Ortak Aklın Kararı Nasıl Sabote Edildi? [Doç. Dr. Mahmut Akpınar]

Geçen haftaki Patreon yazımızda İstanbul Enstitüsü’nün çalışmalarından bahsetmiş ve doğru kararlar için sağlıklı verilerin gerekliliği üzerinde durmuştuk. Son yıllarda sağlıklı veriler elde edip isabetli kararlar alma noktasında ciddi eksiklerimiz vardı. İşleyişe vukufiyeti olan herkes de bunun farkındaydı. Bu nedenle daha sağlam bir yapılanma ve yenilenme adına bazı çalışmalar yapıldı; raporlar hazırlandı.

17/25 sonrası oluşan puslu ortamda Gazeteciler Yazarlar Vakfı’nda bir dizi toplantılar düzenlendi. Bu toplantılara Hareket’le ilgisi olmayan ama toplumu ve Hareketi gözlemleme imkanı bulunan farklı görüşlerden pek çok uzman, kanaat önderi davet edildi. Hizmet’i kritik etmeleri, eleştirmeleri istendi; ucu açık sorular soruldu, fikir alışverişleri yapıldı. O dönem Hareket bugünkü kadar cadı avına, lince maruz kalmadığı için geldiler ve yol gösterecek, ışık tutatacak yararlı tavsiyelerde bulundular. Farklı alanlardan uzmanların düşünceleri sağıldı ve bir havuza aktıldı.

Öte yandan iç bünyeye yönelik araştırmalar yürütülüyordu. İstanbul Enstitütüsü problemlerin tartışılabileceği platformlar oluşturdu. Enstitü araştırmacıları iç bünyedeki arızaları tespite ve çözüme yönelik anketler yaptı. Farklı konum ve görevden insanlarla mülakatlar, yuvarlak masa toplantıları yapıldı. İç bünyeyi bilen uygulayıcılarla ve akademisyenlerle yapılan çözüm ve yeniden yapılanma toplantıları yaklaşık 2 yıl sürdü. Ciddiye alınacağı ve çözüme katkısı olacağı düşüncesiyle insanlar bu faaliyetlere sorumluluk duygusuyla ve istekle katıldılar. Çok verimli beyin fırtınaları yapıldı, güzel yaklaşımlar, çözüm önerileri ortaya kondu. Farklı seviyelerde ve farklı coğrafyalarda yapılan bu toplantıların sonuçları, kararları yetkin bir ekip tarafından derlendi, tasnif edildi; uzun uzun tartışıldı, konuşuldu, işlendi, raporlaştırıldı.

Sanırım 2016 başlarıydı bu çalışmaları yapan ekibin önde gelenlerinden ve karar vericilerden oluşan yetkin bir ekip, mezkur çalışmalara dayalı bir yapılanma taslağı geliştirdi. Huzurda yapılan toplantılarla ve kendisiyle interaktif diyalog içinde kalınarak, kapalı noktalar istişare edildi ve yapılanmaya nihai şekli verildi. Bu yeni yapılanma kimseye sınırsız, sorumsuz güç ve kaynak vermiyor, bireysel istismar ve suistimal alanlarını kapatıyordu. Gerçek manada istişareye dayalı, denge-denetim mekanizmalarının işlediği yapılar öneriyordu. Şahısları değil, heyetleri öne çıkarıyordu. Maniplasyona ve subjektif etkilere oldukça kapalı, içinde uzmanlara da yer veren katılımcılığın, meşveretin önemsendiği işleyişi esas alıyordu.

Herkesin takdirini ve beğenisini kazanan, gerekli ve makul hulunan yeni yapılanmanın hayata geçmesi kararı verildi; hayata geçti de. Ama ne olduysa bir kaç hafta içinde bazı eller olaya müdahil oldu. Kısa devre girişler yapıldı. Yakın çevrede olan ve Hoca Efendinin reflekslerini, endişelerini, tepkilerini çok iyi bilen birileri yenilenme Cehdini sabote etti. Bunca emeğe vabeste, uzun zaman çalışılmış, tecrübeyle, geniş katılımla desteklenmiş çalışmalar bir anda birilerince itibarsızlaştırıldı. Çalışmalara katılan kişilerle ve süreci yürüten heyetle ilgili karalama kapmayaları, ithamlar, iftiralar devreye girdi. Muhtemelen Kendisine insanları töhmet altına sokan, güven bunalımı oluşturan (üretilmiş) bilgiler sunuldu. Belki endişeleri, duyarlılıkları harekete geçirildi ve muhtemel riskleri azaltacak yeni yapılanma iptal edildi. Bununla yetinilmedi yanlışlara takoz koyabilecek, sıkıntılı durumlar vaki olduğunda uyunu sahire olabilecek kimseler darmadağın edildi.

Bazı eller devereye girmiş ve uzun erimli planları için iç bünyede balans ayarı yapmıştı. Bu olayı müteakip 15 Temmuz vakasının önünde ve arkasında etkin olan kişiler önemli noktalarda sahne aldılar. Kritik bütün birimlerde aşağıya doğru en az 5-6 kademe tasfiyeler yapıldı. Tasfiye edilenlerin yerine tecrübesi, birikimi dikkate alınmaksızın bu kadronun çalışmayı istediği kişiler yerleştirildi. Bazı Hizmetlerin tecrübesi yok edildi, hafızası silindi; adeta tepki veremeyecek şekilde kilitlendi. Anlaşılan birileri kendilerine engel çıkaracak, fikir beyan edecek, yanlışa dur diyebilecek kimseleri tasfiye etmek üzerine kurulu ince bir işçilik yapmıştı. Önceleri ortaya çıkan bu tabloyu çok kimse haset ve rekabet duygusuna veriyor; hamlık, yozluk olarak yorumluyordu. Ama 15 Temmuz olduktan sonra zihinlerde taşlar yerine oturdu. Meğer yapılanlar bir projenin hazırlık safhasıymış, planlı ve hedefli bir tasfiye imiş. 15 Temmuz bazılarına “Allahın lutfu olabilsin”, Hareket’e atfedilen suçlamalara delil oluşsun diye içten birileri insiyatif almış veya farkında olmadan kullanılmış. Bilerek veya bilmeyerek bazıları Hareket içinde mıntıka temizliği operasyonuna malzeme olmuş. 15 Temmuz sanaryosunu tasarlayanlar işi şansa bırakmamış, gereğini yapmışlar. (Yanlış yorumlara neden olmamak için açıklamak durumundayım. Ben bu çalışmaların sadece Türkiye ayağında bir kaç toplantıya akademisyen olarak katkıda bulundum. Bu gelişmeler yaşanırken Avrupadaydım, olayın bir tarafında değildim. Sadece bildiğim bazı konulardaki gözlemlerimi ve analizlerimi aktarıyorum. Olayın kişiselleştirilmemesi ve fotoğrafın objektif/net görülebilmesi için bu açıklamayı yapma mecburiyeti hissettim.)

Eğer o revizyon kararları uygulansaydı, sebepler çerçevesinde Erdoğan ve Ergenekon, Hareketi 15 Temmuz karesi içine sokamaz, bu tuzağı kuramazdı. Kurmaya çalışsa ortak akıl ve vicdan buna engel olurdu. Erdoğan ve Ergenekon, Hizmeti 15 Temmuz karesine tek başına insiyatif alabilen, devasa yapıları tek başına yönlendirme yetkisine sahip kişiler üzerinden soktu. Sınırlı sayıda kişiyi ele geçirerek(?), maniple ederek(?) veya ikna ederek(?) milyonlarca insana zulmetme gerekçesi elde ettiler. Meş’um tiyatroda kamu oyunu Hareket-Darbe ilişkisine ikna etmeye yetecek pozu aldıktan sonra, önceden listeleri hazırlanmış, planları yapılmış soykırıma başladılar. Erdoğan rejimi dünya nezdinde olmasa da, havuz medya marifetiyle uyuttuğu Türkiye kamuoyunda soykırıma gerekçe oluşturmayı başardı.

Kaderin hükmünü bilemeyiz, ancak sebepler açısından düşündüğümüzde o çalışmalar icraya konsaydı, kişiler değil heyetler etkili olsaydı, denge denetim sistemi işleseydi, kararları test & teyit imkanı olsaydı çocuk aklına sahip insanlar bile bu tuzağa düşmezdi. Absürdlüğü mutlaka birileri fark eder ve tedbir alırdı. Ama tarlanın önceden sürüldüğü, bazı kilit noktaların tutulduğu anlaşılıyor. Projeyi yapan, yürüten hangi odak veya odaklarsa 2 yıldır mesafe aldığı 15 Temmuz senaryosunu içten yükselen taleleplerle, yapılan bir revizyonla riske atmak istememişti. Bir şekilde etki elamanlarını devreye soktu ve süreci sabote etti.

Geriye doğru baktığımızda Erdoğan, Ergenekon ve MİT cenahının sofistike bir planlama ile 15 Temmuz karanlık projesini adım adım yürüttüğü görülüyor. Kendilerince ince işçilikle başarılı bir iş çıkardılar.

Peki, buna alet olan insanlar neden uyanmadı? İhanet mi söz konusu, ahmaklık mı?

Kesin bilgi sahibi olmadığım için kimseyi ihanetle, ajanlıkla suçlayamam. Ama servisler bu tür işleri her zaman devşirdiği elemanla yapmaz. Bazen gerçeklikten kopuk insanları bulur ve adım adım onları böyle bir projenin ortasına yerleştirir. Maceracı, polyannacı kişilikler “kahraman” olacağı, “büyük iş yapacağı” zannıyla projenin içinde bir figüran olduğunu göremeyebilir. Gördü ise vazgeçmesine müsaade etmezler. Ama tüm bunları yapanlar önceden devşirilmiş ve ne yaptığını iyi bilen birileri de olabilir. Öte yandan mistik duyguları ağır basan, "vaad edilen bazı olayların" kendi eliyle gerçekleşeceğini düşünen, mantığı/sebepleri kenara bırakıp beklentileriyle hareket eden ve Allah’ın inayetini bekleyen yanlış inanmış birileri de olabilir.

Kapalı devre çalışan, denge-denetim sistemi olmayan rejimler çok güçlü gibi görülse, kontrol edenlere müthiş bir güç hazzı verse de kapalı ve gizemli olma her an kendilerini vuran silaha, en önemli zaafa dönüşebilir. Sınırlı sayıda insanın büyük güce hükmettiği yapılarda bir kaç insanı ele geçirdiğinizde sistemi toptan berhava edebilir, kilitleyebilirsiniz. Sorgulama, analiz etme yeteneği gelişmemiş rejimlerin/yapıların mensupları güven duyar; sorgulamaz. Aldatıldıklarını anladıklarında ise yapacak şey kalmaz.

Şeffaf, demokratik, katılımcı, meşverete açık yapılarda süreçler yavaş ilerler, istenilen hızda gitmiyor gibi görülebilir; ama hatalar sınırlı olacağı ve zamanında farkedilip tedbirler alınacağı için büyük yıkımlar, bir anda çöküşler yaşanmaz. Dünyayı titreten güçlü Sovyet rejimi bir anda çökerken, kapitalis rejimler kendini revize ederek, yenileyerek, eksiklerini telafi ederek hem hayatta kalmış, hem daha insani bir forma dönüşmüştür.

“Şimdi bunlardan bahsetmenin ne anlamı var? Olan olmuş geçen geçmiş!” diyenleri duyuyor gibiyim. Olaylar geçmişle yüzleşmek kadar, geleceği daha sağlam inşa etmek, ders almak için hatırlanır, yazılır, konuşulur. Hataların üstü örtülür, yok sayılırsa tekrar etme potansiyeli devam eder. Benzer hatalara her daim düşülebilir. Eğer önemli sayıda insanda bu hatalara sebep olanların hala etkin ve güçlü olduğu, aktif olduğu algısı varsa müthiş bir güven bunalımı yaşanır. Geçmişin acıları bir yana, geleceğe dair umutlar kaybolur. Insanlar ya sert eleştiriye yönelir veya kenara çekilip eylemsizliği tercih eder.

Bütün geçmişi boyunca ısrarla ve titizlikle şiddetten, silahtan uzak durmuş bir Hareketi 15 Temmuz meş’um vakasıyla aynı kareye sokanlar milyonların hukukuna tecavüz ettiler. Tertemiz insanları karaladı, töhmet altına soktular. Yaşadığı bunca zulme, işkenceye rağmen tek cam kırmayan, küfür etmeyen, şiddete asla yönelmeyen dünyanın en güzel insanlarına “terörist” yaftasının atılmasına neden oldular. Bu konuda suiniyeti olanların affedilmesi, ihmallerin yok sayılması mümkün değildir. Maalesef insanlar karanlıkta kalan konularda ikna edici cevaplar alamıyor; benzer kumpasların tekrar kurulmayacağından emin olamıyorlar.

15 Temmuz üzerinde AKP, MİT ve TSK ile ilgili sınırsız şaibe, soru işareti var. Ama Hizmet için de açıklığa kavuşturulması gereken alacakaranlık, flu noktalar mevcut. Sürecin mazlumu-mağduru olanlar bazılarının 15 Temmuz karesine nasıl girdiğinin izahını bekliyor. Bir tuzağa düşürme, aldatma veya aldanma olabilir ama bunların niçin, nasıl, ne kadar olduğunun netleşmesi lazım.

“En kötü Sivil yönetim en iyi askeri yönetimden iyidir.” “Demokrasiden dönüş yok!”, “İnsan oğlunun bugüne kadar bulduğu ideale en yakın yönetim şekli demokrasidir” diyen bir Hareket 15 Temmuz üzerindeki sis perdesini kaldırmak, hakikati ortaya çıkarmak ve üzerine atılı suçtan aklanmak için herkesten çok çaba sarfetmek, canhıraş çalışmak zorunda!

[Doç. Dr. Mahmut Akpınar] 7.7.2019 [https://www.patreon.com/mahmutakpinar]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder