Hayır Ahmet Abi! Yapacak çok işimiz var daha… [Veysel Karani]

Birkaç arkadaştık.

Üniversitenin son günlerinde tanışmıştık Ahmet Böken ile.

Enerjisi konuşmasına yansıyor ve heyecanla Türkiye’de habercilik yapmanın öneminden bahsediyordu. İçtendi. Her zamanki dobralığı ile çıkmayı planladığımız uzun gazetecilik yolunda bizleri nelerin beklediğini anlatmış, ufku beni etkilemişti. Evet okuduğumuz bölüm itibariyle medyanın herhangi bir alanında devam etmeyi düşünüyorduk ama nasıl devam edeceğimizi bilmiyorduk. O bize “Haber merkezine yeni arkadaşlar arıyoruz, bizimle çalışır mısınız?” dediğinde açıkçası sevinçle karışık bir korku kaplamıştı içimi.

Küçük bir şehirden büyük bir şehre gelmişiz. Şimdi de daha büyük bir şehre gitme ihtimalimiz vardı. Ama orada ne yapacaktık? Nasıl yaşayacaktık?

Biz sorduk, o cevapladı. Birkaç saat sonra devasa şehir İstanbul’a gitmeye karar vermiştim. Aklımda yine bir sürü soru vardı. Ancak kararımı çoktan vermiştim.

İstanbul’a gider gitmez işe koyulduk. Ahmet Böken’in yol göstericiliğinde ne yapmamız gerektiğini öğreniyorduk. Okulda öğrendiklerimizle uygulama arasındaki fark çok fazlaydı. Sanki her şeyi yeniden öğreniyorduk.

İlk andan itibaren mesleğine tamamıyla âşık bir insan gördüm karşımda. Sanki bu meslek için doğmuştu. Sabahki gündemle başlayan aktif saatler öğleye doğru biraz hafiflese de sonrasında editörlük işleriyle ve ertesi günün gündemleriyle akşamın sonuna kadar devam ediyordu. Haber bülteninin son anına kadar masasından kalkmadığını bilirim.

Genç ve heyecanlı bir editördü. Bize her zaman “daha iyi haberci nasıl olur”u gösteriyordu. O dönemlerde haberci adayı birer stajyerdik. Bazı akşamlar gece evlerimize gitmeyi bile unuturduk. Bütün haber bültenlerini izler, deşifre yapar, notlar alırdık.

Bu noktadan sonra ona abi demem gerekiyor izninizle… Ahmet Abi yaptığımız işlerle bizzat ilgilenir, sürekli farklı açılımlar peşinde koşardı. Kısa sürede bizleri tanımış ve kabiliyetlerimize göre alanlarımızı belirlemişti. Onun ekibinde çalışmak hakikaten çok öğretici olmuştu benim için.

Evet, haber dünyasında çok bilinen isimler vardı Türkiye’de. Haber spikerleri kendi tarzlarında adeta şov yapıyorlardı. Haberin içeriğinin arka planda kaldığı haberi sunanların sunumunun ön plana çıktığı günlerdi. Ahmet Abi ise haberin içeriği üzerinde hassas bir şekilde duruyor, haber montajının çok iyi yapılmasını ve haber bülteninin en etkili şekilde çıkmasını istiyordu.

Yaptığımız haberleri öncelikle birlikte izler, düzeltilmesi gereken yerler varsa düzeltir ve yayına verirdik. O dönemlerde bilgisayarı montaj için kullanmıyorduk henüz. Sınırlı sayıdaki montaj odalarında sınırlı sayıda montaj cihazlarımız vardı. Koşarak yetiştirdiğimiz haberler o kadar çoktur ki ana haber bültenine… Ne muhteşem bir heyecandır, ancak yaşayan bilir.

Zor beğenen ve her zaman en iyisini isteyen bir editör olarak haberlerimizi ana haber bülteninde de seyreder ve bizlere eksilerimizi ve artılarımızı hemen söylerdi. İyi haberler her zaman onda değerini bulurdu. Sadece kendi ekibi için değil bütün arkadaşlar için de öyleydi. Haber kötüyse de hemen telefon açar ve nerede yanlışlıkların olduğunu tek tek söylerdi. Onun kadar işini bu denli takip eden birini tanımadım diyebilirim. Onunla çalışan arkadaşlar her zaman şunu bilirdi: Haklarını savunacak biri varsa o da Ahmet Böken’di.

Haber merkezinde kendisiyle beraber çalışırken şunu da farketmiştim: O gerçek bir dost ve gerçek bir entelektüeldir. Kendisini geliştirmek için de çok çalışır, okur, seyreder ve gelişmeleri yakından takip eder. Dostlarıyla zamanını ve elindekileri paylaşmanın mutluluğunu yaşar, bunu hissettirir.

Birçok haberi onunla beraber yaptık. Meslek hayatımın dönüm noktalarından biriydi. Kendi tarzımın ortaya çıkmasına çok yardımcı oldu. Sınırlarımı belki de benden daha iyi biliyordu.

Mudanya’da Abdullah Öcalan davasını takip ediyorduk. Ekibimiz diğer haber ekiplerine göre sayıca çok daha azdı. Ancak hakikaten oldukça başarılı işler ortaya çıkartmıştık. Kendimize özgü ve sıra dışı. Bu tecrübe ile diğer canlı yayınlara devam ettik.

Ahmet Böken ekibin içinde olmayı her zaman çok sevmiştir. Çünkü ekip çalışmasında ortaya çıkan sinerjiyi sever. Herkesin fikrini alır değerlendirir ve ona göre hareket eder. Tabii ki liderlik ruhu ön planda olmuştur her zaman. Ancak bu liderlik ruhunu arkadaşlarıyla paylaşmayı da iyi bilir.

11 Ağustos ve hemen ardından Bolu depremlerinde de birlikte çalıştık Ahmet Böken ile. Haberlerimizi insani bir bakış açısıyla sunmuştuk. Bu yüzden de o dönem içerisinde seyir oranımız daha da artmıştı. Arkadaşlarla birlikte deprem bölgelerine dağılmış ve canlı yayınlarla insanların sesi olmaya çalışmıştık.

Sonrasında o başka bir birimde devam etti. Bu kez daha çok sunucuydu. Buna rağmen yaptığı programa birçok yenilik getirmiş, ekip arkadaşlarıyla birlikte televizyon dünyasına bambaşka bir sabah programı formatı tanıtmıştı. Habercilik heyecanının hiçbir zaman eksildiğini görmedim. Yeni bir şeyler sunmanın heyecanını her zaman yaşamıştır. Bir gün bungee jumping yapmıştım bir haberde. Haberin ertesi sabahı beni canlı yayına çağırmış ve o haberle ilgili heyecanımı paylaşmıştı. Haber merkezinden ayrıldıktan sonra birlikte mesaimiz olmadı maalesef. Ama her zaman birer dost olarak görüşmeye devam ettik.

Yepyeni bir haber kanalı kurmanın arefesinde nasıl çalıştığını iyi bilirim. Televizyonunu bütün imkânsızlıklara rağmen kurdular ve o televizyon kanalını gerek haber bültenleriyle gerekse programlarıyla Türkiye’nin en çok seyredilen haber kanallarından biri haline getirdiler.

Ve sonra TRT ye gitti… Biz eksildik TRT kazandı…
Öncelikle ana haber bültenini hazırlarken farkını gösterdi. Sonrasında yeni bir haber kanalı kurma görevi de yine ona düştü. Bu kez durağan görünen bir yapıda da bambaşka bir heyecan, bambaşka bir renk ortaya çıkmasında etkisi bir hayli fazla oldu. Gerek görselliği gerekse içeriği ile modern bir haber kanalı ortaya çıkardılar ekibiyle birlikte. Ve kısa bir sürede yine Türkiye’nin en çok seyredilen haber kanalı olmayı başardılar. Ekibini iyi kurmanın, onları iyi yönlendirmenin bir sonucuydu bu. Ahmet Böken böyle biriydi.

“Milletin malı deniz” anlayışını da hiç sevmezdi. Programları kılı kırk yararak seçtiğini, kaliteden ödün vermediğini ve böylelikle TRT bünyesindeki bütün kanallar ekside giderken, onun bütçesinin büyük kısmını harcamadan teslim ettiğini şahitleri anlatır. Zaten onunla ilgili birçok saçma iddia ortaya atılmış ancak yolsuzluk yaptığına dair hiçbir şey ortaya konulamamıştır. Yıllar boyunca genel yayın yönetmenliği yapmasına rağmen hâlâ kiradaydı. Gerçi bu da suç olmuştu Türkiye’de değil mi? “Koskoca genel yayın yönetmenisin! Nasıl bir evin olmaz? Neden evin yok?” sorularını soran hâkimler bile çıktı maalesef. İki televizyon kurmuş ve iki televizyonu da başarıya taşımada etkin rol sahibi olmuştur. Türkiye’de bunun örneğini gösterebilir misiniz?

Maalesef her başarının bir cezası oluyor bu ülkede. Ahmet Böken de başarısının cezasını önce görevden alınarak ardından da tutuklanarak ödedi. 15 Temmuz’a kadar arada sırada da olsa görüşme imkânımız oluyordu. Sonrasında bir daha yüz yüze görüşüp sohbet edemedik maalesef. Tutuklandığını öğrendiğimde uzun süre kendime gelemedim.

Yapılanları anlamak kolay değil. Saçma suçlamalar, mantıksız sorgulamalar ve işkence iddiaları. Artık iyi olduğunu bilmek bile yetiyor insana. En azından haberini alabiliyoruz çok şükür. Ahmet Böken gazetecidir. Günahıyla sevabıyla… Hepimiz gibi…

Türkiye’nin entelektüel, beyefendi, kabına sığmayan, başarılı insanlarından, çok iyi gazetecilerinden biri daha hâlâ tutsak. Onu tutuklatanlar da bunu çok iyi biliyor aslında. Nefret işte… Gözaltındaki işkencelerden sonra şimdi de açık görüşleri yasaklayarak, kitap okumalarına engel olarak işkencelere hapiste devam ediyorlar.

Bu son bölüm ona yazacağım mektuba bir hazırlık olabilir belki…

Ah be kıymetli abim…

Tutuklanmadan bir gün önce görüşmüştük seninle. Ben ertesi gün eğitim için yurt dışına çıkacaktım ve “çok iyi yapıyorsun, artık yapacak bir şey kalmadı burada” demiştin ya hani… Hayır birlikte yapacak çok işimiz var daha. Bunun için dua ediyor ve bekliyorum.

İnşallah bir an önce özgürlüğüne ve çok sevdiğin ailene kavuşursun…
O anı hasretle bekliyorum…

Kardeşin/Arkadaşın Veysel Karani

(Bu yazı ilk kez 17 Mayıs 2017’de Kronos’ta yayımlanmıştır)

[Veysel Karani] 4.1.2019 [Kronos.News]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder