Dinlemek! [Doç. Dr. Mahmut Akpınar]

Eskiler “iki dinle bir konuş zira Allah iki kulak bir dil vermiş” derlerdi. Dinlemek önemli. Hz. Peygamber gökten gelen sadayı dinledi. Sonra onları arkadaşlarıyla paylaştı. Arkadaşları Resulullah’a kulak verdi ve dinlediler. Görenler değil, onu görüp dinleyenler sahabe oldular. “Din nasihattır” yani anlatmak ve dinlemektir.

Hekimler önce hastasını konuşturur, dinler; derdini, sıkıntısını anlatmasını ister. Sonra bir teşhis koyar ve tedavi yoluna gider. Aracınızı bir ustaya götürürsünüz motoru dinler, ona göre çözüm arayışına girer. Bebekler hayatı, anadilini dinleyerek öğrenir.

Dinlemek, izlemek, gözlemek sağlıklı veri sahibi olabilemek, isabetli teşhisde bulunmak ve çözüm arayışı için çok önemlidir. İnsanları konuşturmadan, dinlemeden, ön kabullerle, peşin kanaatlerle karar almak ve uygulamak büyük hatalara neden olur.

Bazen farklı coğrafyalara dağılmış arkadaşlarımı ararım. Onlarla hasbihal ederim. Geçen gün yine bir kaç arkadaşı aradım, her biriyle birer saati aşkın konuştuk, dertleştik. Genelde onlar konuştu ben dinledim. Anladım ki insanlar konuşmak, dertlerini dökmek, hissiyatını paylaşmak istiyor. Kendi içinde çözemedeği, birikmiş problemleri sadre şifa olacak insanlara aktarmak, çıkış bulmak, görüş almak istiyor. İnsanların daraldığı, sıkıldığı, ağır zorluklarla yüzleştiği, psikolojik bunalımlar yaşadığı böylesi dönemlerde ehli hal ve akdin, yetki ve sorumluluk sahiplerinin insanları dinlemesi, konuşturması, arkadaşların sızısını, acısını almaya çalışması çok önemli diye düşünüyorum. Sütünü evladına veremeyen anaların göğüslerinin ağrıdığı ve bunu bir şekilde boşaltması gerektiği söylenir. Pek çok insan beynine kıymık gibi batan düşünceler, çözemediği sorular nedeniyle göğüs ağrıları yaşıyor. Duygularını, düşüncelerini, kaygılarını, çözümlerini paylaşmak istiyor. İçinde ağrı yapan soruları-sorunları sağacak ve kendini rahatlatacak insanlar arıyor.

Böylesi bir dönemde bazen tek kelam etmeden sadece dinlemek, sözünü kesmeden saatlerce insanlara kulak vermek çok hayati. Muhatabı konuşturmadan söze nasihatle başlamak, önceden hazırlanmış cümlelerle kişiyi susturmaya çalışmak ve “bilmediğiniz şeyler var!” kabilinden ifadelerle lafı ağza tıkamak bugünlerde en sevimsiz davranış. Başka zamanlarda bu tür hamlıklar gözardı edilse dahi, bu sıralar arkadaşlar tahammül edemiyor; patlıyorlar, dengesini yitiriyor. 

Dinlemek çözmenin yarısıdır derler. İnsanları sonuna kadar dinleyin! Tahkir etmeden, küçümsemeden sözünü kesmeden, yüz ekşitmeden, işmizazda bulunmadan! Beraber iş yaptığınız, yaşadığınız, hayatı paylaştığınız insanları dinleyerek kendinizi, işlerinizi, sistemi, işleyişi test etme imkanı bulursunuz. Ama dinlemeksizin çözüm önerileri sunarsanız, çözümünüz/öneriniz makul ve isabetli olsa dahi muhatapça kabul görmez. Dirence sebep olur ve sadre şifa sonuçlar alınamaz.

Bu dönemde dostlarımızın pek çoğu küçük adacıklarına kapandı, kendini hayattan tecrit etti. Güvensizlik, kırgınlık, umutsuzluk gibi nedenlerle insan içine girmek istemeyen, kalabalıklara karışmamayı tercih eden çok kimse var. Ama yalnızlık her zaman çözüm olmuyor. Şahsi, ailevi, psikolojik, ekonomik problemler insanın peşini bırakmıyor; aksine daha da yoğunlaşıyor. İç dünyasında veya ailesinde problemler yaşayan bazı arkadaşlar kapısını çalan olmadığı, kimseyle konuşmadığı, birileri dinlemediği için devasa sıkıntıların arasında tek başına kalıyor. Hayatın zorluklarıyla mücadele edemiyor, bazen umudunu, inancını, hatta itikadını yitiriyor. Bu tür arkadaşların/ailelerin bulunup ziyaret edilmesi, dinlenmesi kardeşlik hukukunu gözeten her arkadaşın üzerine borçtur. Bazen naz makamında misafir kabul etmeseler, içinde bulundukları hale muttali olunsun istemeseler de hatırı olan insanlarla bu arkadaşları-aileleri ziyaret edip dertlerine çözümler aramak vecibedir. Kendini kasan arkadaşlara kasıntıyla mukabele edip “ne halin varsa gör!” tavrı çiğliktir. Onların kaprisine katlanmak, iğneleyici sözlerine tahammül etmek yol arkadaşlığının gereğidir. Vefa, bu tür arkadaşlarımızın travmatik hallerini tolare etmeyi, “saçmalamalarını” dahi dinlemeyi gerektirir.

Hayatını bu işe adamış, insanlara hadim/hizmetkar olma konumundaki arkadaşlarımız bu zor zamanlarda dinleme sınırlarını iyice genişletmeli, herşeyini yitirip konumunu, şehrini, ülkesini terketmek zorunda kalmış mağdurları/muhacirleri sınırsız bir sabırla ve mülayemetle dinlemeliler. Kapılarını her daim açık tutmalı ve “ulaşılmaz”, “erişilmez” olmamalılar. İnsanlar dertlerini açabilecek sıcaklığı, yakınlığı, samimiyeti görebilmeli. Vakar sahibi, Allahtan başkasına minneti zül kabul eden izzet sahibi bu insanlar yeterli yakınlık ve sıcaklık bulamazsa, dağlar cesametinde derdi olsa dahi açmak istemez. Kapılarımız kadar kalplerimiz de insanlara açık olmalı.

Herkes herşeyi açıklıkla söylemez, söyleyemez. Bazen kulakla değil yürekle dinlemek lazım. İnsanların sıkıntısını, derdini bazen sözlerinden değil gözlerinden anlamak lazım. Tavırlarından, mimiklerinden insanların darlığını, muztar halini görebilmek lazım. Bu, ancak çevremize dikkatli, duyarlı ve sorumlu bakmakla mümkün olabilir.

Bazı arkadaşların sıkıntısı boyumuzu aşabilir. Büyük olsa dahi problemin çözebildiğimiz kadarını çözmeye çalışmak samimiyetimizi gösterir. “Bu beni aşar” deyip arkadaşı kendi dertlerine terk etmek uhuvvet, vefa, sadakat düsturlarına uymaz; isar hasletiyle bağdaşmaz.

İnsan olarak genelde zihin konforumuza uyan, bizi rahatsız etmeyecek şeyleri duymak isteriz. Hoşumuza giden şeyleri dinlemek kendimizi iyi hissettirir. Ama sadece hoşumuza giden kimseleri dinler memnun edecek haberlere, bilgilere itibar edersek bir süre sonra gerçeklikten kopar ve hayali bir dünyaya savrulabiliriz. O nedenle hoşumuza gitmeyen şeyleri, canımızı sıkan insanları da dinlemek ve dikkate almak lazım. Farklı yaklaşım ve söylemlerin doğruluğuna da ihtimal verip test etmek, mantık süzgecinden geçirmek lazım. Bu bizi daha büyük hatalardan ve dönülmez hasarlardan korur.

Yaşanan zulüm süreci nedeniyle pek çoğumuzun travmatik olduğu bugünlerde eğer sizi dinleyecek, derdinizi paylaşacak kimse bulamıyorsunuz kırlara çıkın, dağlara gidin. Tabiatın, kuşların, böceklerin sesini dinleyin. İçinizde biriken sözleri dağlara haykırın, sonra kendi aksi sedanızı dinleyin. Stresinizi, derdinizi içinizde biriktirmemeye çalışın, bir şekilde atma yolları arayın. “Kendi sesi insana terapi etkisi olan en iyi sestir” derler. Hiçbir çözüm bulamıyorsanız sesli Kur’an okuyun, Türkü söyleyin ve kendi sesinize kendiniz kulak verin. 

Sorumluluk taşıyan arkadaşların işi elbette her zamankinden daha çetin. Pek çoğu itibariyle kendileri de ağır sıkıntılara maruzlar. Onlara, Hocası ve kayınpederi Şeyh Edebali’nin Osman Bey’e yaptığı nasihati bir daha okumalarını öneririm. 

[Doç. Dr. Mahmut Akpınar] 22.2.2019 [https://www.patreon.com/mahmutakpinar]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder