Muhalefet Aşısı! [Kadir Gürcan]

Teoride ve kağıt üzerinde vadesi dolmuş iktidarların alternatifi olacak bir muhalefet bulunması gerekiyor. Muhalefetin iflas etmesi halinde, teoride bile olsa hangi alternatifler üzerinden yol alınacağına dair bir B planına rastlamadım. İşin garip tarafı 'muhalefet' denilen yapının bu derece ayağa düşeceğini hiç kimse düşünmemiş olmalı.

Zaman zaman, Türkiye'deki siyasi tıkanıklığın önünü açmak için önce aklı başında bir muhalefet inşasına başlanması gerektiği konuşuldu ama, bu proje de bir yere varmadı. Yenisini üretmek, mevcut ile yetinmekten çok mu çok zor. Teşhisi konamadığı için tedavi yollarını konuşmakta zorlandığımız garip bir virüs ile karşı karşıyayız. 1980'li yıllara kadar Türk İnsanını perişan eden Verem Hastalığı, tek tük vakalar dışında çözülmüş durumda. Bununla birlikte o yıllarda doğan milyonlarca vatandaş gibi sol kolumuzdaki Verem Aşısı'nın izini hayat boyu taşımak zorundayız. Tedavi bile bazen her şeyi çözmüyor. Yabancı bir ülkede, hasbelkader tansiyonumu ölçen bir doktor, “Dövmen güzelmiş! Nerede yaptırdın?” diyerek sempati gösterince ben de “Bütün Türk Vatandaşlarında bu dövme vardır. O kadar yaygın!” diyerek bozuntuya vermedim.

Muhalefet olmanın birinci şartı, mevcut iktidara aykırı bir düşünce bulmakla başlıyor. Farkındalık oluşturmak için harcayacağınız mermiye acımayacaksınız. Lojistik için gereken altyapınız konusunda seçmeninizi beslemek ve bitmez bir enerji potansiyeline sahip olduğunuzu ortaya koymak da önemli. Bir atımlık barut ile kitleleri maceraya sürüklemek doğru olmaz. Hele Türkiye gibi, medyanın Devlet Memurları Tüzüğüne göre mesai yaptığı bir ülkede, kopartılması gereken gürültünün sekiz şiddetindeki bir depreme yakın olması lazım ki yer yerinden oynasın.

Türkiye'deki iktidar partisi tabanından gelen çatırtı sesleri muhtemel bir yıkılışın ayak sesleri gibi okunuyor. Aynı tabana seslenen iki parti girişimi başarılı olamadı ancak, benzer başkaldırıların devam etme ihtimali yüksek. Bu satırların yazarı, iktidar partisinin yeni bir doğum yapma kabiliyetinden ümidini tamamıyla kesmiş durumda. Ne var ki, yakın dostların ümitlerini kırıp saçmalamalarının önünü kesmek için bu düşüncesini kimse ile paylaşmıyor. Neden mi?

İktidar içinden kopar gibi görünen iki oluşum zaten ölü doğmuştu. Biri ta baştan, Saray'a gidip yeni bir parti kurma izni aldığında, İç Avlu'nun granit zemininde intihar etmişti. Ondan sonraki gelişmeler malum. Mehter Yürüyüşü gibi iki ileri bir geri. Ayda bir gazete manşetlerine meze oluyor, o kadar. Hiç bir zaman ana menüde yer alamadı. Zoraki evlilikler gibi, kuruluş tarihlerini her ay bir kez daha erteliyorlar. Çok fazla açıldılar Bakalım geriye dönüp hamle yapmak için nefesleri yetecek mi? Bu kurum kurum gezmelere 2019 senesi yetmedi. Medyaya servis edilen yeni tarih Şubat ayı! Astrolojiye inananlar, şimdiden “Şubat ayında kurulacak partiden ne hayır gelir. Eksik, güdük ve artık bir ay!” diye fısıldaşmaya başladılar bile.

Ekonomiden sorumlu eski bakana çok fazla yatırım yapanların hayal kırıklığını anlıyorum. “Okumuş çocuk. Ekonomiden anlıyor!” ön kabulü çabuk tükendi. Bütün sorular matematikten gelmiyor. “Matematiğim iyi, yakışıklıyım, sözeli de hallederim!” yanılgısı, üniversite imtihanlarına giren Türk öğrencilerin en büyük hatalarından. Paragraf sorularını okumaktan aciz, okuma özürlü tipleri matematik kurtarmıyor. Eski, genç ekonomi bakanı, kameralar karşısında fotojenik duruşuna sanıldığından fazla güvendiğini gizlemiyor. Ayna karşısında geçireceği vakti, parti kurup-kurmama şıklarını tercihte harcasaydı, hiç olmazsa sayısal puan ile şimdi bir partisi olacaktı. Tabii sayılarla bu kadar meşgul olunca, Amerikalı Filozof ve Şair Ralph Waldo'nun “When you strike at a king, you must kill him!”, “Kral'a (İktidar, diktatör...) vurduğunda öldürmelisin!” siyasi esprisini okuma şansı olmamış! Ertelediği her gün, siyasi geleceği açısından kötü bir puana dönüşüyor. İki yanlış bir doğruyu götürüyor ya!

“Hoca” lakaplı akademisyen siyasetçimizin durumu daha zor. Akademik hayattan siyasi hayata geçişi geriye dönük bütün kazanımlarını berhava etti. Ortadoğu konusundaki bütün teorileri boşa çıktı. “Artık oyuncu değil, oyun kurucuyuz!” diyerek başlattığı devlet-i aliye kibri, düvel-i muazzama tarafından, Türkiye'nin başına Suriye krizi olarak geçirildi.

Akademisyenlik darlığı ile eski partisine bayrak açmaya yeltendi ama olmadı. İktidarın devlet gücü daha şimdiden maddi musluklarını kesmiş durumda. Yüksek Seçim Kurulu'nun muhtemel bir seçime hazırlık olarak hazırladığı, seçime girecek parti listesinde “Hoca”nın partisi yer almıyor. Hoca'nın vakıflarına yapılan resmi(!) baskınlar sonucunda da, yukarıda verdiğimiz 'Muhalefetin ekonomik dayanıklılığı' direncini de kaybetmiş oldu.

Muhalefetin kendi iç meselelerinden kurtulup asıl enerjisini iktidar ve icraatlarına yönlendirme gibi bir avantajı ıskalaması Türk Siyasetinin geleceği hakkında bütün ümitleri yaralıyor. Ana Muhalefet ve Milliyetçi Düşünce, bir yıldır konuşulan erken seçim için yine hazırlıksız yakalandılar ya da böyle davranmak normal halleri haline geldi. Dünyanın hiçbir yerinde, “Saray, parlamenter sistemi geri getirecek!” ya da “Biz yeni bir seçim istemiyoruz!” sözleriyle muhalefet yapan siyasi bir oluşum bulamazsınız. Ana Muhalefet ve Milliyetçi Düşünce, sıradan vatandaşlar gibi, iktidardan kopacak yeni oluşumlara gözlerini dikecek kadar acınası haldeler.

Her zaman olmasa da, hiç olmazsa seçim dönemlerinde muhalefetin direnç ve performansını artıracak, doping cinsinden, aşı ve dış takviyeler bulmak zorunlu hale geldi. Belki bu aşılar, yıllık grip aşıları gibi her yıl, dozajları artırılarak tekrar üretilmeli. İyice köhneleşen muhalefet partileri, ne zaman seçim konuşulmaya başlasa, olur da iktidar üzerimize kalır diye korkudan çat diye ölüp gidecekler. Hiç de fena olmaz hani!

* Bir kaç haftadır Türkiye'de meydana gelen ve özellikle Elazığ ve çevresinde  depremlerde can ve mal kaybına uğrayan çilekeş, gözü yaşlı, bir o kadar da sabırlı ve dirençli insanlarımıza bütün kalbimle geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Her hali ile güzel bu insanlardan, her türlü bela ve musibeti def etmesi için Alemlerin Rabbi'ne sığınıyoruz; Allahu, Nime'l-Mevla ve Ni'me'n-Nasir!

[Kadir Gürcan] 27.1.2020 [Samanyolu Haber]
newkadirgurcan@gmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder