Okyanus ötesi uçak yolculuklarını çekilir kılan nedenlerin başında ünlü Strand Kitabevi’ni ziyaret etmek vardı benim için. Broadway’de, 12’nci Cadde üzerindeki uçsuz bucaksız kitap evreninin ikinci katının önemli bir bölümü fotoğraf kitaplarına ayrılmıştı. Sanıyorum dün, “dünya sürgünü” sona eren belgesel fotoğrafın öncü isimlerinden Robert Frank ismiyle orada karşılaştım. Beyaz zemin üzerine yerleştirilen siyah-beyaz bir dönem fotoğrafı ve güçlü tipografiyle tamamlanan The Americans (Amerikalılar) o günden sonra kütüphanemin başucu kitabı oldu. Pahalı ve daha kötü kalitede basılan yeni basımlardan değil eski basımlardan birini bulduğum için şanslıydım.
94 yaşında hayata veda eden Robert Frank, yaşadığı çağa damgasını vuran büyük ustalardan biriydi. Nazi Almanyası ailesini 1935 yılında vatandaşlıktan çıkardığında ve pasaportlarını iptal ettiğinde henüz dokuz yaşındaydı. 1945 yılında alabildikleri İsviçre vatandaşlığı Frank ailesine başka dünyaların kapılarını aralayacaktı. Genç Frank, şansını yeni dünyadan yana kullandı.
Zoraki sürgüne çıktıktan sonra kentsel dönüşüme uğrayan evimizdeki kütüphanemin öteki kitapları gibi Frank’in kitabı da İstanbul’da soğuk ve rutubetli bir depoda kaldı uzun süre. Kitabına uydurup sınırları aşarak yanıma aldırdığımda ise onlarca siyah çöp poşetinin içindeki kitapların kaderi yine bir bodrum katı oldu. Her birinin kapağını tekrar açmak istediklerimin içinde en önemlisi Frank’in The Americans‘ı…
Robert Frank, göçmen olarak geldiği Amerika’da sekiz yıl sonra önemli bir seyahat şansı elde etmişti. 1955 yılında Guggenheim Bursunu kazanarak 760 makara filmle çıktığı 16 bin kilometrelik yoldan 27 bin kare fotoğrafla dönecekti. Aralarından seçtiği siyah beyaz 83 kare ise 1958 yılının kasım ayında Les Américains (Amerikalılar) adıyla kitap olarak yayınlandığında artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Anlık çarpıcı fotoğraflar ve pastoral öyküler yerini yalın, sert ve gerçekçi belgelere bırakıyordu.
Frank’in 1959 yılında The Americans adıyla da yayımlanan kült çalışması Çağdaş Amerikan fotoğrafının başyapıtı hâlâ. Daha sonra aralarında Mary Ellen Mark, Elliot Erwitt, Diane Arbus büyük ustaların da takip edeceği büyük ve önemli bir geleneğin de temellerini atmıştı büyük seyahatinin sonunda Frank.
Sadece içeriği değil, formatıyla da görece daha küçük, kolay ve ulaşılabilir fotoğraf kitapları geleneğini başlatan Robert Frank kitabın sağ sayfalarına yerleştirdiği siyah beyaz kareleri bir öncekinden izler ve işaretler taşıyarak son sayfaya kadar gider. Bu bazen bir yol çizgisi, bazen bir bayrak motifi ya da mezarlık ikonu olabilir.
The Americans, ABD’de yayımlandığı andan itibaren ülkedeki fotoğraf çevrelerini ayrıştırdı. Türk fotoğrafçı Sedat Pakay’ın da önemli mesleki mirasçılarından biri olan Walker Evans gibi isimler Frank’ın çalışmalarını, “canlandırıcı ve neredeyse iğneleyici bir tarzda” olduğunu söyleyerek yüceltti. Fotoğrafların sıralanış şekli, karşılıklı sayfaların yalnızca sağ tarafında tek bir fotoğrafın olması, kitabın dört parçaya ayrılmış yapısı “tek fotoğrafın” hükümranlığını kırmıştı.
Akademisyen N. Toros Mutlu’nun “Heterotopik Bir Coğrafya Olarak Fotoğraf – Robert Frank” adlı makalesinde belirttiği gibi, Robert Frank’in dönemin ihtişamlı ve zanaatkâr belgesel fotoğrafından ziyade belgeci ve çıplak gerçekçi bir proje yapmak istediği ve bu projenin yapım sürecinde yolculuğunun ne kadar önemli bir yer tuttuğu görülür: “The Americans, 50’ler Amerikalı kimliğini oluşturan ikonlarla doludur: Bayraklar, müzik kutuları, ‘diner’lar, arabalar, kovboylar, politikacılar, film yıldızları ve elbette yollar. Frank savaş sonrası Amerika’sının materyal zenginliğinin parçalarını dönüştürüyor, onları bireyleri birbirine yabancılaştıran sinsi ticarileşmenin kanalları olarak ele alıyordu.” Kitabın önsözünü yazan, dönemin ünlü Beat Kuşağı yazarlarından Jack Kerouac’ın cümlesi birbirine yabancılaşmış insanları en iyi şekilde anlatır: “Bu fotoğrafları gördükten sonra bir müzik kutusunun mu, yoksa bir tabutun mu daha hüzünlü olduğunu bilemeyeceksiniz.” The Americans, öncelikle Amerikalı olmayan birinin Amerikalılara olan bakışı olarak önemlidir.
Zaman Gazetesi için dünyanın önemli fotoğrafçılarıyla yaptığımız projede listenin en başında Robert Frank vardı. 2010 yılındaki davetimize teşekkür etmiş, fakat sağlık sorunlarını gerekçe göstererek etkinliğe katılamamıştı. 2015 yılında Fotoistanbul Festivali’nde sergisi ile birlikte İstanbul’u ziyaret edeceği duyurulduğunda çok sevinmiştim. Bugün eserleri üç ayrı kategoride, fotoğraflar, fotoğraf kitapları ve filmler olarak değerlendirilen Robert Frank’in sergisi gelmiş ama kendisi yine sağlık sorunları ve yaşından dolayı gelememişti.
Hani, derler ya, gelmiş kadar, tanışmış kadar, görmüş kadar olduk kitapları, sergileri ve filmleriyle… Çünkü ışığı hâlâ göz kamaştırıyor.
[Selahattin Sevi] 11.9.2019 [Kronos.News]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder