Öğretmen Gülsu’nun 1 Mayıs 2018’de cezaevinde vefat etmeden 4 gün önce BİMER’e gönderdiği dilekçeyi Halkların Demokratik Partisi Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, yayınladı.
İşte Halime Gülsu’nun son mektubu:
Başbakanlık İletişim Merkezi (BİMER)
20.02.2018 günü Mersin’de bulunan ikametimden, Mersin Emniyeti’nde çalışan sonradan TEM Şube Müdürlüğü’nde çalıştıklarını öğrendiğim polis memurları beni gözaltına alacakları zaman acele ettirdiklerinden sadece 1 haftalık kalan sistemik LUPUS teşhisi sebebi ile kullandığım ilaçlarımı zorla alabildim. Acele ettirildiğim için aileme bitmek üzere olan ilaçlarımı derhal temin etmeleri için bilgi veremedim. Hatta ana ilacımı da yanıma alamadım.
Sistemik LUPUS hastalığı; bağışıklık sistemi kendi vücut dokularını tanımayarak yabancı bir madde olarak görüp saldırmaktadır. Vücudum aşırı derecede antikor (beyaz küre) üreterek savunma sistemi ile kendi kendisini öldürmektedir. Bu durum öncelikle kan seviyesinin hızlı bir şekilde düşüşüne sebebiyet vermekle birlikte, eklem ağrıları, halsizlik, yorgunluk, güçsüzlük, kendi başına hayatımı minimum düzeyde dahi idame ettiremeyecek düzeye getirmektedir. Teşhis sonrası ilaç tedavisi başladığında ise düzenli olarak haftalık ve günlük olarak kullanılması gereken ilaçlardır. Yine hastalığın sürekli doktor kontrolünde olup, tetkikler ile değerlerin karşılığında ilaç etken maddeleri ve dozajlarında değişiklikler yapılması gerekmektedir. Söz konusu, hastalık sadece Romatoloji doktorları tarafından takip edilerek tedavi ettirilmesi gerekmektedir. Ayrıca tedavi aşamasında vücudun antikor (beyaz-küre) üretimi ilaçlar ile baskılandığından, dış dünyadaki gerçek mikrop ve virüslere karşı vücut gerçekten tehlike altına girmektedir. Steril ve sürekli kontrol altında tutulması gerekmektedir. Hastalığın tedavi aşaması ciddi bir prosedür ve süreç gerekmektedir.
15 yıldır Sistemik LUPUS hastasıyım. Uzun prosedür ve süreç sonunda hastalığım baskılanarak pasif hale gelmişti. Ancak ilaç tedavim devam etmekteydi. Gözaltına alındığım günden itibaren ancak günlük kullandığım ilaçlara devam edebildim. Tedavinin ana ilacı olan ve haftalık kullandığım ilacı, ilk bir hafta aileme nerede olduğum bilgisi dahi polisler tarafından verilmediği için kullanamadım. Görevli polisler tarafından ailemi aradıkları yönünde verilen bir kağıdı imzaladım. Ancak tutuklanarak cezaevine gönderildikten sonra abim ile görüşüm esnasında ‘O dönem aranmadığımı hatta ilaçlar ile ilgili bir bilgisinin olmadığını’ söyledi. Gözaltındayken bir hafta sonra günlük olan ilacın sonra yazılı bir kağıt ile gönderemediğim için görevli polisler yüzünden tarafıma ulaştırılamadı. Evde bulunduğu halde ilacımın iki haftalık iki dozunu gözaltındayken alamadım.
Mersin 4. Sulh Ceza Hakimliği’nce tutuklandığım duruşma esnasında da ne görevli Cumhuriyet Savcısı ne de Sulh Ceza Hakimi hastalığım ile ilgili bir işlem yapmadılar. Tutuklanarak Tarsus Kadın Kapalı C.İ.K Müdürlüğü’ne gönderildim. Burada günlük aldığım ilaç bitti ve haftalık olan ilacımı hala alamamış durumdayım. Cezaevi kuralları gereği revire çıkmak için defalarca sayısını dahi hatırlayamadığım ve üzerine ‘Acil’ ibaresi düştüğüm dilekçelerime cevap verilmedi ve revire de götürülmedim. Gözaltına alınmamdan tutukluluğum süreci dahil bir ay sonra Tarsus Devlet Hastanesi Dahiliye servisinde götürüldüm. Doktora hastalığımı anlattım. Tüm tetkikleri yaptırmasını istedim. Ancak sadece hemogram, karaciğer enzim testi, TSH, ferritin değerlerime bakılıp, asıl test olan anti-DSDNA, C3,C4 ve ANA değerlerime bakılmadığını sonradan öğrendim. Bu arada hastalığa dair sağlık raporumu TEM Şube Müdürlüğü kaybettiği için, abimin de haberi olmadığı için cezaevi reviri de görevli memurlar ve doktor hastalığımın tedavisi için herhangi bir girişimde bulunmadılar. Dahiliye doktoru eksik tetkik yaptırması ve asıl hastalık değerlerini gösteren tetkiklerin yapılmaması sebebi ile cezaevi görevlilerine sağlıklı olduğumu söylemiş. Bunun üzerine cezaevi revir görevlisi bana şifai olarak ‘Bir şeyin yokmuş.’ Şeklinde ifadeler kullandı. Bunun üzerine ben de baş memur görüşü için dilekçe yazdım. Görevli baş memur benimle ilgilenerek revir görevlisine Romatoloji bölümüne sevk edilmemi söyledi. Abimle kapalı görüş sonrasında ilaçlarımı ve sağlık kurulu raporumu getirmesini istedim. Abim bir hafta sonra ancak bana ulaştırabildi. Toplamda iki ay boyunca ben ilaçlarımı kullanamadım.
Bu arada hastalığım tekrar nükset etti. Halsizlik, yorgunluk ve eklem ağrılarım tekrar başladı. Ayrıca mide bulantılarım da başladı. Revire tekrar dilekçe yazdım ve revir görevlilerince Dâhiliye Servisi’ne tekrardan sevkim yapıldı. Tarsus Devlet Hastanesi’nde Romotoloji servisi bulunmadığı için yine Dâhiliye servisine götürüldüm. Durumumu doktora anlatınca hastalığımın tekrardan nüksedebileceğini söyledi ve Şehir Hastanesi Romotaloji servisine sevk yaptı. 23.04.2018 tarihinde halen bu bölüme götürülmedim.
İlaçlarımı kullanmama rağmen bir türlü kendimi iyi hissedemiyorum. Zaten prosedür ve süreç açısından zor bir hastalık olduğu için herhangi bir hastalık gibi ilaç kullanımı ile beraber iyileşme süreci doğru orantılı olarak başlamıyor. Bu sebeple kötü olduğum kan değerlerimin bir an önce tespit edilmesi gerektiği için cezaevindeki görevlilere durumu anlattım. 20.04.2018 günü 112 acil servisten ambulans geldi. Ambulans görevlilere hastalığımı anlattığım halde tansiyonumu ve nabzımı ölçerek ‘inşallah bir şey olmaz diyerek’ beni koğuşuma geri gönderdiler. Hastalığım fiziki olarak bir etki göstermediği için cezaevinde görevli İKM’ler yalan söylediğimi düşünmekteler ve beni azarlamaktalar. Hastalığım son derece ciddi ve ölümcül bir hasatlık olup, gözaltına alındığım günden itibaren tutuklu bulunduğum ve dilekçeyi yazdığım bu güne kadar, dilekçe içerisinde bahsettiğim olayda, görevini ihmal eden, savsaklayan sıralı tüm görevliler için Mersin Emniyet Müdürlüğü (TEM Şube Müdürlüğü), Tarsus Kadın Kapalı C.İ.K, Tarsus Devlet Hastanesi’nde gerekli işlemlerin başlatılmasını talep ediyorum.
Söz konusu yasal işlemlerin makamınızca başlatılmasını, bu dilekçeler ile ilgili evrak kayıt sayısının ve işlem tarihinin tarafıma Tarsus Kadın Kapalı C.İ.K Müdürlüğü İnfaz Birimi görevlilerince bilgi olarak verilmesini, yasal işlemler ile ilgili tarafıma bilgi verilmesi hususunun anayasal hakkım olup, bilgi verilmemesi halinde yasal haklarımın saklı olduğunun bilinmesini hususunda gereğini arz ederim. 24.04.2018
OTOPSİ RAPORU İHMALİN DELİLİ
Hapisteki KHK’lı ailelere yardım için içli köfte yapıp satmakla suçlanan ve tutuklu bulunduğu cezaevinde kullanması zorunlu ilaçlarının verilmemesi sonucu hayatını kaybeden İngilizce öğretmeni Halime Gülsu ile ilgili skandallar bitmiyor.
HDP Milletvekili ve insan hakları aktivisti Ömer Faruk Gergerlioğlu, “Ölümünden 8 gün önce BİMER’e şikayet etmiş ama 9 aydır cevap yok. Hakkında 9 ay önce yazdığım tutuklu Halime Gülsu’nun mektubuna (2 ay ilaçlarını alamadığını söylüyor), otopsi raporuna ulaştım. Doktor olarak tahmin ettiğim gibi… Tüm organlarda yaygın konjesyon. Büyük bir ihmal” diyerek skandalın peşini bırakmadı.
HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu [@gergerliogluof ] ölümcül olabilecek hastalığına rağmen hapishanede 2 ay ilaçları verilmeyen Halime Gülsu'nun, vefatından 4 gün önce BİMER'e yazdığı mektubu paylaştı. pic.twitter.com/v6xozsMmR5— Kronos (@KronosHaber) 17 Ocak 2019
‘PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIM…’
Gergerlioğlu şu sıralı paylaşımları yaptı:
“Tarsus c.evinde tutukluyken ölen SLE hastası Halime Gülsu’nun ölümünde büyük ihmal ve skandal olduğunu ilk günden tanık ifadeleri ve tedavisinin önemini bilen bir hekim olarak söyledim ve aylardır bunu ceza tevkif işlerine soruyorum, “gerekenler yapıldı” cevabını alıyordum.”
‘İDARİ SORUŞTURMA UMUTSUZ VAKA’
“Ben Ömer Faruk Gergerlioğlu isem bu ölümün peşini bırakmam, bilesiniz, o günden bugüne bırakmadım, bugünden adalet yerini bulana kadar da bırakmam. Merhume tüm yetkili ve kurumlar hakkında işlem istemiş, 8 aydır savcı suç duyurusuna bir şey yapmıyor, idari soruşturma umutsuz vaka.”
BİR ÖĞRETMENİ ÖLÜME GÖTÜREN İHMALLER ZİNCİRİ
Eşleri tutuklu KHK’lı ailelere yardım ettiği için tutuklanan ve Mersin Tarsus Cezaevi’nde ilaçları verilmemesi sebebiyle iki kere komaya girip vefat eden Halime Gülsu Mayıs 2018’in başında toprağa verildi.
Hapisteki KHK’lı ailelere yardım için içli köfte yapıp satmakla suçlanan ve tutuklanan İngilizce öğretmeni Halime Gülsu cezaevinde kullanması zorunlu ilaçlarının verilmemesi sonucu hayatını kaybetti. Yakınları, insan hakları örgütleri, milletvekilleri ve gazeteciler büyük tepki gösterdi.
Mersin’de gözaltına alınan ve beraberindeki kadınlarla birlikte işkence iddialarıyla gündeme gelen Gülsu’ya gözaltında olduğu 15 gün boyunca ve sonrasında ilaçları verilmedi. Gülsu hakkında tutulan sağlık raporlarının kaybolduğu ileri sürüldü. İki kez komaya giren, yoğun bakımda olması gerekirken 21 kişilik koğuşta kalmaya zorlanan Göksu vefat etti.
Gülen Cemaati üyesi olduğu gerekçesiyle 20 Şubat 2018 tarihinde gözaltına alınan Halime Gülsu, ‘silahlı terör örgütü üyesi’ olmakla suçlandı. Somut bir delil olmamasına rağmen Tarsus cezaevine gönderildi. Gülsu’nun vefatını Zübeyir Gülsu, “Kardeşim Halime Gülsu bu gece vefat etti…Başımız sağolsun…bir hesap daha ahirete kaldı,sorumluluğunu yerine getirmeyenlere hukuk önünde allahın izniyle hesap soracağız…” ifadeleriyle duyurdu.
Zübeyir Gülsu sosyal medya hesabından şunları söyledi:
“Babam 2.5 sene önce vefat etti,şimdide gözümüzün nuru biricik kızkardeşimiz devlet tarafından hiçbir suçu olmadığı halde cezaevine konuldu ve bilinçli birşekilde ölmesine göz yumuldu. Elimiz kolumuz bağlı yurtdışındayız cenazesine gidemiyoruz, annemin hala haberi yok. İçimiz yanıyor.
Bu yüze iyi bakın zalimler! Allahın huzurunda bu yaptıklarınız, çektirdiğiniz acıların hepsini soracak, siz milyonlarca insanın benim ve tanıdığım tanımadığım kardeşlerimin içini yaktınız, Allah bin beterini size yaşatsın…”
Sistemik lupus eritematozus hastası olan ve deri, eklemler, kan, böbrekler ve merkezi sinir sistemi olmak üzere vücudun farklı organlarını etkileyen kronik hastalıklarla mücadele eden Gülsu’nun tutuklandıktan sonra gönderildiği Tarsus cezaevindeki doktor raporu cezaevi görevlileri tarafından kaybedildi.
Tedavisinin yarım kalması ve ilerleyen hastalığı sebebiyle 25 Nisan’da Mersin Şehir Hastanesi’ne kaldırılan Gülsu romotoloji servisine sevkedildi. Genç kadın doktor kontrolü altında kalması gerekirken yeniden cezaevine gönderildi. Cezaevinde tekrar komaya giren Gülsu’nun koğuş arkadaşlarının uyarısına rağmen gerekli sağlık yardımı yapılmadı. Bu durum hapishane sorumlularına bildirilmesine rağmen, yetkililer hiçbir müdahalede bulunmadı.
TEPKİLER ÇIĞ GİBİ
Halime Gülsu’nun ölümü cezaevlerinde uygulanan işkence, kötü muamele ve hukuk ihlallerini bir kez daha gündeme getirdi. İnsan hakları aktivisti Ömer Faruk Gergerlioğlu Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e seslenerek, “Sonunda dayanamadı, vefat etti Yazıklar olsun, bunun hesabını kim verecek?@abdulhamitgul @adalet_bakanlik Feryat edip, uyarmıştık..! Burası nasil bir ülke , cezaevinde binlerce hasta, cocuk, anne?” sözleriyle tepkisini paylaştı.
CHP Milletvekili ve insan hakları aktivisti Sezgin Tanrıkulu yaptığı açıklamada Halime Gülsu’nun ölümüne sebep olan ihmaller zinciriyle ilgili şunları söyledi:
Halime Gülsu’nun tabutu… 20 Şubatta tutuklanmıştı.Hastaydı, ilaçları verilmedi, tedavi edilmedi ve yaşamını yitirdi. Cezaevinden morga, ordan toprağa! Binlerce hasta tutuklu var ölüm eşiğinde olan; sorularımıza, telefonlarımıza yanıt vermiyorsunuz, vebali boynunuza @abdulhamitgul
HDP Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan ise tepkisini, “Halime Gülsu 20 Şubat’ta tutuklandı.Kullanması gereken ilaçlar gözaltında ve cezaevinde kendisine verilmedi. Hastaneye götürmediler. Bimer ve Cimere yakınları başvurduğu halde birşey yapılmadı. Bu ihmaller hayatına mal oldu! Nerde hukuk nerde adalet?” ifadeleriyle dile getirdi.
Gazeteci Ece Sevim Öztürk, “Bu kaçıncı ölüm?” diye sorarak, “20 Şubat 2018’de Mersin’de tutuklanan Halime Gülsu’nun ailesi, “Sistemik Lupus Eritematozus hastasıydı ve ilaçları verilmediği için vefat etti” diyorlar. Bu kaçıncı ölüm? Herkes için hukuk, herkes için insan hakları! Hasta tutuklular için devlet hassasiyet göstermek zorunda.” dedi.
[Kronos.News] 16.1.2019
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder