Haziran, Türk edebiyatı için bir hazan ayı. Türk şiiri, en gür dallarını bu ayda döktü. Nazım bu ayda öldü, Ahmet Haşim, Ahmed Arif, Cahit Zarifoğlu, İlhami Çiçek... Sadece şiir mi? Peyami Safa, Orhan Kemal, Cemil Meriç... Haziran yitiklerimizi yazdık.
Haziran, Türk edebiyatı için bir hazan ayı. Türk şiiri, en gür dallarını bu ayda döktü. Nazım bu ayda öldü, Ahmet Haşim, Ahmed Arif, Cahit Zarifoğlu, İlhami Çiçek… Sadece şiir mi? Peyami Safa, Orhan Kemal, Cemil Meriç liste uzayıp gidiyor.Bu ölümleri ne zaman ansak Şair Hasan Hüseyin Korkmazgil’in sesini duyuyoruz. “Sokaktayım/gece leylak ve tomurcuk kokuyor/yaralı bir şahin olmuş yüreğimi uy anam anam…/Haziran’da ölmek zor”… ”
Korkmazgil, büyük romancı Orhan Kemal’e ithaf ettiği “Haziran’da ölmek zor” şiirini nasıl yazdığını şöyle anlatır: “3 Haziran 1963. Duyuyorum ki Nazım Hikmet ölmüş. Bir sanatçı için böyle bir haberi soğukkanlılıkla karşılamak olanaksız! “Hava leylak ve tomurcuk kokuyor /uy anam anam Haziran’da ölmek zor” dizeleri dökülüyor dudaklarımdan. 2 Haziran 1970. Duyuyorum ki Orhan Kemal ölmüş. Yine aynı dizeler, yine kendiliğinden… 1976’lara değin, bu türden acılarla doldum; dizeler beni bir kitaba zorluyordu. İşte “Haziran’da Ölmek Zor” böyle oluştu…”Yazdıklarıyla Türk edebiyatını etkilemiş şair ve yazarların kısa hayat hikayelerini derledik. Haziran yitiklerini hatırladığımızda şöyle bir tablo çıkıyor karşımıza.
KARA ANLATI YAZARI
1 HAZİRAN 2005/VÜSAT O. BENERYazdıklarıyla Türk edebiyatında adeta devrim yaratmış bir adam Vüsat Orhan Bener… Kendine has üslubu ve naif alaycılığıyla Vüs’at O. Bener’in edebiyatımıza yepyeni bir soluk getirdiği kabul edilir. Sürekli yeni anlatım biçimleri aradı. Öykü ve romanları tekrarlayan anlatılar, ortak karakterler ve otobiyografik ögeler barındırır. Bener’in eserlerinde ölüm izleği önemli bir yer tutar. Bunda yazarın genç yaşta doğum sırasında kaybettiği ilk eşi ve doğumdan sonra yaşatılamayan çocuğunun da etkisi vardır. Öyküleri ve romanlarının yanı sıra Vüs’at O. Bener’in şiirleri, kısa dizelerden oluşan, esprili, ironik ve şaşırtıcıdır. Kara Tren, Mızıkalı Yürüyüş önemli öykü kitaplarındandır. Yazar 1 Haziran 2005 yılında 83 yaşında vefat etti.
KORKUSUZ SEVDALI BİR YÜREK İŞÇİSİ
2 HAZİRAN 1991/AHMED ARİF“Elinde tahta bavulu, sırtında çarşafsız yorganı, sağında solunda iki polis memuru ile Ankara garında trene binmiştir. Bileklerinde annesinin nakışlı mendili misali kelepçe. Paramparça bir canla Eskişehir üzerinden İstanbul’a uzanmakta yolu… Tren Eskişehir’de duruyor, iki köylü biniyor, biri erkek, öteki kadın. Kadın bakıyor dışarıda delikanlı bir bahar, yanında iki polis arasında bir yiğit… Soruyor bir ara: “Suçun ne evladım?” Ne desin şiirinde başka bir suçun gölgesi düşmemiş ki künyesine… “Sevdadır” diyor kısaca.. İşte bu sevdanın bir adı da Ahmed Arif idi…” Refik Durbaş bir yazısında şairi anlatmaya böyle başlıyor. Ahmed Arif’in (1927-1991) hayatının kısa özeti gibidir bu sahne. Mahkemeler, sürgünler, hapis hayatı; ve bütün ömrü boyunca yazılmış 30’a yakın şiir. Yayınladığı tek kitap hâlâ Türk şiirinin burçlarının en tepesinde. 1968 Kasım ayında yayınlanan “Hasretinden Prangalar Eskittim” in bugün 60’dan fazla baskısı yapılmış bir kült kitap. Şiirleri dün olduğu gibi bugün de mağlupların, mahzunların, aşıkların dilinde “Terketmedi sevdan beni,/Aç kaldım, susuz kaldım,/ Hayın, karanlıktı gece,/ Can garip, can suskun,/ Can paramparça…/ Ve ellerim, kelepçede,/Tütünsüz uykusuz kaldım,/ Terketmedi sevdan beni” Ahmed Arif 64 yaşında, 2 Haziran 1991 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Kabri Ankara’da Cebeci Asri Mezarlığı’ndadır.
ROMANLARI EN ÇOK DİZİ VE SİNEMAYA UYARLANAN YAZARIMIZ
2 HAZİRAN 1970/ORHAN KEMAL“Bereketli Topraklar”, “Gurbet Kuşları”, “72. Koğuş” gibi romanlara imza atan birçok kitabı sinemaya ve diziye uyarlanan Orhan Kemal Haziran’da vefat etti. Şair Hasan Hüseyin Korkmazgil o meşhur “Haziran’da Ölmek Zor” şiirini bu kayıp üzerine yazdı. Orhan Kemal ölümünden iki yıl evvel hastalanmış, sağlığı ciddi bir şekilde bozulmuştu. Mayıs 1970’de hem gezi hem de tedavi için gittiği Bulgaristan’da 2 Haziran günü hayatını kaybetti. 6 Haziran’da cenazesi özel bir arabayla Kapıkule sınır kapısına getirildi. Eski arkadaşlarından bir grup onu karşıladı ve İstanbul’a kadar arabasına eşlik ettiler. Ertesi gün Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi. O da şiirle başlamıştı edebiyata, Nazım Hikmet’in yönlendirmesiyle düz yazıya geçmiştir sağlığı ciddi bir şekilde bozulan Orhan Kemal, hem gezi hem de tedavi için gittiği Bulgaristan’da vefat etti. 6 Haziran’da cenazesi özel bir arabayla Kapıkule sınır kapısına getirildi. Eski arkadaşlarından bir grup onu karşıladı ve İstanbul’a kadar arabasına eşlik ettiler.O da yazıya şiirle başlamış beraber hapis yattıkları Nazım Hikmet’in yönlendirmesiyle düz yazıya geçmişti. Günümüzde Orhan Kemal adına bir roman yarışması var. Aynı zamanda yazarın adını taşıyan bir müze ev de Cihangir’de.
RÜZGARA KARŞI YÜRÜYEN ADAM
3 HAZİRAN 1963/NAZIM HİKMETŞiirleri, mektupları, aşkları, fikirleri, mücadelesi ile Türk edebiyatının en çok konuşulan, tartışılan şairidir Nazım Hikmet. Uzun dönem “vatan haini” damgası yedi. “Komünist şair” de dendi “Türkçenin sürgün şairi” de, “memleket sevdalısı” da… Hakkında ciltler dolusu kitap yayınlandı. Seveni de sevmeyeni de çok oldu. Nazım 3 Haziran 1963 sabahı saat 06:30’da gazetesini almak üzere 2. kattaki dairesinden apartman kapısına yürümüş ve tam gazetesine uzanırken geçirdiği kalp krizi sonucunda ölmüştür. Ölümü üzerine Sovyet Yazarlar Birliği salonunda yapılan törene yerli yabancı yüzlerce sanatçı iştirak etmiş ve tören siyah beyaz olarak kaydedilmiştir. Ünlü Novo-Deviçye Mezarığı’nda gömülüdür. Mezar taşı siyah bir granitten olup meşhur şiirlerinden biri olan “rüzgâra karşı yürüyen adam” figürü taş üzerinde ebedileştirilmiştir.
BİR
MELAL ŞAİRİ
4 HAZİRAN 1933/AHMET HAŞİMAhmet Haşim uzun bir süredir mide ve böbreklerinden rahatsızdır. O gün Kadıköy Bahariye’deki evinde öğleden sonra yemeğini yemiş ve uzanmıştır, birden yatağından fırlar. Doktoru gideli yarım saat olmuştur. Yeni evlendiği eşi Güzin Hanım çıplak ayakla yere bastığını görerek ayağına terlik vermek ister. Haşim terlik giymenin sırası olmadığını söyleyerek yatağa düşer; ölmüştür. Kabri, Eyüp Sultan Mezarlığındadır. Vefat ettiğinde 47 yaşındadır. Modern Türk şiirinin öncüsü sayılan Haşim ardında “Merdiven”, “O Belde” “Bir Günün Sonunda Arzu” gibi sevilen şiirler bırakmıştır.
TİYATROCU, SİNEMACI, AKTÖR, ŞAİR
5 HAZİRAN 1971/CAHİT IRGATYaşadığı dönemde tiyatro, sinema ve şiir dünyasının önemli isimlerindendir Cahit Irgat. “Toplumcu şiir ve 1940 kuşağı” söz konusu olduğunda mutlaka onun da adı geçer. 50’den fazla filmde rol almıştır. Türk sinemasının ilk kadın yıldızı Cahide Sonku ve çevirmen, filolog yazar Prof. Dr. Mine Urgan’la evlilik yapmıştır. İlk şiir kitabı 1945 yayınlanır: “Bir Şehrin Çocukları” Toplu şiirlerini 1969’da “Irgatın Türküsü” adıyla yayınlar. İki romanı ve bir anı kitabı vardır. Cahit Irgat, 21 Mart 1915’te geldiği dünyadan elli beş yıl sonra 5 Haziran 1971’de ayrılır.
“İSMİMİN BAŞ HARFLERİ ACZ TUTUYOR”
7 HAZİRAN 1987/CAHİT ZARİFOĞLUYedi Güzel Adam’ın birincisi, şair. Nuri Pakdil’in ifadesiyle “artist mizaçlı”… Kendine has bir şiir dili kurmayı başardı… Son yıllarda TRT’de yayınlanan bir diziyle popüler kültür enstürümanı olarak sahaya sürüldü. Popüler dergilerin kapaklarını süsledi. Lise yıllarında edebiyatla son derece ilgili bir arkadaş grubunun içinde olan Zarifoğlu’nun ilk şiir ve yazı denemeleri, yerel gazete ve dergilerde yayımlandı. Türk edebiyatının önemli isimlerinden Rasim Özdenören, Alaaddin Özdenören, Erdem Bayazıt ve Mehmet Akif İnan’la Maraş Lisesinde başlayan arkadaşlıkları, hayatlarının sonraki yıllarında “Diriliş”, “Edebiyat” ve “Mavera” dergilerinde sürdü. Beş şiir kitabı yayınladı. Çok sayıda çocuk kitabı kaleme aldı. Günlüklerini “Yaşamak” adında toplamıştır. . Şair, pankreas kanseri nedeniyle, 7 Haziran 1987’de İstanbul’da vefat etti. Şair öldüğünde 47 yaşındadır.
“AYRILIKTAN ZOR BELLEME ÖLÜMÜ”
7 HAZİRAN 2012/ABDURRAHİM KARAKOÇEn güzel aşk şiirlerinden biri olan “Mihriban“ı kaleme alan Abdurrahim Karakoç 2012 yılının 7 Haziran’ınında 80 yaşında hayata veda eti. Türk halk şiirinin büyük ozanlarındı. 1932 yılında Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesine bağlı Ekinözü köyünde doğan Abdürrahim Karakoç, çocukluk çağından itibaren şiire ilgi duymaya başladı. Temiz Türkçe ve hece vezniyle aşk, gurbet ve sosyal temalı şiirler kaleme alan Karakoç, ironik yazılarıyla geniş kitlelere hitap etti. Yazdığı şiirilerden bazıları bestelenerek birçok sanatçı tarafından seslendirilen Karakoç’un bestelenen eserlerinden ‘‘Mihriban’‘, unutulmaz türküler arasında yerini aldı.KADIN
YAZARLARIN ANNESİ
10 HAZİRAN 1984/HALİDE NUSRET ZORLUTUNA
Halide Nusret Zorlutuna, Türk şair, yazar, öğretmen. “Kadın yazarların annesi” olarak anılır. Romancı Emine Işınsu’nun annesi, Pınar Kür’ün teyzesidir. Heceyle kaleme aldığı şiirleri ile ünlenmiştir.Şiir, roman, öykü türlerinde yazan sanatçı, “Git Bahar” şiiri ile tanınmıştır. Öğretmenlik yaptığı yılları ve öğrencilerini anlattığı “Benim Küçük Dostlarım” 100 Temel Eser arasındadır. Zorlutuna 10 Haziran 1984 günü 83 yaşında vefat etmiştir.
“İNSANLAR KÖTÜYDÜ KİTAPLARA SIĞINDIM…”
13 HAZİRAN 1987/CEMİL MERİÇ
O kendini “Yazar ve hocayım. Başlıca işim düşünmek ve düşündüklerimi cemiyete sunmaktır.” diye tanımlayan, hayatını Türk irfanına adamış münzevi bir fikir işçisidir. Ömrünün hiçbir döneminde sağda olmamıştır, solda da… Cemil Meriç’in yeri hep kütüphanelerdir. Yalnızdır, kitapların dünyasına sığınmış, ‘fildişi kulesi’nde yaşamıştır. “İnsanlar kötüydü kitaplara sığındım… Kitap bir limandı benim için. Kitaplarda yaşadım. Ve kitaplardaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim” Eserlerinde kullandığı üslup ve şiirli dil okuyanları büyülemiş, sarsmıştır. 38 yaşından itibaren gözlerini kaybeder. Hayat dolu, enerji dolu bu insan intiharın eşiğine gelir. Okuması yazması mümkün değildir tek başına. Uzun süre kızı Ümit Meriç ve oğlu Mahmut Ali Meriç babalarının gören gözü olur. Ona istediği kitapları okurlar. Daha sonra talebeleri de onu yalnız bırakmaz. Gününün sekiz saatini yine kitaplarla geçirir. Hatta o kadar ki “Okumadığınız zaman körlüğümü hatırlıyorum ve büyük bir ızdırap duyuyorum.” der. Kubbealtı, Türk Edebiyatı, Hisar gibi dergilerde yazıları yayınlanır. 1974’te emekli olur ve birikimini art arda yayınlamaya başlar. Bu Ülke (1974), Umrandan Uygarlığa (1974), Mağaradakiler (1978), Kırk Ambar (1980), Bir Facianın Hikâyesi (1981), Işık Doğudan Gelir (1984), Kültürden İrfana (1985) 1984’te önce beyin kanaması, ardından felç geçirir. 13 Haziran 1987’de vefat eder.
“BİR
İNSAN EN ÇOK AĞLARKEN GÜZELDİR”
14 HAZİRAN 1983/İLHAMİ ÇİÇEKOnu “Yalnız hüznü vardır kalbi olanın” dizesiyle ve “Satranç Dersleri” kitabıyla tanıyoruz. İlhami Çiçek 1954 Erzurum, Oltu doğumlu. Öğretmen bir baba ile ev hanımı bir annenin evladı. Üçü erkek ikisi kız beş çocuğun en büyüğü. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesinden mezun oldu. Üniversiteden sonra 1978 yılında Kırıkkale Lisesinde edebiyat öğretmenliğine başladı. 1979 yılından itibaren Nuri Pakdil’in yönettiği Edebiyat dergisinin şairleri arasında yer aldı. Şiirleri İkinci Yeni’den izler taşır. Metin Cengiz’e göre İlhami Çiçek’in şiiri “Sabır içinde bir çatlamanın şiiridir… düşünsel gerilimin şiiri…” Kırıkkale’den sonra İstanbul’a gider. Öğretmenliğini Pendik Lisesinde sürdürür. Bu sırada evlenir ve bir oğlu olur. Bu günler, hastalığının da iyice alevlendiği günlerdir. 1983 yılının Mart ayı… İlhami Çiçek kısa dönem askerlik için Tokat’tadır. Hastalığının iyice artması sebebiyle, bir ara Mevki Hastanesi’nde tedavi altına alınır. İyileştiği sanılarak Tokat’a geri gönderilir. Ve, askerliğinin bitmesine çok kısa bir süre kala, geçirdiği şiddetli bir kriz sonrasında 14 Haziran 1983’te intihar ederek hayatını sonlandırır. Şiire ve düşünceye adanan bir ömür, 29’unda son bulmuştur. Nuri Pakdil cenaze töreninde, “Şiir sandığını toprağa gömüyoruz” demiştir. Satranç Dersleri’nin kitap olarak yayımlanmasıyla ölümü, aynı aya rastlar.
“HAFAKANLARI VARDI, ÇİLESİ VARDI, ŞÜPHELERİ VARDI..”
15 Haziran 1961/PEYAMİ SAFADokuzuncu Hariciye Koğuşu, Matmazel Noraliya’nın Koltuğu, Yalnızız gibi psikolojik türdeki eserleriyle Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında ön plana çıktı. Yaşamı ve fikrî hayatındaki değişimlerini eserlerine de yansıttı. Server Bedii adıyla birçok eser kaleme aldı. Doğu ile Batı’nın sentez ve tahlilinden hiçbir zaman vazgeçmedi. Küçük yaşlarda babasını kaybedince annesi ve ağabeyi ile zor şartlar altında yaşadı. Sağ kolunda kemik veremi hastalığı baş gösterdi. Doğduğu günden beri hastalık ve acılarla boğuşan Peyami Safa, yedek subay olarak vatanî görevini yapmakta olan oğlunu kaybedince derin ruhsal çöküntü yaşadı ve 15 Haziran 1961 tarihinde bir öksürük nöbeti sonrası kan kusarak vefat etti. “İşte bu fena” son sözleri oldu. 62 yaşındaydı. Yazar, Edirnekapı Şehitliği’ne defnedildi. Peyami Safa’nın ölümü üzerine Necip Fazıl şunları yazmıştır: “Kafası vardı. Kültürü vardı. Cümlesi vardı. Üslubu vardı. İç dünyası vardı. Hafakanları vardı. Çilesi vardı. Metafizik arayıcılığı vardı. İmanı vardı. Şüpheleri vardı. Estetiği vardı. Diyalektiği vardı. Cesareti vardı.”
HAZİRAN’DA ÖLECEĞİNİ YAZDI!
20 HAZİRAN 1997/CAHİT KÜLEBİ“Her akşam bulutlar/Bilmez telaşımı,/Her akşam bulutlar.
Belki de haziran/Bulacak naaşımı,/Belki de haziran.
Bir gün geleceğim/Alıp şu başımı/Bir gün geleceğim.”Cahit Külebi bu şiiri yazdığında tarihler 1938’i göstermektedir. Bu dizeleri yazdıktan tam 60 yıl sonra 20 Haziran 1997’de hayatını kaybeder. Öldüğünde 80 yaşındadır. 9 Ocak 1917 tarihinde Tokat’ın Zile ilçesinde doğdu. İlkokul ve ortaokulu Tokat’ta tamamladı. Sivas Lisesi’ni bitirdi. Liseden mezun olduktan sonra İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne girdi. Cahit Külebi, edebiyat öğretmeni olarak ilk görevini Antalya Lisesi’nde yaptı. Daha sonra sırasıyla Ankara Devlet Konservatuvarı ve Ankara Gazi Lisesi’nde edebiyat derslerine girdi. Cahit Külebi’nin Milli Eğitime katkısı öğretmenlikten sonra Milli Eğitim müfettişliği görevi ile devam etti. İlk yurt dışı görevini, İsviçre’de kültür ataşesi ve öğrenci müfettişi olarak yaptı. İsviçre’den döndükten sonra Millî Eğitim Bakanlığı Başmüfettişliği ve Kültür müsteşar yardımcılığı yaptı. 1972 yılında emekli oldu. Emeklilikten sonra Türk Dil Kurumu’nda, 1983 yılına kadar çalışmaya devam etti. Cahit Külebi, 20 Haziran 1997 tarihinde Ankara’da vefat etti.
HOYRATTIR, BU AKŞAMÜSTÜLER DAİMA!
21 HAZİRAN 1980/AHMET MUHİP DRANAS
Türk Edebiyatına Ağrı, Kar, Köpük, Selâm, Serenat, Olvido, Fahriye Abla gibi unutulmaz şiirler armağan etmiş Ahmet Muhip Dranas’da Haziran yitiklerinden. Hece şiirinin son kuşağı denebilecek şairler arasında yer alan Dranas, kendinden sonraki kuşakları etkilemiş bir şairdir. Hocası Tanpınar gibi az yazmış, seyrek yayınlamış, şiirlerini şiire başladıktan neredeyse elli yıl sonra kitaplaştırmıştır. (1974) Turgut Uyar’ın “şiirimizde mutlu bir raslantı” diye değerlendirdiği Dranas, 1980 yılı 21 Haziran’ında kalp yetmezliği sonucu 72 yaşında vefat etmiştir. Vasiyeti üzerine Sinop’ta doğduğu köye defnedilmiştir.
YEDİ GÜZEL ADAM’DAN BİRİ
26 HAZİRAN 2003/ALAEDDİN ÖZDENÖREN‘
Yedi Güzel Adam’dan biri olarak anılan Alaeddin Özdenören 26 Haziran 2013’te vefat etmişti. 20 Mayıs 1940’da Maraş’da doğdu. Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt ve kendisi gibi edebiyatçı olan ikiz kardeşi Rasim Özdenören ile lise yıllarında edebiyat dergileri çıkardı, Diriliş ve Edebiyat Dergilerinde yazıları yayımlandı. Kimi zaman kendi adıyla kimi zaman da Bilal Davut takma adıyla çeşitli gazetelerde, fikri ve kültürel yazılar kaleme aldı. 1976’da arkadaşlarıyla beraber Mavera dergisi’ni kurdu. Burada şiirleri ve denemeleri yayımlandı. Özdenören’in şiirlerinde yalnızlık, ayrılık ve ölüm temaları hakimdi. 1996’da çıkardığı “Yalnızlık Gide Gide” adlı şiir kitabı ile Türkiye Yazarlar Birliği ödülünü kazandı. İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümü mezunu olan Özdenören, Maraş, Çorum ve Ankara gibi illerde öğretmenlik yaptıktan sonra 1991’de Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı’na atandı ve bu görevden emekli oldu. 26 Haziran 2003’de Balıkesir’de dünyaya veda eden Alaeddin Özdenören’in kabri de burada bulunmaktadır.
[Kronos.News] 3.6.2019 [Gülden Kara]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder