Erdoğan’n gitmesini en çok isteyen kesimlerden birisi de bu dönemde ağır baskıya, zulme, dışlanmaya maruz kalan, adeta soykırıma uğrayan Hizmet hareketi mensupları. Bazıları “üzerimizdeki baskı kalksın, insanca ve özgür yaşayalım yeter” darken, bazı arkadaşlar Erdoğan’ın yıkılması, itibardan düşmesi Hizmet Hareketinin yeniden itibar kazanması olacak, dünya ve Türkiye Hizmetin kadrini anlayacak diye düşünüyor.
Bu beklenti gerçekçi mi? Ve mümkün mü?
İstanbul seçimlerini keyfi bir şekilde iptal etmesi “daha da otoriterleşiyoruz!” diye pek çok insanı endişelendirdi. Ben seçimi bir şekilde alsa dahi bu olayın Erdoğan'ın erime ve sorgulanma sürecini artıracağını düşünüyorum. Ülke her halükarda dibi görecek, fatura Erdoğan'a yıkılacak, iç ve dış dengelerin etkisiyle Allah’ın izniyle er-geç Erdoğan kaybedecek! Kaçınılmaz ekonomik çöküşle Erdoğan ya etkisizleştirilecek veya kulvar dışına itilecektir. Bunu müteakip bir geçiş dönemi yaşanacağını, belki geçiş hükumetleri kurulacağını öngörüyorum. Nerden baksanız bu geçiş süreci 2-3 yıl alır. Ondan sonra yeni aktörler veya yenilenmiş eski yüzler(?) çıkacak ve Türkiye bu yeni aktörlerle normalleşecektir. Global ve yerel güç odaklarının Türkiye'de kalıcı bir diktatörlük kurulmasını istemeyeceklerini, ülkenin şartlarının buna müsait olmadığını düşünüyorum. Demokrasiyi tanımış toplum da buna rıza göstermeyecektir. Refah dağıtan bir diktatörlük olsa razı olabilirdi ama ekonomi olarak çökmüş bir diktatörlüğe halk “evet” demez. Erdoğan'ın bir misyonu vardı onu yaptı ve bence misyonu bitti. Bundan sonra istemese de gidişi hızlanacaktır. Kalmak da ısrar etmesi sadece kendisini bitirmez, ülkeyi de kaosa sokar.
Geçiş dönemini müteakip hukuk, demokrasi, insan hakları tedricen rayına oturacaktır. Bu süreçte elbette mağduriyet yaşayan Hizmet insanları da ortamdan istifade edecektir. Öğretmenler, esnaflar, ev hanımları vd. hapisten çıkacak, haklarına kavuşacaktır. KHK ile işinden olan sivil memurlar işine dönecek, belki tazminatlarını alacaktır. Malına-mülküne el konan esnaflar mülklerini geri alacaktır. Ancak halkın nezdinde Hizmetin ve Hizmet mensuplarının “kahraman” olacağı kanaatinde değilim. Yapılan haksızlıklar ve zulümler açığa çıksa ve medyada çarşaf çarşaf yer alsa dahi Hizmete tahammülü olmayan, haset, rekabet hissiyle hazzetmeyen çok kesim var. Kemalist, laik kesimler, derin odakların himaye ettiği toplumsal kesimler Hizmetten hiçbir dönem hazzetmedi, hazzetmiyor. Dindar kesimlerde, cemaatlerde ciddi karın ağrısı vardı, ama dile getiremiyorlardı. Bu dönem, içlerindekilerini kusma fırsatı verdi. Ülke normalleşirse kanaatimce pek azı hariç insanlar: “kadrini bilememişiz, çok şey kaybettik” demez. Ama Normalleşme ile Hizmet ve Hizmet insanları yavaş yavaş “terörist” görülmemeye başlanır. “Hak etmişlerdi, ama galiba bazı haksızlıklar yapmışız” derler. Ülkede “onlar için de yaşama imkanı olmalı, onlar da insan” derler. Ama Hizmeti ve Hizmet insanlarını “kurtarıcı” görmelerini beklemek hayal! En azından kısa ve orta vadede ve Türkiye içinde bu pek mümkün görünmüyor. Bu tür söylemlere fazlaca prim vermek ve inanmak bizi yeni inkisarlara uğratabilir.
Türkiye’de Hizmetin tasfiyesi Erdoğan’ın projesi değildi. AKP’nin de değildi. İçte dışta pek çok odak milletin evlatlarına imkanlar hazırlayan, Anadolu insanının ufkunu açan bu Hareketin tasfiyesini arzu ediyordu. İçte her tondan derin odak, dışta NATO’dan Rusya’ya, Çin’den İran’a kadar bu tasfiyeden memnun olmayan yoktur. Gelecekte de Türkiye elbette Hizmet için önemli bir ülke olmaya devam edecek! Zira kitlesinin çok büyük kısmı hala orada. Ama kendini yenileyebilir, demokratik dünyayla uyumlu hale gelebilirse, Hizmet, dünyada daha etkili olabilir. Global problemlerin çözüm arayışına ortak olabilir. Türkiye’deki hukuk ve demokrasi anlayışı, insan hakları düzeyi Hizmet insanlarını taşıyabilecek durumda değil. Bir ülkeye odaklanmak yerine kanaatimce insanlığı hedefleyip, insanlığn problemlerine yoğunlaşmak, onlara çözümler üretmek lazım.
Türkiye’deki normalleşme Hizmet insanları üzerindeki baskıyı kaldıracak, zihinlerin oraya takılı kalmasına engel olacaktır. Ama dünyada tutunmak için hedeflerimizi revize etmeli, yöntemlerimizi yenilemeli ve güncellemeliyiz.
Hizmetin sağlam ilkeleri esasları var. İslam dünyasında pek az hareket günümüz Müslümanlarının, modern dünyanın sorunlarına çözüm üretebilecek ufka ve potansiyele sahip. Müslümanların demokrasi, insan hakları, çoğulcu yaşam ve evrensel hukukla uyumlu olmasına katkı verecek sınırlı sayıda cemaat/hareket var. Hizmet ufkuyla, insan potansiyeliyle, kurumsal tecrübesiyle, farklılıklara yaklaşımıyla dünyaya renk katabilecek az sayıdaki hareketten birisi.
Ancak 15 Temmuz depremiyle açıkça ortaya çıktı ki yapısal sıkıntılarımız var. Önceleri de dile getirilen ama yok sayılan, üstü örtülen problemler yaşanılan krizle birlikte iyice görünür hale geldi. Hala yok sayma, öteleme eğilimi görülse de problemlerimiz kapsamlı ele almayı, derinlemesine irdelemeyi, incelemeyi gerektiriyor. Hizmet Türkiye mantığından, yaklaşımından uzaklaşıp, batı dünyasına göre yeniden yapılanmak, işleyişini, organizazyon yapısını yenilemek durumunda. Önemli oranda hala cari olan eski yaklaşımın, işleyişin iyiniyet, güven, hüsnüzan esaslarına göre yürüdüğü, ama suistimala, istismara ve maniplasyona açık olduğu herkesin malumu.
Sistemde merkeze yakın az sayıdaki insan milyonların hayatını etkileyecek, sağlaması yapılmamış kararlar alabiliyor. Kapalı devre çalışan bir yapıda art niyetli birisi büyük hasarlara sebep olabiliyor. Kaynaklarım Mabeyni Humayun (Bakınız: Mabeyni Humayun I-II) konusunun çözülmediğini, aksine güçlendiğini söylüyor. Çok az sayıda ama yakın halede ve sıkı örgütlü bazı kişiler yaşını başını almış, ömrünü bu işe vermis abiler dahil insanları kırıp geçirebiliyor. Farklı düşünen kişileri, kesimleri teslime veya susmaya zorlayanlar var. Problemleri gören, üzülen ve çözülmesini isteyen pek çok kimse bazı kaygılarla susmayı tercih ediyor. Problemleree vakıf olduğu, gelebilecek zararı bildiği halde polyannacılık oynayarak kendisini ve çevresini kandıran çok kimse var. Sanırım bu dönemin öne çıkan özelliklerinden birisi de pek çoğumuzu gerçeklikten koparması. Eskinin özlemiyle yaşayarak bugünün problemlerine göz kapıyor, arızalarla yüzleşmekten korkuyor ve çözüm arama cesareti gösteremiyoruz. Çoğumuz ümit-hayal karışımı bir alemde yaşamayı daha konforlu görüyor, acı verecek sorgulamalara, yüzleşmelere girişmek istemiyoruz.
Hizmet çağımızda zamanın ruhunu yakalayabilmiş nadir hareketlerden. Çok sayıda ve yetişmiş insanı var, insanlığa verebileceği şeyler var. Ortaya koydukları yapabilecekleri hakkında ümit vaad ediyor. Hizmetin Erdoğan’dan bağımsız yapabileceği/yapması gereken çok ey var. Ancak bu dönemde bir miktar Erdoğan’a takılıp kaldık. O takıntıyı aşıp, travmadan kurtulup yeni yollar bulamadık, yeni hedefler koyamadık.
Erdoğan’ın gitmesi mağduriyetlerin bitmesi, baskının azalması, hayatın yeniden normalleşmesi için önemli. Ama kanaatimce Hizmet olarak bizim Erdoğandan bağımsız çözmemiz gereken problemlerimiz var. Kafa yormamız, değiştirmemiz, daha sağlam formlara bağlamamız gereken yapısal ve işlevsel sıkıntılarımız var. Bu problemlere sebepler çerçevesinde odaklanmak, imkanlar nispetinde çözümler üretmek yerine onları yok saymak, ötelemek, eylemsiz ama mucizevi şekilde çözüleceğini ummak sanırım daha büyük problemimiz.
Bir muhasebeye, yenilenmeye ihtiyaç var! Ama şimdilik kulağımızın üzerine yatmayı ve bu ifritten dönemin bir mucizeyle bitmesini umuyoruz, tekrar kaldığımız yerden devam etmeyi bekliyoruz!
[Doç. Dr. Mahmut Akpınar] 11.5.2019 [https://www.patreon.com/mahmutakpinar]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder