İran hakkındaki orta vadeli bir kaç isabetli kehanetimin çıkmasından sonra, gün batımında demli bir çayı hak ettiğimi düşünüyorum. Sayfa editörümün, biri uzun, diğeri Aydın Havası kadar kısa iki 'İran' yazısından yorulduğunun farkındayım ama durum ciddi. İran hakkındaki kehanetlerimiz devam edecek, kimse kusura bakmasın. Neyse, sayfa ekibinin ikindi çayları benden olsun!
Doğu komşumuz İran'ın iç karışıklıkları dinmek bilmiyor. ABD Başkanı Trump, Süleymani'nin öldürülmesinden sonra, “İran'da rejim değişikliği istemiyoruz!” diyerek, Molla Hükümeti'nin içini rahatlatmaya çalıştı ancak, halkın talep ve isteklerine karşı Trump'ın da yapacağı fazla bir şey yok. Dolayısıyla, Süleymani etrafında koparılan fırtına, İran'ın iç problemlerini örtbas etme gayretiydi ama yeterli olmadı. Ufukta yeni bir Ortadoğu Savaşı görünmüyor, endişelenmenize gerek yok.
Daha bitmedi. Bu satırların yazarının mütevazi öngörülerine, 1979 İran Devrimi ile ülkesini terk eden Şah Rıza Pehlevi'nin oğlu Prens Reza Pahlavi'den destek geldi.(1) Prens Reza (İsmi bu şekilde yazılıyor!), Amerika'da yaşıyor ve geçtiğimiz hafta Trump'ın propaganda kanalı sayılan Fox News'e verdiği açıklama, İran'da bir kaç aya kadar çok ciddi rejim krizlerinin yaşanabileceği noktasındaydı. Aynı gün İran'da, gösterilere katılanlardan yirmi kişi öldü ve bin kişi de tutuklandı.
Başbakan Ruhani, Süleymani suikasti ve Ukrayna Uçağı hadisesinde en fazla aşınan iktidar yüzü oldu. İran'ın kudretli dini lideri Hamaney'in Cuma namaz tesbihatını bekleyecek kadar bile vakti yoktu. Dış basın, Ruhani'nin cuma namazından erken ayrılmasına farklı manalar yüklediler. Hatta, “Namaz bitmeden ayrıldı!” diyerek yanlış haber bile yaptılar. Dış basında da bizdeki İmam-Hatip'in orta kısmından terk seviyesinde muhabirler var. Ruhani'nin Cuma namazı selamından sonra ayrılmış olduğu detayı gözlerinden kaçmış. Türkiye'deki medya mensuplarının Cumhurbaşkanı'nın Cuma Namazı çıkışları sonrasında Hazret'ten basın açıklaması almayı namazın şartlarından biriymiş gibi algılamaları boşuna değil. Anladık yahu, Cumhurbaşkanı Cumalarını kaçırmıyor! Cuma Namazının sıhhat şartları arasında Cumhurbaşkanı'nın açıklama yapması diye bir hüküm yok! İyi de, Cuma Namazı sonrasında başkaları hakkında verip-veriştirmesi on dakika önce namazdan aldığı sevapları berheva etmiyor mu?
Ruhani'nin namaz tesbihatını bekleyecek sabrı da, zamanı da yok. Solundaki şahsın kulağına “Ben tesbihatı ofisimde yapayım! İşler kötüye gidiyor! Biz Cuma'dan çıkmadan bu gençler başımıza iş açmasın!” der gibi eğilip bir şeyler fısıldadığı kameralara yansımış. Ruhani, İran Halkı'nın, Dini Lider Hamaney'in özel mescidinden canlı yayınlanan Cuma Namazı'ndan daha çok, sokakları dolduran göstericilere ilgi gösterdiğini çok iyi anlamış olmalı. Geç de olsa, uluslararası bir mesele haline dönüşen Ukrayna Uçağı cinayetinde sorumluluğu olanları cezalandıracaklarını duyurmuş. Hem de, Süleymani suikastı ile halkın iyice sempatisini kazanan askeri kanadı sorumlu tutarak.(2)
Ortadoğu'da iktidar korkuları bacayı sardığında ölüm, yıkım ve önü alınmaz toplumsal patlamalar birbirini takip eder. Sistem sancısı, ağır bir doğumdan daha tehlikelidir. Ortaya ucube, hilkat garibesi ya da sahibi meçhul bir şey bile çıkabilir. Şansınız yaver giderse bu sancılar İran'da olduğu gibi bazen kırk sene, ya da Türkiye'nin içinde savrulduğu travma gibi, yüzyıldan daha fazla sürebilir. Hazırlıklı olmak lazım. Bütün siyasi krizlerin rejim ve sistem değişimini akla getirmesi çok derin bir problemdir.
Demokratik ülkelerle, anti-demokratik idareler arasında en belirgin özelliklerden biri, toplumsal problemleri çözmede gösterdikleri farklı reflekslerde daha iyi hissedilir. ABD Meclisi, dünyanın en prestijli başkanını “Azil” ihtimali ile adaletin karşısına çıkardı ve hukuki işlemleri başlattı. Başkan “Bana dokunursanız, her şey biter!” diyerek tehditler savurmuştu ama, hiç de öyle olmadı. Dişe dokunur bir sokak gösterisi bile yapılmadı. Amerikan halkı, demokratik bir krizi, yine demokratik kurallar içinde halletmeye alışmış durumda. Hele sistem değişikliği hiç konuşulmuyor. Fransa'da aylardır süren hükümet protestoları, demokratik hak ve hürriyetlerin kısıtlanmaması ya da genişletilmesi yönünde gelişiyor. Fransa'da askeri bir ihtilal beklentisi hiç yok.
İyice köhneleşmiş İran ve Şii düşüncenin kolay ve tabii bir doğum yapması çok zor. Neyse ki, teknoloji oldukça gelişti. Tüp bebeği denerler. Olmazsa evlatlık edinirler. Yeni bir kurtarıcı gelinceye kadar başka bir çare görünmüyor. Sokakları dolduran İran Halkı ölme pahasına “Molla iktidarından kurtulalım da ne olursa olsun!” mesajı veriyor gibi. Yönetimi protesto eden öğrencilerin, Amerikan Bayrağı'nı çiğnememek için gösterdikleri azami dikkat de, Ruhani'nin Cuma namazındaki telaşı için önemli sebeplerden birisi olabilir. İran Halkı, “Siz çözüm üretemeyecekseniz, biz dışarıdan ithal ederiz!” sinyali veriyor olmasınlar?
Gecenin bir vaktinde çayımı yudumlarken, İslam'ın arkasına sığınan Safevi ve Şii kibrinin yerle bir olması karşısında hissi gelgitlerime mani olamadım. 1979 Humeyni Devrimi'nden sonra İran, dünyaya terör ihraç eden bir hale dönüştü. Militan-Şii ve Irkçı İran Terörü neredeyse yarım asırdır İslami Terör olarak dünya piyasalarında işlem görüyor. Ne büyük yanılgı!
Şu an İran'da yaşanan sancıların, yeni bir doğumun habercisi mi yoksa, kötü bir evreye girmiş ve tedavisi mümkün olmayan bir kist ya da kitle büyümesi mi olduğu noktasında tereddütlerimi aşmış değilim.
1- https://news.yahoo.com/iran-crown-prince-predicts-regime-collapse-within-months-210728767.html
2- https://www.yahoo.com/news/rouhani-says-iran-must-punish-responsible-air-disaster-081626480.html
[Kadir Gürcan] 20.1.2020 [Samanyolu Haber]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder