İslam’a Göre Şoklamayla Kesim [Dr. Yüksel Çayıroğlu]

Günümüzde hayvan refahı göz önüne alınarak, hayvana eziyet vermeme, onu rahat ettirme ve kesimi daha rahat yapabilme adına kesimden önce farklı yöntemlerle hayvanlar bayıltılmaktadır. Peki, bu uygulama şer’an ne kadar uygundur?

Konunun dinî hükmüne geçmeden başlıca şoklama yöntemleri hakkında bilgi verilmesi faydalı olacaktır. Kesimden önce hayvanı bilinç kaybına uğratma adına en fazla uygulanan yöntemler, elektroşok, tabanca kullanılması ve karbondioksit gazı verilmesidir.

Kanatlıların bayıltılmasında kullanılan tek yöntem elektriktir. Sisteme asılı halde gelen tavuklar sırayla içinde elektrik bulunan bir su havuzuna girmekte ve bayıldıktan ve hareketsiz hale geldikten sonra da kesilmektedir.

Büyükbaş ve küçükbaş hayvanlarda ise elektroşok aleti kullanılmaktadır. Bu aletin elektrotları hayvanın şakak bölgelerine yerleştirilmekte ve hayvanın büyüklüğüne göre kısa sürede onun bayıltmaya yetecek ölçüde elektrik verilmektedir.

Her ne kadar bu işlem hayvanı bayıltma kastıyla uygulansa, bayılan hayvanın kalbi çalıştığı için birkaç dakika sonra hayvan hareketlenmeye başlasa da voltaja dikkat edilmediği takdirde verilen elektrik kalbin durmasına ve hayvanın ölmesine de yol açmaktadır.

Bu yöntemin uygulandığı hayvanların muhtelif bölgelerinde kanamalar oluşabilmekte, bu da etin kalitesini düşürmekte, yükselen kan basıncıyla birlikte kesim sırasında bazı damarlar yırtılarak kan, doku içerisine yayılmakta, kalça ve kürek kemiklerinde kırıklar görülebilmektdir.

Ayrıca doğrudan hayvanı öldürme kastıyla uygulanan farklı bir yöntem daha vardır. Bu yöntemde elektrotlar genellikle hayvanın baş ve sırt kısmına konulmakta ve sonrasında hayvan geri dönüşümsüz olarak zarar görmekte ve kısa süre sonra ölmektedir.

Özellikle Avrupa ülkelerinde yaygın olarak uygulanan diğer bir yöntem ise tabancadır. Bu uygulamada tetiğe basıldığı anda tabancanın ucunda bulunan parmak kalınlığındaki ve 13-14 cm uzunluğundaki demir çubuk ani olarak hayanın kafatasını parçalayıp beyne isabet etmektedir.

Beyin dokusu zedelenen hayvan geri dönüşümsüz olarak bayılmaktadır. Daha doğrusu tabancanın isabet etmesiyle birlikte hareketsiz bir şekilde yere düşen hayvan ölüme giden bir şok sürecine girmektedir. Kesim olsun olmasın birkaç dakika içinde hayvanın ölümü gerçekleşmektedir.

Bayıltma işleminin etlerde kanamalara sebep olduğu adrenalin seviyesini yükselttiği, ette kalite bozukluklarına rastlandığı ve Deli Dana Hastalığının hayvanlardan insanlara bulaşmasında etkili olabileceği ifade edilmiştir. Bu sebeple bu metot 2001de İngilterede yasaklanmıştır

Nispeten daha az uygulanan gazla bayıltma metodunda ise hayvanlar içinde % 60-80 oranında karbondioksit gazı bulunan özel olarak hazırlanmış odalara alınmakta ve böylece 20-40 saniye boyunca bu gazı teneffüs etmeleri sağlanmaktadır.

Oksijenden mahrum kalan ve belirli bir süre karbondioksit gazına maruz kalan hayvanların solunumu durma noktasına gelmekte, bilinçleri kaybolmakta ve hayvanlar birkaç saniye içerisinde bayılmaktadırlar. Eğer bu hayvanlar temiz havaya çıkartılırsa yeniden ayılmaktadır.

Bütün bu uygulamalar dinen iki açıdan değerlendirilebilir. Birincisi bu uygulamaların hayvanın etinin hükmüne etkisi, diğeri ise hayvan hakları ve hayvan refahı açısından bütün bu uygulamaların caiz kabul edilip edilmemesi.

İslama göre bir hayvanın helal olması için;
  • Eti yenilebilir hayvanlardan olması,
  • Müslüman/ehli-i kitap tarafından kesilmesi,
  • Besmele çekilmesi,
  • Kesimin usulünce yapılması
gerektiği gibi bütün bunların yanında bir de hayvanın CANLI olması gerekir.

Zira ölü bir hayvanı boğazlamanın bir anlamı yoktur. Hayvan hem canlı olmalı hem de onun ölümü başka bir sebepten değil boğazlamadan kaynaklanmalıdır. İşte bu noktada “Hayvanın asgari canlılık emaresi ne olmalıdır?” sorusu karışımıza çıkmaktadır.

“Size leş, kan, domuz eti, Allahtan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yukarıdan yuvarlanmış, boynuzlanmış veya canavar tarafından parçalanmış olup da ölen hayvanların etleri haram kılınmıştır. Ancak canı çıkmadan yetişip şartına uygun tarzda kestikleriniz müstesna.”

Yukarıdaki ayette şeri kesim olmaksızın ölen hayvanların haram kılındığı belirtilmiş fakat ölümünden önce yetişilip boğazlananların helal olacağı bildirilmiştir.

Kesimden önce hayvanın taşıması gereken asgari hayat belirtileri ve kesim esnasında göstereceği tepkilerle ilgili fukahanın farklı değerlendirmeleri olmuştur. Öldürücü bir darbe alan ve hayat emareleri zayıflayan bir hayvanın boğazlandığında yenilip yenilmeyeceği ihtilaflıdır

İlgili hükümlerle ilgili kısaca şunları söyleyebiliriz: Ebû Hanife, kesim esnasında hayvanın canlı olmasını yeterli görmüştür. Dolayısıyla ona göre hayvan öldürücü bir darbe almış, hayatının son deminde yetişilmiş ve ölmeden önce boğazlanmış olsa bile o hayvanın eti helâldir.

Ebû Yusuf mutlak olarak canlı olmayı yeterli bulmayarak kesilecek hayvanda açık hayat emarelerinin bulunmasını (hayatün beyyinetün) şart koşmuş ve yarım gün/veya bir gün yaşayamayacak olan hayvanın kesimle helal olmayacağını ifade etmiştir.

İmam Muhammed de hayvanda açık hayat emaresi aramış ve bunun ölçüsü olarak da böyle bir hayvanın, kesilmiş bir hayvandan daha fazla yaşayabilecek bir durumda olması gerektiğini söylemiştir. Zira onlara göre aksi durumda hayvanın ölüm sebebi boğazlama olmamaktadır.

Ebu Yusufa göre şayet bir kimse bir koyunu ikiye bölse başka birisi de henüz koyunun kafası hareket etmekteyken onu boğazlasa veya bir adam koyunun karnını yararak karnındaki organlarını çıkarsa ve başka birisi de onu boğazlasa, bu durumlarda bu koyunun eti yenilmez.

Şafi ve Hanbeliler de vurulan, süsülen, yaralanan vs. bir hayvanın kesildikten sonra helal olabilmesi için, kesimden önce hayat-ı müstekırra (kalıcı bir hayat) sahibi olması gerektiğini söylemişlerdir. Fakat onlar hayvanın ölümüne sebep olacak bir yaralanmanın olmadığı durumlarda mutlak anlamda canlılığı yeterli görmüşlerdir. Bir görüşe göre el-hayatü’l-müstekırre, hayvanın, boğazlanmış bir hayvandan daha fazla hareket kabiliyetine sahip olması, diğer görüşe göre ise hayvanın bir-iki gün yaşayabilecek durumda bulunması demektir.

Ayrıca Şafiîler boğazlamayla aynı anda yapılan ve hayvanın ölümünde etkili olan yaralamanın hayvanı meyte hükmüne getireceğini söylemişlerdir. Mesela bir kişi hayvanı boğazlarken diğeri de onun karnını deşerek bağırsaklarını çıkardığında böyle bir hayvan helâl olmayacaktır.

Hanbeliler de, kesimden sonra fakat hayvanın canı çıkmadan önce onun ölümüne yardımcı olacak başka bir sebebin bulunması durumunda böyle bir hayvanın murdar olacağını söylemişlerdir. Boğazlanan bir hayvanın hemen suya atılarak boğulması gibi.

Malikiler de, iç organların veya beynin dışarı saçılması, omuriliğin kesilmesi gibi hayatî organlarından birisinden ölümcül bir darbe almış (menfûze’l-mekâtil) ve yaşama ümidi kalmamış bir hayvanın, boğazlamayla helâl olmayacağını söylemişlerdir.

Çünkü böyle bir hayvan hükmen meyte sayılacaktır ve boğazlamanın da meyteye bir etkisi yoktur. Fakat onlar öldürücü organlarından böyle bir darbe almamış bir hayvanın, yaşama ümidinin olup olmamasına bakmadan, boğazlandıktan sonra yenebileceğini ifade etmişlerdir.

Teferruata ait hükümler bir yana bırakılacak olursa bütün bu hükümler şu iki hususa dayanmaktadır:
Birincisi hayvanın kesim esnasında canlı olup olmadığı,
İkincisi de hayvanın ölüm sebebinin boğazlama olup olmadığı.

İmam Ebu Hanife kesim esnasında hayvanın canlı olmasına bakmış, diğer fakihler ise hayvanın canlı olması yanında ölüm sebebinin de hayvanın almış olduğu darbeden değil boğazlamadan kaynaklanmasını şart koşmuştur. Bu şartın bulunmadığı hayvanı ise hükmen murdar kabul etmiştir.

Onların bu hükümlerinde dayanmış oldukları fıkhi kaide ise şudur: “Haram kılıcı bir delil ile helal kılıcı bir delil birlikte bulunursa, haram kılıcı delille amel edilir.” Zira dinde asıl olan ihtiyat ve temkin, bunu gerektirmektedir.

Bu hükümler zaviyesinden şoklama yöntemlerine bakılacak olursa şunlar söylenebilir: Öncelikle kullanılan bu yöntemler, hayvanı öldürdüğü takdirde hayvan murdar olacaktır. Boğazlamanın ise murdar bir hayvan üzerinde hiçbir etkisi olmayacağı için bu hayvanın eti haram olacaktır

Tabanca kullanımıyla, elektrik ve gaz kullanımını da birbirinden ayırmak gerekir. Tabanca kullanımında hayvanın bir daha normal hayata dönmesi imkansızdır. Diğerlerinde ise bunlar ölçülü verildiği takdirde hayvan bayılmakta ve bir süre sonra tekrar normal hayatına dönmektedir

Şu halde tekrar normal hayata dönebilecek hayvanların baygın haldeyken boğazlanmaları durumunda fukahanın öne sürdüğü şartlar açısından caiz olacağı, ancak tabancayla bayıltılan bir hayvanın Ebû Hanife’ye göre caiz ancak diğer fukahaya göre haram olacağı söylenebilir.

Muasır ulema genellikle kesimden önce uygulanan şoklamanın hayvanı öldürüp öldürmediğine odaklanmış, hayvan ölmediği ve baygın iken İslama uygun olarak kesilmiş olduğu takdirde bunun caiz olacağını söylemiştir. Bazı sebeplerden dolayı şoklamaya karşı çıkanlar da olmuştur.

Mesela Kalb Damar Cerrahisi Doç. Dr. İlker Alat, modern yöntemlerle bayıltılan hayvanlarda kesim esnasında yeterli kan boşalımının gerçekleşmeyeceğini öne sürmek suretiyle bu yöntemlerin uygulanmasına karşı çıkmıştır.

Ona göre hayvana elektrik verilmesi kalbin vazifesini düzgün yapmasını engellemekte ve yine kan boşalımında çok önemli olan kas hareketleri durmakta bu yüzden de kan boşalımı yeterli düzeyde gerçekleşmemektedir. Kanı en iyi şekilde boşaltan yöntem, şeri kesimdir.

Prof. Dr. Ümit Gürbüz de şoklanarak kesilen hayvanlardaki kan boşalımının şoklanmadan kesilenlere göre çok daha düşük olduğunu ifade etmiştir. Kanı en hızlı boşaltan yöntem, kan debisinin en yüksek olduğu ve kalbe en yakın bölge olan boğazdan yapılan kesimdir.

Öte yandan Almanya’nın Hannover Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde Prof. Wilhelm Schulze’nin başkanlığında yürütülen bir araştırmada cerrahi yöntemlerle hayvanların beynine elektrotlar yerleştirilmiş ve EEG cihazı yardımıyla hayvanların acısı tespit edilmeye çalışılmıştır.

Bu araştırma sonucuna göre tabancayla şoklama yönteminin normal kesime göre hayvanlara çok daha fazla acı verdiği ortaya çıkmıştır. Demek ki hangi yöntemin hayvan refahına daya uygun olup olmadığı henüz netlik kazanmış değildir.

Hatta hayvanın beynine 15 cmlik bir demir çubuğun girip çıkması, hayvana yüksek düzeyde elektriğin verilmesi veya hayvanın oksijensiz bir ortamda yüksek yoğunlukta karbondioksit gazına maruz bırakılması gibi uygulamaların çok daha acımasızca ve vahşice olduğu dahi söylenebilir

Nitekim biz de Avrupa'da yaptığımız mezbaha ziyaretlerinde mezbaha yetkililerine niçin şoklamayı tercih ettiklerini ısrarla sorsak da tatmin edici cevaplar alamadık. Öne sürdükleri en önemli gerekçe kanunlardı, yasaklardı. Yani devlet onları bunu yapmaya zorluyordu.

Dolayısıyla şoklamayla kesimin hayvan refahına uygun olduğu yönündeki iddiaların bir kesinliği söz konusu olmadığı gibi, bunları uygulamayı gerekli kılacak herhangi bir makul gerekçe de yoktur. Batının her uygulamasını doğru görmek de doğru değildir.

Eğer mesele hayvan refahıysa en başta buna müslümanların uyması gerekir. Konuyla ilgili önemli hadisler olduğu gibi İslam fakihleri de hayvanı rahat ettirme ve ona en az acı çektirmeyle ilgili onlarca hüküm vaz etmiştir. Elbette İslami kesim sadece besmeleden ibaret değildir.

“Kestiğiniz zaman kesimi en güzel şekilde yapınız. Sizden birisi bıçağını bilesin ve kestiği hayvana rahat ettirsin.” buyuran Allah Resulü, bıçağını hayvanın gözü önünde bileyen sahabeye dahi müdahale etmiş ve bıçağını hayvanın görmeyeceği şekilde bilemesini tavsiye etmiştir.

Hasıl-ı kelam eğer modern kesim yöntemleri ele alınacaksa, başta ayet ve hadisler, sonra da bunlardan hüküm çıkaran fukahanın yaklaşımları açısından ele alınarak bir karara bağlanmalıdır.

[Dr. Yüksel Çayıroğlu] 4.9.2019 [https://twitter.com/yukselcayiroglu/status/1169332759095123968]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder