Salgın Bülteni | 3 Nisan 2020

Bugün 3 Nisan Cuma, Dünyada vaka sayısı 1 milyon 60 bini geçti, ölümler 56 binin üstünde.

ABD, İspanya, İtalya, ve İngiltere bir günde 500’ün üstünde ölüm açıklayan ülkeler. İspanya’da 932 kişi. Sadece New York’ta ölü sayısı bir günde 2 bin 300’den 2 bin 900’e çıktı.

ABD’de askerî hastaneler de sivillerin tedavisi için açıldı.

Tüm detaylar Yavuz Altun’un sunumuyla KORONAVİRÜS BÜLTEN’de


[TR724] 3.4.2020

“Yok mu içinizde aklı başında bir adam?” [Dr. Reşit Haylamaz]

En büyük kötülük, en yakınlardan geldi; zira Mekke’deki herkes, uzak-yakın Allah Resûlü’nün (Sallallahu aleyhi ve sellem) akrabası oluyordu.

Halbuki, aralarında doğmuş ve yine gözleri önünde imrenilecek bir 40 yıl yaşamıştı.

Üstelik, en yakınlardan daha yakın biliyor, kimseye teslim edemedikleri kıymetlerini O’na (sallallahu aleyhi ve sellem) getirip emanet ediyorlardı.

Her şey, bir günde değişti; vahyin gelişiyle birlikte gözler kör kulaklar da sağır oluverdi!

O günden sonra hasedin kavurduğu, kin ve nefretin savurduğu Ebû Cehil ve avenesi, adeta kudurmuş gibiydi!

Her güne bir kötülük, her yeni güne ayrı bir senaryo ile çıkıyorlardı…

Neler yapmadılar ki!

Amma, adamların hakkını yememek lazım; firavunluğun da bir raconu vardı ve bir-iki örnek dışında kadınlarla çocukları, yapıp ettikleri kötülüklerden istisna tuttular.

23 yıllık risâlet günlerinde bunun belli başlı istisnaları var:

Aile fertlerinin bütününü hedefleyen kin ve nefrette hızını alamayan kin tüccarları, babası Hazret Yâsir ile birlikte Hazreti Ammâr’ın annesi Hazreti Sümeyye’yi (radıyallahu anhüm) şehîd ettiler.
Hazreti Zinnîre’yi işkence ile kör ettiler.
Boykot ve sürgün yıllarına kadınlar ve çocukları da dahil ettiler; ancak en azından yılın 4 ayında muhasarayı kaldırıyor ve insanlara nefes aldırıyorlardı.
Hicret esnasında babasının nerede olduğunu bilmediğini söyleyince çılgına dönen Ebû Cehil, Hazreti Ebû Bekir’in (radıyallahu anh) büyük kızı Hazreti Esmâ’ya bir tokat attı.
Hepsi bu kadar!

Zaten genel tablo bu değil; hakkını yememek lazım adamlar, aile reisini düşman bilseler de ne Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) ne de ashâbının ailesine, çocuklarına ilişmediler!

Herkese annelik yapan ve bilhassa mihnet günlerinde servetini “muâvenet” yolunda eritip mağdurlara can olan Hazreti Hadîce’ye (radıyallahu anhâ) ne el kaldıran oldu ne de dil uzatan!

Sahi, Hazreti Ebû Bekir’in (radıyallahu anh) hanımı Ümmü Rûmân’a (radıyallahu anhâ), Ebû Cehil yahut avenesinin herhangi bir kötülük yaptığını duydunuz mu hiç?

Veya Hazreti Osmân’ın hanımı ve aynı zamanda Efendimiz’in de kızı Hazreti Rukiyye’ye (radıyallahu anhâ) el kaldırıldığını? 

Evet, Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) tesciliyle “ümmetin firavunu” idi ama Ebû Cehil, insanlıktan büsbütün çıkmış değildi ve toplum değerleri karşısında durması gereken yerde durabiliyor, hatırlatan olduğunda insan olduğunu da hatırlayabiliyordu.

Mekke’de bunalıp hicret niyetiyle Habeşistan yoluna düşen Hazreti Ebû Bekir’i (radıyallahu anh) yoldan çevirip Mekke’de kalmaya ikna eden ve “emân” verip sıkıntılarını gideren İbn-i Dügunne, Ebû Cehil’in kankası değil miydi?

Gecenin karanlığında Şi’b-i Ebî Tâlib’e yiyecek taşırken Ebû Cehil’in yolunu kestiği Hakîm İbn-i Hizâm’ı, Ebû Cehil’in elinden alan, hatta bununla da yetinmeyip elindeki sopa ile Ebû Cehil’in kafasını yaran Ebu’l-Bahterî de öyle…

Haddini aşıp Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) üzerine, hem de Kâbe’nin hariminde ve secde halinde iken deve işkembesi koyacak kadar alçaldıkları yerde Ebû Cehil’e haddini bildiren de aynı şahıs!

Ayyuka çıkan zulüm karşısında sesini yükselten ve bu duruşlarıyla Ebû Cehil’in sesini kesip boykot ve sürgün yıllarını bitiren beş kişinin duruşu da aynı.

Hayatının en acı ve iz bırakan günlerini yaşadığı Tâif sonrasında, doğup büyüdüğü şehre giremeyip Hira sultanlığına sığınan Allah Resûlü’ne (sallallahu aleyhi ve sellem) “emân” verip evine girmesine zemin hazırlayan Mut’im İbn-i Adiyy de Ebû Cehil’in caka sattığı Dâru’n-Nedve’nin bir parçası değil miydi?

Öyle idi ki o gün, burnundan soluyan Ebû Cehil de Ukbe İbn-i Ebî Muayt da kılıcını kınına koymuş ve Mut’im İbn-i Adiyy’in bu duruşuna saygı göstermiş, emânının arkasında durmuşlardı!

Kardeşleri Seleme İbn-i Hişâm ile Ayyâş İbn-i Ebî Rebîa’yı hapsedip zincirlere vuran, işkence edip yıllarca yemek ve sudan bile mahrum bırakan ne Ebû Cehil ne de Velîd İbn-i Velîd’i zindanlara hapseden Mahzumoğulları, zulmettikleri insanların hanımlarına el kaldırmış, çocuklarına kötü muamelede bulunmuştu! 

Dahası, birinci derece “düşman” bildikleri Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) en yakınlarına bile düşmanca bir tavır içine girmemişler, düşmanlıklarını sadece O’nunla sınırlı tutmuşlardı.

Malum, ölümüne ferman kestikleri bir gün Fahr-i Rusül Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ile Hazreti Ebû Bekir (radıyallahu anh) hicret ettiler…

Annemiz Hazreti Sevde de (radıyallahu anhâ), Hazreti Ebû Bekir’in hanımı Ümmü Rûmân (radıyallahu anhâ) ile kızları Esmâ (radıyallahu anhâ) ile Âişe de (radıyallahu anhâ) Mekke’deydi; ne Ebû Cehil ne de avenelerinden birisi, “Madem gittiler; öyleyse biz de aile fertlerini hapsedelim; hıncımızı onlardan çıkaralım!” demediler. Üstelik o gün Âişe Validemiz (radıyallahu anhâ) ile Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) evlilik süreci başlamış bulunuyordu.

Bilakis, zor zamanlarda bu insanların yanında olmak, sıkıntılarını paylaşmak isteyenler oldu.

İşte size, ibretlik bir örnek:

Malum, Bedir sonrası Mekke’de kin ve nefretten başka bir şey görülmez, duyulmaz olmuştu!

Herkesin kimyası bozulmuş ve bundan böyle yükselen tek ses, “intikam”dan ibaretti.

Âdeta kaynayan bir kazanın üstündeki koltuğa oturan Ebû Süfyân’ın hanımı Hind’in o gün, babası Utbe, amcası Şeybe, kardeşi Velîd ve bir de üvey oğlu Hanzala Bedir’de kalmıştı.

Sıradan bir kadın değildi; zaten hırçındı, bu durum onu daha da hırçınlaştırmıştı.

Onun bu hırçınlığının, bir sene sonra yaşanacak olan Uhud’da, ona neler yaptırdığını bilmeyenimiz yoktur! Babasını, kardeşini, amcasını, dayısını veya oğlunu Bedir’de bırakıp da kaçan erkekleri korkaklıkla suçladığını da! 

İşte bu günlerde ve dengesini bu denli kaybettiği bir zamanda Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) kızı Zeyneb Validemiz (radıyallahu anhâ) ile karşılaştı, Hind.

Beklenenin aksine, “Muhammed’in kızı!” diye başladığı sözlerine, “Babana ulaşmak için hazırlık yaptığının haberi, bana ulaşmadı sanma!” diye de devam etti.

Önceleri buna anlam veremeyen ve bir hayli tedirgin olan Hazreti Zeyneb (radıyallahu anhâ), “Yok öyle şey!” deyip geçiştirmek istese de ısrar etti:

“Ey amca kızı, böyle yapma!” dedi. “Yolculuğun için sana lazım olan bir ihtiyacın varsa veya seni babana kavuşturacak herhangi bir para-pul lazım ise bunu karşılayacak olan her şey bende var; sakın benden çekinme! Netice itibariyle erkeklerin arasında yaşanan şey, kadınları ilgilendirmez!”

Bu ne gariplik ki babasını “can düşman”, davasını da “yok edilmesi gereken bir hedef” olarak gören bir kadından geliyordu bu teklif!

Kur’ân, birisine duyulan kin ve nefretin, insanı adaletten ayırmaması gerektiğini söylüyor, defalarca…

Anlaşılan bunu, o gün ve bu konumdaki Hind anlamış, ama bugünün ne Ebû Cehilleri ne de Hindlerinde bu anlayış var!

Dahası var:

Vakit gelip de oğlu Ali ve kızı Ümâme ile Medîne yoluna düşmüştü ki Zeyneb Validemiz’in (radıyallahu anhâ) yolunu kestiler! Bu gidişi “onur” meselesi gören ve Bedir’in intikamıyla gözü kararan Hebbâr İbn-i Esved ile Nâfi’ İbn-i Abdilkays, Zî Tuvâ’ya kadar gelmiş ve “Bize küfredercesine yapılan bu işi hazmedemez, göz göre göre Muhammed’in kızını teslim edemeyiz!” demişlerdi.

Bu arada Hebbâr, gözü dönmüş bir câni gibi saldırıyor, mızrağıyla deveyi delik deşik ediyordu.

Olan sadece deveye olmamıştı; hevdec de dağılmış, ortalık toz-dumana bürünmüştü. Bu arbedede büyük bir darbe alan Hazreti Zeyneb de hevdecten düşmüş ve kaburga kemiği kırılmıştı.

İş çığırından çıkmak üzereydi ki kayınbiraderi Kinâne aslan gibi kükredi; bedenini siper etmiş, Mekkelilere meydan okuyordu! Kendisine tevdi edilen emânete karşı yapılan bu saldırı karşısında her şeyi göze almıştı. Bu arada, okunu da yayına yerleştirmiş, “Vallahi, kim bana yaklaşırsa ona bu oku saplarım!” diyordu.

Tırsmışlardı tırsmasına ama yine de ne yapacakları belli olmazdı. Bir müddet geri çekilmiş ve beklemeye durmuşlardı ki bir grup insanla birlikte yanlarına Ebû Süfyân çıkageldi; genel görüntüsüne bakıldığında hâdiseye el koyacağı, meseleyi tatlıya bağlayacağı ve makul bir çözüm üreteceği anlaşılıyordu. Gelir gelmez Kinâne’ye dönerek, “Behey adam!” dedi. “Şu oku bir kenara koy da seninle konuşalım!”

“Tabii, başımıza gelenler senin başına gelmedi!” diye devam etti. “Yaşadığımız sıkıntı ve Muhammed’den dolayı başımıza gelen musibeti bile bile ve sanki hiçbir şey olmamış gibi şimdi sen tutmuş, insanların gözünün içine baka baka ve gündüzün ortasında bu kadını götürüyorsun! Sen, böyle alenî olarak O’nun kızını aramızdan alıp götürürsen insanlar bunu, yaşadığımız musibetten sonra ayrı bir zül olarak telakki eder ki bu bir acziyet ve zaaf demektir. Ömrüme yemin olsun ki bizim onu babasından ayırıp hapsetmeye ihtiyacımız da yok! Ancak, şimdi sen bu kadını geri götür; ortalık biraz durulup sakinleşsin ve insanlar, bizim onu geri çevirdiğimizi konuşsunlar! Sonra, bir aralık gizlice alır ve babasına ulaştırmış olursun!”

Bu makul ve aynı zamanda tansiyonu düşüren yaklaşım karşısında Kinâne bir kenara çekilirken Hebbâr İbn-i Esved ile Nâfi’ İbn-i Abdilkays de kılıcını kınına koymuş, yeniden Mekke’nin yolunu tutmuştu.

Hadiseyi haber aldığında sesini yükselten ve savunmasız, üstelik masum bir kadına yapılan bu kötülüğe karşı net bir tavır koyan da yine Hind idi; küplere binmiş ve yapayalnız ve savunmasız insanlara karşı aslan kesilenlere Bedir’i hatırlatarak, “Madem öyle, o gün neredeydiniz?” diye çıkışıyordu!

Bugün hapishaneler, kadın ve çocuklarla dolu.

Günün firavunlarını küresel salgın bile durduramadı!

Aralarında, Ebû Cehil’e “dur” diyebilecek ne İbn-i Dügunne ne Ebu’l-Bahterî ne de bir Mut’im İbn-i Adiyy çıktı!

Haddi aşan zulüm karşısında sesini yükselten, ortamı yumuşatıp nefes aldıran ne bir Ebû Süfyân var ne de bir Hind!

Acı ama bugün dünya, her türlü zulmüne rağmen zindanında kadın ve çocuk barındırmayan Ebû Cehillere rahmet okutacak günlere şahit oluyor!

Kavminin anlamsız talepleri ve saplandıkları karanlıklarda debelenip durmalarına karşılık Kur’ân, Hazreti Lût’un (aleyhisselâm), “Yok mu içinizde aklı başında bir adam?” diye haykırdığını anlatıyor, bize.

Zaman gösterdi ki yokmuş!

Evet, Efendimiz’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) ifadesiyle Ebû Cehil, bu ümmetin firavunuydu.

Küçülen dünyanın büyüklük taslayan ama minnacık bir virüsün esiri olan zavallılar! 

Siz, kimin nesi oluyorsunuz?

[Dr. Reşit Haylamaz] 3.4.2020 [TR724]

Gergerlioğlu: “Getirilen yasanın ruhunda bile ayrımcılık var”

Ömer Faruk Gergerlioğlu, Adalet Komisyonunda görüşülen İnfaz Yasası hakkında konuştu. “Getirilen yasanın ruhunda bile ayrımcılık var. 70-80 bin kişinin tahliyesi hiçbir soruna çözüm olmayacak” dedi.

BOLD – HDP Kocaeli Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Ömer Faruk Gergerlioğlu, İnfaz Yasası’nın bir yıldır beklendiğini belirterek korona nedeniyle acilen getirildiğini kaydetti. “Yasa bir yıl önce de getirilseydi tahminen ayrımcı bir anlayışla yine getirilecekti. Getirilen yasanın ruhunda bile ayrımcılık var! Bunu kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı.

Gergerlioğlu açıklamasında şunları dile getirdi:

“Şu an da bir salgın var ve bu salgın tüm insanlığı tehdit ediyor. Yaşam hakkı son derece önemli bir tehdit altında şu anda biliyorsunuz; İran’da 85.000, Bahreyn’de 1.500, Amerika Birleşik Devletleri’nin 3 eyaletinde tahliyeler oldu. Yine, dün Irak ve Kenya’da tahliyeler oldu. Yaşam hakkı tehdidi altında insanlar. Şu anda, bakın, milyonlarca insan diken üstünde, son derece tedirgin bizi dinliyor ve bir an evvel yaşam haklarının korunması için bir istek hâlindeler. Mahpuslar büyük bir tedirginlik halinde o kapalı kutuda ne yapacaklarını bilemez bir hâldeler. Mahpus yakınları, büyük bir tedirginlik içinde yakınlarının salgın bulaştığı anda çaresiz bir şekilde ölüme gideceğini düşünmektedir ve büyük bir tedirginlik yaşamaktadır. Hepimize gelen binlerce telefon var ve insanların büyük tedirginliğini biliyoruz. Bu noktada, eğer ki bir ayrımcı yasa çıkarsa insanlar ayrımcılığa uğradığını düşünecek ve cezaevlerinde ölüme terk edildiklerini, kurban olarak seçildiklerini, bir Nazi ölüm kampında kaldıklarını düşünecekler ki bu son derece tehlikeli bir durumdur.

Üçüncü olarak yine bir başka ayrımcılık yapmış taslak: Hasta ve yaşlı insanlarla ilgili ayrımcılık. 60 yaşın üstünde denetimli serbestlik süresinde bir artırım var. 0-6 yaş çocuk anneleriyle ilgili denetimli serbestlikte artırım var ama siyasi suçlarda bu konuda bir denetimli serbestlik yok. Burada da bir ayrımcılık var yani insanların risk grubu olması, hasta yaşlı olması bile ayrılıyor ve bu anlamda da çok büyük bir ayrımcılık yapılıyor.

Değerli arkadaşlar, gerçekten çok önemli bir yasayı biz burada kararlaştıracağız, belki Komisyon daha sonra Genel Kurul ama herkes eli kalbinde bekliyor çünkü son derece önemli, büyük aile dramları yaşanıyor. Ben İnsan Hakları Komisyonu üyesiyim ve bir buçuk yıldır yüzlerce koğuşta binlerce kişiyle görüştük, mahpuslarla görüştük ve büyük dramları yerinde tespit ettik. Gerçekten çekilmez, dayanılmaz büyük dramlar yaşanıyor. 8-10 kişilik koğuşlarda 25-30 kişinin kaldığını, erkeklerde ve kadınlarda böyle olduğunu, kadınlarda bir de orada 5-6 tane çocuğun doğduğunu ve yaşanamaz bir ortam olduğunu bilelim arkadaşlar. Sağlık sevklerinde çok büyük eksiklikler olduğu ve bundan dolayı çok ölümler yaşandığını biliyoruz. En çok soru önergesi verdiğim Adalet Bakanlığı yetkililerinin bunu sümen altı ettiğini de biliyoruz. Bunlar büyük veballer ve suçlardır böyle devam edemez.

Yine, iaşe eksiklikleri ve havasız, rutubetli, güneşsiz ortamlarda perişan durumda olan insanlar bir İnfaz Yasası’nda adillik ve eşitlik bekliyorlar. Türkiye Büyük Millet Meclisinden bekliyorlar, onları temsil eden Meclisten adil ve eşit bir yasa bekliyorlar. İnanın ki şu anda cezaevlerinde çok büyük aile dramları yaşanıyor. Anne-baba tutuklu olan insanlar çok fazla var. Binlerce böyle aile var. 800’ü aşkın bebek ve çocuk 0-6 yaş arası cezaevlerinde ve çok zor durumdalar gerçekten. Biz onları cezaevlerinde görüyoruz. Keşke siz de gelip görseniz, onların tümünün silme psikolojisinin bozuk olduğunu hemen anlıyorsunuz ve birde anne-baba mahpus olduğu için evlerde dede, nine, teyze yanında yaşayan binlerce çocuk var ve bunlarında psikolojileri bozulmuş durumda, fizyolojileri gelişim geriliği şeklinde seyrediyor. Birde bu salgın sırasında bu çocuklar korumasız durumda, bu çocuklara bir şey olması gerçekten altından kalkılamayacak büyük bir vebaldir. Bunu hatırlatmış olalım arkadaşlar.

Yine, bu çocuklar ileride bu toplum için son derece önemli bir serseri mayın hâline gelebilir. Bakın, toplumu ve neslimizi korumamız lazım. Bu çocuklar yarın öbür gün o bozuk psikolojileriyle son derece tehlikeli şeyler yapabilirler. Bakın, biz “Kürt meselesi nereden çıktı?” diyorduk, “Neresi onu alevlendirdi?” diyorduk. Diyarbakır zindanları orayı alevlendirmişti. Diyarbakır zindanlarında cezacı ve işkenceci bir mantıkla yaklaşılmıştı ve oradan alevlenmiş bir Kürt meselesi çıkmıştı, altından hâlâ kalkılamıyor, adaletle hâlen de yaklaşılamıyor. Şimdi de eğer bu cezaevleri böyle bırakılırsa bakın, çok net söylüyorum, yarın öbür günün Diyarbakır zindanları olacak bugünkü o cezaevleri. Biz görüyoruz; orada insan yaşamaz arkadaşlar, inanın ki o koğuşlarda biz gidiyoruz, 10-15 dakika içeride koğuşta kalıyoruz, zor çıkıyoruz, daralıyoruz gerçekten. Onlar böyle istiflenmişler resmen içeride. Bu hâl doğru bir hâl değil, artı bütün bunların üstüne bir de coronavirüs salgını gelmiş durumda.

Bakın, ben size daha dün yayınlanmış bir bilimsel tıp dergimizin yazısını getirdim. Çok önemli bir makale “The New England Journal of Medicine”da çıktı çok saygın bir dergidir ve ne diyor? “Cezaevlerinde ve mahpuslar arasında coronavirüs salgınından dolayı tahliyelerin mutlak surette yapılması sağlık gereğidir.” diyor, yazıya bakabilirsiniz ayrıntılı bir şekilde. Yine, Birleşmiş Milletler açıklama yaptı, Avrupa Parlamentosu açıklama yaptı ve tahliyelerin olması gerektiğini söyledi. Şimdi, bu insanların kendini kurban gibi hissedeceği bir yarınki Türkiye’de toplumsal barış adına bir şey kalabilir mi değerli arkadaşlar? Bakın, elinizi vicdanınıza koyun ve kararınızı verin lütfen. Komisyona böyle gelmiş olabilir ama biz bunu adaletli ve eşit bir şekilde ilerletmek zorundayız.

Bakın, kaç gündür insanlar imza kampanyaları yapıyor on binlerce, yüz bine ulaşan imzalar atıldı. Sosyal medyada her akşam “hashtag” etkinlikleri yapılıyor, Türkiye rekorları kırılıyor, 1,5 milyona yakın “tweet”ler atılıyor ve insanlar İnfaz Yasası’nda adalet ve eşitlik istiyorlar. Bu çok büyük bir istek olarak tüm toplumun ve en çok da Meclisin duyması gereken bir istek. Şu an da birtakım suçlar istisna kılınmış ve “Teröriste af yok.” falan deniliyor. Kim bu terörist Allah aşkına? Evrensel hukuk ilkeleri çiğnenerek “Barış” diyeni terörist ilan ettiler, Bank Asya’ya para yatıranı terörist ilan ettiler, bir sendikaya üye olanı terörist ilan ettiler, KESK’in bir basın açıklamasına katılıp bir basın açıklaması yapan insanlar terör örgütü üyesi oldu ve başlarına gelmeyen şey kalmadı. Böyle keyfi bir şekilde terörist ilan edilen insanlardan sonra da “Vay efendim, biz terörist mi affedecekmişiz?” deniyor. Bu olacak şey değil. Bakın, Anadolu’nun her yerinden feryatlar yükseliyor. Buna kulağınızı tıkayamazsınız arkadaşlar. Şu an da gerçekten bakın, son belki OHAL döneminde çok büyük yanlışlıklar yapıldı ama iktidar için önemli bir fırsat var şu anda. Toplumsal barışı yakalamak için, toplumla barışmak için çok büyük bir fırsat var. İnanın ki bakın, çok net söylüyorum ya bu fırsatı elde edersiniz ya da bu toplum maalesef çok kötü bir yere gider, Allah korusun ne olacağını bilemeyiz. Ama gerçekten göstergeler iyi değil ve cezaevlerinde son derece büyük sıkıntılar olduğunu biz çok iyi biliyoruz. Şu anda öylesine aileler var ki bakın, yakından takip ediyorum. O çocuklar; annesi babası mahpus çocuklar babasının, annesinin nerede olduğunu bilmiyor; dedesi, ninesi onlara yalan söylüyor; işte bir işyerinde çalışıyor, o cezaevi iş yeri, oraya gidiyoruz seninle diye yalanlarla idare edilen binlerce çocuk var. Bu doğal bir şey mi arkadaşlar, normal bir şey mi? Meclis bunu onaylayabilir mi? Bunu görmezden gelebilir mi ben size sormak isterim. Bir sürü mağdur insan var, suça itilmiş çocuklar var ve af bekleyen, infazda adalet ve eşitlik bekleyen milyonlarca insan var. Eline silah almamış, düşünce suçu diye adlandırılan… Düşünce suç mu olur Allah aşkına! Siyasi suçlular ve düşüncesinden dolayı zindanlara tıkılmış insanlar bakıyorsunuz silah kullanmayı bile bilmiyor, eline silah bile almamış. Vay efendim sen teröristsin, biz seni nasıl affederiz. Bu kesinlikle onaylanacak bir şey değil değerli arkadaşlar. Bakın, yarın öbür gün toplumsal barışı bozacak son derece sıkıntılı bir durum olur.

Şu anda yine 300 bin cezaevinde olan insan var ve biliyorsunuz yasayla önerilen miktar çıktığı zaman normal kapasiteye ancak inecek. Cezaevlerindeki sorun bitmeyecek. Cezaevlerinin dünya standartlarına göre bilimsel sayısı şu anda 120 bindir ama mahpus sayısı 300 bin. Sizin indirmek istediğiniz sayı 70-80 bin kişi. Hiçbir soruna da çözüm de olmayacaktır.”

[BoldMedya] 3.4.2020

Test sayısı arttıkça vak'a da artıyor

Dünyayı kasıp kavuran yeni tip Koronavirüs (Covid-19) salgınında Türkiye'de vak'a sayısı 20 bini aştı. İlk vak'anın görüldüğü 11 Mart'tan bu yana 425 kişi hayatını kaybetti.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca son 24 saatte 2 bin 456 kişide daha yeni tip Koronavirüs (Covid-19) teşhisi konuluduğunu söyledi. Toplam vak'a sayısı 20 bin 921'e yükselirken, can kaybı 425 oldu.

"Bu kadar kişi gözlem ve tedavi altına alınmadan önce de virüs taşıyordu. Şüpheli görünüp karantinaya alınmadan önce günlük işlerini sürdürüyorlardı." diyen Bakan Koca herkesi salgında dikkatli olmaya davet etti.

YENİ SINIRLANDIRMALAR GELİYOR

Koca, "60 yaş üstü hastalarımızın ölüm haberleri hepimizi yaralıyor. Gençlerimizi uyarıyorum, virüsü taşıyıp taşımadığınızı bilemezsiniz. Geldiğimiz noktada alınması gereken yeni tedbirler var. 2 uygulama üzerinden duruyoruz, genç nüfusun hareketliliği en zayıf noktalarımızdan biri." dedi.

Bilim Kurulu'nun salgının riskli seyrettiği yerlerde hareketliliği kısıtlayıcı yeni tedbirler alınması gerektiğine dair tavsiye kararı aldığını vurgulayan Koca, "Tavsiyelerimizi Cumhurbaşkanımıza (Recep Tayyip Erdoğan'a sundum. Cumhurbaşkanımız bu konudaki takdirlerini açıklayacaktır." diye konuştu,

Koca, "Hastalığa karşı zafer elde etmenin yolu yayılmasını durdurmaktır. Virüsün bütün günü yayılma fırsatıdır, virüse bu gücü tanımayalım. Yuvamız en büyük gücümüzdür." dedi.

SON 24 SAATTE 2 BİN 786 YENİ VAK'A

Koca'nın verdiği bilgiye göre son 24 saat için 16 bin 160 test yapıldı. 2 bin 786 pozitif vak'a tespit edildi.

Toplam vak'a 20 bin 921 oldu. 69 kişi hayatını kaybederken salgında toplam can kaybı 425'i buldu.

1.251 hasta yoğun bakımda, 867'si solunum cihazına bağlı durumda. 484 hasta taburcu edildi.

[Samanyolu Haber] 3.4.2020

Eline sapan dahi almamış insanlar niye pakette yok?

İktisatçı-yazar Memduh Bayraktaroğlu mevcut infaz indirim düzenlemesindeki adaletsizliğe dikkati çekerek, “Ne kadar ipini koparan insan varsa hepsi dışarı çıkarılacak. İnfaz yasasında neden Kanun Hükmünde Kararname (KHK) mağdurları yok?” sorusunu yöneltti.

Eline sapan dahi almamış insanlar niye tahliye edilmiyor?

SAMANYOLUHABER- Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile müttefiği Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) hazırladığı infaz indirimi teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) Anayasa Komisyonu'nda müzakere edilmeye başlandı.

Pakette hırsızlar, dolandırıcılar ve mafya liderleri gibi topluma karşı suç işlemiş kişilerin tahliyesinin önü açılıyor. 

Ancak gazeteci ve siyasetçiler gibi on binlerce masum insanı Koronavirüs salgınına rağmen zindanda tutan düzenlemenin değiştirilmesi için TBMM'de grubu bulunan partilere çağrı üstüne çağrı yapılıyor.

İktisatçı-yazar Memduh Bayraktaroğlu mevcut infaz indirim düzenlemesindeki adaletsizliğe dikkati çekerek, “İnfaz yasasında neden Kanun Hükmünde Kararname (KHK) mağdurları yok?” sorusunu yöneltti.

GAZETECELERİN TEK SUÇU VAR O DA HABER YAPMAK

KHK TV’ye mülakat veren Bayraktaroğlu ne kadar ipini koparan insan varsa dışarıya çıkacağını, düşünen insanların ise içeride kalacağını belirtti.

İktisatçı Memduh Bayraktaroğlu, devletin izni ile faaliyet gösteren Bank Asya'ya para yatırdığı için on binlerce insanın hapse atılmasın veryansın etti.

Bayraktaroğlu, “Bu insanlar ellerine silah değil, sapan dahi almamışlar. Gazetecilerin suçu haber yapmak. KHK mağdurlarının suçu ise devletin kontrolündeki bankaya para yatırmak. Bu insanları suça teşvik etmek. madem bu banka terör bankası o zaman kapat kardeşim.” ifadelerini kullandı.

“BU İNSANLARIN SUÇU ÇALIŞKAN VE DÜRÜST OLMALARI”

150 bin insanın KHK ile işinden olduğunu ve on binlercesinin ise cezaevine atıldığını belirten Bayraktaroğlu “Bilerek devlet tuzak kurmuş insanlara. Bu bankayı açık tutmuşlar. 'Bu bankaya para yatırsınlar da ben bunları işinden atayım' diye. Bu insanların suçu başarılı çalışkan ve dürüst olmaları. Bu insanları, hırsızlığa izin vermeyen bu kişileri işinden edip yerlerine hırsızlıklara ses çıkarmayan kişileri yerleştirdiler.” diye konuştu

Mecliste görüşülmeye başlanan infaz düzenlenmesinde muğlak "terör" tanımı ile silah ve şiddet bulaştığına dair tek delil olmayan 100 bin kişi kapsam dışında bırakıldı.

Yazarlar, sanatçılar, siyasetçiler ve insan hakları kuruluşları TBMM'de grubu bulunan AKP, MHP, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İyi Parti, Halkların Demokratik Partisi ve Saadet Partisi'ne, "Terör ve şiddete bulaşmamış herkesi tahliye edin" çağrısında bulunuyor.

[Samanyolu Haber] 3.4.2020

İşte yeni Korona yasakları

22 günde Koranavirüs vak'a sayısının 21 bine ulaştığı Türkiye'de yeni tedbirler yürürlüğe girdi. 65 yaş ve üzerindekiler için getirilen sokağa çıkma yasağı 4 Nisan Cumartesi saat 00:01'den itibaren 20 yaş ve altındakiler (1 Ocak 2000 ve daha sonra doğanlar) için de geçerli olacak. Pazar yeri ve marketlerde maske takmak da mecburi hâle geldi.

SAMANYOLUHABER- Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yeni tip Koronavirüs (Covid-19) salgınına karşı yeni tedbirler aldıklarını söyledi.

Erdoğan'ın açıkladığı tedbirler şu şekildi:

*Bu gece itibarıyla 30 büyükşehir ile akciğer rahatsızlıkların sık görüldüğü Zonguldak araç giriş-çıkışına kapatıldı.

*Bu şehirlere gıda, ilaç ve temizlik malzemesi gibi zorunlu ihtiyaç malzemeleri taşıyan araçların dışında giriş-çıkış yapılamayacak.

*Ülke içinde yük ve yolcu taşımacılığı yapan araçların transit geçişleri devam edecek.


*30 büyükşehir ile Zonguldak'ta araç-giriş çıkış yasağı ilk etapta 15 gün süreyle uygulayanacak. Yalova, Karaman, Osmaniye ve Adıyaman gibi büyükşehirlerin ortasında kalan iller de fiilen tecrit altına alınmış oldu.

PAZAR YERLERİ VE MARKETLERDE MASKE TAKMAK MECBURİ

*Daha önce 65 yaş üzerine uygulanan sokağa çıkma kısıtlamasını 20 yaş altı için de getirildi. 4 Nisan 2020 gece yarısından itibaren 1 Ocak 2000 ve üstü doğum tarihli olanlar sokağa çıkamayacak.

*Yarından itibaren pazar yerleri ve marketler gibi insanların toplu şekilde bulunduğu tüm alanlarda herkesin maske takması zorunlu olacak.

*İkazlara uymayarak aksi davranışlar sergileyenlere gereken idari ve adli cezalar uygulanacak.

*Yeni tip Koronavirüs (Covid-19) ile mücadele ederken virüs kapan ve önceki gün hayatını kaybeden Prof. Cemil Taşçıoğlu'nun ismi Okmeydanı Eğitim Araştırma Hastanesi'ne verilecek.

[Samanyolu Haber] 3.4.2020

Böyle giderse dolar ve euro... [Turhan Bozkurt]

“RMS Titanic” isimli yüzen şehir bir transatlantik yolcu gemisiydi. Harland and Wolff (Belfast, İrlanda) tersanelerinde inşâ edilmişti.

Mühendislerin kullandığı yeni tekniklerden hareketle “Batırılamaz ve dahi batmaz!” denilen Titanik, İngiltere’nin Southampton Limanı’ndan New York'a doğru 10 Nisan 1912'de hareket ettiğinde olacaklardan kimsenin haberi yoktu.

Limandan ayrıldıktan 5 gün sonra bir buz dağına çarpan devasa gemi yaklaşık 2  saat 40 dakika içinde Kuzey Atlantik'in buzlu sularına gömülmüştü.

TİTANİK BATARKEN EĞLENCEYE DEVAM…

Dünyanın en büyük buharlı gemisi buz dağına çarptığında yolcuların paniğe kapılmaması için güvertede eğlenceye devam edilmesi talimatı verilmişti.

Gemi hızla su alırken dans ve ziyafet bir süre daha devam etse de tarihe “en büyük deniz felaketlerinden biri” olarak geçen Titanik faciasında 1.514 kişi hayatını kaybetmişti.

1997 yapımı Oscar rekortmeni “Titanik” filmi ile beyaz perdeye aktarılan trajedide devletler, şirketler ve şahıslar için alınacak çok ders var.

İnsanın acziyetini idrâk etmesine dair ilk ders başlı başına bir makalenin konusudur. “Titanik faciası”, riskleri hafife almanın maliyetinin çok ağır olabileceğini göstermesi açısından ibretliktir.

KAPTAN DÜMENİ TERK ETTİĞİNDE

Devrin en ileri teknikleri inşâ edilmiş bir geminin kaptanı olsanız bile açık denizde, buz dağlarının ortasında seyrüsefer hâlindeyken dümeni yardımcı kaptana bırakıp uyumaya giderseniz faciaya davetiye çıkarıyorsunuz demektir.

Buz dağına çarpıncaya yapılan hatalar zincirini krizin ilk dakikalarında başka hatalı kararların takip etmesi yüzlerce insanı ölüme sürüklemiştir.

Filikaların çoğu kullanılmamıştı. 

Denizcilerin yapılmaması gereken hatalar listesinde ders niteliğinde belki daha ayrıntılı maddeler vardır. Benim muradım Titanik’in batışı esnasında gerçekleri yolculardan gizleyerek insanları göz göre göre ölümü sürükleyen gemi idaresine atıf yapmaktır.

KORONAVİRÜS KRİZİNDE İDARE ORTADA YOK

Koronavirüs salgını ve ekonomik krizin ortasında Türkiye’nin ahvali Titanik’in battığı o 2 saat 40 dakikayı andırıyor.

İdare ortada yok. Bakanlar kayıp.

Günlük vak'a raporunu açıklayan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile sağa sola gözaltı talimatı yağdıran İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da halk Ankara’da bir hükûmet olup olmadığından endişe edecek.

Neredeyse her saat başı armudun sapı-üzümün çöpü konuşmalarla onlarca televizyon ekranında boy gösteren Recep Tayyip Erdoğan en sessiz günlerinden arada bir fotoğraf ve kısa videolar paylaşıyor.

Vatandaş ne yapacağını bilmiyor, telaşla sağa sola kaçışan insanlar açlık ve sefalet korkusu içinde. Saray’ın korunaklı duvarlarından içeriye girmeyen salgına bağlı ekonomik kriz vatandaşın belini iyice büktü.

DOLAR VE EURO 2018 SEVİYESİNİ GEÇEBİLİR

Dolar 6,70 TL’ye, euro 7,30 TL’ye ve sterlin 8,30 TL’ye yükseldi.

TL son bir haftada aynı ligde bulunduğumuz gelişmekte olan ekonomiler (EM) arasında en fazla değer kaybeden (Yüzde 3,9) para birimi oldu.

"Bir haftada yüzde 4 eriyen bir para ile ticaret yapmakta ne var!" diyebilen beri gelsin. 

Döviz alıp başını giderken Merkez Bankası (TCMB) yangın söndürecek radikal kararlar almak yerine Erdoğan'ın verdiği IBAN numarasına 500 milyon TL bağışta bulundu!

O esnada Türkiye’nin risk primi (CDS) 650 seviyesine kadar yükseldi. CDS, 2018 yılı ağustos ayında doların 7,20 TL’ye kadar fırladığı günlerde 710’a yükselmişti.

Şubat ayında 250 idi CDS. Aradaki 400 puanlık fark borçlanma maliyetinin yüzde 4 arttığına işaret ediyor. İki ay geçmeden paranın maliyeti yüzde 4’ten fazla arttı.

Türkiye gibi döviz açığı had safhadaki bir ekonomi bu maliyetin altından kalkamaz.

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) ve diğer Avrupa ekonomilerinde şirketler ve bankalar yüzde 0’a yakın maliyetle borç bulurken, Türkiye’deki banka ve şirketlerin maliyeti şubata göre neredeyse ikiye katlandı.

2018 ŞOKUNU NE ÇABUK UNUTTUK!

Uluslararası piyasadan bu şartlarda borç bulunsa da almak batmaktan farksız. Döviz borcunun senelik maliyeti yüzde 7-8’i buluyor. Kur artmaya devam ederken bu kadar yüksek maliyet nasıl ödenecek?

Ödenemeyeceği bilindiği için dolar ve euro TL’ye mukabil yeni rekorlara göz kırpıyor. Artık dolarda 6,40 TL’nin altı, euro için 7 TL’nin altı imkânsıza yakın bir ihtimal.

2018 rekoru birkaç ay içinde geçilirse mali kıyamet kopar. İşsizlik yüzde 20’yi çıkar. Seri iflaslar başlar.

Borsa İstanbul’un (BİST) evlere şenlik hâlini değerlendirmeye lüzum bile görmüyorum.

Tarihte eşi benzeri görülmemiş bir krizin ortasında Almanya’dan Amerika’ya bütün borsalar çakılırken BİST 100 89 bine demir attı.

MAFYA LİDERİNİN ŞİRKETLERİ DEĞER KAZANIYOR!

“Adam öldürmeye azmettirmek” suçundan müebbet hapis cezası alan ve Gürcistan’a kaçan Galip Öztürk’ün Mepet’i seans içinde çift hane rekorlar kırıyor.

İhlas Finans mudilerine 450 milyon dolar borcunu 2001’den bu yana ödemeyen İhlas Holding’in şirketleri de en çok değer kazananlar arasında.

Ne de olsa Amerika’da 30 ay hapis yatan Mehmet Hakan Atilla, BİST genel müdürlüğü koltuğunda oturuyor!
 
Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) Koronavirüs salgını sebebiyle dünya ekonomisinin bu sene daralacağına dair rapor üstüne rapor açıklıyor.

Yatırımcıların akıl hocası Goldman Sachs, ABD ekonomisinin yılın ilk çeyreğinde yüzde 6, 2’nci çeyreğinde yüzde 30 küçüleceğini açıkladığı saatlerde bile BİST 89 bin civarında paralel evrende seyahatine devam ediyordu.


Türkiye'nin risk primi (CDS) doların 7,20 TL'ye tırmandığı 2018 yılı ağustos ayındaki seviyelere yaklaştı.

AMERİKA’DA İŞSİZLİK YÜZDE 15’E ÇIKACAK

İşsizliğin yüzde 15’e çıkacağı belirtiliyor ki son iki haftada Amerika’da 10 milyon kişi işsiz kaldı. ABD için çöküş, Türkiye gibi ekonomiler için kıyamet!

Almanya’da 1 milyon kişi işini kaybetse de Angela Merkel’in 750 milyar euro tutarındaki paketi işsizlere, krizde geliri azalanlara bu zor dönemlerde can simidi olacak.

Krizin hafife alınması kadar daha vahim bir hata olamaz. Kaptan ve yardımcı kaptan damadı sayesinde buz dağına çarptık.

20’nci asrın en zalim isimlerinden biri olan Adolf Hitler; başşehir Berlin, Rusya ve diğer müttefiklerin bombardımanı altındayken bile halka radyodan “Kahraman ordumuz düşmana karşı büyük bir zafer kazandı” propagandası yaptırıyordu.

Propaganda bakanı Goebbels ile bir yalanın peşinden sürükledikleri Alman halkını son anlarda bile aldatıyordu. Netice büyük bir hüsran olmuştu.

Sarayda krizden ve salgından kendilerine tecrit edenler de halka hemen her konuda yalan söylemeye devam ediyor. 

Bu yüzden Koronavirüs salgınında lüks ve israf içinde yüzen, keman çalan ve IBAN numarası verip halktan yardım isteyen bir hükûmet için Titanik benzetmesi hafif kalır.

[Turhan Bozkurt] 3.4.2020 [Samanyolu Haber]

İddialara tek tek cevap verdi

Prof. Dr. Şerif Ali Tekalan, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) medya havuzunda yer alan gazete ve televizyonlar ile bazı sosyal medya hesaplarında kendisi ve Hizmet Hareketi hakkında ortaya atılan iddialara cevap verdi. Tr724'ün YouTube kanalına mülakat veren Tekalan, "15 Temmuz 2016'da darbe teşebbüsünün olduğunu ben Amerika'da iken öğrendim. İki-üç gün evvel Güney Afrika'dan gelmiştim oraya." dedi. Sosyal medyada mektup hâlinde hakkındaki iddialara sarih bir şekilde cevap verdiğine işaret eden Tekalan, "Soru çalınması ile ilgili güya ben de soru çalmışım. 90 küsur puan almışım. Deli saçması filan bile değil." ifadelerini kullandı. Tekalan, 15 Temmuz'dan sonra insafsız bir şekilde kendisi ile uzaktan yakından alakası olmayan ithamlara maruz bırakıldığını söyledi.

SAMANYOLUHABER- Amerika Birleşik Devletleri'nin Teksas eyaletine bağlı Houston şehrinde "North American University" isimli üniversitede rektörlük görevini ifa eden Prof. Dr. Şerif Ali Tekalan, Hizmet Hareketi ile tanışmasından hakkındaki diğer iddialara kadar pek çok konuda çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Tr724'ün YouTube kanalına mülakat veren Tekalan sorulara açık yüreklilikle cevap verdi.

TEKALAN'IN CEVAP VERDİĞİ BELLİ BAŞLI SORULAR ŞUNLAR:

*15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünde kampta nelere şahit oldu?

*Kamu Personeli Seçme Sınavı'nda (KPSS) sorularının çalındığı iddiasında sorumluluğu var mı?

*KPSS’ye girip 90 puan aldığı iddiası doğru mu?

*Fenerbahçe’ye yapılan şike operasyonu öncesi Zaman gazetesi'nde yapıldığı iddia edilen toplantıya katıldı mı?

*Rus Büyükelçisi Karlov cinayetinde parmağı olduğu iddialarına ne cevap verdi?

*Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından tespit edilen para alışverişinin aslı nedir?


[Samanyolu Haber] 3.4.2020

İktidara soru: 11 Mart’tan bu yana Kızılay nerededir?

HDP Iğdır Milletvekili Habip Eksik, koronavirüs salgınının ortaya çıktığı 11 Mart’tan bu yana ‘sessiz olan’ Kızılay’ın bu sükunetini Meclis’in gündemine taşıdı: "Kızılay’ın salgına yönelik acil bir eylem planı veya projesi var mıdır? Olacak mıdır?"

KRONOS -3 Nisan 2020

Kızılay Genel Başkanı Kerem Kınık (Arşiv)
HDP Iğdır Milletvekili Habip Eksik, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay’a sordu; “İlk vakanın açıklandığı günden itibaren Kızılay’ın salgın adına Türkiye’de bulunduğu faaliyetler, yardım ve dayanışma çalışmaları neler?”

İKTİDARA SORULAR

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yanıtlaması istemiyle bir soru önergesi veren Eksik, son dönemde Kızılay’ın yolsuzluk ve usulsüzlükle anıldığını hatırlattı. Kızılay içindeki işleyişi eleştiren Eksik, yüzlerce nitelikli Kızılay memurunun işten çıkarıldığını ve onların yerine liyakatsiz, iktidara yakın kişilerin işe alındığını söyledi.

Eksik, “Toplum salgının ekonomik ve sosyal sonuçlarına karşı korunmasız olduğu bugünlerde iş yapması gereken Kızılay gibi bir kurum sessiz kalarak görünmez oluyor” derken, özetle şu sorulara yanıt verilmesini istedi:

‘KIZILAY’IN ÇALIŞMALARI NELERDİR?’

“İlk vakanın açıklandığı günden itibaren Kızılay’ın salgın adına Türkiye’de bulunduğu faaliyetler, yardım ve dayanışma çalışmaları nelerdir?

Tüm bu gelişmeler göz önüne alındığında büyük bir gelir ağına sahip Kızılay gibi köklü bir kurumun en önemli görevinin olağanüstü dönemlerde ihtiyaç sahipleri ve korunmasızlara yönelik yardım sağlamak, toplumda yardımlaşmayı geliştirmek olduğu, salgın zamanında, insanların çaresiz kaldığı bu dönemde yurttaşların yanında görülmemesinin, suskun kalmasının sebebi nedir?

‘YAPMIŞ MIDIR, YAPACAK MIDIR?’

Salgına yönelik Kızılay üzerine düşen görevi niçin yapmamaktadır? Yapacak mıdır?

Kızılay’ın salgına yönelik acil bir eylem planı veya projesi var mıdır? Olacak mıdır?

Kızılay Başkanının 30 bin TL maaş aldığı, iktidara yakın kişileri yönetici olarak aldığı, ayrıca oğlu Furkan Kınık’ı Gençlik Koordinasyon Kurulu başına atadığı ve yüksek maaşlar bağladığı doğru mudur? Eğer doğru ise bu konuda açılmış bir soruşturma var mıdır? Olacak mıdır?

İletişim Danışmanlığı ve etkinlik yönetimi işlerinin yandaş firmaya verildiği doğru mudur, doğru ise açılmış bir soruşturma mevcut mudur? Olacak mıdır?

‘LİYAKAT SAHİBİ İNSANLARA NEDEN GÖREV VERİLMEMEKTEDİR’

Yüzlerce işçinin uydurma gerekçelerle işten alındığı, yerine iktidara yakın liyakatsız kişilerin alındığı gündeme gelmiştir. Bu konuda açılmış bir soruşturma var mıdır? Olacak mıdır?

İktidar tarafından görev alamayan, seçilemeyen ve görev süresi biten üyeler hangi sebeplerle Kızılay’a yönetici olarak atanmaktadır? Bu göreve gelecek liyakat sahibi insanlara neden görev verilmemektedir?”

[Kronos.News] 3.4.2020

Cezaevlerindeki siyasi tutuklular için aydınlardan çağrı

Ahmet Türk, Celal Doğan, Kezban Hatemi, Nesrin Nas, Oya Baydar, Rıza Türmen, Tarhan Erdem ve Zülfü Livaneli tarafından Cumhurbaşkanı'na ve Meclis Başkanı'na yapılan çağrıda infaz paketinde siyasi tutsakların da yer alması istendi.

KRONOS -3 Nisan 2020

ANKARA – Meclis’te görüşülmesi beklenen infaz paketinde siyasi suçlarla cezaevlerine bulunanların yer almaması üzerine Ahmet Türk, Celal Doğan, Kezban Hatemi, Nesrin Nas, Oya Baydar, Rıza Türmen, Tarhan Erdem ve Zülfü Livaneli tarafından bir çağrı metni yayınlandı. Çağrıda, “Ülkemizde tartışmalı tutuklama kararları ve mahkumiyet kararları nedeniyle ceza ve tutukevleri gazeteciler, yazarlar, siyasetçiler, hak savunucuları, sivil toplum önderleri ve muhaliflerle doludur” denildi.

Koronavirüsü nedeniyle cezaevlerinde de oluşan riske dikkat çeken bir grup siyasetçi ve aydın, hazırlanan infaz yasası değişikliğinde siyasi suçlardan tutuklu ve hükümlülerin olmamasını eleştirerek çağrıda bulundu. Zülfü Livaneli tarafından okunan çağrı metninde, tartışmalı kararlarla çok sayıda gazeteci, yazar ve siyasetçinin cezaevlerine konulduğu vurgulandı.

Açıklamada şöyle denildi:

“İçinde bulunduğumuz şartları göz önünde tuttuğumuzda yurttaşlık bilinci ve sorumluluğumuz bizi bu başvuruyu yapmaya sevk etmektedir. Kanun teklifinin içeriği, yapılan uyarıların dikkate alınmadığını, teklifte yer alan hükümlerin evrensel insan hakları standartlarınca kabul edilmiş olan, infaz hukukunun eşitlik ilkesine tümden aykırılık teşkil ettiğini ortaya koymaktadır.

YAŞAMA HAKKI VURGUSU

İnfaz paketi olarak adlandırılan teklifin zamanlaması anlamlıdır. Bütün ülkeye ‘evinde kal’ çağrısının yapıldığı bir dönemde, gündeme alınmasının nedenlerinin başında korona virüsü salgını olduğu açıktır. Salgın cezaevleri açısından büyük risk oluşturuyor. Salgın riskinin söz konusu olduğu bir durumda kişilerin hangi suçu işlemiş olurlarsa olsunlar, sağlıklı bir ortamda bulunma ve olası risklere karşı korunma taleplerinin karşılanması temel insan haklarının başında gelen yaşama hakkının korunması için zorunludur. Alınması gereken zorunlu tedbirlerin bir an önce belirlenmesi ve kanunlaşması gerekmektedir. BM İnsan Hakları Konseyi, Uluslararası Af Örgütü, AB Parlamenterleri ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri’nin standartları işaret eden açıklamaları ve Türkiye çağrıları acilen dikkate alınmalıdır. Ülkemizde tartışmalı tutuklama kararları ve mahkumiyet kararları nedeniyle ceza ve tutukevleri gazeteciler, yazarlar, siyasetçiler, hak savunucuları, sivil toplum önderleri ve muhaliflerle doludur. Bu insanlar duyarlılıklarından dolayı hiçbir ilişkileri olmayan terör suçlarından tutuklanmış veya mahkum edilmişlerdir. Kanun teklifi maalesef bu olgu göz önünde tutulmaksızın hazırlanmıştır.

TELAFİSİ İMKÂNSIZ SONUÇLARA YOL AÇACAK

Gündemdeki düzenlemenin yürürlüğe girmesi, hem özel risk altındaki cezaevlerinde telafisi imkansız sonuçlara yol açacak hem de kamu vicdanını ve toplumun adalet duygusunu derinden sarsacaktır. Teklifi öncelikli olarak görüşecek TBMM Adalet Komisyonu’nu, Genel Kurulu’nu ve tüm siyasi partileri bu konularda adım atmaya davet ediyor, tarihsel sorumluluklarını hatırlatıyor, bu konudaki kaygılarımızı ve önerilerimizi başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve TBMM Başkanı Mustafa Şentop olmak üzere bütün sorumluları ve yetkililere doğrudan iletmek istiyoruz. Saygılarımızla. Ahmet Türk, Celal Doğan, Kezban Hatemi, Nesrin Nas, Oya Baydar, Rıza Türmen, Tarhan Erdem temsilcisi olarak Zülfü Livaneli.”

[Kronos.News] 3.4.2020

Bilim Kurulu Üyesi Azap: Virüsün Türkiye’de pik yapmasına bir ay var

Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Alpay Azap: "Kovid-19 vakası ülkelerdeki zirvesine 8-9 haftada ulaşıyor. Yaklaşık 60 günde zirve yapıyor. Hastalığın ilk ortaya çıktığı tarihi 11 Mart gibi açıklandı ilk vaka, demek ki 60 gün, 3-4 hafta daha var.”

KRONOS -3 Nisan 2020

Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkan yeni tip koronavirüs (Kovid-19), ülkemizde her geçen gün etkisini artırarak devam ediyor. Koronavirüsle ilgili çoğu insanın aklında olan bir soru da salgının ülkemizde ne zaman zirveye çıkacağı.

Habertürk yazarı Muharrem Sarıkaya, Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Alpay Azap’la yaptığı konuşmayı aktardı:

‘HENÜZ DEĞİL…’

“Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın dün açıkladığı rakamlara bakıp ‘Türkiye de Kovid-19 pike ulaştı…’ diyebilir miyiz? Yani koronavirüsün diğer ülkelerdeki seyrinde olduğu gibi en üst seviyesine ulaşıp, aşağı doğru iniş yaptığı aşamasına gelindiğinden söz edebilir miyiz? Kovid-19’a yakalanmış olan hastaların başında bizzat bulunan, aynı zamanda da Koronavirüs Bilim Kurulu üyesi olan hekimlerle konuştum. Hepsi istisnasız aynı cümle ile başladı, ‘Henüz değil’.

Başından bu yana tespitleri, geleceğe yönelik öngörülerinde yanılmayan Ankara Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Alpay Azap ile dün sabah sohbet ederken güzel bir benzetme yaptı:

“Nasıl ki farklı ülkelerde virüsün yayılma seyri farklı oldu, bizim şehirlerimizi de bu ülkeler gibi düşünmemiz lazım. Çin’de başladı, zirvesini gördü ve aşağı doğru indi. Ardından İtalya’da aynı durum oldu. Bizim şehirlerimiz için de aynı seyirde geçer; hastalığın ilk görüldüğü gün esas alınarak bakılmalı.

‘KOVİD-19’UN PİK YAPMASINA BİR AY DAHA VAR’

Kovid-19 vakası ülkelerdeki zirvesine 8-9 haftada ulaşıyor. Yaklaşık 60 günde zirve yapıyor. Hastalığın ilk ortaya çıktığı tarihi 11 Mart gibi açıklandı ilk vaka; demek ki, 60 gün, 3-4 hafta daha var.”

Prof. Dr. Azap, sohbetimizde bir noktaya daha dikkat çekti, “Koronavirüs ile ilgili testlerde sıkıntı yaşıyoruz” dedi. Nedeni de şöyle özetledi:

“Testle ilgili birtakım sıkıntılar var; hem testin kendisinden hem de hastalığın özelliğinden kaynaklı. Virüs kendisini göstermeyebiliyor. Örneğin hastanemiz İbni Sina’da 2 vefatımız var; her ikisinin de Kovid-19’dan olduğu konusunda şüphemiz yok. Ancak birinde test negatif gösterebildi.”

Zaten başından beri testlerle ilgili sorunla karşılaşıldığı için üçer gün arayla yapılıp, ‘ardışık negatif-negatif veya pozitif-pozitif’ sonuçlarını görmek gerekiyor. Bunları vefat edenlerde uygulamak olası olmadığı için bazen sorun yaşanabiliyor.

‘ANKARA’YA DEĞİL OLAY MAHALLİNE GÖRE TEDBİR ALINMALI’

Prof. Dr. Azap ile sohbet ederken, sokağa çıkma yasağı uygulansa dahi Doğu ve Güneydoğu’daki kalabalık ailelerle ilgili durumu da konuştuk. Bölgedeki vaka sayısının şu aşamada az göründüğünü ancak geniş aile yapılanması dolayısıyla dikkat edilmesi gerektiğini belitti. İl pandemi kurullarının devreye girdiğini, onların mahalle mahalle durumu bildiğini, illerin özel durumunu bizzat yerinden bildiğini belirtti.

“Ankara merkezden bakıp tedbir almak yerine, mahallinde oradaki duruma göre karar almak en doğrusu” tespitini yaptı.

‘VAKA SAYISI İNİŞE GEÇTİĞİ ANDA NE ZAMAN PİK YAPTIĞINI SÖYLEYEBİLİRİZ’

Bilim Kurulu üyesi ve Halk Sağlığı hekimi Prof. Dr. Levent Akın da sohbetimizde henüz pik yapma aşamasına ulaşılmadığını belirtti. “Ne zaman vaka sayısında düşme başlar, o tarihten itibaren biz pike ulaşıp geri döndüğünü söyleyebiliriz” dedi. Bugünden süre belirtilmenin zor olduğunu da sözlerine ekledi. Prof. Dr. Akın, il pandemi kurullarının vilayetlerinin durumunu göz önünde tutarak süratle adım atmasının, mücadelede önemli kazanım sağlayacağının da altını çizdi.

Bu verilerden yola çıkarak şunu net söyleyebiliriz ki henüz sıkıntının zirvesine ulaşmadık.”

[Kronos.News] 3.4.2020

Korona kriziyle devletler neoliberal sistemin çöktüğünü fark etti

Koronavirüs’ten sonra dünya ve Türkiye ekonomisi nasıl olacak, tüm sektörler durma noktasına geldiği halde döviz neden yükseliyor, borçlu ülkeleri neler bekliyor? Ekonomist Bartu Soral, tüm bu soruların cevaplarını Kronos’a değerlendirdi…

HİCRAN AYGÜN -3 Nisan 2020

Tüm dünyayı etkisi altına alan, hayatı durma noktasına getiren Koronavirüs, sağlığı olduğu kadar günlük yaşamı da oldukça etkiledi. Kişisel izolasyonunun yanı sıra karantinaya alınan bölgelerle birlikte ekonomi durma noktasına geldi. Neredeyse üretim yapan tüm sektörler durdu, ithalat-ihracat sıfırlandı. Tüm ülkeler para musluğunu Koronavirüs önlemleri kapsamında sektörlere, işsizlere, eve kapananlara açtı. En geri kalmış, en fakir ülkeler bile vatandaşlarına genel giderleri düşünmemesi konusunda açıklamalar yapıyor, para yardımında bulunuyor. Neredeyse dünyada bir tek Türkiye vatandaşından para toplayarak krizi atlatmaya çalışıyor. Ekonomistler bunu “Çünkü Hazine boş” olarak yorumluyor. Koronavirüs’ten sonra dünya ve Türkiye ekonomisi nasıl olacak, tüm sektörler durma noktasına geldiği halde döviz neden yükseliyor, borçlu ülkeleri neler bekliyor? Ekonomist Bartu Soral, tüm bu soruların cevaplarını Kronos’a değerlendirdi…

Koronavirüs’ten sonra dünya ekonomisini neler bekliyor? Tüm bu yaşananlara rağmen hala nasıl oluyor da döviz ve altın yükselmeye devam ediyor?

Reel piyasalar, döviz, altın, borsa vs. ile ilgili tüm ekonomi teorileri bitmiştir. Bizim okuduğumuz tuğla gibi kitaplarda yazılanların hepsi çöktü. Çünkü basit teori şuydu… Bir mal piyasada bollaşırsa fiyatı düşer. Bu bir tek dolarda yaşanmıyor. Üstelik ABD son 15 gündür dolar basıyor ve piyasaya sürüyor. Buna rağmen doların diğer para birimlerine karşı yükselişi devam ediyor. İşte teorinin çöktüğü yer. Yaşadığımız günleri 2. Dünya Savaşı’na benzetiyorum. 1930’dan daha büyük bir ekonomik krizle karşı karşıyayız. Üretimle birlikte tüketim de çöktü. Reel sektör çökme noktasına geldi. Çünkü insanın mala talebi kalmadı tam bir savaş hali. Çünkü insanlar yarın ne olacağını bilmiyor. Dolayısıyla bu durumu oturtacağımız ya da karşılaştıracağımız herhangi bir bilimsel nokta yok. Aynı fala bakmak gibi şu andaki durum. Aslında ekonomistler olarak bundan sonra ne olacağına ilişkin bir teorimiz yok. 

Söylediklerinizden yola çıkarsak döviz ve altının neden arttığına ilişkin bir teoriniz yok o zaman…

2. DünyaSavaşı –ki ben bu günleri bu şekilde adlandırıyorum- bittiğinde bu da bitecek. İnsanlık bu faciayı da atlatacak. Fakat bu facianın ne kadar süreceği ve tekrarlanıp tekrarlanmayacağı bilinmiyor. Dikkat edin tıp bilim insanları bile ilk günlerde havalar ısınınca biteceğini söylemişti ama onların teorisi de bunun böyle olmadığını gösterdi. Çünkü herkes bunun soğuk algınlığı virüsü olmadığını anladı. Dolayısıyla bundan sonra ve bugünlerde altın–döviz şöyle olur demek zor. Elimizdeki veriler şunlar… Dolar güçleniyor, üstelik piyasada bol olmasına rağmen. Demek ki insanların dolara karşı bir güven duygusu var. Enteresan olan taraf şu doların sahibi ABD virüs karşısında çöktüğü halde. ABD, virüs karşısında dünyanın en kötü ülkeleri arasında. Ama ona rağmen para biriminin yükselmesini sağlıyor. Altın için de aynı. Altının ons fiyatı 1700’lere geldi. Oradan hızla aşağı doğru indi 1460’ları gördü ama tekrar döndü şu an 1560’lar civarında. Bu da demek oluyor ki insanlar altına da güveniyor. Bugün için değerlendirme bu…

Anlaşılan ekonomistler piyasaları değerlendirme konusunda çaresiz kalmış… 

Kesenlikle evet. Bugün için elimizde bu teoriler var. Ancak bunun bize öğrettikleri de var elbette. Sadece bu durumda kimseye dolar veya altın alın diyemeyiz. Son kertede devlet en büyük risk üstlenicidir. Ne şahıslar ne de en büyükler yani holdingler vs.’nin teorileri bu işin üstesinden gelemez. Bir kez daha anlaşıldı ki riski üstlenen devlettir. Yani kamu yönetimi aslında ne kadar önemliymiş, devletin varlığı, iyi işlemesi, liyakatlı insanların devlet içerisinde çalışması gerektiği ne kadar önemliymiş. Bir kez daha anlaşılmıştır umarım. 

 Dünya bu krizi nasıl atlatacak?

Mesela AB’ye bakalım. Her zaman ‘Tek bir ülkeyiz sınırlarımız yok’  derken İspanya ve İtalya’ya yardım etmedi. AB, bu krizi atlattıktan sonra devamının olup olmayacağını sorgulayacaktır. Çıkarttığım sonuç şu; ‘Neoliberal devlet olmasın, kamu denetlemesin, piyasa en ucuz rekabet ortamını yaratır zaten” söyleminin boş olduğu, halkın çıkarına olmadığı ortaya çıktı zaten. Devlet mutlaka üretimin denetlenmesinde olmalı elbette. Örnek vermek gerekirse; New York valisi ‘Salgından önce maskeye 45 cent ödüyordum şimdi 7 dolar istiyorlar. Maskenin fiyatı mı arttı yoksa bu bir soygun mu’ dedi ve devlet maske üretim yerlerini hemen kamulaştırdı. Bizi 40 yıldır üzen bir neoliberalizm var. ‘Sus küreselleşme var’ diyenler piyasaların nasıl çöktüğünü gördü. Bugün konuşurken belli bir sıkıntıyla anlatıyoruz hala bazı şeyleri… ‘Acaba 4-8 hafta sonra ne kadar büyük bir sıkıntıdan bahsedeceğiz’ diye düşünüyoruz. Bütün bu kriz ve kaos bittiğinde neoliberal sistemi devletler de insanlar da sorgulayacak. Herkes halkın çıkarını gözeten ekonomiyi destekleyecek.

 Türkiye’de dahil mi bu ülkelere?

Türkiye’de dahil. Siz istemeseniz bile bir yerde bunu sistem dayatacak. Nasıl ki küreselleşmeyi dayattı bize sistem… Aynı biçimde bu yeni sistemi de aşırılıkların da törpülendiği Türkiye’nin önüne getirip koyacak. Şu anda en kritik sektör gıda… Iphone’dan, cep telefonundan ve bilgisayardan vazgeçersiniz ama gıdadan vazgeçemezsiniz. Kriz ortamında dahi ekmek almak zorundasınız çünkü. Özellikle üretimin ve tedariğin çöktüğü şu günlerde ne olacak mesela nisan-mayıs ayı hasat zamanı… Kim hangi şartlarda çalışacak, maliyeti ne olacak. Bu soruların cevapları henüz belirsiz. Bu nedenle önümüzdeki yılların en kritik sektörü gıda olacak diyoruz. Türkiye tarımda devasa bir potansiyele sahip. Ama hiç kullanmıyor. Belki de sistem bunu dayatacak.

Siz yıllardır ekonomik kalkınma için üretimi savunuyorsunuz. Ama Türkiye’nin hem çok borcu var, hem de zaten Koronavirüs’ten önce de ekonomik krizdeydi? Türkiye’nin krizi atlatmak için B planı var mı?

Türkiye’de dolar ve Euro neden artıyor. Birincisi dolar dünyada arttığından artıyor. Bize yönelik başka bir durum daha var. Türkiye’nin önümüzdeki 12 ayda ödemesi gereken dış borcu 170 milyar dolar. Bu da aylık 14.5 milyar dolara tekabül ediyor. Bu parayı Türkiye’nin nereden bulacağıyla ilgili bir sorun var. Piyasalar durdu, ihracat durdu, talep durdu ve uluslararası finansman işlemlerinde de sıkıntı var. Dövizin artmasının spesifik nedeni de bu. Türkiye dış ticaret fazlası üreten ve dış borç veren ülke değil. Tam tersi dış ticaret açığını 15 yıldır büyüten bir ülke. Yani Türkiye’nin dövize ihtiyacı var. Döviz üreten ihracat durdu. Yurtdışı borçtan bahsederken hazinedeki para TL olduğu için döviz yerine geçmez. İhracat yok ki döviz artsın. Biz borcu borçla kapatıyorduk. Yapılacak şey şu, dış ticaret fazlası verecek şekilde üretimimizi kurgu ve planlamamız lazım. 

 Ama bu söylediğiniz kısa vadeli bir çözüm değil. Sonuçta tarıma bakarsak, üretici ekecek, biçecek, ortaya bir ürün çıkacak ve satacak ki para gelsin. Aynı durum diğer sektörler için de geçerli. Mesela bu ay Türkiye borcunu nasıl ödeyecek? 

Sadece Türkiye değil tüm dünya borcunu nasıl ödeyecek diye sormak lazım. Bir uluslararası anlaşma sağlanabilir. Dış borcun faiz ödemeleri geciktirilebilir. Bakalım dünyada alacaklılar ne kadar baskı yapacak. Dış borçlu ülkeler bakalım hangi tepkiyi gösterecek. Bunu şimdiden kestirmemiz mümkün değil.

AB, aynı para birimini kullandığı için bu durumu absorbe edebilir ama…

Yunanistan ve Portekiz krize girdiği zaman AB sizin söylediğiniz gibi yapmadı. Para verdi ama ‘Durun bakalım size para verdik ama şu devlet harcamalarınızı kısın’ dedi. ABD, 10 milyon işsizin olduğu ve sayının arttığı bir ülke. Öyle 2008’deki gibi ‘Ben para veririm’ diyebilecek durumda değil. AB’de ne olacak, İtalya başta olmak üzere birçok AB ülkesinde da üretim durdu. Bunu tekrardan yerine koymak için ne yapacaklar. Kesinlikle 2008’dekinin aynısı olmaz. İtalya ve İspanya’da kamunun harcamasından başka harcama kalmadı, çarklar dönmüyor. Tüm dünya bir kaos halini yaşıyor. 

[Kronos.News] 3.4.2020

İmamoğlu: İBB devletin ta kendisidir, kimsenin fetvasına ihtiyacı yoktur

İBB Başkanı İmamoğlu, "Devlet içinde devlet olmaz" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yanıt verdi: "İBB, Anayasa'nın öngördüğü şekliyle devletin ta kendisidir. Devlet eliyle, insanlarına katkı sunma konusunda kimsenin fetvasına da ihtiyacı yoktur."

KRONOS -3 Nisan 2020

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kartal Lojistik Merkezi’nde ihtiyaç sahibi İstanbullulara destek amacıyla hazırlanan yardım kolilerinin hazırlanış sürecini inceledi.

‘500 BİN KOLİ ÖNÜMÜZDEKİ HAFTA YOLA ÇIKMAYA HAZIR’

İBB Yardımlaşma Kartal Lojistik Merkezi’nde korona virüsüne salgınına karşı alınan önlemler hakkında açıklama yapan İmamoğlu, vatandaşlardan gelen ayni katkılar, bağışlar ve belediyenin katkıları ile hazırlanan 500 bin koli yardım paketinin önümüzdeki hafta yola çıkmaya hazır olacağını duyurdu.

‘1.5 GÜNDE 12 BİN 500’Ü AŞKIN VATANDAŞ KATILDI’

İçişleri Bakanlığı genelgesi ile engellendiği için 1.5 gün kadar sürebilen bağış kampanyasına 12 bin 500’ü aşkın vatandaşın katıldığını belirten İmamoğlu şu mesajları verdi:

“Bunlar şartsız bağıştır. Elde ettiğimiz nakit ile yeni başvuran vatandaşlarımızın içinden 9 bin 500’e yakın insanımıza 300 ve 600 liralık nakiti, alışveriş kartlarına yükleyerek pazartesiden itibaren teslim edeceğiz” diye konuştu. Tüm inancımla şunu söyleyebilirim ki; kimin ne dediği beni ilgilendirmiyor. İBB, Anayasa’nın öngördüğü şekliyle, devletin ta kendisidir. Devlet eliyle, insanlarına katkı sunma konusunda kimsenin fetvasına ihtiyacı da yoktur. İBB, 16 milyon insanın kurumu. Bu zor günlerde, inancımıza da insanlığa da vicdana da ahlaka da en uygun şekilde, alan elin veren eli görmediği bir biçimde, sizin o vicdanınız, o sıcacık eliniz olacak. Bundan hiçbir şekilde kuşku duymayın.”

‘VAKIFBANK’I UYARIYORUM: BİZE AİT OLAN 900 BİN LİRAYI…’

Cumhurbaşkanı’nın duyurduğu bağış kampanyasından önce İBB’nin açtığı bağış kampanyasında pazartesi ve salı günleri arasında 2 bin 100 kişinin Vakıfbank’a 900 bin liralık bağış parası yatırdığını hatırlatan İmamoğlu hesabı donduran bankaya şöyle seslendi: Yanlıştır bu. Bu baskıyı ortadan kaldırın. Devlet bankası olan Vakıfbank’a da Türkiye mali hukukuna uygun şekilde davranmasını ve ne Vakıfbank’a ait ne de bize ait olan 900 bin lirayı bugün mesai bitmeden hak ettiği şekilde belediyenin kullanması ve pazartesinden itibaren ihtiyacı olan vatandaşlara ulaştırmamız için gerekeni yapmaları konusunda Vakıfbank’ı uyarıyorum. Bu uyarımı yaptığım gibi devletimizin yetkililerinden de bu sürece katkı sunmaları konusunda talebimi de ilettim. Bunun da altını çizeyim.”

‘SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI ŞARTTIR, ZAMAN GEÇİYOR’

İmamoğlu, sokağa çıkma yasağı konusundaki talebini de yineleyerek sözlerini şöyle sürdürdü: Artık ‘sokağa çıkmayın’ demenin yetmediği günlerdeyiz. İnsanlara, ‘Evinden çıkma’ derken, onların sosyal güvencesi hem devletimiz olmalı hem de devletimizin, bütün Türkiye’ye yaygın belediyeleri olmalı. Pandeminin İstanbul’daki oranı yüzde 60’ı aşkın. Dolayısıyla bütün tedbirlerin ana merkezi de İstanbul olmalı. Bu noktada alacağımız 15-20 günlük sıkı tedbirler, inanın bizim bütün sorunlarımızı daha üst seviyede aşmamıza sebep olacak. Onun için, ısrarla diyoruz ki; bilimin emrettiği şekliyle hem bilim kurullarının hem bilim insanlarının aktardığı şekliyle, lütfen sokağa çıkma yasağı İstanbul’da uygulansın. Bunu uygularken, elbette yürümesi gereken işler var. O işlerle ilgili her türlü lojistik tedbiri hem belediyemiz hem de devletimizin diğer kurumları almakla yükümlüdür. Alacak da gücü vardır. O bakımdan sokağa çıkma yasağı şarttır zaman geçiyor.”

[Kronos.News] 3.4.2020

Fransa cezaevlerinde koronavirüsten 2 ölüm

Fransa’da yeni tip koronavirüs (Kovid-19) cezaevlerine sıçradı. 48 mahkuma Kovid-19 teşhisi konan ülkede 1 mahkum ve 1 çalışan hayatını kaybetti.

BOLD – Fransa’da aralarında Uluslararası Hapishaneler Gözlemevi’nin de bulunduğu (OIP) birçok kurum, hapishalalerin aşırı kalabalık olması nedeniyle salgının mahkumlar için büyük risk teşkil ettiği uyarısında bulundu. Fransa’da şimdiye kadar 48 mahkuma Kovid-19 teşhisi kondu.

Uluslararası Hapishaneler Gözlemevi’nin Fransa bölümü (OIP), Mahkum Haklarını Savunmak için Barolar Birliği (A3D), Yargıçlar Birliği Sendikası (SM) ve Fransız Avukatlar Birliği Sendikası (SAF) salgının bütün ülkeye yayıldığını belirterek mahkumların koruma altına alınmasını talep ediyor.

Söz konusu kurumlar tutukluluk süresi bitmek üzere olan mahkumların serbest bırakılmasını, diğerlerine ise el temizleme jeli ve maske verilmesini istiyor.

Fransa’da bugüne kadar bir mahkum ve bir cezaevi çalışanı Kovid-19’dan hayatını kaybetti.

Cezaevi İdaresi Müdürlüğü’nün son verilerine göre (DAP) mahkumların 48’i koronavirüse yakalandı. 925 mahkum ise karantinada.

[BoldMedya] 3.4.2020

Japonya’da her haneye 2 bin 800 dolarlık destek, Putin’den Ruslara bir ay ücretli izin

Japonya’da hükumet her haneye 2 bin 800 dolarlık destek içeren bir paket açıkladı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise Ruslara bir aylık ücretli izin verdi. Fransa’da ise devlet desteği ile izne çıkanların sayısı 4 milyonu buldu.

BOLD – Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle birçok ülke halka destek paketleri açıkladı. İşten ayrılan veya işine ara vermek zorunda olan vatandaşlarını mağdur etmemeye çalıştı.

Japonya’da hükumet, ülkede salgın nedeniyle ortaya çıkan ekonomik sorunlara karşı her haneye 2 bin 800 dolarlık destek ödemesi yapılması kararı verdi.

Yetkililer, bu çalışmaya ilişkin detayların hafta sonu belirleneceğini, önümüzdeki hafta da yardımların dağıtılmaya başlanacağını belirtti.

“İNSANLARIN GELİRLERİNİ KORUMALARI DA ÖNEMLİ”

Virüsün yayılmasını önlemek amacıyla getirilen önlem kapsamında Ruslar Pazartesi’den beri işe gitmiyor, ücret ödemeleri ise devam ediyor.

Devlet Başkanı Vladimir Putin, koronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında Pazartesi günü ülke çapında ilan edilen ücretli iznin 30 Nisan’a kadar uzatıldığını açıkladı. Temel ihtiyaçlar açısından önem taşıyan kilit sanayi kollarıyla eczane ve marketler ise açık kalacak.

Putin televizyondan yaptığı açıklamada, her vatandaşın maaşını almaya devam etmesinin önemini vurgulayarak “Halkın sağlığını korumanın yanında insanların gelirlerinin korunması ve işsizlikte bir tırmanışı engellemek de önemli” diye konuştu.

Rusya’da şu ana kadar teyitli 3 bin 548 koronavirüs vakası bulunuyor. Virüs nedeniyle resmi verilere göre 30 kişi hayatını kaybetti.

FRANSA’DA MAAŞLARIN YÜZDE 80’İNİ DEVLET ÖDEYECEK

Fransa’da Kovid-19 salgınından dolayı işine ara vermek zorunda kalan maaşlı çalışanların sayısının 4 milyonu bulduğu açıklandı.

Çalışma Bakanlığı, salgının yol açtığı ekonomik krizde işletmeleri ayakta tutabilmek için, işten çıkarma yapmayan firmalara mali destek sözü vermiş ve çalışanların maaşlarının yüzde 80’ini karşılayacağını duyurmuştu.

Bu paketin açıklanmasının ardından 3.9 milyon çalışanın saatlerini düşürmek zorunda kalan 425 bin şirket ve kurum, bakanlığa başvuruda bulundu. Sadece bir hafta içinde 2 milyon personelin sübvansiyonu için talep oldu.

Çalışma Bakanı Muriel Penicaud, rakamların ülkede her beş kişiden birinin şu an kısmi işsiz olduğunu gösterdiğini söyledi.

[BoldMedya] 3.4.2020

Bir hafta olmadan dünyadaki vaka sayısı ikiye katlandı

ABD’deki Johns Hopkins Üniversitesi’nin verilerine göre dünyada koronavirüs vakalarının sayısı 1 milyon 26 bini geçti. Böylece dünyada vaka sayısı 1 haftadan kısa bir süre içinde ikiye katlanmış oldu. Can kaybı ise 54 bine yaklaştı.

BOLD – ABD’deki Johns Hopkins Üniversitesi’nin verilerine göre (TSİ 14.00 itibariyle) dünyada koronavirüs vakalarının sayısı 1 milyon 26 bin 974. Böylece dünyada vaka sayısı 1 haftadan kısa bir süre içinde ikiye katlanmış oldu. Can kaybı ise 53 bin 975.

İspanya’daki vaka sayısı İtalya’yı geçti ve İspanya ABD’den sonra dünyadaen çok vakanın bulunduğu 2. ülke oldu.

Türkiye ise dünyada en çok vaka tespit edilen 10. ülke. Türkiye’deki can kayıpları da 356’ya ulaştı.

En çok ölümün meydana geldiği İtalya’da 13 bin 915 kişi hayatını kaybetti.

10 bin 935 kişinin hayatını kaybettiği İspanya, en çok can kaybının yaşandığı 2. ülke.

Dünya genelinde 217 bin 433 kişi ise iyileşti.

VAKA SAYILARI

  1. ABD 245 bin 573
  2. İspanya 117 bin 710
  3. İtalya 115 bin 242
  4. Almanya 84 bin 794
  5. Çin 82 bin 465
  6. Fransa 59 bin 929
  7. İran 50 bin 468
  8. Birleşik Krallık 34 bin 192
  9. İsviçre 19 bin 106
  10. Türkiye 18 bin 135


CAN KAYIPLARI

  1. İtalya 13 bin 915
  2. İspanya 10 bin 935
  3. ABD 6 bin 95
  4. Fransa 5 bin 398
  5. Çin 3 bin 322
  6. İran 3 bin 160
  7. Birleşik Krallık 2 bin 921
  8. Hollanda 1 339
  9. Belçika 1 143
  10. Almanya 1 107


 ASYA, İKİNCİ DALGA İHTİMALİYLE KARŞI KARŞIYA

Koronavirüs salgınıyla dünyada ilk karşılaşıp ilk kontrol altına alan kıta olan Asya’da günlük vaka sayılarında yeniden yükseliş görülmesi, ikinci bir salgın dalgası kaygılarını artırdı.

Aldıkları önlemlerin meyvelerini verdiğini düşünerek yavaş yavaş umutlanmaya başlayan bir çok Asya ülkesinde hükumetler günlük koronavirüs vakası sayılarında görülen artışlar üzerine yeni ve sıkı önlemler açıklamaya başladı.

Bir aşı bulunmadan ve hükumetler ülke nüfusu içindeki bağışıklık oranını bilmeden hayatın normale dönmesi çok zor görünüyor.

WUHAN’DA 31 YENİ VAKA

Çin Ulusal Sağlık Kurumu, koronavirüs salgınının ilk ortaya çıktığı kent olan Wuhan’da 31 yeni vaka tespit edildiğini bildirdi.

Açıklamada ayrıca dört kişinin hayatını kaybettiği duyuruldu. Çin’de toplam vaka sayısı 82 bin 465’e, bu virüsün neden olduğu Kovid-19 akciğer hastalığından ölenlerin sayısı da 3 bin 322’ye yükseldi.

İTALYA’DA VAKA SAYISINDA AZALMA UMUDU

İtalya’da ölü sayısı son 24 saatte 760 artarak 13 bin 915’e çıktı. Bir gün önce artış sayısı 727’ydi. Yeni vakaların sayısının 4 bin 668 arttığı ve toplamda 115 bin 242’ye çıktığı belirtildi.

İtalya’da arka arkaya dördüncü gün yeni vaka sayısı 4 bin 50 ile 4 bin 782 arasında yer aldı. Bu da eğride düzleşme görüldüğünü ortaya koyuyor ve yakın gelecekte vaka sayılarında düşüş yaşanabileceği umudunu doğuruyor.

İtalya 21 Mart’ta günde 6 bin 557 yeni vakayla vaka artışında zirveyi görmüştü. İyileşenlerin sayısı da artarak bir gün önce 16 bin 847 iken 18 bin 278’e çıktı. Yoğun bakımdaki kişi sayısıysa bir gün önce 4 bin 35 iken bugün 4 bin 53 oldu.

İtalya’da dünyanın geri kalanından daha fazla ölüm yaşandı. Burada görülen ölüm vakası sayısı, koronavirüs nedeniyle kaydedilen küresel ölümlerin yüzde 28’ine denk geliyor.

ALMANYA’DA 2 300 SAĞLIK ÇALIŞANINA VİRÜS BULAŞTI

Almanya’da 2 bin 300’den fazla doktor ve sağlık çalışanında koronavirüs teşhis edildi.

Binden fazla sağlık çalışanı da karantina altında tutuluyor. Bavyera Eyaleti’nde 244 muayenehane koronavirüs nedeniyle kapatıldı.

Enfekte olan hekim ve sağlık çalışanları Almanya’daki değişik bölgelerdeki hastanelerde görev yapıyordu.

ABD’DE CAN KAYBI 6 BİN AŞTI

ABD’de koronavirüs vaka sayısı 245 bin 573’e, salgın hastalığa bağlı olarak yaşamını yitirenlerin sayısı da 6 bin 95 ‘e yükseldi.

Ülke genelinde salgın hastalığa yakalanan 10 bin 453 kişi de tedavi olarak taburcu edildi.

ABD’de en fazla vaka ve koronavirüse bağlı ölümlerin yaşandığı New York’ta vaka sayısı 93 bin 53, yaşamını yitirenlerin sayısı da 2 bin 538’e çıktı.

ELİMİZİDE 6 GÜN YETECEK SOLUNUM CİHAZI KALDI

New York Valisi Andrew Cuomo, mevcut kullanım oranına göre hesaplandığında eyalette 6 gün yetecek kadar suni solunum cihazı kaldığını bildirdi.

Cuomo, günlük basın brifinginde, eyalette yoğun bakımdaki hasta sayısının her gün arttığına işaret ederek, ellerinde yeterli solunum cihazı olmadığını söyledi.

Stoklarında yoğun bakım hastasının ihtiyacına cevap verecek 2 bin 200 kadar solunum cihazı kaldığını, bunun da mevcut hızda 6 gün yeteceğini ifade eden Cuomo, ”Federal hükümetten 4 bin 400 solunum cihazı geldi. Onların da stoklarında fazla olduğunu zannetmiyorum. Yoğun bakımdaki ihtiyaçlar zirve yaparsa başka formüller yaratmak durumundayız. Solunum cihazlarını iki hasta arasında paylaştırabiliriz. Bir günde yoğun bakıma yaklaşık 350 hasta geliyor. Elimizdeki solunum cihazları yeterli değil” diye konuştu.

SOLUNUM CİHAZI İÇİN SAVUNMA İMALAT YASASI DEVREDE

ABD Başkanı Donald Trump, koronavirüs hastaları için solunum cihazı üreten şirketlerin, ihtiyaç duydukları malzemeleri alabilmelerine yardımcı olmak amacıyla Savunma İmalat Yasası’nı devreye soktu.

Beyaz Saray tarafından yapılan açıklamaya göre, Başkan Trump Sağlık Bakanı Alex Azar’a, 6 şirketin solunum cihazı üretiminde gereken malzeme ve parçaları tedarik etmesinin sağlanması için yetki verdi.

Söz konusu 6 şirket, General Electric Co, Hill-Rom Holdings Inc, Medtronic Plc, Resmed Inc, Royal Philips N.V. ve Vyaire Medical Inc olarak sıralanıyor.

TRUMP’IN İKİNCİ TESTİ DE NEGATİF ÇIKTI

Beyaz Saray’dan yapılan açıklamaya göre ABD Başkanı Donald Trump’a bir kez daha koronavirüs testi yapıldı. İkinci virüs testinin de negatif çıktığı belirtildi.

Beyaz Saray’ın yaptığı yazılı açıklamada, Başkan Trump’ın ikinci virüs testinde 15 dakikada sonuç veren test kitinin kullanıldığı belirtildi. Trump’ın doktoru Sean Conley, “Başkan Trump sağlıklı ve herhangi bir semptom da göstermiyor.” ifadelerini kullandı.

Trump, Beyaz Saray’daki basın toplantısında konuya değindi. Yeni test kitinin ne kadar hızlı sonuç verdiğini merak ettiği için ikinci kez test yaptırdığını söyleyen Başkan Trump “Testin yapılması 1 dakika, sonucun gelmesi 14-15 dakika sürdü. Yeni test kitinin ne kadar hızlı olduğunu merak ettiğim için ikinci testi yaptırdım. Yeni kit daha iyi.” ifadelerini kullandı.

FRANSA’DA CAN KAYBI 5 400’Ü BULDU

Fransa’da Kovid-19 nedeniyle ölenlerin sayısı yaşlı bakımevlerinde yaşamını yitirenlerin sayısının da hastanedeki ölümlere eklenmesi ile 5 bin 398’e yükseldi. Fransız sağlık otoriteleri ülkedeki vaka sayısının ise 59 bin 929 olduğunu bildirdi.

Rakamlarda vaka ve ölüm sayısında düne göre düşüş yaşandı.

HİNDİSTAN’DA YENİ DOĞAN İKİZLERE CORONA VE COVİD ADLARI VERİLDİ

Hindistan’ın Raipur kentinde dünyaya gelen ikizlere Corona ve Covid isimleri verildi.

Biri kız diğeri erkek olan ikizler, Hindistan’da salgın nedeniyle ilan edilen 3 haftalık sokağa çıkma yasağı günlerinde dünyaya geldi.

Ebeveynleri, ikizlere tüm dünyadaki hayatı etkileyen bir dönemde zorlukları aşmayı hatırlamak adına bu isimleri verdiklerini belirtti.

Hastane personelinin de ikizleri doğumdan sonra Corona ve Covid adlarıyla çağırmaya başlamasının da ailenin kararında etkili olduğu tahmin ediliyor.

RUSYA’DAN ABD’YE BİR UÇAK DOLUSU TIBBİ MALZEME

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) Trump hükümetinin üst düzey bir temsilcisi, Rusya’nın koronavirüs ile mücadele için gönderdiği tıbbi malzemelerin ücretinin ödeneceğini duyurdu.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Rusya ABD’ye, 60 ton ağırlığında tıbbi malzeme göndermiş, aralarında solunum cihazları ve koruyucu maskelerin yanı sıra pek çok farklı malzemenin bulunduğu paketin hibe mi olduğu, yoksa ücreti karşılığında mı gönderildiği konusunda da bir süre belirsizlik yaşanmıştı.

Başkan Trump, Beyaz Saray’da yaptığı açıklamada, söz konusu sevkiyatı teslim almaktan mutluluk duyduğunu ifade etti.

ÇİN’İN ŞENZEN ŞEHRİ KEDİ VE KÖPEK ETİ SATIŞINI YASAKLADI

Çin’de Şenzen şehri, kedi ve köpek eti satışını yasaklayan ilk şehir oldu.

Karar, koronavirüs salgınının vahşi hayvan eti pazarından çıkması üzerine alındı. Yetkililer, vahşi hayvan eti tüketimi ve ticaretine karşı önlemler almaya başladı.

Kedi, köpek eti satışına getirilen yasak 1 Mayıs’tan itibaren geçerli olacak.

Humane Society International (HSI) verilerine göre Asya’da yılda 30 milyon köpek öldürülüyor.

Ama köpek eti yemek Çin’de çok yaygın değil. Çin halkının çoğu hiç köpek yemediklerini ve yemek istemediklerini söylüyor.

AVRUPA KOMİSYONU’NDAN MACARİSTAN’A UYARI

Avrupa Komisyonu, Macaristan Başbakanı Victor Orban’a koronavirüsle mücadele için kullandığı acil durum yetkilerinin demokrasiye gölge düşürdüğü uyarısında bulundu ve bu yetkilerin meclis ve basın tarafından denetlenmesi gerektiğini kaydetti.

Orban, Pazartesi günü, meclisten geçen acil durum yasasıyla ülkeyi süresiz olarak kararnamelerle yönetme yetkisini elde etmişti. Yasa Corona virüsün yayılmasıyla ilgili yalan haber yayanlara beş yıla kadar hapis cezası verilmesini de öngörüyor.

Almanya, İtalya, İspanya ve Fransa’nın da aralarında bulunduğu birçok Avrupa ülkesi, yeni yasanın Orban tarafından muhalif gazetecileri susturmak için kullanılabileceği endişesini dile getirilmişti.

DÜNYA BANKASI’NDAN 160 MİLYAR DOLARLIK KAYNAK

Dünya Bankası yönetimi, yeni tip koronavirüsün yol açtığı Kovid-19 salgınıyla mücadelede gelişmekte olan ülkeleri güçlendirmek amacıyla, gelecek 15 ay içinde 160 milyar dolarlık kaynağın sağlanacağı yeni bir destek programını başlattıklarını duyurdu.

Bankadan yapılan açıklamada, Dünya Bankası Yönetim Kurulu’nun, Covid-19 salgınıyla mücadeleye yönelik, gelişmekte olan ülkeler için bir dizi acil durum desteğini onayladığı bildirildi.

Program kapsamında, ilk olarak 25 ülkeye 1,9 milyar dolarlık destek sağlanacak ve 40’dan fazla ülke için de yeni operasyonlar hızla ilerleyecek.

[BoldMedya] 3.4.2020

BM, Türkiye’de iç hukuku beklemeden 8 keyfi tutuklama dosyasını kabul etti

Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu, Türkiye’den 8 kişinin bireysel başvurusunu acil koduyla ve iç hukuk yollarını tüketme koşulu olmadan kabul etti.

BOLD –  İnsan hakları hukukçusu Avukat Kurtuluş Baştimar, başvuruların Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu tarafından ‘sistematik hak ihlali’ olarak değerlendirdiğini ve iç hukuk yollarını tüketme gerekçesini şart koşmadan kabul edildiğini söyledi.

Euronews’te yer alan habere göre Türkiye’de adli yargılamaları sonucu ceza almış 8 kişi adına başvurunun yapıldığını belirten Baştimar, “Komite, Türkiye’de özgürlüğü keyfi bir şekilde elinden alınan binlerce insanın durumu ile ilgili son derece önemli karara imza attı. Başvuranlar arasında ByLock kullandığı iddiası ile, Bank Asya’ya para yatırdığı ve derneklere üye olduğu gerekçesi ile tutuklanmış insanlar var. Komite bu kararı ile bunların tutuklamak ve insanları özgürlüğünden alıkoymak için yeterli bir sebep olarak kabul etmedi. Bu suçlamalar her ne kadar yerel mahkemeler tarafından suç olarak yorumlansa da Komite bu suçlamaları ifade özgürlüğünün bir şekli, örgütlenme hakkının kullanılması olarak yorumladı.” diye konuştu.

“İÇ HUKUK YOLLARININ TÜKETİLMESİ ŞARTI ARANMIYOR”

BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu’nun, tutuklamaların ve gözaltıların keyfi olup olmadığını, uluslararası hukuka uygun olup olmadığını denetleyen uluslararası bir kuruluş olduğunu hatırlatan Baştimar, “Ülkemizde avukatlar keyfi tutuklamalar için AİHM’e başvuruyorlar. Ancak AİHM çok uzun yıllar alan ve iç hukuk yollarının tüketilmesi şartını katı bir şekilde uygulayan bir mahkeme. BM Çalışma Grubu ise, AİHM gibi iç hukuk tüketme şartı aramaz başvuruların kabulünde. Yani iç hukuk yolu tüketmeden, Anayasa Mahkemesi’ne başvurmadan BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubuna başvurabilirsiniz. AİHM ise, keyfi tutuklamalar ile alakalı kararları çok uzun yıllar sonra açıklarken, BM Keyfi Tutuklamalar Komitesi çok hızlı ve kısa sürede başvuruları karara bağlıyor.” diyor.

TUTUKLULAR TAZMİNAT TALEP EDEBİLECEK

Türkiye’nin uluslararası sözleşmelere uyma zorunluluğu bulunduğuna dikkat çeken Baştimar: “Başvurucular, Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu kararını yerel mahkemelerde kullanarak tazminat talep edebilecek. Komite, kararını dayandırdığı uluslararası siyasal ve medeni haklar sözleşmesi, Anayasanın 90. madde ve Viyana sözleşmesinin 26. maddesi gereği bağlayıcılığı vardır. Komite’nin AİHM gibi infaz mekanizmasının olmaması kararların bağlayıcılığı ve uygulanması ile alakalı hiçbir engel teşkil etmez.

Nitekim Balyoz davasında, hem AİHM hem de Türkiye, Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu kararlarını bağlayıcı olarak kabul etmiştir. Bu şekilde toplu halde başvuruların kabul edildiği ve emsal olarak verilebilecek bir dava Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu verdiği Ergenekon davasıdır. 250 sanık adına yapılan başvuru sonucunda, yargılananlar tazminata hak kazanmış ve tahliyelerinin yolu açılmıştır” şeklinde konuştu.

Çalışma Grubunun gerekçeli kararının iki ay içinde açıklanması bekleniyor.

[BoldMedya] 3.4.2020

Çok basit anlatım: İşçilerinin yarısını işten çıkaran restoran

''Alman toplumunun en büyük ekonomik travması, Birinci Dünya Savaşından sonra para basarak yaşadıkları hiper enflasyondur. Almanya, bugün bu krizden çıkabilmek için bağlı oldukları Avrupa Merkez Bankasının trilyonlarca Euro basmasını destekliyorsa oturup iki kez düşünmek gerekir.''

Mahfi Eğilmez* | mahfiegilmez.com
Gelir - Harcama Zinciri Koparsa

Covid-19 virüsünün ekonomik yaşamda yarattığı en ciddi tehdidin gelir – harcama zincirinin kopması ve bunun sonucunda üretimin durması olduğunu görüyoruz. Bu zincirin kopmasının ne demek olduğunu bir örnekle anlatmaya çalışayım: Geceleri 300 kişi ağırlayan ve 50 kişi çalıştıran bir restoran düşünün. Bu restoran Covid-19 nedeniyle kapandığında neler olur? İlk ay büyük olasılıkla çalışanlarını işten çıkarmaz, ücretlerini verir, kirayı da öder. Ama kapalı olduğu için mal alımını durdurur. Bu restorana et, balık, sebze, salata malzemesi, meyve, ekmek, yağ, peynir, içki, alkolsüz içecek, su, çay, kahve, tatlı malzemesi, temizlik malzemesi satanlar satamaz olurlar. Restoranın elektrik, doğalgaz gibi tüketimi düşer. İkinci ay da kapalı kalırsa büyük olasılıkla çalışanlarının yarısını işten çıkarır. İşsiz kalan 25 kişinin harcamaları düşer. Talep o kadar azalır. Onun dışında ilk ay olanlar aynen tekrarlanır, kira ödenemeyebilir. Restoran üçüncü ay da kapalı kalırsa kalan 25 çalışanı da işten çıkarır. Talepte 25 kişinin daha az harcamasının yarattığı düşüş olur. Onun dışındakilerde ikinci ay olanlar aynen tekrarlanır. Bu kez restoran sahibi de birikimlerinin sonuna yaklaşınca onun da harcaması düşer. Bu süre uzarsa büyük olasılıkla restoranın geri dönüşü, yeniden açılması imkânı da kaybolur. Sonuçta bu işletme ekonomiden çekilmiş olur. Çekilen sadece o olmaz. Eğer yerine aynı çapta bir başkası açılmazsa bu restoranın yarattığı yukarıda değinilen ekonomi de yok olur. Çünkü ekonomide birinin harcaması bir başkasının geliri, onun harcaması da bir başkasının geliridir.

Buraya basitleştirmek amacıyla bir restoranı ele alarak açıkladığım örnek olayı ülke çapında binlerce restoran, kafe, mağaza, dükkân, AVM için düşünün. Bütün o iş yerlerine mal satanların mallarını satamadığını, satışlar düştüğü için onların da önce çalışanlarını işten çıkarmaya başladığını sonra da işlerini tasfiyeye girdiğini düşünün. İşte gelir – harcama zincirinin kopması böyle bir şeydir. Bu sorun bir ayda çözülürse söz konusu iş yerleri arasında az sayıda batış olur. Sorunun çözülmesi iki aya yayılırsa batan sayısı artar. Süre daha da uzarsa iş yerlerinin önemli bir bölümünü kaybederiz.

Bu aşamada olayın çözümü için devletin gelirini kaybedenlere vergi gelirlerini ve diğer gelirlerini kullanarak gelir enjeksiyonu yapması gerekir. Eğer bütçe açık veriyorsa o zaman borçlanmaya gidilir. Eğer borçlanma imkânı yoksa o zaman merkez bankasının yedek akçesi kullanılır. Eğer o da kullanılmışsa o zaman para basılır. Bir yandan da döviz ihtiyacını karşılamak için bu dönemde dış borçlanma zor olacağına göre IMF’den hızlı kredi desteği istenir. Bu destekler sağlanarak kapalı kaldığı için çalışanlarını çıkarmak aşamasına gelen iş yerlerinde bu çalışanların ücretleri devletçe ödenmek suretiyle işten çıkarılmaları önlenebilir. Söz konusu iş yerlerinin doğal gaz, su, elektrik, kira, emlak vergisi, sigorta gibi sabit giderleri devletçe ödenerek bu iş yerlerinin kapanmaları önlenebilir. Tarım kesiminde çiftçilerin bütün kredi borçlarından bu döneme isabet edenler devletçe üstlenilir ve çiftçiye üretime devam etmesi için ek maddi destek verilir. Bunlar yapılmazsa üretim elden gider, devlet de vergi toplayamaz duruma düşer. Bazıları bu tür desteklere değinirken yalnızca çalışanlardan söz ediyor ve iş verene değinmiyor. Oysa yukarıdaki restoran örneğinde olduğu gibi o iş yerleri olmazsa çalışanların çalışacağı ve gelir elde edeceği yer olmaz. O nedenle desteğin iki taraflı olması çok önemli.

Alman toplumunun en büyük ekonomik travması, Birinci Dünya Savaşından sonra para basarak yaşadıkları hiper enflasyondur. Almanya, bugün bu krizden çıkabilmek için bağlı oldukları Avrupa Merkez Bankasının trilyonlarca Euro basmasını destekliyorsa oturup iki kez düşünmek gerekir.

*Bu yazı Eğilmez'in kişisel blogundan alınmıştır mahfiegilmez.com

[Samanyolu Haber] 3.4.2020

Harvard'lı bilim adamından Türkiye uyarısı: Çok üzülerek söylüyorum ki...

ABD'de Boston College Biyoloji bölümünde çalışan, Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Emrah Altındiş Türkiye'de ölüm ve vakaların artacağı konusunda uyarılarda bulundu.

Sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan Emrah Altındiş "Çok üzülerek söylüyorum. Gerekli önlemler hala alınmadığı için önümüzdeki hafta günlük kaybettiğimiz yurttaş sayısı 100'ün üzerinde olacak. Bugün 18 bin civarında olan vak'a sayısı ise bir hafta sonra 32-36 bin seviyesine yükselecek. Tam bir akıl tutulması" dedi.

Emrah Altındiş'in paylaştığı istatistiğe göre dünyada tam karantina uygulamasına geçiş ne kadar uzarsa hastalıktan hayatını kaybeden kişi sayısı da o kadar artıyor. Türkiye henüz tam karantina uygulamayan ülkelerden ve yapılan hesaplamalara göre ölüm sayısı katlanarak artıyor.

GENÇ ÖLÜM ORANI ÇOK YÜKSEK

Altındiş'in paylaştığı bir diğer grafikse Türkiye'de dünyadaki vakaların aksine özellikle genç nüfusun hastalıktan ağır şekilde etkilendiği yönünde.
[Samanyolu Haber] 3.4.2020

76 kurumdan Erdoğan'ın bağış kampanyasına karşı ortak açıklama'

Siyasi istismara, yasakçılığa, kutuplaştırıcı tutumlara, salgından fırsat yaratmaya değil, dayanışmaya, şeffaflığa, doğru bilgiye ve her zamankinden daha çok demokrasiye ihtiyacımız var.'

76 kurum Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan öncülüğünde koronavirüs salgınına karşı başlatılan bağış kampanyası hakkında ortak bir açıklama yaptı. “Biz yurttaşlar olarak dayanışmayı biliriz de, vergilerimizle sağlanan kaynaklar nerede?” diye soran 76 kurum, acil karşılanması gereken talepleri açıkladı.

"Halka İBAN numarası gönderen iktidarın önce şu soruya cevap vermesi gerekir; halkın vergileriyle sağlanan kaynaklar nerede?" diyen 76 kurumun ortak açıklaması şu şekilde:

‘HALKA IBAN NUMARASI GÖNDEREN İKTİDAR ÖNCE ŞU SORUYU CEVAP VERSİN’

"Biz yurttaşlar özellikle de felaket günlerinde dayanışmayı biliriz. Dayanışmamızla ve vergilerimizle sağlanan kaynakların bizim için harcanmadığını da biliriz. Bu yüzden halka İBAN numarası gönderen iktidarın önce şu soruya cevap vermesi gerekir. Halkın vergileriyle sağlanan kaynaklar nerede? Neden halkın sağlığı için, salgının ortaya çıkardığı toplumsal ihtiyaçların karşılanması için kullanılmıyor?

Yanıt belli, ülkenin kaynakları sermayeye, yandaş vakıflara, Suriye’deki savaşa, Libya’daki savaşa, bin odalı saraya, Ahlat’taki saraya, Marmaris’teki saraya, cumhurbaşkanının 12 uçaklık filosuna harcandı.”

‘HAZİNE BOMBOŞ’

“Hazine bomboş. Şimdi ezici çoğunluğu yoksul ve emekçi kesimlerden oluşan halktan bağış yapması isteniyor. Üstelik bazı kurumlarda emekçilerden zorunlu kesinti yapılacak.  Kimse buna rıza göstermemizi beklemesin!

Yurttaşlar olarak uyarıyoruz ve talep ediyoruz;

TALEPLER: İÇERİDE VE DIŞARIDA OPERASYONLARI DURDURUN, BİLİM KURULU'NA UYUN

-Koronavirüsle mücadelede yerel yönetimlerin ne kadar etkili olabileceğini dünya örnekleri çok açık gösteriyor. Halkın seçtiği ve güvendiği yerel yönetimleri etkisizleştirmek, bağış hesaplarını bloke etmek, kayyım atamak bu mücadeleye en büyük zararı vermektir. Yerel yönetimlerin yetkilerini derhal arttırın ve yerelin güçlenmesi için gereken önlemlerin alınmasını sağlayın.

-Salgınla mücadele saraydan yönetilemez. Virüs salgını ile mücadele bilgi, bilim ve tecrübe gerektirir. Bilim Kurulu’nun önerilerine uyun ve uygulayın. Salgını önlemekle ilgili kararların alındığı toplantılara başta Türk Tabipler Birliği olmak üzere, meslek odaları, toplum örgütleri, siyasi partiler dahil edilmelidir. Topyekûn mücadelenin ön koşulu budur.

-Salgınla mücadele ve yurttaşların temel ihtiyaçlarının karşılanması için kaynak yaratmak amacıyla, sınır ötesi bütün savaşları, müdahaleleri durdurun. İçerde ve dışarda askerî harekâtları sona erdirin.

-2020 bütçesini yeniden düzenleyin. Halen yürütülmekte olan büyük projeleri durdurun, ödenekleri salgınla mücadeleye yönlendirin. Müşteri garantili köprü, yol, havaalanı, vb. ödemeleri erteleyin, bu krizde fayda sağlamayacak bütün kalemlerin ödemelerini, sağlığa, ekonomik- sosyal desteğe, üretime ayırın.

-Yönetimde, harcamalarda, uygulamalarda şeffaflık istiyoruz. Elde edilecek kaynakların nasıl ve nereye harcanacağı yurttaşlara açıklayın. Bunun için acilen katılımcı, hesap sorulabilir kamusal denetim mekanizmaları oluşturun.

Söz konusu olan bu ülkede yaşayan herkesin hayatı. Siyasi istismara, yasakçılığa, kutuplaştırıcı tutumlara, salgından fırsat yaratmaya değil, dayanışmaya, şeffaflığa, doğru bilgiye ve her zamankinden daha çok demokrasiye ihtiyacımız var.”

AÇIKLAMAYI YAPAN KURUMLAR

AÇEY Der., Adıyaman Der. Plat., Adıyamanlılar Der., Ağrı Bezirhane Köyü Der., Ağrı Der. Fed., Ardahan Hocvan Der. Fed., BAGİİDER, Bekiran Gençlik Der., Bingöl Eği. Kül. Der., Bingöl Sosyal Yrd. Der. Fed., Bismilliler Derneği, Bitlis Der. Fed., Bitlis Merkez Korcan Der., Cizreliler Der., Çağlayan Batmanlılar Der., Çataklılar Der., Demokrasi İçin Birlik-DİB, Demokratik İslam Kongresi-DİK, Derikliler Der., Dersim Araştırmaları Merkezi-DAM, Dersim Der. Fed., Din Alimleri Der., Diyalog Grubu, Diyarbakır Bismil Kültür ve Day. Der., Diyarbakır Hani Der., Diyarbakırlılar Der., Doğu Beyazıtlılar Der., Doğu Van Der.,Doğu ve Güneydoğu Anadolu Sanayici ve İş İnsanları Der., Doğu-Güneydoğu Dernekleri (DGD) Platformu, Elih-Batman Der. Fed., Eruhlular Der., Erzurum Der. Plat., Erzurum Tekman (Tatos) Der.,Erzurumlular Der., Geliya Karkara Der., Gergerliler Der., Hak ve Adalet Platformu, Iğdır İl Der., Iğdır İl Der. Plat., Iğdır Kültürü ve Sosyal Yard. Der., Iğdırlılar Sos.Yard. veDay. Der., İkitelli Batmanlılar Kozluk Der., İkitelli Bitlis Der., İst. Amed Der. Fed., Kahtalılar Der., Karakoçan Baroj Der., Karakoçan Der. Fed., Karakoçan Korudum Der., Karayazı Değirmenkaya Köyü Der., Karayazı Der., Kartal Silvanlılar Der., KAYYDER Kültür Der., Keferze Der., Koçgiri Kül Der., Kozluklular Der., Mağdurlar İçin Adalet Platformu, Mardin Der. Fed., Mardin Midyat Helax Der., Muş Bulanık Melekent Der., Muş Bulanık Melle Mustafa Köyü Der., Muş Der. Fed., Muş Silivrililer Der., Silvan Taşpınar Der., Silvan Tokluca Köyü Der., Silvanlılar Der., Şanlıurfa Suruçlular Der., Şehri Van Der., Şile Iğdırlılar Yard. veDay. Der., Şirvan Der. Fed., Timoklular Der., Van Çaldıran Der., Van Der. Plat., Varto Dernekleri Fed., Vartolular Der., Yurttaş Girişimi.

[Samanyolu Haber] 3.4.2020

Müptelay-ı Gama Sor Geceler Kaç Saat [Harun Tokak]

"Şeb-i yeldayı müneccim muvakkit ne bilir? 
Müptelâyı gâma sor geceler kaç saat"

Günler bahara durmuştu. Yaklaşık yarım saat kadar süren kısa bir yolculuktan sonra arabamız evimizin önündeki sokak lambasının altında durdu.
Yol arkadaşım arabayı her zamanki yerine park etti. Arabadan indik. Saçlarını gurbetlerde ağartmış olan yağız delikanlı arabanın bagajını açtı. İçerisi kitap doluydu. İçlerinden birisini aldı ve bana doğru uzattı.
Sokak lambasının aydınlığında baktım kitabın kapağına.
“Dert Musikisi” yazıyordu.
Fethullah Gülen Hocaefendi’nin son kitabıydı.
Dün akşam “Kuzey Işıkları” adlı Youtube kanalında ilk bölümü yayınlanan ve uzun soluklu bir program olacağını tahmin ettiğim “Kutup Yıldızları programı” için bu günlerde Hocaefendi ile ilgili okumalar yapıyorum.
“Ol mahiler ki derya içereler, deryayı bilmezler” sözü tam da benim gibiler için söylenmiş olmalı.
Malum kutup yıldızları en karanlık en fırtınalı gecelerde bile insanın içini ısıtan, sımsıcak bir gülümseme ile hep aynı yerinde dururlar. Durular ki yollarını şaşıranlar onlara bakarak yol ve yönlerini bulsunlar.
Hocaefendi ile ilgili bu güne kadar pek çok tanımlar yapıldı. Kadim ulema geleneğinin son temsilcisi, Evren Öğretmeni, Çağdaş Mevlana, Ufuk insan, mefkûre adamı, Türk Einstein’ı, Yüce fikir çınarımızın günümüze uzanan dalı… Ufkumuza doğan Güneş, İslam’ın gülen yüzü…

Ama ben derim ki onun en bariz vasfı bir ıstırap insanı olması.
Yüreğindeki yangınlarla yarınlara yürüyen bir ufuk insanı.
Asrın büyük çilekeşi Batı’ya sürgün giderken Erzurum’un Korucuk köyünde Hocaefendi'nin dedesine ait handa birkaç gün misafir olur. Köyün talihli insanlarından Münir Efendi yatması için yatak, yemesi için yemek getirir. Sabah geldiğinde yatak hiç bozulmamış, yemekten de sadece birkaç kaşık alınmıştır.
“Üstadım bu gece hiç uyumamışsınız.”
“Âlem-i İslam’ın derdi bende ne uyku bıraktı ne iştah.” Der.
Geçtiği yerlere ektiği ıstırap tohumları sanki en görkemli meyvesini Hocaefendi de vermiştir.
Onu hep ıstıraplı hep gözü yaşlı gördük.

Bugün bir Leyla gibi ülkelerini seven on binlerce gencin Mecnunlar gibi gurbetlerde ihtiyarlamasında en büyük saik onun bir ıstırap insanı olmasıdır.
Milyonlarca gencin yüreğine ekilen ıstırap tohumları, kışın karına buzuna direniyor.
Tohum direnir. En şiddetli kışlara bile sabırla direnir. Toprağın bağrında baharı bekler.

İlkin Edremit’teki Mahkeme Camiinde ağlarken gördüm onu.
Bir ömür boyu insanlığın derdine ağlayışına sadece onu dinleyenler değil aynı zamanda minareler, minberler, mihraplar, kürsüler, seccadeler, geceler, pencereler, tahta kulübeler de şahit.
Sızıntı Dergisi, 1 Şubat 1979’da başladığı yayın hayatında ilk kapak resmi olarak ‘Ağlayan Çocuk’ tablosunu kullanmıştı.
Hocaefendi’nin başyazısı, “Bu ağlamayı dindirmek için yavru” adını taşıyordu.
1979'da ‘Ağlayan Çocuk’ kapağıyla piyasaya çıkan derginin büyük ilgi uyandırmasının ardından “Ağlayan Çocuk” resmi ülkenin dört bir yanına dağıldı. Minibüslerin, otobüslerin arkasına poster olarak asıldı. Parti örgütleri bu resmi duyurularında kullandı.

“Ağlayan Çocuk” resmi seksenli yıllarda İtalyan ressam Bruni Amadio tarafından çizilmişti. Resim bir anda dünya çapında üne ulaşmıştı. Şehir efsanelerine göre 1985'de yanan bir evden tek kurtulan şey bu “Ağlayan Çocuk”  portresidir. İngiliz itfaiyeciler pek çok yangında bu tablonun reprodüksiyonlarının zarar görmeden kurtulduğunu öne sürmektedirler.
Hocafendi 1979'daki o ilk başyazısına, “Senin için bu yola atıldık yavru” diye başlıyor.
Denebilir ki Hocaefendinin aksiyonunda en önemli dinamiği çile ve ıstırap oluşturur. Çile ve ıstırap, bir bakıma onun fikir ve düşüncelerinin mayası gibidir.

“Bir fikir ki sıcak yarada kezzap,
Bir fıkır ki beyin zarında sülük.
Selam selam sana haşmetli azap;
Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.”

Sanki koca Üstad bu dizeleri onun için yazmış gibidir.
Hocaefendinin bütün varlığı çile ve ıstırapla yoğrulmuştur. Buna, onu az da olsa yakından tanıyanlar şahit olduğu gibi, yazılarına az göz atıp, sohbetlerine az kulak verenler, çile ve ıstırabın onun hayatında nasıl bir yer tuttuğunu görürler.
Ona göre, bir kere olsun, sahip olduğu şeyler uğrunda aç-susuz kalmayan, yurdunu, yuvasını terk etmeyen, belli bir dönemin zarurî sarsıntılarına, sıkıntılarına maruz kalmayan ıstırapsızlardan, hayatlarını, madde ve konforun levsiyatı içinde geçiren ham ruhlardan hiçbir fedakârlık beklenemez.
Çile ve ıstırap, onun hayat ve karakterinin en önemli bir boyutu olduğu gibi, onun aksiyon düşüncesinde en derin yeri tutar.
“Dertten çatlamayanlar karşısında bazen insanın çatlayası geliyor...” der.
Kırık Mızrab adını verdiği kitabındaki şiirlerinde de ıstırap temasının çokça işlemektedir.
Kırık Mızrab, adeta ıstırabın tebessüm eden çehresi gibidir.
Ağla gözlerim ağla, ırmaklarda gün dönsün!
Ağla, vadiler Nil, dağlar 'Tûr-i Sînâ' olsun!
Ağla ki, İbrahim’i saran ateşler sönsün!.
Ve yeşeren asâ ile sihirler bozulsun.!
Kaldığı pencerelerin, tahta kulübelerin, odaların bir dili olsa da gecelerde yaşananları bir anlatsa.
Yalvarışlar, yakarışlar, gözyaşları ile ıslanan seccadeler…
Dualar… Dualar…
Tek tek sayılan insanlar, ülkeler…
Bütün dünya ülkeleri tek tek sayılırken iki ülkeye gelindiğinde zabt edilmeyen hıçkırıklar…
Dertli dertli yakınmalar, ağlamalar…
Bazen gamlı gamlı mırıldanmalar…
Sefinem gark oldu dert deryasına
Sahrâ-yı sînemi sel aldı gitti
Onun ıssız bir odada mırıldandığı ve yarım bıraktığı besteyi dünya çocukları tamamlar.
Yeni bir dünya kuran, yüzleri pırıl pırıl gençler.
”Hayır! Sefinen gark olmadı. İşte bizler buradayız ve dimdik ayaktayız.
Şimdi haramilerin harap ettiği minyatür bir hatıralar müzesini andıran FEM’in üzerindeki Beşinci Kat’ın en anlamlı levhalarından birisi hiç şüphesiz “ıstırap” şiirinin yazılı olduğu levha idi.
“Istırap, gece yarısında vuran gonk gibi,
Tın tın öter, hoplatır yüreğimi âniden”.
Evet…
Şeb-i yeldayı müneccim muvakkit ne bilir?
Müptelâyı gâma sor geceler kaç saat”

[Harun Tokak] 3.4.2020 [Samanyolu Haber]

Yeni Ailem Dergisi’nin Nisan sayısında neler var? [Dr. Ali Demirel]

Kutlu Doğum ayı olması sebebiyle Yeni Ailem Dergisi Nisan sayısının kapağına Efendimiz’i (s.a.s.) taşımış. Kapak konusunda, Allah Resulü’nün gençlerle geleceğe nasıl yürüdüğü örneklerle anlatılıyor. İlgili yazı, kendisini Efendimiz (s.a.s.) eksenli araştırmalarıyla tanıdığımız İlahiyatçı-Yazar Yücel Men’e ait.

Doktor anne, köşesinde “Hamilelikte annenin psikolojisi iyi olmalı” diyor ve bu zorlu süreçte anne ve babaya düşen görevleri kaleme alıyor.

Harun Tokak Hoca “Mucize deve” başlıklı yazısında Hz. Salih’i ve helak olan Semud kavmini anlatıyor.

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin eserlerinden derlenerek hazırlanan “Yoldaki Işıklar” köşesinde bu ay anne ve babanın dini vazifelerinde kusurda bulunmamaları gerektiği üzerinde duruluyor.

Pdg. Verda Hanzade, Ramazan’a günler saydığımız şu günlerde “Çocuklarımıza Ramazan’ı nasıl anlatabiliriz?” sorusunun cevabını veriyor.

Sevda Dereli, son yıllarda Türkiye’de yaşanan soykırım sürecinin sembol isimlerinden birisi olan kanser hastası Ahmet’in çektiği sıkıntıları anlatıyor.

“Ramazan’ı hakkıyla değerlendirebiliyor muyuz?” diyen M. Ali Şengül Hocamız, yazısıyla bizi Ramazan iklimine hazırlıyor.

Enes Cansever, bu ayki yazısında Orta Asya çöllerine can veren iki yiğit insandan bahsediyor: Hacı Kemal Erimez ve Pekmezci Ağabey. Mutlaka okunması gereken bir yazı.

“Sonsuzluk duygusudur namaz” diyen Etka Arslan, en hayati kulluk borcumuz olan namazın ehemmiyetinden bahsediyor.

Dilara Akman, yazısında yine çok mühim bir konuyu dile getiriyor ve “Disiplin ile cezalandırma karıştırılmamalı” diyor.

Cemil Tokpınar, “Peygamberimiz bir genci nasıl kurtardı?” başlıklı yazısında anne hakkının önemi üzerinde duruyor.

“Gurbette bayramdır Ramazanlar” diyen Ebru Nida Bilici, gurbet diyarlarını kendine yurt edinenlerin Ramazanlarını anlatıyor.

Dert Babası, kandillerle alakalı bir okurundan gelen soruyu cevaplandırıyor ve özetle “Kandiller hayatımızı aydınlatıyor” diyor.

Ayrıca dergi her sayısında olduğu gibi bu sayısında da 16 sayfalık bir çocuk dergisi sunuyor okurlarına. Bilmece, bulmaca, hikâye ve masallarla dolu olan bu bölüm, çocuklarımızın hem zihinsel gelişimlerine hem de manevi eğitimlerine katkı sağlıyor.

Evet, bu ay da Yeni Ailem Dergisi dopdolu içeriğiyle evlerimize konuk olmaya hazır. Biz sadece dergide öne çıkan yazıların konularını kısaca sizinle paylaşmak istedik.

Abonelik ve detaylı bilgi için aşağıdaki linki tıklayabilir, ayrıca müşteri hizmetlerine Whatsapp üzerinden kolayca sorularınızı yöneltebilirsiniz.

Abonelik: https://abone.yeniailem.com/clientarea.php Whatsapp: +49 2773 7456295. Ayrıca Yeni Ailem dergisini Almanya’da gazete ve dergi satan bayilerden de temin edebilirsiniz.

[Dr. Ali Demirel] 3.4.2020 [Samanyolu Haber]

Araç muayeneleri 3 ay ertelendi!

Ulaştırma Bakanlığı koronavirüs salgını sebebiyle araç muayenelerini 3 ay erteledi.

Motorlu taşıt sahibi olan ve aracının muayene süresi gelenler için Ulaştırma Bakanlığı Resmi Gazete’de yayımladığı yönetmelikte değişikliğe gitti. Aracının muayene süresi gelenlere bakanlık 3 ay süre tanıdı.

GEREKİRSE UZATILABİLECEK

Salgını nedeniyle muayene süresi gelen ve yaptıramayanlar için üç aylık süre tanındı. Üç aylık sürenin sonunda 45 gün içinde araç muayenesinin yaptırılması şartı getirildi. Bu süre gerektiği takdirde Bakanlıkça uzatılabilecek.

Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yer alan ve araç muayene istasyonlarının açılması, işletilmesi ve araç muayenesi hakkında yönetmeliğe eklenen geçici maddede şöyle denildi:

‘‘Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi ilan edilen COVID-19 salgını nedeniyle, bu Yönetmeliğin 14 üncü maddesi gereğince muayene süresi gelen araçlarının muayenesini bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde gerçekleştiremeyen motorlu taşıt sahipleri, araç muayene işlemlerini bu sürenin bitiminden itibaren 45 gün içerisinde gerçekleştirebilirler. Bu süreler gerektiğinde Bakanlıkça uzatılabilir.’’

[TR724] 3.4.2020

Bağış toplamak belediyelere yasak, İsmailağa cemaatine serbest!

CHP’li belediyelerin koronavirüs sebebiyle mağdur vatandaşlara yardım amacıyla topladığı bağış kampanyası AKP hükümeti tarafından engellenirken İsmailağa Cemaati’nin bağış kampanyası başlatması dikkat çekti.

AKP’ye yakınlığıyla bilinen İsmailağa cemaatine ait dernek, kumanya bedelini 100 TL göstererek verdiği IBAN adresinden para topluyor. İsmailğa cemaatinin derneğinden yapılan paylaşımda IBAN verilerek insanlardan para topladığı ortaya çıktı.

İsmailağa Cemaatine bağlı İsmailağa Camii koronavirüs bağış kampanyası başlattı. Cemaat 2 Nisan’da başlattığı kampanya için “İsmailağa’dan koronavirüs sebebiyle mağdur durumdaki 10 bin ihtiyaç sahibi aileye gıda ve temizlik malzemesi yardımı! Faziletleri bol Şa’bân-ı Şerîf’te kampanyamıza desteklerinizi bekliyoruz” çağrısında bulundu.

BELEDİYELERİN HESAPLARINA BLOKE KONDU

İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya başta olmak üzere CHP’li 11 Büyükşehir Belediyesi, koronavirüs salgınından etkilenenlere yardım için bağış kampanyaları başlatmış, hükümet belediyelerin banka hesaplarına ‘devlet içinde devlet olmaz’ diyerek bloke koydurmuştu.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da belediye kampanyalarını “Bu kadar herkes kendi gözüne parmağını sokuyorken, son iki günde yardım kampanyası bahane edilerek bir şeyler yapmasından tam da içişleri bakanı vazifem olarak işkillendim.” demişti.

[TR724] 3.4.2020