KHK'lı eski polis Emrah Uzun: Ben suçlu biri değilim. İçimdeki umut hala taptaze. Kesinlikle görevime döneceğime inanıyorum. Biz KHK’lılar asla umutsuz değiliz ve olmayacağız da...
Kanun hükmünde kararname (KHK) ile hayatı karartılan polislerden biri Emrah Uzun. Ekim 2016’da açığa alınmış ve mahkeme sürecinden sonra 2018’de 701 sayılı KHK ile ihraç edilmiş. Uzun hem görevde bulunduğu dönemi hem de ihraç olduktan sonra yaşadıklarını Kronos’a anlattı.
Siz KHK ile ihraç edilen binlerce polis memurundan birisiniz. Ne zaman açığa alındınız ve ne zaman ihraç edildiniz?
Evet, polis memuru iken ihraç edilmiş biriyim. Ankara’da 3.5 seneye yakın görev yaptıktan sonra Yüksekova’ya tayin oldum. 3 ay sonra 4 Ekim 2016’da açığa alındım. 7 Ekim 2017’de ilk kez mahkemeye çıktım ve hakkımdaki suçlamaları öğrendim. 8 Temmuz 2018’de de 701 sayılı KHK ile ihraç edildim.
Hakkınızdaki suçlamalar ihbara mı dayanıyordu?
Hakkımda iki kişinin şikayeti vardı. Biri üniversite döneminden tanıdığım, sadece selamlaştığım birisiydi. Diğeri ise Ankara’da görev yaptığım dönemde ticari faaliyetlerde bulunduğum, aramızda alacak verecek meselesi olan biri. Sonra kamuoyunda ‘Garson SD’ kart olarak bilinen kişinin dosyasında bana ait bir fişleme kaydı da vardı. Hiç görmediğim, tanımadığım birinin ‘örgütten’ diyerek bana verdiği iddia edilen bir kod. Kesinlikle böyle bir şeyi kabul etmiyorum. Sonra ankesör soruşturmaları benim de üzerime yıkıldı. Arandığıma dair iddialar var, ancak görüşmenin içeriğine dair hiçbir şey bilinmiyor. Bu konuya dair HTS kayıtlarımı istedim.
Dernek üyeliği, gazete aboneliği de var sanıyorum…
Kimse Yok Mu Derneği’nden bana mesajlar geldiği, Cihan Medya’ya maddi destekte bulunduğum iddiaları da var. Cihan Medya’ya destek vermedim. Zaten dosyamda sadece Zaman Gazetesi’nden mesajların geldiğine dair bilgi yer alıyor. OHAL Komisyonu kararında maddi destek sağladığım yönünde hiçbir kayıt yok. Birbiriyle uyumsuz bilgiler bunlar. Herkesin telefonuna farklı yerlerden mesajlar geliyor. Otel mesajları, siyasi parti mesajları telefonuma sürekli geliyor. O zaman ocu bucu mu oluyorum ben. Bu iddiayı kesinlikle kabul etmiyorum, ama bu iddialarla beni suçluyorlar.
İhraç edildiğinizi öğrendikten sonra ne hissettiniz, o an ne düşündünüz?
Şöyle cevap vereyim. Ben 4 Ekim 2016 yılında açığa alındım dönemde hep görevime döneceğim umudumu içimde taşıyordum. Ama tarihler 8 Temmuz 2018 gösterdiği gün ihraç oldum. 24 Haziran’da ihraç kararları onanmış fakat sonrasında açıklamasını yaptılar ve ben bütün dünyamın bir film şeridi gibi, yaşamıma ait ne varsa o an önümden geçtiğini düşündüm. İyi İnsanlar kendilerini sorgularlar, acaba nerede hata yaptım, bende bir sıkıntı mı var, diye. Kendi içimde bu sorgulamayı yaparken bu kadar ağır bir sonucu kesinlikle haketmediğimi düşündüm. Çünkü görev yaptığı dönemde bir kişinin dahi hakkına girmeyeceğimi düstur edinmiştim. Bunun karşılığını böyle bir şey olduğunu görmek çok zoruma gitti.
İçinizde mesleğe döneceğinize dair umut var mı?
İçimde hala umut var mı? Evet kesinlikle var. Çünkü ben suçlu biri değilim. Suçsuz birinin kendini nasıl ispat edebileceğini zorla ispat etmeye çalışıyorum. Aslında devletin yapması gereken şeyi şu an ben yapıyorum. İçimdeki umut hala taptaze. Kesinlikle görevime döneceğime inanıyorum.
İhraç olduktan sonra çevrenizin tepkisi nasıl oldu?
Açığa alındığım zaman kesinlikle sen suçlu değilsin diyen insanların oranı, ihraç olduğum dönemde daha da azaldı. Daha çok şuna döndüler; suçun yoksa dönersin canım. Yani suçsuzluğunu ispat ettikten sonra dönersin. Aslında benim ispat etmeme gerek yok. Bunun ispatını yapması gereken zaten mahkemelerimiz, ama ben suçsuzluğumu ispat etmeye çalışıyorum.
Ne zaman yeni bir iş bulabildiniz? Ne gibi işlerde çalıştınız?
İhraç edildikten sonra çok çeşitli işlerde çalışmak zorunda kaldım. Şartları çok kötü diyebileceğimiz durumlarla karşılaştım. Mesela ailemle birlikte babamla beraber bir villa inşaatı yaptık. Gecemizi gündüzümüze katarak inşaatı çok güzel bir şekilde bitirmeye çalıştık. Belli bir dönem bu işi yaptım, daha sonra 2018 yılında belli bir süreliğine ilçemizde bulunan fırında 2 ay çalıştım. Sigortasız çalıştım, fırınlarda maalesef sigortalı çalışma pek mümkün değil. Gece sabaha kadar çalışıyorsunuz, hem fırını yakıyorsunuz, hem ekmek çıkarmaya yardım ediyorsunuz, hem de dağıtıma gidiyorsunuz. Böyle şartları olan bir işti. Daha sonra geçtiğimiz yaz sahilde butik otellerin birinde temizlik biriminde çalıştım. Sadece temizlik değil, bulaşık yıkama, kazanları yıkama, bu tarz işler de yaptım. Sabah 8’den akşam 22’ye kadar çalışıyorduk. Normalde çift vardiya çalışılması gerekirken benim durumum buna müsait değildi, ihraç olduktan sonra bunu insanları anlatamıyorsunuz ama mecburen çalışmak zorundasınız, elinizin ekmek tutması gerekiyor. Bunun için de sonuna kadar dayanarak çalıştım, hakkım yenerek çalıştım. Hakkınızı aramaya çalışsanız da yeterli sonuca ulaşamıyorsunuz. Çünkü yasaları öyle bir ayarlamışlar ki, her şey güçlüden yana ve sizin bu durumda hak iddia etme gibi bir durumunuz olamıyor.
KHK’lı bir polis olarak şimdi İstanbul’dasınız. Ne iş yapıyorsnuz?
İstanbul’a yeni geldim ve bir özel öğretim kursunda temizlik işine başladım. Asgari ücretli bir iş. Şirkete KHK’lı olduğumu söylemedim, söyleyemedim.
Neden söylemediniz?
İnsanlara bizlerin neler çektiğini anlattığımız vakit; sizi çok beğeniyoruz özelliklerimiz çok iyi ama sizi işe alamayız diyorlar ve biz de bu şartlarda KHK’lı olduğumuzu söylemeden çalışmak zorunda kalıyoruz. Yetkilileri bu konuda duyarlı olmaya davet ediyorum. Lütfen biz KHK’lıların durumunu dikkate alın. Bizler hiç iyi şartlarda çalışmıyoruz, çalıştırılamıyoruz ve asgari ücret denilen sınırda iş bulduğumuz zaman şükrediyoruz. Aslında olması gereken bu değil, çünkü bizim hakkımız bu değil. Biz kendi mesleğimizi hak bilerek çalıştık. Ama haksız durumları yaşıyoruz.
Açığa alınmadan önce ne gibi sorunlar yaşandı?
Göreve ilk başladığında 2013 yılıydı. Ankara’da Kaçakçılık Şube’de göreve başladım. Görevimin 6. ayında 17/25 olayları yaşanmıştı. Ben daha yeni memurken, işimi yeni öğreniyorken, bir anda, bir gecede birçok memurun görev yerinin değiştiği haberini aldım. Zamanla ilişiğim kesildi ve çevik kuvvete sürgün olarak gönderildim. Daha sonra oradaki meslektaşlarımın arasında sanki gidenler cemaatçi, gelenler gelenler hükümetçi algısı oluştu ve ben bu durumu kabullenemedim. Ben ocu bucu değilim.
Ve siz sürgün edildiğiniz için yürütmeyi durdurma davası açtınız?
Evet, daha önce birlikte okuduğum arkadaşlarımın bakış açısı bu şekilde değişince ben de dava açtım. Yürütmenin durdurulmasına yönelik 5000 kişi dava açtı. O zaman Sn. Cumhurbaşkanımız “Nasıl dava açabilirler, biz bu teşkilatı bu kadar akıllandırdık mı ? diye konuştu. Bizim amacımız cumhurbaşkanına dava açmak değildi. Biz haksızlığa uğradığımız için, hakkımızı aramak ve göreve iade edilmek amacıyla dava açtık. Ve nihayet Anayasa Mahkemesinin yürütmeyi durdurmasıyla görevime döndüm.
Ama yeniden bir nevi sürgün edildiniz…
1 hafta sonra Ankara Ulus Anafartalar Karakol’una tayin oldum. Bu da bir nevi sürgün gibiydi ama göreve iade olduğum için tekrar dava açmak istemedim. Elimden geldiğince cansiperane görev yapmaya çalıştım. O dönemde Ankara’da 3 tane bomba patladı. Ardından 15 Temmuz olayları yaşandı.
15 Temmuz gecesi neredeydiniz?
Mahkemede tüm detaylarıyla nerede görev yaptığımı belirttim. Bulunduğum karakolda devletimi savundum. Sabaha kadar durdum. Hatta Türk Telekom’a giren darbeci askerleri biz karakolda kontrol altında tuttuk ve nasıl böyle bir şey yaparsınız diye sorduk. Karşı çıktığım halde ben darbe yemiş oldum. 15 Temmuz hadisesinden 2 hafta sonra tayinim Hakkari’ye çıktı. Bulunduğun Karakolda sadece 2 kişinin tayini çıkmıştı, bunlardan biri bendim. Normalde erteleme hakkım olmasına rağmen buna itiraz ettim, fakat kabul edilmedi.
Hakkari’de bir terör saldırısı yaşadınız sanırım?
Görev açısından daha tehlikeli olan Hakkari’ye direkt gidemedik, önce Van’a gittik. ‘Bize gelin sizi Van’dan ekip halinde götüreceğiz’ demişlerdi. Van’da 2 Nisan Karakol’u vardı. Orada bekledik. Arkadaşlar arasında konuşuyorduk. 2 Nisan Karakol’unun duvarları parkla dip dibe, biri karakola saldırsa çok rahat saldırabilir. Güvenlik önlemlerinin artırılması gerekiyordu. Polis karakolunun kapasitesi 200 kişi biz belki 600-700 kişi vardık. Ve 3. gün terör saldırısı yaşadık. 1 tonluk bomba yüklü aracı Benim de bulunduğum yerde patlattılar ve 3 şehit verdik. Bu görüntülerde de mutlaka vardır. Çok ciddi bir travma yaşadım, buna rağmen bu travmayla dediler ki Yüksekova’ya hemen gidiyorsunuz. Yüksekova’ya bu halimle gittim. Yaklaşık iki buçuk ay sonra orada da iki roket hadisesi yaşadım.
Yüksekova’da da saldırı yaşamış olmanıza rağmen açığa alındınız…
Evet, bunları yaşamış bir insan olarak daha sonra açığa alındım. O zaman şöyle demiştim; acaba daha ne görebilirim ki ? Çok fedakârca görev yapmamıza rağmen karşılaştığımız durumlar büyük bir haksızlık. Şu an ki durumumuz ülkemizde son günlerde hep söylenen bir sözün özeti; ölürse şehit, kalırsa terörist diyorlar. Yani o an ölsem bana şehit diyeceklerdi ama yaşadığım için terörist diyorlar. Fedakar olan benim, nasıl terörist oluyorum, bunu anlatamıyorum insanlara. Çok değişik duygulardayım.
Tüm bu yaşadıklarınızdan sonra neler hissediyorsunuz?
Şimdi o kadar şey yaşadım, halen de yaşıyorum ama düşünüyorum, içeride olan insanlar da var. Saçma sapan iddialarla hapishanede olan insanlar var. Onların şartları belki benden kat kat daha kötüdür. Biz dışarıdayız ama bizlere uygulanan da sivil soykırımdır. Biz de açık cezaevinde yaşıyoruz. Bankaya gidiyoruz, banka hesabı açtırmak istiyoruz engelleniyoruz. Tapuya gideceksiniz, diyelim evinizi devredeceksiniz, engelleniyorsunuz. Neden? KHK’lısınız. Sonra sağlık hizmeti almak istiyorsunuz, KHK’lısınız. İşe girmek istiyorsunuz KHK’lısınız, alamayız Yurtdışına çıkmak istiyorsunuz, pasaportunuzu veremem diyorlar. Nasıl veremezsiniz? Bu benim anayasal hakkım. İçeride olan kişilerin şartları 1 gram bile iyileştirilmiyor, kötü şartlar altında kalıyorlar. 20 kişilik yerde 30 kişinin kaldığı iddiaları var, nöbetleşe uyuma iddiaları var.
Eski bir polis memuru olarak temizlik işleri yapmak nasıl bir duygu?
Zoruma gitti mi? Hayır, her zaman emeğin hakkını veren bir aile yapısıyla yetiştim. Kimseyi hor görmeme mantığı ile büyüdüm. Şu an kötü şartlar altında çalışıyor olabilirim ama yarın göreve döndüğümde yine iyi olmaya devam edeceğim, elimden geldiğince yardım edeceğim. Hele de KHK’lılar için bir yaraya merhem olabiliyorsam ne mutlu diyeceğim. İyiler muhakkak kazanacaktır, buna emin olun. Sabreden iyilerdir. İyilerin bir de bir yönü vardır onlar yetenekleri ile var olur.
Temizlik mesainiz bittiğinde neler yapıyorsnuz? Ve gelecekten umutlu musunuz?
Benim iki mesleğim; sahip olduğum öğretmenliğim, bir de polis memurluğum bir gecede, bir KHK ile elimden alındı, ama üçüncü bir yeteneğim ortaya çıktı. İmkanım olmadığı halde kendimce bir şeyler yaparak müzikle hayata tutunmaya çalıştım. İyi ki müzik var. Bana hayatı olumlu yönde gösteren belki de tek şey müziktir. Atatürk boşuna dememiş; sanat yönü eksik olanın hayat damarlarından biri eksik demektir. Hayata bağlanın, şarkılar söyleyin. Varsa bir hobiniz elinizden geldiğince onu yapın. Resim çizmeyi biliyorsanız onunla ilgili bir şeyler yapmaya çalışın. Bir kapı belki buradan açılır. Bana belki müzikten açılabilir ama size de buradan açılır. Biz KHK’lılar asla umutsuz değiliz ve olmayacağız da.
[Işıl Sipahi] 4.2.2020 [Kronos.News]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder