Dünyanın pek çok yerinden Hizmet'le ilgili dertlenen, sancı çeken pek çok arkadaşımız bana ulaşıyor ve umut vadeden bir söz, haber duymaya çalışıyor. "Neden bir eylemsizlik var? Çıkış haritamız ne? Hareket çok daha iyi işler çıkarabileceği halde potansiyelini ve insan kaynaklarını neden kullanmıyor?" diye soruyorlar.
Keza gittiğim seminerlerde, konferanslarda benzer sualleri çok kimseden duyuyorum. Dahası ABD'de yaşayan, Kamp'a sürekli girip çıkan ve şu anda işlerin içinde-önünde olan arkadaşlar bile bu konularda merak içindeler. İnsanlar ömrünü verdiği, gaye-i hayal haline getirdiği, inandığı Hareket'in ne yöne gittiğine, geleceğine dair sadre şifa şeyler duymak istiyorlar. Aslında soranların pek çoğu konuyu da, problemleri de sorulandan daha iyi biliyorlar; ama tecahülü arif sanatı yaparak soruyorlar. Hizmet için sancı çeken insanlar bir ışık ve umut görmek istiyorlar. Farklı bir şey duymak ihtiyacındalar. Acizane onlara eylemsizliğin nelerden kaynaklanabileceğine dair yorumlarımı ifade etmiştim. Bu yazıda bunları paylaşmaya çalışacağım.
Hizmet kitlesi içinde hala dikkate değer oranda “Zihni Berrraklar” var. Bu kesim başımıza gelen her şeyi bir muhasebe dahi yaşamadan, herhangi bir sorgulamaya girmeden, revizyona yönelmeden sadece ve tamamıyla “Yolun Kaderi” olarak görüyorlar. Peygamber kıssaları, Kur'andan günümüze bakan yorumlar, eskilerin yaşadıklarının anlatılması bu insanları ikna ediyor.
Bir başka grup ise olaylara positivist, sadece sebep sonuç ilişkisi içinde bakıyor. Bu grup bahse konu olan kitlenin dini bir cemaat olduğunu unutup her şeyi Comte'cu yaklaşımlarla açıklamaya çalışıyorlar. Bu kesim önemli oranda kopuş yaşadı ve zaten aidiyet hissetmiyor. Dışardan ve biraz da tepeden bakarak “zavallı” eski arkadaşlarına “bilimsel”, “rasyonel” nasihatler vermekle meşguller. Ama ben asla bu arkadaşların linç edilip yok sayılmasına taraftar değilim. Söyledikleri içinde çok önemli ve gerekli, dikkate alınması gereken hakikatler var. Kanaatimce ana kitle daha ortada bir yerlerde duruyor. Bir “Yolun Kaderi” durumu olduğunu kabullenmekle birlikte tekrar edilmemesi gereken bazı hatalarımızın olduğunu, yeni dünyaya göre kendimizi revize etmemiz gerektiğini düşünüyorlar. Bundan sonra ancak yeniden yapılanarak yürüyebileceğimizi ve ayakta kalabileceğimizi, aksi halde giderek marjinalleşip eriyeceğimiz düşünüyorlar. Dini referanslara itimat eden, Hareket'in güzel işler yaptığına inanan, ama okuyan, sorgulayan, olaylara tamamen mistik bakmayan, yekun teşkil eden bir kitle var. Asıl büyük kayıp, erozyon araştıran, dünyayı takip eden, sorgulama yeteneğine sahip bu kesimde yaşanıyor. Bunlar bir projeye dayanan, makul ve kabul edilebilir eylemler olmadıkça beklemede, gözlemci konumunda kalıyor veya Hizmet'le mesafeyi yavaş yavaş açıyor. Mistik yorumlar, ilahiyatçıların dini nasihatları bu insanları tatmin etmiyor. Daha önce çokça mistik yorumlar yapıldığı ve söylenenler çıkmadığı için (belki de bazı yorumların vakti merhunu var, bilemiyoruz) rasyonel çözümler, ayağı yere basan öneriler duymak istiyorlar. Maneviyat soslu, mistik, ezoterik yorumlara insanların inancı sarsıldı, güveni kalmadı. Patreonda çıkan “Eylemsizlik Umutsuzluk Oluşturuyor” başlıklı yazımızda bunlara değinmiştik.
Kamp'ı ve orada işlerin nasıl yürüdüğünü bilenler bu soruları biraz daha spesifik hale getiriyor ve: “Hoca Efendi neden insiyatif amıyor? Neden bir adım atmıyor ve herşey harikaymış, hiç bir problemimiz yokmuş gibi davranıyor?” diye soruyorlar. Hizmet'le ilgili problemlerde hemen insiyatif ve aksiyon alan, Hizmet'e dair konuların ihmalini “ihanet” olarak gören ve problemlere müdahalede acul denecek kadar hassas, iş havale ettiği kimseleri bıktırırcasına takip eden, amme hukukuna tekabül eden meseleleri tittizlikle kovalayan Hoca Efendi böylesine büyük bir depremden sonra neden insiyatif almıyor? Neden adeta herşeyi akışına bırakıyor?
Bunun kesin cevabını bilemiyoruz. Sadece yorum yapıyoruz. Kendisine böyle bir soru tevcih edildi mi bilemiyorum. Ama etrafında böyle soruları sorabilecek pek kimsenin olmadığını biliyorum. A.Ü Hoca olsaydı o böyle soruları açık, net ve tarihi verilerin, semavi kaynakların ışığında sorabilirdi. Belki A.K böyle sorular sorabilir ama sanırım o da aykırı sorular sormanın, alışılagelenin dışında söz söylemenin sıkıntısını çok yaşadı; yenilerine cesaret edemiyor. Ben kendimce muhtemel cevapları sıralayacağım. Her bir başlık soruya teker teker cevap olabileceği gibi, ihtimallerin hepsi birden de geçerli olabilir. En olumsuz ihtimalden başlayalım.
MİSYON BİTMİŞ OLABİLİR: Allah bu Hareket'e Türkiye'de ve dünyada çok güzel işler yaptırdı. Dünyanın her yerinde açılan başarılı kurumları, etkili organizasyonları, semereli çabaları bir kenara koyun, her şeyin ötesinde Hoca Efendi gelecek nesillere İslam-insan-varlık arasındaki ilişkiyi İslamın esaslarına sadık kalarak ve çağın ihtiyaçlarına göre yorumladığı yüzü aşkın kitaptan oluşan bir külliyat bıraktı. Birilerinin bugün yazıp söylediklerine takılmayın. Pek çok büyük zat gibi İmam'ı Azam hayatında “Deccal” ilan edilmiş, devrin muktedirleri tarafından şeytanlaştırılıp türlü zulümlere maruz kalmıştı. Ama bugün her çeşidiyle Müslümanlar Ebu Hanife'yi İslam medeniyetinin yetiştirdiği en büyük müctehid, hukukçu, alim olarak tanımakta ve saygı duymaktadır. Bin yıldan fazladır görüşleri insanları etkilemektedir. Hizmet, pek çoğumuzun beklentilerinin aksine, mevcut haliyle, mevcut kadrolarıyla ve şu andaki formuyla yeniden toparlanıp, Türkçe olimpiyatlarının mottosunda geçtiği üzere “yeni bir dünya” kuramayabilir. Hizmet'in bu haliyle eski günlere dönmesi, ayağa kalkıp hayal edilen şeylere ulaşması mümkün olmayabilir. Hareket misyonunu fazlasıyla icra etti; çok da güzel şeyler yaptı. Ciddi ve nitelikli bir insan sermayesi oluşturdu. Bu birikim ve beşeri sermaye sonraki dönemlere referans, sonraki tüm oluşumlara harç ve malzeme olacaktır. Yapılanlar çok önemliydi, çok değerliydi. Ama güzel günlerin/vazifelerin bir kesime tapulanmasını beklemek yerine, Celalettin Harzemşah gibi: “Zafere değil, sefere muvazzafız” demek düşer bize. Bundan sonra yeni zaferler, başarılar, alkışlar, dünyada itibar görmeler olmayabilir; ama yeni şartlara, coğrafyalara göre yeni seferler her zaman olacaktır. Bizler de yeni seferler, yeni oluşumlar içinde yerimizi almaya çalışırız. Bu bir devrin kapanması olabilir. Allah daha farklı, yepyeni kapılar açabilir. Ve bu yeni kapılar, oluşumlar Hareket'in aynıyla devamı olmayabilir. Hareket misyonunu tamamlamış olabilir. “İn yeşe' yuzhibküm ve ye'ti bi halkın cedid” (Eğer dilerse sizi gönderir, yeni bir halk getirir. Fatır:16) ayetinde olduğu gibi Allah yeni bir kadro, yeni ışık süvarileri var edebilir. Tarihte de hep öyle olmuştur.
Kaldı ki birbirinin devamı olan hareketlerde dahi kesintiler, fasılalar vardır. Aynı düşünceye, gaye-i hayale sahip hareketlerde dahi fasılalar, farklılaşmalar yaşanmıştır. Bediü'z Zamandan sonra neredeyse 20-30 yıl duraklama olmuş, Hoca Efendi aynı misyonun farklı bir devamı olarak, ancak 1980'lerden sonra bilinir, görünür olmuştur. Bu misyonun başka bir versiyonu veya tamamen başka bir misyon yola devam edecekse, Allah cedid, nezih, defosuz bir kadro/kesim ihdas edecektir. Yeni dönemde de aynı insanların bazı işleri deruhte edeceğini veya önde olacağını düşünmemek gerekir. Belki bize düşen en önemli vazife sonraki döneme-dönemlere sağlam bir zemin ve mümkün olduğunca yara almamış, itikadını, heyecanını, umudunu, iş yapma kapasitesini koruyan nesiller intikal ettirmektir. “Düştüğümüz yerden kalkacağız ve çok kısa bir sürede yeniden harika işler yapacağız!” beklentisi çok gerçekçi olmayabilir. Ayrıca bu arzu “amelinizde Rızayı İlahi olmalı”, “beklentsiz olma”, gibi temel düsturlarla uyumlu değil.
KUŞATILMIŞLIK! Kötü ihtimallerden birisi de Hoca Efendi'nin, içinde başımıza 15 Temmuz belasını açanlarında olduğu bir grup tarafından ablukaya alınmış olduğu söylemi. Yani Mabeyni Humayun problemi. Bu kategoride ele alınan herkesin artniyetli olduğunu söylemek doğru değil. Bir kısım insanlar “Hocamızı üzmeyelim!”, “Ümitler canlı kalsın!”, “bedbinlik oluşturmayalım!” diye kendisine sürekli olumlu verileri iletiyor, kendisiyle sadece güzel haberleri paylaşıyorlar. Kendisi de belki bunu teşvik ediyor; “olumsuz haberler vermeyin rahatsızlıklarım var, sağlığım müsaade etmiyor” diyor. Öte yandan Hoca Efendi daha önceleri hayatın içinde olur, Cem Karaca'dan Toktamış Ateş'e kadar pek çok kesimle, kimseyle görüşür ve verileri birinci elden test eder, toplumun, insanların nabzını tutardı. Ancak ABD'ye taşındıktan sonra Kamptan çıkmadı ve farklı toplum kesimleriyle teması sınırlı kaldı. Dışarıya çıkmadığı için gözlem yapma imkanı da olmadı. Yaklaşık son 20 yılı içine alan bu dönemde kendisine getirilen bilgilerle ve o bilgileri getiren kimselerin aktardıklarıyla amel etmek, kararlar vermek durumunda kaldı. Elbette Hoca Efendi analitik düşünen, zekaveti, hafızası, ilmi güçlü, tecrübesi engin bir kişi. Ama sürekli aynı doğrultuda bilgilerle muhatap olunca her insan yanılabilir. Hoca Efendi'nin etrafında sürekli iyimser, hoşa gidecek bilgiler vererek O'nun doğru bilgilenmesini engelleyen, problemlerle yüzleşmesine engel olan, Hareket'i ve Hoca Efendi'yi gerçeklikten uzak yol takip etmeye sevkeden bir kesimin olduğuna inanan, bunu savunan çok kimse var. Kuşatılmışlık ihtimalinin daha kötümser şıkkı ise, bizim tarlayı sürenlerin, bizi tuzağa çekenlerin kampta ve Hoca Efendi'nin etrafında hala çok etkin oldukları söylemi. Bu teze göre Hoca Efendi bunu biliyor, fakat şu anda bu halkayı kırmakta acze düştüğü, çözümsüz/çaresiz kadığı için, inisiyatif kullanmayı zamana bırakıyor yaklaşımı.
Yakından bilenler bilir ki Hoca Efendi bir malumatı çok yerden çek eder. Özellikle amme hukukunun, Hizmet menfaatinin söz konusu olduğu konularda farklı kaynaklardan çapraz kontroller yapar. Evet, Hoca Efendi basiret ve feraset sahibi bir insan. Zekavetiyle, dikkatiyle pek çok tehlikeyi sezebilen, yıllarca devasa yapıyı kazaya-hasara uğratmadan getirmiş, sorumluluk ve hassasiyet sahibi birisi. Ancak ona “yanılmaz”, “her şeyi bilir!”, “asla maniple edilemez, yanıltılamaz!” diye bakmak teorik olarak hatalı ve hatarlı bir durum. O insanüstü birisi değil. Kendisi de bunu asla kabul etmez, ima edeni bile azarlayarak kapısından kovar. Tevhid konusunda, Allah'a karşı insanları tezkiye etme noktasında son derece hassastır. Bu hassasiyeti en sert şekliyle kendi şahsına iltifat edildiğinde, kastı aşan söz söylendiğinde gösterir. Ancak içinde ilahiyatçıların da olduğu bazı arkadaşlar Hoca Efendi'yi “yanılmaz ve yanıltılamaz!” gibi sunarak hem onun tevhid/şirk noktasındaki hassasiyetini boşa çıkarıyorlar, hem de Hareket'in kült, tarikat gibi sunulmasına imkan veriyorlar.
ZULMÜN DEVAM ETMESİ: Hoca Efendinin eylemsiz kalmasının, aksiyon almamasının nedeni olarak gösterilen başka bir açıklama ise devam eden ve hız kesmeyen zulüm. Zalim güç kaybetmediği için dikkati çeken ve önemli görülebilecek faaliyetler, projeler ortaya koyarak zulmün devamına sebep olmama mülahazası bu argümanın temelini teşkil ediyor. Ölü taklidi yaparak ve şimdilik hayatta ve ayakta kalmayı temin ederek daha fazla zarar görmeden bu süreci atlatabilmek, tahrik edici davranışlardan uzak durmak. Arızi olarak eylemsiz kalmak. Zira zalimlerin sarma saran teyzeye, arsa bağışlayan hacı amcaya bile tahammülleri yok. 80 yaşındaki insanları, yeni doğum yapmış anaları tehdit görüp hapse atan bir zalimle muhatabız. Süreç hafifleyene kadar eylemsizliği bir strateji olarak tercih etmiş olabilir.
YAŞI VE SAĞLIĞI MÜSAADE ETMİYOR: Hoca Efendi doğrudan inisiyatif almıyor, zira yaşı oldukça ilerledi ve son yaşananlar kendisini çok bunalttı. Dolayısıyla tekrar büyük efor ve kararlılık gösteren bir süreç içine girmek istemiyor. Çevresinin Pollyanna yaklaşımları, her şeyin iyi olduğu, hala dimdik ayakta olduğumuz yönündeki girdiler, haberler bu arzu ve beklentisini beslediği için onların öyle olduğuna inanıyor veya öyle temenni ediyor. Dolayısıyla kendisi de olumsuzlukları çok duymak istemiyor. “Bana olumsuz haberler getirmeyin!” şeklinde telkinde bulunuyor.
CEMAATİN PROBLEM ÇÖZMEYİ, MEŞVERETİ ÖĞRENMESİ: Hoca efendinin eylemsizliğiyle ilgili benim öncelikli yaklaşımım, cemaatin meşveret ve problem çözme yeteneğini geliştirmesini arzu etmesi. Hareket önemli oranda merkeziyetçi bir yapıda oldu ve Hoca Efendi işlerin, kararların odağındaydı. Pek çok şey O'na sorularak veya O'nun yönlendirmesiyle yapılıyordu. Kararlar verilmeden önce meşveret süreçleri, fikirlerin demlenme, olgunlaşma aşamaları olsa da, geneli ilgilendiren konularda nihai kararlar genelde kendisi tarafından verilmekteydi. Yeni dönemde ve yeni dünyalarda Hareket'in böylesi merkeziyetçi bir yapıyla yürümesi mümkün değil. Kendisinin de ifade ettiği üzere artık kendi problemlerini tespit edip, kendi meşveret heyetlerinde kararlar alabilen, yaşadıkları ülkelerin-beldelerin şartlarına göre yapılanmış “Hizmet Hareketleri”ne ihtiyaç var. Cemaatin gerçek manada istişare ahlakı kazanıp, her işini demokratik esaslar içinde ve meşveretle çözebilmesi ve buna alışması için Hoca Efendi iradi olarak inisiyatif almıyor, yönlendirmelerden çekiniyor. “Sizler daha iyi bilirsiniz!” “aranızda istişare edin!” diyerek son sözü söyleyen olmaktan kaçınıyor. Zira Hizmet'in geleceği ve selameti insanların bu özelliklerinin gelişmesine ve güçlenmesine bağlı. Hizmet'in temel ilkeleri ve esasları belli; eserlerde yazılmış ve elimizde. Bundan sonra Hizmetlerde sözlü ifadeler, nakiller değil, yazılı kaynaklar esas alınmalı ve oradaki ilkeler referans olmalı. Yapılacak işlerde, istişareler yerel ihtiyaçlar ve yazılı kaynaklardaki umdeler esas alınmalı. (Bknz : https://www.tr724.com/hizmetlerde-yazili-kurallar-esas-olmali/)
Olumsuz ihtimallerin bertarafı ve varsa içimizdeki art niyetlilerin tahriplerinden kurtulmak da büyük oranda yerelleşmeye ve yazılı kaynaklardaki (başta Kurn sinnet RN ve Pırlanta) esaslara riayete bağlı. Hizmet insanları alışageldikleri refleksleri değiştirmek zorunda. Bundan sonra bir yerden talimat gelmesini, birilerinin bizi organize etmesini, bizi yönlendirmesini beklemeden bulunduğumuz yerdeki arkadaşlarla bir araya gelip istişare etmeyi ve beldemizin/ülkemizin sorunlarına çözümler üretmeyi, ihtiyaçlarımıza uygun projeler geliştirmeyi öğrenmeliyiz. Artık eski hal muhal. Herkes işlerin bir ucundan tutmakla kalmamalı, kararların da mutlaka bir tarafında olmalı.
Umudumuzu ve insan potansiyelimizi koruyup, eski yaşananlardan dersler, ibretler çıkarıp daha sağlam zeminde yeni Hizmet alanları açmalıyız kendimize. Sonuçta ortada çok ciddi bir tecrübe ve yetişmiş insan sermayesi var. Hayallerimize uysun diye değil, Allah'ın rızasına uygun olsun, insanlığa yararlı olsun diye Hizmet (e)diyoruz. Doğru şeyler yaparsak Allah bunu zayi etmeyecek, güzel insanlara yeniden güzel işler yaptıracaktır. Hepimiz sonuçta bireysel bir sınavın muhataplarıyız. Ahiretimizi kazanmaya, salih amel işlemeye, emri bil ma'ruf yapmaya ihtiyacımız var. Zafere değil sefere odaklanmalıyız.
Sonraki yazılardan birisinde “Hizmetin gelecek perspektifi” konusunu ele alacağız.
[Doç. Dr. Mahmut Akpınar] 5.4.2020 [https://www.patreon.com/mahmutakpinar]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder