Kenara Çekilmek! [Doç. Dr. Mahmut Akpınar]

Ağır bir deprem yaşandı ve depremin yıkımı, hasarı büyük oldu. Sarsıntılar devam ediyor. Depremin neden olduğu, yapılarımızın ne kadar depreme dayanıklı olduğu, hasarın ne kadarının depremden, ne kadarının ihmalden kaynaklandığı ayrı bahsin konusu. Bunları sorgulamak lazım; ama birilerini suçlamak, birilerine atfı cürümde bulunmak, insanları demoralize etmek, çalışanların şevkini kırmak için değil. Yeni felaketlere maruz kalmamak, geleceği daha sağlam inşa edebilmek için! Bu noktada hatası olan kişilerin de sorgulanması, cezalandırılması, en azından alandan çekilmesi  gerektiği düşüncesi yaygın. Ama olayları, süreçleri, yöntemleri mutlaka sorgulamalıyız ki bir daha benzerlerini yaşamayalım.

“Biz ne yapsak bu başımıza gelecekti” yaklaşımı İslam’ın kader itikadı ile ne kadar uyumlu bilmiyorum. İlahiyatçılar tartışabilirler. Ama ben “ne yapsak başımıza gelecekti” yaklaşımına birebir katılmıyorum. Biz ne yapsak birileri bizi hazmedemeyecek, zarar vermek ve yok etmek isteyecekti. Bu doğru olabilir; Zira bütün Hak dostlarının, Pegamberlerin başına benzer olaylar gelmiş. Dönemlerindeki şer odakları, firavunlar, zorbalar tarafından yok edilmek, linç edilmek istenmişler. İtibarsızlaştırmanın, baskının en ağırına maruz kalmışlar. Hareket için de böyle bir süreç bekleniyordu. Ama bazı şeyleri daha sağlam yaparak, daha erken davranarak, bazı tedbirler alarak, bünyemizi daha güçlü tutarak aynı şiddette bir depremi, aynı insafsızlıktaki saldırıyı daha az hasarla atlatabilir miydik? Zalimin kinini engelleyemesek dahi halkın nefretini ve zulme yan çıkmasını azaltabilir miydik? Yaşananlardan bağımsız bünyemizde var olan zaaflara odaklanmanın ve onları düzeltmeye çalışmanın geriye bakıp ahu-vah etmekten, birilerini suçlamaktan daha gerekli ve yararlı olduğunu düşünüyorum.

Depremden dolayı travma yaşayıp içe kapananlar var. Ailesi dağılmış, perişan olmuş, sağını solunu görmeyecek kadar ızdıraba, hüzne garkolmuşlar var.

Bazıları yaşananları tamamen “yolun kaderi” görüp tevekkül ediyor. Bir yandan yaralarını sarmaya çalışırken, yaşadıklarını manevi kazanç vesilesi Kabul ediyor. Bazıları bunu hem “yolun kaderi” görüyor hem de muttali olduğu bazı hatalar nedeniyle eleştirilerde bulunuyor. Bağlılığını devam ettirmekle birlikte kafasını kurcalayan sorulara sahip ve bunların giderilmediğini düşünüyor. Ama gidecek daha iyi bir adres olmadığını bildiği, yapılacak şeyler olduğunu düşündüğü için sebat ediyor. Mağdurlara mazlumlara el atmak, destek olmak, zor zamanda aynı gemide bulunduğu insanlara omuz vermek gerekir diye eleştirilerinin, çekincelerinin üzerine taş basıp bir şeyler yapmaya çalışıyor.

Bir kesim de var ki bu yapıyı tekrar inşa ve imar etmenin mümkün olmadığını düşünüyor. Genellikle aklıyla hareket eden, metafizik yorumlara çok itibar etmeyen bu kesim hatalarla deprem arasında sebep sonuç ilişkisi kuruyor. Hasarı bütünüyle ihmallere, yanlış kararlara ve strateji eksikliğine bağlıyor.

Benim de içinde olduğum ve en kalabalık kitleyi oluşturan kesim ise: “her ne olduysa oldu içten veya dıştan sebeplerin etkisi ile gemi karaya oturdu. Bu gemiyle daha önce çok insan Hakkı gördü, sahili selamete ulaştı ve bundan sonra da çok kimse ulaşabilir. Geminin yapısı, iskeleti, ilkeleri sağlam, rotada yer yer sapmalar olsa da istikamet doğru, kaptan samimi ve dertli. Tayfalar ve yolcular çok iyi gemiciler, en stratejik adamlar olmasalar da yeryüzünün şu an görebileceği en iyi, en nitelikli, en fedakar ve samimi insanları. Bu gemiyi tekrar yüzdürmeye bakmak lazım. Bunun için geçmişe değil, geleceğe odaklanmak lazım. Ama geçmişten ders ve ibret alarak! Benzer hataları yapmamak, aynı felaketlere maruz kalmamak için daha sağlam bir blokaj kurmak, güçlü bir zemin oluşturmak lazım” diye düşünüyor.

Kendimizi hangi kategoride telakki edersek edelim, şimdiye kadar yapılan işlerde hayır ve güzellik olduğunu düşünüyorsak, bütünüyle kenara çekilmemeliyiz. Eğer Hareketin İslami ve evrensel esaslara uygun, insanlık ve İslam dünyası için yararlı, problemlere çözüm üretebilecek reçetelere sahip olduğunu düşünüyorsak fark ettiğimiz/gördüğümüz bazı eksiklere rağmen burada durup bunları tadil etmenin, eksikleri-gedikleri gidermenin yollarını aramalıyız.

Çok sıkıntılar, kafa karışıklıkları, inkısarlar yaşamış olabilirsiniz. Bazı yanlışlıklara müttali olmuş, bazı ham insanların gadrine uğramış olabilirsiniz. Zamanında yaptığınız uyarılar dikkate alınmamış olabilir. Yanlışa sebep olduğunu düşündüğünüz bazı kişiler hala etkin ve kenara çekilmeye isteksiz olabilir. İşin odağında olup çözümü tıkayan, sağlam bir yapı kurmaya ve müspet manada değişime mani kişiler olabilir. Ama eğer bu işin içinde hakikat olduğuna inanıyor ve bu inancımızı sürdürüyorsak kenara çekilmek, küsmek, içe kapanmak çözüm değil diye düşünüyorum. Hakikate karşı küskünlük olmaz! “Bazı yanlış uygulamlar var” diye hakikat terkedilmez. Aksine yanlışları düzeltmeye çalışmak sadakatin, vefanın gereğidir. Nitekim alanda koşturan, samimi, gayretkeş çok arkadaş var. Küsüp kenera çekilerek hem kendimize kahredip hem arkadaşlara gadretmek yerine onlara omuz verip hayırhah olmaya çalışmalıyız. Bir şekilde karaya oturan gemiye omuz vermeliyiz diye düşünüyorum. Bu bazen muavenetle, bazen kalemle, bazen uyarıyla olabilir. Ama kendi kabuğuna çekilerek değil!

Elbette yeni kazalar, hatalar olmasın diye teyakkuz içinde ve uyunu sahire kalacağız. Yeni yanlışlarda uyaracak, eski yanlışın sürdürülmesine mani olacağız. Hem terleyip, omuz verip hem mahruti bakabilmek, dıştan nazarla da olayları analiz edebilmek önemli. Ancak akademisyenler dahil hepimiz ne kadar dıştan bakarsak bakalım hala içten, taraflı, duygusal bakıyoruz. Bu konularda içten (emik) bakışla problemi bütünüyle kuşatmak ve rasyonel çözümler bulmak mümkün olmaz. Dıştan (etik) bakışa ve rasyonel, objektif çözüm önerilerine de ihtiyaç var. Bu ayrıca ele alınması gereken bir konu.

[Doç. Dr. Mahmut Akpınar] 5.1.2019 [https://www.patreon.com/mahmutakpinar]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder