İnsan oğlunun hatalarını kabul edebilmesi ve onlarla yüzleşebilmesi zor zenaattır. Gerek grup olarak, gerekse birey olarak yaptığımız yanlışları, hataları hatırlamak konforumuzu bozar. Hatalarımızı başkalarının gündeme getirmesi ise çok daha can sıkıcıdır. Narsist tarafları olan, kendisiyle yüzleşmeye tahammülü olmayan kimseler hataları gündeme getirilince dellenir, cinnet geçirirler Kendi kusuruna, vebaline asla eğilmez; ama o hatayı, günahı hatırlatanı linç etmek isterler. Önüne konan hatanın çapı büyüdükçe, niteliği ağırlaştıkça rahatsızlık artar, tepki de ölçü kaçar. Sen ortaya: "hırsız" dersin, hemen birisi alınır ve "bana niye hırsız dedin?" diye dava açar. "Diplomasız!" dersin Cumhurbaşkanına hakaretten savcılara ifade vermek durumunda kalırsın.
Hatalarından pişmanlık duyan ve bunu düzeltmek isteyen kimseler de elbette hatasının ifşa edilmesinden hoşlanmaz. Ama vicdan sahibi kimseler hatası gündeme getirilince kızarır, bozarır mahçubiyet duyar. Narsist ve pişkin kimseler gibi hatasını gündeme getireni yok etmeye çalışmaz. Bir daha aynı yanlışı tekrar etmemeye azmeder. Daha insaflı ve vicdanlı olanlar ise gaflete gelerek veya sehven işlediği hataların, yanlışların vicdanına uyguladığı baskıdan rahatsız olur. Bir şekilde kendini aklamanın, yanlışını düzeltmenin yollarını arar. "Her insan hata eder. Hata işleyenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir." (Tirmizî, Kıyâme, 49; İbn Mâce, Zühd, 30.) kaidesi gereği hatadan dönmeye ve zararı telafi etmeye çalışır.
Davranışını takdir ettiğimiz ama adını bilmediğimiz "Gamidiyeli kadın" işlediği günahın vicdani baskısı ile Hz. Peygamber'e gelir ve kendisini vicdan azbından kurtarmasını ister. Pek çok insan Hz Peygambere: "Ya Resulallah ben falan günahı, hatayı irtikap ettim ne yapmalıyım?" diye çözüm yolu ister. Zira hatalar, günahlar vicdan ve insaf sahibi insanlara yük olur. Onlar o günahın ağırlığından, o yanlışın vebalinden kurtulmak ister. Bu nedenle hatayı tekrar etmemeye, olumsuz davranışlarını asgariye indirmeye, yok etmeye çalışırlar. Duyarsız insanlar ise hatayı, kusuru, günahı, vebali yok saymaya çalışır. Onları hatırlayarak zihin konforunu bozmak istemez. Vicdanı iflas etmiş, insanlığını yitirmiş kimseler ise hatasını gündeme taşıyanı "hain", "ajan", "satımış" vb. ilan eder. Yanlışını değil, yanlışını hatırlatanı yok etmeye çalışır.
Yanlışını kabul etmek ve düzeltmeye çalışmak bir erdemdir. Bir hata karşısında özür dilemek o kusura verilecek tepkiyi azaltır; ortamın elektiriklenmesine engel olur, havayı yumuşatır. Batı toplumlarının bizim gibi, gergin ve patlamaya hazır bomba halinde dolaşmamalarının önemli bir sebebinin çok sık "sorry" demeleri olduğunu düşünüyorum. Haksız olduğunda "ben haksızım, sen haklısın!" diyebilmek vicdanın, insafın diri olduğunun alametidir. İmamı Azam talabeleri ile ilmi bir tartışma yapıp hatalı olduğunu anladığında gündüzü beklemeyip talebesinin kapısına gece yarısı gider ve ona "sen haklısın, benim görüşüm isabetsiz" dermiş. Ama maalesef bizde hatayı kabul etmek, özür dileme davranışı yaygın değil. Hatayı kabul etmeyi zül, özür dilemeyi acziyet görüyoruz.
Toplum olarak hatalarımızla yüzleşme, kusurlarımızı düzeltme, mağdur ettiklerimizden özür/helallik dileme yönümüz kaybolmuş durumda. Ortalama bir Türk vatandaşı herşeyi bilir, her konuda fikri vardır, her soruya cevap yetiştirir ve yanılmaz! Dolayısıyla özür dileme, affedersiniz deme lügatlerinde yoktur. Biz en fazla susarak, başımızı eğerek hatamızı kabulleniriz. İnsanların gözünün içine bakarak özür dilemeyi başaramayız. Emin olduğumuz hatamızı dahi itiraf edemeyiz.
Türk toplumunda hatalarla yüzleşmekten kaçınma noktasında utanç vesilesi çok fazla örnek var. Toplum Erdoğan’a yargının yönelttiği, dünyanın gelmiş geçmiş en delilli, hergeçen gün teyit edilen iddialarıyla yüzleşmek yerine onu yok saydı. Millet iddiaların açığa kavuşturmak yerine görevini yapan kamu görevlilerinin hayatının karartılmasına göz yumdu; hatta alkışladı. İnsanlar hakikati çok iyi bilmesine rağmen "çalıyor ama çalışıyor" diyerek yapılanı meşrulaştırdı. En azılı AKP düşmanları yolsuzlukları muhalafet için kullanıyor, ama ortaya çıkaran hakim-savcı polis neden hapiste diye sormuyor. Kimse hakikatin tamamıyla, Özellikle kendine dokunan kısmıyla yüzleşmek istemiyor. Hala toplumun, hem de dindar geçinen büyük kesimi Erdoğan ve ailesinin ilkel kabilelerde bile gözardı edilemeyecek suçlarıyla yüzleşemiyor. Hırsız, diplomasız, yalancı, kupon arsa peşinde koşan bir başbakana/cumhurbaşkanına sahip olmayı hazmedebiliyor. Ömrü yalanlarla, iftiralarla, zulümlerle dolu bir adamı tekrar tekrar seçmeyi problem etmiyor. Bunlarla yüzleşme gibi bir ajandası yok!
Tek Parti döneminde tarihimizin en ağır baskılarını, zulümlerini yapmış, Cumhuriyetin kurucu partisi CHP geçmişiyle yüzleşmeye asla yanaşmıyor. Dersim'li Genel başkana sahip olduğu bu dönemde bile CHP'nin Dersim Katliamı dosyasını açamıyor. 28 Şubat'ta TSK'yı göreve çağırma mitinglerinden utanç duymuyor. Arada bir politik sebeplerle dindarlara "Çarşaf Açılımı" gibi gülücükler dağıtsa da, dindarı aşağılamaktan, katı laikçi davranışlarından asla vazgeçmiyor.
HDP son dönemde Türkiye partisi olma yolunda, zulme uğrayana sahip çıkma konusunda kendisini çok geliştirdi. Cesur ve yerinde çıkışları nedeniyle, Erdoğan Demirtaş'ı tehdit görüp hapse attı. Ama biz mesela HDP ve Kürtçü siyasal hareketlerde bütün dünyanın terör örgütü kabul ettiği ve 40.000 insanın ölümünden sorumlu PKK ile arasına net bir mesafe koyduğuna, örgütle ilişkilerini sorguladığına, ciddi bir yüzleşme yaptığına şahit olamadık.
Keza kendilerine emanet edilen çocuklara yurtlarında kitlesel tecavüzlerin olduğu dini cemaatler, içinden bir grubun, bir gazetecinin, tek bir aydının çıkıp: "Bu kabul edilemez! Bununla yüzleşmeliyiz! Failler cezalandırılmalı!" dediğini duymadık. Oysa üstü örtülmek istenen eylem hem yasalar, hem örf hem de İslam açısından kabul edilebilir, yok sayılabilir değildi.
Son dönemde Ahmet Dönmez'in yazıları üzerinden başlayan tartışmalara bazı hatalarımızı görme, kendimizle yüzleşme erdemi olarak bakamaz mıyız? Bu toplumda gırtlağına kadar pisliğe batmış, herşeyiyle ispatlı, müsellem suçları olan kesimler kafasını kuma sokarken, toplumun en nezih, en sabıkasız bireylerinden oluşan bir Hareket bazı aydınları, gazetecileri üzerinden kendisiyle yüzleşiyor. Bazı hatalarından dönmenin, daha sağlam bir gelecek inşa etmenin yollarını arıyor. Sizce bu utanılası, linç edilesi bir durum mu, yoksa erdemli takdir edilesi bir hareket mi?
"Hiçbir problemimiz yok!" "Ak sütten çıkan ak kaşığız!" mantığı bizi kült yapar. Ama bizi daha korunaklı, güvenli kılmaz. Elbette hata işleyebilen insanlarız, günahları, kusurları olan beşeriz hepimiz. Ve Hizmet denilen kollektif yapı da bu hata işleyen, yanlış yapabilen insanlardan oluşuyor. Diğer toplum kesimlerine göre herbir bireyin daha temiz, dürüst, güvenilir olması kollektif yapıyı, hatasız kusursuz yapmaz. Asrı Saadet dediğimiz dönemde, Hz. Peygamberin arkadaşlarından bile hatalar işleyen, günah içinde olanlar, yanlış yapanlar çıkmadı mı? Bedir Ashabı’ndan olan bir sahabe ailesinin güvenliği gibi kaygılarla Mekke'nin fetihini müşriklere haber etmeye kalkmadı mı?
Kapalı bir cemmat yapısı veya gri alanların bulunduğu bir organizasyon artık mümkün değil. İnsanlar yeni dünyaya uygun, yeni yapılanmalar konusunda adımlar atılmasını bekliyor. Köklü mantalite değişiklikleri istiyor. Bunları yeterince göremeyince bu defa yapıyı değişime zorlama çabaları oluyor. Bazen de bunlar kastı aşan, moral bozan, umut kıran noktalara varabiliyor. Güvendiğimiz, hayatımızı, geçliğimizi, sermayemizi verdiğimiz ve uzunca süre "mükemmel" "hatasız" "harika" gördüğümüz yapıdaki hatalar canımızı sıkıyor, konforumuzu bozuyor. Ama bunlar normal.
Eylemsizlik, yenilenme cehdindeki eksiklikler, eski hal üzere devam etme kararlılığı kamuya açık eleştirel yazıları, yorumları tetikliyor. Açıklık, şefffaflık, hesapverebilirlik yönünde güçlü adımlar atılsa, bu tür konular daha sağlıklı zeminlerde tartışılabilir. Ama inkar, red hem problemlerimizi çözmüyor; hem de biraz okuyan, araştıran, sorgulayan insanlarda tepkiler doğuruyor.
Maalesef bizim toplumda yüzleşme, hataları masaya yatırıp muhasebe yapma kültürü yok! "Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin" Hadisi Şerifine rağmen, kendimizi bireysel ve kollektif olarak hesaba çekmiyoruz. Çekmek isteyenlere aman vermiyor hertürlü atfı cürümü, lekeyi yapıştırıyoruz.
Hizmet Hareketi sadece kendi kitlesinin değil, toplumun başlıca problemlerine çözümler üretme iddiasında bir hareket. Olumlu yönde toplumun değişimine, eğitimine katkı verme çabasında bir topluluk. Elbette hatasız değiliz. Bütün insanlar gibi bireysel olarak ve bütün beşeri topluluklar gibi kolektif olarak hatalarımız, kusurlarımız, eksiklerimiz var. Telafi etmemiz gereken boşluklar, öğrenmemeiz gereken bazı hakikatler, değiştirmemiz gereken davranışlarımız var. Bu kitlenin her açıdan günahsız ve kusursuz olduğunu iddia etmek veya öyleymiş gibi savunma yapmak en başta İslam itikadına aykırı. Bu bizi kült yapmakla kalmaz, Hoca Efendi'nin "cemaat enaniyeti" dediği çamura saplar.
Ben herşeye rağmen Hizmete gönül veren insanların dünyanın en temiz, duru, diğergam, fedakar insanları olduğunu düşünüyorum. Yaşananlara, karalamalara, itiraf-iftiracılara rağmen bu hissiyatımı güçlü şekilde koruyorum. Bu güzel insanları seviyorum ve onların hukukunu korumayı, onlara doğruları aktarmayı vicdani, kamusal, hatta İslami bir görev biliyorum. Sosyolojide birer birer en temiz, dürüst, duyarlı insanlardan oluşan gruplar sosyal bir grup olarak o bireylerin toplamı olmayabiliyor. Grup psikolojisi ile, aidiyet mülahazısıyla, kendini "kurtarcı" sanma misyonuyla, ideolojik yapılarda ise o ideolojiyi hakim kılma düşüncesiyle, özünde dürüst-düzgün bireyler yanlış işlerin parçası olabiliyor. Hizmet hareketinin bu türden bazı işlerin parçası olması, kastı aşan işlere yönelmesi, grup enaniyeti ve seçkinlik duygusu ile tasvibi uygun olmayan işlere girişmesi mümkündür. Sahabenin kendi içinde savaşıp birbirinden binlercesini öldürebildiği durumlarda Hizmet'i Sahabenin ötesinde "yanılmaz", "hatasız", "kusursuz" görmek sanırım en başta Haraketin itikadi yaklaşımına ters olur.
Bütün insanlar ve bütün sosyal gruplar gibi Hizmet Hareketi de hata yapma, zaman içinde bazı yanlışlara savrulma, kandırılma, maniple edilme potansiyeline sahip. Bunların olmuş olması Hizmet'i toptan "terörist" yapmaz, toptan "suçlu" yapmaz. Eğer böyle bir genelleme yapılacaksa Hizmet diğer gruplara, kesimlere kıyasla en masumudur.
Bence doğru soru şu: Hareket bunca yaşanandan sonra hiç bir şey olmamış gibi, herşey harika ve mükemmelmiş gibi yaşananları, eleştirileri yok sayıp bir kült olma yoluna mı gidecek, yoksa gayet beşeri ve anlaşılabilir olan bazı hatalarıyla yüzleşip geleceğe daha sağlam adımlarla, daha güvenle ve kendini arındırmış, ayağı yere sağlam basan şekilde mi yürüyecek?
Hareket içinde yaygın ve güçlü bir yenilenme, eski alışkanlıklardan kurtulup kendini yeni dünyaya, yeni şartlara uyarlama, revize etme talebi var. Bu konuda ciddi bir adım atılmadığı için, şahit olduğu hatalara, ihmallere şahit olan bazı arkadaşlarımız, biraz da şok etkisi oluştursun diye kasten sert tonda yazıp-çizerek yukarda uyanma, tabanda bilinç oluşturmaya çalışıyor.
Eğer Bülent Keneş'in bir yılını verip, kafa patlatıp, ortaya koyduğu modeli doğrudan çöpe atacak ve Keneş'i de "birilerinin adamı", "hain", "ajan" ilan edeceksek, asla bir yüzleşme yapamayız. Keza Ahmet Dönmez'in vakıf olup yazdığı bazı şeyleri kafadan reddedip ihanetle itham edeceksek, ne böyle bir yüzleşmeyi yapabiliriz, ne de sağlam ve güvenli bir gelecek kurabiliriz. Kırk yılda çileyle, gözyaşıyla, ızdırpla oluşturulmuş insan potansiyelinin yavaş yavaş erimesine ve yok olmasına yol açmış, göz yummuş oluruz sadece.
İddiaların eğriliği-doğruluğu bir yana, bence Hizmet'in hatalarıyla yüzleşmesi, bazı arkadaşların hoşumuza gitmeyen şeyleri yazması-konuşması "Erdoğan'ı anamın üzerinde yakalasam suçu anamda bulurum" diyen bir toplumda çok değerli!
[Doç. Dr. Mahmut Akpınar] 6.3.2020 [https://www.patreon.com/mahmutakpinar]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder