Ahmet dönmez’in yazısıyla gündeme gelen cezaevi kumpası, 24 Haziran senaryosu başarılı olsaydı muhtemelen suçu, vebali olmadan cezaevlerine konulan, AKP zihniyetinin “bunları niye besliyoruz” dediği binlerce insan öldürülmüş olacaktı. Bu insanları hapislere doldurmak Erdoğan ve avanesini kesmiyordu. Kirli çamaşırlarını, hırsızlıklarını ortaya döken polisleri, savcıları, yargıçları, gazetecileri yok etmek istiyor, uzun süredir buna yol arıyorlardı. Kendi kaynaklarımdan da doğruluğunu teyit ettiğim 24 Haziran senaryosu Zalime pek çok yeni imkan sunacaktı. Muhalefeti sindirme, sandık sonuçlarını rahatça ayarlama, cezaevindeki pek çok masumu ortadan kaldırma vb. yanında bir türlü başaramadıkları, kimseyi inandıramadıkları Hizmet Hareketini “terörist” olarak dünyaya kabul ettirme meselesini halletmiş olacaklardı.
Senaryo başarılı olsaydı bugün dünya bize daha bir dar olacaktı. Demokratik ülkeler dahil yeryüzünün hiçbir köşesinde barınma imkanı bulamayacaktık. Farklı coğrafyalarda baskıya maruz kalıp batıya göçen insanlar dahi büyük sıkıntıya girecekti. Zira cezaevi basmış, silahlı isyana kalkışmış bir Hareketin mensupları olarak tanınacak ve dünyanın hiçbir yerinde sığınma, barınma, hayat hakkı bulamayacaktık. Var olan sıkıntılar belki yüze, belki bine katlanacaktı.
AKP iktidarı zaten “terörist” ilan edip herşeyi yapmıyor mu?
Türk devletinin her tarafına çöreklenmiş, heryeri kendine bağlamış bu otoriter zihniyet Hareketi şimdi de terörist ilan ediyor, dünyaya anlatmaya çalışıyor. Ama parayla satın alınabilen, rüşvetle iş yapan sınırlı sayıdaki ülke hariç dünya Hareketin “terörist” olduğunu ve 15 Temmuz’da rolü olduğunu kabullenmiyor. Güçlü istihbaratı olan ülkeler 15 Temmuz’un Erdoğan’ın senaryosu olduğunu biliyor. Ne var ki en son Alman istihbaratının açıklamasında görüldüğü üzere Türkiye ile ilişkilerine zarar vermemek, çıkarlarını korumak için gerçekleri ilan etmek istemiyorlar. Siyaseten Türkiye ile iyi geçiniyor ama içte hukukun üstünlüğü gereği insanlarımızı koruyorlar.
24 Haziran senaryosu boşa çıkarılmış olsa da, bu niyeti bazı haberlerle birlikte değerlendirdiğimde benim tedirginliğim devam ediyor. Adalet Bakanı Abdülhamid Gül: “Hiçbir ülke, FETÖ’yü terör örgütü kabul edip iade talebimizi olumlu karşılamadı” diyor. Bu bir durum tespitinden öte, çok istedikleri halde yapamadıkları bir şeyin sıkıntısını yansıtıyor. Ben bu cümleden “şimdilik yapamadık! Ama bunu bir şekilde yapacağız!” kararlılığını çıkarıyorum. Bu sözlere Doğu Perinçek’in İslamcı görünümlü ruh ikizi Dilipak’ın: “yakın zamanda önemli insanlara suikastlar olacak” sözlerini ekleyin. İstanbul’da ABD’den gönderildiği iddia edilen “48 suikast silahı yakalandı” haberini ekleyin. Yaklaşan yerel seçimler için Erdoğan’a yeni malzeme ve mağduriyet gerektiği gerçeğini de ekleyin. Ekonomideki çöküş nedeniyle toplum hızla Erdoğan’dan ve AKP iktidarından yüz çeviriyor. Bu durumun farkında olan Erdoğan ve avanesi kendilerine yeniden güç kazandıracak çıkış yolu, krizden dikkatleri başka yöne çevirecek yeni oyunlar arayacaktır.
Bu kadar sıkışmışlık, dünyada dikkate alınmazlık varken ve Hizmetle ilgili onulmaz bir kine-nefrete gömülmüş iken, Erdoğan ve avanesi sizce böylesi bir çıkış(!) senaryosunu kimin üzerine bina eder? Hazır suçlu ilan edilmiş, toplum nezdinde ne atsan üzerine yapışan, her vebalin yüklenebildiği ve itirazın gelmediği, şeytanlaştırılmış bir kesim varken başka kurban ararlar mı? Erdoğan yine fena halde sıkışıyor ve yeni “cambaza bak!” oyunlarına ihtiyacı var. Yapacakları her kirli işte, çevirecekleri her numarada suçu kolayca üzerine atabilecekleri “olağan şüpheli” varken bunu neden yapmasınlar?
Cezaevine girip çıkmış ve psikolojik dengesini kaybetmiş pek çok insan var. Aylarca işkenceye maruz kalmış, yaşamdan umdunu kesmiş kişiler var. Böylesi insanları bulup pekala bazı ilaçları vererek robotlaştırabilirler. Annesi babası zulme maruz kalan bir kaç ergen genç bulabilirler. Rehin alarak, zihinlerini uyuşturarak veya tahrik ederek ellerine silah verip bu insanlara şiddet içerikli eylemler yaptırabilirler. Allah korusun Hareketi tekrar 15 Temmuz senaryosuna benzer kirli bir karenin içine sokmak isteyebilirler.
Biraz okuyan, düşünen, yaşananlara muttali olan insanlar şu sıralar tedirgin, huzursuz. Milyonlarca mağdurun, mazlumun hukukunu, çektiklerini düşünerek birşeyler yapmak, bazı şeyleri düzeltmek için çabalıyorlar. Yaşananlardan hareketle yaşanabilecek kazaları görüyorlar ve yürekleri güvercin kalbi gibi endişeyle atıyor. Bu hissiyatla duyarlılığı tabana yayarak yeni, muhtemel kazaların zararını asgariye indirmek istiyorlar. Riski azaltacak, yetkilerin ve sorumlulukların belirgin olduğu, açık yapılar kurulmasına uğraşıyorlar. Türkiye’de inleyen masum-mağdur insanlarımız yeni bir felakate daha maruz kalmasın, hasarını kimsenin üstlenmediği yeni kazalar yaşamayalım diye yazıyor, konuşuyor, çırpınıyorlar. Ama bulanık suda avlanmaya alışmış artniyetliler ve sorumlu olmadan yetki kullanmaya bağımlı hale gelmiş “yetkililer” tarafından bu insanlar tehdit/sıkıntı görülüyor. Birileri “yapıyoruz, hallediyoruz, önemli gelişmeler var!” gibi cümlelerle endişeleri izale etmeye ve çözüm arayışlarını ötelemeye çalışıyor. Kısa devre iş yapmayı, korsan kararlarla icraatta bulunmayı huy edinmişler ise sıkıntılı konuları irdeleyenleri “Hoca Efendi’yi hedef alıyorlar!!”, “Hizmeti bölmeye çalışıyorlar!!” diye topa tutuyor. Makul, gerekli sorular sorulmasını ve sağlam yapılar kurulmasını “fitne”, “bölücülük” olarak satmaya kalkıyorlar.
Kanaatimce şu anda -dengeyi ve üslubu gözetmek şartıyla- konuşmak, sorgulamak, irdelemek değil, sıkıntılı, problemli konuların üstüne gitmemek ihanet. Hayati ve son derece tahrip edici sonuçlar doğurabilecek bir kısım olumsuzlukları görmemek, yok saymak, üstünü örtmek ihanet! Makuliyetten, itidalden uzaklaşmadan meseleler üzerine kafa yormak, çözümler üretmek ve dünyaya kendimizi çok iyi anlatmak durumundayız.
Hareket olarak elinizde meşalelerle insanları aydınlatmak için, cehaletle, iftirakla, fakirlikle mücadele için yollara düşmüşsünüz. Niyetiniz ülkenin ve insanlığın problemlerine çözümler bulmak ve bu çözümleri yaymak, hayata geçirmek. Ama devleti yönetirken suçüstü yakalanmış bir kısım muhteris muktedirler sizi elinizdeki meşale ile benzin istasyonuna itiyor, barut deposuna sokmaya çalışıyor. Birilerinin sizi çok kötü bir tezgaha daha getirmek istediği açık. 15 Temmuz’da bunu yaptılar. Medyayı ve aydınları susturdukları, her alanı kontrol ettikleri için Türk toplumuna önemli oranda bu tezgahı/yalanı yutturmayı başardılar. Fakat dünya bunu satın almadı. Ama vazgeçmiş değiller. Sofistike ve yoğun yeni bazı çabalarının olduğuna dair uçlar görülüyor. Böyle bir tuzağa düşmemek için açık ve net niyetinizi ortaya koymak, hertürlü kirli iş ve ilişkiyi reddetmek yerine “dur bakalım”, “insanların umudunu kırmayalım”, “kafaları karıştırmayalım” derseniz bu senaryolara yol açmış, zemin hazırlamış olursunuz. Bu, oyalanmaktır, zarara rızasıyla ve bilerek girmektir. Bilemiyoruz belki şer ekiplerin/kesimlerin yeni tezgahlar için zamana ihtiyacı var. Belki eylemsizlik, durağanlık çözümsüzlük onlara zaman ve hazırlık fırsatı veriyor. Eylemsiz beklemek temkin, tedbir, teyakkuzla bağdaşmaz.
Bazı arkadaşlar maneviyatı ve insan yetiştirmeye odaklanmayı öne çıkarıyor. Bunlar elbette çok önemli ve gerekli. Ancak maneviyata yoğunlaşmakla, insanı düzeltmeye çalışmakla sistemden kaynaklanan arızalara dikkati çekmenin ve onları düzeltmeye çalışmanın çelişen bir tarafı yok. İnsanı düzeltseniz dahi insanları doğru zeminde tutmuyor, doğru yöntemler kullanmıyorsanız doğru sonuçlar alamazsınız.
Bazı kötümserler ise “zaten testi kırıldı ve çok geç kalındı” diye düşünüyor. Bir yönüyle haklılar. Ama Hizmetle uğraşanlar, bu güzel insanlara zarar verenler testinin mevcut halinden dahi memnun değiller. Verdikleri zarar hınçlarını kesmiyor. Testinin bir daha birleştirilemez, yamanamaz şekilde tahrip olmasını istiyorlar. Testiyi parçalara ayırıp üzerinde tepinmek istiyorlar. Böylesi sistematik çalışan, devlet gücüne sahip ve kin dolu bir kesimle mücadale için iyi niyet yetmez. Beklemek çözüm olmaz. Temenniler kurtarmaz. Bir şeyler yapmak lazım, gecikmeden, iyi düşünerek ve doğru şeyler. Hem dünyanın hem tabanın beklentilerini, hissiyatını dikkate alarak!
Bir önceki yazımız “Neden Şeffaflık” çözümler konusunda öneriler sunmaktadır.
[Doç.. Dr. Mahmut Akpınar] 14.12.2018 [https://www.patreon.com/mahmutakpinar]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder