Çağın fesadıyla uğraşan 'Salih Gençler' [Abdullah Aymaz]

Göğsü yumruklandıkça büyüyen, cihanlara sığmaz kapasite kazanan fütüvvet temsilcileri gençler, muhabbet fedaileri, adanmış ruhlar, cihanda sulh-u umuminin temsilcileri zaman zaman imtihanlardan da geçiyorlar. Bir damla suya muhtaç edildikleri de oluyor. Ama rahmet-i İlahiye ve inayet-i Rabbaniye her zaman onları sarıp sarmalar. Zâlim ve gaddarların azgınlık ve ve taşkınlıklarına da âleme ibret olacak şekilde, Kahhar ve Cebbar ismiyle Cenab-ı Hak karşılık verir…
Şems Şuresi, Sâlih Aleyhisselamdan şöyle bahseder: “Semud kavmi, azgınlığı ile Hakk’ı yalanladı. En azgınları ileri atılınca, Allah’ın Resulü (Salih Aleyhisselam) onlara: ‘Allah’ın devesini ve onun SU  NÖBETİNİ  GÖZETİN’ demişti. Fakat onlar peygamberi yalanlayıp DEVE’yi kestiler. RAB’leri de günahlarını başlarına geçiriverdi de orayı dümdüz etti. Öyle ya, Allah bu işin sonunda korkacak değil ki…” (Şems Suresi, 91/11-15)

Cenab-ı Hak, tamamen helâk olmuş ve yok oluş kıssası dillere destan olarak kalmış meşhur bir kavim olan Semud kavmine Salih Peygamberi göndermişti. Peygamberliğine bir mucize istediklerinde hârika bir şekilde Hak Taala kayadan bir dişi deve  çıkardı. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de “Bu Allah’ın dişi devesi, sizin için bir alâmettir. Bırakın onu, Allah’ın arzında otlasın. Sakın ona bir fenalık yapmayın. Yoksa elem verici bir azaba uğrarsınız.” (Araf Suresi, 7/73”  buyurmuştu.

Ayrıca “Su içme hakkı bir gün onun, belli bir gün de sizindir.” (Şuarâ Suresi, 26/155)  buyurulmuştu.
Kayaları kesip biçen Semud Kavmi, kuvvetlerine güvenerek azgınlıkları sebebiyle peygamberlerine iman etmeyip yalanladılar. En azgın bedbahtları  Kudar bin Salif, Salih Aleyhisselamdan azap tehdidini duyunca, DEVEYİ  tepelemeye kalkıştı. Diğer azgın ve taşkınlarla beraber DEVEYİ ayaklarını biçip yıkarak ve  devirip, vurarak öldürdüler. Cenab-ı Hak da günahları sebebiyle onları yere vurup sürte sürte ezdi, hışmını bası basıverdi, azabını uygulayıverdi. Yani “Onları korkunç bir gürültü yakalayıverdi.” (Hıcr Suresi, 15/73, 83)  “Onları bir sarsıntı tutuverdi.”  (A’raf Suresi, 7/78)  “Alçaltıcı azabın yıldırımı onları yakalayıverdi.”  (Fussilet  Suresi, 41/17)

İnkarcıları kırıp geçirdi. Sadece azgın saldırganları değil; Salih Peygambere iman etmeyen;  susmak ve dokunmamak suretiyle o azgınların  ve azılılara katılmışların hepsine cezayı uyguladı. Hepsini düpedüz kökünden yok etti. Yahut, yeri üzerlerine geçirip düzleyiverdi. Hepsini öğütüp yok etti… (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)

12 Mart 1971 Muhtırasında, hapiste iken Dinarlı Aziz Güçlü ile, İzmir Buca Cezaevinde aynı koğuşta bulunmuştuk. Çok isabetli rüya tabirleri vardı… Ispartalı bir idam mahkumunun rüyasını tabir etmiş ve onun  idamdan müebbete düşeceğini söylemişti. Akşam üzeri Yargıtay’dan müebbetten düştüğüne dair haber gelmişti. Bir gün hatıralarından  bahsederken Aziz Güçlü dedi ki: “Kaçağız… Dağlarda dolaşıyoruz… Rüyamda, bir deve geldi, cebimden 250 lira alıp gitti. Uyandım, kendi kendime dedim ki, ‘DEVE  görmek, DEVLETE  işarettir. Bugün yarın devlet güçleri üzerime gelecekler.’  Gerçekten Jandarma etrafımızı kuşatınca, ceketimi bırakıp kaçtım. Cebimde de 250 liram vardı.”

Aziz Güçlü’nün rüya tabirinde olduğu gibi, Salih Peygamberin devesini kesenlere benzer şekilde günümüzde devletin imkânlarını yağmalayıp, soyanlar, içte dışta itibarımızı yerle bir edip herşeyi talan ettiler. Hz. Sâlih Aleyhisselamın DEVESİNİ  biçip yıkan eşkıyalar gibi azgın ve taşkınlar, DEVLETİ  ele geçirip mafya usulü ile ve DEVLETİN gücünü kullanarak herşeyi tahrip ettiler. Masum insanlara dünyayı dar edip bir damla suya muhtaç hale getirdiler ve onun da verilmesine engel oldular. Bakalım Allah onlara ne yapacak?!. Bu hususta Muhyiddin İbni Arabî şöyle yorumlarda bulunuyor: “Cenab-ı Hak, Salih Aleyhisselamın kavminin cezasını üç gün erteledi. Sonra bir çığlık ile evlerinde yok oldular. Üç günün ilkinde, kavminin yüzleri sarardı. İkinci gün kızardı. Üçüncü karardı…

“Şakilerin (azgın, taşkınların) yüzlerinin SARARMASI, saîdlerin yüzlerinin pırıl pırıl aydınlanmasının karşılığıdır. (80: 38)  İlk günde gerçekleşen SARARMA, Salih Aleyhisselamın kavmi içinde şakîliğinin belirtisinin ortaya çıkmasaydı. Sonra onların yüzlerinde meydana gelme KIZARMA’nın karşılığında, âyette saidler (mutlular) hakkında ‘Dâhiketün’ gülenler, gülerler. (80/39) geçmektedir. Gülme, yüzlerinin kırmızılaşmasına (gülümsemesine, gül gibi kırmızı kırmızı açılmasına)  yol açan sebeplerden birisidir. Başka bir ifadeyle, mutluluktan ve sevinçten yanaklarının güller açılmış gibi olmasıdır. Allah, şakilerin (bedbahtların) ciltlerinin kararak başkalaşmasının karşılığında saidlerin hakkında ‘müstebşiratın (sevinçli, müjdelenmiş)’  (80:39)  ifadesini  kullanmış. Bu da, -siyahlığın, şakilerin ciltlerindeki tesiri gibi- sevincin ve müjdelemenin de saidlerin ciltlerindeki tesirdir. Cenab-ı Hak, saidler hakkında ‘RAB’leri onları Kendi Katından bir rahmet bir hoşnutluk ile MÜJDELER’  (9:21) Şakîler hakkında da, ‘Onları acı bir azap ile MÜJDELE’  (3: 21) diye buyurur.

“Her grubun ciltlerinde meydana gelen bu sözün izi görünür.” (İbn-i Arabî Fusûsü’l –HİKEM, Salih Kelimesinin Açılış Hikmeti)

Cenab-ı Hak, yeryüzüne mirasçı olarak salih kullarını seçmiştir. Bunun en önce gelen şartı adâlet ve Hak-Hukuktur. Salih ameller, en başta iman ve ibadet olarak yapılması gerekenler bellidir. İnsaniyet-i kübrâ olarak İslamiyetin, insanî yönleri ise Kitap ve Sünnetin belirttiği üzere onlar da bellidir. Bunları cihad bi’l –ÇENE yani lâf olarak değil de amel olarak hal olarak ve temsil olarak üzerimizde samimiyetle göstermemiz gerekir… Fesadı, ifsadı düzeltecek de işte bu faaliyet ve icraatlardır. Cenab-ı Hak bizleri bu hususta muvaffak kılsın…

[Abdullah Aymaz] 20.1.2020 [Samanyolu Haber]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder