Sayın Genel Müdür Yılmaz Çiftçi,
Dünyanın hemen her yerinde olduğu gibi Türkiye cezaevleri de eskiden beri hep sıkıntılı idi…
Ve de şu iddialar hep vardı:
- Cezaevi personelinin mahpuslara işkenceler uyguladığı,
- Mahpusların birbirlerine yönelik eziyetler yaptıkları,
- Çocuk mahpuslara yönelik tecavüzler!...
Yönetiminizde olan Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün olaylara bakış açısı değişmediği için maalesef iddialar aynen devam edecek gibi gözüküyor.
Sayın Genel Müdür,
Geçtiğimiz günlerde, taslak çalışmasında sizin de azim ve gayretlerinizin olduğu bir örtülü af yasası çıktı. Bu yasa ile hırsızlar, arsızlar, mafya babası katillerin salınmasına vesile oldunuz. Aynı yasa ile sizin gibi çocuğunu Ankara’da Samanyolu Okulları’ndan birine gönderdiği için cezaevine konulan insanları “Korona Virüs” ile baş başa bırakıp ölüme terk ettiniz!
Şimdi:
“Bu yasanın hazırlık çalışmalarında emeğim yok” diyemezsiniz,
“Bu yasayı AKP/MHP milletvekilleri hazırladı” deyip sıyrılamazsınız!...
Malumunuz olduğu üzere bu yasa ile İşyurtları Kurumu Yüksek Kurulu’na ilişkin değişiklikler yapıldı. Üyesi olduğunuz İş Yurtları Kurumu Yüksek Kurulu ile ilgili -hem de mali bir konuyla ilgili! - yasanın değiştirilmesinde AKP/MHP milletvekillerinin ne menfaati olabilir ki?!
Sorsanız, hiçbirisi İşyurtları Kurumu’nun adını bile duymamıştır…
Sayın Genel Müdür,
15 Temmuz 2016 ve sonrasında Cezaevleri Genel Müdürlüğü’nde ‘Personelden Sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı’ yaptınız… Sorarım şimdi:
O dönemde, CTE personelinin fişlenip gerekçe bile gösterilmeden mesleklerinden edilmesi sürecinde rol aldınız mı, aldıysanız nasıl bir rol aldınız?
O tarih itibariyle 50.000’den fazla olan personelin sorumlusuydunuz.
Tasfiye listeleri hazırlanırken, cezaevi müdürlerine “FETÖ’cüleri ayıklayın” talimatlarını verdiğiniz iddia ediliyor… Bu doğuysa, “cihat şuuru” ile mi hareket ediyordunuz?
Eğer öyleyse;
Bu tutumun Laik Türkiye Cumhuriyeti hukukundaki karşılığı nedir?
15 Temmuz 2016’da Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nden verilen talimatlarla işkenceler yapıldığı iddiaları vardı. Nitekim bir kısım cezaevlerinin merkezi kamera sistemleri ile izlenip, “Bunlara neden kötü davranmıyorsunuz, dövün bunları” denildiği de aktarılıyor…
Ve bu talimatların verilmesine ilişkin kararların alındığı toplantılarda siz de var mıydınız?
Kararlara iştirak ettiniz mi?
Personelden sorumlu genel müdür yardımcısı olarak size bağlı personelin işkence yapmalarına engel olmak için inisiyatif aldınız mı?
Sayın Genel Müdür,
- Yıllarca aynı adliyelerde, Bakanlık koridorlarında beraber mesai yaptığınız,
- Aynı lojmanlarda komşu olduğunuz,
- Anadolu tabiriyle “aranıza tuz ekmek girmiş”, “çocukları çocuklarınızın arkadaşı” hatta bir kısmı “aile dostlarınız” olmuş meslektaşlarınız… Bunlar “15 Temmuz”da askerlerden de önce gözaltına alındılar ve tutuklandılar…
Bu insanların fişlenmesinde sizin de katkınız oldu mu?
Hani Ankara’da “her birimden birilerinin gelip, fişleme listelerini güncellediği toplantılar” vardı ya… İşte o toplantılara siz de katıldınız mı?...
Bu insanlar -sizin de çok iyi bildiğiniz gibi! - tamamen hukuksuz olarak cezaevlerine doldurulmuş ve yargı yoluyla sizlere emanet edilmişti... İlk tutuklanan Yargıtay, Danıştay ve Anayasa mahkemesi ile eski ve o tarih itibariyle halen görevde olan bir kısım HSYK üyelerinin doğrudan “tek kişilik hücrelere” konulmasına ilişkin kararların alındığı toplantılarda siz hangi yönde oy kullandınız?
Dahası, 2016 Eylül’ünde Türkiye genelinde zaten ellerinizin altında olan meslektaşlarınızın bir kısmının sadece “başsavcılık, ağır ceza mahkemesi başkanlığı” veya “HSYK müfettişliği yaptığı” gerekçesi ile, bir kısmının ise hiç bir gerekçe gösterilmeden diğer meslektaşlarının koğuşlarından alınıp tek kişilik hücrelere konulmasına ilişkin kararların alındığı toplantılarda siz ne yönde oy kullandınız?
Bu soruya savcıların, hakimlerin, cezaevi müdürlerinin inisiyatifi olarak cevap veremezsiniz. Çünkü o gün tutuklu olan mahpuslar ve avukatları; bir kısım cezaevi idarecilerinden, bu şekilde hücrelere yerleştirme emirlerinin Bakanlık’tan yani Genel Müdürlük’ten geldiğini öğrenmişlerdi... Şimdi size sormak istiyorum;
Bir insan sadece
-Başsavcılık yaptı,
- Reislik yaptı diye,
- HSYK üyesi veya adayı oldu diye… o günden bu yana tek başına hücrede tutulabilir mi?
Ayrıca bu tecritler neden hala bitmiyor?!
Sayın Genel Müdür,
Çıkarılan özel af yasasından sonra cezaevlerinde kalabalıklaşmanın azalacağı, mahpuslar arasında sosyal mesafe oluşturulacağı gibi bir kısım söylemler vardı…
Peki Silivri’de neden hala 7 kişilik koğuşlarda 35-40 kişi kalıyor?
Af yasasından önce de bu insanlar 35-40 kişi kalıyordu, şimdi de aynı şekilde kalıyorlar. Bu insanlara özel bir husumetiniz mi var? Bir kamu görevlisi olarak, eski bir cumhuriyet savcısı olarak toplumun bir kesimine hassaten husumette bulunmaya hakkınız olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Sayın Genel Müdür,
Cezaevi istatistiklerini neden paylaşmıyorsunuz?
Sonuçta siz o cezaevlerini, toplumun vergileri ile yönetiyorsunuz ve vergi veren insanların yakınlarını o cezaevlerinde tutuyorsunuz… Neden toplumdan bilgi gizliyorsunuz?
Sayın Genel Müdür,
Özel af yasasından en çok etkilenecek kurumların açık cezaevi olacağını bilmek için cezaevi genel müdürü olmaya da gerek yok… Bunu bilmenize ve öngörmenize rağmen; geride kalan mahpusların yiyecek, içecek ve iaşelerinin temini için neden tedbirler almadınız/ aldırmadınız...?
İnsanlar bir hastalıkla mücadele ederken neden bir de aç bırakılıyor? İnsanları aç veya gıdasız bırakmak gibi bir hakkınız var mı?
Adalet Bakanlığı’nın bütçesinin büyük kısmını siz yönetiyorsunuz, Adalet Bakanlığının yedek ve esnek kasası olan İşyurtları Kurumu sizin emrinizde iken, bu kadar paraya rağmen mahpusları doyurmaktan aciz misiniz?
Yoksa bu insanları aç bırakmak için özel çaba mı sarf ediyorsunuz?
Sayın Genel Müdür,
Parası olan mahpusların kantinden alışveriş yapamadıklarına, yeterli ürün sağlanmadığına dair haberler günlerdir medyada yer alıyor...
Hadi, açık cezaevinin yemekhanesi tahliyeler nedeniyle rantabl çalışmıyor diyelim... İçerdeki kantinlere ne oldu?!..Türkiye genelinde yüzlerce milyon liranın döndüğü ülkenin en yaygın ve pahalı marketleri olan cezaevi kantinleri korona krizi sürecinde neden insanların ihtiyacını karşılamıyor? Ki, insanlar sizden lütuf da beklemiyor parası ile alışveriş yapmak istiyor.
İşyurtları sizin emrinizde iken neden hala çözüm üretmiyorsunuz?
Sayın Genel Müdür,
İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT)’nin 2016’dan bu yana raporları yayınlanmıyor…
Ancak Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, İnsan Hakları İzleme Örgütü, Uluslararası Af Örgütü gibi pek çok güvenilir sivil veya resmi kurum, Türkiye cezaevlerinde yaşanan işkence ve kötü muamele iddialarını, somut delilleri ile ve yöntemleri de göstererek raporlarına çoktan yansıttı bile…
Geleceğin hukukçu ve siyasetçileri Türkiye’nin bu gününü araştırırken yararlanacakları kaynaklar bu raporlar olacak. O gün soracaklar;
“Bu işkence ve kötü muameleler yapılırken cezaevlerinin yönetim kadrosunda kimler vardı?” diye… Sizin adınız -altın harflerle değil kara kalemlerle- altı çizilenler arasında yer alacak. İsminizi hayırla değil, nefretle okuyacaklar…
Buna eş ve çocuklarınızı hazırlıyor musunuz?
Bunlar iddia veya varsayım değil;
Almanya’nın, Arjantin’in… daha yakınlarda da Irak’ın, Libya’nın geçmişine şöyle bir göz atın, neler göreceksiniz neler!
Sayın Genel Müdür,
Çıkarılan “özel af yasası”ndan sonra cezaevlerinde bir hayli yer açılmış olmalı…
Bu yüzden insanların yüreklerini sızlatan, ciğerlerini yakan bir konuyu dile getirmek istiyorum:
Silivri‘de tutuklu bulunan eski meslektaşınız olan İbrahim Baytekin -tutuklandığı günden bu yana yıllar geçmesine rağmen- otistik çocuğunu görememiştir… Yine onun gibi ailesinden yüzlerce kilometre uzaktaki cezaevlerinde tutulan pek çok mahpusu artık ailelerine yakın bir yere nakletmeyecek misiniz?...
Yoksa onlara bir yatağı çok mu görüyorsunuz?...
Bu arada, suçsuz yere cezaevinde tutulan birçok insanın ve hatta meslektaşlarınızın eşleri, çocukları ziyaret yolunda vefat ettiler… O vefatlar nedeniyle sizin eş ve çocuklarınız gözünüzün önüne hiç mi gelmedi?
…
Sayın Genel Müdür,
Görüyorsunuz, sorular zor değil… Cevapları “evet” veya “hayır“ ile karşılanabilir.
İzahata bile gerek yok… Ancak cevabını çok merak ettiğim özel bir soru var. Gelecekte size sorulması kesin olan bu ve benzeri sorularla muhatap olmak yerine, neden o makamdan ayrılmayı düşünmüyorsunuz?
Cezaevleri ki özellikle darbe dönemlerinin en sıkıntılı yerleridir. Bu sıkıntıya, ölümlere, acı ve gözyaşlarına şahit olmaya, hatta sebep olmaya neden katlanıyorsunuz ki?!
Siz daha önce Cumhuriyet Savcısı kadrosundaydınız ve birinci sınıfsınız, evet bugün aynı zamanda Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürüsünüz… ancak diğer devlet kurumlarından farklı olarak genel müdürlüğün size ekonomik hiçbir ekstra faydası yok.
İşyurtları Yüksek Kurulu toplantısına katılıp her sene milyarlarca lira paranın harcanmasına imza atıyorsunuz, oradan huzur hakkı bile almıyorsunuz. Sadece makam için insanları yaşatmakla yükümlü iken onları “korona” ile baş başa bırakıp ölümlerine sebep olmak gibi ağır bir sorumluluğa katlanmak niye?... Akıl almıyor!
Ayrıca adliyeye dönebilirsiniz, bu ülkede savcılık hiç de kötü bir meslek değil! Veya Adalet Bakanlığı’nda “hukuk işleri”nde, ceza işleri genel müdürlüklerinde de görev alabilirsiniz… avukat bile olabilirsiniz. Neden bu makamda ısrarcısınız?
Amerika’nın Irak’ta bulunan Ebu Garib cezaevindeki işkencecilerin sahip olduğu duygulara mı sahipsiniz? Yoksa o “cihat aşkı” ile ihtiyar, kadın çocuk demeden insanların canlarını mubah sayanlardan mısınız?
Sayın Genel Müdür,
Size sorduğum sorulara dikkat ederseniz, çoğu “şimdiki zaman” kipindeydi. Ama bir gün bu soruları “geçmiş zaman“ kipinde size soracaklardır. Size tavsiyem o koltukta insan haklarını ve özellikle yaşam hakkını gözeterek oturmanız…
Yoksa kader sizin için keder olacaktır, çünkü tarih ders almayanlar için tekerrürlerden ibarettir...
[Ramazan Faruk Güzel] 19.5.2020 [https://www.patreon.com/rfguzel]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder