“Geberin!” [Ahmet Dönmez]

Yalnız iyi kininiz varmış.

Anladık.

Kininiz dininiz olmuş.

İşittik, kabul ettik.

Kindar gençlik işi tamamdı zaten; tepeden tırnağa kine, nefrete kesmişsiniz.

Gördük, kaskatı kesildik.

Hiç bir afetin, salgının, trajedinin, ölümün dindiremeyeceği…

Hiç bir acının kesmeyeceği…

Hiç bir gözyaşının söndüremeyeceği…

Hiç bir virüsün öldüremeyeceği…

Doyumsuz bir nefretiniz varmış.

Yaşadık, kabul ettik.

****

Hayır, zannettik ki, azıcık vicdanınız kalmıştır.

Yargı zaten sizin köpeğinizmiş. Sayenizde mahkemelerden umut keseli çok olmuştu. Anayasa’yı da kıvırıp kıvırıp demokrasinin egzoz borusuna sokmuştunuz zaten.

Bütün insanlık bir salgın felaketi ile sınanırken bekledik ki siz de belki tarafgirliğinizi, siyasi nefretlerinizi bir kenara bırakır insan olmanın gereği ile hareket edersiniz.

Evet, adalet merhamet değildir. Kimse merhamet dilenmedi. Sadece bir hak olarak, en temel hak olarak, ‘yaşama hakkı’nı talep etti insanlar.

“Korona ayrım yapmıyor” dediler.

“Madem ki korona gerekçesiyle cezaevinden birilerini çıkaracaksınız, öyleyse ayrım yapmayın” dediler.

“Hiç olmazsa şimdi ayrımcılık yapmayın…”

İnsanlar böyle dönemlerde eski düşmanlıklarını unutur, savaşa ara verir diye düşündüler.

Sizde de insanlık hasletlerinden bir kaçı kalmıştır diye belki…

Meğer hîn-i hâcette kullanılacak ihtiyat akçelerini tükettiğiniz gibi bu korona günlerine de sıfır insanlıkla girmişsiniz, şimdi anladık.

“Topunuzun vicdanına tüküreyim, topunuzun.”

****

Hayır, Sefiller Fransası için bahsedilen o lanetli toplumu da kurmuşsunuz sonunda.

Size oy veren kindar nesilden bir kişi bile isyan etmedi ya şu vicdansızlığınıza!

Hayır hayır, tam tersi…

Bir twitter paylaşımım üzerine bir zamanlar AKP Genel Merkezi’nde iyi görüştüğüm bir danışmandan şöyle bir mesaj aldım: “Bu hapistekileri boşuna gereksiz beklentiye sokmayın. Hiç biri çıkamayacak. Hepsi hain. Nefes almaları bile beni rahatsız ediyor. Ve hakları da yok. Çünkü hainler. Hainin hükmü açıktır.”

Sonra AKP tabanından gelen tepkilere biraz daha dikkat kesildim.

O zaman anladım, çıkarmayacaklar.

Öyle bir kinle doldurmuşlar ki, kazara bu hapistekiler çıkacak olsa en başta kitleleri saldırır “Saddam levrekleri” gibi…

Malum, Saddam Hüseyin muhaliflerinin cesedini, yapay göllerde özel yetiştirdiği ‘levrek’ dediği canavar balıklara yedirirmiş ya…

Bizimkilerin kindar kitlesinin de o levreklerden farkı kalmamış.

Tahliye etmek bir yana; ellerinden gelse bütün tutuklulara tek tek virüs bulaştırırlar. Bütün tutuklular derken tecavüzcüler, çocuk istismarcıları, uyuşturucu satıcıları, hırsızlar, rüşvetçiler, mafya babaları, tosunlar, tosuncuklar hariç tabii…

****

Geri kalanlara, “Geberin!” dediler yani.

Tıpkı  Sosyal Hizmetler İstanbul İl Müdür Yardımcısı Nail Noğay’ın gariban bir kadına dediği gibi…

AKP ve MHP’li vekiller de Meclis’te toplanıp ‘düşman’ olarak gördükleri bütün siyasi tutuklulara “Geberin!” diye bağırdılar.

Bana, “Nefes almalarını bile istemiyorum” diyen o AKP’li gibi nice kindarlarını rahatlattılar.

Gördük, kabul ettik.

Tamam da…

Nail Noğay “Geber!” diye o twiti attığında AKP’lilerin şovu neydi öyle?..

Bu ‘Geberin Yasası’nın en ateşli yüzü olan AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin, Noğay için şöyle demişti mesela: “Otuz iki yıllık memur, devlet olmanın ruhuna dair hiçbir şey öğrenememiş.”

Yoo, bugün sizin temsil ettiğiniz devletin ruhunu çok iyi özümsemiş bir memur o.

Oğlunun kemikleri PTT kargosu ile gönderilen anneye zerre kadar üzülmeyen öteki AKP Grup Başkanvekili Cahit Özkan’a, “Her şey mevzuata uygun” açıklaması yaptıran da o ‘devletin ruhu’ değil miydi?

Nail Noğay’ın hesap edemediği şey, toplumun ikiyüzlülük ambilavansının burada mutlak surette yüzüne çarpacağı idi.

Eşi cemaatten hapse atılıp da ‘açız’ diyen birine ‘geber’ dese kimse oralı olmazdı.

Olmuyor da nitekim. Bu şekilde aç bırakılan insanlara yardım ulaştıranlar bile ‘teröre yardım ve yataklıktan’ hapse atılıyor da kimsenin gıkı bile çıkmıyor.

Sonra da “Bunlar terörist. Ne yani, teröristleri mi çıkaracağız?” diyorlar ya işte.

Zaman’ın eski Ankara Temsilcisi Mustafa Ünal’ın mahkemedeki harika savunmasında kurduğu analoji bunu çok iyi anlatıyordu. “Bir Rus atasözü şöyle der: Bir ayı yavrusunu yemek istediği zaman onu çamura bular… Bugün üstümüzü başımızı çamur içinde görenler olabilir. Ama bu sadece sürekli ve yüksek sesle tekrarlanan propagandanın eseridir.” demişti Mustafa Ünal.

Bu bir haftalık Meclis tiyatrosunda sahnelenen ‘terörist’ umacısı da işte bu çamurdan ibaret.

Ayılar, masum yavrularını yemeyi kafaya koymuş ne de olsa.

İnsan, doğası gereği, en fazla kime kötülük etmişse en çok ondan nefret edermiş.

Yalnız bunlarda da iyi nefret varmış.

Ne nefret varmış arkadaş.

Peki ya ‘bu hezeyanları daha ne kadar sürecek böyle, onların, yani bu canavarların bitkin düşüp nihayet durmaları için?’

Durmayacaklar.

Horkheimer ve Adorno, 2. Dünya savaşı koşullarında faşizmi sorgularken, “İnsanlığın daha insanî koşullarda yaşamaya başlamak yerine neden her defasında yeni bir tür barbarizme battığını anlamaya çalışıyoruz.” demişti. Bunun için kitaplar yazdılar.

Ama bana göre yine de anlayamadılar.

Kimse anlayamayacak.

Ne savaşlar ne toplu felaketler ne salgınlar ne afetler durduracak o barbarları.

O barbarizmin şimdilerde en güzel yaşandığı yer Türkiye.

Özellikle korona günlerinde…

****

İsveç’in çok satan suç romanlarından “Störst av Allt”ta (Her Şeyin En Büyüğü– Türkçe’ye Bataklık olarak çevrildi) altını çizdiğim bir cümle vardı. “Onlar benden nefret etmeyi seviyorlar.” diyordu baş karakter Maya. Lisedeki sınıf arkadaşlarını öldürmekle suçlanıyordu. Oysa masumdu. Avukatı, müvekkili 18 yaşında olmasına rağmen duruşmanın halka ve medyaya açık yapılmasını talep ederken “Belki senin zaviyenden de olayları dinlerlerse görüşleri değişmeye başlar” diyordu. Ancak Maya, “Bu hiç bir şeyi değiştirmeyecek” diye düşünüyor ve ekliyordu: “Çünkü onlar benden nefret etmeyi seviyorlar. Benimle ilgili her şeyden nefret ediyorlar.”

Bizdeki manzara da aynı.

Bu, kini dini olmuş güruh, devlet gücünü arkalarına alıp içeride çürüttüğü bu insanlardan ölesiye nefret ediyor.

Gerçekle ‘Luppo’ kadar ilgilenmiyorlar.

Masumiyetlerini zerre kadar umursamıyorlar.

Çünkü onlardan nefret etmeyi seviyorlar.

Kinlerine aşıklar.

“De ki: Kin ve öfkenizle geberin!” (Âl-i İmrân, 119)

[Ahmet Dönmez] 14.4.2020 [https://www.ahmetdonmez.net]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder