Tarikatler Hicri 2 asırdan sonra şekillenmeye başlamış. İnsanlar yaşantısıyla, gönül zenginliğiyle, derinliğiyle topluma örnek olan, ahlak, edep ve ibadet timsali büyüklerin etrafına toplanmışlar ve onları taklit etmişler. Zamanla kurumsallaşan tarikatler Hazreti Peygamberin hayatını esas alarak onun evradını, zikirlerini sistematik hale getimişler. Pek çok kola ayrılan tarikatlerin öncelikli amacı gönlünde sevgi, yüreğinde merhamet ve dilinde zikir olan, haramı helali bilen, Hak’ka ulaşmaya çalışan insanlar yetiştirmektir. Anadoludan, Balkanlara, Mağripten uzak Asyaya kadar tasavuf büyükleri ve erenler heryere İslamın hoşgörüsünü, ahlakını, merhametini taşımışlardır. Müslümanlığın yayılmasına ve gittiği yerlerde tutunmasına gönülleri fethederek destek olmuşlardır. Tasavvuf yüzyıllarca İslamın soft gücünü oluşturmuş, İslamı insanlara sevdirmiştir.
Tek Parti döneminde dine ve dindara uygulanan ağır baskılar nedeniyle insanlar inançlarından kopmasın diye Anadolu’da Süleyman Hılmi Tunahan, Bediüzzaman, Ahmet Arvasi vd. fikir ve aksiyon insanları çıktı. Bu zatların derdi bir cemaat kurmak, takipçiler edinmek değildi. Zamanın ağır şartlarında sahip oldukları bilgi ve enerjiyi paylaşma, insanlara İslamı, Kur’anı ve ahlakı öğretme mükellefiyeti hissettiler. Bu duyguyla çevrelerini irşad etmeye başladılar. Kimi tefsir yazdı, kimi samanlıklarda Kur’an dersi verdi, kimi evradu ezkar öğreterek Anadolu insanının gönül dünyasının çoraklaşmaması için çabaladı. Beklentisiz yola çıkan bu insanlar hayatları boyunca rahat yüzü görmediler. Zindan zindan dolaştırıldı, ağır fiziki ve psikolojik eziyetlere maruz kaldılar. Devletin zorbalığına karşı hep halkın, ezilenin yanında oldular. Hukuk ve insaf dışı uygulamalara rağmen insanların ahiretini, manevi yaşamını kurtarma telaşı içindeydiler.
Müslümanların inanç ve itikadını ayakta tutmak için birşeyler yapma arayışına giren tarikatlerin/cemaatlerin hepsi sivil oluşumlardı. Devleti, gücü, iktidarı, parayı değil; vatandaşı, toplumu, sivil alanı temsil ediyorlardı. Bu nedenle Osmanlı dönemi dahil yıllarca devletin hedefi oldular. Her otoriterleşme döneminde önce onlara dayak atıldı, öncüleri tutuklanıp hapsedildi. Absürd iddialarla ithamalara, iftiralara maruz kaldılar. İnsan yetiştirmek üzere açtıkları mütevazi kurumları, kursları şeytanlaştırıldı, kapatıldı. Ama baskı dönemleri cemaatleri ve tarikatleri bitiremedi, yıldıramadı. Zikre katılmanın, derse gitmenin hapisle cezalandırıldığı dönemlerde dahi gizli gizli tebliğe devam ettiler; insanlara ahlak ve maneviyat dersleri verdiler. En zor dönemlerde birbilerini medya önünde bugünkü gibi tekfir etmedi, “firakı dalle” ilan etmediler. Mazlumiyet paydasında devletin ceberut tarafına karşı birlik oldular. RP’nin iktidar olduğu dönem Erbakan’ın yanında olanlar ve olmayanlar şeklinde kamplaşma olduysa da yıkıcı bir nefrete, linç girişimine dönüşmemişti.
Son 3-4 asırdır tarikatlerin yozlaştığı, bazı ritüellere takılıp kaldığı, gerçek manada gönül ve hal ehli yetiştiremediği yönünde eleştiriler vardır. Ancak son yüzyılda tarikatler/cemaatler nesillerin korumasında, onlara asgari dini bilgi-ahlak-inacın öğretilmesinde önemli görevler gördüler. Positivist eğitim anlayışının nesilleri dönüştürme planlarına karşı büyük mücadele verdiler. Fakir, kırsal ağırlıklı Anadolu insanının çocuklarını hem eğitip hem de korumayı başardılar. Onların büyük özverisi ve yoğun çabası sonucu son 40-50 yılda dinini, tarihini, değerlerini bilen bir nesil yetişti. Zenginler mallarını böyle bir neslin yetişmesi için feda etti, yurtlar, okullar Kur’an kursları yaptılar.
AKP iktidarları ise cemaatleri ve tarikatleri araçsallaştırdı, oy deposu görmeye başladı. Onları mitinglere, sloganlara, meydanlara alıştırdı. Erdoğan Cemaatlerin/tarikatlerin iç dengeleriyle oynadı, operasyonlarla kontrol etme, yönlendirme arayışına girdi. AKP son dönem kendisi kirlenmekle kalmadı cemaatleri ve tarikatleri de ihalelere bulaştırdı. Hep sivil kalmayı tercih etmiş, devlete karşı çekince koymuş cemaatler/tarikatler AKP döneminde devletin kolay imkanlarına, makamlarına, ayrıcalıklarına karşı koyamadı. Daha önce kuruş kuruş toplayarak yaptıkları ihlaslı ve mütevazı binaların yerini hazine arazilerinden tahsis edilmiş, kamu kaynaklarıyla desteklenmiş plaza gürünümlü lüks, tantanalı yapılar aldı. Devletle iş yapmaktan çakinen, üst düzey bürokrat-memur olmalarına “sicilleri” engel oluşturan cemaat mensupları siyasete destek mukabili kolay makamlar, fiyakalı pozisyonlar buldular. Çocukları AKP parti organlarında görev almaya, siyasi rantlardan ilkesizce yararlanmaya başladılar. Muhaliflerini bertaraf etmeyi ve kendine destekçi edinme stratejilerini çok iyi bilen kurt siyasetçi Erdoğan, cemaatlerin/tarikatlerin birikimini, insan kaynaklarını, itibarını ikbaline çerez etti; siyasetine dolgu malzemesi yaptı. Müritleri parti militanları haline getirmeyi başardı. Erdoğan’la cemaatlerin/tarikatlerin ilişki biçiminin ne kadar çıkar birlikteliğine, ne kadar tehdite dayandığı ayrı bir konu. Ancak daha önce darbe yönetimlerine dahi boyun eğmeyen, faaliyetlerinden taviz vermeyen cemaatler bu süreçte Erdoğan’ın ya havucuna veya sopasına teslim oldular. Az sayıdaki cemaatin hukuksuzluklara, zulümlere, hırsızlıklara karşı çıktığını, linç edilme pahasına dik durduklarını da teslim etmek gerekiyor.
Sivil, bağımsız, siyasetten uzak kalması, toplumsal hizmetler üretmesi, ahlaklı, erdemli müminler yetiştirmeye odaklanması gereken tarikatler/cemaatler son dönemde hukuksuzluğun, zulmün, otoriterleşmenin, yolsuzlukların, kirlenmenin meşrulaştırıcısı, kitlesel destekçisi haline geldiler. Devlete sırtını yaslamış, siyasetin rantına alışmış tarikatlerin Hakkı söylemesini beklemek, erdemli, ahlaklı, dürüst nesiller yetiştirmesini ummak artık neredeyse imkansız hale geldi. Cemaatlerin üst yönetimlerinde iktidarla öyle bir içiçelik oluştu, öyle menfeat birliktelikleri gelişti ki lider kadrolar istese de bu sarmaldan çıkamazlar. Tabanları kirli ilişkilerden ne kadar haberdar, ne kadar rahatsız bilemiyoruz ama tarikat ve cemaatlerde şeffaflık, sorgulama kültürü, özeleştiri, demokratik değerler olmadığı için bu yapıların girdikleri fasit ve ifsat edici daireden kurtulmaları pek mümkün görünmüyor. Tarikatler cemaatler eğer meşverete dayalı, şeffaf, hesap verebilir yapılar haline gelebilselerdi manevi hayatımız ve demokrasimizin kurumsalllaşması adına büyük fonksiyon ifa edebilirlerdi. Ama artık onlar sivil olmaktan çıktılar, yarı resmi-korporatist yapılar oldular.
Cemaatler siyasete teslim olarak sadece kendilerini heder etmedi, nesillere de kıydılar. Kuruluşunda onca emek, samimiyet, çile olan cemaatler bu gün bir kişinin/partinin yolsuzluklarını, diktasını meşrulaştırma yarışındalar. Dahası aynı kıbleye yönelip beraber namaz kıldıkları, pek çok şeyde örnek aldıkları bir Cemaatin devletçe yağmalanmasından nemalanma, pay kapma peşindeler ve bundan rahatsızlık duymuyorlar. Cemaatler siyaset ile menfeatin çarkları arasına sıkışıp kaldılar. Erdoğan’ın tehditleri ile rüşvetleri arasında gelgitler yaşıyorlar.
Dini gruplar, cemaatler sivil ve bağımsız kaldıkları oranda özünü koruyabilmiştir. Devlete-güce teslim olanlar rahat etse de eriyip tükenmeye mahkumdur. Hristiyanlar Roma’nın ağır zulmüne maruz kalmış ama özünü safiyetini korumuştu. Ne zaman ki Roma imp. Hristiyanlığı resmi din haline getirip kontrol altına aldı Hristiyanlık hızlı bir yozlaşma sürecine girdi. Cemaatler tarikatler devlete sırtını dayadıkça varlık gerekçesini yitiriyor, eriyor, tükeniyor, Diyanetleşiyorlar. Cemaat-tarikat yapıları “yandaş” veya “karşıt” şeklinde devletle, siyasetle bir angajmana girmeyip kendi gündemlerine döndükleri, güzel ahlaka, insan yetiştirmeye odaklandıkları oranda etkili olurlar. Konjonktüre göre hedeflerde yöntemlerde keskin değişimlere gitmek, reaksiyoner tavır almak kısa vadede bazı kazanımlara neden oluyor görünse de uzun vadede bu yapıları yozlaştırır ve Hak Rızası istikametinde işler yapmaktan uzaklaştırır.
Cemaatlerin/tarikatlerin içinde eğitimli, nitelikli, ufuk sahibi pek çok insan var. Ama bunlar bürokratik yapılar içinde ne kadar etkinler bilemiyoruz. Cematlerde elbette insaf ve vicdan ehli pek çok kimse var. Ama bunlar, kendilerine benzer işler yapan başka bir cemaatin hergün biner biner tutuklanmasını, bakkalından baklavacısına insanların mallarına çökülmesini, başörtülü-dindar 17.000 kadının kelepçelenip hapislere tıkılmasını, sezeryanla doğum yaptığının ertesi günü kanamalı annelerin hapse atılmasını nasıl meşrulaştırıyorlar bilemiyoruz. Acaba yaşananları vicdanlarına nasıl izah ediyorlar? İktidardan aldıkları makamlar, imkanlar, binalar vicdanlarının sesini bastırmaya yetiyor mudur? Ahirette bu zulümlere sessiz kalmanın bir vebalinin, hesabının olacağını pekala biliyorlardır, bu sukutun açıklamasını nasıl yapıyorlar?
Bazı Cemaatler destek verdikleri için AKP’nin zulüm/haram/talan düzeninin bütün cemaatlerin, hatta bütün dindarların hanesine yazıldığını ve bu süreç bittikten sonra yıllarca bu kara tabloyla anılacaklarını bilmiyorlar mı?
Zulme destek veren Cemaatler kendilerinden öte Müslümanlığın onurunu, izzetini tükettiklerini göremiyorlar mı?
[Doç. Dr. Mahmut Akpınar] 9.2.2019 [https://www.patreon.com/mahmutakpinar]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder