‘Rusya, İdlib’te Türkiye’yi cezalandırıyor; şehitler olabilir!’ [Eylem Yılmaz]

Suriye ordusu, Rusya’nın desteğiyle İdlib’i silahlı muhalifler ve cihatçılardan almak için kapsamlı bir harekât başlattı, bölgede askeri hareketlilik arttı. Şam yönetimine bağlı birlikler karadan İran’ın, havadan Rusya’nın desteğiyle ilerlemeye devam ederken Türkiye, hem bölgede bulunan TSK unsurlarının güvenliği hem de yeni bir sığınmacı sorunuyla karşı karşıya kaldı

Kronos’a konuşan uzmanlar Türkiye’nin bir diplomasi atağına geçmesini ve Esad yönetimiyle en kısa sürede diyalog kurması gerektiğini belirtiyor. Askeri bir yöntemin seçilmesinin ise çok ağır sonuçları olabileceğine dikkat çekiyorlar.

Türkiye’nin Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Suriye’nin kuzeyinde oluşturmayı planladığı güvenli bölge anlaşmasına denk gelen Şam yönetiminin İdlib operasyonu kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bölgedeki 12 gözlem noktasına takviye kuvvetler gönderiyor. Rusya’nın ise Akdeniz’in doğusuna en az 10 savaş gemisi ve iki denizaltı gönderdiği belirtiliyor.

Diğer yandan Birleşmiş Milletler (BM) bir kısmı kamplarda yaklaşık 3 milyon Suriyelinin göç edebileceğini belirterek; “Son yılların en büyük insani krizinin yaşanabileceği” uyarısında bulunuyor.

Peki, Şam yönetiminin Rusya’nın desteğiyle İdlib’e yönelik sürdürdüğü operasyon karşısında Türkiye ne yapmalı, nasıl bir yol izlemeli? Türkiye, İdlib’te Rusya’yla mı karşı karşıya? Türkiye’nin olası bir askeri müdahalesinde Rusya ile savaşa mı girilmiş olacak? Buradan Türkiye için nasıl bir sonuç çıkar? Türkiye, burada ABD ile birlikte hareket edebilir mi?

Eski büyükelçiler Yalım Eralp, Faruk Loloğlu ve Genelkurmay İstihbarat Dairesi eski başkanı İsmail Hakkı Pekin sorularımızı yanıtladı.

Emekli Korgeneral Pekin’e göre, Rusya, Türkiye ABD ile anlaştığı için saldırıyor: “Türkiye, ABD ile içli dışlı olup sorunun çözümünü ABD ile yapmaya başlayınca Rusya, Suriye’nin kendi elinden kaydığını gördü. Bunun üzerine İdlib’te harekâta başladı. Bu iki türlü adlandırılabilir; hem Türk-Amerikan yakınlığına kızgınlık, bunu önleme ve saldırıyla cezalandırma hem de bölgede bu fırsattan istifadeyle silahlı grupları temizleme.” Eralp ve Loloğlu ise olası bir çatışma riskinin doğuracağı sonuçlardan kaygılı ve acilen Şam yönetimiyle diyaloğa geçilmesi gerektiğini vurguluyor.

YALIM ERALP: ESAD REJİMİ İLE BARIŞILMALIDIR

Yalıp Eralp ise Suriye’ye hiç girilmemesi gerektiğini tekrarlayarak Esad rejimiyle barışılması gerektiği görüşünde: “Oralara girmemek, Suriye işine bulaşmamak lazımdı. Yapılacak tek şey Esad rejimiyle barışmaktır. Rusya, Esad rejimini destekliyor, üstü kapalı Türkiye’yi eleştiriyor; “Sözlerini yerine getirmeli” diyor. Bu Türkiye sözlerini yerine getirmiyor demektir. Devletler hukuku açısından bakarsanız Suriye’de Rusya’nın mevcudiyeti tek hukuki mevcudiyettir. Çünkü Esad daveti üzerine gitti. Türkiye ve Amerika’nın ise gayrimeşrudur. O yüzden Türkiye’nin derhal Esad rejimiyle bir diyalog kurması gerekiyor. Otomobilinize fren yapmazsanız, çarparsınız. Suriye topraklarında olmak Türkiye’nin üstüne vazife değildir. Kuzey Suriye’ye operasyonda yanlıştır. Suriye’nin toprak bütünlüğü derken parçalayacak hareketlerde bulunuyoruz. Söylemimizle eylemimiz farklı. Müdahalelerle battıkça daha da batağa batıyor.”

LOGOĞLU: TÜRKİYE, RUSYA’NIN TUZAĞINA İMZA ATMANIN BEDELİNİ ÖDÜYOR

Faruk Loloğlu da Eralp’la aynı görüşte ve Soçi mutabakatının bir tuzak olduğunu vurguluyor: “Şimdi Türkiye, Suriye ordusunun operasyonlarının devam edeceğini hesaplamalı ve böyle bir durumda sığınacak kitleyi görmeli ve Şam yönetimiyle bir şekilde temas etmelidir. Türkiye, gözlem noktalarını tahkimat edebilir ve Suriye ordusunu askeri yöntemlerle durdurmaya çalışabilir. Ama bu başlı başına yeni bir cephe, yeni bir çatışma ortamını yaratır. Türkiye için bu doğru sonuçları sağlar mı emin değilim. Türkiye, burada sadece Rusya’yla değil aynı zamanda İran’la da karşı karşıya gelecektir. Sığınmacı sorunu var. Diğer yandan güvenli bölge konusunda ABD ile de diyalog içinde olması lazım. Rusya, İran, Şam yönetimi, ABD; özetle Türkiye’nin çok yönlü bir diplomatik taarruz içinde olması lazım. Çünkü bir çıkmaza girdiği kesin. Soçi, Türkiye için Rusya tarafından kurulmuş bir tuzaktı. Şimdi Türkiye bu tuzağa imza atmanın bir noktada bedellerini ödüyor. Artık gerçekçi davranmalıdır.”

PEKİN: RUSYA, TÜRKİYE ABD İLE ANLAŞTIĞI İÇİN SALDIRIYOR

Peki, askeri harekat Türkiye için doğru bir çözüm mü? Türkiye’yi bekleyen tehditler neler? İç güvenlik nasıl sağlanabilir? Tabi en önemlisi İdlib’te bu harekâtın neden şimdi başladı?

Emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin’e göre, Türkiye’nin Amerika ile güvenli bölge anlaşması nedeniyle Rusya’nın rejim güçleri adı altında harekata başladı. Pekin, bunu bir cezalandırma, bir saldırı olarak nitelendiriyor:

“Rusya’nın İdlib’teki bu harekâtı başlatmasının nedenlerinden bir tanesi Türkiye’nin ABD ile yakınlaşarak yeni bir strateji izlemeye başlamasıdır. Rusya büyük ihtimalle bunun sonuçlarını gördü. Çünkü ABD Suriye’nin doğusunda kendine özgü bir hâkimiyet alanı yaratıyor. Türkiye, Rusya’ya Suriye’nin bütünlüğü konusunda hem garanti verdi ve Rusya’nın Suriye’nin toprak bütünlüğünden vazgeçme gibi bir niyeti yok. Rusya iki şeyi gördü; birincisi Türkiye muhaliflerle terör gruplarını ayırma sözünü yerine getiremedi. Buna rağmen Rusya, rejimi durdurdu. İkincisi, Türkiye ABD ile içli dışlı olup sorunun çözümünü ABD ile yapmaya başlayınca Rusya Suriye’nin kendi elinden kaydığını gördü. Bunun üzerine İdlib’te harekâta başladı. Bu iki türlü adlandırılabilir; hem Türk-Amerikan yakınlığına kızgınlık, bunu önleme, saldırıyla cezalandırma hem de bölgede bu fırsattan istifadeyle silahlı grupları temizleme. Çin, ABD, Rusya, herkes bu adamlarım orada ölmesini istiyor. Bunun için Türkiye’yi kullanmak istediler. Ama Türkiye’nin bunu yapamayacağı en baştan belliydi.”

Rusya’nın ve Suriye ordusunun Türkiye’nin gözlem noktalarına bir saldırıda bulunmayacağını, bunun ancak yanlışlıkla olabileceğini savunan Pekin’e göre İdlib’teki amaç Heyet Tahrir el Şam’ı (HTŞ) temizlemek: “Türkiye’nin orada rejim güçlerine karşı bir çatışmaya gireceğini sanmıyorum, zaten girmemelidir de. Çünkü işler iyice karışır. Şu anda rejimin hatta Rusya’nın istediği şey şu; HTŞ’yi temizleyip Halep’ten gelen yolu açmak. Dolaysıyla Türkiye’nin kendi sınırına doğru bir 15 kilometrelik bir alan yaratıp gözlem noktasını oraya çekmesi gerekiyor. Yapması gereken budur. 11 Eylül’de burada yapılacak Astana görüşmelerinde de bu konunun gündeme gelecektir. Bizim gözlem noktalarımıza bir taarruz olursa Türkiye askeri seçeneği kullanabilir. Ama Şam yönetiminin böyle bir şey yapacağını sanmıyorum, dikkatli davranıyorlardır. Rusya da dikkatli davranıyordur. Belki yanlışlıkla olabilir. Artık Türkiye-Rusya ilişkilerinin bozulacağını sanmıyorum. Belki Soçi mutabakatı bozulabilir ama Rusya ve Türkiye bu olaylara stratejik ve daha önemli şeyler için baktığından işbirliklerinin bozulabileceğini zannetmiyorum.”

“Daha önemli şeyler”in ne olduğunu soruyoruz: “Suriye’nin bütünlüğü gerekiyor. İkincisi Türkiye masaya oturmadan önce elinin güçlü olmasını istiyor. Onun için İdlib, Afrin ve Elbab bölgelerini elinde bulundurmak istiyor. Bir de Fırat’ın doğusunda Amerika’yla yapacakları mutabakat vasıtasıyla orada da bir bölgeyi elinde bulundurmak suretiyle kuvvetli bir kartla masaya oturmak istiyor.”

“CİHATÇI ÖRGÜTLER TÜRKİYE’DEN İNTİKAM ALMAK İSTEYEBİLİR”

“Türkiye, İdlib’te başarılı olamadı. HTŞ’yi ve oradaki diğer terörist unsurları temizleyemedik” diyen Pekin, yeni bir göç dalgasında Türkiye’ye gelebilecek cihatçı örgütlerin intikam almak isteyebileceğine dikkat çekiyor: “Radikal unsurlar Türkiye’ye geçebilir. Bu güçler Türkiye bizi korumadı diyerek Türkiye’den intikam almak gibi bir faaliyet içerisine girebilirler. Türkiye’nin çeşitli yerlerinde terör faaliyetleri yürütebilirler. Buna dikkat edilmesi lazım. MİT, emniyet ve jandarmanın gerekli tedbirleri alması gerekiyor. Gözlem noktalarının İdlib’ten geri çekilmesi gerekir, çünkü orada her an bir vukuat çıkabilir ve bu daha büyük çatışmaya neden olabilir. Türkiye şu an rejim güçleri adı altında Rusya’yla karşı karşıyadır. Dolayısıyla bir çatışma riskiyle karşı karşıya. Rejim güçleri oraya ilerlemeye devam edecek. Türkiye hala oraya takviye gönderiyor. Oraya giden konvoylara ateş edilebilir. Türk askeri şehit olabilir. Oradaki gözlem noktalarında bir bölükten fazla askerimiz var, onlar çatışma altında kalabilir. Bir savaş riskiyle karşı karşıyayız. Doğrusu, provoke edilebilir. HTŞ’nin bir kısmı Amerikan istihbaratının kontrolünde. Onlar provoke edebilir. Bu yüzden şu an gözlem noktalarında savunma tedbirleri alınıyor.”

[Eylem Yılmaz] 24.8.2019 [Kronos.News]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder