Şebnem Şahin: “Biz takke örer, şapka örer, ayakkabı boyar, limon satar bu işi devam ettiririz. Kardeşlerimizi kimseye muhtaç etmeyiz ve bu kervan yürür.”(Röportaj) [Mahfi, The Circle]

Eskiler, “Kadının elinde iğne, mücâhidin elinde mızrak gibidir.” derler. Ve şimdilerde toplumların kadın şefkatine ihtiyacı olduğu gerçeği, her gün biraz daha derinden hissediliyor. Bunun yanı sıra geri kalmış ve gelişmekte olan toplumların da en çok mağdur olanları yine kadınlar. Yani tutarsızlığı, tutup kaldıran hep kadınlar, yine kadınlar…

Meselemizin şimdiki bahsi olan ve elindeki iğnesi ile mücâhidelik yapan bir başka kadın, hanımefendi ise Şebnem Şahin. Kendisini sosyal medyadan tanıdığım ve şimdilerde bir aile dostu olarak görüştüğümüz Şebnem hanım, bir İstanbul hanımefendisi olsa da varoşların çileli kadınını yansıtıyor günümüzün pembe hayatlarına… Onun en önemli özelliği, vefa ve sadakati aksiyonla birleştirip hiç durmadan yoluna devam etmesi. Kendisi, yaptığı el emeği göz nuru işleriyle insanlara hem umut oluyor, hem kardeş, hem anne oluyor, hem de yoldaş. Belki de hepimizin ihtiyacı olan en önemli şey, vefamızı ve inandığımız değerleri bir kere daha sorgulamak! Bunu kendim de yer yer sorguluyor, Meriç’i geçmiş bir insan olarak “kendisinden vefa beklendiğinde dolu dolu vefa hissiyle coşmuş insanlara” hep imreniyorum. Çünkü bugün vefanın ve sadakatin adı, dimdik durmakla beraber, “kardeşim nasılsın, var mı bir isteğin arzun” sorusunu birilerine sorup, hacet gidermek olsa gerek… Bunun yokluğunu derinden yaşamış biri olarak vefanın eksikliğini yine vefalı dostlarda buldum… Ve bir kere daha inandım ki hizmet hareketinin yetiştirdiği çok nadide gönüller var hem de dünyanın her yerinde. Bu vesileyle Şebnem ablaya bu samimi röportaj için ayrıca teşekkür ediyor, hayırlı ömürler diliyorum.

 Kendinizi tanıtır mısınız?

İstanbul doğumluyum üç kızım var. 18 yıl önce Paris’e eğitim amaçlı geldik ve halâ burada yaşıyoruz. O gün bugündür derdimizin peşindeyiz.

Peki şu an ne ile meşgulsünüz?

Ev hanımıyım. Tabii bunun yanı sıra dernek, diyalog işleri ve sosyal etkinlikler, kermesler derken arkadaşlarla beraber çeşitli uğraşlar içerisindeyim. İşim bu yani benim. Bunu kendime iş edindim.

Hizmet Hareketi’yle ne zaman tanıştınız?

Orta okulda tanıştım. Yaklaşık otuz yıllık bir mazi ve bunun yirmi yılı mütevelli olarak geçti. Aslında beni Hizmete bağlayan en önemli mesele bir gün okul çıkışı eve giderken bir ablanın otobüste benim biletimi de basmış olmasıydı. Çok onore olmuştum işte o gün hizmet benim gönlümü çaldı ve bir aşka dönüştü. Sürekli hediyeleşmeler olurdu. Bu yüzden hediyeleşmeye çok önem veririm çok da severim hediye verip, almayı… Sonra çok sıkıntılar yaşamış olsak da aşkı hep sıkıntının önünde oldu.
O çayı içmeyecektin diyor ya şair bir başka yerde, sizin mesele de işte öyle bir şey.

Ah o bileti hiç basmayacaktım, o çayı hiç içmeyecektim ve o maklubeyi yemeyecektim   O yüzden hediyeleşmeleri hep önemsemişimdir. Dediğim gibi ortaokuldan beri hep hayat ağacım oldu Hizmet. Bazen meyve verdi, bazen vermedi, işte bazen baltalandı ama kökünden yine sürgün veriyor bakalım. Benim süreçte bir tespitim olmuştu: Nasıl ki kırık bir kemik yanlış kaynamıştır da onu tekrar kırıp yerine yerleştirirler ve çok acı çekeriz. Bu hayatı bir meseledir ve olmak zorundadır.

Evet acı çekiyoruz, türlü acılar çekiyoruz… peki neden? Çünkü Allah bizi doğruluyor,  canımızın yanması bundan…

 Tam da burada sorayım: Sizce Hizmet Hareketi nedir?

Emanet bir vazifedir Hizmet. Malımız değil, miras değil, bizden sonrakilere devredeceğimiz bir vazife; ama emanet titizliği isteyen bir vazife bu… Hizmet’e sahip çıkmak ayrı, sahibi olmak ayrı, bambaşka, yekpare bir şuur diyelim.

Yunanistan’a yakın zamanda Hizmet Hareketi’ne mensup mültecilere yardım kampanyası kapsamında bir ziyaretiniz oldu bildiğim kadarıyla. Oradaki izlenimlerinizi anlatır mısınız?
Kendimi çok zorlayarak gittiğim bir geziydi bu. Ne duyacağım, ne göreceğim, ne yaşayacağım kendimi nasıl tutacağım mülahazalarıyla gittim. Hani kalbim durur mu diye çok düşündüm. Ama gittiğimde çok ümitvar oldum. Buradan bir kaç aile gittik ve bir amaç uğruna kardeşlerimizi ziyarete gidiyor olmamız beni çok duygulandırdı. Sonuçta biz hiç tanımadığımız insanları ziyarete gittik fakat ziyaret ettiğimiz evlerdeki kardeşlerimizin de “ailemizden birileri geldi” nidalarıyla bizi karşılaşmaları ve “bütün yakınlarımız ve ailemizin bize sırt döndüğü bir zamanda siz geldiniz bizi ziyaret ettiniz” sözleri beni çok duygulandırdı ve orada daha çok gençlerle karşılaşmaktan çok ümitvar oldum. Çünkü hem kendileri çok genç hem de her bir gencin küçük çocuklarını görmek bana şu hissiyatı verdi. Sonra içimden şöyle dedim “Rabbim bu çocukları dünyanın her bir yerine tohum gibi ekiyor.” Ve bu manzara gözümde bir resim gibi canlandı iyi ki gitmişim deyip çok mutlu oldum. Ümitvar olarak geri döndüm ve hiçbirini mutsuz görmedim. Yani kurtulduk, özgürüz bundan sonra hizmetimize bakacağız diyorlardı. Bir şey dikkatimi çekti gittiğimiz her evde kaloriferlerin üzerinde hemen edinilmiş bir risale, küçük dua kitapları ve cevşenler vardı. Sayfaları karıştırılmış o kitapları öyle görünce çok mutlu oldum. Ve orda Yunan halkı ve ev sahipleriyle kaynaşmaları da çok içtendi. Hep iyi ki gitmişim diyorum ve nasip olursa inşallah yakında yine gideceğim.

Bu soru sizi çok mutlu etti yüzünüz güldü.

Evet yüzümü güldürdü. Şimdi anlatırken hayâlen oradayım o kadar genci bir arada görmek bana enerji verdi. Ve bu arada Atina dua ettiğim bir şehir oldu benim için. Allah bu şehre selamet versin. Kardeşleri barındırıyor kimler var sinesinde ne hikayeler var inşallah hepsinin yüzü gülsün.
Evet o şehir, bizim de gönlümüzün ince bir kenarında artık.

Özellikle Yunanistandaki eşsiz hanımlar ve çocuklar konusundaki izlenimlerinizi alabilir miyim?
Böyle bir aileyi ziyaret ettik. İki bayan ve küçük çocukları bir arada aynı evde geçinen. Sonra ikisi de Almanya ya geçebildiler çok şükür. Yaşanılan onca sıkıntılara rağmen onları çok güçlü gördüm. Tabi ki kendini her an bırakabilecek bir başka bayan da vardı, içi kan ağlıyordu. Halini hatırını sorduğumda cevabı, nasıl olabiliriz ki şeklindeydi. Çok zor şartlarda karşıya geçmiş. Yalnızlık onu özel bir psikolojiye sokmuş ve çok duygusaldı. Küçük çocukları vardı hem de onlara sahip çıkmaya çalışıyordu. Ben de ona bütün bu sıkıntılara rağmen bir şeylerle meşgul olabileceğini söyledim. Çünkü benim de bir manada çıkış yolum böyleydi. Ufak tefek uğraşıların, el emeğinin hem ona iyi geleceğinden hemde biraz olsun maddi problemlerine çözüm olabileceğinden bahsettim. Fakat o an beni hiç anlamıyor bakıyor ama göremiyorum. Ve ben ona anlatıyor ama ulaşamıyordum. Gariptir ertesi gün o müteessir bayanın arkadaşı aradı beni “Abla arkadaşa bir şeyler söylemiştin o da sizin gibi bir şeyler yapmaya karar vermiş ve bu konuda da oldukça heyecanlı. Biz bu konuda ne yapabiliriz?” Ben de onlara biraz malzeme falan gönderdim hakeza yaptı biraz da harçlık kazanmış çok iyi olmuştu. Sonra eşiyle kavuştu hasar kalmadan toparladı çok şükür. Şu anda halâ daha görüşüyorum bana hep dua ediyor ben de ona dua ediyorum.

Yani sizin o an bedenine dahi ulaşamadığınız bir insanla şimdi ruhen birliktesiniz. Ne güzel.
Aslında bu konu elime ayağıma buz kestiren, kalbimin çok dayanmadığı bir konu. Bunu ben yaptığım için söylemiyorum basite almamak lazım ama küçük bir hobi bir insanı hayata bağladı. Ve sonra bu bayan üç, beş kişiye daha öğretti bunu. Ve heyecanla bana resimler atıyordu. Bazen nelere vesile olduğunuzu bilemiyorsunuz. Bunlar belki söylenecek şeyler değil ama yaptığımızda başkaları adına hayata tutunma vesilesi olabiliyor ve sizin buna vesile olmanız insan olarak size haz veriyor.

Malumunuz yakın zamanda merhum Esma Uludağ hanımın yaşadıkları kamuoyuna yansımıştı, siz bir anne ve eş olarak bu konuda söyleyeceklerinizi duymak isterim.

(Derin bir sessizlik…)  Esma kardeş, Esma abla… Esma kardeşin vefatıyla tam üç gün hiç uyuyamadım. Beni en çok yoran ise nasıl vefat ettiğini anlatmıştı bir arkadaş, kapıya kadar sürünerek inmiş ambulans gelmiş ve birine çocuklarımı sana emanet ediyorum demiş. Benimle uğraşmayın çocuklarıma bakın dediğini duymuştum. Esma kardeş bizim gülen şehidimiz gibi oldu. İnşaallah onu vefatı çok şeye paratoner olmuştur. Yani dünya cihetiyle evet çok üzücü ama onlar inşallah kazananlardan oldular. Ben kendimi hep böyle diyerek sakinleştiriyorum. Bilmiyorum belki de bir kaçış yoludur… Aslında çok daha düşündüğümde hayati fonksiyonlarımı etkileyen bir konu. Yani bakamıyorum o videolara tek başına üç çocuğu Meriçten geçirebilmesi bunlar varlıkta bizim yapamayacağımız şeyler. Kendime hep şunu diyorum “Meriçin dibi doluyor kardeşlerinle, senin derdine bak be kadın!” Ben bunu arkadaşlara da hep söylüyorum hatta bazen sopalık ilan ediliyorum. Çünkü başka her türlü konu tali bir mevzu şimdilerde…

 Burayı biraz açar mısınız?

Şöyle ki; sosyal medyada bile bana soruyorlar sen kimi referans aldın ki böyle şeyler yapıyorsun? Benim kimseyi referans alma gibi bir arayışım olmadı. Ama çok merak edenlere hep şunu diyorum. Hocaefendi dedi ki “biz takke örer, şapka örer, ayakkabı boyar, limon satar bu işi devam ettiririz. Kardeşlerimizi kimseye muhtaç etmeyiz ve bu kervan yürür.” Benim referansım budur ve ben o gün konuyu kapattım çünkü çocukluğumdan beri yaptığım hobiler, el işleri, kendimi oyalama yöntemlerim… Ben gurbeti bugün değil tam on sekiz yıl önce tanıdım… Aslında hizmet benim yaşamım olmuş, benim hayat ağacım. Hizmet benim hayat ağacım. Orta okuldan beri tanıdığım dünyanın en güzel insanlarıyla çıktığım bir yolculuk hizmet…

Sizi sosyal medyadan takip ettiğim kadarıyla ev hanımlarına ve hizmet arkadaşlarınıza örnek, güzel çalışmalarınızı görüyorum. Yaptığınız çalışmalardan elde ettiğiniz gelirlerin tek gayesi mağdur ailelere muavenet olduğunu şahsınızdan da duydum. Bu yardımlar belki çok cüzi fakat özellikle yardım ettiğiniz aileler açısından nasıl bir tesiri var?

Hocaefendi’nin verdiği o slogan. “Biz takke örer, şapka örer, ayakkabı boyar, limon satar bu işi devam ettiririz. Kardeşlerimizi kimseye muhtaç etmeyiz ve bu kervan yürür.” Bu basit gibi görünebilir evet bir çok kişiye göre de basit ama devamlılık arzeden bir şey.

 Sizi bu kadar şevklendiren nedir öğrenebilir miyim?

Bir bayan olarak yapabileceğim şey bu benim. Bir anne olarak elimden gelen şey bu. Ve sosyal medyada gideri olduğunu düşündüğüm için gayretleniyorum. Ürün gönderdiğim yerlerden çok güzel mailler, mektuplar alıyorum ve bunu beni çok şevklendiriyor. Arada üzücü şeyler de olsa benim yapabileceğim şey bu az dahi olsa bir katkımın olması niyetindeyim. Meriçi dibi doluyor ben boş duramam yani! Referansım hocamızın o cümlesi ve elimden gelen bu, içimden gelen bu ve derdim bu… Şu ana kadar hobi olarak başlayıp, yaptığım el sanatlarım paraya dönüşüp birilerinin ihtiyacını görüyor ve ben çok mutlu oluyorum. Aslında şevke de gerek yok yaşıyoruz yani, dağıldık hercü mer(i)ç olduk!

 Bütün bu yaptıklarınızı neden yapıyorsunuz? Sonuçta Şebnem Şahin bunca strese girmeden elinde olan imkanlarla muavenet yapsa yetmez mi?

Şu dönemde kardeşlerime sahip çıkmak için yapıyorum. Ve bunu kendim için, vicdanım için inandığım değerler hatırına yapıyorum. Yarın her şey bittiğinde elimden bir şey gelmiyordu dememek için ve inandığım davadaki kardeşlerimi yalnız bırakmamak adına yapıyorum. Çünkü onlar çektiği sıkıntıları benim için de çekiyorlar. O sıkıntılara eğer maddi şeyler bir nebze derman olabilecekse ben o dermanın peşindeyim. Kardeşlerime sahip çıkmaya çalışıyorum ve onlara sahip çıkarken aslında kendime sahip çıkıyorum. Bütün mesele bu.

 Süreç’in kazanımı olarak değerlendirebileceğiniz neler var?

Süreç çok zor geçiyor. Bu sürecin beni mutlu eden tarafı da dünyaya dalma meyilli olan o nefsimdeki sivrilikleri torpülemesi. Dünya benim gözümde bitti artık.. Çok özendiğim şeydir benim; ayakkabılarım, çantalarım, yüzüklerim, takılarım saatlerim ve hepsinin birbirine uyumları çok özendiğim şeylerdir bunlar ama şimdi hiçbiri gözümde yok. Eşyalarımı veriyorum ikinci elden satıyor arkadaşlar muavenet için. Asıyorum baş ucumda iki tunik, iki pantolon ve iki ayakkabı. Demek ki hayat böyle de geçebiliyormuş. Artık dünya gözümde sıfır! Bir de etrafımda çok gereksiz insanlar varmış onları da süpürüp götürdü süreç. Bu benim için sürecin en büyük kazanımı…

Gelecekle ilgili  beklentileriniz?

Gelecekten hiçbir beklentim yok. Şu insanların çektikleri sıkıntılar bir geçse. Bizim anlayamadığımız, anladığımızı zannettiğimiz, yaşadığımızı zannettiğimiz ve eminim ilerde de acı yarıştıracağımızı düşündüğüm; ben de çok çekmiştim de ama söylememiştim falan… Bunları yaşamadan şu insanların yaşadıkları sıkıntılar geçsin, mutlu olsunlar. İnsanca, rahatça yaşayabileceği ve şu hizmetin hakkının geri verildiği zaman bir gelsin benim beklentim budur. Gelecekten başka hiçbir şey ummuyorum. Bu işin dramı yada demogojisi değil olay, hissiyatım bu. İçeridekilerin çıkması ailelerine kavuşması, bir anne olarak en damarıma dokunan, en kanıma dokunan çocuklu annelerin eziyet görmesidir. Annelerin ve bebelerin o kıyamadığımız bebeklerin, sıkıntılı ortamlarda yaşamalarının artık son bulması. O kuşlar artık özgürlüğüne uçsun başka hiçbir şey istemiyorum. Ve hizmet böyle bu güzel insanlarla kaldığı yerden devam ederse ne mutlu. O ana kadar da biz işin içinde kaymadan durabilir ve bir işin ucundan tutarsak bu beni mutlu edecek. Ve beklenti olarak bunu bir beklenti sayabilirim…

Peki kırgınlıklarınız var mı?

Kırgınlıklarım var elbet! Fakat pişmanlığım, keşkelerim yok. Kırılabiliyor insan çünkü oldukça hassas bir dönem kırılmak için… Ne büyük bir mesele keşkesiz olabilmek… Evet üzüldük, üzülmemiz de lazım. Kırıldık, kırılmamız da lazım; toparlanmak için…

 Hali hazırda okudugunuz kitaplar, varsa kitap tavsiyeniz?

Şu anda Risalelerden Lemaları takip ediyorum. Tavsiye edebileceğim kitap ise Osman Şimşek beyin İnkisar kitabı.

Güzel bir tavsiye. Zaten hicranlı gönüllere de İnkisar giderdi…

Uzun zamandır Fransa da yaşıyorsunuz. Fransa'da yaşayan biri olarak yabancı bir ülkede yaşamak zorunda kalan hizmet gönüllülerine tavsiyeleriniz nelerdir?

Yüzümüzü doğudan, batıya çevirmemiz lazım. Etrafımızdaki yerlilerden dostlarımız olmalı. Dil bilsek de bilmesek de ilk etapta hâl diliyle anlaşıp dostluklar edinmeliyiz. Hatta bizim çocuklarımızın anadili bulundukları ülkenin dili olmalı.

Peki bu insanlarla nasıl iletişim kurmak lazım?

Avrupa insanı bilgili ve kültürlü insanlar. Bazen sizi, sizden daha iyi bilirler. İnançlardan kültüre kadar malumat sahibidirler. Ona göre bilerek yaklaşmak konuşmak lazım. Konuşamıyorsak hâl diliyle, tebessümle mukabelede bulunmak lazım. Çünkü bu bizim sünnet diye bildiğimiz bir davranış ama bu insanlar bunu yapıyor. Dışarıda, trende, sosyal ortamlarda onlar size hep gülümsüyorlar. Adab-ı muaşeret kurallarıyla bu insanların arasına karışmak lazım. Sosyal ortama katılmadan bu insanlarla kaynaşmak neredeyse imkansız. Sosyalleşmek çok önemli. Ben bunu tavsiye edebilirim.
 Son olarak söylemek istedikleriniz?

Bu röportajda, sadece hüsnü misal olsun ve yaptıklarımın bir şeylere vesile olması niyetindeyim. Dermanımız oldukça koşacağız… Vesselam

[TheCrCl.Ca] 25.10.2018

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder