diye cevap verirler.

 Allah Teâlâ bunun üzerine:

- Peki, kulum ne dedi? diye buyurur.

Melekler:

- Sana hamdettiler.  ‘İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn’ diye istircâda bulundu, derler. (İşlemedikleri bir suçtan dolayı hapse atılan anne ve baba bu haberi duyunca üzüldüler, ağladılar, ama isyan etmediler. Üzüntülerini sabırla yüreklerine bastılar.)

Bunun üzerine Allah Teâlâ:

- O halde kulum için cennette bir ev yapın ve adını da “hamd evi” koyun, buyurur.” (Tirmizi, Cenaiz 36)

Ve bugün itibariyle hala hapishanelerde, hücrelerde binlerce masum insan var. On binleri aşan masum anneler parmaklıklar arkasında. Onların hasretini çeken binlerce çocuk hayal edin. Bunlar da Betül gibi eriyip gitmeden hayattan, uzatın onlara elinizi. Nasıl mı? Vicdanınızın sesine kulak verin.  Duygularınızı, düşüncelerinizi makul olan her ortamda aktarın ve fırsatını yakaladığınız her platformda hakikati dile getirin.

Evet, İlahi adalet yeryüzünde sona ermez; ama sebepler planında bizim de gayretlerimiz lazım.

Allah Têâlâ, bu sıkıntıları bir gün bitirip bahara tekrar kavuşturacak inşallah. Onlar o tertemiz nesillerin, tertemiz beyanları içinde yâd-ı cemîl olacaklar. O günü idrak edenlerin gönülleri inşirahla coşup taşacak.. Diyecekler ki: “Bunlar bu kadar hayırhah oldukları, insanlık için koştukları, bütün kopuklukları bir araya getirip dikişler attıkları halde, nasıl olmuş da kendi ülkelerinde bazı kimseler bunlara karşı densizliklere girmişler; tehcirlere, tehditlere, tenkillere, ibadelere, hayr kapılarını kapatmalara başvurmuşlar?!. Bu güzel yürüyüşün önünü almaya çalışmışlar?!.. Masumlara bu zulümleri nasıl reva görmüşler?”

Yarının şeref sayfalarında yer alacak tablolar karşımızda duruyor… Peki… Onlar ve onların anneleri, babaları, dedeleri, nineleri… çok büyük ve ağır imtihanlar altında kıvranırken acaba biz bu süreçteki duruşumuzla, Rasûl-i Ekrem’in yolunda olduğumuzu, Ashâb-ı Kirâm’ın peşinde yürüdüğümüzü söyleyebilir miyiz?

[Fikret Kaplan] 24.2.2019 [Samanyolu Haber]