Hizmeti Neden Sevdim? [Doç. Dr. Mahmut Akpınar]

Hizmeti tercih etmem için şartlar, çevre çok da müsait değildi. Abim Milli Görüş kökeninden gelen bir cami imamıydı. İmam hatipte okudum. Doğal olarak Milli Görüşçü, siyasal İslamcı olabilirdim; olmadım. Ortaokul çağlarında Menzilden tövbe aldım, ama sürdürmedim. Yakın akrabalarımdan çok Menzilci var. Babam Mahmut Efendi’ye müntesipti, severdim, samimi bulurdum. Efendi Hazretlerinin elini de öptüm ama halkalarına katılmayı hiç düşünmedim. Süleyman Efendi Hazretleri bu ülkeye büyük hizmet etmiş  şahsiyetlerdendir. Bir ablam, eniştem ve pek çok yakınım onlara yakındır. Faaliyetlerini, çalışmalarını çok önemli ve gerekli görürüm. Ama o grubun parçası olmayı hiç aklıma getirmedim. Annem, babam, pek çok yakınım ehli tarikti, seydaların, şeyhlerin kerametlerini çok dinledim ama beni fazla cezbetmedi, etkilemedi.

Dindar bir çevrede büyüdüm ama ameli eksik, yaşantısı aksak, başına buyruk tarafları olan bir gençtim. Rahmetli babamın dindarlığını, takvasını, namaz, Kur’an hassasiyetini hep takdir ettim. Sarıklı cübbeli gezer, bütün namazlarını camide kılardı. Okuma-yazmayı askerde, Kur’an-ı Kerimi 40 yaşından sonra öğrendiği halde çok kitap okur, sürekli hatmederdi. Benden aynı camide, dizinin dibinde namaz kılmamı bekler, bazen zorlardı. Sırf o öyle istiyor diye onun camisine gitmezdim. Başka camiye gittiğimi ve o namazı kıldığımı söylemezdim. Babasının bile müdahalesinden hazzetmeyen, özgürlüğüne düşkün, serazat biriydim. İmam hatipte okurken bana “adam olmaz” diyen Milli Görüşçü Kur’an hocamız üniversitede Hareketle tanıştıktan bir kaç yıl sonra memlekete gittiğimde bende farkettiği müspet değişimi abime: “Mahmut nasıl bu hale geldi, inanamıyorum” diye anlatmış. Eğer yaşıyorsa muhtemelen beni şu anda “azılı bir terörist” olarak görüyordur. Aslında bendeki değişiklik büyük değildi. Ben zaten dindar bir çevrede ve mukaddesata saygılı, ama ibadeti zayıf biriydim. Ne var ki bu tür eğitimcilerin kafasında bazı gençlere karşı yıkılması zor bariyerler, ön kabuller, etiketlemeler vardı.

Hikayesi uzun; bazı yazılarda kısmen bahsettim. Oldukça düşük bir ihtimal gerçekleşti ve Hizmet Hareketinin içinde buldum kendimi. Lise yıllarında laf attığım, üst perdeden baktığım arkadaşların içinde yer almış ve ciddi bir değişim geçirmiştim. Hizmet pek çoğunun sandığı gibi üyelik kartı olan bir kulüp değil. Gizemli, zoraki bir yapılanma hiç değil. Rızanıza ve iradenize dayalı olarak yapılanları beğerniyorsanız faaliyetlere destek oluyor içinde yer alıyorsunuz. Ben de nefsimle ideallerim, kendi rahatım ile ülke ve insanlık için umutlarım arasında uzunca süre muhasebe yaptıktan sonra tamamıyla kendi irademle Hareketin içinde oldum.

Peki, Hizmetin neyini sevmiş ve neden tercih etmiştim?

· Ben Hareketin meşverete, makuliyete uygun yönünü sevdim. Dünyaya, insanlığa açık ufkunu sevdim. Laf etmekle, söz üretmekle oyalanmayıp iş yapmasını, adım atmasını, eyleme geçmesini, projeler uygulamasını sevdim.

· Dışlayıcı bir dilinin olmamasını, herkese kucak açmasını, “aç sineni açabildiğin kadar kalmasın el uzatmadığın bir mahsun gönül” demesini sevdim. “Gönlünde herkesin oturabileceği bir sandalye olsun” sözünün serlevha yapılmasını sevdim.

· Anadolu’nun her rengine değer verip onlar arasında köprü olmasını, Alevi, Sünni, Türk Kürt, sağcı solcu vb. aynı masada biraraya getirmesini sevdim.

· Bütün problemlerin cehaletten, fakirlikten kaynaklandığını ve çözümünün “eğitim” olduğunu söylemesini, enerjisini eğitime vermesini sevdim.

· İnsanların eline çantasını alıp idealleriyle bilinmezlere yelken açmasını sevdim. Arkadaşların cebindeki otobüs parasını, evindeki ekmeği paylaşmasını sevdim. Esnafının dilenciye verir gibi değil, canından verdiği bağışları, himmetleri sevdim.

· Hareketin bilime, araştırmaya, sorgulamaya önem vermesini, Müslümanların ve insanlığın temel problemlerine çağa uygun çözümler aramasını, yorumlar getirmesini sevdim. Eğitim kurumlarında dünya çapında bilimsel başarılara imza atmasını sevdim. Fedakarlığa, hasbiliğe dayalı eğtim modelini sevdim.

· Müspet hareket olmasını, ağır baskılara zulümlere rağmen en küçük şiddete tevessül etmemesini sevdim.

· Pek çok cemaat ve kesim onun aleyhinde konuşurken gıybete düşmeden, kimseye küsmeden, adam çalma uğraşına girmeden müsbet hareket etmesini sevdim. Kur’an ve Sünnet ölçülerinden sapmama konusundaki itinasını sevdim.

· Dindar ama tassuptan, saplantıdan, şiddetten uzak, eğitimli ve başarılı nesiller yetiştirmesini sevdim. Tüm Müslümanlar için misal olma potasiyelini sevdim. Anadolu insanına ufuk verip onlara yeni dünyalar açmasını sevdim.

· Yıllarca milyonlarca insanı en küçük bir suça, gayrımeşruluğa bulaştırmadan, provokasyonlara, maniplasyonlara getirmeden bir ideal çevresinde toplayabilmesini sevdim. Dindarları hertürlü radikalizmden uzak tutarak gerilimini, enerjisini olumlu, yapıcı, yararlı projelere, işlere yönlendirmesini sevdim.

· Üslubumuz namusumuzdur ilkesini sevdim. Güncel siyasetin bayağılıklarına karışmamasını, siyaset üstü ve aktüalite üstü kalabilmesini sevdim.

· Kadınlara, kız çocuklarına değer vermesini okutmasını, meslek sahibi kılmasını sevdim.

· Hareketi Risalei Nurların zamanın ruhuna uygun yorumlaması nedeniyle sevdim. İmansızlığın ateizmin, itikadi sarsılmaların yoğun yaşandığı, pozitivizmin pek çok soru ürettiği dönemde aklı ve kalbi doyuran, makul, mantıkılı izahatları nedeniyle sevdim.

· Hizmeti, Toktamış Ateş’le Abdurrahman Dilipak’ı, Taha Akyol’la Cengiz Çandar’ı aynı masada biraraya getirdiği için sevdim. Babaları birbirinin kanını dökmüş Boşnak, Sırp ve Hırvatı aynı okulda barış-huzur içinde ve arkadaşça yaşattığı için sevdim. Afganistan’da iç savaşa rağmen eğitim vermeye devam etmesi nedeniyle sevdim. Afrika’da açtığı su kuyuları nedeniyle, binlerce insana katarakt ameliyatları yapması nedeniyle sevdim. Irkçılık karşısında “biz renk körüyüz” dediği için sevdim.

· Özel hayatı dahi olmayan, dünya zevki bilmeyen Hoca Efendi’yi ülkeye, insanlığa, dine adanmış hayatı için sevdim. Eserlerindeki tutarlılık, derinlik ve entellektüel bakış için sevdim. Etiketleyen ötekileştiren değil, birleştiren, kaynaştıran yaklaşımları ve dili nedeniyle sevdim.

· Medreseden yetişmiş bir din adamı olan Hoca Efendi’nin Cumhuriyetin yetiştirdiği Kemalist, solcu bir üniversite hocası Toktamış Ateş’le el ele tutuşmasını sevdim. Sayın Gülen’in Cem Karaca’dan Barış Manço’ya Bülent Ecevit’e kadar çok farklı kişiliklerle konuşacak konular bulmasını ve memleket meselelerini her görüşten insanla konuşabilmesini sevdim. Bir vaizin, cami hocasının hücrenin yapıtaşlarından, entropiden, Kant’tan, Hegel’den, Weber’den, Comte’dan psikanalizden,  felsefeden sosyolojiden bahsetmesini sevdim. Gülen’in sahabe aşkından ve peygamber sevgisinden etkilendim. Geçmişe saygı duygusu verdiği aynı anda geleceği kucaklama motivasyonu aşılamasını sevdim. 

Maddeleri sıralamaya devam edebiliriz. Hizmet çok güzel işler yaptı ve pek çok insan dahi Hizmeti benzer sebeplerle sevdi; ömrünü verdi, çocuklarını teslim etti. Dünyanın heryerindeki insanlar 17-18 yaşındaki kızlarını 23-25 yaşındaki erkek öğretmenlere çekinmeden emanet etti; binlerce kilometre yola gönderdi. Esnaflar kan ter içinde kalarak kazandığı parasını arkasını sormadan bu güven nedeniyle verdi. İçindeki haset ve nefreti bastıramayanlar dahi “bunları sevmem, ama kızımı gönderebileceğim, oğlumu teslim edebileceğim daha güvenilir ve başarılı yer yok!” diye çocuklarını kurumlara kaydettirdi.

Bunlar devam ettiği sürece insanlar, dünya Hizmeti sever. Arızi duygu savrulmaları, geçici kafa karışıklıkları olsa, bazıları propagandalara kanıp şimdilik husumet beslese dahi eğer temel hasiyetlerini koruyabilirse Hizmet yeniden ilgi odağı olur. Fırtına bitip ortalık durulduktan, at iziyle it izi ayrıştıktan sonra karşı çıkan veya uzak duran insanlar bile yeniden severler. Siyasi çıkarları, ekonomik beklentileri nedeniyle şu anda zalime ve zulme destek olanlar, zalimler devrilip zulüm düzeni bitince mahçup şekilde de olsa yine destek verirler. Kaygıları, korkuları nedeniyle kenarda duranlar, güven ortamı geri gelince tekrar yerlerini alırlar.

Yeter ki Hizmet ve Hizmet insanları onları tanımlayan, lazımı gayrı müfariki olan özelliklerini yitirmesin. Zamanın eskittiği ideallerini tazelesin, ülfetin pörsüttüğü niyetlerini yenilesin. Uhuvvetini, safiyetini samimiyetini muhafaza etsin. Son dönem yaşadıklarını yeni bir bilincin, bilenmenin ve dirilişin kaynağı haline getirebilsin.

[Doç. Dr. Mahmut Akpınar] 1.2.2019 [https://www.patreon.com/mahmutakpinar]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder