“ABD’de cemaati karıştıran milyonlarca dolarlık iflas” başlıklı dünkü haber-yorumun ardından Tahsin Gül (Ahmet Çiçek) aradı. Cemaatin eski Güneydoğu Amerika imamı olan Tahsin Gül, batan şirket Star Chain’in ilk üç kurucu ortağından biri.
Dünkü yazıda, karşı görüş almak üzere kendisini aradığımı ama ismimi duyar duymaz, herhangi bir açıklama yapmama fırsat vermeden telefonu yüzüme kapattığını yazmıştım. Yazıyı yayımlamamın ardından kendisi bana ulaştı ve hem yazılı hem sözlü bir açıklama yaptı.
Yazılı açıklamasına bir özürle başlayan Gül, “En başta şunu ifade etmek isterim ki yazıda belirttiğiniz üzere telefonu yüzünüze iradi olarak kapatmış değilim. Bilmediğim bir numara tarafından arandım ve herhangi bir mesajınız da yoktu ben de kapattım. Eğer bu hususta bir yanlış anlaşılma varsa özür dilerim.” ifadelerini kullanıyor.
“BU ORTAKLIĞA GİRMEM HATAYDI”
Açıklamanın tam metni şöyle:
Ahmet Çiçek, havuz medyasının
MİT kaynaklı ‘cemaatin dünya imamları’
albümünde bu şekilde yer almıştı.
“Yazıda ifade ettiğiniz hususlara gelince;
Öncelikle bu şirketin resmî ortakları belli. Ana şirket olan ‘Star Chain’in üç ortağı var, bunun dışında da her alt şirketin ayrı ortakları var.
Bu şirketin yatırımcılarından biri de bendim ve bu ortaklığa girmem bir hataydı.
Bunun faturasını da herkes gibi ödedim.
Bu şirketin hiçbir idari safhasında karar verici bir yönetici olmadım, sadece pasif yatırımcı olarak kaldım.
Erdem Bey’in (Şirketin eski ortağı ve CEO’su Erdem Aydın) ifadesiyle, ‘Tahsin Bey, say ki Amazondan bir hisse aldın, aynen böyle pasif yatırımcısın.’
Erdem ve Ömer beyler şirket ile ilgili projeyi bana getirdiklerinde ben de bu vesileyle hem vize başvuru dosyamı güçlendirmek hem de pasif yatırımcı olarak elimdeki sermayeyi kullanmak için şirkete ortak oldum.
En başından beri Ahmet Çiçek olarak ortak olduğumu Erdem Bey de biliyor. İfade ettiği gibi iki sene sonra öğrendiği bir durum yok.
15 Temmuz olayının hemen sonrasında ortalığın toz duman olduğu bir dönemde, herkesin kendi geçimini sağlamak üzere bir şeyler düşündüğü bir anda biraz da acele ile verilmiş hatalı bir karar olarak şirkete pasif yatırımcı oldum.
Bu ortaklık tamamen şahsi kararımdı ancak bu süreçte tanıdığım ve kendilerine güvendiğim arkadaşlarımla fikir alışverişinde bulundum. Bu süreçte Erdem Bey’in ‘kimsenin haberi yoktu’ diye ifade ettiği kişilerle aramda yanlış anlaşılmalar olmuş olabilir.
Bu ortaklık sizin yazıda ifade ettiğiniz gibi ‘cemaatin üstdüzey imamlarının kurduğu’ bir ortaklık değildir.
Zor bir dönemde sadece kendimi temsilen girmiş olduğum bir ortaklık ilişkisidir.
Şunu açıkça ifade etmem gerekir ki; şirkete son dönemine kadar hiç kimseyi yönlendirmedim.
Sadece son döneminde şirkete ortak olması ile ilgili bir kişiye tavsiyede bulunarak Erdem beyle görüştürdüm.
Şirketle ilgili dedikodular ortaya çıktığı andan itibaren görevimden ayrıldım ve tam iki yıldan beri kendi tercihimle bir inziva hayatı yaşamaya çalışıyorum ve hayatımı idame ettirmeye uğraşıyorum.
Y. B.’nin iddia ettiği gibi şirkette yönetici olarak kendisini öneren ben değilim.
Y. B. ismini gündeme getiren şirketin diğer iki ortağı Erdem Aydın ve Y. B.’nin yakın arkadaşı olan Ömer Casurluk’tur.
Hatta bu süreçte Y. B.’nin uygun bir isim olmadığını da kendilerine söyledim ancak ısrarcı oldular ve şirkete yönetici olarak atadılar.
İfade edildiği gibi Ömer Casurluk’un şirkete ortak olmasını kendisine ben tavsiye ettim. Bu süreçte işadamları derneği yöneticiliğinden de ayrılması hususunda görüştük ancak kendisi bunun için süre istedi.
“DİĞER ORTAKLAR DA BANA DOĞRUYU SÖYLEMEDİ, SORUMLULUĞU ÜSTLENMELİLER”
Şirketin kurulduğu dönemin şartlarından çekindiğimiz için beraberce karar verdiğimiz bir ‘ketumiyet’ vardı. Buna ben sebebiyet verdim. Sonradan anladım ki bu ketumiyet diğer iki ortak tarafından bana karşı da kullanılmış ve oranlarımıza göre koyulan sermaye hususunda bana da doğruyu söylememişler.
Şirketi başlangıcından sonuna kadar Erdem Aydın ve Ömer Casurluk yönetti. Bana ve herkese söyledikleri gibi ben sadece pasif yatırımcıydım. Şirketin yöneticileri şirketin uğradığı zararla ilgili birinci derecede sorumluluğu üstlenmelidirler.
Bu sorumluluğu başkalarına taksim edip en son kalanı da korona sürecine verip kurtulamazlar.
Şirket yönetimi henüz imzalanmamış ve nihayete ermemiş anlaşmaların sözlerine güvenip büyüme hayalleri kurdu. Bu gibi hayaller şirketin nakit dengesini bozdu ve böylece kazandığından vermesi gereken kararları dışardan aldığı krediler ile verdi.
Büyümenin gerçekleşmeyeceğini geç anladı. Dolayısıyla hayali kurulan büyüme düşüncesiyle şirkete alınan yüksek maaşlı elemanlar büyük maliyetler oluşturdu ve şirkete yük oldu.
Kuruluşundan sonuna kadar ben şirketten hiç maaş almadım. Erdem ve Ömer beyler aldılar ve karşılığında şirketi yönettiler.
Toplamda 6 (altı) ay onlar gibi kâr payı aldım, bunu da koyduğum sermayeye mahsup ettiler.
Kayyım raporlarına da bakılırsa görülecektir ki; şirket büyük bir öngörüsüzlük ile yönetildi ve nihayetinde de konkordato ilan etmek zorunda kaldı.
Son tahlilde bu tür idari yanlışlıklar çıkan dedikodulardan daha fazla şirkete zarar vermiş oldu.
Saygılarımla,
Tahsin”
****
“EVET 200 BİN DOLARLA ORTAK OLDUM AMA BU BABAMIN PARASIYDI”
Bu açıklamanın ardından Çiçek’le telefonda da konuştuk. Orada kendisine başka sorular da yönelttim. Bunların bazılarını cevapladı, bazılarını cevaplamamayı tercih etti.
Karşılıklı konuşma sırasında bazı noktalar daha vurgulu olduğu için onlara da yer vermek istiyorum.
Tahsin Gül (Ahmet Çiçek), açık yüreklilikle şunları itiraf ediyor: “Ortaklığımızı başta gizledik. Bu büyük bir yanlışlık. Gizlememeliydik. Bu bir hata. Şeffaf olmalıydık. Çünkü zaten resmî olarak ticari sicil kayıtlarında görünüyor. Amerika’ya yeni gelmiştim. Babam bir miktar para gönderdi, ben onu koydum. Dekontlarını da verebilirim. 15 Temmuz sonrasıydı. O toz duman içinde açıklamak istemedik. ‘Bir müddet sonra açıklarız’ dedik ama yanlış bir karardı. 15 Temmuz korkusu olmasa belki daha sağlıklı karar alırdık. Ben bir kaç çıkış hamlesi de yaptım ama çıkamadım. Sonra da bu olaylar yaşandı. Başlangıçtaki ketumiyet yanlış bir karardı.”
Çiçek, 200 bin dolarla şirkete ortak olduğunu kabul ediyor. “Evet, 200 bin dolar doğru ama benim param değildi. Babamın parasıydı. Babam gönderdi bu parayı,” diyor.
Kendisi bununla ilgili dekontları da bana gönderdi. 4 ayrı işlemde toplam 320 bin dolarlık bir transfer söz konusu.
Ancak benim aldığım bilgiye göre Ahmet Çiçek bu paralarla ortaklığa girmedi. 200 bin doları bir başka şahıs üzerinden getirip verdi.
Ayrıca babasının gönderdiği bu paraların yine kendisine ait olduğu ve babasının sadece transfer işlemini yaptığı yönünde iddialar da var.
Kendisi bunu kabul etmiyor.
****
Bu arada Çiçek’in de diğer ortaklara suçlamaları var. “Asıl onlar bana doğruyu söylemedi.” diyor. Devamını şöyle getiriyor: “Hisseler oranında eşit para konmamış. Bunları 3 sene sonra farkettim. Ben pasif yatırımcıyım, işlere karışmadım. Neden hisseleri eşit oranda yazmadılar bilmiyorum. Ben bunu bir kaç ay önce farketmiş oldum. Hani siz diyorsunuz ya, esnaftan alınan paralarla gerçekte dükkanlara ödenen rakamlar farklı… O metod bana da uygulanmış. Benim kuruluş safhası bilgim ile iki-üç ay öncesine kadarki bilgim farklı.”
****
Çiçek, bu iflasın asıl sorumlusu olarak ‘kötü yönetimi’ görüyor. İlticası kabul olan esnafların paralarını geri çekmek istemesinden ziyade idari hataların altını çiziyor ve diğer iki ortağa, “Sorumluluğu üstlenin” çağrısı yapıyor.
Yanlış kararlar alındığını, her bir yanlışın başka yanlışlarla düzeltilmeye çalışıldığını ama sonra toparlayamadıklarını dile getiriyor.
Bu arada “Bu ortaklık sizin yazıda ifade ettiğiniz gibi ‘cemaatin üstdüzey imamlarının kurduğu’ bir ortaklık değildir,” ifadesine itirazım var. Bunu kendisine de söyledim. Çünkü kendisi o sırada cemaatin ABD’deki 6 büyük imamından biriydi. En tepede ABD imamı Mehmet Yaşa vardı ve onun altında da ülkenin 50 eyaletinin paylaştırıldığı 5 imam görev yapıyordu. Ahmet Çiçek işte bu 5 kişiden biriydi. Üstelik kendisini Endonezya’dan Mehmet Yaşa getirmişti. Yani arkasında Yaşa vardı. O dönemin en muktedir isimlerinden biri Yaşa’ydı. Görevden alınmış olmasına rağmen halen etkili olduğunu söyleyebilirim.
Ahmet Çiçek ise artık cemaatte herhangi bir görev bulunmuyor. New Jersey’de eşiyle açtıkları bir kafeyi işletiyorlar.
****
Ahmet Çiçek’e, hakkındaki diğer iddiaları da yönelttim. Bunları sıra ile yazacağım. Onlara verdiği cevapları da bu yazılarda bulacaksınız.
Dünkü yazıyı bitirirken, “Bir sonraki yazıda, skandalın cemaatin üst tabakalarına yansıması ve orada yaşanan diyalogları yazacağım.” demiştim. Ancak Ahmet Çiçek’in açıklaması gelince onu bir sonraki bölüme ertelemiş oldum.
Söz verdiğim üzere bu yazı ile devam edeceğim.
[Ahmet Dönmez] 3.7.2020 [ahmetdonmez.net]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder