Kur’an’a Saygı [Safvet Senih]

M. Fethullah Gülen Hocaefendi “Kur’an’a Saygı” konusunda şöyle diyor: 

“Çocuklarınıza Kur’an okuyup öğretmeniz de ayrı bir önem taşır. Ama en az onun kadar önemli bir husus da, Kur’an’ı okurken onun üzerinde, Kelâmullah olduğu hissini uyarabilmenizdir. Devrimizde çok müşahede ettiğimiz hususlardan biri de, şüphesiz bazı kimselerin okuduğu Kur’an’ın –maalesef – gırtlaktan aşağı inmemesidir. Sizler çocuklarınıza Kur’an okumada da güzel örnek olabilir ve onu Rabbimizin huzurunda veya Efendimizin (S.A.S.) dizinin dibinde tilavet ediyor gibi seslendirebilirseniz bir kere daha çevrenizdekileri fethetmiş olursunuz. Evet eğer Kur’an okurken gözyaşlarınızı tutamıyorsanız bunu gören çocuklarınız sizin bu hâlinizden çok farklı şeyler alacaklardır. Ben, ruhsuz Kur’an okumanın insanımızı duygusuz hale getirdiği kanaatindeyim.
“Bir hadis-i şerifte Allah Rasulü (S.A.S.)  “İnsanların en güzel Kur’an okuyanı, Kur’an okunurken ciddi bir hüzün içinde okuyandır.’  (Münâvî, Feyzu’l-Kadir; 2/529)  Bir başka sahih hadis-i şerifte de: ‘Bu Kur’an hüzünle inmiştir.’  (İbn-i Mâce, İkâme, 176)  buyurmaktadır.

“Kur’an, pek çok problemi olan insanoğlunu konu olarak ele almış işliyorsa –ki, öyle olduğunda şüphe yok – biz de halimizle bu hüznü seslendirme durumundayız. Ancak bu seviyeye gelebilmenin önemli esaslarından biri, Kur’an’ın ne dediğinin bilinmesidir. Allah’ın kelâmı olması itibarıyla Kur’an-ı Kerim’e ta’zimde bulunabiliriz, ancak Allah’ın (c.c.) Kelâmı olması haysiyetiyle mânasına vâkıf olmak için, az da olsa bir gayret içinde bulunmamız da yine ona karşı tâzimin ifadesi olsa gerek. Ayrıca, sizin bu gayretinizle çoğunuz Kur’an-ı Kerim’e ait mânâları kalb ve zihninde daha derince duyacak, bunlarla dolacak ve seviyesine göre ruhî açlığını gidermiş olacak.

“Sadece Kur’an-ı Kerim’e ait anlamlarıyla yetinen, dini anlayış ve duyuş itibariyle eksik sayılır. Bu kadar olsun münasebeti olmayanlara gelince onlar tamamen hüsrandadırlar… Kur’an’ın insanlara vaad ettiklerini alabilmek için Kur’an lâfızlarının içindeki o mukaddes mânâları öğrenmek ve çocuklarımıza da öğretmek zaruretini bir kere daha hatırlatmakta fayda var.

“Yukarıdaki naklettiğimiz hadis-i şerifin şerhinde Hâfız Münâvî şöyle bir vak’a nakleder: “Küçük bir çocuk hâfızlığını ikmâl etmiştir. Sabaha kadar Kur’an-ı Kerimi hatmediyor, namazını kılıyor, ertesi gün de hocasının karşısına çıkıyor;  çıkıyor ama biraz da rengi benzi sararmış olarak çıkıyor… Hocası, maddî-mânevi mürşid olabilecek durumda bir üstaddır. Talebesinin renginin niçin sarardığını, diğer talebelerine soruyor. Onlar da, ‘Üstadım, bu talebeniz sabaha kadar Kur’an-ı Kerim’i hatmedip duruyor ve tabiî sabaha kadar gözüne uyku girmiyor, sabah olunca da kalkıp derse geliyor.’ derler. Üstad talebesinin Kur’an-ı Kerim’i böyle okumasını arzu etmediği için onu karşısına alır ve ona: ‘Kur’an indiği gibi okunmalıdır evlâdım’ der. Bugünden itibaren sen Kur’an’ı, şu ana kadar okuduğun gibi değil, onu okurken beni karşında farz et ve üstadına dersini iâde ediyorsun gibi oku!’ tavsiyesinde bulunur.

“Çocuk gider, o gece Kur’an-ı Kerim’i okur ve sabah üstadının huzuruna geldiğinde, ‘Efendim bu gece ancak Kur’an-ı Kerim’i yarısına kadar okuyabildim’ der. Üstad, ‘Pekâlâ, sen bu gece de Kur’an-ı Kerim’i doğrudan doğruya Rasûlü Ekrem’in (S.A.S.) huzurunda okuyor gibi oku’ der. Talebe, ‘Ben, kendisine Kur’an nâzil olan zâtın huzurundayım; doğru okumalıyım’ heyecanıyla daha bir dikkatlice tilavet eder… ve o gün üstadına ancak Kur’an-ı Kerim’in dörtte birini okuyabildiğini belirtir. Üstadı da terakkiyi görünce, bir mürşidin müridinin dersini artırması gibi, ‘Sen şimdi de o emin melek Cebrail’in Rasûlü Ekrem’e (S.A.S.) tebliğ ettiği anda dinliyor gibi Kur’an-ı Kerim’i oku’ der. Talebe gider gelir; ‘Vallahi üstadım, bugün ancak bir sure okuyabildim’ der. Üstadı da, ‘Evlâdım şimdi de onu binlerce perdenin ötesinde bulunan Cenab-ı Hakkın huzurunda okuyor gibi oku. Düşün ki, okuduğunu Allah (c.c.) dinliyor, senin için indirdiği kelâmını seninle mukâbele ediyor. ‘Talebesi  ertesi gün ağlayarak üstadının karşısına gelir: ‘Üstadım, -Elhamdülillahi Rabbi’l-âlemin’ dedim, ‘Mâliki yevmi’d-dîn’e kadar geldim. ‘İyyâke na’büdü’ demeye bir türlü dilim varmadı. Çünkü bunun mânâsı, ‘Sadece Sana kulluk yaparım’ halbuki ben o kadar çok şeye kulluk yapıyorum ve o kadar çok şey karşısında eğiliyorum ki, O’nu karşımda hâzır ve nâzır mülâhazaya alınca ‘İyyake na’büdü’yü aşamadım’ der.

“Hâfız Münâvî, bu gencin fazla yaşamadığını bir-iki gün sonra da vefat ettiğini kaybeder. Onu bu seviyeye getiren o bilge ve mânâ eri üstad, gencin mezarının başında durur, onu dinler, onun haline bakar, ahvâlini müşahede ederken, delikanlı , üstadının duyabileceği bir sesle, ‘Üstadım, TAYYIM denen önemli bir makama ulaştım ve hesap görmedim’ diye konuşur.

“Kur’an-ı Kerim’in mânâsını mülâhaza ederek ve kelimeler üzerinde durarak, ‘Rabbimin kelamı’ deyip, tazimde bulunarak, hatta yüzüne gözüne sürerek ona karşı saygısını ifade çerçevesinde okumak, onun gönüllere açılması adına o kadar önemlidir ki, bu samimi  duygular, okuyanı da dinleyeni de Kur’an iklimine çeker ve onlara semâvîliğin kapılarını ardına kadar açar.
Nefret  Ettirmeme

“Yakın tarihimiz itibarıyla bizde ve diğer İslam ülkelerinde yetişen nesiller, dinin kolaylaştırıcı ve müjdeleyici mesajlarına yeterince ulaşamamış, hatta uzak kalmışlardır. Hâdise, selim bir KALB, sahih bir AKIL  ile incelendiğinde bunun sebebinin M N  konusundaki BİLİNÇSİZLİK  ve  GAYRETSİZLİK  olduğu görülür.

“Bu dönemde müminler, ‘Allah’a (c.c.) iman ettik’ demekle beraber bu kelimenin ifade ettiği mânânın şuurunda olamamış, dış âlemle iç dünya arasındaki koordineyi sağlayamamış ve dine, diyanete ait olguları vicdanî enginlikleriyle anlayamamışlardı. Ne acıdır ki, mekteplere din dersi konduğu zaman dahi, böyle bir fırsata rağmen bazı DİN  VE  AHLAK  DERSİ  MUALLİMLERİ  sadece Kur’an-ı Kerim’i ezberletmekle iktifa etmiş ve dine sempatisi  olmayan çocuğa yanlış eğitim metodları uygulayarak onlardaki o çok az olan DİNE  HÜRMET  hissini dahi yıkmışlardı. Bunu yaparken elbetteki çocuklar dinden soğusun diye yapmıyorlardı; ancak asırlardan beri devam edegelen birkaç büyük yanlışımızdan biri son bir defa daha tekrarlanıyordu.

“Ben şahsen şu anda bile, Cenab-ı Hakk’ın bize bahşettiği imkânları yeterince değerlendirdiğimizi söyleyemeyeceğim. Vatan evlâdı, din ve diyanet adına bin türlü ŞÜPHE  ve TEREDDÜT  içinde önümüze kadar gelmekte ve bunlara karşı bizim vazifemiz de ŞÜPHELERİ  GİDERMEK, dini sevdirmek, Allah’ı (c.c.) birinci matlub, maksud haline getirmek ve Rasulü Ekrem’in (S.A.S.) sevgisini AKILMANTIK  DAİRESİ  içinde KALBLERE  KOYMAK iken, bunları bir kenara bırakarak onların daha sonra içinden doğan bir iştiyakla yapacağı işleri daha ehemmiyetli sayarak onu ürkütüyoruz. Evet, din konusu sadece bir kısım formalitelerden ibaretmiş gibi, çocuğa bazı şeyler ezberletmekle iktifa edersek, çocuk, -Allah muhafaza buyursun – DİN’den NEFRET  edebilir; bir derse girmişse, başka bir derse girmek istemeyebilir. Altı aylık bir çocuğa nasıl yetişkinlere ait yiyecekleri vermiyorsak, öyle de belli bir yaşa kadar ezberleme meselesini de zorlamamak icap edecektir. İhtimal o, iman şuurunu elde ettikten sonra kendisi ezberlemeye çalışacaktır. Konu, sevdirmek, düşündürmek, benimsetmek ve belletmek çerçevesinde ele alınmalıdır. Böyle bir yolda yürümeyip de o masum beyinleri rakamlara boğarak on iki, otuz iki, elli dört farz deyip bazı sayıları ezberletme metodlarına başvurursak, çocuğun kafasını, bilerek veya bilmeyerek dine, dinî duygulara karşı nefret ettirmiş oluyoruz ki, bu da dine hizmet yolunda ona karşı apaçık kötülük demektir.
“Müminler bu hususta uyanık olmalı ve mutlaka dini her yönüyle sevdirmelidirler. Çocuğun kemmiyet ve riyâzî şeylerle, kafasını doldurma yerine kalb ve kafasını manaya açmalıdırlar. Onlar öyle Kur’an’a âşık olmalıdırlar ki, onu öğrenme, İlâhî maksadları kavrama, idealleri haline gelmeli ve ‘Allah’ım, bana dini anlamayı ihsan et,  böylece İlâhî maksadları öğreneyim, Kur’an-ı Kerim’le dolayım’ diye düşünmeli ve hayatlarını bu mefkûreye bağlamalıdırlar.”

[Safvet Senih] 18.12.2019 [Samanyolu Haber]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder