Emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, önce Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna yönelik harekatını, iç ve dış siyasete olası yansımalarını, sonra da biraz geçmişe dönerek “Balyoz Darbe Planı”nı ve Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’ın yaşadığına ilişkin tanıklıkları üzerine konuştuk.
Pekin, Türkiye’nin Suriye’ye müdahalede ABD ile anlaşma sağlandığını ama bunun Türkiye’nin siyaseti ve İdlib’i de içeren bir toplu paket olarak konuşulduğunu, yakın zamanda yeni bir “açılım”, “çözüm” politikasının başlayacağını vurguluyor. Pekin’e göre; “barış tek seçenek.”
Türkiye’de halen askeri darbe tehdidinin bulunduğunu belirten İsmail Hakkı Pekin’e göre, ordu içinde de dışında da “FETÖ unsurları temizlenmiş değil.” ve şu anda Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bünyesinde; “en az 20 bin FETÖ’cü var.”
Suriye’den Irak’a, 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden “Balyoz Darbe Planı’na”, erken seçimden JİTEM davalarına kadar pek çok sorumuza yanıtı için Söz İsmail Hakkı Pekin’de…
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fırat’ın doğusuna müdahalenin “bugün, yarın” gerçekleşeceğini açıkladı. Türkiye’nin bu müdahaleyi gerçekleştirdiği takdirde Şam yönetimi ile karşı karşıya gelme olasılığı nedir? Türkiye’nin iç güvenliğine yönelik riskler nelerdir?
Türkiye, oraya müdahale etmek durumdadır. Çünkü ABD ile Türkiye’nin güvenli konusunda anladıkları çok farklı şeyler. ABD’nin hesabı; Türkiye’yi oyalayayım ve Türkiye benim meydana getirdiğim siyasi yapıya karışmasın, oluşturduğum 50/60 binlik gücü dağıtmasın. Türkiye için sorun sınırdaki tehdit değil. Sorun şu; Türkiye’nin güneyinde bir devletçik kuruluyor. Türkiye bunun bir 50 yıl içerisinde kendisine sorun oluşturacağını, tehdit olduğunu bildiği için istemiyor. Burada bir Kürt federal devletinin kurulacağını, dört parçalı Kürdistan’ın birleştirilmesi gerektiğini ve en çok Kürt vatandaşın yaşadığı yerin de Türkiye olduğunu biliyorlar. Biz sınırımızda bir Kürt devleti kurulmasını istemiyoruz.
Bu Suriye’nin kendi iç işine müdahale olmuyor mu? Türkiye’nin başka bir ülkenin iç işlerine karışma hakkı var mıdır?
Evet, öyle oluyor. Türkiye’nin buna hakkı olmayabilir. Müdahalesi meşru değil. Çünkü Türkiye, İran ve Rusya gibi Suriye’ye çağırılmadı. Ama Türkiye buna karşı önlem almak zorundadır. Keşke Suriye hükümetiyle görüşebilseydi, birlikte bu harekâtı yapsaydı. Türkiye’ye şu an Rusya’nın desteği var. İran’ın da çok fazla itiraz edeceğini sanmıyorum. Fakat Türkiye’nin yapması gereken Suriye hükümetiyle görüşmektir. Bunu yapmamasının nedeni de ÖSO’dur. Milli Ordu kuruldu. 50 bin kişiden bahsediyorlar. Bu ne kadar doğru bilemiyorum. Onların içerisinde El Nusra, El Kaide militanları da var. Şimdi Türkiye’nin güneyde yapmak istediği onların kontrolünde bir düzen kurmak, anayasada onların da bir şekilde yer almalarını sağlamaktır ve oraya mültecileri yerleştirmektir.
Bu Suriye’nin sadece iç işine karışmak değil demografik yapısına da müdahale oluyor. Dediğiniz; Nusra, El Kaide, ÖSO gibi gruplar Kürtlerle çatışmalı. Orada bu kapsamda ciddi hak ihlallerinin yaşanabileceğini söyleyebilir miyiz?
Tabi. Bu karmaşa olacak.
Böyle bir savaş olursa Türkiye kendi Kürt vatandaşlarının akrabalarının ölümüne yol açmış olmayacak mı?
Orada çok fazla Kürt vatandaş var. Bunların hepsinin öldürülmesinden söz edemeyiz. Dağıtılması gerek sadece silahlı güç. ABD’den istenen şu; biz girelim, ağır silahlarınızı toplayalım. Ama oraya ÖSO’yu soktuğunuz zaman ister istemez oradaki Kürtlerle ÖSO arasında istenmeyen çatışmalar olacaktır. Bunu önlemek mümkün değil. Türkiye’nin istediği orada bir devletin kurulmamasıdır. Bu nasıl sağlanabilir? Bu söylemek çok zor. Türkiye oraya girdiği zaman 500 kilometreden bir cephe gibi girecek zannediliyor ama hâlbuki böyle bir şey yok. Belli yerlere girecek.
Nereler?
Tel Abyad’dan girecek diye değerlendiriyorum. Belki Rakka bölgesinde bir üs yerleştirecek. Çünkü başka türlü kontrol edemez. Her yere asker yerleştiremez. Üs kurabileceği belli yerler tespit etmesi ve üslerini oraya kurması gerekiyor.
Rojova ve Kamışlı’ya kadar devam eder mi?
Evet. Tabi. Başka türlü kontrol edemez. Kamışlı’ya kadar asker dizemezsiniz ama Kamışlı’yı kontrol edersiniz. Bunu yaparken de demografik yapıyı bozmamanız gerekir. Bozduğunuz takdirde dünyadan çok büyük tepkiler alırız. Hatta bölgeden çok büyük tepki alırız. Şimdi nasıl bölgeden çok fazla sığınmacı gelmişse Türkiye’ye onlar geri döndükleri zaman aynı topraklarına, evlerine geri dönmelidir. Şam’dakini alıp buraya getirmenin bir anlamı yok. ÖSO’nun içinde İhvancılar da olabilir. Esad’ın istemediği bu adamları Türkiye alıp oraya yerleştirir, toplum mühendisliği yaparsa orada devamlı olarak bir çatışmayı ortaya çıkartır. ABD belki bunu görüyor, bundan kaynaklanan bir tavrı var.
“AÇILIMA BENZER BİR YENİ BİR KÜRT POLİTİKASI UYGULANACAK”
Peki, dediğiniz gibi Türkiye hem toplum mühendisliği hem de başka bir ülkenin iç işlerine karışmakla uluslararası suç işliyor olur mu?
ABD’de de aynı şeyi yapıyor. Türkiye o tehdidi seyredemez. ABD oraya 20 bin tırlık bir silah koyuyorsa, Türkiye’nin bunu seyretmesi düşünülemez. 13 bin PKK’lı Suriye’nin kuzeyinde duruyor şu an. Asıl mesele PKK’nın ve bölgedeki diğer örgütlerin Fırat’ın doğusuna yoğunlaşmasıdır. Orada yakaladıkları fırsatı değerlendirip ABD’nin desteğiyle bir özerk bölge kurmak.
Kamışlı modeli, Rojova modeli deniliyor; yerel yönetimin güçlendirilmesine dayalı bir yönetim biçiminden söz ediliyor.
Evet. Yerel yönetimlere idari özerklik mi verilir ne olur bilemiyorum. Onların istedikleri; 50-60 bin kişilik silahlı gücün bölgeyi kontrol etmesidir. Suriye Ordusu’na katılsın ama bizim bölgemizde bulunsun ve kurulacak özerk bölgenin silahlı gücü olsun. Bence bu hesabı yapıyorlar.
PYD’nin savaş başlamadan önce de sonra “Ayrı bir devlet kurmak istiyoruz” gibi bir açıklamasını hiç görmedik. Hatta ilk temsilcilik ofislerini de Rusya’da açtılar. Buna ilişkin değerlendirmeniz nedir?
Evet, öyle bir açıklamaları olmadı. PYD, Suriye içerisinde bir özerk yapı kurmak istiyor. PYD’nin Suriye görüşmelerinde bu var. Suriye özerk yapıyı kabul etmiyor. Daha doğrusu şunu kabul etmiyor; kurulabilir belki ama o gücün Suriye Ordusu’na bağlı olması, Irak’ın kuzeyinde olduğu gibi onunla beraber sayılmaması.
Kuzey Irak’la Türkiye’nin iyi ilişkileri var. Benzer durum niçin Suriye’de de olmasın? Türkiye, neden Suriye’yi sorun olarak görüyor?
Çünkü Suriye daha farklı. Türkiye’den giden Kürtlerden oluşuyor, birincisi bu. İkincisi, Suriye’deki olay PKK’nın bir devamıdır. Hâlbuki Kuzey Irak’ta olan hem KYB’nin hem KDP’nin baba Barzani’ye dayanan çok eski bir olay ve çok farklı bir geçmişi var. Ama Suriye’deki tamamen Abdullah Öcalan zamanında kurulmuş ve kurulduktan sonra büyük ölçüde Türkiye’yi hedef alacak. Türkiye’yi hedef alacak derken şunu kastediyorum; PKK’nın Türkiye’deki faaliyetlerini destekleyecek. Evet, Kuzey Irak’la çok iyiyiz. Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’yle ticaret yapıyoruz. Onlardan petrol alıyoruz. Yeni bir petrol boru hattı daha döşenecek galiba. İnşaat yapıyoruz.
Ama bir yandan da PKK’nın orada da faaliyeti var…
Evet, PKK’nın faaliyeti de devam ediyor ama biz Pençe 1,2,3 harekatlarıyla operasyonlarımızı sürdürüyoruz. Sınır düzenlemesi yapıyoruz. Sınır düzenlemesi derken; hukuki bir düzenleme değil. Sadece terörle mücadele için. Bizim sınırlarımız tepelerin arkasından geçiyor. Orada bir sınır düzenlemesi var. Bu konuda bir sıkıntı yok. Yine hava harekâtı yapıyoru; Kandil’e, Mahmur’a, Sincar’a. Mahmur kampına şöyle müdahale ediyoruz; sivillerin olduğu kampın hemen civarında biraz ilerisinde bir PKK kampı var. Zaman zaman oraya harekât düzenleniyor. Yani müdahale ediliyor. Sivillere zarar verilmediği sürece, Irak yönetimine ve ABD’de bilgilendirilerek harekat düzenleniyor. Bölgede tüm bu konularda ortak bir çalışma var. Buna ABD’de de, İran’da kimse karşı çıkmıyor. Fırat’ın doğusunda PKK, PYD güçlerinin güneye çekilmesi konusu gündeme geliyor. Güneyde Türkiye ile Suriye’nin kuzeyi arasında bir tampon bölge ve onun güneyinde Kürt Özerk Bölgesi/Kuzey Suriye Özerk Bölgesi var. Türkiye, bunun arasında Arapları yerleştiriyor. Bu konuda Türkiye-ABD arasında bir mutabakat varmış gibi değerlendiriyorum. Önümüzdeki günlerde daha evvelki gibi bir açılım değil ama ona benzer yeni bir Kürt politikasının uygulanacağını değerlendiriyorum.
“PKK TÜRKİYE’DE FAALİYETLERİNİ DURDURACAK”
Gündemde savaş konuşulurken sizin bu dediğiniz şaşırtıcı oldu. Yeni bir çözüm süreci mi başlayacak? Savaş konuşulurken barış nasıl olacak?
Evet. ABD ile bu konular bir bütün olarak konuşuluyor. Fırat’ın doğusu, Menbiç bölgesi, güvenlikli bölge, Irak konusu. Irak da PKK’yı istemiyor. O nedenle büyük ihtimalle PKK’nın ismi bile ortadan kalkabilir. Farklı bir isim ortaya çıkabilir. Bunların hepsi bir torbanın içerisinde. İdlib’de ayrı bir torbanın içerisinde.
PKK silahlarını bırakıp Suriye’ye mi çekilecek?
Bence bu anlaşma kapsamında PKK Türkiye’de faaliyetlerini durduracak.
Ne karşılığında?
20-30 kilometrelik bir tampon bölge ve onun altında özerk Kürt bölgesi ve Türkiye’nin buraya karışmaması karşılığında. Böyle bir çözümle ilgili görüşüldüğünü ve anlaşıldığını değerlendiriyorum. Bununla ilgili zaten görüşmeler yapılıyordu da bunun içerisinde İdlib’i dâhil ederseniz ve Araplar, Türkiye’nin tatmin edilmesi karşılığında bir özerk bölge kurulabilir, böyle bir çözüm olabilir.
Abdullah Öcalan’la görüşülüyor mu?
Büyük ihtimalle MİT müsteşarlığı aracılığıyla görüşmeler devam ediyordur. Çünkü Öcalan bu konularla ilgili bilgilendiriliyor, arkasından kendisi bir şeyler toparlıyor sonra da avukatlarıyla görüşüyor. Orada öyle bir çalışma olmadan; MİT’le görüşmeden, olayı ilgililerle tartışmadan bir açıklama yapmıyor. Bunu söyleyeyim. Çünkü öteki türlü kaos çıkabilir. Buna idlib’i de katabilirsiniz.
İdlib neden?
İdlib’de Kürt nüfuz yok ama çok fazla El Nusra, El Kaide gibi örgütler, Uygurlar var, Çeçenler var, ÖSO da var ama ÖSO’nun ne kadarı ılımlı muhalif, ne kadarı Nusralı, Kaideli, bilemiyoruz. Böyle bir sıkıntı da var. Mesela, yeni açıklanan ordunun 50 bin kişinin ne kadarı muhalif, ne kadarı Nusralı, Kaideli bilmiyoruz. Hepsi Türkiye’nin kontrolünde değil. Bir anda çıkabilirler. ABD istihbaratının kontrolünde olanlar var. İsrail istihbaratının kontrolünde olanlar var. ABD istihbaratının kontrolünde olanları ABD çekti. İdlib’ten, 200 kişilik bir gücü çektiler. Çünkü onlar orada bu muhalifleri kışkırtıyorlardı. Onun sonucunda da Humeyni güçlerine roket vesaire atıyorlardı. Buna da Rusya, Suriye karşılık veriyordu. Ondan sonra bir göç hareketi başlıyordu. Şimdi ABD bunları çekti. Orada da ABD ile bir anlaşma var. Orada sadece Rusya yok. Türkiye, büyük ihtimalle Fransa ve Almanya’yla da görüştü. Fransa’nın da istihbaratı vardı. İsrail’in de var. Onlar da durdurdular. İdlib’de şu an bütün aşırı hareketler kontrol altına alındı. O nedenle orası da bu anlaşmaya dâhil diye değerlendiriyorum.
IŞİD hâlâ tehdit mi?
Evet, ama çok önemli değil. O bölgede şöyle bir şey var; büyük ihtimalle bizim gözlem noktalarımız biraz daha yukarı çekilecek. Reyhanlı ilçesine 130 kilometrelik bir sınırımız var. O sınırdan itibaren 20 kilometre bir tampon bölge yapılacak. Orası da kuzey Suriye ile birleşecek. Bunun içerisine büyük ihtimalle doğu Akdeniz’de girebilir. Doğu Akdeniz’de ABD’nin Kıbrıs Rum yönetimine, Lübnan ve Mısır’a desteği azalabilir. Böyle büyük bir anlaşmanın içerisinde olunduğunu değerlendiriyorum. Bu yapılabilirse bölgeye biraz daha huzur gelebilir.
Bugün Türkiye’deki siyasi tablo çözümden çok çözümsüzlükte ama siz tersini söylüyorsunuz. Böyle bir siyasi tablo içerisinde bir savaşın gündeme gelmesi acaba Türkiye’de bir iç kargaşa mı çıkarılır senaryosunu düşündürüyor…
Maalesef dedikleriniz doğru ama burada bir çözüm üzerine çalışıldığını değerlendiriyorum. İkinci konu da şu sizin söylediğiniz; İstanbul Belediye Başkanlığı seçimleri. Bu seçimler şunu gösterdi; Kürtlerin oylarının hesaba alınması gerektiği. Bu konuda eğer herhangi bir parti Kürtlerle ortaklık yaparsa o partinin oylarının artacağı ortaya çıktı. Bazı yerlerde seçimi kazanacağı ortaya çıktı. Bu önemli bir konu. Kürtler de kendi oylarının işe yaradığını gördüğü için topluca hareket etmek durumda. Daha önce oyları bölünüyordu ama şimdi çok farklı bir yapı ortaya çıktı.
Peki, Kürt seçmenin oyu önemli ama buna rağmen Güneydoğu’da üç belediyeye kayyum atandı. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?
Evet, maalesef öyle bir sıkıntı var.
Sıkıntı var derken? Onaylamıyor musunuz? Size göre kayyum atanmamalı mıydı?
Bana göre, nedenlerini açıkladıktan sonra ataması gerekiyordu. İçişleri Bakanı’nın böyle bir yetkisi vardır. Eğer gerçekten terörle işbirliği yapıyorlarsa atanabilir. Ama alındıktan sonra bu evrakların, belgelerin mahkemeye gönderilmesi ve orada sonuç çıkması gerekir. Burada Kürt seçmenin iradesi yok sayıldı diye bir propaganda yapıldı. Bu bizim açımızdan kötü bir propagandadır. Türkiye adına kötüdür. Bu propagandanın önlenmesi gerekiyor. Yasaklayarak vesaire değil. Nedenlerinin açıklanması ve ispatlanması gerekir. Bunu eleştirenler, o belediye başkanları hain damgası yiyor, bunlar yanlıştır. Devlet bir karar vermiş ve yapmış. Bunu kabul etmeyenler olabilir. Bunları hemen hain diye damgalamak yanlıştır. O zaman hiçbir şey konuşamayız. Bu topraklarda beraber yaşayacağız. Nasıl doğduysak öyle yaşayacağız. Hiç kimse hiç kimsenin, dilini, dinini, ırkını değiştiremez. Bunlarla uğraşacağımıza bilimle, işsizlikle, çok daha farklı şeylerle uğraşmamız gerekiyor. Bunu yaparsak bekamızı da sağlarız zaten.
Ahmet Türk gibi Türkiye kamuoyunda barışçı bir siyasetçi olarak kabul görmüş, hendek çatışmaları sırasında PKK’ya karşı Kürt siyaseti içerisinde en açık karşı tavrı almış, eleştirmiş bir siyasetçiyi tekrar PKK’ya yardımla suçlayarak görevinden alınmasını siz nasıl yorumlarsınız?
O davalar bitmedi, ne oldu bilemiyorum. Bizim barışa ihtiyacımız. Şimdi buna PKK sorunu diyenler oluyor, Kürt sorunu olarak söyleyeyim. Türkiye, hem kendi içindeki Kürtleri hem de Suriye’deki, Irak’taki Kürtleri kucaklamak zorundadır. Politikasını buna göre yapmalıdır. Oradaki Kürtlerle buradakiler akraba. Bu politikayı düzenlerken bunu ayıramazsınız. Hem içerideki hem dışarıdaki politikamızı gözden geçirmemiz gerekiyor. Eğer kendi içimizde barışı sağlayamaz, bu soruna bir çözüm bulamazsak ömür boyu savaşırız. Hepimiz birbirimizi öldürecek miyiz? Suriye’de 50 bin kişilik silahlı güçten bahsediyorlar. Burada 50 bin kişiyi de öldürecek miyiz? Bütün bunlara barışçı bir çözüm gerekiyor. Dayatmacı değil, oturup konuşacağız. Karşılıklı bir birimizin fikrini alacağız. Silahlar susacak ve biz konuşacağız.
Mesela, bunun için atılacak öncelikli adımlardan biri Ahmet Türk ve diğerlerinin görevlerine iadesi, Selahattin Demirtaş’ın tahliyesi olabilir mi?
Olabilir. Niye olmasın? Bunların hepsi Türkiye’de tansiyonu aşağıya çeker. Türkiye’de eğer bir beka tehdidi varsa bu Kürtler içinde, diğer vatandaşlar içinde vardır. Yoksulluk, işsizlik, demokrasi, özgürlük sorunu varsa hepimiz için var. O zaman Kürtleri ayrı tutarsan nasıl ona vatandaşım diyebileceğim? Sadece Türkiye’dekiler değil, komşu ülkedeki Kürtlere de sahip çıkmamız ve onlarla dostane ilişkiler geliştirmemiz gerekiyor. Onun ırkını, dilini, mezhebini değiştirmeye kalkarsam veya onlar benim ırkımı, mezhebimi, dilimi değiştirmeye kalkarsa olmaz. Boşuna bunlarla uğraşmayalım. Türkiye çok daha ferah bir ülke yapabiliriz. Silahla değil, diyalogla bu işi çözmeliyiz. Çözümün yolu barıştır. Emperyalizmden kurtulmak, dış politikada başarılı olmak istiyorsak önce kendi içimizi toparlamamız gerekiyor.
YARIN: ERDOĞAN BİZİMLE İTTİFAK KURUP GÜLEN CEMAATİNİ TEMİZLEMİŞ OLDU
[Eylem Yılmaz] 8.10.2019 [Kronos.News]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder