Ermeni soykırımı gerçek mi? [Bülent Korucu]

ABD Temsilciler Meclisi’nin Ermeni Soykırımı tasarısını onaylamasından sonra 24 Nisan tartışması tamamen içe döndü. Bu sene ABD ne diyecek tartışması yerini ‘biz ne diyeceğiz’e bıraktı. Bütün enerjisini ABD’ye ‘soykırım’ kelimesini söyletmek için harcayan Ermeniler de artık o cepheyi kapatmış, Türkiye aydını ve halkına odaklanmış durumda.

Savaş Genç’in dediği gibi başka bir hükümet döneminde ABD’deki karar çıksa milliyetçi-muhafazakar cephe yeri göğü inletirdi. Ancak ‘Dünya lideri(!)’ Tayyip Erdoğan tarafından yönetilen Türkiye’nin en zayıf olduğu dönemlerde bile savuşturduğu golü yemesi onları frenliyor. Anlattıkları “Reis, ABD’yi parmağında oynatıyor, Rusya’ya her dediğini yaptırıyor” masalının inandırıcılığı kalmaz diye endişeleniyorlar.

Onları masalları ile başbaşa bırakıp kendi muhasebeme dönmek istiyorum. Bir Erzurumlu olarak ‘Ermeni’ kelimesinin ağır hakaret olarak kullanıldığı bir ortamda büyüdüm. Ermeni çeteler tarafından katledilen insanların gerçek hikayelerini dinledim. Yetmezmiş gibi dünyanın dört bir yanında ASALA tarafından şehit edilen diplomatların haberleriyle geçti ilk gençlik yıllarım. (ASALA’nın iki büyük zararı oldu; birincisi Türk devletinin Ermeni çeteleri üstüne kurduğu savunmayı güçlendirdi, canlı örnek oldu. İkincisi de derin devletin mafyayla birlikte kendine meşruiyet üretmesine zemin oluşturdu. Bu arada çatışmaya ev sahipliği yapan çoğunluğu batılı demokrasi olan devletlerin her iki tarafı da seyretmekle yetinmesini kayıtlara geçirmek lazım.)

Bu birikimin üstüne bir de Türk eğitim sistemi ve medya ortamının şuuraltıma yerleştirdiği verileri koyduğunuzda başlıktaki soruya kolaylıkla ‘evet’ diyemiyorum. Galiba kabullenmekte zorlanıyorum. Akademik seviyede bir araştırmam olmasa da kamuya yansıyan tartışmalardan sonra ‘büyük bir felaket’ yaşanmış çizgisinin ötesine geçtim diyebilirim. (Hatırlanacağı üzere bu ifade ABD başkanlarının bugüne kadar tercih ettikleri cümleydi.) Ancak hâlâ biraz daha araştırmaya ve bazı şeyleri hazmetmeye ihtiyacım var sanırım.

Devletin bugüne kadar süregelen bazı tezleri var. Deniyor ki “bir şeyler oldu ama hele bir sorun niye oldu? Ermeni çeteleri vardı; bunlar işgalci güçlerle işbirliği yapıp hem orduyu arkadan vuruyordu hem de sivil halkı katlediyordu.” Tespit doğru ancak sonrası ne kadar doğru ona bakmak gerekiyor.

Sen bir devletsen hele de dünyaya adalet getirme iddiasındaki ‘devlet-i âli’ isen çeteye karşı çete gibi davranamazsın. Hukukla bağlı hareket etmek zorundasın. Hukuk ne diyor? Kolektif cezalandırma yapamazsın, çetelerin suçunun cezasını bütün bir millete kesemezsin. Babasının suçundan dolayı bile olsa bir çocuğu cezalandıramazsın. Devlet dediğin suçu işleyeni bulup onu cezalandırır. ‘Bu ilkelere uygun davranıldı’ diyebiliyor muyuz? Ne yazık ki hayır.

‘Biz kimseyi öldürmedik sadece tehcir ettik, sürgüne yolladık’ savunması ikna edici olmaktan uzak; zira tehcir de bir nevi ölüm. İnsanları yüzyıllardır yaşadıkları topraklardan sürgüne göndermek, hele de o günkü şartlarda bal gibi kolektif cezalandırmadır; ölüme yollamadır. Zamana ve sahaya yayarak öldürmedir. Yollarda ölen masum sivillerin kanı bu kararı verenlerin elindedir. Çetelerin suçunu bütün Ermenilere kesmek doğru olmadığı gibi, devleti ele geçiren İttihat Terakki çetesinin suçunu da bütün Türklere kesmek doğru değil. Ama biz bazı gerçeklerle yüzleşmez ve suçluları deşifre etmezsek faturayı birlikte üstlenmiş oluyoruz. ‘Zulme rıza zulümdür’ kuralı gereği zulmün ortağı haline geliyoruz. Kötülere arka çıkmaktan, tehcire direnip yüzlerce kadın ve çocuğu kurtaranların iyiliğini sahiplenemiyoruz.

Erzurum’da bazı köyler var, isimlerinin Türkçe karşılığı yok. Devlet yeni isimler vermiş ama kimse resmi işlemler dışında kullanmıyor hatta bilmiyor bile. Onlar Ermeni köyleri ve halk o isimleriyle anmaya devam ediyor. Bir zamanlar komşularımız olan o köylerin sakinleri şimdi nerede? Buharlaşmadıklarına göre, şanslı olanlar hayatta kalabildi ve tehcire gittikleri yerlerden dünyaya yayıldı. Bir kısmı Türkleşti ve içimizde yaşıyor. Peki ya diğerleri? Bu soruyu açık yüreklilikle sorduğumuzda ve cevaplarla yüzleşme cesareti bulduğumuzda ABD ya da başka bir ülkenin ne dediğinin anlamı kalmaz.

“Bazı şeyleri kabullenirsek kaybettikleri mülkleri geri isterler ya da karşılığında tazminat talep ederler” zihniyeti ise utanılacak rezilce bir mantık. Mülk onunsa ve bunu ispat edebiliyorsa neden olmasın…

Günün sonunda ‘Ermeniler soykırıma uğramamıştır’ diyebiliyor muyuz? Keşke diyebilseydik…

[Bülent Korucu] 26.4.2020 [TR724]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder