Benim Ablalarım vardı [Fuat Baran]

Ortaokul-Lise yıllarında “Kime emanet ” klibi vardı, sürekli dinlerdik.

Sonra  üniversite yıllarında “benim abilerim vardı” klibini dinlemeye başladık.

O klipte, abilerden bahsedilir ve onların yaptıkları resmedilmeye çalışılırdı.

Bugünler, benim ablalarım vardı diyeceğimiz günler.

Evet benim ablalarım vardı ve iyiki varlar.

Benim ablalarım vardı;

Devletin ona verdiği maaşı kendisine yeterli bulup, para, makam, mansıp için kimsenin önüne yatmayacak kadar onurlu, namuslu evlatlar yetiştiren ablalarım, analarım vardı.

Hırsız yakaladı diye, oğlunu gözaltına alınmaya yollarken, “başını dik tut, sen haram yemedin, kimsenin hakkına girmedin” diyecek kadar kendinden ve evladından emin ablalarım, analarım vardı.

Evinin direği, hayat arkadaşı, yıllarca vatanına milletine fedakarca hizmet eden eşine, şikayet etmeden sabreden, çocuklarına hem ana, hem babalık yapan, babalarının yokluklarını bir an olsun evlatlarına hissettirmeme adına kendinden geçen ablalarım vardı.

Bunca hizmette sonra, bir şaki, bir terörist gibi hapislere atılan eşlerinin yokluklarında, ailenin tüm yükünü taşıyan, bundan şikayetçi olmayın rabbine şükreden, bununla gurur duyan Anadolu soyisminin hakkını  veren, Anadolu’nun, Yurd’un çilekeş, elleri öpülesice analarım vardı.

Haram lokma yememenin bedelini hapiste eşleri öderken, dışarda, hor görülme, dışlanma, linç edilme, vebalı gibi davranılmalara aldırış etmeden, hem çocuklarına, hem eşine moral ve motivasyon kaynağı olan elleri öpülesi ablalarım vardı.

Yeni doğmuş evladının kokusuna daha doyamadan, doğumhane önlerinde kendilerini hapse atmak için bekleyen zalimlerin zindanlara attığı ablalarım vardı.

Zindanda bebeğine, mama verilmediği için kendi yediği yemeği yedirmek zorunda kalan,

Yavrusunu emzirmeye müsade edilmediği için, sütünü lavaboya sağmak zorunda kalan,

Beton yerde, emekleyen evladının yırtılan elbisesini yama yaparak yeniden giydirmek zorunda kalan,

Daha babasını bir kere bile görmeyen yavrusuna, babasızlığı zindanlarda hissettirmemeye çalışan, zindandaki babalarının yokluğunu, adeta zindana dönmüş ülkesinde hissettirmemeye çalışan gözü yaşlı, hayatın en acımasız yüzüyle yaşamak zorunda kalan ablalarım, analarım vardı.

Hapiste olanların ailelerine, parasız, ailesiz, dedelerinin ve ninelerinin bile kabul etmediği, adeta toplama kamplarına hapsedilmiş garibalara yardım için, ölümü, hapisi göze alarak biraraya gelen, onlar için içli köfte yapan, sarma saran, bunun bedelini de, kendisine müslüman diyen münafıklar tarafından hapisle, işkence ile ve sonunda ölüm ile ödeyen ayaklarının altına keçe olmayı kendime şeref bileceğim ablalarım vardı.

Kocası zalimler tarafından bir anda kaçırılınca, çocuklarına baba olan, ortalıkta erkek diye dolaşak korkar dilsiz şeytanların aksine, kocası için koşturan, kocasını bulmaya çalışan, bunun için video çeken, twit atan, acziyetini ve çaresizliğini insanlarla paylaşan, acaba birazcık olsun vicdanlar canlanır mı diye, hala kendisine terörist diyenlerin bile kapısını çalan gözü yaşlı, kalbi kırık ablalarım vardı.

Hayat arkadaşı, çocuklarının annesi iken, bir anda eşi tarafından terörist olmakla suçlanıp, çocukları ile tehdit edilince, çocuklarını da yanına alıp, bilmediği, tanımadığı, dilini bile konuşamadığı, anlamadığı ülkelere cebri hicret edip, o yaban ellerde, hem analık, hem babalık yapan, bununla da yetinmeyip, geride, Türkiye’de bıraktığı ve hala o cehennemde yaşamak zorunda kalan insanlara yardım toplayan, onların seslerini duyurmaya çalışan yiğit ablalarım vardı.

Ailesi, komşusu, arkadaşları ve tüm yakınlarının kendilerine sırtını dönmesi, terörist demesi üzerine, biricik yavrusu ve kocasıyla, bir şişme botun içinde, kış günü, soğuğun iliklere işledi Meriç Nehri’nde, umuda, yeni bir hayata doğru açılmışken, botun batması sonucunda, daha minnacık bebeği, hayat arkadaşı ve kendisi, Meriç’in soğuk sularında kaybolan, cenazesi aylar sonra bulunan, her daim, peygambere komuşu olun diye dua ettiğim şehit ablalarım vardı.

İnsanın damarlarındaki kanı donduracak soğukta, sırılsıklam, çamur deryasında yürürken, sırtında bebeği, eliyle, “anne dondum” diyen kızının elini ısıtmaya çalışan, babalarının yokluğunda, hem anne, hem baba olan, onlar için çırpınan, kendini unutmuş, sağlığını kaybetmiş ve bir akşam kalbinin pes etmesi ile orada ruhunun ufkuna yürüyen, ayağının altına keçe olduğum, fedakar, cefakar, yüreğindeki güzellik yüzüne, kalbindeki iyilik evlatlarının tertemiz yüzlerine vurmuş şehid ablalarım vardı.

Bu sürecin en fazla bedel ödeyen, çile çekenleri ablalar, analar, yani kadınlar oldu.

Anadolu topraklarında, analar çok dolu.

Onlara hapis,

Onlara tecrid,

Onlara işkence,

Onlara namusları ile tehdit,

Onlara hücre,

Onlara sürgün,

Onlara çile düştü.

Onlar hem baba oldular,

Onlar hem ana oldular,

Onlar hem acı çektiler,

Onlar hem acı çekenlere derman oldular.

Onlar kan kusarken kızılcık şerbeti içiyorum dedi.

Onlar kimse yok mu diyenlere, buradayız dedi.

Onlar can oldular

Onlar canlarından oldular.

Onlar yar oldular

Onlar yarlarından oldular.

Onlar ana oldular Anadolu’da

Anadolu zulüm dolu oldu, onlar anadoludan oldular.

Onlar evladının cenazesini bile alamayan oldular.

Onlar, anaları, babaları, kardeşleri tarafından anlaşılamayan oldular.

Onlar zulüm dolu haline gelen Anadolu’nun, çile çeken anaları, ablaları oldular.

Berat gecesinin kıyısında olduğumuz şu dakikalara, rabbime dua dua yalvarıyorum

Anaları artık ağlatma Allahım!

Anaları evlatsız, evlatları anasız bırakma Allahım!

Ablalarımı, analarımı, zindanlardan sen kurtar Allahım!

İsmi Anadolu olan bu toprakları, yeniden Ana dolu, vicdan dolu, insan dolu, huzur dolu toprak yap Allahım!

Anaların bu bitmeyen çilelerini tez zamanda bitir Allahım!

Ablalarımın yüzlerini sen güldür Allahım!

Berat gecesini, zindanlarda bulunan analara, ablalara, bebeklere, yavrulara beraat kapılarının açılmasına vesile eyle Allahım!

Amin..

[Fuat Baran] 30.4.2018 [YeniHamle]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder