Geçenlerde bir arkadaş mesaj attı:
“Falan eski tanıdığım aradı. Yirmi yıllık meslektaşım. Israr etti. Kıramadım. 700 küsur Euro yatırmamı istedi. Yatırdım. Çok canım sıkkın. Şimdi ben ne yapayım? Gelen ürün 20-30 Euro’yu geçmeyecek birkaç plastik şişe. Her türlü vitamini doğal ürünlerden alıyorum zaten.”
Bir başka arkadaş telefon etti.
“Falan önemli ağabeyim, aradı. Tam 1 saat üye olmam için agresif bir şekilde ısrar etti. Bunalttı. ‘Peki’ dedim. Giden paraya mı yanayım, bozulan moralime mi?”
Bir başkası, Uzak Doğu’dan yanımdaki bir arkadaşı aradı, dert yandı.
BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️
“Filan önemli abi benden kredi kartı numaramı istedi. Canımı istese vereceğim bir insan. Kartımı verdim. Ertesi gün bir baktım 900 küsur dolar çekilmiş. Hem o ağabeyden içim soğudu. Hem de paramın gittiğine üzüldüm. Biz para yetmiyor diye ekmeği evde yapıyoruz ne vitamini ne kozmetiği…”
Böyle art arda vakalar artınca “Bu olay neyin nesidir” diye düşündük. Meğer iş almış başını gitmiş. Bu, her yerde problem olmalı ki Yüksel Çayıroğlu dini yönünü yazdı. Bir başka arkadaş bulunduğu ülkedeki o firma yetkilileriyle görüşüp haberini yaptı.
Ardından ABD’den bir arkadaş aradı, sitem etti: “Bu yaptığınız yanlış” dedi. “İstiyorsunuz ki insanlar hep Uber yapsın, pizza dağıtsın, Amazon’da kitap satsın. Bu da bir ticaret. Bilip bilmeden ne diye bu işlerin aleyhinde oluyorsunuz. Çok sakıncasız bir ticaret. Dini mahsuru da yok. Başka hocalara sorduk. Titan mitan değil.” dedi.
Haklı olduğu ve hak verdiği noktalar oldu. Anlatayım.
Eğer bir ticaret şekli ve usulü bulunulan ülkenin kanunlarına uygunsa, bir yasayı bypass etmiyorsa, ‘hile-i şeriye’ içermiyorsa tabii ki herkes bu işi yapabilir. Engellemek kimseye düşmez. Ama ben dini hassasiyetleri olan bir insansam işin fıkhi olarak şüpheli yönlerini erbabına sorarım. Sonrası bana kalmıştır. Bizim yaptığımız iş, bu oldu. Çok fazla tartışma konusu olunca başka uzmanların da doğruladığı bir metni yayınladık. İşinin uzmanı bir başkası farklı bir şey söylerse onu da yayınlarız. Sonra da dileyen dilediği şekilde davranır.
Bir insan pazarda dilediği şeyi satabilir. Ama bunu evin içinde, cami bahçesinde veya cami içinde satması hem dini yakınlığı istismar hem de dostluğu suiistimal anlamına gelir.
Düşünün, “Harem” dairesinde birileri bir şeyler sattığında rahatsız oluyoruz. “Lanet olsun bu kutsal mekânı istismar etme” diyoruz. Aynı şey dost ve arkadaşlık gruplarında, cemaat türü oluşumlar içinde de geçerli. Dostluk ve arkadaşlık kutsal bir duygudur. İçine para girdiği an bereketi kaçar, tılsımı bozulur. Ama ne yazık ki bu tür pazarlama tekniklerinin müşteri kitlesi genellikle dostluk ve arkadaşlık grupları oluyor.
Bununla beraber dileyen dilediği ürünü satar. İster dini yönünü dikkate alır, isterse almaz. Bu onun ve müşterisinin bileceği iş. Ama zaten insanlar binbir mağduriyet içinde bocalarken, sırtlarını dayayacak arkadaş ve dost ararken bu dostluğu üç beş kuruşa zedelememek lazım. Saatlerce ısrar etmek… ne kadar korkunç bir baskı!
“Mutlaka al”, “kullan!” gibi baskılar pek çok dostluğu ebediyyen bitirebilir. O nedenle çok iyi bir ürün varsa bunu email ile veya whatsapp mesajıyla tanıtmak lazım. Meslektaşlık ve abilik kredisi böyle çarçur edilmemeli. Tek sermayemiz olan dostluğu, ticari işlerle tüketmemek lazım. “Zor durumdayız, tek kazanç kapım bu” diyorsam bu işimi cami bahçesinde yani evin içinde değil, dışarıya ve dışarıda yapmam gerekir.
HER TÜRLÜ ORTAKLIK…
Araya paranın girip de dostluğun bitmediği durum yok gibi. Keşke olsa! Aşağı yukarı kırk yıldır gözlem yapıyorum. Onlarca ticari ortaklığa şahit oldum. Ve bu zaman zarfında sevgi ve saygının korunduğu, düzgün yürüyen sadece bir iki ortaklık gördüm. Onun dışındaki hemen her ortaklık çok geçmeden çirkin bir kavga ile sona erdi. Bakıyorsunuz bir tarafta elmas gibi bir insan, diğer tarafta altın kalpli bir başkası. Can ciğer iki dost üç gün sonra birbirini kömür olarak görmeye başlıyor, tekfir edecek kadar düşmanlaşıyor.
Çünkü hepimiz şark çocuğuyuz. Beynimizi ticari kurallar ve etik değerler değil hislerimiz kontrol ediyor. “Ticareti yabancılık esasına” göre değil, akrabalık ilişkisi içinde yapıyoruz. Oysa ortaklık profesyonellik gerektiriyor. Şarklılıkla yürümüyor. O sebeple bana “Falanla veya filanla ortaklık yapayım mı” diye soran olduğunda her zaman tek bir cevabım oldu:
“Ortak olup ‘10’ kazanacağına tek başına ol ‘1’ kazan. Çünkü sizin Allah nazarında değerli olan yanınız birbirinize olan sevginiz ve dostluğunuz. Kazanacağınız fazla para değil.”
Ne zaman ki şarklılıktan kurtuluruz o zaman ortaklık risk taşımaz hale gelir bilakis tercih edilir.
Tekrar edeyim Hizmet ve Hizmet gönüllüleri arasındaki sevgi ve saygı ilişkisini tehdit eden tek unsur “paradır”.
Çöken hangi sütunun enkazını eşelesek maalesef altından para hırsı çıkıyor.
[Veysel Ayhan] 15.6.2020 [TR724]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder