Orhan Pamuk: Bugün de karamsar olmuyorsanız, maşallah size!

"Bugün olan kabul edilemez! Benim insanlığıma sığmıyor!.. Bu kadar eşitsizlik, bu kadar kabalık, sopa zoruyla insanları sindirme kültürünün bu kadar gemi azıya alması kabul edilir bir durum değil. Evet, iyimser olalım ya da geleceği merak edelim. Ama durum bu yani, konu bu"

KRONOS -6 Şubat 2020

Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk, üzerinde çalıştığı yeni romanı ‘Veba Geceleri’ni, ülkenin içinde bulunduğu siyasi iklime dair düşüncelerini Ot dergisinden Dündar Hızal ve Selçuk Erdem’e anlattı.

Pamuk’a yöneltilen sorular ve cevaplar başlıca şöyle:

“Sandığa oy atma dışında demokrasi yok, fikir özgürlüğü yok”

-İnsanlar bugün Türkiye’de çok karamsar artık. Siz nasıl bir hissiyat içindesiniz?

Karamsar olanlar haksız değil. Eğer bugün de karamsar olmuyorsanız, maşallah size… Türkiye’nin durumu çok kötü. Siyasi durumu çok kötü. Sandığa oy atma dışında demokrasi yok, fikir özgürlüğü yok. Sandığa oy atmayı da seçimi kaybederlerse iptal ediyorlar. İstanbul seçimleri, Kürt belediye başkanları oya da, sandığa da saygının sonuna geldiğimizi gösteriyor. İnsanlar karamsar olmakta çok haklılar. Bu işi bu hale getirmiş olan insanlar hala yüzde 45, yüzde 50 oy alıyorlar. Aslında karamsar olmamız gereken durum bu.

-Fakat sizin kitaplarınızda genel bir iyimserlik vardır. Bunu politikadan ayrı söylüyorum, hani kahramanların iyimserliği anlamında…

Bu “iyimser olalım” ifadesini başka yerlerde de gördüm. Ne yazık ki düşünce özgürlüğünün olmadığı, eleştiri yapamadığımız yerde “Eleştiri yapamıyoruz, bari kötümser olmayalım” gibi bir anlayış var. “Siyasi olarak hiç olmazsa olumlu olalım”, “bu kadar da ezilmeyelim” gibi biraz yapay bir iyimserlik bence. Ama bunu da çok fazla abartmayalım çünkü gerçekten haklı olarak kötümser olacağımız bir ortam var.

“Sopa zoruyla muhalefeti sindirmek olmaz”

-Kötümsersiniz…

Değilim. Ben yarın ne olacağını bilmiyorum. Gazeteciler bunu hep sorar, insanlar da hep söyler, hiçbir zaman da o dedikleri olmaz. Geleceği tahmin etmek çok zor. Eleştirileriniz geleceğin ne olacağı üzerine değil, bugünkü eşitsizlik, haksızlık, insanlara fikirlerini söyletmemeye yönelik, korku düzenine yönelik olmalı. Gelecekte ne olacağını bilmiyorum ama şu anda yaşadığımız dünya çok haksız, çok acımasız, çok zalim bir dünya. Ve bu dünyada geleceğin ne olduğunu düşünmüyorsunuz; bu dünyayı kendi kimliğinize, ahlakınıza uygun görmüyorsunuz. Bunu yanlış bir dünya, kabul edilmez bir dünya olarak hissediyorsunuz. Yarın ne olacağını nereden bileyim ben! Ama bugün olan kabul edilemez! Benim insanlığıma sığmıyor!.. Bu kadar eşitsizlik, bu kadar kabalık, sopa zoruyla insanları sindirme kültürünün bu kadar gemi azıya alması kabul edilir bir durum değil. Evet, iyimser olalım ya da geleceği merak edelim. Ama durum bu yani, konu bu. Her akşam açıyorum televizyonu, konu bu değil de başka bir şeymiş gibi konuşan insanlar var. “Ben seni ne dinleyeyim ya! Sen bu dünyayı normal görüyorsun” diyorum, çat diye de kapatıyorum televizyonu. Türk milleti de öyle yapıyor. Sopa zoruyla düzen yürütmeyi yaşıyoruz. Sopa zoruyla muhalefeti sindirmek, bir millete bir şeyleri zorla benimsetmek, kanallar açmak olmaz.

YENİ ROMANI ‘VEBA GECELERİ’

-‘Veba Geceleri’nden biraz bahseder misiniz?

Üç buçuk yıldır ‘Veba Geceleri’ üzerine çalışıyorum. Fakat bu romanı 30 yıldır düşünüyordum, hala düşünüyorum. Olaylar 20. yüzyılın başında, 1900-1901 yılında Girit-Kıbrıs-Rodos civarındaki bir Osmanlı adasında, 29. Osmanlı vilayetinde, II. Abdülhamid döneminde geçiyor. Adada veba salgını başlıyor. 1894’ten başlayarak Batı’ya doğru ilerleyen, Hindistan ve Çin’den gelen ‘Üçüncü Veba Pandemisi’ yani.

[Kronos.News] 6.2.2020

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder