Çocuklarımla konuşurken Erdogan’a, AKP’ye muhalefet edecegiz, mağduriyetimizi dile getireceğiz diye batıyı ve batı değerlerini fazlaca idealize edip, ülkemizi ve insanımızı ölçüsüz eleştirdiğimizi farkettim. Yaşanan acılar, sıkıntılar ve buna karşı çıkmasını beklediğimiz dindarların suskunluğu bizde maksadı aşan tepkilere, duygusal tavırlara neden olabiliyor. Zorunlu göçe maruz kalanlar olarak Türkiyede yaşanan insanlık dışı tavırlarla ve suskunlukla batıdaki insanların ilgili ve merhametli yaklaşımını sıkça karşılaştırıyoruz. “Müslüman” dediklerimiz zulme seyirci hatta destekçi iken “gavur” denilenlerin ilkeli, duyarlı tavrı “bunlar nasıl Müslüman?” “bunlar nasıl gavur?” sorusunu akla getiriyor. Müslümanın önce insan olması, Allah’ın yarattığı eşrefi mahlukat özelliklerini üzerinde taşıması gerektiğini unutuyoruz. Yaşadığımız sıkıntıların etkisiyle mevcut Müslümanlar üzerinden Müslümanlara güveni sarsacak; batıda yaşayanların insanlığı üzerinden de onların din, inanç ve kültürünü yücelten, öne çıkaran konuşmalar yapabiliyoruz. “Su-i misal misal olmaz” kaidesine aykırı şekilde yanlış karşılaştırmalarla hem kendimizin hem de çevremizin inanç, kültür ve değerlerimiz hakkında sarsılma yaşamasına, güven bunalımına girmesine neden olabiliyoruz.
İslam dünyasının 6-7 asırdır gelişmelerden ve kendi değerlerinden, dinamiklerinden kopuk ve ciddi bir bunalım içinde. Batı medeniyeti ise skolastik inançlardan kutulup seküler, liberal, insani değerler üzerinden yaşanabilir ve büyük oranda kabul edilebilir bir düzen kurdu. Ağır zulme, baskıya maruz kalarak ülkesini terk edip batıya göçmek zorunda kalan insanlar iki dünya arasındaki farkı çok net görüyor ve karşılaştırmalar yapıyor. Seküler, Allah’a, ahirete inancı olmayan insanlar alabildiğine sorumlu, merhametli, yardımsever, ilgili davranırken; kul hakkı, hesap, mahşer, adalet, zulüm gibi kavramlarla ilgili sürekli dini telkine muhatap Müslümanlar taş kesilince olayları izahta zorlanıyoruz. Bu durum bazılarının batıya ve batılılara hayranlığına sebep olurken, bazılarında kendi din ve inanç sisteminden şüphe duymaya, uzaklaşmaya, sorgulamalara neden olabiliyor.
“Nerde yanlış yapılıyor? Neden onlar öyle, biz böyleyiz?” gibi sorgulamaları yanlıştan dönme, hakikati bulma adına gerekli görüyorum. İmanı tahkiki dediğimiz en makbul iman türü de böylesine derinlemesine sorgulamalar ve muhasebe sonucu kazanılabiliyor zaten. Ancak yaşadıklarımız, maruz kaldıklarımız, kendi insanımızın vefasızlığı, buralarda gördüğümüz iyi muamele nedeniyle kantarın topuzunu kaçırma ve savrulmalar yaşama ihtimalimiz var. Zira öfkeyle, nefretle, reaksiyonla verilen kararlarda isabet olmaz. İfrat tefrit arası gelgitler yaşarız ve aklı selimle karar verme yetimizi yitirebiliriz. O nedenle hem kendimizin, hem de çevremizin, ama özellikle gelişme, çağında olan çocuklarımızın ruh sağlığını, sağlıklı düşünme ve karar verme kabiliyetini koruyabilmek için ani ve tepkisel kararlar vermekten, kanaatlar oluşturmaktan kaçınmalıyız. Kaldı ki derinlemesine bakınca idealize edilen batının ve batılıların da çok farklı problemlerinin, defolarının olduğunu görüyoruz.
Yaşadığımız süreç bizi ne Müslümanlar ne de batılılar hakkında genellemeci, şablonik ön kabuller edinmeye sevketmemeli. “Hikmet Müslümanın yitiğidir” Hadisi Şerifi gereği elbette buralarda var olan güzel şeyleri takdir edecek, alacak ve kendimize maledeceğiz. Ama bu bizde ve çocuklarımızda İslam’dan, kendi değerlerimizden soğumaya, kopmaya neden olmamalı. Bazı Müslümanlarda var olan, tasvip edilmez tavırları, tutumları reddetmekle birlikte pekala kendi değerlerimizi koruyarak ama batıdan bazı güzellikleri alarak kendimizi revize edebiliriz.
Yaşadığımız ağır süreç, yoğun duygusallık ve bunun neden olduğu ölçüsüz tepkiler zihin dünyası, ahlakı, inançları şekillenen çocukları ve gençleri çok etkiliyor. Bizler bir taraftan bu çocukları Müslüman ahlakıyla yetiştirmeye ve batının bazı olumsuzluklarından uzak tutmaya çalışıyoruz ama öte yandan yaptığımız bazı yorumlarla onların zihnine Müslüman ve Müslümanlıkla ilgili olumsuz girdiler bırakıyoruz, Müslümanlardaki kötü vasıfları çokça öne çıkarıp olur olmaz konuşuyoruz. Öte yandan her vesile ile batılıların dürüstlüğünden, yardımseveriğinden, batı sisteminin işleyişinden vs bahsederek körpe zihinlerde batı hayranlığını besliyoruz. Bizim gayrı ihtiyari ve itinasız söylediğimiz sözler, tavırlarımız, tutumlarımız çocukların datalarına akıyor ve çocuklar İslam, Batı, Hristiyan, Müslüman kavramlarını o datalara göre şekillendiriyor. Kavramların içini bizden aldığı bilgiler, veriler, davranışlarla dolduruyorlar. Bu noktada hepimizin: “yaşadıklarımla ve anlattıklarımla, verdiğim örneklerle çocuğuma nasıl bir Müslüman profili çiziyorum?” diye düşünmesi ve çocuğunun zihin dünyasını nasıl etkilediğini sorgulaması lazım.
Özellikle vatanından göç etmek zorunda kalan, hayatı sıfırlanmış ailelerin çocuklarında zaten “Müslüman” kimliğinin ve “İslami” bazı kavramların zulümlerde kullanmasından dolayı bir tepki var. Zira çocuklar hayatlarını dini kavramlar kullanan bir zümrenin çaldığını, aileyi onların parçaladığını, geleceğini onların kararttığını, anne veya babasını, yakınını onların hapsettiğini düşünüyor. Olayların oluşturduğu negatif “dindar” “Müslüman” “İslamcı” tablosuna bizim her vesileyle söylediğimiz olumsuzluklar da eklenince çocuklarda din, İslam, Müslümanlık namına olumlu bir şey kalmayacaktır. İslam adına anlatılanlar çocuğun gördükleriyle tezat teşkil ettiğinden inandırıcı gelmeyecek ve tesir etmeyecektir. Böyle bunalımlar, tereddütler içinde olan gençler kolaylıkla deizmeden ateizme farklı felsefi akımların etkisine kapılabilecek ve savrulacaklardır. Eğer çocuklar batı eğitim sisteminin içinde yetişiyorsa İslamla, kütürümüzle ilgili değerleri-ilkeleri korumak ve sürdürmek çok daha zor olacaktır. Zira bizim duygusal ve tepkisel girdilerimizle batıda çevreden aldıkları olumsuz düşünceler birleşince çocuklarda İslamla ilgili menfi sorgulamalar derinleşecektir.
Anne-babanın söyledikleri, telkinleri çocuğun çevrede gördükleriyle, okulda öğrendikleriyle örtüşmeyeceği için daha güçlü ve tutarlı olan fikir çocukların zihin dünyasına hakim olacak ve en iyi ihtimalle çocuklar kimlik buanlımları, düşünce karışıklıkları yaşayacaklardır. Buna bir de Ortadoğu ülkesinden gelmiş olmanın, batıda Müslüman olarak yaşamanın, İslamafobik eğilimlerin etkisini eklediğimizde zihni bulanıklığın kendi değerlerinden kopup batı hayranlığına, hatta komplekse dönüşmesi kuvvetle muhtemeldir.
Özellikle batıya zorunlu hicret etmiş olan aileler çocuklarıyla muhatap olurken kanaatimce:
- Ülkemizdeki olumsuzluklara odaklanmak yerine ülkemizin ve insanımızın, medeniyetimizin güzelliklerinden de bahsetmeliyiz. Münhasıran ideal Müslümanlardan, gerçek örnek hayatlardan, sahabeden bahsetmeliyiz ki mevcut Müslümanlardan doğan olumsuzlukları izale edebilsin.
- Çocukların sorduğu soruları ve sorgulamaları kafadan reddetmek, bastırmak yerine onlara ikna edici, makul izahlar getirmeliyiz. Çocuklarımızı zihnen beslemezsek bizi büyük sıkıntılar bekliyor. Genelde çocuklar anne babayı öğretmen, rehber olarak görmüyor; ebeveyn-çocuk ilişkisi öne çıkıyor. Bu nedenle hal ile etkileme olmalı, ama çocuklarımızı mutlaka ehil rehberlere, abilere-ablalara emanet etmeli, temel İslami itikadi, konularda kafa kalp tatminini sağlayacak şekilde beslenmelerini sağlamalıyız.
- Batıda yaşayan ailelerin çocukları için rehberlik bu çocukların okulda çevrede karşılaşabilecekleri olumsuzluklar dikkate alınarak hazırlanmalı, konular ona göre seçilmeli ve “medenilere galebe ikna iledir, icbar ile değildir” yolu tercih edilmelidir. İcbar, ilzam, baskı ile verilen eğitim, rehberlik kopuşlarla, keskin kırılmalarla sonuçlanabiliyor.
- Batıda insan hakları ve demokratik değerler, birey ve hakları bütün eğitim sisteminin temeli. Bu değerler bazı ekstrem durumlar hariç çok büyük oranda İslam’la ve Kur’anın emirleriyle, Asrı Saadet uygulamalarıyla örtüşüyor. Çocuklarımıza İslam’ın gelenek ve görenek tarafından öte dinin ruhunu, temel esaslarını vermeli, Kur’ana, Hz Peygamberin hayatına dayalı bir İslam öğretmeliyiz. Aldıkları rehberlik/eğitimle çocuklar Müslümanların Müslümanlıkla örtüşmeyen yanlarını görebilmeli ve bir yıkıma, inkısara maruz kalmamalılar. Mevcut Müslümanları gerçek İslam ölçüleri ile değerlendirecek verilere sahip olmalılar.
- Rehberlikte batıda yetişmiş ama İslami bilen ve yaşayan abi/abla modeli çok önemli diye düşünüyorum. Sadece Türkiye kafasıyla bu çocuklara model olmak ve ikna etmek mümkün görünmüyor. Ne yapıp edip bu modelin geliştirilmesi lazım. Bu sebeple rehberlerin batı düşüncesinden ve bunlara verilebilecek cevaplardan haberdar olması, fikri/zihni derinliğe sahip olması fevkalade önemli. Buna matuf hem İslamı, hem batıyı bilen hocalarımız rehber kitaplar, broşürler hazırlayabilirler. Bunu başarabilen başka Müslüman toplumlardan tecrübe aktarımı yapılabilir.
Eğer tedbir almaz ve bir süre daha geç kalırsak Allah korusun yeni kayıp nesiller çıkabilir.
[Mahmut Aakpınar] 31.7.2018 [https://mahmutakpinar.wordpress.com]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder