Koronavirüs’ten sonra dünya ve Türkiye ekonomisi nasıl olacak, tüm sektörler durma noktasına geldiği halde döviz neden yükseliyor, borçlu ülkeleri neler bekliyor? Ekonomist Bartu Soral, tüm bu soruların cevaplarını Kronos’a değerlendirdi…
HİCRAN AYGÜN -3 Nisan 2020
Tüm dünyayı etkisi altına alan, hayatı durma noktasına getiren Koronavirüs, sağlığı olduğu kadar günlük yaşamı da oldukça etkiledi. Kişisel izolasyonunun yanı sıra karantinaya alınan bölgelerle birlikte ekonomi durma noktasına geldi. Neredeyse üretim yapan tüm sektörler durdu, ithalat-ihracat sıfırlandı. Tüm ülkeler para musluğunu Koronavirüs önlemleri kapsamında sektörlere, işsizlere, eve kapananlara açtı. En geri kalmış, en fakir ülkeler bile vatandaşlarına genel giderleri düşünmemesi konusunda açıklamalar yapıyor, para yardımında bulunuyor. Neredeyse dünyada bir tek Türkiye vatandaşından para toplayarak krizi atlatmaya çalışıyor. Ekonomistler bunu “Çünkü Hazine boş” olarak yorumluyor. Koronavirüs’ten sonra dünya ve Türkiye ekonomisi nasıl olacak, tüm sektörler durma noktasına geldiği halde döviz neden yükseliyor, borçlu ülkeleri neler bekliyor? Ekonomist Bartu Soral, tüm bu soruların cevaplarını Kronos’a değerlendirdi…
Koronavirüs’ten sonra dünya ekonomisini neler bekliyor? Tüm bu yaşananlara rağmen hala nasıl oluyor da döviz ve altın yükselmeye devam ediyor?
Reel piyasalar, döviz, altın, borsa vs. ile ilgili tüm ekonomi teorileri bitmiştir. Bizim okuduğumuz tuğla gibi kitaplarda yazılanların hepsi çöktü. Çünkü basit teori şuydu… Bir mal piyasada bollaşırsa fiyatı düşer. Bu bir tek dolarda yaşanmıyor. Üstelik ABD son 15 gündür dolar basıyor ve piyasaya sürüyor. Buna rağmen doların diğer para birimlerine karşı yükselişi devam ediyor. İşte teorinin çöktüğü yer. Yaşadığımız günleri 2. Dünya Savaşı’na benzetiyorum. 1930’dan daha büyük bir ekonomik krizle karşı karşıyayız. Üretimle birlikte tüketim de çöktü. Reel sektör çökme noktasına geldi. Çünkü insanın mala talebi kalmadı tam bir savaş hali. Çünkü insanlar yarın ne olacağını bilmiyor. Dolayısıyla bu durumu oturtacağımız ya da karşılaştıracağımız herhangi bir bilimsel nokta yok. Aynı fala bakmak gibi şu andaki durum. Aslında ekonomistler olarak bundan sonra ne olacağına ilişkin bir teorimiz yok.
Söylediklerinizden yola çıkarsak döviz ve altının neden arttığına ilişkin bir teoriniz yok o zaman…
2. DünyaSavaşı –ki ben bu günleri bu şekilde adlandırıyorum- bittiğinde bu da bitecek. İnsanlık bu faciayı da atlatacak. Fakat bu facianın ne kadar süreceği ve tekrarlanıp tekrarlanmayacağı bilinmiyor. Dikkat edin tıp bilim insanları bile ilk günlerde havalar ısınınca biteceğini söylemişti ama onların teorisi de bunun böyle olmadığını gösterdi. Çünkü herkes bunun soğuk algınlığı virüsü olmadığını anladı. Dolayısıyla bundan sonra ve bugünlerde altın–döviz şöyle olur demek zor. Elimizdeki veriler şunlar… Dolar güçleniyor, üstelik piyasada bol olmasına rağmen. Demek ki insanların dolara karşı bir güven duygusu var. Enteresan olan taraf şu doların sahibi ABD virüs karşısında çöktüğü halde. ABD, virüs karşısında dünyanın en kötü ülkeleri arasında. Ama ona rağmen para biriminin yükselmesini sağlıyor. Altın için de aynı. Altının ons fiyatı 1700’lere geldi. Oradan hızla aşağı doğru indi 1460’ları gördü ama tekrar döndü şu an 1560’lar civarında. Bu da demek oluyor ki insanlar altına da güveniyor. Bugün için değerlendirme bu…
Anlaşılan ekonomistler piyasaları değerlendirme konusunda çaresiz kalmış…
Kesenlikle evet. Bugün için elimizde bu teoriler var. Ancak bunun bize öğrettikleri de var elbette. Sadece bu durumda kimseye dolar veya altın alın diyemeyiz. Son kertede devlet en büyük risk üstlenicidir. Ne şahıslar ne de en büyükler yani holdingler vs.’nin teorileri bu işin üstesinden gelemez. Bir kez daha anlaşıldı ki riski üstlenen devlettir. Yani kamu yönetimi aslında ne kadar önemliymiş, devletin varlığı, iyi işlemesi, liyakatlı insanların devlet içerisinde çalışması gerektiği ne kadar önemliymiş. Bir kez daha anlaşılmıştır umarım.
Dünya bu krizi nasıl atlatacak?
Mesela AB’ye bakalım. Her zaman ‘Tek bir ülkeyiz sınırlarımız yok’ derken İspanya ve İtalya’ya yardım etmedi. AB, bu krizi atlattıktan sonra devamının olup olmayacağını sorgulayacaktır. Çıkarttığım sonuç şu; ‘Neoliberal devlet olmasın, kamu denetlemesin, piyasa en ucuz rekabet ortamını yaratır zaten” söyleminin boş olduğu, halkın çıkarına olmadığı ortaya çıktı zaten. Devlet mutlaka üretimin denetlenmesinde olmalı elbette. Örnek vermek gerekirse; New York valisi ‘Salgından önce maskeye 45 cent ödüyordum şimdi 7 dolar istiyorlar. Maskenin fiyatı mı arttı yoksa bu bir soygun mu’ dedi ve devlet maske üretim yerlerini hemen kamulaştırdı. Bizi 40 yıldır üzen bir neoliberalizm var. ‘Sus küreselleşme var’ diyenler piyasaların nasıl çöktüğünü gördü. Bugün konuşurken belli bir sıkıntıyla anlatıyoruz hala bazı şeyleri… ‘Acaba 4-8 hafta sonra ne kadar büyük bir sıkıntıdan bahsedeceğiz’ diye düşünüyoruz. Bütün bu kriz ve kaos bittiğinde neoliberal sistemi devletler de insanlar da sorgulayacak. Herkes halkın çıkarını gözeten ekonomiyi destekleyecek.
Türkiye’de dahil mi bu ülkelere?
Türkiye’de dahil. Siz istemeseniz bile bir yerde bunu sistem dayatacak. Nasıl ki küreselleşmeyi dayattı bize sistem… Aynı biçimde bu yeni sistemi de aşırılıkların da törpülendiği Türkiye’nin önüne getirip koyacak. Şu anda en kritik sektör gıda… Iphone’dan, cep telefonundan ve bilgisayardan vazgeçersiniz ama gıdadan vazgeçemezsiniz. Kriz ortamında dahi ekmek almak zorundasınız çünkü. Özellikle üretimin ve tedariğin çöktüğü şu günlerde ne olacak mesela nisan-mayıs ayı hasat zamanı… Kim hangi şartlarda çalışacak, maliyeti ne olacak. Bu soruların cevapları henüz belirsiz. Bu nedenle önümüzdeki yılların en kritik sektörü gıda olacak diyoruz. Türkiye tarımda devasa bir potansiyele sahip. Ama hiç kullanmıyor. Belki de sistem bunu dayatacak.
Siz yıllardır ekonomik kalkınma için üretimi savunuyorsunuz. Ama Türkiye’nin hem çok borcu var, hem de zaten Koronavirüs’ten önce de ekonomik krizdeydi? Türkiye’nin krizi atlatmak için B planı var mı?
Türkiye’de dolar ve Euro neden artıyor. Birincisi dolar dünyada arttığından artıyor. Bize yönelik başka bir durum daha var. Türkiye’nin önümüzdeki 12 ayda ödemesi gereken dış borcu 170 milyar dolar. Bu da aylık 14.5 milyar dolara tekabül ediyor. Bu parayı Türkiye’nin nereden bulacağıyla ilgili bir sorun var. Piyasalar durdu, ihracat durdu, talep durdu ve uluslararası finansman işlemlerinde de sıkıntı var. Dövizin artmasının spesifik nedeni de bu. Türkiye dış ticaret fazlası üreten ve dış borç veren ülke değil. Tam tersi dış ticaret açığını 15 yıldır büyüten bir ülke. Yani Türkiye’nin dövize ihtiyacı var. Döviz üreten ihracat durdu. Yurtdışı borçtan bahsederken hazinedeki para TL olduğu için döviz yerine geçmez. İhracat yok ki döviz artsın. Biz borcu borçla kapatıyorduk. Yapılacak şey şu, dış ticaret fazlası verecek şekilde üretimimizi kurgu ve planlamamız lazım.
Ama bu söylediğiniz kısa vadeli bir çözüm değil. Sonuçta tarıma bakarsak, üretici ekecek, biçecek, ortaya bir ürün çıkacak ve satacak ki para gelsin. Aynı durum diğer sektörler için de geçerli. Mesela bu ay Türkiye borcunu nasıl ödeyecek?
Sadece Türkiye değil tüm dünya borcunu nasıl ödeyecek diye sormak lazım. Bir uluslararası anlaşma sağlanabilir. Dış borcun faiz ödemeleri geciktirilebilir. Bakalım dünyada alacaklılar ne kadar baskı yapacak. Dış borçlu ülkeler bakalım hangi tepkiyi gösterecek. Bunu şimdiden kestirmemiz mümkün değil.
AB, aynı para birimini kullandığı için bu durumu absorbe edebilir ama…
Yunanistan ve Portekiz krize girdiği zaman AB sizin söylediğiniz gibi yapmadı. Para verdi ama ‘Durun bakalım size para verdik ama şu devlet harcamalarınızı kısın’ dedi. ABD, 10 milyon işsizin olduğu ve sayının arttığı bir ülke. Öyle 2008’deki gibi ‘Ben para veririm’ diyebilecek durumda değil. AB’de ne olacak, İtalya başta olmak üzere birçok AB ülkesinde da üretim durdu. Bunu tekrardan yerine koymak için ne yapacaklar. Kesinlikle 2008’dekinin aynısı olmaz. İtalya ve İspanya’da kamunun harcamasından başka harcama kalmadı, çarklar dönmüyor. Tüm dünya bir kaos halini yaşıyor.
[Kronos.News] 3.4.2020
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder