Kur’an Ay’ı Ramazan [Prof. Dr. Suat Yıldırım]

Her mevsim, Kur’ân mevsimidir. Kâinatın kalbi olan Kur’ân, her an kan verir müminlere, âb-ı hayatla sular. Kâinat kitabının mânâlarının açıklayıcısı, müfessiri olarak devamlı surette müminleri eğitir, onlara rehberlik eder. Ama Ramazan’da Kur’ân’ın Müslümanların hayatını şenlendirmesi, daha muazzam boyutlara ulaşır.

İmdi, dalbastı kiraz misâli dünyâlar dolusu ikramlarıyla hayatımızı şereflendiren bu Sultanı ağırlamak için bir hazırlık gerekmez mi? Evet, gönül misafirhanemizi, Rahman’ın misafirhanesi olan gönlümüzü kirlerden, süprüntülerden, şehevî isteklerden, hasis menfaatlerden temizlemeye çalışmalıyız. Tâ ki Kur’ân’ın Sultanı teşrif etsin, nûruyla kalbimizi aydınlatıp basiretimizi açsın, gül kokusuyla bizi ta’tir etsin. İşte Ramazan orucu, bu tahliye, yani temizleme işini temin eder. Kur’ân’ı karşılama hazırlığına girmiş olur insan.

Ramazan’ın, Kur’ân’ın nüzulü ile ilgili hikmetlerinden biri şudur:

Kur’ân-ı Hakîm, Ramazan ayında indirildiğinden, onun nüzul zamanını yeniden yaşamaya çalışarak, o semavî hitabı güzelce karşılamak için, süflî ihtiyaçlardan, malâyani şeylerden sıyrılıp meleklik vasfı kazanmaya,onlara benzemeye çalışmak gerekir. Ve bir anlamda Kur’ân-ı Kerim’i, yeni nazil olmuşçasına okumak veya dinlemek gerekir [1]. O hitapları, Resûl-i Ekrem’den (sallallahu aleyhi ve sellem) işitiyor gibi dinlemek, Hz. Cebrail’den (aleyhisselam), hatta Kur’ân’la hitab buyuran Rabbül-âlemîn’den işitiyor gibi bir kudsî hâlete mazhar olup kendisi tercümanlık ederek başkalarına da dinletmek, böylece Kur’ân’ın indirilmesinin hikmetini, bir dereceye kadar göstermeye çalışmak gerekir (Said Nursî, Mektubat, 29. Mektup, 2. Kısım, 6. Nükte). “Yeryüzü bana mescid kılındı.” hadis-i şerifinin hakikati, Ramazan-ı şerifte daha bir şa’şaa ile zuhur eder. İslâm âlemi bir cami hükmüne geçer. Milyonlarca hafızlar, Kur’ân okuyanlar, o caminin her köşesinden, gökten gelen o semavî hitabı, yeryüzü ahalisine duyururlar. 

Islam, islamic, quran.

Kur’ân-ı Kerim okumanın, “güzellik ve temizlik” anlamına gelen vuzû (abdest) suyu ile kirlerden, günâhlardan arınmak, temiz bir mâhiyette bulunup kıbleye dönmek, saygı ile oturup mümkünse diz çökmek, aklın telaşsız olduğu bir durumda okumak gibi adaplarından başka tedebbür, tefekkür ve tebettül (başka her şeyden kesilip Rabbi ile olmak) şartı da vardır. Kur’ân okuyacak kimsenin, yaptığı öbür hazırlıklardan sonra, artık huzura kabul saati gelmiştir. O kabul vakti, insanın en uyanık, en duyarlı olması gereken vaktidir. Rabb’ine münacaat edip O’nunla konuştuğunu bir an bile unutmamalıdır. Kur’ân’ın “sen” diye hitabettiği: “Şöyle yap!”, “Uyar!”, “İnfak et!”, “İhsan et!” gibi ikinci şahıs buyrukları başta olarak diğer bütün hitaplarından, esas itibariyle kendisine hitab edildiğini bilecek, onların arasında kendisine verilen işaretleri bulacaktır. O buyrukların ilkin, kendisine yöneltildiğini düşünecektir. Sanki yeryüzünde kendisinden başka bu talimatlara muhatap yokmuş gibi, kendi üzerine alacaktır. Müminin dinî şuuru bakımından önemi pek fazla olan bu işaretleri almak için, “Tebettül et!” yani “Başka her şeyden kesilip yalnız Rabbine yönel!” (Müzzemmil, 73/8) buyruğuna uymak kâfidir.

 Mesela, bu şuur ve hassasiyetle: “Ey örtülerine bürünen! Ayağa kalk ve (insanları) uyar!” (Müddessir, 74/1-2) hitabını okurken, onun ilk muhatabının Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) olduğunu bilmekle beraber, kendi hissesini de almaya çalışacaktır: “Ey rahatlık ve konfor örtülerine bürünen!” “Ey mal toplamak derdiyle meşgul olup Allah’ın dinini, güzel yolunu tanıtmayı ihmal eden!” “Ey şöhret afetine müptela olan!”.  Cüceler ülkesine esir düşen kahraman, ayağının altında karıncalar gibi dolaşan o cücelerin kendisini bağladıkları ipince iplerle yerinden kıpırdayamaz oldu. Sen de önemsemediğin ve fakat birbirine eklenip duran yüzlerce tûl-i emel alâkalarıyla dünyâya kazık çaktığını sanıyorsun. Hâlbuki ömrün su gibi akıyor, alâka duyduğun şeyler seni bırakmaya hazırlanıyor. İlk bakışta görünmeyen fakat gerçekte var olan o bağlardan kurtulmanın yolunu ara, yırt o perdeleri, aç o iç içe zindan kapılarını, çık açık havaya! Allah’a bağlan, kullara kulluktan, maddeye, konfora, fâniye bel bağlamaktan kurtul! Üstüne saçılmış ölü toprağını silkele artık! Hakikate uyandığında nasıl olacaksan, şimdiden öyle ol!  “Kastım budur: Şehre varam Feryad-ü figan koparam!” diyen veli şâirimizin yolunu tut! Zira dünyâdan gittikten sonra, artık tekrar gelip de ona göre hareket etme imkânı yoktur. Bir Hak dostu, vefatından sonra, mânâ âleminde, bir arkadaşına göründüğünde, onun dünyâya dönme arzusu içinde olduğunu müşahede edince hayretle sorar: “Nasıl olur, dünyaya dönmek mi istiyorsun? O da şöyle cevap verir: ‘Evet, dünyâya dönmek istiyorum. Asâmı elime alarak, ev ev dolaşmak, kapıları kırarcasına dövüp: ‘Biliyor musunuz ne fırsatları kaçırdığınızı, neler kaybettiğinizi?’ demek için, dünyâya dönmek istiyorum.” Öyleyse, at bu örtüleri üstünden, Hakk’a, hakikate hizmet için kolları sıvama zamanı çoktan geldi ve geçmek üzere. İşte, mezkûr âyeti okuyan mümin, üzerinde düşününce, bu kabil işaretler alacaktır. Hakkı tebliğ etme ve gayret göstermede, yeniden kuvvet kazanacaktır.

Müslüman, Kur’ân’ı okurken meleklerle ünsiyet bulup onlarla selâmlaşacak, onların dualarının kendisiyle beraber olduğunu düşünecektir. Tevhid tarihindeki selefleri olan o salih insanlarla hemhal olacak, insanlığın yıldızları olan Enbiyâ’ya (aleyhimüsselam) arkadaş olacaktır. Mesela Hz. Yusuf (aleyhisselam) ile: En yakınlarından gördüğü hıyanete katlanmayı, kuyuya atılarak yalnız Allah’tan medet ummayı, pek güzel, zengin ve nüfuzlu bir kadından gelen ve dünyâ ehlince çok cazip olan teklifi reddedip Allah’a sığınmayı, Rabbinin rızası uğrunda zindana girip orayı medrese-i Yûsufiye’ye (Yusuf Eğitim Tesisine) çevirmeyi, işini en iyi ve muhkem yapmayı öğrenmeyi, şefkatli davranarak insanların gönüllerini kazanmayı ve bu nevi maharetlerini de hakikati tebliğe vasıta kılmayı, sabır gösterme ve takvadan ayrılmama şartıyla iyilerin ecrinin zayi edilmeyeceğini, yani onların mutlaka muvaffak olacaklarını, akıbette hakkın üstün geleceğini… öğrenecektir. Hülasa, hayat yolunda ilerlerken nebiler, sıddîkler, şehitler ve sâlihlerin meş’aleler hâlinde o yolun karanlıklarını dağıttıklarını görerek onların peşinden giden nurlu kafileye katılacak, onlarla arkadaşlık edecektir (Bk. Nisa, 4/69 ).

Kur’ân’ın esas muhatabının kendisi olduğunu bilen, onu bu şuurla okuyan mümin, onun hayat veren nefesiyle, şifalı eliyle kendisini tedavi ettiğini hissedecek, gönlünün kirlerden arınmasını fark edecek, tertemiz, mis gibi kokan bir vaziyete gelmenin saadetini yaşayacaktır. Hamlıklarının giderildiğini, katılıklarının yumuşadığını anlayıp içinde tatlı, ılık esintiler hissedecektir. Başını alıp gitmekten, Rabb’ini unutup da Allah’ın da kendi durumunu kendisine unutturduğu kimse olmaktan (Haşr 59/19),  mayasını, aslını unutup kendisini temize çıkarmaktan, hep kendisini haklı görmekten kurtulacaktır. Hülasa: Eşyayı yerli yerine oturtacaktır; zaman, mekân, dünya, âhiret, eş, iş, evlat, arkadaş, mal, mülk… her birine layık olduğu yeri vermesini öğrenecektir. İnsanlık, Kur’ân’ın bu hidayetine pek muhtaç. Biz, ona inanan, inandığını söyleyen Müslümanlar da ona çok muhtacız. Bu hidayet daha büyük bir zuhurla gelsin de eşyanın hakikatini bir kere daha olduğu gibi göstersin, her şeyi yerli yerine koymayı yeniden öğretsin, neyi ve kimi seveceğimizi, neye ve kime buğz edeceğimizi bildirsin, felâketlerimize son versin. İçinde bulunduğumuz Ramazanla yaşamaya çalıştığımız Kur’ân mevsiminde, bu bahar esintilerinin tatlı okşamalarını hissetmeye başladığımız şu günlerde, Kur’ân’ın hatmi esnasında yapılması müstehab olan şu duayı yaparak sözümüzü tamamlayalım: “Ya Rabbî, Kur’ân’ı gönüllerimizin baharı, gözlerimizin nuru, hüzünlerimizin cilası (gecelerimizin sabahı) kıl.” (Âmîn).

[1] Kanada Başbakanı Sayın Justin Trudeau 2016 yılında medya vasıtasıyla duyurduğu harika Ramazan mesajında bu gerçeği şu cüme ile ifade etmişti: “Müslümanlar Kanada’da ve dünyanın her tarafında bir ay sürecek ruhani yolculuklarını başlatıyorlar. Oruçla, dua ile, namazla ve KUR’AN’ IN MUHAMMED PEYGAMBERE VAHY EDİLMESİNİ HATIRLAYARAK  ONUN NÜZULÜNÜ YENİDEN YAŞAMAKLA bu seyahatlerini sürdürecekler”. Çevrisini verdiğimiz metnin orijinali : « Les musulmans au Canada et partout dans le monde entameront leur voyage spirituel d’un mois de jeûne, de prière et de réflexion pour commémorer la révélation du Coran au prophète Mahomet”. Bu mesajı okuduktan hemen sonra Sayın J. Trudeau’ya bir teşekkür ve tebrik mektubu göndermiştim. O zaman Kanada’ya gitmek hayalimden bile geçmezdi. Şimdi Kanada yönetiminin misafirperverliği ile kendimi burada mukim buldum. Varlığın ta kalbinden gelen bu mesajı duyduğu anlaşılan Sayın J. Trudeau’ya  ve halkına sağlık, başarı ve anlayışlarının devamını dilerim.

[Prof. Dr. Suat Yıldırım] 7.6.2018 [thecrcl.ca]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder